Türkiye işçi sınıfı tarihi, yasak ve baskılara karşı direnişle yazıldı. Kavel’den Paşabahçe’ye, Zonguldak’tan TEKEL’e mücadeleler, grevi gelenek haline getirdi. Bugün süren direnişlerin arkasında bu tarihsel mirasın gücü yatıyor.
Ülkede işçi sınıfı tarihi, büyük ölçüde yasaklara, ertelemelere ve baskılara karşı verilen fiili mücadelelerin ve grevlerin tarihi olarak şekillendi. Kavel’den motokuryelere uzanan bu hat, grevin yalnızca bir hak değil, aynı zamanda kazanılan bir gelenek olduğunu ortaya koyuyor. Cumhuriyet’ten öncesine uzanan grevler, Türkiye’de bir asrı aşan varlıklarıyla kök saldı.
Grev hakkı ve emek mücadelesi, her türden baskıya, yasaklamaya ve zorlamaya rağmen işçi sınıfının inadı ve kararlılığıyla şekillendi. Bugün “gelenek” olarak anılan, mirasıyla içinde bulunduğumuz tarihi örgütlenme ve direniş biçimlerini etkileyebilmiş birçok direniş yaşandı. Bunlar yalnızca ücret ya da çalışma koşulları için değil, grev hakkının kendisi için de birer mücadele niteliğindeydi. Mirasıyla bugün de Türkiye işçi sınıfına yol gösteren direnişler de “Gelenek yaratan grevler” olarak anılıyor.
Bugün 60’ncı yıldönümü olan Paşabahçe Grevi, işçi sınıfının toplumsal gücünü bir kez daha ortaya koyarak DİSK’in kuruluşuna giden yolun ilk adımlarından olarak anılıyor.
31 Ocak 1966’da 2 bin 500 cam işçisi taleplerini kabul ettirmek ve toplu sözleşme imzalamak için greve başladı. Paşabahçe işçileri dayanışmayla güçlenirken patronlar da örgütlü saldırılarıyla hak mücadelesini baskılamaya çalıştı. Türk-İş bürokrasisinin, işçinin sözünün aksine “bittiğini” ilan ettiği grev, fiili olarak devam etti. Son sözü işçinin söylediği grev, sendika bürokrasisine rağmen emeğin söz sahipliğini gösterdi ve DİSK’in kuruluşunu hızlandırdı. Türk-İş’in “İhanet içinde” olduğunu söyleyen sendikaların oluşturduğu Dayanışma Komitesi, bugün DİSK’in kurucularından bazıları olarak anılıyor.
Grevin en önemli özelliklerinden biri, işçi sınıfının dayanışmayla ne kadar güçlü olabileceğini kendine ispatlaması oldu. Paşabahçe işçileri, neredeyse her işkolundan, sayıları on binleri bulan, örgütlü ve bazıları da örgütsüz bırakılmış işçilerin dayanışmasıyla ayakta kaldı. Bugün işçilerin hakları için direndiği Migros’ta, o gün çalışan işçiler de bu dayanışmaya dahildi. İşçiler, İş Bankası ve CHP ortaklığındaki Paşabahçe’de hak mücadelesini, eşi görülmemiş bir boykotla birleştirdi. Binlerce işçi İş Bankası’ndaki tüm mevduatlarını çekince, her dönem araları sıkı olan patron-iktidar bloku panikle hareket etti. Bakanlar Kurulu grevi yasakladı, patron gazetelere ilanlar verdi ve Türk-İş de Dayanışma Komitesi’ndeki Petrol-İş, Kristal-İş, Maden-İş ve İstanbul Basın-İş sendikalarını faaliyetleri durdurma ile ‘cezalandırdı’. Buradan çıkan irade, Lastik-İş gibi sendikalarla birleşerek DİSK’i kurdu.
Üretimden gelen gücün sonuna dek kullanıldığı Paşabahçe’den geriye dayanışmayla büyüyen irade ve işçi sınıfının sendikacılığı miras kaldı.

Yasaklar mücadeleyle birer birer aşıldı
Paşabahçe’den 3 yıl önce yasaları değişterecek etki gücünü yaratan Kavel Grevi’ydi. Örgütlenme ve grev hakkının önünde, Osmanlı’nın son dönemlerinden beri duran kanuni yasaklar, Kavel’de zaferle değiştirildi. 1963’teki Kavel Grevi, ülkede grev geleneğinin mihenk taşlarından oldu. Grev hakkının yasal olmadığı bir dönemde Kavel Kablo işçilerinin başlattığı fiili grev, hem kazanımla sonuçlandı hem de grev hakkını tanıyan yasal düzenlemelerin de önünü açtı. Kavel, döneminde ülkede “hakların mücadeleyle kazanıldığı” fikrinin somut örneği oldu.
1970’teki 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, 2 güne tarih sığdıran bir genel grev sayıldı. Sendika seçme hakkını kısıtlayan yasaya karşı gerçekleşen direnişle işçi sınıfı siyasal bir özne olduğunu göstererek Anayasa Mahkemesi’nin düzenlemeyi iptal etmesini sağladı.
1970’ler boyunca süren MESS metal grevleri, sanayi işkolunda uzun soluklu, örgütlü grev geleneğini yarattı. Dayanışma, işkolu bilinci ve sınıf disiplini güçlendi. 12 Eylül darbesi bu birikimi tasfiye etmeyi hedef aldı. İşveren örgütü TİSK’in başkanı Halit Narin’in, “Bugüne kadar işçiler güldü şimdi gülme sırası bizde” diyerek alkışladığı darbe güçlenen işçi hareketini baltalamayı hedefledi.
1989-1991 Bahar Eylemleri, 12 Eylül sonrası bastırılan grev geleneğinin yeniden canlanmasını sağladı. Kamu işçilerinin grev, iş yavaşlatma ve kitlesel yürüyüşleri, hem sendikal mücadelenin geri dönüşünü hem de kamu emekçilerinin sendikacılığının önünü açtı.
1990-91 Zonguldak Madenci Grevi ve Ankara Yürüyüşü, üretimin durdurulmasıyla birlikte on binlerce madencinin başkente yürümesiyle grev tarihine geçti. Madenciler, emek mücadelesinin toplumsal meşruiyetini genişletti.
2009-2010 TEKEL Direnişi, klasik grev biçimlerinin ötesine geçerek uzun süreli fiili direniş ve mekân işgalini merkezine aldı. Özelleştirmelere, güvencesiz çalışmaya karşı verilen mücadele, kamusal alanda kalıcı direniş geleneği yarattı.
Smart Solar, Temel Conta gibi işyerlerinde emekleri sömürülen kadınlar, yurdun dört yanından inşaat işçileri, en büyük patron örgütlerine karşı ayağa kalkacak cesarete sahip metal işçileri, yaşamlarını emekleri ile kazanmış emekliler, İzmir’den Van’a dayanışmayla büyüyen zincir marketlerin depo işçileri, güvencesizliğe karşı ayağa kalkan kuryeler, MESEM’lerde devlet eliyle işçileştirilen çocuklar, özelleştirmelerle yaşamları tehdit edilen madenciler; her birinin grev ve eylemleri bu mihenk taşlarından gelen tarihsel birikim ve yol gösterici mirastan güç alıyor.
Kaynak: BirGün



















































