James Wood
Bu hafta, bir ABD podcast’inden bir bölüm, Çin’de viral oldu ve bunun iyi bir nedeni vardı.
“ChinaTalk” (中国说) adlı bir Amerikan podcast’inde sunucu Jordan Schneider, ABD Kongresi Çin-ABD Ekonomik ve Güvenlik İnceleme Komisyonu’nun eski üyesi Leland Miller’ı Çin-ABD teknoloji rekabetini tartışmak üzere davet etti.
Ortam rahattı, ta ki Schneider yarı şaka yollu şu soruyu sorana kadar: “Eğer Çin kanseri tedavi eden ilk ülke olursa, bu en azından tüm insanlık için iyi bir haber olur, değil mi?”
Miller gülmedi, ciddi bir şekilde cevap verdi: “Hayır. Bu Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir felaket olur.”
O anda internet sessizliğe büründü.
Çünkü aslında söylediği şey basit ve acımasızdı: Eğer Çin kanseri tedavi ederse, Amerika kaybeder.
İnsanlık tıp tarihinin en büyük başarılarından biri olacak bir atılım, umut olarak değil, ABD için bir kabus olarak çerçevelendi. Bu bir dil sürçmesi değildi.
Herkesin görebileceği şekilde açıkça sergilenen bir korkuydu. Hastalıktan korkmak değil, geride kalmaktan korkmak.
Miller daha sonra mantığını net biçimde açıkladı: Eğer Çin bir kanser tedavisini kontrol ederse, ABD hakimiyetini kaybedecekti. Çin “tedarik zincirini kontrol edebilirdi” ve Amerika’nın sağlık sistemi, ilaç endüstrisi ve sermaye piyasaları darbe alırdı.
Başka bir deyişle: Sorun kanserin tedavi edilmesi değil, Amerika’nın bundan kâr elde edemeyecek olmasıdır.
Bu rahatsız edici gerçektir.
On yıllardır, ABD tıp sisteminin bazı bölümleri hayat kurtarmaktan çok, kârlarını artırıp sürdürmeye doğru kaydı.
Kanser artık sadece bir hastalık değil, trilyon dolarlık bir endüstri. İlaç şirketleri ona bağımlı, araştırma kurumları onunla finanse ediliyor ve politikacılar onun etrafında para topluyor.
Bu çıkarlar için gerçek kabus bilimsel ilerleme değil, gelir akışının sonu ve ABD yönetici sınıfı içindeki tepki, Miller’in ağzından bir tür refleks şeklinde geldi. Hatta Amerikalı internet kullanıcıları bile şaşkına döndü.
Bir yorum durumu mükemmel bir şekilde özetledi: “Çin’e yenilmektense kanserden ölmek daha iyidir.”
Bir diğeri şöyle yazdı: “Çin’in kazanmasından korkmuyorlar, Tanrı rolünü oynama gücünü kaybetmekten korkuyorlar.”
Alaycılığın ardında gerçek bir hayal kırıklığı vardı. Eski Amerikan idealizmi, insanlık için bilim filan, tamamen çıkar siyasetiyle boşaltıldı.
İşte bu yüzden bu anektod çok çılgınca geliyor!
ABD bir zamanlar (iddialara göre) insanları Ay’a gönderen, İnsan Genom Projesi’ni başlatan ve her yerden bilim insanlarını kendine çeken ülkeydi. Şimdi, kanseri tedavi etmek bile ulusal güvenlik tehdidi olarak yeniden tanımlanabiliyor.
Evet, kaygı rol oynuyor. Çin’in araştırma kapasitesi artık teorik değil.
Kanser immünoterapisi, gen düzenleme ve hücre tedavisi alanlarında Çin artık sadece takip etmiyor, giderek daha fazla öncülük ediyor. Artık Çin laboratuvarlarından daha fazla makale, daha fazla deneme, daha fazla onay geliyor.
“Amerika her şeye öncülük eder” anlayışına alışmış olanlar için bu gerçek korkutucu.
Çünkü daha derin korku, basitçe yenilmesi değil, insanlığın geleceğini tanımlama hakkını kaybetmesidir.
Bu düşünce ABD teknoloji çevrelerinde yıllardır var: “Eğer biz icat etmediysek, o bir tehdittir.”
Çiplerden elektrikli araçlara, 5G’den aşılara kadar, yabancı inovasyon tehlike olarak yeniden tanımlanıyor.
Şimdi bu mantık tıbba da ulaştı. Çin’in atılımları tebrikleri değil, kısıtlamaları tetikliyor.
Ama işte sorun: bilim sınırları tanımaz ve bilgi yaptırımlardan daha hızlı yayılır. Çin inovasyonuna duyulan korku ne kadar artarsa, bu durum ülke içindeki güven eksikliğini o kadar çok ortaya çıkarır.
Bazı ABD elitleri artık bilimin insanlığa hizmet etmek için var olduğunu bile iddia etmiyor. Hâlâ “özgürlük”, “düzen” ve “insan hakları”ndan bahsediyorlar, ta ki kârlar söz konusu olana kadar. Sonra maske düşüyor.
Bu ulusal güvenlik değil, medeniyetin gerilemesidir. Açık ve net.
Kanser tedavisi jeopolitik bir tehdit haline geldiğinde, bir şeyler çok yanlış demektir.
Bir zamanlar kendini “insanlığın ışığı” olarak adlandıran bir ülke, şimdi meşaleyi başkasının yakmasından korkuyor.
Çin bir gün büyük bir tıbbi atılım gerçekleştirirse, tepki kutlama olmayacak, “Çin’in küresel sağlığa tehdidi” olarak yeniden çerçevelenecektir.
Ancak bu mantık gerçek dünyada çöker. Kimse kanser tedavisini reddetmez ve insanlar bayraklara değil, hayatta kalmaya oy verirler.
Bilim siyasetten emir almaz ve insan hayatları da ulusal markaları tanımaz.
Yani evet, bir gün Çinli bilim insanlarının kansere çare bulduğunu duyarsak, bu Washington’daki bazı insanlara uykusuz geceler ve umarım kabuslar yaşatabilir.
Ama insanlık için bu, tarihin en büyük şafaklarından biri olurdu.
Amerika’nın temel korkusu Çin’in kanseri tedavi etmesi değil, o andan itibaren dünyanın artık Amerika’nın etrafında dönmeyeceği gerçeğidir.
Bu bize her şeyi anlatıyor.
James Wood, Çin’de yaşayan İngiliz-Avustralyalı Jeopolitik Analist ve Yazar
Kaynak: https://hseyinvodinal.substack.com/


















































