Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır patronların gücünü siyasilerden aldığını söyledi
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, siyasetçilerin ve sendikaların çıkar odaklı tutumu nedeniyle işçinin artık hak değil yalnızca “maaş” arar duruma geldiğini belirterek, “İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler.” dedi.
Çakır, emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: “Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da ‘Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim’ dedi. Böylece işçi her kesim tarafından bastırıldı.”
Çakır’a göre, “siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.”

‘İşçiler hak aramayı bıraktı, maaş alma derdinde’
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır Cumhuriyet’ten İklim Öngel‘in sorularını yanıtladı.
-Bu yılın başından beri özellikle maden işçilerinin sesini daha fazla meydanlarda duyuyoruz. Bu eylem süreci nasıl başladı, işçiyi sokağa çıkaran kırılma noktası neydi?
İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler. Artık işçinin zor koşullarda, yedi kat yerin altında çalıştığı göze görünmüyor. Büyük bir sorumsuzluk ve duyarsızlık var. Patronlar işçinin parasını bankada tutarak daha çok kar elde etmeye çalışıyorlar. Patronlar, hem işçiden hem bankadan hem de yerin altından çıkan kömürden para kazanıyorlar. Türkiye’de işçi sınıfı eskiden hakkını arıyordu bugün maaşını arıyor. Çünkü ya işçilerin maaşlarını aylarca vermiyorlar ya da işçileri aylarca ücretsiz izne çıkarıyorlar. Bu yıl başından itibaren Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde işçiler sokağa çıkmaya başladı, işçiler bizi bir bayrak olarak gördüler.
-Aylarca ücretsiz izne çıkarılan, çalıştığı halde maaşını alamayan işçiler bu sürede nasıl ayakta kalıyor?
Bunu Türkiye’yi yönetenlere ve federasyonlara sormak lazım. Milletvekilleri yüzlerce lira maaş alıyor, emekli olmuşlarsa hem milletvekili hem emekli milletvekili maaşı alıyorlar ki çoğu böyle. Sendika yönetimlerinde maaşlar, asgari ücretin kat be kat fazlası. Patronlar da kendi kazandığına bakıyor. İşçi ne yemiş ne içmiş, çocukları, eşi ne yapmış kimsenin umurunda değil. Evine ekmek götüremeyen işçinin yuvasının yıkıldığını gören de yok, soran da. Ama bizim çevremizde yuvası dağılan aileler var. Aç bırakılan insan çocuğunu doyurmak için her şeyi yapabilir. Para yoksa toplum da kötüye gider. Ama bunlar hiç hesap edilmiyor.
‘Mücadele eden kazanıyor’
-Siz mayıs ayında işçilerle birlikte Ankara’ya yürüdünüz ve zaferle döndünüz. Bu eylem sayesinde özellikle işçi hakları konusunda yeni bir mücadele alanı açıldığı yönünde yorumlar yapıldı. O süreçte gözaltına da alındınız, neler yaşandı?
Yürüyüp geldikten sonra Ankara’nın girişinde gözaltına alındık. Akşama kadar tutup bıraktılar. Akşam Enerji Bakanlığı’nın önünde bizi topladılar, bariyerleri kurdular, üstümüz çıplaktı, su bile alamadık. Sabaha kadar eksi üç dereceyi gördük, sabah tekrar gözaltına aldılar. “Açım” diyen işçi gözaltına alınırken, patrona “İşçinin parasını neden vermedin” diye soran olmadı. Ama biz sonuçta mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz bu eylemle büyük bir adım attık. Geçen hafta gelen yazıya göre bir hak daha kazanıldı. Ücretsiz izne çıkarılan işçiler de geriye dönük maaşlarını alacak. 129 arkadaşımız çalışmak istemedikleri için işverenle karşılıklı imza attılar. Hem tazminatlarını hem de işverenin başta kabul etmediği ihbar tazminatlarını da alacaklar. Taleplerimizin tümü karşılandı. Demek ki hak aranınca bulunuyor, mücadele edilince kazanılıyor.

-Sendikanıza üye olduğu için işten çıkarılan işçilerin durumu ne oldu?
Altı arkadaşımız sendikal sebepten çıkarılmıştı. Bu arkadaşlarımız da tazminatlarını alacak.
-Sizin de söz ettiğiniz gibi eylemlerde işçiler zam ya da yeni haklar talep etmek yerine, sadece maaşlarını ister duruma geldi. Emek mücadelesi, en temel hakkın dahi alınması için eylem yapmak zorunda kalınması noktasına kadar nasıl geriledi?
Emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara ise bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da “Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim” diyerek hareket ettiği için işçi her kesim tarafından bastırılıp sindirildi. Buna neden olan sendika ve siyasetçilerdir.
-Türkiye’de sendikaların önemli bir kısmının iktidardan veya işverenden bağımsız hareket edemediği yönündeki eleştirilere katılır mısınız?
Yüzde 100 katılıyorum. Bugün yaşadıklarımızın nedeni budur. Elbette iyi sendikacılık yapan vardır ama işçinin bu duruma düşmesinden siyasetçiler ne kadar sorumluysa, sendikalar da o kadar sorumludur.
-Siz bağımsız bir sendikanın genel başkanısınız, federasyona bağlı sendikalara göre daha fazla baskıyla karşılaşıyor musunuz?
Türkiye’de üç federasyon var. Hangi iş kolunda çalışırsanız çalışın, sendikalıysanız bu üçünden birine bağlı olacaksınız. Sistem böyle olunca federasyonlar büyüdü, işçi küçüldü. İşçinin alım gücü tükendi, hak talep edemez hale geldi. Biz bağımsız olduğumuz için hem siyasal baskı hem sendikal baskı hem de patron baskısı görüyoruz. İşçinin işi çok zor. Patron işçiyi tehdit ediyor, gösterdiği sendikaya üye olmasını dayatıyor. Federasyonlar da işçi bize üye olmasın diye elinden geleni yapıyor. Çünkü biz işçimizle her ay toplantı yapıyoruz, işçilerimize eğitim veriyoruz. Uzmanlarımız işçi nedir, patron nedir, sendikacılık nedir, yurttaşlık nedir, eskiden olan ama bugün olmayan ne var, tümünü anlatıyor. Örneğin eskiden dört ikramiye alınırdı ya da “Grev Fonu” vardı. İşçi greve çıkarsa maaş ödenmediğinde, işçinin maaşı bu fon aracılığıyla ödenirdi. Artık bunlar bitti.
‘Sendikaları susturdular’
Siyasetçiler sendikalara “Biz size karışmayacağız, siz eylem yapmış gibi gözükeceksiniz, işçinin gazını alacaksınız. Biz kestiğiniz aidata karışmayacağız” dedi. Siyasetçiler sendikalara yön vermeye başlayarak sendikaları susturdu. Kimse sendika yönetimlerinin aldığı parayı, işçiye ne verdiğini, aldığı aidat ile ne yaptığını sorgulamıyor. Siyasetçi de sendikacı da patron da aynı yerde. Bu işçi korkmasın da ne yapsın…
-İşçi en çok neden korkuyor?
Madene girmek herkesin harcı değildir. Madenci kefenini cebine, kellesini torbasına koyar ve yerin altına iner. Yaşam ile ölüm arasında bıçak sırtı bir hayat sürer. Bu işçinin kitap okumaya zamanı olmaz, sendika eğitim vermediği için haklarını da öğrenemez. İşinden olmaktan korkar, çünkü sesini çıkaranların işten atıldığını görür. Ekmek parası, çocuğumun rızkı diye “Maaşımı düzenli alayım yeter” der.

-Bu korku nasıl kırılır?
Bu korkuyu aşmanın yolu siyasetten geçiyor. İşçiler sadece beş yılda bir, seçim zamanı hatırlanırsa bu korku kırılmaz. Siyasetçiler işçinin kim olduğunu, ne olduğunu anlamalı, anlatmalı. Siyasetçi her konuşmasında mutlaka işçinin, emekçinin haklarından söz etmeli ama tersine herkes işçiden besleniyor. İşçi olmadan patron, sendikacı olamayacağı gibi siyasetçi de olamaz. İşçi olmadan milletvekili, cumhurbaşkanı da olunamaz. Bu nedenle siyasetçiler, ülkeyi yönetenler üç cümlelerinden birini işçiye ayırmazsa bu korku kırılmaz. Türkiye’de asgari ücret ile çalışan yüzde 47. Dünyada bu oran yüzde 7. Tüm siyasi partiler, asgari ücretin ne olması gerektiğiyle ilgili bir miktar söylüyor, biri bile “Biz bu oranı yüzde 10’a indireceğiz” demiyor.
-İşçi hakları söz konusu olduğunda siyasetten destek görmüyor musunuz?
Hiç görmüyor değiliz, biz eylem yaptığımızda yanımızda gelirler. Ama biz, “Biz eyleme çıkmadan siz bu haksızlıkları dillendirin” diyoruz. Bu ülkede işçisini, emekçisini, emeklisini sürekli dile getiren kaç siyasetçi var… Oy zamanında gelirler, başka zaman yoklar. İşçinin ihtiyacı olmadan derdini dinleyin, ihtiyaç olduğunda zaten herkes dert dinliyor. Saz çalmaya başladığında sesi herkes duyar, işçi sazı çalmaya başlamadan önce siyasetçi sazı eline alsa, işçi dinlese daha kıymetli olur.
-Soma bir maden kenti olmasına rağmen bugüne kadar madencilerin siyasette yeterince temsil edilmediği eleştirileri var. Sizce neden bir madenci belediye başkanı ya da güçlü bir siyasi temsil çıkmıyor?
Kimin başkan, kimin meclis üyesi olacağını işveren seçer. İşçinin içinden çıkmaz. Siyasi temsil için işçinin bilinçli olması şart. Önce eşinin değerini, çocuğunun kıymetini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın anlamını, bunun işçiye verdiği hakkı hukuku bilmesi gerek.
-İşçi önce sınıf bilinci mi kazanmalı?
Önce işçi sınıfı bilinçlenecek. Sınıf bilinci olmayan bir işçiyi herkes istediği yere çeker. Her rengi gösterirler ama beyazı saklarlar. Siyaset de sendikalar da böyledir. Tümü aynı masaya oturur, işçiyi pazarlar. Çıkan her yeni yasada işçinin hakkından alınır. İşçi kendisi için iyi bir yasa çıktığını zanneder ama çıkan yasayla işçinin 100 lirası varsa 10 lirasını çoktan almış olurlar. Her yeni yasada işçi kaybeder, daha çok köleleşir. İşçi hem kaybetsin hem şükretsin isterler.
-İşçiler bugün maaş aldıklarına dahi şükreder duruma mı geldi?
Mücadele eden insan sonunda kazanamasa bile elinden geleni yaptığı için şükredebilir. Ama mücadele etmeden, hiçbir şey yapmadan şükredilmez. Gücün yoksa yukarıdakiler işçinin şükretmesini ister, işçiye şükretmeyi öğretir. İnsanın cebinde sadece 1 lira çay parası varsa onu bile kaybetmekten korkar ve şükretmeye alışır. Korku burada başlar, parası olmayan, eğitimi olmayan cümle kuramaz, hak arayamaz. Bu ülkede işçi, emekçi, halk bilinçlenmeden olmaz. Bizim bir mücadelemiz de işçimizi bilinçlendirme mücadelesidir.

-Türkiye’de muhalefete yönelik operasyonlar ve yargı süreçleri gündemde. Bu siyasi atmosfer işçi hareketine ve sendikal mücadeleye nasıl yansıyor?
Siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi daha da kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. İşçiyi düşünen yok. Maaşını alamadığını, iş cinayetine kurban gittiğini söyleyen yok. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.
‘Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin’
-Siz kaç yıl yer altında çalıştınız ve bugün aldığınız emekli maaşı ne kadar?
22 yıl yer altında çalıştım, emekli maaşım asgari ücretin altında. Açlık sınırında da yoksulluk sınırında da yokum. Emeklilerin maaşının buraya kadar düşmesinde siyasetçi ne kadar suçluysa sendikacılar da o kadar suçlu.
-Madencilikte en acil çözülmesi gereken üç sorun olarak neleri sıralarsınız?
Maden işçilerinin maaşları gününde ödenmiyor, maaşlar gününde ödensin. İşçileri ekmekleriyle tehdit etmesinler, korkutmasınlar ve işçilerimizi eğitsinler. Sendika, işveren kim yapabiliyorsa, kimin imkanı varsa işçiyi bilinçlendirsin. Bilinçli işçi nitelikli işçidir, bilinçsiz işçi ise her şeyi yapabilen ama ne yaptığını bilmeyen işçidir.
Portre
1976’da Manisa’nın Soma ilçesinin Ularca Köyü’nde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra askere gidene kadar hayvancılık ve çiftçilik yaptı. Vatani görevini tamamlamasının ardından maden ocaklarında işe başladı. 22 yıl maden işçisi olarak çalıştı. Sendikal yaşamı, 2018’de kurulan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nda başladı. Kurucu merhum başkan Tahir Çetin’in genel başkanlığı döneminde mahalle sekreteri görevinde bulundu. Çetin’in ardından genel başkan seçilen Çakır, beş yıldır genel başkanlık görevini sürdürüyor.























































