Şu an ülkemizde NATO karşıtlığını Solculuk sanmak inanın tutarsız. Solcu ya da Sağcı, demokrat birinin NATO karşıtı olması mevcut konjonktürde mantıksız. Bu karşıtlık başarıya ulaşsa emin olun ülkemizde çok daha fazla muhalif komedyen, gazeteci, sanatçı, akademisyen ve siyasetçi haksız biçimde hapse atılır. Bu tespit ve görüş tabii ki NATO karşıtlarına yapılan ifade özgürlüğü ve hukuk devleti ihlallerini haklı kılmaz. Onun utancı ayrı
İçinde yaşamasak ve dışarıdan seyredebilsek, aslında tanık olunması son derece ilginç olacak şu günlerde ülkemizde birbirine taban tabana zıt iki gelişme yaşanıyor.
İlki, malum NATO zirvesi kapsamında NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının Ankara’ya gelmesine ve NATO’ya karşı çıkanlar ve onlara yapılan anti-demokratik kamusal müdahaleler, gözaltılar, tutuklamalar vs.
İkincisi, artık iyice sıradanlaşan bir artışla ve iyice çığırından çıkan yoğunlukla gerek ülkedeki siyasal muhalefeti; gerekse iktidara muhalefet eden gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları hatta komedyenleri bile susturmaya, sindirmeye hatta ezmeye yönelik soruşturmalar, tutuklamalar, “kayyımlamalar” vs.
Peki neden bu iki gelişme birbirine taban tabana zıt?
Çünkü NATO karşıtı olmak aslında ülkenin demokrasiden daha da uzaklaşması anlamına geliyor da ondan.
Türkiye NATO üyesi olmasa ve NATO’dan çıksa ülke şimdikinden daha demokrat olmayacak da ondan.
NATO’dan çıkmak, fiilen Rusya’ya ve hatta Çin ve İran gibi çok daha otoriter, çok daha anti-demokrat, evrensel hukuku ve insan haklarını çok daha ayaklar altına alan rejimlere yanaşmak anlamına gelecek de ondan.
NATO’dan çıkan ve arkasından Avrupa’dan dışlanan bir Türkiye, Orta Asya ve Ortadoğu tipi, sadece göstermelik seçimlerin bulunduğu ve kişi özgürlüklerinin ve adaletin sadece iktidardaki muktedirin insafına bırakıldığı utanılası bir 3. dünya ülkesine bürünür de ondan.
NATO mu daha demokrat? Rusya-Çin ekseni mi?
NATO, 2. Dünya Savaşı sonrasında artan Rus/Sovyet tehdidine karşı Batı Avrupa ve Kuzey Amerika arasında (Kuzey Atlantik) bir güvenlik ittifakı olarak 1949 yılında kurulmuş.
Sonrasında Batı Avrupa’da olmasa da Türkiye ve Yunanistan ile Orta ve Doğu Avrupa gibi Rusya’yı coğrafi olarak çevreleyebilecek ve kuşatabilecek ülkeler de dahil olmuş.
Yani gelinen noktada tüm Avrupa ve Kuzey Amerika’nın başta Rusya olmak üzere Doğu’dan gelebilecek tehditlere karşı bir ortak güvenlik örgütü.
Sovyetler’in çökmesinden sonra pek bir pratik işlevi kalmadığı sanılsa da Putin Rusyası’nın saldırgan politikaları ve tehditleri (Kırım ve Ukrayna, Polonya, Finlandiya vs) ve hatta daha uzaktaki potansiyel Çin tehdidi Batı dünyasının bu ortak savunma örgütünün yakın ve orta gelecekte de önemini koruyacağını gösteriyor.
Gerçi savunma harcamalarının paylaşılması konusunda ABD ile Batı Avrupa arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması, yani ABD’nin işin maliyet kısmında Avrupa’nın elini cebine daha çok atmasında ısrarlı olması İttifakın geleceği açısından şimdilik ciddi bir soru işareti olarak duruyor.
Yani zaten belki de NATO pratikte pek bir işlevi ve etkinliği bulunmayan bir “kağıttan kaplan” olacak veya buna dönüşecek.
NATO’ya karşı çıkmak zaten belki de boşa kürek çekmek anlamına gelecek.
Ne var ki demokrat Batı dünyasının stratejik menfaati sanki bu İttifakın anti-demokratik Doğu’ya karşı kalkan görevi görecek daha etkin konumda olmasında gibi görünüyor.
Bizim de yerimiz burada demokrat Batı dünyası tarafında olmalı bence.
Demokrat dünya mı? Otokrat dünya mı?
Sonuçta bir seçim yapmak gerekirse, üyelerinin tümünün (belki sadece biz hariç) dünyanın en gelişmiş demokrasilerinden oluştuğu NATO’yu, demokrasinin ve hukuk devletinin yerinde yeller esen Rusya’ya bin kere tercih ederim.
NATO kurucu antlaşmasının “Başlangıç” (Preambul) maddesinin, tüm üyelerin “demokrasi, kişi özgürlükleri ve hukuk devleti ilkeleri”ni benimsemesini öngördüğünü ve 4. maddesinin bir üye ülkede “siyasi bağımsızlık” tehlikeye düştüğünde diğer üye ülkelerin, siyasi bir baskı aracı olarak, ortak istişareye başvurabilmesini mümkün kıldığını ve 9. maddeye göre bu durumda ortak karar (oybirliği) mekanizmasının gerekmeyeceğini de hatırlatayım (9. madde, ortak karar mekanizmasını sadece dışarıdan saldırı halini düzenleyen 3. ve 5. madde için öngörmüş).
Yani demokrasisi kurumsal olarak ve yerleşik biçimde iyice çıtanın altında kalan bir NATO üyesine siyasi baskı kurulması hukuken de mümkün hatta gerekli görünüyor.
NATO’dan ayrılacak ve Rusya-İran-Çin eksenine kayacak bir ülke yönetiminin ise böyle bir demokrasi derdi ve kaygısı olmayacağında hiç kuşku yok.
“Ne NATO ne Rusya-Çin ekseni!” demenin ise hiç gerçekçi olmayan, ayakları yere basmayan, “laf ola beri gele” kabilinden boş laf olacağı zaten çok açık.
Demokrasi-otokrasi, hukuk devleti-muktedirin keyfi hukuku, insan hakları-yandaş hakları ikilemlerinde Batı ile Doğu arasında yerimizin/safımızın belli olması şart.
Nemrut‘un Hz. İbrahim‘i attığı ateşi söndürmeye giden karıncanın, “Ağzındaki bir damla suyla mı ateşi söndüreceksin?”diyenlere, “Olsun, maksat safımız belli olsun” demesi gibi.
Bu arada henüz demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti Çin’de olmadığına göre, “İlim Çin’de de olsa gidip alın!” sözü şimdilik Batı’yı işaret etmiyor mu?
O halde bir kısmı eski Sovyetler Birliği ve Komünizm özlemindeki demokrasi karşıtı radikal Solcular’dan, bir kısmı ise hiç sorgulamadan, karşı olma fırsatı çıkan her şeye karşı çıkmayı entellik ve ilericilik sayan romantik Solcular’dan oluşan NATO karşıtlarının -bilmeden de olsa- demokrasiye ve hukuk devletine karşı olanların ekmeğine yağ sürdüğü söylenebilir.
Yani şu an ülkemizde NATO karşıtlığını Solculuk sanmak inanın tutarsız.
Solcu ya da Sağcı, demokrat birinin NATO karşıtı olması mevcut konjonktürde mantıksız.
Bu karşıtlık başarıya ulaşsa emin olun ülkemizde çok daha fazla muhalif komedyen, gazeteci, sanatçı, akademisyen ve siyasetçi haksız biçimde hapse atılır.
Bu tespit ve görüş tabii ki NATO karşıtlarına yapılan ifade özgürlüğü ve hukuk devleti ihlallerini haklı kılmaz.
Onun utancı ayrı.
Kaynak: Ali D. Ulusoy / T24






















































