Adaletsiz bir uygulama: "Arabuluculuk"

 

İş uyuşmazlıklarında Zorunlu Arabuluculuk uygulaması 1 Ocak 2018 itibarı ile başlamıştı. Arabuluculuk uygulamasına başvuranların ilk altı aylık istatistikleri geçen günlerde yayınlandı.

İlk altı ayda 156 bin 799 iş uyuşmazlığı arabulucuya taşındı. Bu başvurulardan 69 bin 851 dosya anlaşmayla çözüldü, 36 bin 925 dosya çözümsüz kaldı, 50 bin 23 dosya ise hâlen görüşülüyor.

İlk istatistiklerin açıklanmasının hemen arkasından, Zorunlu Arabuluculuk uygulamasının, işçiler açısından yararları ile ilgili haberler basında yer almaya başladı. Özellikle, 8 bin lira isteyen bir işçinin, arabulucu hesaplamaları sonrası 11 bin lira alması öne çıkartıldı. Ayrıca, habere mahkemelerde iş uyuşmazlığı dosyalarının azaldığı da eklenerek arabuluculuk uygulaması güzellendi. Haberin veriliş şekli bile 'Zorunlu Arabuluculuk' uygulamasının emek düşmanı özünü açığa çıkartıyordu: "İşçi 8 bin istedi, yanlış hesap yaptığını söyleyen işveren 11 bin verdi..." Haberin neresinden tutalım, bu patron çok adil ise ne demeye dava arabulucuya kadar gitti. İşçi hakkını işten çıkartıldığında neden alamadı? 'Adil işveren', 'sorun çözen arabulucu' gibi haberleri arabuluculuk uygulaması devrede kaldığı sürece okumaya devam edeceğiz, şimdilik sükunetimizi koruyalım..

İşçilerin ciddi ekonomik sıkışmışlık, kredi-borç sarmalı içinde yaşadıkları çokça bilinen bir gerçek. Bu sıkışmışlığı aşmaya çalışan işçiler de, arabulucu aşamasında adeta patron ne talep ederse biraz üstüne bir şey koyarak durumunu geçici de olsa rahatlatmaya çalışıyor. İşçilerin sıkışmışlığını bilen patronlar da, arabulucu da, işçilerin en temel haklarını en aza indirerek ödemeye çalışıyorlar. İşçiler, paton tarafından gasp edilen gelirlerinin önemli bölümünü arabulucuda talep etmekten vazgeçiyorlar.

İşçi alacak davalarının, yasada yer alan kıstaslara rağmen, uzun yıllar sürüyor olması da, patronlar açısından arabulucuda kullanışlı bir duruma dönüşüyor. Mahkelemelerde yaşanan bu haksızlık, arabuluculuk sürecinde, işçi aleyhine, patron lehine bir durum yaratıyor. İşçilerin ekonomik sıkışmışlığını bilen patron, mahkemelerde zaman kaybı yaşamayalım propagandası yaparak, işçinin hak ettiği alacakların önemli bir bölümüne böylece açıkça el koyuyor.

Verilen örnek haberden yola çıkacak olursak, arabulucu-patron işbirliği, dava açan işçi açısından olumlu gibi sunuluyor. Oysa, basında şişirilen ve parlatılan haberin dışında şu ana kadar çözüldüğü açıklanan yaklaşık 70 bin davanın sonuçları ile ilgili açık ve detaylı bilgileri nereden alacağız? Arabulucuda anlaşmayla biten davaların hangi parasal oranlarda çözüldüğünü nereden öğreneceğiz? Hangi işçi ne kadar talep edip ne kadar almış, patron kapıyı kaç liradan açmış? Bu ve benzeri soruların herhangi bir şekilde sonuçlarına ulaşma olanağımız yok.

Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sitesinde çözülen davalar ile ilgili ayrıntılı herhangi bir istatistiğe ulaşamadığımız gibi, karşımıza kabataslak yapılmış grafikler çıkıyor. Verilen istatistikte hiçbir ayrıntı yok. Eli kalem tutan herkesin çizebileceği daireler...

Basında şişirildiği kadar, işçiler açısından olumlu sonuçlar yaratıyor ise arabuluculukta görüşülen davaların oranları ile ilgili bilgi edinmek, benzer davalarla karşılaşan ya da karşılaşabilecek her çalışanın hakkıdır. Başarılı sonuç verdiği iddia edilen her uygulamanın ayrıntılı bilgileri kamuoyuna açık olmalıdır. Oysa, biliyoruz ki, arabuluculukta imzalanan sözleşmeler gizlilik esasına dayandırılmakta, kamuoyu ile paylaşılması engellenmektedir. Bu durum bile, işe yaradığı iddia edilen uygulamanın işçi düşmanı yüzünü saklamaya yetmiyor.

Arabuluculuk uygulamasının sonuçları ortaya çıkmaya başladıkça, kan parası uygulamasıyla akraba olduğu fikri bende yer etmeye başladı. Kaza veya kayıplarda uygulamaya çalışılan kan parası, şimdi de arabuluculuk uygulamasına yerleştirilerek, işçilerin alınteri ile elde ettiklerine el konuluyor. Nasıl ki, kan parası hukuk ve adalet sisteminin dışına çıkılarak, yargı sürecini devre dışı bırakmaya hizmet ediyorsa, arabuluculuk da aynı şekilde hukuk ve yargı süreçleri devre dışı bırakılarak, işçilerin hak edişleri kan pazarlığına çevriliyor. Belirli yargı süreçlerinden geçerek, yurttaşların haklarını elde etmesi başka bir şey, güncel sıkıntıları/sıkışmışlıkları üzerinden zorlayarak hak edişlerine el koymak başka bir şey.

Hukukun, adaletin, yasaların devre dışı bırakılarak her şeyin pazarda alınır-satılır mal duruma getirilmesi, işçi sınıfının ekonomik-demokratik mücadelesinin bir konusu olmaya devam edecek...

 

17 Tem 2018
paylaş