Aynı gemide miyiz?

Türkiye de, dünya da birçok bakımdan zor günlerden geçiyor. Bir taraftan emperyalizmin saldırıları ve vurguncu iktidarlar nedeniyle yaşanan açlık ve sefalet, diğer taraftan da zaten gelmekte olan ekonomik krizin üstüne koronavirüs salgınının getirdiği ekonomik ve psikolojik buhran... Tüm bu yaşananlardan, bir şekilde iktidarlarını da kaybetmeden, çıkar bir yol bulmaya çalışan hükümetler, benzer söylem ve yöntemlere sarılarak yurttaşlara bir seferberlik çağrısında bulunuyorlar.

    Hepimiz aynı gemideyiz.
    El birliği ile bu sıkıntıların üstesinden gelebiliriz.
    Biz bize yeteriz vs...

Peki gerçekten aynı gemide miyiz?
Herkesin vereceği yanıt, iktidarın politik görüşüne karşı aldığı tutuma bağlı olarak değişebilir. Ama ben iktidardaki politik görüşe bakmaksızın aynı gemide olduğumuzu savunanlardanım. Tabii aynı gemide olmak, gemideki olanaklardan aynı şekilde yararlandığımızı göstermiyor. Şehir ve kır emekçisi, emeklisi, işsizi, küçük esnafı, orta boy işletmecisi ve holding sahibi derken hepimizin bu ülkede yaşadığı hayatta, yani gemideki olanaklardan faydalanmamızda farklılıklar görebiliyoruz.

En basitinden, salgın nedeniyle getirilen sokak yasaklarından dolayı birçoğumuz beton yığınları hâline gelmiş apartman dairelerinde bunalırken sosyal medyada zenginlerimizin boğaza sıfır yalılarında spor yapan görüntüleri ekranlarımıza düşmekte. Yani birileri sınıfsal pozisyonundan dolayı geminin alt katlarında nefes almaya çalışırken birileri de güneşe nazır kamarasında gün batımını izleyebiliyor.

Gemidekilerin yararlandığı olanaklara bağlı olarak karşılığında ödediği katkılarda da farklılıklar beklemek yolcuların en doğal hakkı olmalı. Fakat eldeki somut durum gerçekleşenlerin hiç de bu şekilde olmadığını gösteriyor. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin benzerini bu gelirden alınan vergilerde de bir kez daha görebiliyoruz.

2018 yılını örnek alalım. 2018 yılında 2 bin 29 lira brüt maaş alan bir asgari ücretlinin vergiler kesildikten sonra (Asgari Geçim İndirimi dahil) eline geçen net tutar bin 603 lira oldu. Asgari geçim indirimi (AGİ), aslında ücretin bir parçası olmadığı için bu rakam dahil edilmezse 2018 yılı için asgari ücretlinin eline geçen net maaş bin 451 lira oldu. Sonucunda yıl boyunca elde ettiği brüt 24 bin 354 TL’nin yüzde 30’u daha eline geçmeden vergi ve SGK primi olarak kesildi. Ozan Bingöl’ün Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazısını 1 referans alırsak harcamalarından dolayı kesilen dolaylı vergilerle beraber bir asgari ücretlinin ödediği toplam vergi miktarı, gelirinin yüzde 42’sine denk gelebilmektedir.

Gemimizdeki üst katlara; güneşe nazır kamarasında yolculuk yapan Rahmi Koç’un durumuna bakarsak nasıl bir tablo karşımıza çıkıyor: Birgün’de yayınlanan Anıl Aba’nın yazısına 2 göre, Rahmi Koç’un 2018 yılında 12 milyar TL serveti vardı. Rahmi Koç en kötü ihtimalle bu servetten 2018 yılı enflasyon oranında (yüzde 20) bir gelir elde etse, bunun karşılığı 2.4 milyar TL olurdu. Bu kazancın yüzde 35 gelir vergisi karşılığı ise 840 milyon TL yapıyor. Yani bu hesaplamalarla Rahmi Koç’un 2018 yılında 840 milyon TL vergi ödemiş olması gerekiyor. Ama Rahmi Koç 54 milyon TL vergi ödemiş. Yani %2,25! Nedenine ise sonra gelelim…

2018 yılı için gemidekilerin gelirlerine bağlı olarak gemiye verdiği katkıya bakacak olursak yine emeği ile geçinen ücretlilerin, geminin asıl yükünü sırtlayanlar olduğunu görebiliriz. Nuray Tarhan’ın Sözcü gazetesinde yayınlanan haberine göre 2018 yılında ücretliler 83.3 milyar TL gelir vergisi öderken şirketlerin ödediği vergi 78.6 milyar TL oldu. 3

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin 2000 yılından bu yana gemidekilerin gelir dağılımını gösteren aşağıdaki tablosu ise en konforlu yüzde 10’luk kesimin giderek konforunu arttırdığını, gemideki zenginliklerden giderek daha çok pay aldığını, geri kalan yüzde 90’lık kesimin koşullarının ise giderek kötüleştiğini gösteriyor. 4
  servet eşitsizliği tablosu
Bir taraftan konforlu yolcular arsız bir şekilde paylarını arttırırken diğer taraftan nasıl oluyor da gemiye bu kadar az faydaları dokunabiliyor?
Çünkü az önceki örneğimizde olan Rahmi Koç, birçok dolar milyoneri ve milyarderinin yaptığı gibi gelirinin büyük bir kısmını şirketlerinde tutmaya devam ediyor ve daha düşük bir vergi oranına tabi oluyor. O, kazancını asgari ücretliler gibi tüketmek zorunda değil. Bunun yerine gelirini sermayesini büyütmek için ayırıyor. Bu nedenle kazancının hemen hemen hepsini temel giderlerine harcamak zorunda kalan asgari ücretliler, dolar zenginlerine göre oransal olarak daha fazla vergi veriyor.

Ne yapmalı?
Bu sistemde birilerinin, kapitalizmin de doğası gereği, emek sömürüsü ile aşırı şekilde zenginleşmesi normal karşılanabilir. Bu zenginleşmenin ne kadar orantısız olacağı sosyal devlet yapısına ne kadar uyulmadığı, talana ne kadar göz yumulduğu ile ilgilidir.

Ancak diğer taraftan da lüks içinde yaşayanların bu zenginliğin hiç de azımsanmayacak bir bölümünü vergiden kaçırarak sağladığını söyleyebiliriz.

Eğer bir seferberlik çağrısında bulunuluyor ise bu çağrıda bulunanların ilk işinin bu kaçağı bir nebze de olsa azaltması gerekiyor. Bunun için atılacak ilk adımlardan biri de servet vergisi olmalıdır. Bu zamana kadar iktidarın vurgun ve talan politikaları sayesinde kârlarına kâr katan dolar milyoner ve milyarderlerinin seferberlik çağrısına uydukları ancak bu şekilde anlaşılabilir. Aynı gemide isek seferberlik çağrısına gemideki herkesin uyması gerekir.

22 May 2020
paylaş