Türkiye işçi sınıfı tarihinin en görkemli ve net sınıf hesaplaşmalarından biri olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, takvim yapraklarında sararıp gitmiş sıradan iki günden ibaret değildir. Bu direniş; fabrikalarda çarkların durduğu, İstanbul ve İzmit sokaklarının üretimi var edenlerin haykırışıyla titrediği, emeğin sermaye karşısında kendi gücünü ve bilincini sokağa nakşettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Türk çalışma hayatını ve sendikal mücadeleyi kökten sarsan bu sürecin arka planını, gelişimini ve sonuçlarını nesnel bir tarihsel perspektifle ele almak, bugünün emek mücadelesini anlamak açısından da kritik bir öneme sahiptir.
1967: DİSK’in Doğuşu ve Sınıf ve Kitle Sendikacılığı İlkeleri
15-16 Haziran’a giden yolun taşları, 13 Şubat 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurulmasıyla döşenmeye başlanmıştır. O döneme kadar hakim olan uzlaşmacı ve vesayetçi sendikal anlayışın, yani “sarı sendikacılığın” zincirlerini kırmak amacıyla yola çıkan DİSK, bu toprakların bağrından fışkıran sınıf ve kitle sendikacılığının somut ifadesi olmuştur.
Konfederasyonun kuruluş ilkeleri son derece net ve tavizsiz temellere dayanıyordu:
Tam Bağımsızlık: Sendikalar sermayeden ve devletten tamamen bağımsız bir çizgide örgütlenecekti.
Tabanın Söz ve Karar Hakkı: Sendikal bürokrasiye karşı söz, yetki ve karar hakkı doğrudan tabana, yani fabrikada üretimi gerçekleştiren işçinin kendisine ait olacaktı.
Sokak ve Meydanların Birleşik Gücü: Sınıfın çıkarları her şeyin üstünde tutulacak, geniş işçi kitlelerinin birleşik gücü sadece masa başında değil, sokakta da kendini gösterecekti.
Kısa sürede fabrikalarda dalga dalga yayılan bu ilkeler, DİSK’i tüm Türkiye emekçileri için sarsılmaz bir çekim merkezi haline getirmiştir.

Direnişe Giden Süreç: 12-14 Haziran
İşçi sınıfının bu hızlı uyanışı ve bilinçlenmesi, sermaye çevrelerinde ve dönemin siyasi iktidarında büyük bir tedirginlik yarattı. DİSK’in örgütlülüğünü kırmak ve işçileri yeniden denetim altındaki uzlaşmacı sendikalara mahkûm etmek amacıyla antidemokratik bir yasa tasarısı hazırlandı. 12 Haziran 1970 günü, DİSK’i fiilen kapatmayı ve işçinin en temel silahı olan “sendika seçme özgürlüğünü” elinden almayı amaçlayan bu tasarı Meclis’ten geçirildi.
Ancak egemenlerin hesaba katmadığı unsur, DİSK bünyesinde yetişen işçilerin örgütlülük düzeyiydi. 13 ve 14 Haziran hafta sonu boyunca fabrikalarda gizli ve yoğun bir hareketlilik başladı. Sınıf ve kitle sendikacılığı bilinciyle harmanlanmış fabrika komiteleri acil toplantılar düzenledi. Türkiye Komünist Partisi (TKP) başta olmak üzere dönemin öncü kadroları işçilerle hızlı bir koordinasyon sağladı. Fabrika koridorlarında ve işçi mahallelerinde alınan karar sarsılmazdı: “Pazartesi sabahı çarklar duracak, sokaklar bizim olacak!”
15 Haziran Pazartesi: Eylemin İlk Günü ve Sınıf Dayanışması
Tarih 15 Haziran Pazartesi sabahını gösterdiğinde, İstanbul’un ana sanayi havzalarında zaman adeta durdu. Saat 09.00 dolaylarında Kartal’dan Maltepe’ye, Eyüp’ten Levent’e kadar uzanan devasa bir hat üzerindeki tüm fabrikalarda şalterler aynı anda indirildi. İşçiler, fabrikalarından çıkarak devasa kollar halinde caddelere akmaya başladı.
Günün ilerleyen saatlerinde, sermaye iktidarının beklemediği büyük bir kırılma yaşandı. Sokaktaki kararlılığı ve haklılığı gören binlerce Türk-İş üyesi işçi de sınıf dayanışmasının bir gereği olarak fabrikalarını boşaltıp yürüyüşe katıldı. Kağıt üzerindeki yapay sendika ayrımları sokaktaki pratik mücadele içinde tamamen silindi. Ankara asfaltı artık işçilerin mutlak denetimi altındaydı ve bu muazzam kenetlenme, sermaye cephesine sınıfın gerçek gücünü ilk günden hissettirmişti.
16 Haziran Salı: Tankları Aşan İrade ve Barikatlar
16 Haziran Salı günü, eylemin boyutu ve şiddeti bir üst aşamaya taşındı; süreç kelimenin tam anlamıyla tarihi bir sınıf savaşına dönüştü. Sabahın erken saatlerinde İzmit ve Gebze havzalarından yola çıkan işçilerin de İstanbul’daki kollara eklenmesiyle sokaklardaki emekçi sayısı 150 bini aştı.
Büyük bir panik yaşayan hükümet, işçi kollarının birleşmesini engellemek amacıyla sert tedbirlere başvurdu:
Galata Köprüsü açtırılarak iki yakanın teması kesilmeye çalışıldı.
Şehir hatları vapur seferleri tamamen iptal edildi.
Kritik noktalara askeri barikatlar, polis hatları ve tanklar konuşlandırıldı.
Ancak bu barikatlar muazzam bir nehir gibi akan işçi selini durdurmaya yetmedi. Eminönü ve Sirkeci hatlarındaki polis barikatları işçilerin kararlılığıyla yarıldı. Anadolu yakasında ise Kadıköy Meydanı tarihi anlara sahne oldu. Yoğurtçu Parkı ve Bağdat Caddesi üzerinden gelen on binlerce işçinin önüne dikilen tanklar, işçilerin üzerlerinden atlayarak barikatları geçmesiyle işlevsiz bırakıldı.
Bu irade karşısında aciz kalan devletin kolluk güçleri, işçilerin üzerine doğrudan ateş açtı. Bu karanlık saatlerde Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adındaki üç işçi kardeşimiz barikatların önünde şehit düştü.

Sonuçlar ve Büyük Kazanım
Çatışmaların ve yürüyüşlerin ardından, 16 Haziran gecesi saat 21.00’de hükümet İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan etti. Takip eden günlerde DİSK yöneticileri ve yüzlerce öncü işçi gözaltına alındı, binlerce işçi tazminatsız olarak işten atıldı.
Baskılara ve sıkıyönetim şartlarına rağmen işçi sınıfı sokakta kazandığı mevziden geri adım atmadı. Fabrikalardaki ve sokaklardaki bu sarsılmaz direnişin yarattığı siyasi ve toplumsal basınç sonucunda egemenler geri adım atmak zorunda kaldı. Anayasa Mahkemesi, işçilerin sokakta çiğneyip geçtiği o antidemokratik sendika yasasını iptal etti. Böylece işçi sınıfı, fiilen ve canı pahasına kazandığı bu büyük savaşı hukuken de tescillemiş oldu.
Sonuç
1967 yılında dikilen sınıf ve kitle sendikacılığı tohumu, 1970 yılının Haziran ayında tankları ve barikatları aşan devasa bir çınara dönüşmüştür. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının ilkelerine sadık kaldığında, örgütlü ve birleşik bir güç olarak ayağa kalktığında önünde hiçbir barikatın duramayacağını tarihsel bir kanıt olarak önümüze koymaktadır.
Bugün de emeğin haklarını savunma mücadelesinde, “Vatan Cumhuriyet Emek” ekseninde DİSK’i var eden o köklü ilkelere sarılmak, sömürü çarklarına karşı sarsılmaz bir irade göstermek yegane çıkış yoludur. 15-16 Haziran’da tankları aşanların anısı ve deneyimi, bağımsız ve adil bir gelecek mücadelesine ışık tutmaya devam etmektedir.






















































