Yerin metrelerce altında, karanlığın ve ölümün gölgesinde ekmeğini arayan madencinin feryadı, ne yazık ki yeryüzünde adalet duvarlarına çarpıp sessizliğe mahkûm edilmeye çalışılıyor. Yıllardır patronların kuralsızlığına, iş cinayetlerine ve emek hırsızlığına karşı yürütülen bu hak arama mücadelesinde madencilerle omuz omuza duran Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanması, bu ülkenin çalışma düzeninin kimlerden yana olduğunun en çıplak ve en acı kanıtıdır. Madencinin hakkını gasp eden, ocağı mezara çeviren patronlar etraflarındaki cezasızlık zırhıyla korunurken, bu sömürü düzenine karşı ses çıkaranların cezaevine konulması kabul edilemez bir hukuk garabetidir.
Verilen garantiler ve çiğnenen sözler
Üstelik bu süreçte, bizzat üç bakanlığın temsilcilerinin katıldığı masalarda patronlar söz vermiş, devletin yetkili makamları garantör olarak masada yer almıştı. İşçilere tazminatlarının ve haklarının eksiksiz ödeneceği taahhüt edildi. Ancak atılan o imzalar, verilen o devlet garantileri kağıt üzerinde bırakıldı; patronlar sözlerini tutmadı, madencinin hakkı bir kez daha gasp edildi. Üç bakanın garantörlüğüne rağmen alacakları ödenmeyen madenciler hakkını aramak için yeniden sokağa çıktığında ise karşılarında patronları değil, yine barikatları ve polis baskısını buldu.
Sendikacılık suç değildir
İşte bu direniş hafızasının, çiğnenen sözlerin ve kararlı mücadelenin devamında, Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanması geldi. Bu karar, bu ülkenin çalışma düzeninin kimlerden yana olduğunun en çıplak ve en acı kanıtıdır. Üç bakanlığın garantörlüğüne rağmen sözünü tutmayan, madencinin hakkını gasp eden ve ocağı mezara çeviren patronlar etraflarındaki cezasızlık zırhıyla korunurken, bu sömürü düzenine karşı ses çıkaran işçi önderlerinin cezaevine konulması kabul edilemez bir hukuk garabetidir.
Bakanlık görevini yapmalıdır
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, o görevde sermayenin çıkarlarını gözetmek için değil, doğrudan işçinin hukukunu ve haklarını savunmak için bulunmalıdır. Gün, verilen garantileri unutup patronların sırtını sıvazlama günü değildir; gün, verilen sözleri tutmayan ve alın terini gasp edenler hakkında derhal suç duyurusunda bulunma ve adli süreçleri işletme günüdür. Ancak ne yazık ki gördüğümüz manzara bambaşkadır: Hak arama mücadelesi kriminalize edilmekte, sendikal faaliyetler suç gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Mağduriyet yaratanlar elini kolunu sallaya sallaya gezerken, işçinin onurunu savunan önderlerin hapsedilmesi, sermaye düzeninin gerçek yüzünü bir kez daha ifşa etmektedir.
Yargı baskıya son vermelidir
Unutulmamalıdır ki Gökay Çakır ve Başaran Aksu nezdinde gerçekleştirilen bu haksız tutuklamalar, yalnızca Bağımsız Maden-İş’e değil; tüm işçi sınıfına ve sendikalara yapılmış açık bir saldırıdır. Hak arama mücadelesini gözdağıyla yok etmek isteyenlere karşı sessiz kalınamaz. Buradan başta DİSK ve TÜRK-İŞ olmak üzere tüm konfederasyonlara ve sendikalara açıkça çağrıda bulunuyoruz: Gün, parçalı durma günü değil, sınıf dayanışmasını büyütme günüdür! Bu saldırı karşısında sesinizi yükseltin, açıklama yapın ve madencilerin direnişine somut destek verin.
Yargı mekanizması sermayenin sopası olmaktan vazgeçmeli, bu baskı politikasına derhal son verilmelidir. Gökay Çakır ve Başaran Aksu şahsında cezalandırılmak istenen, işçi sınıfının insanca yaşama talebidir. Bu prangalar emekçilerin örgütlü mücadelesini asla durduramayacaktır.
Bakanlık görevini yapmalı, altına imza attığı garantörlüğün arkasında durarak işçinin hakkını yiyenlere karşı gereğini yerine getirmelidir. Yargı, bu lekeli karardan dönerek sendika önderlerini serbest bırakmalıdır. Çünkü biliriz ki yeraltının karanlığı ne kadar derin olursa olsun, madencinin kazması ve işçinin omuz omuza verdiği dayanışma o karanlığı mutlaka delecektir.
Kahrolsun bu sömürü düzeni, yaşasın madencilerin örgütlü mücadelesi!
























































