Es geçilen insanlık

Bütün savaşların belki de en olağan sonucu mülteciler. Kimin haklı veya haksız olduğundan bağımsız olarak genç-yaşlı, kadın-erkek, önce çatışmalara yakın bölgelerdeki halklar olmak üzere bütün insanlığı etkileyen bir sonuç. Kendinizi savaşın bir tarafında hissetmeseniz de mülteci olabiliyorsunuz. Çünkü yaşadığınız yer yaşanamazdır artık. Nedeni olmadığınız bir savaşın sonucu mülteci olmak da yaşadığımız sistemin doğal sorunlarından.

25 Temmuz
İtalya’ya gitmeye çalışan bot battı, 40 kişi öldü.

5 Ağustos
Didim’de Suriyelileri taşıyan lastik bot battı. 2 kişi öldü.

9 Ağustos
Balıkesir’de göçmen kaçakçılığı yapan minibüs devrildi. 11 kişi öldü.

27 Ağustos
Avusturyalı yetkililer Suriyelilerin olduğu bir kamyon tespit ediyor. 71 kişi öldü.

29 Ağustos
Libya’dan İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan iki bot çarpıştı. 200 kişi öldü.

2 Eylül
Bodrum’dan İstanköy’e giderken iki bot battı. 11 kişi öldü.

Yukarıdaki rakamlar artık hemen her gün karşılaştığımız haberler. Faciayla biten bu yolculuklarla ilgili bütün dünya fotoğraflar paylaşıyor ve duydukları üzüntüden bahsediyor. Ekranlarda ağlayan devlet büyükleri, insanlığın kalmadığından bahseden köşe yazarları... Peki ya bu dramın sorumluları nerede?

Timsah gözyaşları dökenlere bakmak lazım
Bütün bu ölüm haberlerinin yanı sıra bir de her gün farklı ülke sınırları içerisinde uyananlar var. Amaçları karınlarının doyduğu, itilip kakılmadıkları bir yer bulabilmek. Kimileri için son durak Türkiye, Lübnan. Kimileri için ise Almanya, İsveç...

Belki Türkiye, Lübnan ve Ürdün halkları için mültecilerin yaşadıkları çile uzun zamandır gözlemlenebiliyor. Şimdilerde ise aynı durumla Avrupa ülkeleri karşı karşıya. Uzun süre sadece mültecileri izlemekle yetinen Avrupa, şimdilerde gelen göç dalgası hakkında nasıl önlemler almaları gerektiğini tartışıyor.

Macaristan başbakanı “Neden Türkiye’den Avrupa’ya gelmek zorundasınız? Türkiye güvenli bir ülke, orada kalın” diye seslenirken, Almanya Macaristan’ın krizi yönetemediğine kızıyor. Çünkü Macaristan’ı geçen göçmenler doğruca Almanya’ya ilerliyor.

Aşağıdaki tablo timsah gözyaşları döken ülkelerin Suriyeli mülteci kabul sayılarını gösteriyor. (Kaynak: The UN Refugee agency-http://www.unhcr.org) 2009 tahminlerine göre Suriye nüfusu 21 milyon 900 bin.

Suriye savaşının baş taşeronlarından S. Arabistan, Katar ve Kuveyt ise hiç mülteci kabul etmemiş durumda. Aynı misyonu seve seve yerine getiren Türkiye ise mülteci politikaları konusunda tam bir facia. Sade vatandaşı geçtik basına bile kapatılan kamplardaki yaşam koşullarının içler acısı olduğu bilgisi sürekli kulaktan kulağa fısıldanıyor. Bu koşullarda devlet büyüklerinin boğulan Aylan bebeğin babasına vatandaşlık teklif etmesi ise tam bir utanmazlık.

Mülteci yokken kamplarını yapanlar
Hatırlarsanız Angelina Jolie 2012 Eylül ayında Kilis’e bağlı Öncüpınar mülteci kampını ziyaret ederek buradaki kampın ne kadar modern olduğunu övmüş, Türkiye Hükümetine teşekkür etmişti. Hani şu Suriye’de silahlı çatışmalar başlamadan inşa edilen kamp. Kâr zarar hesabıyla karar veren emperyalistlerin oluşturacakları göç dalgasını Türkiye sınırlarında tutmak istedikleri ortada. Bir taraftan Suriye’ye terörist saldırılar düzenleyen grupları beslerken diğer taraftan da bu saldırılardan kaçan halklara üzülüyormuş gibi yapmak emperyalizmin iki yüzlülüğünü gösteriyor. Timsah göz yaşları dedikleri bu olsa gerek.

Çare nerede?
Çareyi Macaristan garında polisin geçiş izni vermesini bekleyen Suriyeli çocuk Kenan söylüyor: “İnsanlar Suriyelileri sevmiyor. Sırbistan’da, Macaristan’da, Makedonya’da, Yunanistan’da… Benim mesajım, lütfen Suriyelilere yardım edin. Suriyelilerin şimdi yardıma ihtiyacı var. Siz sadece savaşı durdurun, biz zaten Avrupa’ya gitmek istemiyoruz. Sadece savaşı durdurun. Sadece bu…”

Gerçekten yardım etmek istiyorsak emperyalistlerin Suriye’yi işgal savaşına net olarak karşı çıkmalıyız. Başka yolu yok. Bu arada tabii ki zor durumdaki insanların hayata tutunmaları için uğraşmalıyız. Onların onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri, çalışabilecekleri, eğitim ve sağlığa ulaşabilecekleri, barınabilecekleri koşulları sağlamalıyız.

 

08 Eyl 2015
paylaş