E.H. Carr vaktiyle şöyle yazmıştı:
“Bir tarihçi, Ortaçağ köylüsünün gündelik hayatıyla ilgili birkaç satırlık güvenilir bilgi bulmak için pek çok şeyi feda etmeye hazırdır.”
Ortaçağ ve daha ötesi bize artık çok uzak; sadece kemikleri değil adı da kalmamış insanların yaşadıkları toplumu nasıl kavradıklarını öğrenmek güç iş. Ama Carr’ın sözleri gene de revizyona muhtaç; bırakın onca uzakları, çoğu zaman dünün olayı bile bugünün hegemonyası altında öyle bir kararır ki hatırlamak için özel bir çaba gerektirir.
Hatırlayalım.
Savaş boyunca celbi çıkan toplam 31.812.158 Kızıl Ordu askerinden 11.944.100’ü geri dönemedi. Bunların 6.329.600’ü muharebelerde aldıkları yaralarla öldü; 555.500’ü muharebelerin dışında hayatını kaybetti; 5.059.000’inden bir daha haber alınamadı — başka deyişle, cesetleri de bulunamadı. Sovyetler Birliği’nden faşist işgalcilerin def edilmesindeki ölümlerden başka, 1.099.465 Kızıl Ordu askeri de Mançurya’nın kurtarılması sırasında can verdi. Çok kabaca, Avrupa’nın kurtarılması sırasında hayatını kaybeden Kızıl Ordu askerlerinin sayısı 4 milyon kadardır; bu sayı Almanya’yı katmazsak şöyle bölünebilir: Romanya’da 69 bin, Polonya’da 600 bin, Yugoslavya’da 8 bin, Avusturya’da 26 bin, Çekoslovakya’da 140 bin, Macaristan’da 140 bin, Norveç’te 3 bin. 7.420.379 sivil Sovyet vatandaşı, faşist işgalciler tarafından işgal bölgelerinde bilinçli şekilde öldürüldü. 2.164.313 sivil, köle olarak götürüldükleri Almanya’da toplama kamplarında veya zorunlu çalışmalarda öldü. 4.100.000 sivil işgal yüzünden ortaya çıkan açlık, hastalık ve tedavi yetersizliği yüzünden hayatını kaybetti. Çok kabaca, Sovyetler Birliği vatandaşlarından: 3,3 milyon kişi kurşuna dizildi, 5,7 milyon kişi esir düştükten sonra öldü; 2,2 milyon kişi toplama kamplarında yok edildi. Son verilere göre ülkenin sivil kayıpları 13.684.692 kişiydi; bunlara asker kayıpları da eklenince Sovyetler Birliği’nin toplam insan kaybı 26,6 milyona ulaştı. 1945’te Türkiye’nin nüfusu 18.790.174 kişiydi; demek ki Sovyetler Birliği’nin asker kaybı, Türkiye’nin kadın, erkek, çocuk, yaşlı… bütün nüfusunun neredeyse yüzde 65’ini bulmuştu; Sovyetler Birliği’nin toplam insan kaybı ise, Türkiye bütün insanlarıyla birlikte haritadan silinmiş olsaydı uğrayacağı kaybın 1,4 katıydı. Savaş boyunca toplam 15 milyon Sovyet vatandaşı yaralandı; 2,6 milyon kişi sakat kaldı. Sadece Ukrayna’da 334 köy ve kasaba faşist Alman işgalcileri tarafında içinde yaşayanlarla birlikte ateşe verildi. Faşist Almanya, 22 Haziran 1941 saat 04:00’te Sovyetler Birliği’ne saldırdığında Avrupa’da 3 milyon kilometrekareden fazla bir alanı bizzat veya işbirlikçileri aracılığıyla yönetiyordu; 290 milyon insan Reich’ın savaş makinesi için çalışıyordu. Buna karşılık, savaşın ilk altı ayında Sovyetler Birliği’nin batısında bulunan toplam 2.593 büyük sanayi işletmesi, 100 milyon insan, 8,5 milyon büyükbaş hayvan Urallara taşındı. Sayılan işletmelerin yüzlercesiyle aynı ölçekli olan tek biri, Zaporojstal ancak 8.000 vagonla taşınabilmişti. Sadece Moskova’daki Yak uçak fabrikası, 1,5 ayda Sibirya’ya taşındıktan üç ay sonra Moskova’daki üretimine yetişmiş, 11 ay sonra üretimini 11 katına çıkarmıştı. Böylece, 1942 sonuna gelindiğinde Sovyetler Birliği tank üretiminde faşist Almanya’nın 3,9, savaş uçaklarında 1,9, bütün diğer ağır silahlarda 3,9 katı üretim yapabilir hale gelmişti. Sovyetler Birliği 4 yıl boyunca toplam 136 bin savaş uçağı, 103 bin tank, 360 bin ağır silah, 300 bin havan, 20 milyon piyade silahı ve 8 milyon ton mühimmat üretti. Bu sayılar, cephe gerisindeki çabanın büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir. Faşist Almanya, Sovyetler Birliği’ne karşı 4 yıl içinde toplam 560 tümen ve 85 tugayla savaştı. Buna karşılık batı Avrupa’da en çok 75, İtalya’da 26, kuzey Afrika’da 9 tümen bulundurdu. Sovyetler Birliği faşist Almanya’ya karşı dört yıl içinde toplam 661 tümen ve 670 tugayla, keza mevcudu 1 milyona yaklaşan toplam 6.000 partizan (gerilla) birliğiyle savaştı. Buna karşılık Sovyetler Birliği’nin bütün müttefiklerinin dört yıl içinde toplam 141 tümen ve 60 tugayı vardı.
Halkın ölümsüzlüğünü ölümleriyle ödeyip aldılar!
Şan olsun!
***
Yıllar önce, bir 9 Mayıs gecesi bakışlarımız gökyüzüne dikili “salyut” izlerken, gözleri yaşlı dostum bana döndü ve şöyle dedi:
“Her kıvılcımda bir insan varmış gibi geliyor bana.”
Her kıvılcımdaki insan bakışı, Simonov’un mısralarıyla yakınlaşır belki bize.
***
Bekle beni
Bekle beni, döneceğim ben de,
Yalnız çok bekle,
Bekle, sarı yağmurlar
Hüznü getirirken,
Bekle, kar tipiye dönerken,
Bekle, sıcakken,
Bekle, başkaları
Dünü unutup beklemezken.
Bekle, uzak yerlerden
Mektuplar gelmezken.
Bekle, seninle bekleyen
Herkes bıkmışken beklemekten.
Bekle beni, ben de döneceğim,
Hayır dileme ezberden bilip de
Unutmak vaktidir, diyene.
Varsın inansın oğlum, anam,
Benim de yitip gittiğime,
Dostlar, beklemekten
Varsın yorulsunlar,
Ateş başına otursunlar,
Acı şarabı yutsunlar,
Maziyi yad ederken…
Bekle. Onlarla birlikte
İçmekte acele etme sen.
Bekle beni, ben de döneceğim,
Bütün ölümlere nispet.
Beklemez olanlar beni
Varsın “Talihliymiş,” desin.
Beklemeyen ner’den bilsin,
Senin bekleyişinin
Ortasındayken ateşin
Kurtardığını beni?
Bir sen bileceğiz bir de ben
Nasıl olup ölmediğimi —
Yeter ki bil, kimsenin
Beklemediği gibi beklemeyi.
***
Şan
Beş dakika geçti geçmedi,
Kaput eriyen karı emdi.
Dermansız kaldırmış elini
Uzanmış da yatıyor yerde.
Ölü. Tanıyanı yok. Yalnız.
Ama daha yarı yoldayız,
Ölülerin şanıdır esinleyen
İlerlemeye karar vermişleri.
İçimizde hürriyet amansız:
Figansa da anaların kaderi
Halkımızın ölümsüzlüğünü
Ölümle ödeyerek almalı.
***
Yoldaş
Batıya doğru, beş gün, adım adım
Yürüdük izini sürüp düşmanın.
Ağır ateş altında, beşinci günü
Düştü yoldaş, batıya dönük yüzü.
Yürüdü, koşar adım, öyle öldü,
Kar içinde, öldü de buza döndü.
Bir de geniş açmış ki kollarını
Sanırsın kucaklayacak vatanı.
Ağlayacak anası nice acı günler,
Heyhat! Geri vermez ki oğulu zafer!
Ama bilsin, daha yeğindi ölümü
Oğluna, batıya dönükken yüzü.
Kaynak: Hazal Yalın / Harici





















































