“Sen, ben neyiz ki bu patırtıda?
Hepimiz bir araya gelirsek bir güç oluruz ancak.” Rıfat Ilgaz
“Emeklilerin içinde bulunduğu durum ve yaşadığı sorunlar”
Açlık yoksulluk sınırının ve asgari ücretin altındaki emekli maaşıyla açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilen milyonlarca emekli yaşama savaşı veriyor.
Çarşıda, pazarda ve markette zamlar yağmur gibi yağıyor. Emekli maaşı kiraya ve faturalara yetmiyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor.
Milyonlarca emekli, her gün artan hayat pahalılığı karşısında satın alma gücünü tamamen kaybeden emekli maaşıyla karnını doyurabilmek için, Kredili Mevduat Hesabı, Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak yaşamak zorunda bırakılıyor.
“Ekonomiyi soğutma ve sıkılaştırma politikası” adıyla uygulanan tefeci faizleriyle banka patronları servetlerine servet katarken, emekliler yüksek faizlerle bankalara borçlanarak icra ve haciz tehdidi altında banka kuyruklarında ömür tüketiyor.
Günden güne daha fazla yoksullaşan emeklilerin borcu, zenginlerin serveti artıyor. Hazine garantili Yap-İşlet-Devret ihaleleriyle, Kur Korumalı Mevduat Hesaplarıyla, vergi istisnaları, krediler ve teşviklerle dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu ve tefeci banker her geçen gün daha fazla zenginleşirken; açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm edilen milyonlarca emekli, eş ve çocuklarıyla birlikte cehennem hayatı yaşıyor.
Ömrünün sonbaharında huzur ve güven içerisinde dinlenerek yaşaması gereken emekliler, ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen yaşamını sürdürebilmek için hâlâ çalışmaya ve iş aramaya devam ediyor.
“Emekli sendikalarının ve derneklerin içinde bulunduğu durum”
Sendikalı ve sendikasız milyonlarca emekli yurttaş böylesine ağır sorunlar altında ezilirken; 1995 yılında “Emeklilere insanca yaşam için toplu sözleşmeli sendika hakkı” talebiyle başlayan ve her türlü olumsuzluğa rağmen bugün hâlâ devam eden sendikal mücadele ne yazık ki henüz yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulamamıştır.
“Emeklilerin sendika kurma hakkı olmadığı” gerekçesiyle açılan kapatma davaları sonucunda kapatılan emekli sendikaları, başka isimlerle yeniden kurularak fiili ve meşru olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Ancak ne yazık ki 1995 yılında DİSK çatısı altında tek sendika ile başlayan mücadele sürecinde bugün geldiğimiz noktada çeşitli isimler altında çok sayıda emekli sendikası ve emekli derneği ortaya çıkmıştır.
Daha da vahim olanı ise, mevcut emekli sendikaları ve dernekleri; emeklilerin ortak sorunları ve talepleri için güç ve eylem birliği yaparak ortak mücadele etmek yerine, maalesef birbirleriyle rekabet ve yarış etmeyi tercih etmektedir.
Dolayısıyla, emekli sendikalarının ve derneklerinin halihazırda yaşadığı bölünmüşlük ve parçalanma nedeniyle kısa vadede tek çatı altında örgütlenmek pek mümkün görünmemektedir.

Ne yapmalıyız?
Peki biz emekliler, bize dayatılan yaşam koşullarını kabul etmeye ve hep böyle yaşamaya mecbur muyuz? Yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu? Tamamen çaresiz miyiz? Elbette ki hayır!
Yapılması gereken şey bellidir. Ortak sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi için ülke çapında güç ve eylem birliği yaparak, sokaklarda ve alanlarda ortak ve birleşik mücadeleyi mutlaka başarmak zorundayız. Emeklilerin kurtuluşunun ve insanca yaşayabilmelerinin başka yolu yok.
Öncelikle ve ivedilikle emekli sendikaları ve dernekleri arasındaki rekabet ve yarışa derhal ve mutlaka son verilerek, tüm emekli örgütleri tarafından güç ve eylem birliği oluşturulmalıdır. Birbirinden bağımsız, ayrı ayrı eylemler yapmak yerine ortak ve birleşik mücadele anlayışı benimsenmelidir.
Mevcut emekli sendikalarının ve emekli derneklerinin tüm üye ve yöneticilerine somut önerim şudur:
Örgütlü ve örgütsüz durumdaki tüm emeklilerin ortak ve birleşik mücadelesine yönelik ilk adım olarak; “Türkiye Emekli Sendikaları ve Dernekleri Güç ve Eylem Birliği Platformu” ya da daha kısa ifade şekliyle “Türkiye Emekliler Güç ve Eylem Birliği Platformu” adıyla veya daha başka bir isimle güç ve eylem birliği platformu oluşturabiliriz.
Platforma katılan sendika ve derneklerden birer temsilciden oluşan Yürütme Kurulu kendi arasında bir “Dönem Sözcüsü” seçerek hemen çalışmalarına başlamalıdır.
Güç ve eylem birliği platformu önderliğinde; kitlesel basın açıklamaları, yürüyüşler ve mitingler düzenlenerek, yıllardan beri insanca onurlu bir yaşam ve toplu sözleşmeli sendika hakkı için mücadele eden binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce ve hatta milyonlarca emekliyi, “hak verilmez alınır, haklar örgütlü mücadele ile kazanılır” şiarıyla omuz omuza mücadele içinde alanlarda buluşturabiliriz.
Böylece, daha geniş ve örgütsüz kitleleri kucaklayan yığınsal mücadele ve örgütlenme sürecinin başlatabileceğine ve emeklilerin tek çatı altında sendikal birliğine giden yolun önündeki engelleri hep birlikte aşabileceğimize inanıyorum.
Emeklilerin insanca yaşayabilmelerinin ve bu mücadeleyi zaferle sonuçlandırmanın başka yolu yok. Sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi noktasında bir kazanım elde edilecekse ancak bu şekilde elde edilecektir.
“Gücümüz birliğimizden gelir”
Öğretmen, şair, romancı ve öykü yazarı Rıfat Ilgaz’ın; “Sen, ben neyiz ki bu patırtıda? Hepimiz bir araya gelirsek bir güç oluruz ancak” sözleriyle ifade ettiği gibi, emeğin gücü birliğinden gelir. Ayrı ayrı sendikalarda ve derneklerde kendimizi güçlü hissedebiliriz. Ancak, bir araya gelirsek daha da güçleniriz ve yenilmez oluruz. Kaybeden değil, kazanan olmak istiyorsak, bu gerçeği asla unutmamalıyız.
15-16 Haziran’ı, DGM ve MESS Direnişlerini yaratan Türkiye işçi sınıfının şanlı mücadele bayrağını, emekli mücadelesi içinde geleceğe taşıyarak bu onurlu görevin yerine getirilmesine katkıda bulunanlar, Türkiye işçi sınıfının sendikal mücadele tarihinin şanlı sayfalarında hak ettikleri yeri alacaklardır. Aksi halde, gerekçesi ne olursa olsun bu konuda engel olanları tarih asla affetmeyecektir.
“Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin”
Sadece kendimiz için değil; giderek vahşileşen ve acımasızlaşan kapitalist sistem koşullarında, çocuklarımızın ve torunlarımızın gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da korumak ve onlara sosyal güvenceli bir gelecek bırakabilmek için hemen harekete geçmeliyiz.
Açlık sınırının altında yaşama savaşı veren milyonlarca emeklinin insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşama kavuşması için; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek bırakabilmek için; Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin.





















































