10 Ekim 2015 Saat 10.04... ANkara

şuramızda bir şey var
acıya benzer umuda benzer
böyle günlerde hayat
hem acıya,
hem umuda benzer”
    Arkadaş Z. Özger

Her zamanki telaşındaydı Ankara. Her miting öncesinde olduğu gibi grisini bir kenara bırakıp güneşini esirgemediği kalabalıklara hazırlıyordu kendini. Hele ki mevsimlerden baharsa ilk olsun son olsun fark etmez yazdan sakladığı ya da yaza ayırdığı güneşini esirgemez.

Güzel bir eylem gününe hazırlanıyordu Ankara; farklı coğrafyalardan gelen yoldaşları, dostları, bizim çocukları buluşturmaya..

Bilenler bilir Ankara’yı; zordur. Sevmek de zordur. Öyle kendini ilk görüşte aşık edecek güzellikleri de yoktur. İlk görüşte aşık olmazsınız; ama yaşadıkça seversiniz, tanıdıkça seversiniz. Hele ki görünenin ardındakine meraklıysanız…

Ankaralı olmak için orada doğmak da yetmez, Ankara’yı yaşamak gerekir..

İşte bu yazıyı; bu özellikleriyle, barışı, kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü haykırdığımız, türkülerimizle, şarkılarımızla, halaylarımızla, horonlarımızla her renkten danslarımızla grisine renk kattığımız bir miting sonrası; bizi dostlarla buluşturan ev sahibine övgü niteliğinde yazmayı ne çok isterdim.

İsterdim ki; gri olmadığını, renkleri, dilleri, kadını, erkeği, çocuğu; nasıl da kollarını barışa açarak ağırladığını, bir şehri sevmek için illa ki sokaklarının denize çıkmasının gerekmediğini anlatayım.

Ama öyle olmadı.
Olamadı…

Oysa nasıl da heyecanlı nasıl da umut vericidir büyük merkezi mitingler. Ev sahibi de olsanız misafir de tazelenirsiniz, yenilenirsiniz, “çok” olduğunuzu yine yeniden hissedersiniz. Hazırlanan yolluklar, otobüslerde söylenen şarkılar, molalarda buluşanların kucaklaşmasından sonra kol kola omuz omuza çekilen halaylar… Eylem alanlarına çevrilen dinlenme tesisleri.. Ve birilerinin illaki; “yarına enerjimiz kalsın arkadaşlar” sözleriyle gülüşmesi gözlerin. Oysaki ertesi gününü heyecanı size yorgunluğunuzu da unutturur uykusuzluğu da.

Ama öyle olmadı.
Olamadı…
Saat 10.04….
“onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın
düşmanı..”
    Nâzım Hikmet

Hepimiz oradaydık. Kimimiz miting alanında, gelemeyenlerimiz evlerinde, çocuklarını eşlerini, arkadaşlarını yoldaşlarını yolculayanlar; az sonra evden çıkacaklar bizim çocukları karşılamak için evinden erken çıkanlar… Orada olsun olmasın yüreği barıştan yana atan herkesin aklı yüreği miting alanındaydı. Ondandır ki bomba hepimizin yüreğinde patladı.

Tarifsiz zamanlardayız şimdi. Boğazımızda bir yumru yutkundukça yüreğimizde hissettiğimiz. Güzel günlerin düşüydü vurduğunuz, güvercin kanadında taşıdığımız barıştı vurduğunuz, bizim arkadaşlar biçim çocuklardı..

Ve kalanlar, şans eseri orada olmadığı için hayatta kalanlar yaşıyor olmanın mahcubiyetinde… Siz; karşısındakini sağ görünce sevinen kendisi yaşadığı için utanan insanları vurdunuz.

Şimdi Ankara suskun, garip, acılı… Ankara çocukları, arkadaşları için döküyor yağmurlarını. Ankara üzerinden hiçbir zaman atamayacağı bir ağırlığa mahkûm.

Siz bir kenti sonsuz bir hüzne terk ettiniz.

Siz; bizi göz göre göre öldürdünüz. Biz sizin gözünüze baka baka çoğalacağız, gözünüze baka baka “çok” olacağız.

Edip Cansever ‘in dediği gibi; “…sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var, çirkinlik, yalan, her şey var. ama hep umut var her şeyin içinde…”

12 May 2016
paylaş