Türkiye, yerel yönetimlerin sadece hizmet birimi değil, iktidarın CHP’yi ve muhalefeti dağıtma hamlesi kapsamında birer “operasyon sahası” olarak görüldüğü karanlık bir dönemden geçiyor.
Özellikle 19 Mart’tan itibaren vites yükselten bu süreç, yargı ve polis gücünün birer siyasi sopa olarak kullanıldığı, muhalefeti bütünüyle tasfiye etmeyi amaçlayan sistematik bir istibdat saldırısıdır. Seçilmiş belediye başkanlarına ve meclis üyelerine dayatılan o keskin yol ayrımı, bugün Türkiye’nin demokrasi sınavıdır: Ya kolundaki kelepçeyi onurla taşıyacaksın ya da yakana takılan o kirli rozetle halkın iradesini teslim edeceksin.
İstibdadın muhalefeti içten dağıtma stratejisi
Bu saldırı dalgasının asıl hedefi, ana muhalefet partisi CHP’yi yerelde felç etmek ve içten içe parçalamaktır. İktidar, sandıkta kaybettiği mevzileri adliye koridorlarında, sahte delillerle kurgulanmış dosyalarla geri almaya çalışmaktadır. Bu bir “hukuk süreci” değil, muhalefetin nefes aldığı her alanı kurutma ve halkın direnme odaklarını bütünüyle tasfiye etme hamlesidir. Seçilmiş temsilciler; hapis tehdidi, kayyum darbesi ve siyasi yasaklarla kuşatılarak bir “teslimiyet” sınavına sokulmaktadır. Amaç, CHP’yi kurumsal olarak dağıtmak ve seçmeni “oyumun bir hükmü yok” duygusuna hapsederek umutsuzluğa sürüklemektir.
Rozet bir ihanet ve aklanma rüşvetidir
İktidarın önüne koyduğu o “rozet”, sadece basit bir parti değişikliği simgesi değildir. O rozet, halkın iradesine ihanet etmenin, istibdat rejimine biat etmenin ve karşılığında “hukuki dokunulmazlık” satın almanın bedelidir. Rozeti takanlar için geçmişteki tüm suçlamalar bir gecede buharlaşırken, CHP çatısı altında kalmakta direnenler ağır baskılarla sanık sandalyesine oturtulmaktadır.
Bu süreçte en vahim tablo ise, halkın oyuyla, CHP’nin listelerinden seçilip de “etkin pişmanlık” kılıfı altında iktidar saflarına sığınanların sergilediği tutumdur. Kendisine bu yetkiyi veren milyonların iradesini bir “pişmanlık” malzemesine dönüştürüp AKP saflarına geçmek, sadece siyasi bir saf değişimi değil, halkın emanetine yönelik bir irade hırsızlığıdır. Meclis sıralarında veya belediye koltuklarında otururken halkın umudunu şahsi bir pazarlık malzemesine dönüştürenler, istibdat rejimine sunulmuş en büyük ödüldür. Bu hamleler yapanı aklamaz; aksine halkın vicdanında ve tarihin önünde mahkûm eder. Rozet takmak; celladına aşık olmak, halkın güvenini iktidarın bekası için kurban etmektir.

Kelepçe halkın iradesine vurulan onur nişanıdır
Kelepçe, bu düzende sadece bir kişinin bileklerine değil, onu oraya seçen milyonların iradesine vurulmaktadır. Toplumsal birliktelikleri ve halkın yerel yönetimlerde söz sahibi olma girişimlerini hedef alan bu baskı rejimi, kelepçeyi bir susturma aracı olarak kullanmaktadır. Ancak baskılara teslim olmayanlar, transfer tekliflerini elinin tersiyle iten ve bu uğurda bedel ödemeyi göze alanların duruşu, Türkiye’nin demokrasi tarihine düşülen en kıymetli nottur. İroni şudur ki; bu çürümüş düzende kelepçe takmak, halkın emanetini satıp “pişmanlık” dilekçeleriyle rozet takmaktan çok daha temiz ve çok daha onurlu bir duruştur. Bileklerdeki o metal, aslında teslim alınamayan bir iradenin kanıtıdır.
Kuşatmaya karşı omuz omuza
Bu kuşatmayı yarmanın yolu, iktidarın çizdiği o kirli “kelepçe mi, rozet mi?” ikilemine hapsolmak değil, demokratik meşruiyeti ve CHP’ye emanet edilen halk iradesini tavizsiz savunmaktır. Bizim için CHP’yi savunmak, yapılan hatalara göz yummak değil; aksine, o hataların iktidar tarafından birer gedik olarak kullanılmasına karşı en sert eleştiriyi içeriden yaparak, halkın kalesini tahkim etmektir. Seçilmişlerin iradesinin gasp edilmesine karşı durmak, sadece bir partiyi savunmak değil, bizzat halkın egemenliğini ve ülkenin demokratik geleceğini savunmaktır.
Sonuç
Bugün Türkiye’nin önünde tek bir gerçek vardır: Ne istibdadın kelepçesi bizi yıldırabilir, ne de kirli pazarlıkların rozeti halkın iradesini satın alabilir. Bu karanlık kuşatma, ancak koltuğunu değil onurunu savunanların, rozeti değil halkın emanetini baş tacı edenlerin mücadelesiyle dağılacaktır.
Seçme ve seçilme hakkına sahip çıkanlar, kelepçeyi göze alıp direnenler ile dayanışanlar; bağımsız demokratik laik sosyal hukuk Cumhuriyeti’ni savunanlar; Vatan Cumhuriyet Emek için mücadele edenler kazanacak! Yarının özgür Türkiyesi, bugün bu değerlerden milim sapmayanların eseri olacaktır.






















































