Derken dile gelir Ankara…

“bu kent öldürüldü diyorlar
kurşuna dizildi bir gece vakti
bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum kim ne derse desin”
                                             Ahmet Telli

Güneş pırıl pırıl, kuşlar cıvıl cıvıl… Hak ettiniz bu Pazar gününü. Oysa kırgınsınız bana bilmez miyim hiç. Sırf bu yüzden emanet çocuklarımı koruyamadım diye sırf mahcupluğumdan size baharı da erken getirdim ya. Sıkı pazarlık yaptım ha! E ne de olsa denizim yok efkârınızı dağıtacağınız, martılara ekmek atacağınız yahut vapuruna binip dünyanın derdinden azcık da olsa sırra kadem basacağınız. Zaten o kadar zor ki sevdirmem size kendimi.. Ama bir bilseniz ben sizi ne kadar çok severim.

Siz de beni seversiniz içten içe. Her Ankara’nın neyini seviyorsunuz dediklerinde çatarak kaşlarınızı beni anlatmaya koyulmalarınızdan biliyorum. Her mevsimime methiyeler dizen dizelerinizden, baharımı ayrı kışımı ayrı hatta o katlanılmaz ayazımı bile ayrı sevişinizden. O kara kışımın habercisi karı bana en yakışan giysi yapışınızdan… Bürokrasi kokan, ciddi, ağır sokaklarımı inadına gülüşlerinizle dostluklarınızla ısıtmanızdan sonra bunu şehrin marifetiymiş gibi bana mal edişlerinizden biliyorum. Kendinizi benle bütünleştirmenizden. Ha bak her şehre nasip olmaz bu. Bin denize bin martıya bin vapura yeğdir. Kendini senin üzerinden tarif ediyorsa dostların bir şehrin sırtı yere gelmez bunu bilesin.

İşte böyle düşündüm gün boyu izlerken sizi. Neşeli, kol kola girmiş yine çocuklarım dedim. Güneşe en çok benim çocuklarımın ihtiyacı var dedim. Kızlarım oğullarım gülüşleriyle baharıma can veriyorlar, cıvıltıları dünyanın en güzel melodisi dedim. Ben onların şehriyim dedim, ben onları korurum, gafil avlandım iki kez gafil avlandım. Bundan sonra olmaz bundan sonra nasıl çekerim yeşillerimi üzerlerinden nasıl katlanırım soluşuna gülüşlerinin dedim.

Gün akşama dönüyordu yavaştan. Yorulmuştunuz, o tatlı bahar yorgunluğu vardı yüzlerinizde. Kiminiz işten çıkmıştınız tıklım tıklım mağazalarda son müşteriyle de ilgilenip kendinizi dışarı atma telaşındaydınız. Sonra parklarımdaydınız baharın kokusunu içinize çeke çeke daldınız derin sıcak sohbetlere.

Kurstan çıkanınız da vardı canhıraş çalıştığı sınavdan çıkıp az dolaşanınızı da bilmez miyim? Ah şu sınavlar nasıl da dert oluyor gencecik yüreklerinize.

Birazdan akşam geceye bırakacak kendini. Sokaklarım yine tıklım tıklım, iki tek atanınız, sinema yolunu tutanınız, çaylı sohbetlere dalanınız, sokaklarımı eşsiz ezgileriyle donatanlarınız, kitap sayfalarında yolculuğa çıkanlarınız. Bu güneşli pazarın hakkını verip beni gecemde de yalnız bırakmayanlarınız. Basıyor muydunuz beni yeniden bağrınıza ne? Ama birkaç gün esirgeyeceğim güneşimi sizden e pazarlık da bir yere kadar. Mart ayı dert ayı derler ya azıcık serinleyim dökeyim yağmurlarımı ne de olsa önümüz Nisan önümüz Mayıs önümüz Yaz!

Böyle düşündüm gün boyu ta ki o kahredici sesi duyana kadar. Ta ki o kahredici ses! Yine dağıldınız dört bir tarafa ben yine aciz ben yine elim kolum bağlı izledim savruluşlarınızı. Ben yine koruyamadım çocuklarımı. Bir şehir eğer koruyamıyorsa evlatlarını o zaman gridir gerçekten kasvetlidir, ağırdır, bir şehir artık korkutuyorsa evlatlarını artık o şehir yok hükmündedir.

Korkutuyorum sizi. Sokaklarımdan korkuyorsunuz, parklarımdan, kafelerimden, barlarımdan, kitapçılarımdan korkuyorsunuz. Sizin kahkahalarınızdan korkanlar sizin gülüşlerinizden dostluklarınızdan, umuda dair söylediğiniz şarkılarınızdan, duvarlarıma yazdığınız şiirlerinizden korkanlar; sizi benden korkutmayı başardı.

Ama bilirim; sizinle ben el ele verirsek bu korku cehennemini yenebiliriz. Sizler benim çocuklarımsınız. Ayazım kadar inatçı, kara kışım kadar sert, baharım gibi yumuşacık, yazım gibi sıcacık. Sizler benim çocuklarımsınız

Biliyorum yeniden dolduracaksınız sokakları, caddeleri alanları, meydanları. Biliyorum, duvarlarıma en güzel şiirleri yazacaksınız yine, yine şarkılarınız türküleriniz çınlatacak meydanları, güzel günler diyeceksiniz yeniden.

Sizinle ben el ele verirsek hüznü isyana çevirmesini ne de güzel beceririz. Unuttunuz mu o güzelim Haziran’ı.

Unutmayın, hiç unutmayın. Ben ölsem unutmam!

19 Haz 2016
paylaş