Amerika ve diktatörlük durdurulmalı

Aralık / 1985

Yurttaşlar,

Evren-Özal diktatörlüğü zayıfladıkça, ipleri elden kaçırdıkça ayakta durabilmek, ömrünü uzatabilmek için ABD emperyalizminin her istediğine evet diyor. İflasın eşiğindeki sonradan görme milyonerler gibi, ülkemizin geride kalmış neyi varsa hepsine ABD’ne ipotek ediyorlar. Şimdi ABD ile görüşmeleri süren “Savunma İşbirliği Anlaşması” uzatılırsa, ülkemizin bütün geleceği Reagan yönetiminin insafına terkedilmiş olacaktır.

ABD ne istiyor, neyin peşinde koşuyor?

Onun gözü ülkemizin de içinde yer aldığı Ortadoğu’dadır. Reagan Yönetimi Ortadoğu’da askersel ve politik gücünü artırmaya çalışıyor. Amacı bu yolla bölgedeki zengin petrol kaynaklarını kontrolü altında tutmak ve Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıda kullanacağı yeni yeni üsler elde etmektir. Bu amaçlarına ulaşabilmek için bölgemizde gerginliği sürekli artırıyor ve savaş kışkırtıcılığı yapıyor.

ABD’nin gözünde Türkiye’nin yeri nedir?

Halkımız bu sorunun yanıtını çok iyi bilmelidir. Reagan yönetimi Türkiye’ye geçmişte Şah dönemindeki İran’a verdiği rolden çok daha ağır ve tehlikeli bir rol vermek istiyor. İstiyor ki, ülkemiz kendisinin bölgedeki koruyucu jandarması, ileri karakolu olsun. Bununla da yetinmiyor, daha da ileri gidiyor. Bugün ABD’nin gözünde Türkiye, “sınırlı” ya da genel bir nükleer savaşta ilk vuruşu yapmada kullanacağı bir alandır.

Yani nükleer savaş ülkemizde Sovyetler Birliği’ne en yakın bir noktada başlayacaktır. Bu durumda nükleer cehennemde ilk yok olacak ülke Türkiye olacaktır. NATO içinde başı çeken öteki devletler de ilk vuruşu kendi ülkelerinin dışında tutmak amacıyla Türkiye’nin yok olmasında ABD ile anlaşmışlardır.

Bu gerçeği Amerikan basını bile artık açık açık yazıyor. Dahası Özal hükümeti ister istemez bunu itiraf etmek zorunda kaldı. Hükümet ABD’den üç beş kuruş daha koparabilmek için, topraklarımızdaki Amerikan ve NATO üslerinin ve bu üslerdeki nükleer silâhların Türkiye’yi risk altına soktuğunu ve bu nedenle, bu risk oranında ABD’nin Türkiye’ye daha çok para ve daha çok silâh vermesi gerektiğini söylüyor.

Bu sözler ülkemizin nasıl bir ateş çemberi içine itilmek istendiğinin açık itirafıdır. Aynı zamanda Evren-Özal rejiminin vatana ihanetinin en açık ilânıdır. Her yurtsever, halkımızın yaşama hakkını üç kuruşa satılığa çıkaran bu rejimden, bu hükümetten bu sözlerin hesabını sormalıdır. Halkımızın yaşamı para ile tartılamaz.

Evren-Özal diktatörlüğü ne istiyor, neye çalışıyor?

Onun amacı en azından 1988’e kadar ayakta kalabilmektir. Oysa halkımızın hoşnutsuzluğu artıyor, halk biran önce demokrasiye kavuşmak istiyor. Demokratik muhalefet genişliyor, hareketleniyor. Ekonomik durum hızla kötüleşiyor. Bu koşullarda diktatörlüğün önünde amacına ulaşmak için bir tek yol vardır. İçerdeki baş destekçisi olan bir avuç para babası tekelin, vurguncu ve talancının daha çok kâr etmesini garanti altına almak! Bunun için ekonominin çarklarını işletebilecek kadar dış borç bulmak zorundadır. Bunun da yolu ABD’nin her istediğine evet demektir. Yüksek faizlerle aldıkları yeni borçlar halkımızın sırtındaki dış borç yükünü ödenemez hale getirse de, bu onlar için hiç önemli değildir. Çünkü onlar halk düşmanlarıdır.

Halkımız ne istiyor?

İşsizlik, işten çıkarmalar çığ gibi büyüyor, hayat pahalılığı durmaksızın artıyor, köylü yıkılıyor, bulaşıcı hastalıklar yayılıyor, açlık baş gösteriyor. Bütün bunlar halkımızın kanını kurutuyor.

Bu durumda bize hangisi gerekli: ekmek mi, silâh mı?

Reagan’a, Evren’e, Özal’a bakarsanız silâh ve daha fazla silâh gerekli. Bunun için topraklarımıza yeni yeni Amerikan ve NATO silâhları yerleştirmek istiyorlar. Bunun için tarımda gerekli araçları üretecek, motor üretecek, makine üretecek, işyeri açacak fabrikalar değil, silâh fabrikaları kurmaya çalışıyorlar. Kan emici yabancı silâh tekelleri silâh montajı yapacak işletmeler kurmak için Türkiye’ye gelmeye hazırlanıyorlar. Tatlı kâr kokusu alan Koç Holding ve Profilo Holding ile birkaç başka holding bu ölüm fabrikatörleriyle işbirliğine soyunuyorlar. Birçok general ve yüksek bürokrat gözleri yeni rüşvet ve komisyonlarda ellerini ovuşturuyor. Öte yandan halkın parasıyla yapılmış devlet fabrika ve işletmelerini, KİT’leri yabancı tekellere devretme hazırlıkları tamamlanıyor. Tekellerin elindeki gazeteler basın namusunu ayaklar altına alarak bin bir yalanla bu ihanet adımlarını ak şaşırtmaya çalışıyorlar. Kurulması plânlanan silâh sanayi ne ulusaldır ne de ordunun modernleştirilmesi gibi amaç taşıyor.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi para babalarının ödedikleri vergiler daha da azaltılırken zam üstüne zam, vergi üstüne vergi yiyen halkımıza şimdi silâh sanayi için yeni vergiler bindiriliyor.

Yoldaşlar,
Görülmelidir ki, artık geriye çekilecek yer kalmamıştır, gerimiz uçurumdur.

Ya ABD’nin ekonomik, politik, askersel her alanda ülkemizin içişlerine karışmasını önleyecek, ülkemizdeki çok yönlü varlığını artırmasının, daha da ilerlemesinin önüne geçilecek, ABD ve diktatörlük durdurulacak ya da ülke bir uçuruma yuvarlanacaktır. Orta yol kalmamıştır.

İlk yapılacak iş “Savunma İşbirliği Anlaşmasının” uzatılmasını önlemektir.

Bu bir avuç işbirlikçinin dışında kalan bütün ulusal, yurtsever güçlerin görevidir. Anlaşmanın otomatik olarak bir yıl daha uzadığı iddiasının tersine, süren görüşmelerin sonunda anlaşmanın feshedilmesi olanaklıdır. Biz TKP olarak inanıyoruz ki, bu anlaşmanın, uzatılmasına imza atanlar mutlaka vatana ihanet suçundan yargılanacaklardır.

Bugün daha ileri politikalar biryana Atatürk dönemi dış politikasından da eser kalmamıştır. Türkiye’nin bugün ulusal çıkarlara dayalı bir ulusal güvenlik politikası, bir ulusal egemenliği koruma politikası yoktur. İşbaşındaki rejim ulusun güvenliğini korumanın yerine, ABD emperyalizminin çıkarlarına, onun dünya jandarması olma, dünya egemenliği kurma isteklerine hizmet politikasını geçirmiştir. Türkiye iç ve dış politikası ile ordusu ile ABD’nin uydusu durumuna getirilmiştir.

ABD, istediği hükümeti devirebilmektedir, istediği zaman hükümetlerin, Türk subaylarının dışında topraklarımızı başka ülkelere saldırı amacıyla kullanabilmektedir. 1980’de İran’a, 1983’de Lübnan’a saldırı için İncirlik üssünü kullandı. U–2 uçağı örneği hâlâ canlıdır.

Türkiye’nin dış politikası köklü biçimde değişmelidir. Barışçı ve iyi komşuluk ilişkilerine dayalı, istikrarlı ve onurlu bir politika halkımızın, geleceğini bu topraklara bağlamış her yurttaşın istemidir. Bu istemi gerçekleştirmek için her çaba gösterilmelidir.

Türkiye bugünkü bağımlı, tek yönle, uydu politikayı terk edip dünya devletleri arasında eşit haklı, onurlu bir yer almadıkça, dünya ekonomik ilişkilerinde de eşit haklı bir yer edinemez. Ülke ekonomik bağımsızlığına kavuşamaz, yabancı tekellerin sömürüsünden, İMF dayatmalarından kurtulamaz. Kendi ülkesinin çıkarlarını gözetmeyen, halkın ağır sömürü ve baskı altında tutan faşist rejimin sürdüğü bir ülke dünya devletleri arasında hiç zaman saygınlık kazanamaz, dostluk göremez. Barışçıların, sendikacıların, aydınların, yurtseverlerin, komünistlerin yargılandığı bir ülkenin dünyada hiçbir zaman onurlu bir yeri olamaz.

Yurttaşlar,
Diktatörlük koşullarında ABD emperyalizmini durdurmak kolay değildir. Bütün ulusal ve demokratik güçler birleşmeden, halkımız ABD’ne ve diktatörlüğe karşı seferber olmadan hiçbir kalıcı sonuç alınamaz.

Demokratik muhalefet içindeki tereddütler, sallantılar yalnızca diktatörlüğün işine yarıyor. Yasal muhalefet partileri Özal hükümetinin daha fazla yıpranmasını beklemekte kendi açılarından belki haklı olabilirler. Ancak asıl yıpranan halk oluyor ve geçen zaman diktatörlüğün ve ABD’nin işine yarıyor.

Ülkemizin kaybedeceği zaman yoktur. Bu hükümeti biran önce devirmek, diktatörlüğe son vermek ve demokrasiyi kurmak istemi ortak bir istem olarak kararlılıkla yükseltilmelidir. Halkımız bu istemi kararlılıkla yükselten güçlere destek verecektir.

Sovyetler Birliği’nin, öteki sosyalist ülkelerin, dünya çapındaki barış hareketinin aralıksız çabaları sonunda, Cenevre’de yapılan Sovyet – Amerikan Zirvesi ile uluslararası durumda iyiye doğru bir dönüş gerçekleştirmenin olanakları arttı. Eğer ülkemizdeki muhalefet barış ve demokrasiden yana kararlı ve ortak bir tutum alırsa, bu olanaklardan halkımız da yararlanabilir.

Demokrasi güçlerini bölmek, sol güçler ile öteki muhalefet güçlerini birbirine düşürmek, demokratik muhalefetin sıralarında tereddütler yaratmak amacıyla diktatörlük “Tehlike Sovyet’lerden geliyor” masalına, “komünizm, bölücülük ve irtica tehlikesi” masallarına sarılıyor. Muhalefet güçleri bu yalanlara prim vermemelidir. Bu masallar artık bitmelidir. Biz kimseden kendi görüşlerinden vazgeçmesini istemiyoruz. Yalana, demagojiye değil, gerçeklere dayalı politikaların gerekli olduğunu savunuyoruz. Ancak gerçeklere dayanan politikalar diktatörlüğe son verilmesini ve demokrasinin kurulmasını sağlayabilir. Gelecek demokrasi de ancak farklı politik görüşlerin gerçekçilik ve halkımızın ve ülkemizin çıkarları temelinde ortaya konulmasına dayanırsa, kendinden bekleneni yerine getirebilir.

Komünistler, sosyalistler, ilericiler, yurtseverler, Kürt demokratları yargılanır, hapishanelerde çürütülmek istenirken, ülkeye demokrasi, huzur ve esenlik gelemez. Ulusal güvenlik korunamaz. Çünkü bu güçlerin katkısı olmadan ABD hegemonyası ve diktatörlük saf dışı edilemez. Bu nedenle, demokrasi isteyen bütün güçler tüm politik tutukluların serbest bırakılmasına dayalı genel, sınırsız ve koşulsuz politik af konusunda kararlı tutum almalıdır. Bu, diktatörlüğün demokratik muhalefeti bölme manevralarını da boşa çıkartacaktır.

İşçiler, köylüler. Türk ve Kürt tüm emekçiler. Yurtsever aydınlar, gençler, kadınlar. İşsiz yurttaşlar. İlerici, yurtsever subay, astsubay ve erler. İlerici politik tutuklular, politik göçmen yurttaşlar. Yurtdışında çalışmak zorunda bırakılmış kardeşlerimiz. Barışı, ülkemizin bağımsızlığını, demokrasiyi isteyen herkes!

Tehlike hiç bu kadar yakın olmadı. Ülkemizin, halkımızın geleceği her bakımdan ağır bir tehdit altındadır. Gecikiyoruz. Daha fazla gecikilmemelidir.

Ölüm fermanımız demek olan Savunma İşbirliği Anlaşması’nın uzatılması önlenmelidir. ABD’nin İçişlerimize karışmasına son verilmelidir. Ülkemizin efendisi ABD değil, halkımız olmalıdır. Kendi geleceğimizi kendimiz belirlemeliyiz.

Halkımız için silah değil, iş-ekmek-özgürlük gereklidir. İşsizliğe, işten çıkarmalara, hayat pahalılığına karşı ve genel politik af için tüm güçler seferber olmalıdır.

Fabrikalar, sendikalar, okullar, işyerleri, mahalleler, kahveler, camiler, kışlalar bu seferberliğin ocakları olmalıdır. Namuslu aydın ve gazeteciler halka gerçekleri duyurmak için çabalarını daha da artırmalıdır. Tek tek herkesin yapacağı çok iş vardır.

ABD ve diktatörlük durdurulmalıdır. Halk düşmanları yenilgiye uğratılmalıdır.

Komünistler bu uğurda her fedakârlığı göze alacaklardır.

Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi

Atılım / 15 Aralık 1985

 

02 Ara 2022