Zoru Başaran İlaç İşçisi

Yazıcı-dostu sürüma-posta gönderPDF sürümü

Mefar İlaç Sanayii adlı, Pendik'te kurulu bir anonim şirket var. Kendi ifadeleriyle “1963 yılından bu yana 50 yılı aşkın süredir kaliteli ürün ve hizmetleriyle sağlık sektörünün içinde” yer almaktalar. Mefar'da, mavi yakalısı, beyaz yakalısı 500'ün üzerinde işçi çalışır. İlaç sektörü için büyük firmalara ampul, şırınga ve benzeri dallarda fason üretim yapar.

Eğer, doğrudan sektörle ilgili değilseniz, adını bile duymamış olmanız muhtemel.

Bu adı duyulmamış yerin çalışanları, ilaç üretimi gibi çok kârlı, sağlıkla doğrudan ilgisi olduğu için çok ciddi, tezgâh başındaki dikkatin ise azami olması gereken bir işyerinde olduklarını bilirler.

Mefar çalışanlarının yarıya yakını kadınlardan oluşur.

“Bu kadar kârlı, ciddi, dikkat gerektiren bir işyerindeki ücretler nedir” diye sorulacaktır eminim.

Hiç merakta bırakmayalım:

İşçilerin 280'i, sadece asgari ücret alır.

Kalan işçilerin ücret ortalaması 2000 lira civarındadır. 3000 liranın üstünde ücret alanların sayısının iki elin parmaklarını geçmediği iddia ediliyor. (Kesin bilgi olmamasının tek sebebi, işçinin alınterinin hakkı olan ücreti, işçileri birbirine karşı kırdırmak için silah olarak kullanan bütün işyerlerinde olduğu gibi, bordro gösterme yasağıdır.)

Yıllar içinde, bu sefalet ücretlerine bir adet ikramiye eklenmiştir.

Sendika'nın yetki alma ihtimali doğunca, kimilerine tam, kimilerine eksik de olsa, verilmeye başlanan primi de sayalım.

Bu işyeri yoğun fazla mesai ile meşhurdur.

Bu işyeri amirlerin keyfi davranışlarıyla meşhurdur.

Bu işyeri keyfi olarak terfi ettirilen, keyfi olarak ücretleri arttırılan ya da sıfır zam verilen işçileriyle meşhurdur.

İşte bu işyerindeki yüzlerce işçi, korkularını aşıp, kaygılarını bir kenara bırakıp bir araya gelmeye karar vermişlerdi. 2013 yılının sonlarına kadar ancak fısıldaşarak, birbirlerinin yüzlerinden anlayarak, geceleri ev ziyaretlerine giderek, bir kişi daha, bir kişi daha diyerek örgütlenmeye çalışmışlardı. Sonunda, o yılın Aralık ayında, gizlice üye oldukları Petrol-İş sendikasından çoğunluğu aldıkları haberi üzerine sevinçle açığa çıkabilmişlerdi.

Mefar İlaç'ta ilk yetki başvurusu, 2013 yılının Aralık ayında yapıldı.

Sermayenin sınıfsal bilgi birikimini cebinde içgüdüsel olarak taşıyan patron derhâl iki cevap verdi:

Patronun ilk cevabı, önde gelen veya önde olduğunu sandığı işçilerin arasından seçtiği birkaç kurbanı işten atmak oldu.

İkinci cevabı ise sendikanın çoğunluğu sağlamadığı iddiası ile yetkiye itiraz etmek oldu.

Ülkemizde sendika üyeliği anayasa ve yasalarca güvence altındadır. Kağıt üzerinde böyle. Ama, bilenler bilir, Türkiye'de bir işçinin sendikası ile buluşabilmesi için aşması gereken hukuk labirentlerinin sonu gelmez. 2013 yılında Petrol-İş'in yetkisizliği iddiası ile patronların açtığı dava, git mahkemeden, dön Yargıtay'dan, bir daha mahkeme, bir daha Yargıtay diye diye, Kasım 2016 tarihinde bitti. Normalde dosya üzerinde yarım saat sürecek bir inceleme ile anlaşılabilecek bu basit dava, aradan tam üç yıl, dile kolay üç koca yıl geçtikten sonra, ne yazık ki sendika aleyhine sonuçlandı.

 

Büyükler

Pendik'te bulunan, 1963 yılından beri varlığını sürdüren Mefar'da çalışan bu beş yüz işçi, yarım yüzyıldır, hayatlarında bir kez bile devlet büyükleriyle tanışmadılar.

50 yıl bu şekilde çalışan bu işyeriyle bugüne dek hiçbir cumhurbaşkanı, hiçbir başbakan, hiçbir başbakan yardımcısı, hiçbir bakan bir kez bile ilgilenmemiş, bir kez bile arayıp hâl hatır sormamış, hiçbiri tek bir kez bile işyerini ziyaret etmemiştir.

İşten atıldılar, sebebini soran bir devlet büyüğü olmadı.

İhbarsız, kıdemsiz sokağa bırakıldılar, şaşıran bir devlet büyüğü olmadı.

“Damgalandığı” için iş bulamayıp İstanbul'u terk etmek zorunda kalarak memleketine dönen gayrıresmî temsilciye, hiçbir devlet büyüğü dönüp de niye gidiyorsun diye sormadı.

Çocuklarına kıyafet alamadılar, eşe dosta muhtaç kaldılar, tek bir devlet büyüğü gelip de derdine ortak olmadı.

Mefar işçileri, ülkemizdeki milyonlarca işçi gibi, devlet büyükleri tarafından unutulmuş, görmezden gelinmiş gibiydi.

İşçi örgütlenmesiyle uğraşanlar bilir; örgütlenme çabası olumsuz biten işyerlerinde bir daha örgütlenmek imkânsız denecek kadar zor olur. Geçmişin bütün önyargıları belleklerde yer eder, tüm olumsuzluklar her seferinde yeniden ortalığa boca edilir. Sendikacıya güvensizlik hızla sendikaya, örgüte mal edilir.

Mefar işçisi böyle davranmadı!

Mefar işçisi, her şeyi bir yana bırakıp ikinci kez örgütlenmeye girişti. 2016 Kasım'ında başlayan üye yazımı görülmemiş bir hızla bir ay içinde sonuçlanabildi. 534 kayıtlı işçinin 281'i üye yapılarak 12 Aralık 2016 tarihinde Bakanlık'a başvuruldu. Bakanlık'tan 5 Ocak 2017 tarihinde alınan yetki belgesine itiraz edilmemesi üzerine, şu ana kadar devam eden süreç başlamış oldu.

İkinci kez yapılan örgütlenmede işçiler birkaç yönden daha avantajlıydı.

İlk olarak çok hızlı davranıldı ve tabiri caizse patron harekete geçemeden çoğunluk alındı.

İkinci olarak örgütlenme patronun sipariş taahhütlerinin çok arttığı bir döneme denk geldi.

Üçüncü olarak uluslararası ilişkilerin ve kamuoyu baskısının kullanılacağı hissettirildi.

Dördüncü olarak, işçilerin kararlılığı günlük yaşamda bile gözle görünür hâlde idi.

Son olarak öncüler, işçiler, ilgili şube ve de Genel Merkez doğrudan ve yakın ilişki içindeydiler.

Tüm faktörler bir araya gelince patronun elinde anlaşma dışında bir seçenek kalmamış oldu.

Fakat, tüm olumlu havaya rağmen, patron, ilk dalgada üye olanların dışındaki işçilerin üyeliğini engelleyebilmeyi başardı. Bu anlamıyla işyeri, tam ortadan ikiye bölünmüş vaziyette.

Yapılan eğitimler, tek görüşmeler, aile ziyaretleri üye sayısını bu sürede ancak 300 civarına çıkartabildi.

Üyeliği kabul etmeyenlerin bir kısmı doğrudan üretimde yer almayan beyaz yakalı işçi. Ama, mavi yakalılar arasında da üye olmayanların sayısı hatırı sayılır oranda.

Aşırı temkinlilik diye niteleyebileceğimiz bu durumun, toplu iş sözleşmesinin ardından hızla üyelik yönünde değişeceğini öngörmek mümkün.

 

Siyasiler

Peki, yukarıda bahsettiğimiz devlet büyükleri ile Mefar işçisinin ne alakası var?

İşte, devlet büyükleri ile Mefar işçilerinin alakası, toplu sözleşme görüşmelerinin tıkanma aşamasında ortaya çıktı.

Ben de diyorum ki; Olağanüstü Hâl, girişimcilerimizin, yatırımcılarımızın önünü mü kesiyor, yoksa önünü mü açıyor? Eski Olağanüstü Hâlleri hatırlayın. Fabrikaya giremezdin patron olarak. O günleri biz unutmadık. O Olağanüstü Hâllerin olduğu dönemlerde patron fabrikasına giremiyordu. Biz geldik fabrikalarınızın kapısını açtık.

Şu anda bu Olağanüstü Hâlde o tür tehditlerle karşımıza gelenler anında yasaların, hukukun bize verdiği yetkiyi kullanmamızı kolaylaştırıyor. Öyle ikide bir kalkacak hemen grev, bilmem ne... Kusura bakma arkadaş.

Her şeyin stratejiktir, şudur budur, hak var. Bu hakkın yerine gelmesinde biz işçinin de yanında oluruz işverenin de yanında oluruz.

O fabrika çalışmadığı zaman bunun zararını görecek olan işveren olduğu kadar aynı zamanda benim işçi kardeşimdir. Çalışmadığı zaman ne olacak? Oradan işçi kardeşim de zarar görmeyecek mi? Sendika kalkıp her ay normal olarak aldığı maaşı işçisine ödeyecek mi? Yok, belli bir oranda ödüyor. Burada çok ciddi bir istismar mekanizması çalıştırılıyor.

Bu mekanizmaya da bizim eyvallah etmememiz lazım. Çünkü buradan ülke de zarar görmemesi lazım, bütün o işçi kardeşlerim de zarar görmemesi lazım.”

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Müsiad Genel Kurulu konuşması, 3 Haziran 2017)

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın işçilerin grev yapmasından yakınan bu konuşmasından iki gün sonra, 5 Haziran tarihinde T.C. Resmi Gazete'de şöyle bir karar çıktı:

 

Karar Sayısı: 2017/10430

Mefar İlaç Sanayii Anonim Şirketine bağlı işyerlerinde Petrol-İş Sendikası tarafından alınan grev kararının genel sağlığı bozucu nitelikte görüldüğünden ertelenmesi hakkındaki ekli Kararın yürürlüğe konulması; 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 63 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 5/6/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 

Bu kararın altında Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, 5 Başbakan Yardımcısı'nın ve 21 Bakan'ın imzası görünüyor. Yani, fakir halkın sorunlarına çözüm bulsun diye bizim seçip Bakan yaptığımız insanlar, ekmeğimizi elimizden alacak karara imza atmayı sorun etmemişler.

Mefar işçisi elli yıl boyunca asgari ücretle çalıştı, ilgilenilmedi.

Mefar işçisi elli yıl boyunca sorgusuz sualsiz işten atıldı, ilgilenilmedi.

Mefar işçisi her türlü baskıya, fazla mesai zorlamasına, beğenmeyen çeksin gitsin hakaretlerine katlanmaya mecbur kaldı, ilgilenilmedi.

Pırıl pırıl bir pazar günü, herkes çoluk çocuk piknikte iken, sendikanın daveti üzerine kimi kucağında bebesi, kimi yeni yürüyen, kimi beş, kimi on yaşındaki çocuklarını başka yere bırakamadığı için yanında getirip sendikanın temsilcilerini, yöneticilerini, uzmanlarını bir umuttur dinleyen o çalışkan kadınlara erkeklere kimse ne için bu kadar uğraşıyorsun ki diye sormadı.

Devlet büyükleri ne zaman Mefar'la ilgilendi?

“Sendikanız hiçbir şey yapamaz; bizim şirketimize kimsenin gücü yetmez; oturun oturduğunuz yerde, durduk yere ekmeğinizden olmayın” tehditlerinin bini bir para. Bu durumda kendine saygısı olan işçi ne yaparsa, Mefar işçisi de onu yaptı; greve çıkmaya karar verdi.

Önce bir grev oylaması.

31 Mayıs'ta yapılan grev oylamasında sendikanın sessiz destekçileri de gücünü gösterdi aslında. Petrol-İş'in oylama tarihinde 294 üyesi olmasına rağmen, greve 367 işçi evet dedi. Bu evet, patronun gerçekte ne kadar güçsüz olduğunun da kanıtıydı aynı zamanda.

Ancak, bunca yılın eksikliğini, bunca yılın ezilmişliğini, bunca yılın mağduriyetini ilk kez giderme imkânı bulan Mefar işçisinin karşısına dikilen, ne yazık ki, patron değil, elli yıl boyunca bir kez bile kapılarına gelmeyen devlet büyükleri oldu.

 

“Öyle ikide bir kalkacak hemen, grev bilmem ne. Kusura bakma arkadaş!”

Mefar İlaç işçisi de, lastikte, camda, kömürde, metalde, finans sektöründe çalışan işçi kardeşleri gibi, grevlerinin yasaklandığını gördü. Şimdi soruyorlar, “Bizim hâlimizi bugüne kadar görmeyenler niye şimdi birden patrondan yana oldular? Biz kime ne kötülük yaptık? Bunlardan hangisini üretmezsek genel sağlık bozuluyormuş?”

Moralsizliğe yer yok. Sömürü varsa, mücadele de vardır. Ezilme varsa, direniş de vardır.

Sendika olmasa bile işçi sınıfı haklarını almayı bilir. Eğer, Mefar patronu, sermayeyi koruyan siyasetçilerin gücünü arkasına alarak işçileri eskisi gibi sömürmeyi düşünüyorsa, yanıldığını çok yakında anlayacaktır.

Mefar işçisi dünkü işçi değil artık. Birliğin gücünü gördü. Kardeşliğin, dayanışmanın gücünü biliyor. Tek kalırsa hiçbir şey, birlikte ise her şey olduğunu anladı.

Mefar işçisi, iş, ekmek yoksa, barış da yok diyen, birleşe birleşe kazanacağız diyen, hak verilmez alınır diyen kardeşleri gibi insanca çalışmasına, insanca yaşamasına yetecek bir hayatı kazanacaktır.

 

Yazının sonu gelmeden bir not

Yazı, normalde yukarıdaki paragrafla birlikte sona eriyordu. Ama, yazı henüz yayınlanmadan Mefar İlaç ile Petrol-İş arasındaki toplu iş sözleşmesinin 7 Haziran akşamı imzalandığı haberi geldi. Gelen bilgileri iki yönlü değerlendirmek mümkün.

Toplu sözleşmede işçilerin ısrarcı olduğu birkaç konu vardı. En başta maddi haklar kısmı ki, ücret ortalaması düşünüldüğünde gayet anlaşılabilir. Maddi haklarda şimdilik kaydıyla yeterli bir iyileştirme olmuş. Bu anlamda bir memnuniyet var.

Ancak, Mefar'ın örgütlenme döneminde öncülüğünü yapıp da işten atılan işçilerin tümünün işe iadesi konusu çözülememiş. Patrondan önemli bir kısmının işe geri alınacağı sözüyle yetinilmiş. Sendika için bedel ödemiş işçinin iadesi sağlanamaz ise, bu durum sendikanın gücü hakkında kuşkular yaratır; uzun vadede her şey geriye dönebilir.

Bir diğer madde olan işyerinde sendika odası konusunda ise sorun çıkmamış ve genişçe bir odanın temsilciliğe tahsis edilmesi kararlaştırılmış.

Bu sayılan hakları ve elde edilemeyenleri alt alta koyunca, bardağın yarısının dolu olduğu görülüyor. Sırf imzalanan toplu sözleşmeye bakarak sendikanın yeterli veya yetersiz olduğuna karar vermek zor.

Ancak, bir yandan bugüne dek hayatlarında hiçbir örgütlülük içinde yer almamış işçilerin ilk kez birliğin gücünü gördüğünü ve özgüvenlerinin arttığı söylenebilir.

Hükümetin, adı sanı bilinmeyen bir işyerine bile müdahale edecek kadar emeğe düşmanlık ettiğini görmenin, bilinçlerde bir kırılma yaratacağı öngörülebilir.

Örgütlenmenin imkânsız görüldüğü, işçilere cahil yaftasının vurulduğu, bir arada davranmaktan kaçındığı iddiaları varken, büyük sayılabilecek bir işyerinin yıllar süren ısrarcı bir çaba sonucu örgütlenmesinin bölgede yeni bir dalga yaratacağı da tahmin edilebilir.

Son yıllarda örgütlenebilen ve niyeti olanlara ciddi bir mesaj veren metal, kağıt, finans, kimya işçilerine şimdi Mefar işçileri de katıldı. Mesaj şu: Eğer çalışırsan, ısrar edersen, başarı gelir!

Başarıdan daha büyük öğretmen olamayacağından hareketle, Mefar İlaç işçilerinin yeni hayatlarının öncekinden çok daha iyi olacağını rahatlıkla tespit edebiliriz.

Kendine işçi sınıfının bilinçli öncüsüyüm diyenlerin her alanda, Mefar İlaç'ta da işçilerle yan yana olmaları şartıyla elbette.

13 Haz 2017