İşçisiz saptanacak asgari ücret gayrimeşrudur. İşçi kanadının katılmadığı Komisyon kararı iyice şaibeli hale gelecek. Hükümet asgari ücrette hakem değildir. Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu iki nafile toplantı yaptı. Toplantılardan beklendiği gibi bir sonuç çıkmadı. Toplantılara işçi tarafını temsil eden Türk-İş katılmadı. Türk-İş, Komisyon yapısı ve işleyiş kuralları değişmediği sürece Komisyona katılmayacağını açıklamıştı. Türk-İş ayrıca asgari ücret tespitinde enflasyonun yanı sıra büyümenin de dikkate alınması gerektiğini savunuyor.
NAFİLE TOPLANTILAR!
İşçi konfederasyonlarının tümü komisyonun işleyişinden şikâyetçi ve asgari ücret tespit kurallarının değişmesini istiyorlar. Ancak Hükümet, işçi kanadının çok önceden belli olan bu tutumuna rağmen komisyonun yapısı ve asgari ücretin belirlenme kuralları konusunda herhangi bir adım atmadı. Oysa yapılacak iş teknik olarak son derece basit. Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve bir yönetmelik değişikliği ile sorunun çözülmesi mümkün. Ancak mesele teknik değil tamamen siyasi bir tercih!
Hükümet asgari ücreti izlediği ekonomi politikaya uygun olarak düşük tutmanın peşinde. Ancak hükümetin asgari ücret için dolaşıma soktuğu oranların herhangi bir inandırıcılığı ve meşruiyeti yok. Ortalıkta dolaşan tahminlerin büyük bir tepki ve öfkeye yol açacağı malum. Bunun üstüne bir de “işçisiz asgari ücret” saptanması meselenin üstüne tüy dikecek.
Hükümet şimdiye kadar asgari ücreti belirlerken genellikle işverenleri yanına alıyor ve asgari ücreti öyle belirliyordu. AKP döneminde 25 kez belirlenen asgari ücretin 16’sında işçi muhalefetine rağmen karar Hükümet-işveren blokunun oylarıyla alındı. Hükümet işçilerin masada yer alıp muhalefet etmesinden pek rahatsız değildi. Ama bu yıl işin rengi değişti. İşçi tarafı komisyona katılmayacağını açıkladı. İşte bu durum hükümetin canını sıktı. Asgari ücretin hem geçinme şartlarından çok uzakta hem de işçisiz belirlenmesi ciddi bir tepkiye yol açacak. İşte bu durum bir telaş yarattı.
İşte bu telaşla tarihte görülmemiş bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, komisyonun toplandığı saatlerde Türk-İş ve Hak-İş’i ziyarete ederek güya sosyal diyalog görüşmeleri yaptı. Bakanın bu tuhaf temasları, işçisiz asgari ücret komisyonunun alacağı kararın yaratacağı infiali dindirme çabası olarak yorumlanabilir.
HAKEMLİK DEĞİL KAMU DÜZENİ
Bakan Işıkhan asgari ücret meselesinde işçi tarafının katılmamasının yaratacağı infiali önlemek için sürekli “biz hakemiz” diyor. Adeta işçi ile işveren arasında bir arabulucu gibi davranıyor. Bakanın bu sözleri konuyu bilmeden yediyorsa büyük gaf, bilerek ediyorsa daha büyük gaf.
Hükümet asgari ücrette hakem değildir. Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur. İş hukukunda nispi emredici düzenlemeler olarak bilinen düzenlemelerin en önemlisidir. Asgari ücret, Bakan Işıkhan’ın sandığı gibi bir pazarlık ücreti değildir. Asgari ücret bir geçim ücretidir ve bir kamu düzeni meselesidir. Asgari ücret tespiti, bir özel hukuk konusu ve işçi ile işveren arasında bir pazarlık konusu değildir.
Asgari ücret Anayasa ve yasalarla düzenlenen, devletin “olumlu edim yükümlülüğü” kapsamında bir kamu düzeni sorunudur. Asgari ücret, pazarlığının piyasaya bırakılmaması ve kamusal bir müdahaleyle belirlenmesi demektir. Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur çünkü Anayasa ve yasalar hükümete asgari ücretin belirlenmesi ve emredici olması konusunda yükümlülükler getirir. Hükümet bu yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlüdür. Hükümet hakem değildir. Asgari ücreti sadece işçi ve işveren taraflarının müzakeresine bırakamaz.
Sosyal bir hukuk devletinde devlet (hükümet) asgari ücretin saptanmasında aktif rol alır. Dolayısıyla bakanın “ biz hakemiz” demesi anlamsız bir bahanedir. Hükümet asgari ücretin bir numaralı sorumlusudur. Kaçamak davranmanın manası yok. Hükümet asgari ücret sorumluluğundan kaçamaz.
DİSK’LE GÖRÜŞMEME NEZAKETSİZLİĞİ
İşçisiz asgari ücretin tespitinin yaratacağı infialden telaşa kapılanlar bu ruh haliyle kuralları hiçe sayarak davranıyor. Bakan Işıkhan aniden yaptığı Türk-İş ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada “Biliyorsunuz iki önemli konfederasyonumuz var” deme gafletinde bulundu. Türk-İş’in ardından Hak-İş’i de ziyaret eden Bakan, DİSK’i ziyaret etmedi. Bakanın bu tutumu sıradan bir gaf değil.
Türkiye’de uzun yıllardır işçileri işveren ve hükümet karşısında üç işçi konfederasyonu temsil ediyor. Bu hem bir teamül hem de yasal düzenlemelerin gereği. Eskiden ESK’de üç işçi konfederasyonu vardı. Üçlü Danışma Kurulunda işçileri temsilen üç işçi konfederasyonu katılır. SGK ve İŞKUR Genel Kurulları başta olmak üzere çeşitli kurumların yönetim veya genel kurullarında üç işçi konfederasyonu yer alır.
Anlaşılan Bakan bu basit gerçeğin farkında değil. DİSK’i ziyaret etmeye tenezzül bile etmedi. Oysa Komisyon’da yer almamasına rağmen asgari ücreti en çok gündemde tutan işçi örgütü DİSK’tir. Uzun yıllardır kapsamlı asgari ücret raporları hazırlayan DİSK, asgari ücret için çeşitli eylemler yapan DİSK ama bakan DİSK’le görüşmeye tenezzül etmiyor.
Bakan Işıkhan DİSK’le görüşmemesi Türkiye’de uzun yıllara dayalı endüstri ilişkileri geleneklerini ve kurallarını hiçe sayan nezaketsiz bir tutum ve gaftır.
GAYRİMEŞRU ASGARİ ÜCRET
Hükümet muhtemelen bu hafta asgari ücret konusunda kararını verecek ve Komisyona dikte edecek. Komisyonun özgür bir iradesi olmadığı malum. Komisyonda müzakere bile yapılmıyor. 2020 öncesinde Komisyona bir işçinin yaşam maliyeti konusunda veriler getiren TÜİK artık bunu bile yapmaya tenezzül etmiyor. TÜİK’in Komisyondaki varlık sebebi işçinin yaşam maliyetine ilişkin veriler sunmaktır. TÜİK işi o kadar keyfiliğe vardırdı ki artık işçinin yaşam maliyetini hesaplamıyor.
TÜİK kamuoyunda tartışma yaratacak verileri sunmak yerine gizlemeyi tercih ediyor. Madde fiyat listesini kararttıkları gibi işçinin yaşam maliyetine ilişkin verileri de sunmuyorlar. Böylece Komisyonun tartışma yapacağı en önemli unsur olan “geçim şartları” konuşulamıyor. Bu durum Komisyonu bir süredir iyice işlevsiz bırakmıştı.
Ancak bu yıl Komisyon tarihinde bir ilk yaşanıyor. İşçi tarafı masayı protesto ediyor. Bu durum asgari ücretin işçisiz saptanmasına yol açacak. Bu durum asgari ücretin zaten çok az olan meşruiyetinin iyice yok olmasına yol açacak.
Adını net koymak lazım. İşçinin protesto ettiği çekildiği bir masada şeklen bile olsa alınacak asgari ücret kararı gayrimeşru olacaktır.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu kağıt üzerinde hükümetin istediği her kararı alabilir. İşçi katılmadan on üye ile toplanabilirler. Hükümet ve işveren blokundan oluşan işçisiz komisyon teknik olarak istediği kararı alabilir.
Karar almayan ve müzakere yapmayan komisyon kararları imzaladı. Dahası komisyon üyelerinin önemli bir bölümü kararı televizyonlardan öğrendi. Teknik olarak bunların tümü mümkün. Şimdiye kadar böyle oldu zaten. Komisyon iyice göstermelik oldu. Ancak şimdi durum daha da vahim.
Ortada meşruiyetin kırıntısı kalmadı. Hükümet işçinin gelmediği masada işverenlerle kol kola asgari ücreti belirleyecek. Oysa asgari ücret işçinin meselesi. İşçi olmadan belirlenecek asgari ücretin hiçbir inandırıcılığı olmayacak. Asgari ücret saptandığı anda meşruluğunu yitirecek.
Teknik olarak karar alınabilir, işi kitabına uydurabilirler. Ancak bir hukuk devletinde sadece kanunlara biçimsel uygunluk bir şey ifade etmez. Bilmeyenler hatırlatalım: Kanunilik ile hukukilik ve meşruluk arasında dağlar kadar fark vardır. Asgari ücreti işçisiz saptamanın maliyeti büyük olur. Asgari ücret daha saptandığı anda gayrimeşru hale gelir.
Bir kuralın kanuni ama gayrimeşru ve hukuk dışı olması ciddi bir sorundur. Kanuni bir düzenleme toplum vicdanında karşılık bulmuyorsa, destek almıyorsa ve hukukun evrensel ilkelerine aykırı ise gayrimeşrudur.
Pek çok alanda örneğini gördüğümüz hukukdışı ve gayrimeşru yönetim anlayışı şimdi de asgari ücret alanına sirayet etmiş olacak. Bu yıl bir ilk yaşanacak ve asgari ücret gayrimeşru şekilde tespit edilecek!
EMEKLİ YOKSULLUĞU: ALGI DEĞİL GERÇEK
Yoksullaşan emeklilerin ucuz otellerde, otogarlarda konaklamak zorunda kalması ve kış aylarında ısınmak amacıyla AVM’lerde vakit geçirmesi, geçtiğimiz haftanın en sarsıcı haberlerinden biriydi. Aslında bu haberler, uzun süredir bilinen ancak görmezden gelinen bir gerçeğin; yani derinleşen emekli yoksulluğunun trajik bir şekilde gün yüzüne çıkmasıydı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş bu durumu “Bireysel tercihler toplumsal bir kriz gibi sunulmaya çalışıldı, bir algı operasyonu yürütüldü” şeklinde nitelerken; Ankara Valiliği de haberleri “abartılı” bulduğunu açıkladı. Emekli gerçeğini “algı” ve “abartı” diyerek yok sayanlara, bu durumu haberlerle değil, somut verilerle hatırlatmakta fayda var:
Sefalet aylıkları: 2025 sonu itibarıyla en düşük emekli aylığı 16 bin 881 TL seviyesindedir ve milyonlarca emekli bu tutarla geçinmeye çalışmaktadır. Ortalama emekli aylığı ise sadece 21 bin TL civarındadır.
Refah Kaybı: Emekli aylıklarının Kişi Başına Gayrisafi Yurt İçi Hasılaya (GSYH) oranı 2003’te %52 iken, 2024 yılında bu oran %31’e gerilemiştir. Bu, emeklinin milli gelirden aldığı payın nasıl eridiğinin en net kanıtıdır.
Çalışma Zorunluluğu: Alım gücü dibe vuran emekli aylıkları nedeniyle daha fazla emekli, hayatta kalabilmek için yeniden işgücü piyasasına dönüyor. Çalışıyor veya umutsuzca iş arıyor. 2003 yılında emeklilerin %34’ü işgücü piyasasındayken, 2024’te bu oran %66’ya fırlamıştır.
Yaşlılık Aylığı: Sosyal güvencesi olmayan yaklaşık 800 bin vatandaşın aldığı 65 yaş aylığı ise sadece 5 bin 134 TL’dir.
YAŞLI BAKIM HİZMETLERİ YETERSİZ
Bakanlığın “bireysel tercih” olarak nitelediği otogar ve otel konaklamalarının arkasında, kamusal yaşlı bakımı hizmetlerinin yetersizliği yatmaktadır. Türkiye’de yaşlı bakımı hizmetleri ihtiyacı karşılamaktan oldukça uzaktır:
Bakanlığa bağlı 169 huzurevinde yalnızca 15 bin, 270 özel huzurevinde ise 13 bin 500 yaşlıya hizmet verilmektedir.
Kamu huzurevlerinde kapasite yetersizliği nedeniyle devasa bir “sıra bekleyenler” listesi oluşmuş durumdadır.
Özellikle geliri olmayan yaşlılar için hayati önem taşıyan ücretsiz bakım hizmetlerinde büyük bir yığılma yaşanırken, özel huzurevi fiyatları ortalama bir emekli maaşının katbekat üzerindedir.
Türkiye’nin sosyal hizmet alanındaki kanayan yarası, yaşlı ve hasta bakımı sorunudur. Bu yük halen büyük oranda ailelerin omuzlarındadır. Yapılması gerekenler ise bellidir: Öncelikle emekli aylıklarını insanca yaşanacak bir düzeye çıkarmak ve yaşlı bakımı için ayrılan kamu kaynaklarını acilen artırmak.
Emeklilerin yaşadığı sefalete ilişkin haberler algı operasyonu değil, çıplak gerçektir. Türkiye’de giderek derinleşen bir emekli ve yaşlı yoksulluğu var.
Kaynak: Aziz Çelik / BirGün





















































