Kalbimin doğusu

“kalbimin doğusu,
 her resme güneş çizen bir çocuktu…”
                Didem Madak

Anne kuşlar taşındı mı gökyüzünden?

Günlerdir bu soru çınlıyordu kulaklarında. Nerden gelir böyle sorular aklına, diye çıkışıvermişti kızgınlıkla.

Sana kızmıyorum ki ben. Ama günlerin ağırlığını nasıl anlatayım şimdi?

Bu sene okula başlayacaktı Solin. Gözleri gök mavi Solin.
- Anne gözlerimi göklerden mi aldım ben, diye sormuştu bir gün de.
- Evet, göklerden aldın.
- Peki kuşlar benim gözlerimde de uçarlar mı?
- Kuşların evi gökyüzü; yorulunca kanat çırpmaktan ağaçların dallarına konarlar, bizim bahçeye gelirler.
- O zaman benim gözlerim de kuşların evi, değil mi anne?

Şaşkın şaşkın bakmıştı annesi, şimdi ne deseydi?
- Gökyüzü kuşların eviydi, ben gözlerimi gökyüzünden almışım, o zaman benim gözlerim de kuşların evi.
Günlerin ağırlığına isyan edercesine bağırmıştı annesi;
- Kuşların evi gökyüzü!...

Solin, annesinin tepkisine içerlemiş, kuşlar benim gözlerimde de uçsun diye inat etmişti çatarak kaşlarını.

O gün bugündür en çok kuşlarla arkadaştı Solin.

Solin demek çiçek tarlası demek. Annesi koymuştu bu adı ona. Ömrün çiçek tarlaları gibi rengârenk, çiçek tarlaları gibi ferah geçsin diye fısıldamıştı kulağına.

Ama günler ne rengârenk ne de ferah geçiyordu. Günler toz duman günler top tüfek, günler çiçeklere düşman günler kuşlara inat…

Solin günlerdir pencereye en yakın mesafeyi kolluyor. Dışarıyı görmenin başka mümkünü yok çünkü. Anlamaya çalışıyor. Geceleri sesler duyuyor derinlerden, uğultular… Bildik seslere benzemiyor duydukları. Zaten hiçbir şey bildiği gibi değil artık. Evin içinde anlayamadığı bir telaş. Kuşları da göremiyor sakın küsmüş olmasınlar.

Bir sabah kalabalık bir gürültüyle uyandı Solin. Eve misafir gelince hep mutlu olurdu. Hele ki yaşıtları varsa aralarında, bu sınırsız oyun, kuşlara yeni arkadaşlar demekti. Koşarak misafirlerin olduğu odaya geçti. Tam da düşündüğü gibi akrabaları gelmişti komşu köyden çoluk çocuk. Teyzesine, dayısına, yengesine sarıldıktan sonra çocukların yanında aldı soluğu.

Zeliş bir köşede elinde tahtadan yapılmış uçağıyla hiç konuşmadan duruyordu. Baran’la Memo taş boşlukta topaç çevirmeye başlamışlardı çoktan. Bu oyun Solin’e pek cazip gelmedi. Zaten aklı Zeliş’te kalmıştı.

Zeliş, Solin’den büyüktü, 3. Sınıfa başlayacaktı bu sene. İkisi de birbirleriyle oyunlar oynamayı çok seviyordu. Özellikle de kuşları.. Bir keresinde kuşlar nerede uyuyor kanatları yorulunca diye meraklanıp evlerini aramaya karar vermişlerdi. Uzaklaştıkça uzaklaşmış gün kararınca evdekiler telaşla peşlerine düşmüş, ikisini koca bir ağacın gövdesinde birbirlerine sarılı bir hâlde bulmuşlardı.O gün Solin annesine hak vermişti. Kuşların evi gökyüzüydü.

Usulca sokuldu Zeliş’e.
- Bahçeye çıkalım mı? Gökyüzünde kuşlara bakalım belki yorulunca dinlenmek için yanımıza gelirler. Gerçi annem bu günlerde bahçeye çıkmama izin vermiyor. Ama belki sen geldin diye izin verir. Ne dersin çıkalım mı bahçeye?

Zeliş bakışlarını elindeki tahta uçaktan usulca kaldırdı.
- Biliyor musun, bizim orada kuşları vuruyorlar.

Solin, gözlerini kocaman açıp bir süre kıpırtısız durdu. Sonra aniden çığlık çığlığa koşarak çıktı odadan peşi sıra Zeliş de. Annesi sesin geldiği odaya doğru yöneldi telaşla.

Solin hiç susamayacakmış gibi ağlıyordu. Annesi hıçkırıklarından ne dediğini anlamıyordu. Çaresizce Zeliş’e çevirdi bakışlarını;
- Ne oldu Zeliş ha anlat hele ne oldu?

Zeliş, kuşlar, kuşlar.. diyebildi sadece sonra o da hıçkırıklara boğuldu. Evdekiler ne olduğunu anlamanın telaşındaydılar. Baran’la Memo da topaçlarını fırlatıp sese doğru koşmuşlardı.

Annesi bu kez öfkesine hâkim olamadan bağırdı.
- Ne olmuş kuşlara Solin de hele?

Gök mavi gözlerini annesine dikti Solin. Annesi kızının gözlerindeki dehşete anlam vermeye çalışıyordu.
- Kuşları benim gözlerime gömsünler anne, benim gözlerime…
Sözcükler dilinden gökyüzüne doğru yol alırken; Solin gözlerini yumdu sımsıkı…

20 Tem 2016
paylaş