Türkiye’de sermaye düzeni, halkın ekmeğine ve doğasına el koyarken karşısında dikilen her iradeyi yargı kıskacıyla boğmaya çalışıyor. Bugün birbiri ardına yükselen bu haksızlık dalgası, artık sadece bir “ifade özgürlüğü” meselesi değil; işçi sınıfının bizzat yaşam hakkına yönelik topyekün bir saldırıdır. 1920 TKP’nin o net tespiti, bugün bizler için artık bir mücadele pusulasına dönüşmüştür: Biz durdurmazsak durmayacaklar.
Bu saldırı silsilesinin ilk hedefi, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen oldu. Türkmen’i zindana atan süreç, onun şu tespiti dile getirmesiyle başladı: “Fabrikalarda işçiler ölüyor, elleri kolları kopuyor; bir tane patron ifade vermeye bile çağrılmıyor ama bir sendikacı işçinin can güvenliğini savunduğu için tutuklanıyor.” Türkmen’in yürüttüğü çalışma, işçinin yaşamını patronun kâr hırsına kurban etmeyen bir can güvenliği mücadelesidir. Onu hapsedip siyasi yasak istemek, fabrikaları birer köle kampına çevirme niyetinin açık bir ilanıdır. Bu hamleyle, iş cinayetlerinin ve denetimsizliğin üzerini tamamen örtmek, işçiyi ise her türlü savunmadan yoksun bırakmak istiyorlar.

Onlar durmayacak!
Sermaye düzeni durmuyor ve durdurulmadıkları için saldırı menzilini genişletiyor. Bir tekstil işçisinin can güvenliği, onu savunan temsilcilerin onuru ve köylünün zeytin ağacı artık aynı ortak kavgada birleşmiştir. Akbelen’de köylünün toprağına ve zeytinine göz koyan Limak Holding, bu sürece itiraz eden isimleri yargı yoluyla saf dışı bırakmaya çalışıyor. Esra Işık, Limak’ın acele kamulaştırma kararlarına ve doğa katliamına karşı dik durduğu için tutuklandı. Vatan toprağını savunmak “suç” hanesine yazıldı. Hemen ardından, Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu hedef alındı. Başaran Aksu’yu hapse atan el, aslında Limak’ın dozerlerinin önünü açmak isteyen elin ta kendisidir. Bu tutuklama, sermayenin kâr hırsına karşı örülen barikatı yıkma ve direnen tüm kesimlere gözdağı verme girişimidir.
Silsile, Bağımsız Maden-İş bünyesinde görev yapan Doğukan Akan ile devam etti. Akan, sendika adına yapılan açıklamada Başaran Aksu’nun tutuklanmasına tepki gösterdiği ve bu hukuksuzluğu eleştirdiği için tutuklanarak bu sürece dahil edildi. İşçi temsilcilerini hedef alan bu tutuklamalar, işçiyi hakkını savunacak örgütsel iradeden mahrum bırakma girişimidir. Limak gibi holdingler, kendilerini hukuktan üstün gören bir anlayışla hareket ediyorlar. İşçinin tazminatına el koyan maden baronları ile Akbelen’de ağaç kesenler aynı saftadır. Onlar durmayacak. Biz durdurmazsak; zeytinliklerimiz maden sahasına, fabrikalar ise denetimsiz ölüm çukurlarına dönecek.
Biz durduracağız!
Toplumcu kurtuluşun yolu, bu ayrı görünen direnişlerin bir yerde buluşmasından geçer. Mehmet Türkmen’in iş cinayetlerine karşı yükselttiği o hayati çığlık, Başaran Aksu ve Doğukan Akan’ın emek verdikleri mücadele, Esra Işık’ın Akbelen’deki inadıyla birdir. Sermaye düzeni; fabrikada işçiyi sakat bırakırken, Akbelen’de nefesimizi keserken kendiliğinden durmayacak. Onları durduracak olan tek güç, bu isimlerin sürdürdüğü yürüyüşe sahip çıkacak olan halkın örgütlü iradesidir. Hukuku holdinglerin kalkanı olmaktan çıkaracak, adaleti ise bu topraklarda emeğin hükmüyle yeniden kuracak olan biziz.






















































