Evet mi Hayır mı? Başkanlık milleti birleştirir mi?

16 Nisan’daki anayasa referandumuna sayılı günler kala kampanyalar iyice hızlandı. Şu sıralar tartışmaların gündemi 15 Temmuz Amerikancı-Fethullahçı darbe girişimi üzerine yoğunlaşmış durumda. Bundan önce de Almanya ve Hollanda krizleri üzerinden Batılıların referandumda “Hayır”ı destekleyip desteklemedikleri tartışması gündemdeydi. Buna bir de AKP ve MHP cephesinin “FETÖ ve PKK da ‘Hayır’ diyor” propagandasıyla “Hayır” oyu verecekleri terörist ilan etme çabasını da ekleyelim. Görülüyor ki başkanlık referandumuna giderken AKP ve MHP üst yönetimleri, ülkemizi bölmek ve yok etmek isteyen Batılıların (emperyalistler diyebiliriz) ve onların kullandığı terör örgütlerinin (işbirlikçileri diyebiliriz) planlarını bozacak tek yolun başkanlık olduğunu propaganda ediyor.

Ulusal kurtuluşun yolu
Vatan emperyalizmin dolaylı silahlı saldırısı altında. Şehirlerimizde patlayan bombalarla gerçekleştirilen katliamlar ve 15 Temmuz darbesi bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Buraya kadar doğru. Öyleyse ulusal kurtuluş mücadelesini, vatan savunmasını örmek en acil görevdir. Başta bizim Kurtuluş Savaşımız olmak üzere, bütün dünya halklarının deneyimi gösteriyor ki, ulusal kurtuluş mücadelesinin temeli halkı, ulusu, milleti emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı en geniş cephede birleştirmektir. Bunun yolu da halkı özenle birleştirmeye çalışmaktan, ulusal demokratik güçleri toparlamaktan geçiyor.

Birleşiyor muyuz, bölünüyor muyuz?
Peki şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, sadece kampanya sürecini düşündüğümüzde bile, başkanlık dayatması halkın, ulusun, milletin birleşmesine mi hizmet ediyor, yoksa düşman kamplara bölünmesine mi? 15 Temmuz darbesine, yani NATO müdahalesine “Hayır” diyen, direnişe geçen güçleri aynı hedefte mi birleştiriyor, yoksa birbirine mi düşürüyor? Kısacası başkanlık dayatması halkın birliğinden gelen gücünü zayıflatarak emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmek olmuyor mu?

Bir kişinin hırsı uğruna
Görünen o ki, başkanlık dayatması emperyalizme karşı Türkiye’yi koruyacak bir tedbir olmaktan çok uzak. Aksine, halkın emperyalizme karşı birleşmeye başlamasını kendi bencil hırsları için fırsata çevirmek amacını taşıyor. Selden kütük kapmaya, yangından mal kaçırmaya benziyor.    

Sadece “dik dur eğilme” ile olmuyor
Oysa ki Erdoğan-AKP yönetimi, 15 Temmuz Amerikancı-Fethullahçı darbeye karşı oluşan geniş ulusal demokratik birliğe dayanarak emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı dik durabilirdi. Vatanın cumhuriyetin emeğin değerlerine sahip çıkarak halkın birliğini adım adım güçlendirmeyi, NATO’dan çıkıp İncirlik üssünü kapatmayı, Suriye ve bölge halklarından özür dileyip terör çeteleriyle bağlarını kesmeyi, 15 Temmuz darbesine karşı Türkiye’yi destekleyen Rusya, Suriye, İran ve Irak ile dostluk ilişkileri geliştirmeyi, ekonomimizi çökerten gümrük birliğinden çıkmayı, bağımsız ve toplumcu bir ekonomi kurmak için iç ve dış büyük sermayeden kopmayı seçebilirdi. Ama bunun yerine, halkı aldatmak için Almanya ve Hollanda ile göstermelik krizler yaratmayı, “Hayır” diyenleri terörist ilan ederek başkanlık hırsı uğruna halkı bölmeyi, Türkiye’yi felakete sürüklemeye çalışan Amerikan emperyalizmi ile Suriye’yi parçalama planları üzerinden işbirliği arayışlarına girmeyi tercih ettiler.

Erdoğan-AKP yönetiminin bu tercihine gereken cevabı kendi deneyim ve acılarıyla her gün biraz daha uyanan ve vatan cumhuriyet emek mücadelesinde birleşmenin önemini kavrayan halk verecek.

07 Nis 2017
paylaş