‘İleri Demokrasi’ vaadiyle işbaşına gelen AKP iktidarı, göreve geldiğinden bugüne kadar geçen 24 yıllık süre içinde; 21 Ekim 2007, 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 tarihlerinde yapılan üç ayrı referandumla birlikte toplam 12 defa anayasa değişikliği gerçekleştirdi.
Hepsinin gerekçesi aynıydı. Darbe anayasasına karşı sivil anayasa yaparak insan haklarını ve özgürlükleri geliştirmek ve Türkiye’yi daha fazla demokratikleştirmek.
177 maddelik Anayasa’nın 134 maddesinde yapılan düzenlemelerle yasama, yürütme ve yargı erklerinde köklü değişiklikler yapıldı. Kuvvetler ayrılığı ilkesi darmadağın edildi.
12 Eylül 2010 tarihinde, “Askeri vesayet rejimine karşı özgürlükçü, demokratik, sivil Anayasa” vaadiyle yapılan referandum sonucunda; ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemi’ adıyla ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi. 600 Milletvekilinden oluşan TBMM etkisiz hale getirilerek işlevsizleştirildi. Parlamenter sistem yıkılarak halkın egemenliğine son verildi.
“Askeri vesayet rejimi son bulacak, Başkanlık Sistemi Türkiye’yi şahlandıracak” propagandasıyla TBMM’yi işlevsiz hale getiren AKP/MHP iktidarı, 24 yılda ülkeyi sadece ekonomik iflasın ve yıkımın eşiğine getirmekle kalmadı. Aynı zamanda zaten kısıtlı olan demokratik hak ve özgürlükleri de tamamen yok etti.
Bugüne kadar defalarca değiştirdiği Anayasaya bile uymayan iktidar, bu defa önümüzdeki seçimlerden sonra da iktidarını sürdürebilmek amacıyla, sözde ‘daha özgürlükçü, daha demokratik ve daha da sivil Anayasa’ vaadiyle yeni bir Anayasa değişikliğini gündeme getirmeye hazırlanıyor.
Siyasi iktidarın “özgürlükçü, demokratik ve sivil Anayasa” vaadinde ne kadar samimi olduğunu anlamak için geçmişte yaşadıklarımızı hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.
2010 yılında 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına ‘izin’ vererek, “Artık 1 Mayıs Hem Bayram Hem Taksim’de, Kutlu Olsun” diye Taksim Meydanı’na AKP İstanbul İl Başkanlığı imzalı pankart astıran iktidar; Anayasa Mahkemesinin, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasına yönelik yasaklama kararının, “Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının engellenmesi” olduğu yönündeki kararını görmezden geliyor.
Taksim Meydanı, T.C. Anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İLO Sözleşmeleri yok sayılarak 1 Mayıslarda emekçilere yasaklanıyor. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen bu yasak hâlâ devam ediyor.
Gezi Direnişinde halka karşı kullanılan onbinlerce gaz bombası, biber gazı, plastik mermiler, içine kimyasal ilaç karıştırılmış tonlarca tazyikli su ve yitirdiğimiz canlar, hâlâ hafızamızda. Yaşananları unutmak mümkün mü?
İşverenlere sendika kurma hakkı tanınmışken; emekli yurttaşların insanca yaşamak için toplu sözleşmeli sendika talebiyle kurdukları emekli sendikaları, “Anayasada Emeklilerin sendika kurma hakkı olmadığı” gerekçesiyle kapatılıyor.
İşçilerin grev yapmaları ‘milli güvenliğe aykırı olduğu’ gerekçesiyle ‘erteleme’ adıyla defalarca fiilen yasaklanıyor.
Sendikaya üye oldukları için işten atılan veya maaşları ödenmediği için haklarını arayan işçilerin karşısına polis barikatı kurularak haklarını aramaları engelleniyor.
Kâr hırsıyla gözü dönmüş bir avuç madenciye karşı köyünü, toprağını, ormanını ve zeytinliklerini korumak için mücadele eden köylü yurttaşlar, jandarma marifetiyle yerlerde sürüklenerek gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.
İktidara muhalif olan güçleri parçalayarak yok etmek amacıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve halkın oylarıyla işbaşına gelen CHP’li belediye başkanlarına yönelik düzenlenen hukuk dışı kumpaslarla halkın iradesi ve milletin egemenliği yok edilmek isteniyor.
Aslında söylenecek ve yazacak daha çok şey var. Fakat fazla söze gerek yok. Emeklilerin sendika kurmasına bile tahammül edemeyen ve bugüne kadar kurulan bütün emekli sendikalarını kapatan bir siyasi iktidar ülkeye demokrasi, barış ve özgürlük getiremez.
İktidarın “Sivil ve Demokratik Anayasa” vaadi tamamen bir aldatmaca ve “Cambaza Bak” oyunudur.
Siyasi iktidar ve TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yer alan muhalefet partileri, eğer Türkiye halkına karşı vaatlerinde samimiyseler; TBMM’de “Emekliler ve Emekçiler İçin İnsanca Yaşam Komisyonu” kurulsun ve halkın gerçek gündemindeki can yakıcı sorunların çözümü için çaba harcansın.
Emekli maaşları ve asgari ücret; ev kiralarının ve faturaların rahatça ödenebileceği, açlık ve yoksulluk sınırının üzerinde insanca yaşanabilecek bir seviyeye çıkarılsın.
Uzun lafın kısası; ayinesi iştir AKP’nin lafa bakılmaz. Yaparsa AK Parti yapar. Ancak bu hep böyle gitmez. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.
Er ya da geç sandık gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek. ‘İleri Demokrasi’ yalanıyla kurulan baskı rejimi sona erecek.
Tarih şahittir. Siyasi partiler tarihine dönüp bir bakın. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, hepsi tarihin çöplüğünde. Bu defa sıra AKP’de ve MHP’de. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
İktidarda kalabilmek amacıyla, ana muhalefet partisi üzerinde oynanan hukuk dışı uygulamalarla birlikte, her gün artarak devam eden hayat pahalılığı, işsizlik ve yoksulluk karşısında halkın giderek artan öfkesi ampulü patlatacak.
Erken ya da zamanında yapılacak ilk seçimde siyasi iktidar sandığa gömülecektir.
Yazın bunu bir yere!
NOT: Bu yazı CHP Kurultayı “butlan” kararından önce kaleme alınmıştır.
Fotoğraf: Selim Dikel / 1 Mayıs 2024 Saraçhane





















































