“Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir…”
Asgari ücret nedir?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre hazırlanarak, 1 Ağustos 2004 tarih ve 25540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Yönetmeliğinin 4. maddesinin (d) bendinde; Asgari ücret: “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanmıştır. (1)
İşçi sınıfının gerçek iradesinin temsil edilmediği Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarında, 2026 yılında uygulanacak olan asgari ücretin belirlenmesi için, önceki yıllarda olduğu gibi yeni bir asgari ücret tiyatrosu sergilenecek ve sözde asgari ücret pazarlığı sonucunda patronların, ekonomi yönetiminin ve Türkiye’ye borç veren uluslararası tefeci bankerlerin dayattığı 2026 yılı asgari ücreti ‘işçilere müjde’ olarak açıklanacak.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücretle ilgili olarak; “kalıcı refah sağlama prensibimizi sürdüreceğiz. Optimal bir seviyenin ortaya çıkacağına inanıyorum” şeklindeki açıklamasından da anlaşılacağı gibi, milyonlarca işçi bir kez daha açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilecek.
Devlet hazinesinin teslim edildiği İngiltere vatandaşı Maliye Bakanı ise gözlerimizin içine bakarak, alay edercesine gülümseyen bir tavırla; “Türkiye’de asgari ücret düşük değil, en yüksek asgari ücret bizde” diyecek.
Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir.
Asgari ücret ne kadar olmalıdır?
Asgari ücret, hayata yeni atılan bir işçinin temel insani, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını rahatça karşılayacağı bir ücret olmalıdır. Bir ay boyunca sabahtan akşama kadar alınteri dökerek çalışan bir işçi bunu hak eder.
Bugün ise, sermaye sahiplerinin ve hükûmetin saldırıları ile her geçen yıl alım gücü daha da düşen, kelimenin tam anlamıyla kuşa çevrilen asgari ücret, işçinin ve ailesinin hiçbir ihtiyacını karşılayamaz durumdadır.
Bilindiği gibi, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ay içinde sadece gıda için yapması gereken harcama tutarı açlık sınırı; insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ve gıda dışı harcamaların toplam tutarı ise yoksulluk sınırı olarak tanımlanmaktadır.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu içinde işçileri temsilen yer alan TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için yaptığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasında; açlık sınırı 29 bin 828 lira, yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 lira olarak hesaplanmıştır.
Diğer taraftan emlak şirketlerince yapılan araştırmalarda, Türkiye genelinde aylık kira ortalaması 26 bin 500 lira olarak hesaplanmıştır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen asgari ücret tanımına göre; açlık yoksulluk sınırı ve ortalama kira bedeline ilişkin yukarıdaki veriler dikkate alınarak 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiği kolayca hesaplanabilir.
Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen aylık gıda ve kira harcamaları tutarı 56 bin 328 liradır.
Bu rakamın üzerine yönetmelikteki asgari ücret tanımında yer alan giyim, sağlık, ulaşım ve kültür harcamaları ile yönetmelikte maalesef yer almayan elektrik, su ve doğalgaz faturaları da eklendiğinde, TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için açıkladığı yoksulluk sınırı kadar bir rakam ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiğine verilecek en gerçekçi, bilimsel ve en doğru yanıt; TÜRK-İŞ’in yoksulluk sınırı olarak hesapladığı 97 bin 159 liranın üzerine refah payı da eklenmek suretiyle yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde belirlenmelidir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonunda bulunan işveren, iktidar ve TÜRK-İŞ temsilcileri; 4857 sayılı İş Kanununun 39. maddesinde tanımlanan asgari ücretle ilgili kanun hükümlerine uymak zorundadırlar.
Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme!
Asgari ücret, çalışma hayatına yeni başlayan bir işçiye ödenmesi gereken temel ücrettir. Çalışma süresi boyunca, işçinin kıdemine, sahip olduğu mesleki niteliğe, sendikal hak ve özgürlükler kapsamında işyerinde mevcut sendikal haklara bağlı olarak artması gerekir. Ancak, ne yazık ki günümüzde ülke çapında yaygın olarak uygulanan ortalama ücret haline gelmiştir.
Bunun nedeni, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yönelik örgütlenme barajları, yetki itirazları, grev erteleme ve yasakları, sendikaya üye olan işçilerin işten çıkarılması gibi anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleridir.
Özellikle sendikaya üye olan işçilerin işveren tarafından işten çıkarılması, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 118. Maddesine göre; işveren aleyhine hapis cezasını öngören “Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi” suçunu oluşturduğu halde, söz konusu yasa maddesi patronların gücü nedeniyle yeterince uygulanamamaktadır. (2)
Bir diğer önemli sorun da; 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 40. maddesinde yer alan; “Toplu iş sözleşmesinden teşmil yoluyla yararlanma hakkının” uygulanmamasıdır. (3)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayıları Hakkındaki 2025 Temmuz ayı istatistiğine göre; kayıtlı çalışan 17 milyon 326 bin 143 işçiye karşılık, toplam sendikalı işçi sayısı 2 milyon 429 bin 527, sendikalaşma oranı yüzde 14,022 olarak açıklanmıştır. (4)
Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına ilişkin anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleri nedeniyle yaşanan tüm bu olumsuzluklar, sadece sendikalı işçi sayısını düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi sayısını da büyük ölçüde azaltmaktadır.
Bu durum, ilk işe girişte uygulanan temel ücret olması gereken asgari ücretin, ülke çapında tüm işyerlerinde uygulanan ortalama ücret haline dönüşmesi sonucunu doğurmuştur.
Buna bağlı olarak, asgari ücretin vergi dışı olması nedeniyle vergi gelirleri açısından ve asgari ücret üzerinden SGK primi ödendiği için sigorta prim tahsilatı bakımından, devletin önemli gelir kayıplarına uğramasına da neden olmaktadır.
Dolayısıyla, sendikal hak ve özgürlüklerin gelişmesine bağlı olarak asgari ücret ortalama ücret olmaktan çıkarak temel ücrete dönüşecek ve “Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme” ilkesine göre, işçi ücretleri yaygın bir şekilde toplu sözleşmeyle belirleneceğinden, milyonlarca işçinin insanca yaşam koşullarına sahip olmasını sağlayacaktır.
Ayrıca devletin vergi gelirleri ve sigorta prim tahsilatı da artacağından, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve sosyal güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde de devlet bütçesine önemli katkı sağlayacaktır.
Ne yapmalıyız?
Asgari ücretin ne kadar olması gerektiği sorunu tamamen sınıfsal bir sorundur. Sermaye sınıfının siyasi iktidarla ve işbirlikçi sarı sendikacılarla el ele vererek, işçi sınıfının ucuz iş gücü olarak emeğinin ve alın terinin sömürülmesinin açık bir biçimidir.
Bugünkü kapitalist sistem içerisinde işçilerin ve emekçilerin sesi duyulmaz, varlıkları görünmez olmuştur. İşlerini tek gün bile aksatmadan hayatı var eden işçilere, patronlar ve iktidar tarafından açlık ve sefalet ücreti layık görülmektedir.
Aralık ayı sonunda açıklanacak olan ve daha ilk aylardan itibaren açlık sınırının altında kalacağı şimdiden belli olan asgari ücretle işçinin ne aşı pişer, ne evi ısınır, ne ışığı yanar, ne de suyu akar.
İşçiler ya hakları için ayağa kalkacak, ya da iktidar ve patron temsilcilerinin çoğunlukta olduğu bir masada oy çokluğu marifetiyle bahşedilen ne ise yetinmek mecburiyetinde kalacaklardır.
Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş temsilcilerinin yıllardır sadece itiraz kaydı düşebildiği bir masada hiçbir ciddi sorun çözülemez.
İşsizliğin, yoksulluğun, açlığın, sefaletin kol gezdiği memlekette haklarımızı genişletmenin, alın terimizin karşılığını almanın yolu toplumsal mücadeleden geçer.
Bu soğuk kış günlerinde açlık sınırında yaşayan milyonların karnının doyması, evinin ısınması, aşının kaynaması ancak ve ancak işçilerin, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların, emeklilerin, işsizlerin sokaktaki ortak mücadelesinin asgari ücret masasına yansımasıyla mümkündür.
İşçi sınıfının, emekçi halkımızın sendikal örgütlerinden derneklerine, sendika şube platformlarından il ve ilçe temsilciliklerine ve işyerlerine, asgari ücret mücadelesi birlikte örülmelidir. Bir kazanç elde edilebilecekse, ancak bu şekilde elde edilecektir.
Herkes için insanca yaşayacak ücreti siz vermiyorsanız, biz alacağız; iş ekmek yoksa, barış da olmayacak demenin tam zamanıdır.
Biz istemezsek vermeyecekler, haydi!
Kaynaklar:
1) Asgari Ücret Yönetmeliği
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5454&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
2) Türk Ceza Kanunu
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2004/10/20041012.htm#1
3) Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/11/20121107-1.htm
4) ÇSGB Tebliği




















































