Nâzım diyor ki 14

31.7.1962 N.H.

İşçilerimiz arasında komünist düşmanlığı

Komünist Partisi bizde kanun dışıdır. Türk komünistini kırk yıldan beri kovalarız. Yakalayıp işkence ederiz. Hapislere atarız. Ceza kanunumuzun 142'nci maddesi: “Bir sınıfın öteki sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak, yahut memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek veya devletin siyasi ve hukuki nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır” der. İşte komünistlerimizi bu maddeye dayanarak eziyoruz. Siz bir sınıfın öteki sınıflar üstündeki hâkimiyetini kurmak istiyorsunuz, diyoruz onlara. Peki ama hangi sınıfın, hangi sınıflar üstündeki hâkimiyetini? Derebey, yahut kapitalistlerin işçi, köylü üzerinde hâkimiyet kurmasını mı propaganda ediyor komünistlerimiz? Elbette değil. Çünkü bizde toprak beyleriyle kapitalistlerin öteki sınıflar üstündeki hâkimiyeti, memleket içinde müesses iktisadi ve sosyal temel nizamdır. Ve komünistlerimiz, bu nizamı yok etmek propagandasıyla da suçlandırılıyor. Sözün kısası, 142'nci maddenin suç saydığı propaganda, komünistlerimizin Türkiye'de işçi sınıfının hâkimiyetini propaganda etmeleridir. Komünistlerimiz Türkiye'de yalnız işçi sınıfının hâkimiyetini mi propaganda ederler? Sosyalizmi eninde sonunda Türkiye'de kurmak Türk komünistlerinin büyük gayesidir, ama bugün yaptıkları propaganda Türkiye'de sosyalizmi kurma propagandası mıdır? Bütün bu sorulara verilecek karşılığı bir yana bırakıp 142'nci maddenin dediklerine dönelim. Bu maddeye göre, Türk komünisti, Türk işçisinin memlekette hâkim olmasını propaganda ettiği için, yakalanırsa, beş yıldan on yıla kadar cezaya çarpılır. Güzel. Bu madde, böylelikle Türk komünistlerinin, Türkiye işçi sınıfının en yüksek menfaatlerini savunduğunu resmen kabul ediyor. Türk komünistlerinden başka hiç kimse 142'nci maddenin zindanına düşmedi. Bu da bir gerçek! Bu kadar lafa lüzum kalmaksızın da, herkesçe bilinen şeyleri, bir kere daha tekrarladıktan sonra, asıl konuyu ele alacağım. İşçilerimiz gösteri yapıyorlar. Taşıdıkları dövizler arasında, bazen şöyle bir tabela da göze çarpıyor: “Biz komünist değiliz!”,  yahut, daha da az rastlansa da: “Kahrolsun komünistler” ... Gösteriye katılan işçiler komünist olmayabilir, hatta aralarında bir tek komünist de bulunmayabilir. Ama ücretlerin yükseltilmesi için, grev hakkı için ve Amerikan şirketlerine karşı, lokavta karşı yapılan gösterilerde “Biz komünist değiliz”, “Kahro1sun komünistler”, filan gibi dövizler taşımanın, nutuklar vermenin faydası ne? Amerikalılara, patronlara dayanan hükümet, Türk komünistlerini, Türk işçi sınıfının hâkimiyetini kurmak istiyorlar diye yıllardır kovalıyor, hapse atıyor. Baskı altında, yahut polis korkusuyla, yahut polisin veya herhangi bir patron partisinin adamı bir idarecinin propagandasına kapılarak kendi kendilerinin öncülerini, Türk komünistlerini inkâr etmek; çıkar yol değildir işçilerimiz için. Çıkar yol değildir. Çünkü, hükümet ve patron, bir işçi gösterisinden, bir işçi toplantısından telaşa düşerse ve elinde imkânı da varsa, o gösteriyi, o toplantıyı, polis, jandarma, hatta ordu kuvvetiyle dağıtmaya kalkışır. İş bu kerteye geldiği zaman “Kahrolsun komünistler” tabelası para etmez, paratoner vazifesi görmez. Yok, hükümet ve patron, bir gösteriye şu veya bu sebepten saldırmayacaksa; yahut saldıramayacak hâldeyse, “Biz komünist değiliz” gibi dövizler var mı, yok mu, diye ilgilenmez bile... Gösterilere, toplantılara katılanlar arasında birçok komünist işçi de bulunsa, yeri ve zamanı gelmeden, “Biz komünistiz”, yahut “Aramızda komünistler de var”, yahut “Yaşasın Türk komünistleri” gibi dövizler taşınmasına da lüzum yok elbet. Ama yeri ve zamanı gelince böyle dövizlerin taşınması, böyle dövizlerin haykırılması şart olur.
İşçilerimizi komünist sözünden bile korkar bir hâle getirmek patronun, hükümetin, polisin istediği şeydir. Onlar da maksatlarına varmak için ellerinden geleni yapıyor. İşçi sınıfını diledikleri gibi sömürmek, işçi hareketimizin boynuna tasmayı geçirip dilediği yöne çekmek için hükümetin polisin, patronun, yalnız bizde değil bütün kapitalist memleketlerde, kurduğu tuzaklardan biri de; komünist düşmanlığıdır. Günden güne güçlenen işçi hareketimizin bu tuzağa düşüp düşmemesi yalnız işçi sınıfımızın değil, emekçi köylüsü, esnafı aydınıyla bütün halk sınıflarımızın kaderi üstünde etkili olacaktır.

01 Kas 2016
paylaş