Faşizme Karşı Zafer Günü ve Birleşik Cephe

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü

Rus takvimine göre 9 Mayıs, Avrupa’ya göre ise 8 Mayıs Dünya Zafer günü. 1939’dan 1945’e kadar süren İkinci Dünya Savaşı birçok milletten insanın canına mal oldu. Yakılıp yıkılan şehirler ise cabası. Başta Almanya’da Hitler’in, finans kapitali arkasına alması (bir başka deyişle finans kapitalin Hitler’i başa getirmesi); İtalya, Japonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’da militarist-faşist yönetimlerin başa gelmesi 70 milyonun üzerinde insanın ölümüne neden oldu.

Emperyalistlerin dünyayı paylaşma hevesiyle başlattıkları İkinci Dünya Savaşı, 1945’in 8-9 Mayıs’ında Hitler Almanya’sının başını çektiği blokun yenilmesiyle son buldu. İnsanlık başta Sovyetler Birliği’nin ve bu uğurda canını veren birçok milletten milyonlarca vatanseverin canı pahasına direnişiyle kurtuldu. Dolayısıyla bu direnişteki asıl övgüyü Sovyetler Birliğine ve yüreği sosyalizm için atan direnişçilere atfetmek, onlara methiyeler dizmek de son derece doğal.

Peki faşizm nasıl yenildi?
Bu sorunun en kestirme cevabı herhâlde sosyalistlerin kararlı direnişi sayesinde olur. Doğru bir yanıt olmasına rağmen bu kısa cevap sosyalistlerin cephe politikalarından bihaber olanlar için tehlikeli çıkarımlar içeriyor.

Bir ülkede sosyalizmin beyaz ve kızıl olmak üzere iki karşıt gücün bir meydan muharebesinde cenk eylemesi sonucuyla kurulacağını hayal edenlerin 1917 Ekim Devrimine giden süreçte sosyalistlerin izledikleri taktiklerden hiç haberleri olmayabilir. Benzer bir şekilde İkinci Dünya Savaşında da sadece sosyalistlerin ve faşizm yanlısı orduların savaştığını düşünebilirler. Dolayısıyla faşizm tehlikesine karşı da yaşasın sosyalizm nidaları ile cephe politikası yürütüyor olabilirler.

Bu söylemler tabii ki çocukluk hastalığına tutulmuş ve geniş kitlelere hitap etmekten yoksun çevrelerde alkışlarla karşılanacaktır. Fakat dünya komünist hareketinin 1935’te yapılan yedinci Komintern kongresiyle öne çıkardığı “savaşa ve faşizme karşı birleşik cephe” siyasetiyle uzaktan yakından bir benzerliği olmayacaktır.

Cephe politikası ve emperyalizm
Eğer ki faşizmin emperyalizm ile olan göbek bağını kabul ediyorsak ve eğer ki asıl savaşımızı faşizmi besleyen emperyalizme ve onun taşeronlarına karşı vereceksek cephe hattını kimlerle ve nasıl öreceğimizi kavramak önemli. Yine burada çocukluk hastalığına tutulmuş çevrelerde cephenin sadece sol, sosyalist, ilerici kesimlerle kurulacağı sanısı ortaya çıkacaktır. Cephe politikasından çok birebir kendi gibi olmayanları ötekileştiren hatta daha da ağırını söyleyelim kendinden olmayanları cephenin öbür yanına iten bu anlayış, bırakın faşizme karşı mücadele vermeyi, dolaylı yoldan faşizmin ekmeğine yağ sürecektir.

Basit bir terazi denkleminde olduğu gibi cephe politikası karşı tarafı zayıflatarak örülür. Emperyalizmin tehdidi altında olan bir halk, ancak antiemperyalist bir çizgiyle bir araya getirilebilir. Antiemperyalist hattı güçlendirmek için de o an için kitlelerin kafasında bir anlam ifade etmeyen hedefler yerine geniş bir cephenin oluşmasına olanak sağlayacak antiemperyalist söylemleri ön plana çıkarmamız gerekir.

Mustafa Suphi, Hasan Tahsin, Sütçü İmam ve adını artırabileceğimiz, her biri farklı ideolojik hattın örnekleri olarak Kurtuluş Savaşında yer almış isimleri düşündüğümüzde ülkemizde verilen antiemperyalist mücadeleden dersler çıkarabiliriz. Sütçü İmam bir din görevlisi, Mustafa Suphi ise TKP lideri. Emperyalizme karşı mücadele verirken ortak düşman karşısında halkı bir arada tutan tavır aramızdaki farklılıkların dillendirilmesi değil, hedefin belirginleştirilmesidir.

Özellikle içinden geçtiğimiz bu dönemde sosyalistlerin izlediği cephe politikalarından bahsetmemek, 9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü’nün anlamına da uymayacaktır.

 

18 Tem 2017