Nâzım diyor ki 5

24.7.1958 Üstat

Sayın dinleyiciler

Stokholm’de Silahsızlanma ve Uluslararası İşbirliği Kongresi toplandı. Bu kongreye yetmişten fazla milletin 1700’e yakın temsilcisinin katıldığını da bildirmiştik. Kongre dün bitti. Şimdi Stokholm’deki özel muhabirimizden aldığımız röportajı dinleyeceksiniz.

On altı Temmuz sabahı Silahsızlanma ve Uluslararası İşbirliği Kongresinin toplandığı büyük, ama çok büyük salona giren bütün temsilciler kaygılı, öfkeli ve kararlıydı. Amerika’nın Beyrut’a asker çıkardığını bir gün önce öğrenmişlerdi. On altı Temmuz haberleri arasında, Adnan Menderes hükümetinin, Bağdat Paktı’nı savunma bahanesiyle, Türkiye Irak sınırına asker yığdığı da vardı. Adnan Menderes’in, bile bile Amerikalılara hizmet ettiğini ben de bir çoklarımız gibi biliyorum. Ama hem milletimizin, hem de bütün insanlığın varlığıyla böyle delicesine oynayabileceğini yine de aklım almıyordu. Silahlı kuvvetlerimizin Irak’ın iç işlerine karışması üçüncü dünya savaşının başlangıcı olabilirdi. Bu savaşta yok olacak, hem de toptan yok olacak, milletlerin başında biz varız. Kafam durmadan işliyordu. Başımızdakiler bir atom harbinde bizi toptan yok ettirmeye gidebilirler. Çünkü onlarda ne yurt, ne millet sevgisi var. Ama biz, biz Türk milleti böyle körü körüne yok olmaya razı mıyız? Halkımız eli ayağı bağlı koyun gibi mezbahaya sürüklenmeğe razı olacak mı? Ben bunları düşünürken, kongre başkanlık divanını seçti. Divan, hemen bir toplantı yaptı. Lübnan ve Irak olaylarını konuştu. Bütün dünya milletlerine bir çağrı yayımlamayı kararlaştırdı. Kongre hemen toplandı. Çağrıyı oy birliğiyle kabul etti. Bu çağrı, Amerikan emperyalizminin Lübnan’a asker çıkarmasını şiddetle protesto ediyordu. Amerika’nın Lübnan’ın iç işlerine karışmasına, Ortadoğu’yu çok tehlikeli bir harp ocağı hâline getirmesine karşı bütün dünya milletlerinin harekete geçmesini istiyordu.

Kongrenin ilk oturumunun ikinci önemli olayı Dünya Barış Konseyi başkanı Profesör Jolyö Küri’den gelen demecin okunması oldu. Profesör hasta olduğundan toplantıda hazır bulunamıyordu. Demeç atom bombası denemelerinin durdurulması üzerinde bilhassa ısrar ediyordu. Atom bilgisinin en ünlü, en büyük uzmanlarından olan Profesör Jolio Küri, “denemeler hemen durdurulmazsa bütün insanlığın varlığı tehlikededir” diyordu. “Milyonlarla insanın zehirlenmesi çeşitli hastalıklara yakalanması, çocukların ana rahminde ölmeleri tehlikesi, denemenin yapıldığı yerlerden çok uzaklarda da baş gösterebilir” diyen profesör kongreden ve her aklı başında insandan, atom bombası denemelerinin durdurulması için ellerinden geleni yapmalarını istiyordu.

Profesör Jolio Küri’nin demeci alkışlarla karşılandı. Bu alkışlar bu kocaman salonda temsil edilen yetmişten fazla milletin barışı korumak isteklerini belirtiyordu.

Salona yukarı kattan bakıyorum. Araplar, Çinliler, İngilizler, Hintliler, Fransızlar, Venezüellalılar, Sovyetler Birliği heyeti, Almanlar hem doğu hem de batı Almanları, İsveçliler, Birmanyalılar, Japonlar, Avustralyalılar, Norveçliler, Afrikalılar, Meksikalılar, saymakla tükenir mi yetmiş yedi milletten insan yan yana oturuyor. Beyazlar, karalar, sarılar, yan yana oturuyor. Mısır, Cezayir milliyetçileri, Leh komünistleri, buda rahipleri, katolik papazları, hocalar, müftüler, iş adamları, köylüler, işçiler, kitaplarını okuduğumuz dünyanın adları dillere destan bilginleri yan yana oturuyor. Kılıkları, kıyafetleri, renkleri, dilleri, dinleri, hükümet şekilleri birbirinden ayrı bu bin yedi yüz insan bir tek istekle toplanmış: Barışı korumak, bütün insanlığı yok edecek olan atom harbini hazırlayan soğuk harbi durdurmak, milletlerin birbirlerini ezmemesini, sömürmemesini sağlamak, her millete istediği rejimi seçmek hakkını kabul etmek, şu küçücük dünyamızda tıpkı bu salonda olduğu gibi, yan yana, kardeş kardeş oturmak. Olduğum yerden salona bakıyorum. Sabahleyin aldığım kara haberlere rağmen yüreğim umutla dolu.

Burası Bizim Radyo.

Sayın dinleyiciler, Stokholm’deki özel muhabirimizin röportajını dinlediniz.

18 Eyl 2016
paylaş