• Anasayfa
  • Başlarken
  • İletişim
  • Yazarlarımız
Yeni Dünya
  • Anasayfa
  • Emek Gündemi
    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Örnek grevde zafer direnen emekçinin: Smart Solar grevi kazanımla sonuçlandı

    Örnek grevde zafer direnen emekçinin: Smart Solar grevi kazanımla sonuçlandı

    BİSAM: Yoksulluk sınırı 52 bin lira

    BİSAM: Sadece gıda için aylık 31 bin 296 lira gerekiyor

    Özel İtalyan Lisesi’nde grev pankartı asıldı

    1920 TKP’den İtalyan Lisesi grevi ile dayanışma: Yaşasın Birlik, Dayanışma!

    Ağustos ayında en az 179 işçi hayatını kaybetti

    Ocak ayında en az 146 işçi hayatını kaybetti

    Emeklilik hayal, mesaiye devam

    Emeklilik hayal, mesaiye devam

  • Dünya
    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    İsrail, Gazze’de binlerce cesedi buharlaştıran silahlar kullandı

    İsrail, Gazze’de binlerce cesedi buharlaştıran silahlar kullandı

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Kadınlar sigortasız, sendikasız, işsiz

    ILO: 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sınır tanımayan karanlık düzen

    Sınır tanımayan karanlık düzen

    Ekvator’da tarihi zafer: Halk ABD üslerine “Hayır” dedi

    Ekvator’da tarihi zafer: Halk ABD üslerine “Hayır” dedi

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

  • Yurt
    Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

    Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

    Geçim krizi bankalara yaradı: Bankalar kasalarını faizle dolduruyor

    Geçim krizi bankalara yaradı: Bankalar kasalarını faizle dolduruyor

    AKP ne var ne yok satıyor: 5,2 milyar TL’lik özelleştirme

    AKP ne var ne yok satıyor: 5,2 milyar TL’lik özelleştirme

    Geçim sıkıntısı kredi kartına yöneltiyor

    Geçim sıkıntısı kredi kartına yöneltiyor

    Ülke uçuşa geçti; İcra ve İflas dosyası sayısı 33 milyona yaklaştı

    Yılın ilk 16 gününde dört ilin nüfusu kadar icra dosyası birikti!

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    İTO, İstanbul’un kasım ayı enflasyonunu açıkladı

    İstanbul’un yıllık enflasyonu yüzde 37,68 oldu

    TZOB: 2025’in zam birincisi limon oldu

    TZOB: 2025’in zam birincisi limon oldu

    Yoksulluk her yerde!

    Kronik yoksulluk artık resmileşti

  • Kadının Sesi
    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    Metal işçilerinin grevi büyüyor, 3 fabrikada daha grev başlıyor!

    MESS grup TİS’te dördüncü görüşme: İşveren süt iznine bile gözünü dikti

    “Biz emekli kadınlar erkek şiddetine teslim olmayacağız”

    “Biz emekli kadınlar erkek şiddetine teslim olmayacağız”

    Direnmenin tam zamanı: Saatler grevi gösteriyor

    Direnmenin tam zamanı: Saatler grevi gösteriyor

    Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: Ekim ayında en az 27 kadın öldürüldü

    Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: Ekim ayında en az 27 kadın öldürüldü

    Kadın metal işçileri yol gösteriyor

    Kadın metal işçileri yol gösteriyor

    Eşit ücret tercih değil haktır!

    Eşit ücret tercih değil haktır!

    İKD 50 yaşında

    İKD 50 yaşında

    Sağlık kuruluşlarından iktidara tepki: “Kadın ile hekimi arasındaki karara karışmayın”

    Sağlık kuruluşlarından iktidara tepki: “Kadın ile hekimi arasındaki karara karışmayın”

  • Gençlik
    Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

    Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

    Yurttaş Birlikteliği’nden Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine destek

    Yurttaş Birlikteliği’nden Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine destek

    MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor

    MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor

    ‘Ne işte ne de eğitimde’ olan 2,3 milyon gençten sadece 632 bini iş arıyor

    Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

    Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

    Eğitim-İş: “22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu”

    Kamusal eğitim eriyor, eşitsizlik büyüyor

    Çocuklar çocuk olamıyor

    Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

    Eğitim bir hak olmaktan çıkarıldı: Cebin kalınlığı kadar eğitim

    Eğitim bir hak olmaktan çıkarıldı: Cebin kalınlığı kadar eğitim

    TÜİK verileri: Suça sürüklenen çocukların sayısı artıyor

    TÜİK verileri: Suça sürüklenen çocukların sayısı artıyor

  • Sanat Emeği
    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    İKD 50 yaşında

    İKD 50 yaşında

    Yazar İsmail Kaplan ile “Kitaptan Öğrenmek”

    Yazar İsmail Kaplan ile “Kitaptan Öğrenmek”

    Ünlü koro yöneticisi Tahsin İncirci vefat etti

    Ünlü koro yöneticisi Tahsin İncirci vefat etti

    Filistin halkıyla dayanışma Berlin Film Festivali’ne damga vurdu

    Filistin halkıyla dayanışma Berlin Film Festivali’ne damga vurdu

    Bosnalı yazar, İsrail’e tepki göstermeyen Alman yayınevi ile ilişkisini kesti

    Bosnalı yazar, İsrail’e tepki göstermeyen Alman yayınevi ile ilişkisini kesti

    Macar özgürlük savaşçısı, ulusal şair Petöfi İstanbul’da

    Macar özgürlük savaşçısı, ulusal şair Petöfi İstanbul’da

  • Teknopolitik
    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Cargill istiyor, AKP veriyor

    Cargill istiyor, AKP veriyor

    Facebook ve Instagram’dan The Cradle’a sansür

    Facebook ve Instagram’dan The Cradle’a sansür

    Google, İsrail’i protesto eden çalışanlarını işten attı

    Google, İsrail’i protesto eden çalışanlarını işten attı

    Google mühendisinden İsrail soykırımını protesto

    Google mühendisinden İsrail soykırımını protesto

    ABD’li asker Filistin soykırımına karşı kendini ateşe verdi

    ABD’li asker Filistin soykırımına karşı kendini ateşe verdi

    TEB: Yerli ilaç sanayi tüm imkanlar kullanılarak desteklenmeli!

    TEB: Yerli ilaç sanayi tüm imkanlar kullanılarak desteklenmeli!

  • Yazarlar
Bulunamadı
Tümünü göster
  • Anasayfa
  • Emek Gündemi
    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Örnek grevde zafer direnen emekçinin: Smart Solar grevi kazanımla sonuçlandı

    Örnek grevde zafer direnen emekçinin: Smart Solar grevi kazanımla sonuçlandı

    BİSAM: Yoksulluk sınırı 52 bin lira

    BİSAM: Sadece gıda için aylık 31 bin 296 lira gerekiyor

    Özel İtalyan Lisesi’nde grev pankartı asıldı

    1920 TKP’den İtalyan Lisesi grevi ile dayanışma: Yaşasın Birlik, Dayanışma!

    Ağustos ayında en az 179 işçi hayatını kaybetti

    Ocak ayında en az 146 işçi hayatını kaybetti

    Emeklilik hayal, mesaiye devam

    Emeklilik hayal, mesaiye devam

  • Dünya
    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    Fabrikalardan tarlalara 300 milyon işçi ayakta

    İsrail, Gazze’de binlerce cesedi buharlaştıran silahlar kullandı

    İsrail, Gazze’de binlerce cesedi buharlaştıran silahlar kullandı

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Kadınlar sigortasız, sendikasız, işsiz

    ILO: 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sınır tanımayan karanlık düzen

    Sınır tanımayan karanlık düzen

    Ekvator’da tarihi zafer: Halk ABD üslerine “Hayır” dedi

    Ekvator’da tarihi zafer: Halk ABD üslerine “Hayır” dedi

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

  • Yurt
    Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

    Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

    Geçim krizi bankalara yaradı: Bankalar kasalarını faizle dolduruyor

    Geçim krizi bankalara yaradı: Bankalar kasalarını faizle dolduruyor

    AKP ne var ne yok satıyor: 5,2 milyar TL’lik özelleştirme

    AKP ne var ne yok satıyor: 5,2 milyar TL’lik özelleştirme

    Geçim sıkıntısı kredi kartına yöneltiyor

    Geçim sıkıntısı kredi kartına yöneltiyor

    Ülke uçuşa geçti; İcra ve İflas dosyası sayısı 33 milyona yaklaştı

    Yılın ilk 16 gününde dört ilin nüfusu kadar icra dosyası birikti!

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    İTO, İstanbul’un kasım ayı enflasyonunu açıkladı

    İstanbul’un yıllık enflasyonu yüzde 37,68 oldu

    TZOB: 2025’in zam birincisi limon oldu

    TZOB: 2025’in zam birincisi limon oldu

    Yoksulluk her yerde!

    Kronik yoksulluk artık resmileşti

  • Kadının Sesi
    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    TKDF: 2025 yılında en az 391 kadın öldürüldü

    Metal işçilerinin grevi büyüyor, 3 fabrikada daha grev başlıyor!

    MESS grup TİS’te dördüncü görüşme: İşveren süt iznine bile gözünü dikti

    “Biz emekli kadınlar erkek şiddetine teslim olmayacağız”

    “Biz emekli kadınlar erkek şiddetine teslim olmayacağız”

    Direnmenin tam zamanı: Saatler grevi gösteriyor

    Direnmenin tam zamanı: Saatler grevi gösteriyor

    Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: Ekim ayında en az 27 kadın öldürüldü

    Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: Ekim ayında en az 27 kadın öldürüldü

    Kadın metal işçileri yol gösteriyor

    Kadın metal işçileri yol gösteriyor

    Eşit ücret tercih değil haktır!

    Eşit ücret tercih değil haktır!

    İKD 50 yaşında

    İKD 50 yaşında

    Sağlık kuruluşlarından iktidara tepki: “Kadın ile hekimi arasındaki karara karışmayın”

    Sağlık kuruluşlarından iktidara tepki: “Kadın ile hekimi arasındaki karara karışmayın”

  • Gençlik
    Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

    Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

    Yurttaş Birlikteliği’nden Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine destek

    Yurttaş Birlikteliği’nden Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine destek

    MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor

    MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor

    ‘Ne işte ne de eğitimde’ olan 2,3 milyon gençten sadece 632 bini iş arıyor

    Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

    Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

    Eğitim-İş: “22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu”

    Kamusal eğitim eriyor, eşitsizlik büyüyor

    Çocuklar çocuk olamıyor

    Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

    Eğitim bir hak olmaktan çıkarıldı: Cebin kalınlığı kadar eğitim

    Eğitim bir hak olmaktan çıkarıldı: Cebin kalınlığı kadar eğitim

    TÜİK verileri: Suça sürüklenen çocukların sayısı artıyor

    TÜİK verileri: Suça sürüklenen çocukların sayısı artıyor

  • Sanat Emeği
    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    Sevilla Üniversitesi’nden İspanyol sanatçıların eserleri İstanbul’da sergileniyor

    İKD 50 yaşında

    İKD 50 yaşında

    Yazar İsmail Kaplan ile “Kitaptan Öğrenmek”

    Yazar İsmail Kaplan ile “Kitaptan Öğrenmek”

    Ünlü koro yöneticisi Tahsin İncirci vefat etti

    Ünlü koro yöneticisi Tahsin İncirci vefat etti

    Filistin halkıyla dayanışma Berlin Film Festivali’ne damga vurdu

    Filistin halkıyla dayanışma Berlin Film Festivali’ne damga vurdu

    Bosnalı yazar, İsrail’e tepki göstermeyen Alman yayınevi ile ilişkisini kesti

    Bosnalı yazar, İsrail’e tepki göstermeyen Alman yayınevi ile ilişkisini kesti

    Macar özgürlük savaşçısı, ulusal şair Petöfi İstanbul’da

    Macar özgürlük savaşçısı, ulusal şair Petöfi İstanbul’da

  • Teknopolitik
    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Palantir çalışanları ICE ile işbirliğinden rahatsız

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Çin sistemlerinden yabancı menşeili yazılımları temizliyor

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Google ve Amazon’un İsrail’le yaptığı gizli anlaşma ifşa oldu

    Cargill istiyor, AKP veriyor

    Cargill istiyor, AKP veriyor

    Facebook ve Instagram’dan The Cradle’a sansür

    Facebook ve Instagram’dan The Cradle’a sansür

    Google, İsrail’i protesto eden çalışanlarını işten attı

    Google, İsrail’i protesto eden çalışanlarını işten attı

    Google mühendisinden İsrail soykırımını protesto

    Google mühendisinden İsrail soykırımını protesto

    ABD’li asker Filistin soykırımına karşı kendini ateşe verdi

    ABD’li asker Filistin soykırımına karşı kendini ateşe verdi

    TEB: Yerli ilaç sanayi tüm imkanlar kullanılarak desteklenmeli!

    TEB: Yerli ilaç sanayi tüm imkanlar kullanılarak desteklenmeli!

  • Yazarlar
Bulunamadı
Tümünü göster
Yeni Dünya
Bulunamadı
Tümünü göster
Anasayfa Basından seçtiklerimiz

Geri çekilme yanılsaması

15 Şubat 2026
- seçtiklerimiz
Facebook'da paylaşTwitter'da paylaşWhatsapp'da paylaş

Editörün notu: Göç Sosyolojisi, Sosyal Coğrafya ve Çatışma Çalışmaları alanlarında uzmanlaşmış bir doktora adayı olan Nel Bonilla tarafından İngilizce olarak “Worldlines – The threads connecting geopolitics” başlıklı Substack bülteninde ve Almanca olarak NachDenkSeiten portalında yayımlanan bu analiz, Trump yönetiminin İran’a yönelik son dönemdeki yumuşama emarelerinin bir geri çekilme değil, aksine daha sürdürülebilir ve acımasız bir hibrit savaş modeline geçiş olduğunu vurguluyor. Bonilla’ya göre Washington, büyük çaplı askeri bir işgal yerine deniz kontrolü aracılığıyla ekonomik boğma, gizli sabotajlar ve hedefli suikastları içeren Sığınak Devleti (Bunker State) stratejisini benimsiyor. Bu yeni modelde yaptırımlar ve petrol tankerlerine yönelik fiili ablukalar, kalıcı bir savaş mekanizması olarak yapısal hale getirilirken; bölgedeki ABD askerleri olası bir gerilimde meşru müdafaa gerekçesi yaratacak tökezleme telleri olarak konumlandırılıyor. Bonilla, Venezuela ve Küba örnekleri üzerinden, ABD’nin çok kutuplu dünya düzenine eklemlenen kilit düğüm noktalarını istikrarsızlaştırarak Avrasya bağlantısallığını kesmeyi hedeflediği tespitini yapıyor. Sonuç olarak Bonilla, mevcut durumu bir gerilimi düşürme hamlesi değil; çok kutuplu bir düzenin inşasını engellemek amacıyla yürütülen, resmen başlamayan ve hiç bitmeyen sessiz bir savaş biçimi olarak nitelendiriyor..


Geri çekilme yanılsaması

Batı’nın İran’a yönelik “gerilimi düşürme” hamlesi neden sadece daha sessiz bir savaştan ibaret?

Nel Bonilla
Worldlines – The threads connecting geopolitics
10 Şubat 2026

Giderek zemin kazanan bir anlatı var: Artan riskler ve İran’ın uyarılarıyla karşı karşıya kalan Trump yönetiminin, Tahran ile yüzleşmekten geri adım attığı iddia ediliyor. Bir uçak gemisi grubunun kısmen geri çekildiğine dair haberler, Umman’ın başkenti Maskat’taki görüşmeler ve ABD’nin yumuşayan tonu; itidal, yeniden kalibrasyon ve hatta Washington’da yeni bir gerçekçiliğin işaretleri olarak yorumlanıyor. Ancak bu okuma, tehlikeli derecede miyopça. Atlantik sistemine şu an hükmeden stratejik mantığı, benim Sığınak Devleti (Bunker State) olarak adlandırdığım şeyi yanlış anlıyor. Gerilimi düşürme (de-escalation) gibi görünen şey, bu mantık dahilinde, sadece daha sürdürülebilir ve daha acımasız bir savaş biçimine geçişten ibaret. Transatlantik sistemi, kendi çöküş emarelerini uzun vadeli yönetebilmek için en uygun yönteme kayıyor: Deniz kontrolü yoluyla ekonomik boğma, örtülü istikrarsızlaştırma operasyonları ve ihtiyat kuvveti olarak tutulan kinetik vuruşlar. Savaşın biçimi değişti. Amacı ise değişmedi.

Ana akım analizlerin çoğu hâlâ 20. yüzyıla ait bir şablon kullanıyor: Tırmanış (escalation), görünür askeri yığınak, kitlesel bombardıman ve işgal ya da en azından bu tür operasyonların hazırlığı anlamına gelir. Bunları durdurun ya da kamuoyu önünde tehdit etmeyi kesin; işte size “gerilimi düşürme”. Bu mercekten bakıldığında, son gelişmeler gerçekten de bir geri çekilme gibi görünüyor: USS Abraham Lincoln‘ün Umman Denizi’nden kısmen yeniden konumlandırıldığına dair haberler. Umman’ın başkenti Maskat’taki dolaylı görüşmelerin diplomatik koreografisi ve yenilenen yaptırımları, İran’a karşı yürütülen fiili bir savaş çabasının parçası olarak değil de bir pazarlık kozu olarak çerçeveleyen haberler.

Fakat bu okuma, abluka hazırlıklarının ve yaptırım mimarisinin tamamen yerinde durduğunu, gevşetilmek bir yana genişletildiğini görmezden geliyor. Dahası, İran’a yönelik örtülü ve finansal savaş yavaşlamıyor, aksine şiddetleniyor. Son olarak ve en önemlisi, Körfez’deki ABD güç duruşu, İran füzelerinin menzili içindeki 30 bin ila 40 bin askerden oluşuyor ve bu durumda anlamlı bir değişiklik yok. Dolayısıyla hikâye bir geri çekilme hikâyesi değil; Transatlantik sistemin artık tercih ettiği kalıcı hibrit savaş koşullarına yönelik açık bir hazırlık hikâyesi.

Hava saldırılarından ekonomik savaşa: Asli silah olarak abluka ve kuşatma

Savaşı yalnızca bombalar düştüğünde ya da parlamentolar resmen ilan ettiğinde gerçekleşen bir şey olarak tanımlarsak, İran’a yönelik hibrit savaşın halihazırda tüm şiddetiyle devam ettiği gerçeğini kaçırırız. 2025’in sonlarından bu yana Washington’ın aldığı tedbirler, mevcut yaptırımlara enerji akışlarının fiziksel kontrolünü de ekledi.

Aralık 2025’te Trump, Venezuela’ya giden veya Venezuela’dan gelen yaptırımlı petrol tankerlerine yönelik tam kapsamlı bir deniz ablukası emri verdi; bu, klasik uluslararası hukuk tanımlarına göre açıkça bir “savaş nedeni” (casus belli) niteliği taşır. İran örneğinde ise aynı yönetim, (henüz) resmen ilan edilmiş bir “topyekûn abluka” değil, hızla daralan bir fiili petrol ablukası yürütüyor: Şubat 2026’nın başlarında Umman’daki nükleer görüşmeler tıkandıktan sonra Washington, İran ham petrolü ve petrokimya ürünlerinin ticaretini yapan firmaları ve aracıları hedef alarak İran’ın petrol sektörüne ek yaptırımlar getirdiğini duyurdu. Buna paralel olarak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın “gölge filosunu” sistematik olarak parçalamaya başladı. Şubat 2026 tarihli bir açıklamada, gölge filoya ait 14 tankeri bloke edilmiş varlık olarak tanımladı ve İran menşeli petrol, petrol ürünleri veya petrokimya ürünlerinin taşınması veya ticaretine karışan 15 kuruluşa ve 2 kişiye yaptırım uygulayarak “nakliyeciler ve tüccarlar ağına karşı harekete geçmeye devam edeceğini” taahhüt etti. Dahası, ABD güçleri fiziksel olarak birden fazla tankere el koydu: İzlanda yakınlarındaki Atlantik sularında iki haftalık bir takibin ardından Marinera; Karayipler’de iki milyon varil Venezuela ham petrolü taşıyan Sophia ve İran’ın gölge filosuyla bağlantılı diğer gemiler.

Bu hedef odaklı bir çaba ve sadece sembolizmden ibaret değil: İran, günde yaklaşık 1,3 ila 1,8 milyon varil petrol ihraç ediyor ve bunun kabaca yüzde 90’ını Çin’e satıyor. Bunun önemli bir kısmını kesmek, işlevsel olarak İran ekonomisinin ana arterlerine yönelik sürekli saldırılarla eşdeğerdir.

“İran’ı yeniden güçsüz bırakmak”

Trump yetkilileri ne yaptıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davranıyor. Hazine Bakanı Scott Bessent, maksimum baskı kampanyasının “İran’ın zaten bükülmekte olan ekonomisini çökertmek,“ “İran petrol ihracatını çökertmek” ve “İran petrol sektörünü kapatmak” için tasarlandığını övünerek anlattı. Sonuçları ise kutladı: Para biriminin değer kaybı, banka iflasları, dolar kıtlığı, ithalat felci; ve ardından ekledi:

“İnsanlar işte bu yüzden sokağa döküldü… Bu, ekonomi idaresi sanatıdır. Tek kurşun atılmadı.”

Mart 2025’te New York Ekonomi Kulübü’nde Wall Street’e hitap eden Bessent, bunu daha da net bir dille ifade etti: Amaç “İran’ı yeniden parasız bırakmaktı.“ Finansçılarla dolu salon bu sözleri alkışladı.

Yapısal savaş olarak yaptırımlar

İzlediğimiz şey, yaptırımların kalıcı bir savaş hali olarak yapısallaştırılmasıdır. Dünya Bankası ve BM insan hakları verileri net bir örüntü ortaya koyuyor: 2015 JCPOA nükleer anlaşması kapsamında yaptırımlar hafifletildikten sonra, 2016 yılında İran enflasyonu yaklaşık yüzde 7’ye düştü. Trump 2018’de anlaşmayı tek taraflı olarak yırtıp atıp BM Güvenlik Konseyi kararını ihlal ederek yaptırımları yeniden uygulamaya koyduğunda, enflasyon tekrar yüzde 40-50 bandına fırladı ve orada kaldı. BM özel raportörleri, ABD’nin İran, Küba ve Venezuela’ya yönelik tek taraflı yaptırımlarının uluslararası hukuku ihlal ettiği ve açlık ile temel haklardan mahrumiyet gibi muhtemel sonuçlarla “insan yapımı insani felaketlere” yol açma riski taşıdığı konusunda defalarca uyarıda bulundu.

Elbette, yaptırımların kullanımı açısından bunların hiçbiri kavramsal olarak yeni değil. Küba üzerine 1960 tarihli bir Dışişleri Bakanlığı notu, yol haritasını zaten dile getirmişti: Ambargonun amacı “Küba’nın ekonomik hayatını zayıflatmak“ ve “açlığa, umutsuzluğa ve hükümetin devrilmesine yol açmaktı.” Yeni olan şey, bu mantığın Sığınaklaşmasıdır (Bunkerization): Bir zamanlar politika seçeneği olarak ele alınan planlar, artık çok kutuplu direnci mümkün kılan herhangi bir devlete varsayılan olarak uygulanan yerleşik bir yapı (standing structure) haline gelmiştir.

Bir test vakası olarak Venezuela: Güvenlik bürokrasisi ve çok kutupluluk savaşı

Venezuela’da 3 Ocak 2026’da yaşananlar, ne bir sapma ne de kısa vadeli iç olayların tetiklediği ani bir tırmanış olarak görülmelidir. Bu düşünceden oldukça uzaktı. Aksine, bir süredir entelektüel, kurumsal ve doktrinel olarak hazırlanan jeopolitik bir operasyonun icrasıydı. O gün yaşananları jeopolitik bir darbe olarak adlandırmak yerinde bir tanım olacaktır. Venezuela, Hugo Chávez’in Soğuk Savaş sonrası yarımküreye dayatılan itaat zincirini kırmasından bu yana çeşitli kuşatma biçimleri altında yaşadı. Ancak mevcut evre niteliksel olarak farklı. Bu evre, ABD üstünlüğünün artık garanti görülmediği, Batı kontrolü dışındaki büyümenin otomatik olarak çöküşe (ya da daha doğrusu çökertilmeye) yol açmadığı ve çok kutuplu ittifakların Batılı güç elitleri için sadece ideolojik değil, yapısal bir meydan okuma oluşturduğu bir dünyada gerçekleşiyor. Bu tırmanışı körükleyen endişe, alternatif finansal, diplomatik ve güvenlik ilişkilerinin varlığını sürdürebilmesi ve büyüyebilmesidir. Gücü giderek artan bir şekilde zorlayıcı kaldıraca dayanan, düşüşteki bir hegemon için bu tahammül edilemez bir durumdur.

Bu mantığın en ifşa edici ifadelerinden biri, ABD Ordu Harp Akademisi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde (SSI) Latin Amerika Araştırma Profesörü olan R. Evan Ellis’in çalışmalarında karşımıza çıkıyor. Eylül 2025 tarihli “Nihayet Venezuela İçin Oyunun Sonu mu?” başlıklı makalesi, tırmanışın nasıl gelişebileceğini modelliyor. Günümüz jeopolitik bağlamında güç, kinetik eylemin bir iletişim biçimine dönüştüğü bir sinyal mekanizması haline geliyor. En azından ABD cephesinden bakıldığında.

Ellis, son operasyonları “önceki kısıtlamaların ötesine tırmandırma istekliliğinin” göstergesi olarak tanımlıyor; bu ifade, tırmanışı eşiklerin iteratif bir testi olarak ele alıyor. Sembolik güç başarısız olursa, sınırlı vuruşlar takip eder. Onlar da başarısız olursa, tırmanış devam eder; ta ki 1989 Panama işgali ve Noriega’nın yakalanmasına açıkça atıfta bulunulan “Just Cause (Haklı Davan) benzeri bir operasyona” kadar. Yarımkürede egemenlik, şarta bağlı olarak iptal edilebilir bir statü olarak çerçeveleniyor:

“Sürat teknesine yapılan son saldırı, ABD hükümetinin önceki kısıtlamaların ötesine tırmandırma istekliliğinin bir göstergesidir. ABD’nin önünde, bu güç gösterisinin Maduro’nun ABD’nin endişelerini gidermesini sağlamaya yetip yetmediğini görmekten, ek ve sınırlı vuruşlara, hatta Maduro ve yandaşlarını Manuel Noriega’ya yapıldığı gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde adalete teslim etmek için Just Cause benzeri bir operasyona kadar uzanan bir dizi seçenek bulunmaktadır.”

Aynı zamanda Ellis, okuyucularına uzun vadeli bir işgalin amaçlanmadığını; toplanan gücün sürdürülebilir bir kontrol için yetersiz olduğunu garanti ediyor. Bu, Irak ve Afganistan sonrası dönemin, bulaşmadan sonuç alma, sorumluluk almadan kontrol etme kısıtlamalarını yansıtıyor. Rejim değişikliğinden sonra şiddetli parçalanma, suç rekabeti ve sabotaj öngörüyor; ancak bunları müdahaleye karşı belirleyici argümanlar olarak değil, “yönetilmesi” gereken dışsallıklar olarak çerçeveliyor. Kaosun sorumluluğu Venezuelalı aktörlere veya Rusya, Çin ve Küba gibi dış “oyun bozuculara” (spoilers) yükleniyor. İstikrarsızlaştırma hem tahmin ediliyor hem de sahiplenilmiyor.

Ellis’i özellikle önemli kılan şey, ABD savunma aygıtının içindeki konumudur. 2014’ten bu yana Ordu Harp Akademisi SSI araştırma profesörü ve Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ekibi’nin eski bir üyesi olarak, istihbarat, operasyonlar ve stratejik anlatının kesişim noktasında faaliyet gösteriyor. Analizleri en iyi, planlama ekosisteminin kendi içinden doğan, önceden yapılandırılmış biliş (pre-structured cognition) olarak okunabilir.

Latin Amerika’da Çin üzerine kaleme aldığı (Latin Amerika’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin Askeri Eylemlerine Hazırlık başlıklı) paralel bir yazısında Ellis, Çin’in yarımküredeki güvenlik faaliyetlerinin ampirik olarak mütevazı kaldığını kabul ediyor: Silah hibeleri, eğitim değişimleri, sınırlı liman ziyaretleri. Yine de Pentagon için bunların “potansiyel olarak oluşturdukları tehditler merceğinden” yorumlanması gerektiğinde ısrar ediyor. Ampirik tevazu önemsizleşiyor; önemli olan gizli potansiyel. Ticari projeler çift kullanımlı (dual-use) olarak, diplomatik angajmanlar ön konumlandırma olarak, sivil altyapı ise geleceğin muharebe sahası olarak yeniden kodlanıyor.

Birlikte okunduğunda, Venezuela ve Çin çalışmaları güvenlikokrasi zihniyetini (securitocratic mindset) örneklendiriyor: Toplumlar, bozulması, istikrara kavuşturulması veya rakiplere kapatılması gereken sistemler olarak anlaşılıyor. Demokrasi bu anlayışta sadece bir değişken, egemenlik ise koşullu bir statü.

ABD Hava ve Uzay Kuvvetleri için hazırlanan 2023 tarihli RAND raporu Great Power Competition and Conflict in Latin America (Latin Amerika’da Büyük Güç Rekabeti ve Çatışma), bunu açıkça ortaya koyuyor: Bölge stratejik bir geri cephe olarak ele alınıyor, siyaset askeri gerekliliğe tabi kılınıyor. Temel görevler; vekilleri (proxies) desteklemek, Çin’in bölgedeki çift kullanımlı varlıklarını caydırmaya veya kullanmasını engellemeye hazırlanmak ve “bölgede ABD Hava Kuvvetleri varlıklarına artan talebe” hazırlanarak diplomasi yerine askeri seçeneği tercih etmek.

Venezuela örneğinin gösterdiği şudur: Bir devlet üzerindeki Sığınak (Bunker) baskısının yoğunluğu ve biçimi, o devletin bir düğüm veya boğum noktası olarak konumsal değerine ve ABD güç merkezlerine olan mesafesine bağlıdır. Dolayısıyla örneğin Meksika, Küba ve Venezuela, Amerikan sığınağının iç halkasında yer alırken; İran, kuşatmanın hâlâ mümkün olduğu ancak daha fazla çekişmeye sahne olan bir dış halkada yer alıyor. Düğüm noktası ne kadar yakınsa, otonom gelişim için o kadar az alan vardır. Bu nedenle Venezuela, Küba ve Meksika; ABD güvenlik çeperi ve yarımküre stratejisindeki konumları nedeniyle ablukaya alınması daha kolay, sızılması daha kolay ve Washington’a yüksek kinetik maliyet çıkarmadan cezalandırılması daha kolay oldukları için daha zayıf bir pozisyondadır. Bu durum, yukarıda bahsedilen RAND raporunda açıkça belirtilmiştir.

Bu bölgede, mesafe (çok kısa), projeksiyon kapasitesi (maksimal) ve tarihsel hak iddiasının (“bizim” yarımküremiz) birleşimi; İran’ın ve hatta Rusya’nın asla tam olarak aynı şekilde deneyimlemediği özel bir baskı modeli üretir. Nitekim Latin Amerika, tedarik zincirlerini yarımkürede yerelleştirme, Çin’e bağımlılığı azaltma ve Washington’daki Çin şahinlerinin 2030 civarında gerçekleşeceğini açıkça takvimlendirdiği bir savaşa hazırlanma stratejisinin bir parçasıdır. Dolayısıyla baskı sadece ticaret yapmak için değil, ulusal kalkınmayı ABD’nin yeniden silahlanma ihtiyaçlarıyla hizalamak içindir. Latin Amerika’nın geri cephe olarak kodlandığı güvenlikçi bir mantıkta, ticari bağımlılık kırılganlığı derinleştirecektir. Örneğin Meksika örneğinde; mineralleri, lojistiği ve üretimi ABD savaş planlaması için ne kadar merkezi hale gelirse, Meksika’nın seçimleri Washington’ın beklentilerinden saptığı anda gelecekteki müdahaleler o kadar meşru görünecektir.

Öte yandan İran, kısmen farklı bir mesafede ve harekat alanında bulunduğu, sert caydırıcı araçlara ve bunları geliştirme fırsatına (örneğin füzeleri, Hürmüz Boğazı) sahip olduğu ve Rusya ile Çin üzerinden Avrasya destek ağlarına bağlanabildiği için daha dirençli. ABD deniz ve finansal hakimiyeti altındaki Latin Amerika ülkeleri bu tür stratejileri basitçe kopyalayamaz. Yine de İran için çıkarılacak ders nettir: Karayip havzasında test edilen yöntemler -abluka, başsız bırakma (decapitation), dış baskı altında elitlerin yeniden yapılandırılması- şimdi Basra Körfezi’ne uyarlanıyor. Sığınak Devleti, laboratuvar protokolünü çok kutuplu bağlantısallığın bir düğümünden diğerine ihraç ediyor.

ABD’li ve İsrailli analistler, bu Venezuela modelini İran için bir şablon olarak açıkça tartışıyor. Ocak 2026 tarihli bir CNN analizi, “rejim değişikliği olmaksızın lider kadronun tasfiyesinden” (leadership decapitation) açıkça bahsetti ve Washington’ın İran için seçenekleri planlarken “Venezuela’yı bir örnek olarak referans alabileceğini” öne sürdü. Bu arada İsrail istihbarat servisi, İran içinde eşsiz bir erişim gücüne sahip olduğunu kanıtladı: Haziran 2025’teki “Operasyon Yükselen Aslan” sırasında Mossad ve müttefik birimler, Tahran yakınlarındaki İran füze fırlatıcılarını ve hava savunma sistemlerini imha etmek için önceden yerleştirilmiş silahları ve örtülü ekipleri kullandı; aynı zamanda en az 14 nükleer bilimciye ve çok sayıda İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanına suikast düzenledi. Araştırmalar, Mossad’ın hassas silahları ve patlayıcıları İran’a soktuğunu, aylarca veya yıllarca zulalarda sakladığını ve ekipleri Tahran’ın derinliklerinde koordine ederken İran güvenlik güçlerinden kaçabildiğini gösteriyor.

İranlı yetkililer Ocak 2026’da, Mossad ile bağlantılı; çeşitli eyaletlerdeki petrol, gaz, elektrik ve telekomünikasyon altyapısını hedef alan yeni sabotaj planlarını bozduklarını duyurdu; bu da söz konusu gizli ağın aktif olduğunu ve geçmişte kalmadığını kanıtlıyor. Bu, İran’a karşı Venezuela tarzı bir “başsız bırakma” girişimini yeniden üretmek için gereken örtülü yıpratma ve hedefli lider suikastları için tam da ihtiyaç duyulan türden bir altyapıdır. Buna göre amaç tam işgal değil; sürdürülebilir bir yıpratma baskısı oluşturmak, komuta zincirinin bütünlüğünü parçalamak ve hayatta kalan bir “artık hükümeti” (rump government) “stratejik boyun eğmeye” zorlamaktır; yani nükleer ve füze programlarının sökülmesini, enerji egemenliğinin teslimini ve dış politikanın ABD çizgisiyle hizalanmasını kabul etmektir.

Yavaş boğulma

Neden bu yöntem tercih ediliyor? Mevcut ABD askeri stratejisi, kesin sonuçlu ve siyasi açıdan maliyetli savaşlara göre kurgulanmamıştır. Kalıcı kriz yönetimi ve kalıcı yıpratma üzerine inşa edilmiştir. Bu mantık dahilinde şunlar geçerlidir: İran’a karşı büyük, açıkça ilan edilmiş bir savaş riskli, pahalı ve iç politika açısından patlayıcı olacaktır. Öte yandan abluka, yaptırımlar, sabotaj ve aralıklı vuruşların bir kombinasyonu; daha ucuz, inkâr edilebilir ve çok daha esnektir.

Nitekim bu yavaş boğma süreci içinde diplomatik kafa karışıklığı, yıpratmanın bir parçasıdır. ABD temsilcileri bir “anlaşma” ihtimalini sallandırırken, sudaki gerçeklik, korsanlık ve gemilere el koymanın acımasızca tırmandığı bir durum olacaktır. Bu kafa karışıklığı, hedef alınan ulusların içinde hizipsel bir çatışma yaratmayı amaçlar: “Anlaşma yanlısı” bir elit kesim, sahte rahatlama vaatleriyle cezbedilirken, sahadaki (veya denizdeki) askeri gerçeklik ilmeği daraltır. ABD stratejisi, Rusya, Çin ve İran’dan gelecek birleşik bir tepkiyi geciktirmek için bu diplomatik sis perdesini kullanmakta; “denizdeki savaşın”, onlar ortak bir deniz savunması üzerinde anlaşamadan ticaret rotalarını parça parça sökmesine olanak tanımaktadır.

Boğulan bir İran, İran petrolüne bağımlı olan ve Tahran’ı ayakta tutmak için para ve siyasi sermaye yatırmak zorunda kalacak olan Çin’i kanatır. Dahası, kilit bir ortağını kaybetmemek için silah, teknoloji ve diplomatik koruma sağlamak zorunda olan Rusya’yı zayıflatabilir. Küresel Güney’i benzer bağımsız projeler izlemekten caydırır. Son olarak, böyle bir yaklaşım, Körfez’deki ABD askerî varlığı için sonsuz bir bahane sunarak bütçeleri ve iç güvenlikleştirme politikalarını meşrulaştırır. Bu, Batı’daki düzensizliği hızlandırabilecek siyasi geri tepmelere yol açacak dramatik bir bombardıman kampanyasına kıyasla, daha düşük riskli ve daha yüksek getirili bir stratejidir.

Tökezleme teli mantığı: Feda edilebilir varlıklar olarak 40 bin asker

Bunun bir gerilimi düşürme hamlesi olmadığının en çarpıcı göstergelerinden biri güç duruşudur. Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE ve Umman’daki üslere dağılmış yaklaşık 30 bin ila 40 bin ABD askeri hâlâ orada; hepsi de İran’ın kısa menzilli füzelerinin ve İHA’larının menzili içinde. Konvansiyonel bir perspektiften bakıldığında bu deliliktir: Eğer tırmanıştan korkuyorsanız neden bu kadar çok gücü açık hedefte bırakasınız? Mevcut ABD askeri stratejisi perspektifinden bakıldığında ise bu durum kasıtlı olabilir.

Bu askerler birer tökezleme teli (tripwire) işlevi görüyor. Eğer İran ablukaya veya sabotajlara bu üslere füze saldırılarıyla karşılık verirse, Washington anında kitlesel “meşru müdafaa” operasyonları için iç meşruiyet kazanır. Ne de olsa Transatlantik işlevsel elitleri, Batı hakimiyetinin daha geniş mimarisini korumaya yardımcı olacaksa, yüzlerce hatta binlerce askeri kaybı tolere etmeye giderek daha istekli görünüyor. ABD askerleri burada, çok kutupluluğu dondurmak veya yavaşlatmak amacıyla feda edilebilir vekiller (sacrificial proxies) olarak kullanılıyor.

“Az kaynak”

Nispeten mütevazı bir görünür askeri angajmanın -tek bir uçak gemisi grubu, fazladan birkaç filo, kitlesel seferberlik yok- İran’la yüzleşmek için ciddi bir niyet taşımadığına işaret ettiği varsayılabilir. Ancak küçük ayak izi, stratejinin doğasına dair bir ipucudur: Potansiyel bir ekonomik abluka, ayrıca bir petrol ambargosunun uygulanması ve halihazırda devam eden tankerlere el koyma tedbirleri; armadaları değil, devriyeleri gerektirir. Bir deniz ablukası altı uçak gemisi gerektirmez. Ticari nakliyenin, sigortacıların ve üçüncü devletlerin ABD’nin “yaptırım uygulamalarına” boyun eğmesini sağlamaya yetecek kadar varlık ve ölümcül güç gerektirir. Gördüğümüz ölçek tam da budur. Örtülü sabotaj siyasi olarak hiçbir maliyet getirmez; inkâr edilebilir istihbarat ekipleri ve siber birimler uydu görüntülerinde görünmez. Lider kadroyu tasfiye vuruşları (decapitation strikes) zırhlı tümenleri değil, özel kuvvetleri gerektirir.

Genel olarak, ekonomik bağlantısallığın kalıcı olarak çevrelenmesi (containment), işgal gerektirmez; sadece uzun vadeli yatırım ve entegrasyonu cazibesiz ve riskli hale getirecek kadar tehdit ve istikrarsızlık gerektirir. Son olarak yapısal düzeyde, 2009 tarihli Which Path to Persia? (Hangi Yol İran’a Çıkar?) başlıklı Brookings raporu, deniz baskısı, yaptırımlar ve hava saldırılarını, rasyonel bir hegemonun aralarından seçim yapabileceği ayrı seçenekler olarak ele alıyordu. Bugünkü durumda bu seçenekler katılaşarak bir yapıya dönüştü: Kilit düğüm noktaları (Hürmüz, Karayipler, Meksika Körfezi) çevresinde gemiler, üsler ve ambargo mekanizmalarından oluşan neredeyse kalıcı bir duruş. USS Abraham Lincoln uçak gemisi orada, çünkü ABD hükümeti artık İran’ın denizde çevrelenmesinin varsayılan bir koşul olduğunu varsayıyor.

Başka bir deyişle: Bu ABD operasyonu, Washington’ın İran’ı istikrarsızlaştırma ilgisini kaybettiği için değil; seçilen savaş yönteminin abluka ve örtülü eylemlerle istikrarsızlaştırma olması nedeniyle kaynak açısından hafif (resource-light). ABD gücünün “zafer” için yetersiz olduğu gerçeği, amacın süregelen bir yıpratma (ongoing attrition) olduğunun sinyalidir.

Politika değil, yapı

Şu anda yaşananların hiçbiri kavramsal olarak “yeni” değil. 2009 tarihli Brookings raporu Which Path to Persia?, seçenekleri zaten kataloglamıştı: Yaptırımlar, örtülü eylemler, vekalet savaşı, hava saldırıları ve işgal. Bugünkü araçların birçoğu orada taslak olarak yer alıyordu. Ancak, niteliksel bir değişimi ayırt edebiliriz: 2009’da bunlar politikaydı; maliyet-fayda hesabına göre seçilen, birleştirilen veya elenen menüdeki pozisyonlardı. 2020’lerin ortalarına gelindiğinde ise bunlar sertleşerek yapıya dönüştü. Anti-entropik mantık -“çok kutuplu entegrasyonu ne pahasına olursa olsun durdurmalıyız“- bir kez kabul edildiğinde; yaptırımlar, ablukalar ve örtülü istikrarsızlaştırma, çürüyen tek kutuplu düzenin kalıcı enstrümanları haline gelir.

Dolayısıyla mesele, İran’ı Çin, Rusya ve Küresel Güney arasında istikrarlı bir köprü işlevi göremeyecek kadar uzun süre zayıf tutmaktır. Daha temel amaç sistemsel bozunumdur: İran’ı kronik olarak istikrarsız, ekonomik olarak tükenmiş, siyasi olarak parçalanmış bir alana; uzun vadeli Avrasya bağlantısallığı için kötü bir bahse dönüştürmek.

Küba ve Venezuela üzerindeki maksimum baskının altında da tam olarak aynı mantık yatmaktadır: Her ikisi de ideolojik düşman ve jeostratejik boğum noktasıdır; Küba Meksika Körfezi’nin girişinde, Venezuela ise Karayip enerji sahasında. Onların egemen işlevselliğini parçalamak, Meksika, Brezilya ve diğerleri için seçenekleri daraltır ve Batı’nın deniz yolları ve bölgesel lojistik üzerindeki pençesini sıkılaştırır. Bu açıdan bakıldığında, kilit düğüm noktalarına (İran, Küba, Venezuela ve potansiyel olarak diğerleri) alternatif bir ağa tam olarak bağlanıp güçlenmeden önce kontrollü düzensizlik uygulanarak yapılan acımasız ama tutarlı bir jeopolitik triyaja (geopolitical triage) tanıklık ediyoruz.

İki mantığın savaşı

Bütün bunlar, sanayisizleşme, borç yükü, siyasi kutuplaşma ve silinen meşruiyet nedeniyle ABD’nin azalan maddi ve sembolik gücünün fonunda gerçekleşiyor. Ortaya çıkan askeri stratejiler, bu zayıflığa uyum sağlamanın bir semptomudur. İran ile yüzleşme, dolayısıyla iki örgütleyici ilke arasındaki daha geniş bir mücadelenin sahnesidir: Bir yanda, hiyerarşinin korunmasını diğer ülkelerin parçalanması ve zorlayıcı kontrolü yoluyla dayatmaya ve denetlemeye çalışan bir mantık. Diğer yanda ise, bağlantısallık ve çeşitlendirme yoluyla egemenliği teşvik ederek bu ABD liderliğindeki statükoyu tehdit eden çok kutuplu mantık.

Düşüşteki hegemonun mantığı, iç çatlakları silahlaştırır. Jeopolitik analist John Helmer’in uyardığı gibi, ABD tarafı; bağlantısız dünyanın yönetici elitlerinin arasına ölümcül bir kama sokmak için ayrımcı gümrük tarifelerini ve denizdeki fiziksel savaşı kullanan bir “gangster” haraç mantığını benimsemiştir. Helmer, her kilit başkentte -Tahran, Moskova, Pekin ve Yeni Delhi- ABD’nin, “işler yürüsüncü” (business-as-usual) hizip (bir anlaşma yapmak ve ekonomik baskıyı hafifletmek için çaresiz olan oligarklar ve teknokratlar) ile “Direniş” hizbi (herhangi bir tavizin Washington’ı sadece el yükseltmeye teşvik edeceğini savunan ordu ve istihbarat servisleri) arasında aktif olarak bir bölünmeyi körüklediğini gözlemliyor. ABD, ulusları ayrımcı acılarla bireysel olarak hedef alarak, çok kutuplu ittifakı sürdürmenin maliyetini boyun eğmenin bedelinden daha yüksek hale getirmeyi; esasen anlaşma yanlısı hiziplerin kendi iç ekonomilerini kurtarmak için stratejik ortaklıklarını nihayetinde yırtıp atacağına oynamayı amaçlıyor. Dolayısıyla bu hibrit savaş, zamana karşı bir yarıştır: İş dünyası hizipleri ekonomik boğulmaya teslim olmadan önce, direniş hizipleri ittifakın savunmasını tahkim edebilecek mi?

İran, bu çok kutuplu mantık dahilinde şimdiden karşılık veriyor. İran, köşeye sıkıştırılırsa ABD üslerini vurma ve potansiyel olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatma istekliliğinin sinyalini veren bir önleyici savunma doktrini benimsedi; aynı zamanda yaptırımlara karşı can simidi olarak Moskova ve Pekin ile ekonomik ve askeri bağlarını derinleştiriyor. ABD güç elitleri, İran gibi kilit düğüm noktalarına, kendi iç çelişkileri (toplumsal çatlaklar, ekonomik tükenmişlik, siyasi kriz) kendilerini yıkmadan önce, bu yeni ağın bütünlüğünü kıracak kadar hızlı ve yeterli acıyı verebileceklerine bahse giriyor. Kritik bilinmeyen kırılma noktasıdır: Maliyetlerin kimin için daha önce sürdürülemez hale geleceği.

Geri çekilme yanılsaması

Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu (Vintage Books, 1991). Bu pasaj, hedefin artık kesin zafer kazanmak değil, herhangi ülkeyi kontrol altındaki nesne gibi yöneten “kalıcı boğma ekonomisi” kurmak olduğunu ortaya koyuyor.

Son notlar: Savaş sahne değiştirdi

Mevcut evreyi İran’dan “geri adım atmak” olarak tanımlamak, modern emperyal gücün doğasını yanlış okumaktır. Bu güç, gürültülü işgallere ya da televizyonda yayınlanan bir “Şok ve Dehşet” (Shock and Awe) kampanyasına ihtiyaç duymaz. Çürüyen hegemon; ekonomik boğma (yaptırımlar, ablukalar, finansal dışlama), parçalama (sabotaj, suikastlar, siber saldırılar) ve her meşru müdafaa eylemini saldırganlık olarak çerçeveleyen anlatı savaşı (provokasyon, tepki ve meşrulaştırma döngüleri) yoluyla sessiz, acımasız bir savaş yürütebilir ve yürütecektir. Ve bunu zaten yapıyor. Kinetik eylem ve operasyon seçeneğini açıkça ve görünür bir şekilde masada bırakarak.

Nükleer silahlar, terörizm ve insan haklarına dair emperyal yüzeysel anlatı, yalnızca asıl tehlikede olan şeyi gizlemeye yarar. Yani: İran’ın bir Avrasya kara köprüsü olarak temsil ettiği bağlantısallık; dolarsızlaşma tehlikesisi; alternatif devlet ideolojileri ve toplum örgütlenme biçimleri; ve nihayetinde bir demonstrasyon etkisi; ABD hegemonuna karşı direnişin başarılı olabileceğine dair kanıt. Amaç barışın veya istikrarın sağlanması değil, çok kutuplu bir dünyanın konsolidasyonunun önlenmesidir.

Buna “gerilimi düşürme” demek, savaş başka araçlarla yürütüldüğünde ona kendi adıyla hitap etme sorumluluğundan kaçmaktır. Zira amaç, Doğu ile Batı arasındaki her türlü köprünün -çok kutuplu bir düzenin işleyen her türlü bağ dokusunun- imhası veya devre dışı bırakılması olarak kalmaya devam ediyor. Değişen tek şey biçimdir: Ayrık siyasi seçeneklerden kalıcı bir işletim yapısına; başlayan ve biten savaşlardan, resmen hiç başlamayan ve resmen hiç bitmeyen savaşlara. Bu, ölmekte olan bir hegemonik düzenin, kendi yerini alacak olanın altyapısına karşı savaşıdır.

Kaynak: Harici

Etiketler: ABDBRICSdolarsızlaşmaemperyalizmHürmüz BoğazıİranisrailRusyaVenezuela
  • Anasayfa
  • Başlarken
  • İletişim
  • Yazarlarımız

posta@yenidunya.org      

Bulunamadı
Tümünü göster
  • Anasayfa
  • Emek Gündemi
  • Dünya
  • Yurt
  • Kadının Sesi
  • Gençlik
  • Sanat Emeği
  • Teknopolitik
  • Yazarlar

posta@yenidunya.org