İran’ın coğrafi konumu, ülkeyi adeta stratejik bir menteşe haline getiriyor. Bu menteşe, Rusya’nın güneydeki konumunu sağlamlaştırırken, Çin’e ABD’nin denizdeki kuşatmasından kaçış imkanı sunuyor.
ABD’nin stratejik karar alma mekanizmalarında İran artık ayrı bir bölgesel dosya olarak ele alınmıyor. Tahran ile ilişkiler, büyük güçler arasındaki rekabetin ayrılmaz bir parçası haline geldi. İran, Rusya ve Çin arasındaki koordinasyon, konjonktürel bir ittifakın ötesine geçti. Batılı analistlerin artık Washington’un rakip ülkeleri izole etme kabiliyetini zayıflatan bir “sinerji” olarak tanımladıkları bir yapıya dönüştü.
Bu değerlendirme, Carnegie Endowment’ın Amerika’ya Yönelik Gelecekteki Tehditler raporunda ulaştığı sonuçlarla örtüşüyor. Rapor, İran’ı Avrasya kıtasının “merkezi bağlantı noktası” olarak tanımlıyor ve bu bağlantı noktasının Rusya’nın coğrafi izolasyonunu önlerken, Çin’in enerji ihtiyaçlarını ABD’nin denizlerdeki kontrolünün ulaşamayacağı bir noktada güvence altına aldığını belirtiyor.
İran İslam Cumhuriyeti’nde meydana gelebilecek ciddi bir istikrarsızlık, ülke sınırları içinde kalamaz. Bu, hem Çin’i hem de Rusya’yı hedef alan ikili bir stratejik ablukaya dönüşecektir: Avrasya’nın iç kesimlerinde güvenlik kaosunu canlandırırken, yükselen güçlerin tek kutuplu hakimiyeti zayıflatmak için giderek daha fazla güvendiği finans ve enerji platformlarına darbe vuracaktır.
Stratejik derinlik olarak coğrafya
Moskova için İran’ın önemi coğrafyadan başlar. İran, Rusya’ya sınırlarının ötesinde hayati bir jeopolitik kapı açıyor. Valdai Kulübü’nün araştırmalarına göre, İran’ın önemi resmi ittifak politikalarında değil, Avrasya’nın kalbini Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru (INSTC) aracılığıyla Hint okyanusuna bağlayan tek kara köprüsü işlevi görmesinde yatar.
Bu rota, Rusya’ya Baltık Denizi ve Akdeniz’de NATO’nun baskısından korunma imkanı sağlar ve İran topraklarını Rusya’nın güney kanadını koruyan stratejik bir kalkan haline getirir.
Bu karşılıklı coğrafi bağımlılık, taktiksel koordinasyonun ötesine geçen ortak bir siyasi çıkar yaratıyor. İran devletinin istikrarı, Kafkasya ve Orta Asya’nın Ukrayna savaşından önce yaşanan türden bir parçalanmaya sürüklenmesini önleyen bir koruma görevi görüyor. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) tarafından yapılan araştırma, İran coğrafyasını, Moskova’nın kıtadaki Batı hegemonyasını zayıflatma çabalarının merkezinde yer alan “Büyük Avrasya” kavramının temel taşı olarak tanımlıyor.
İran, Pekin için farklı bir stratejik denklemde benzer bir rol üstleniyor. ABD’nin Pasifik’teki baskısı artarken, Çin’in İran üzerinden batıya doğru uzanabilme imkanı Pekin için değiştirilemez bir nitelik kazanıyor. Dış İlişkiler Konseyi (CFR) tarafından yapılan bir araştırma, İran’ı Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) en kritik coğrafi bağlantı noktalarından biri olarak tanımlıyor ve Pekin’e, ABD’nin kontrolündeki deniz yollarını (Tayvan boğazından Akdeniz’e kadar) baypas ederek kara yoluyla Batı Asya’ya uzanan bir koridor sunuyor.
İran’ın Avrasya’nın iç kesimleri ile açık denizler arasında ortadaki konumu, Tahran, Moskova ve Pekin arasında kalıcı bir bağın oluşmasına neden oldu. Bu yapı içinde, siyasi uyum ideolojiden çok coğrafi gerekliliklerden kaynaklanıyor.
İran platosunu istikrarsızlaştırmaya yönelik herhangi bir girişim, Avrasya’nın iç kesimlerinde zincirleme bir şok dalgası yaratarak bölgesel çatışmayı, rakip güç merkezlerinin yükselişini durdurmayı amaçlayan sistematik bir ablukaya dönüştürebilir.
Tampon devlet ve güvenlik duvarı
İran, lojistiğin ötesinde Doğu Avrasya’nın güvenlik mimarisinde istikrarı sağlayan bir tampon görevi görüyor. RAND’ın “Extending Russia” (Rusya’nın Genişlemesi) başlıklı bir araştırma raporunda, rakip güçleri zayıflatmak için bölgesel istikrarsızlığın kullanılmasına vurgu yapan düşmanı tüketme stratejilerinden bahsediliyor. Bu açıdan İran, kritik bir güvenlik duvarı görevi görüyor.
İran’daki istikrarsızlık, Rusya’nın güney çeperindeki, özellikle Kafkasya ve Orta Asya’daki güvenlik koordinasyonunu zayıflatacaktır. RIAC değerlendirmeleri, böyle bir çöküşün radikal ağlara, kıtalar arası kaçakçılığa ve militanların yayılmasına yol açacağı konusunda uyarıyor. Moskova, bu tehditleri defalarca varoluşsal tehditler olarak değerlendirdi.
Çin için asıl endişe kaynağı bu durumun yayılma riski. İran’ın istikrarı, Tahran’ın Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde vazgeçilmez bir güvenlik ortağı olarak faaliyet gösterdiği Orta Asya’nın dağ koridorları üzerinden huzursuzluğun yayılmasını sınırlıyor. Bu rol, Pekin’e bir dereceye kadar güvenlik izolasyonu sağlıyor ve sınır çatışmalarına sürüklenmeden küresel hedeflerini takip etmesine olanak tanıyor.
Enerji ve finansal egemenlik
Ekonomik açıdan İran’ın rolü, geleneksel ticaret mantığının ötesine geçiyor. Rusya ve Çin ile olan ortaklıkları, Batı’nın etkinliğini zayıflatmak için tasarlanmış alternatif bir finans ve enerji yapısının giderek daha fazla parçası haline geliyor.
Pekin’in bakış açısına göre, İran petrolü stratejik bir korunma aracı haline geldi. Veriler, Çin’in günde yaklaşık 1,3 milyon varil İran ham petrolü satın aldığını (deniz yoluyla yapılan petrol ithalatının yaklaşık %13,4’ü) ve İran’ın ihracatının yaklaşık %80’inin doğuya doğru gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Dijital Yuan da dahil olmak üzere dolar dışı mekanizmalarla yapılan ödemelerin artması, özellikle Malakka Boğazı gibi darboğaz noktalarında ABD’nin baskısına karşı savunmasızlığı daha da azaltıyor.
The Electricity Hub’ın raporları, Çin’in 2025 yılında 57 milyon tondan fazla İran petrolü ithal ettiğini ve bu petrolün genellikle Malezya gibi aracılar üzerinden sevk edildiğini gösteriyor. Bu rakamlar, jeoekonomik gereklilikler karşısında yaptırımların etkinliğinin azaldığını ortaya koyuyor.
Rusya’nın hesabı, aynı sonuca farklı bir yoldan ulaşıyor. İran ile işbirliği, Moskova’nın SWIFT tabanlı izolasyonu aşmak için en önemli yollardan biri haline geldi. Rusya Federasyonu hükümetinin verileri, Mayıs 2025’te yürürlüğe giren Avrasya Ekonomik Birliği serbest ticaret anlaşmasının ardından ikili ticaretin yüzde 35 arttığını gösteriyor.
Önemli bir değişim para politikasında da yaşandı. İran Merkez Bankası, Ocak 2025’te Rusya’nın MIR ve İran’ın Shetab ödeme sistemleri arasında tam uyum sağlandığını duyurarak korumalı bir finans kanalının oluşturulduğunu açıkladı. Iran Daily’ye göre, ticaret hacminin 2025 yılı sonuna kadar yıllık 30 milyar dolara ulaşması ve İran’ın Rusya’ya ihracatının ilk kez 1,2 milyar doları aşması bekleniyor. Tahran, Rus teknolojileri ve malları için giderek artan bir şekilde yeniden ihracat (reeksport) merkezi olarak işlev görerek Moskova’yı ekonomik yönden izole etme çabalarını boşa çıkarıyor.
Washington’un ayrıştırma stratejisi
Bu bağlamda, ABD’nin stratejisi de değişti. Washington, yalnızca baskı kurma veya açık çatışmaya güvenmek yerine, Batı politika çevrelerinin “ayrıştırma stratejisi” olarak tanımladığı bir yaklaşıma yöneldi. Bu, üçlü blok ile açıktan çatışmak yerine onlara alternatif yollar sunarak Tahran, Moskova ve Pekin arasındaki karşılıklı bağımlılığı zayıflatma çabası.
Çin cephesinde ise enerji, en önemli koz olarak öne çıktı. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Pekin, arz istikrarı ve fiyatlandırma konusundaki hassasiyetini koruyor. ABD’nin Latin Amerika’daki hamleleri, özellikle Venezuela ile ilgili olanlar, büyük petrol rezervlerini Batı’nın düzenleyici çerçeveleri altında küresel pazarlara yeniden entegre etme çabaları olarak yorumlanıyor ve bu da İran’ın Çin’in enerji güvenliği politikasındaki rolünü zayıflatabilir.
Buna paralel olarak Washington, Hint Okyanusu’ndan Batı Pasifik’e uzanan önemli ticaret koridorlarındaki deniz varlığını genişletti. Bu tutum, sadece caydırıcılık olarak değil, denizlerdeki tedarik güvenliğinin ABD liderliğindeki güç dengelerine bağlı olduğunu hatırlatmak için de sergileniyor.
Rusya cephesinde ise Ukrayna merkezi bir rol oynuyor. Askeri ve ekonomik baskıların Moskova’nın kapasitesini tüketmeyi amaçladığı bir ortamda, aralıklı verilen diplomatik mesajlar Avrupa güvenliği konusunda belli başlı konularda anlaşmaya varılabileceğine işaret ediyor. Bunun altında yatan varsayım, Rusya’nın temel çıkarlarının Avrupa’da kısmen karşılanabileceği ve bu durumun İran ile olan ortaklığının uzun vadeli değerini azaltacağı yönünde.
ABD’nin katılımı, Rusya için stratejik derinlik ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için kritik koridorlar içeren Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinde de arttı. Moskova ve Pekin’in bakış açısına göre, bu bölgelerdeki güvenlik ve yatırım bağlarının genişletilmesi, İran’ı coğrafi olarak kuşatma ve Avrasya’nın bağlantı noktası olarak rolünü zayıflatma çabasını yansıtıyor.
Bu bahis neden tutmadı?
Bu çabaların büyüklüğüne rağmen, ayrıştırma stratejisi hem Moskova hem de Pekin’de kökleşmiş güvensizlikle karşılanıyor. İki güç için asıl sorun, sunulan teşviklerin ölçeği değil, uluslararası sistemin yapısı, yaptırımlar, tehditler ve Batı’nın tutarsız taahhütleri konusunda edinilen deneyimler.
Rusya’nın bakış açısına göre, İran ve Ukrayna arasında yapılacak herhangi bir takas stratejik bir tuzak oluşturur. İran, Rusya’nın Hint okyanusuna güneyden erişimini sağlıyor. İran’ın çöküşü, Kafkasya-Orta Asya bölgesini kronik istikrarsızlığa maruz bırakacaktır. Doğu Avrupa’da elde edilecek kazanımlar, yapısal olarak zayıflamış güney kanadını telafi etmeye yetmeyecektir.
Çin’in gerekçesi de benzer nedenlere dayanıyor. Alternatif enerji tedarikçileri, Washington’un etkileyebileceği veya bozabileceği tedarik zincirleri kapsamında kalmaya devam ediyor. Buna karşılık İran petrolü, coğrafi ve siyasi açıdan bir özerklik sunuyor. Değeri, fiyatından çok dayanıklılığında yatıyor.
Son engel
Temelde, İran üzerindeki rekabet iki yaklaşımı karşı karşıya getiriyor. Birincisi, jeopolitik ağların teşvikler ve seçici yeniden düzenlemelerle ortadan kaldırılabileceğini varsayıyor. İkincisi ise, coğrafya, birikmiş deneyimler ve güven aşınmasının, çok kutupluluğa doğru giden bir dünyada bu tür garantilerin kırılgan hale getirdiğini kabul ediyor.
İran’ın çöküşü veya uzun süreli iç istikrarsızlığı, sadece enerji piyasalarını veya bölgesel ittifakları yeniden düzenlemekle kalmayacak. Batı Asya’yı neredeyse tamamen ABD’nin etkisi altında bir bölge olmasını sağlayacak ve Batı Avrasya’da stratejik bir kuşak oluşturacak. Bir asırdan fazla bir süredir, bu bölge imparatorluklar arası rekabetten Soğuk Savaş’a ve günümüzdeki çok kutupluluğa geçiş sürecine kadar küresel güç rekabetinin en önemli sahnesi oldu.
Bu nedenle İran, önemli bir devlet olmaktan çok daha fazlasıdır. Venezuela’nın bir zamanlar Batı Yarımküre’de ABD gücüne karşı direnişin dış sınırını temsil ettiği gibi, İran da şu anda Avrasya’nın kalbinde Amerikan hegemonyasının konsolidasyonuna karşı son jeopolitik engel olarak duruyor.
İran’ın bütünlüğü, sadece kendi ulusal çıkarlarına değil, aynı zamanda Moskova ve Pekin’in paylaştığı daha kapsamlı bir hedefe de hizmet ediyor: Tek taraflı hakimiyeti sınırlamak ve komşu ülkelerde stratejik özerkliği korumak.
Kaynak: The Cradle Türkiye



















































