Türkiye – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Sun, 27 Oct 2024 13:28:18 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Türkiye – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Barış için tek yol, emperyalizme karşı omuz omuza mücadele etmektir! https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/31142/baris-icin-tek-yol-emperyalizme-karsi-omuz-omuza-mucadele-etmektir/ Sun, 27 Oct 2024 13:28:16 +0000 https://yenidunya.org/?p=31142 Amerika’nın, Truman Doktrini ve Marshall Planı kapsamında; “Sovyetler Birliği’nden gelecek olan komünizm tehlikesine karşı Türkiye’yi korumak ve Türk-Amerikan dostluk ilişkilerini geliştirmek yalanıyla 1948-1950 yılları arasında yaptığı Marshall Yardımı ile başlayan; Adnan Menderes’in, “Türkiye’yi ‘Küçük Amerika’ yapacağız, her mahallede bir milyoner yaratacağız” söylemine dayalı olarak, Türk askerinin Amerika’nın isteği üzerine 25 Eylül 1950 tarihinde Kore Savaşı’na gönderilmesiyle devam eden süreç; 18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla sonuçlandı.

Ulusal Kurtuluş Savaşı ile sona eren Anadolu’daki emperyalist işgal, NATO’ya üye olduğumuz günden itibaren 72 yıldan beri Amerikan işgaliyle sürüyor.

Anadolu toprakları üzerinde nükleer silahları ve binlerce askeriyle yılan gibi çöreklenen ABD/NATO üsleri ulusal güvenliğimizi ve bağımsızlığımızı tehdit ediyor.

Türkiye’yi sömürgeleştirerek tüm Anadolu’yu Amerikan Üsleri ile işgal eden ABD, aynı oyunu Ortadoğu’da sahneye koyuyor. Suriye topraklarını Amerikan Üsleri ile donatarak, bölge üzerindeki askeri ve politik hegemonyasını arttırıyor.

Atlantik nerede, Türkiye nerede, Ortadoğu nerede?

Amerika’nın Türkiye’de ve Ortadoğu’da ne işi var?

Ülkemizdeki ABD/NATO üsleri Türkiye’nin ne işine yarıyor, kimin çıkarlarını koruyor?

NATO üyesi Türkiye’nin 72 yıllık müttefiki olan Amerika, Türkiye’ye gerçekten dost mu, düşman mı?

Türk Amerikan dostluk ilişkileri yalanıyla yıllardır Türkiye’ye dayatılan Amerikan hegemonyasını anlayabilmek için öncelikle yukarıdaki soruların yanıtlarının verilmesi gerekiyor.

Emperyalizm özgürleştirmez, köleleştirir!

Milyonlarca Kızılderili’nin katledilmesi ve soykırıma uğratılması sonucunda kurulan Amerika Birleşik Devletleri, yeryüzüne asla barış, demokrasi ve özgürlük getiremez.

Bugün Ortadoğu’da ‘barış ve insan hakları’ havarisi kesilen ABD; Japonya’da, Vietnam’da, Kore’de, Nikaragua’da, Afganistan’da, Yugoslavya’da ve Ukrayna’da yarattığı savaşlarda; Şili’de ve Türkiye’de gerçekleştirdiği askeri darbelerde milyonlarca masum insanın ölümünden sorumludur.

Demokrat Parti iktidarı döneminde, ABD Savunma Bakanı John Dulles’ın ifadesiyle, “müttefik güçler en ucuz askeri Türkiye’den temin ediyor, bir Türk askerinin maliyeti 23 cent’e denk geliyor” diye, Amerikan çıkarları için binlerce Türk askerini Kore Dağları’nda savaşa sürerek ağır bedeller ödememize neden olan sözde dostumuz ve müttefikimiz ABD; günümüzde kendi yarattığı IŞİD’e karşı ‘Kürtleri korumak’ bahanesiyle işgal ettiği Suriye’de, Büyük Ortadoğu Projesi adını verdiği emperyalist planlarını gerçekleştirmeye çalışıyor.

Bölgesel savaş planı kapsamında sevk ettiği ağır silahlarla askeri yığınak yaparak Ortadoğu halklarını ateş çemberine atıyor. İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımını destekleyerek Ortadoğu’yu kan çanağına çeviriyor.

Eski ABD Başkanı Trump’ın ifadesiyle, Ortadoğu’daki Amerikan çıkarları için 20 yılda 7 trilyon dolar harcayan; demokrasi ve özgürlük vaadiyle işgal ettiği Suriye toprakları üzerinde askeri üsler kuran, bölgedeki ayrılıkçı güçleri silahlandırıp ordu kuran, eğiten ve para yardımı yapan 72 yıllık sözde dostumuz ve müttefikimiz ABD, sadece Ortadoğu’nun değil, ülkemizin ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve Türkiye halkının geleceğini tehdit ediyor.

Emperyalistlerden dost olmaz!

Eğri oturalım, doğru konuşalım. Kim ne derse desin; Irak’ta Saddam Hüseyin’in öldürülmesiyle başlayan, Suriye’nin ABD tarafından işgaliyle devam eden, İran ve Türkiye’nin de dahil edilmek istendiği sürecin, “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” ile asla bir ilgisi yoktur.

Yaşananlar ABD’nin bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki bölgesel ve küresel hegemonya savaşının bir sonucudur.

72 yıl önce Türk askerinin Kore Dağları’nda Amerikan çıkarları için savaştığı gibi, bugün de Kürt gençleri, Pentagon ve Centcom generallerinin emrinde Amerikan çıkarları için savaşmaya zorlanıyor.

ABD, ‘BOP’ için Ortadoğu halklarını birbirine kırdırıyor, halklar arasındaki dostluğu, barışı ve kardeşliği dinamitliyor. Adeta bir ‘Cambaza bak’ oyunu oynuyor! Tıpkı Balkanlarda ve Yugoslavya’da yaptıkları gibi.

Trump’ın, ABD’nin emperyalist çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak uğruna “bugüne kadar Ortadoğu’da 7 Trilyon Dolar harcadık” şeklindeki itirafı, her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Parayı veren düdüğü çalıyor!

Emperyalistlerden dost olmaz. İşgalci, sömürgeci ve katil Amerikan yönetimi Türkiye’nin, Ortadoğu’nun ve tüm dünya halklarının baş düşmanıdır.

ABD emperyalizmi ve onun kanlı saldırganlık örgütü NATO, yeryüzündeki sömürü ve gericilik sisteminin baş dayanağıdır.

ABD ve NATO’nun olduğu yerde barış, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik olmaz. ABD/NATO, gittiği yere sadece sömürü değil; acı, kan, gözyaşı, zulüm ve ölüm taşır.

Türkiye’de, Ortadoğu’da ve tüm dünyada halkların “Barış içinde bir arada kardeşçe yaşayabilmesi” ABD’nin savaş makinesi NATO’ya karşı mücadele etmek ve Amerikan hegemonyasını yıkmakla mümkündür.

“NATO’ya Hayır”, “Katil Amerika, Türkiye’den ve Ortadoğu’dan Defol” şiarı ile tüm İlericiler, Yurtseverler, Devrimciler, Demokratlar, Sosyalistler, Kemalistler ve Komünistler birleşerek işgalci ve sömürgeci Amerikan ordusunu Anadolu’dan ve Ortadoğu’dan kovmadıkça bölgemizde barışa, kardeşliğe ve huzura kavuşmak asla mümkün değildir.

Barış için tek yol, emperyalizme karşı omuz omuza mücadele etmektir.

Emperyalizm ve işbirlikçileri yenilecek, ‘Vatan Cumhuriyet Emek’ kazanacak.

]]>
Akılcı bir girişim olmayan S-400’lerin alınması Türkiye’ye neler kaybettirdi?.. https://yenidunya.org/basindan/karsi-kose/30892/akilci-bir-girisim-olmayan-s-400lerin-alinmasi-turkiyeye-neler-kaybettirdi/ Thu, 29 Aug 2024 14:39:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=30892 “Ankara kulislerinde, NATO üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den bir filo F-35, bir filo da F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu konuşuluyor. Rusya’dan 2.5 milyar dolar harcanarak alınan ve ABD ile krize neden olan S-400 hava savunma sistemlerinin halen depolarda bekletildiği belirtiliyor. Kulislere göre Türkiye; F-35 programına tekrar katılmak için ABD’nin koşulu olan S-400 sorununu çözmek amaçlı bir teklifi masaya getirdi. Cumhuriyet’in ulaştığı ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden üst düzey bir yetkili ise iddiaları yalanlamadı ve ‘Top artık Türkiye’nin sahasında. Türkiye’nin F-35 alımına ilişkin gereklilikler iyi bilinmektedir’ ifadelerini kullanarak Washington’ın F-35 satışına yönelik şartlarını anımsattı. 
★★★
ABD, S-400 hava ve füze savunma sistemi tedariki sebebiyle Türkiye’ye yaptırım getirerek F-35 savaş uçağı teslimatlarını askıya almıştı. Türkiye için üretilen 6 adet F-35A savaş uçağı, o tarihten beri depolarda tutuluyor. Lockheed Martin tarafından üretilen bir adet F-35’in maliyetinin ise ortalama 130 milyon dolar olduğu basına yansıyor. Öte yandan Türkiye’nin F-35 programına tekrar dahil edilmesi için ‘S-400’lere bir çözüm bulması gerektiği’ koşulu ABD tarafından uzun zamandır öne sürülürken Ankara’nın Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satabileceği şeklindeki görüşler Amerikan basınında yankı bulmaya devam ediyor. 
ABD merkezli Forbes dergisinde Türkiye’nin ‘Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine’ ilişkin bir makale yayımlandı. ‘Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?’ başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapıldı.”
★★★
Buraya kadar okuduğunuz satırları Cumhuriyet Gazetesi’nden, Doğa Öztürk’ün haberinden alıntıladım.
Şimdi biraz gerilere dönelim ve tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile 6 Eylül 2017 tarihinde bu köşede yayımladığımız “RUSYA İLE YAPILAN S-400 ANLAŞMASI AKILCI DEĞİL!..” başlıklı söyleşiyi hatırlayalım:
★★★
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ: (…) Dönemin Savunma Bakanı Fikri Işık 4 Temmuz’da TRT Haber’e şunları söylemişti: “Alacağımız S-400’leri NATO’ya entegre etmemiz mümkün değil. İlke olarak birinci tercihimiz NATO üyesi ülkeler tarafından üretilen sistemleri almak ve bunları NATO’ya entegre etmekti. Ancak ABD ve Avrupalı ülkeler anlayışlı davranmadılar. Verdikleri teklifler rekabetçi olmaktan çok uzak olduğu gibi, teknoloji transferini de içermiyordu. Öyle ki sistemin cıvatasına dahi dokunmak yasaktı. Böyle bir anlayışı bizim kabul etmemiz mümkün değildi!.. S-400’e yönelmemiz bu zorunluluktan kaynaklanmıştır. S-400’ü alarak acil ihtiyacımızı karşılayacağız. Ayrıca kendi milli füze ve hava savunma sistemimizi geliştireceğiz. Bunu yaparken çok güçlü bir ekip oluşturduk, bu ekip Fransızlarla, İtalyanlarla ve Amerikalılarla da görüşüyor. Şu anda Fransız ve İtalyanlar -EUROSAM- ile prensip anlaşmasına vardık. Bu anlaşma tedarik değil, sistemin geliştirilmesinde işbirliğini öngörüyor.” 
Bunlar yetkililerin yaptıkları açıklamalar… Ancak ben, Rusya’nın S-400 teknolojisini Türkiye ile paylaşacağına ve Türkiye ile S-400’lerin ortak üretimini yapacağına katiyen inanmıyorum!.. Çünkü Ruslar, özellikle emsaline nazaran yüksek performanslı bir silah sistemi söz konusu olunca, son derece değerli teknolojik sırları bir NATO üyesi olan Türkiye’ye vermezler. Bu kesin!..
(…) Şimdi en can alıcı noktaya geliyorum. S-400’lerin, NATO’ya entegre olmadan kendi radar sistemleri ile münferiden (stand alone) kullanıldıkları takdirde, seyir füzelerini ve balistik füzeleri durdurma kabiliyetleri sınırlıdır!.. Yani S-400’ler, Türkiye’nin karşı koymak istediği tehdidi karşılama yeteneğine sahip değil!..
UĞUR DÜNDAR: Ortak üretimini yapamayacaksak ve balistik füze önleme ihtiyacımızı da karşılamıyorsa, o zaman S-400’leri neden alıyoruz?
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ: Bu tutumun temelinde Ankara’nın, Washington’a karşı, PYD’yi silahlandırması, Kuzey Suriye’de Kürtlerin devletleşme hareketine destek vermesi ve FETÖ’yü iade etmemesi nedenleriyle duyduğu öfkenin bulunduğu anlaşılıyor.  
(…) Türkiye, Rusya ile karşılıklı saygı ve yarara dayalı dengeli ilişkiler kurarken -ki bunu kuvvetle destekliyorum- bu gerçekleri ve Rusya’nın genlerinde yayılmacılık, bölgede tekel oluşturma ve sıcak denizlere çıkma tutkularının bulunduğunu unutmamalıdır. S-400’ler Türkiye tarafından uçaklara karşı bir savunma sistemi olarak kullanılabilecek ise de Rusya kendisine yakın bir devletten ülkemize böyle bir tehdidin vuku bulması halinde, sistemin yazılımına müdahale ile Türkiye’nin S-400’leri kullanmasını engelleyebilir. Sonuç olarak, S-400’lerin tedarikini akılcı bir karar olarak görmüyorum.
★★★
Son olarak 17 Kasım 2019 tarihinde yaptığımız “ABD S-400’LERİ DEPODA TUTMAMIZI İSTİYOR!..” başlıklı söyleşimize bir göz atalım:
ŞüKRÜ ELEKDAĞ: (…) Middle East Eye sitesinin verdiği bilgilere göre, Türkiye’nin yaptırımlara maruz kalmaması için Trump, (Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı) mektupta şu üç şartı ileri sürüyormuş: 1) S-400 sisteminin operasyonel hale getirilmemesi, yani depoda tutulması. 2) Amerikalı denetçilerin sistemin durumunu kontrol etmek için düzenli olarak Türkiye’ye gelmeleri. 3) Türkiye’nin gelecekte yeni Rus yapımı silah almayacağı taahhüdünde bulunması. Trump, bu şartların kabulü halinde Türkiye’nin F-35 programına yeniden kabul edileceğini ve 100 milyar dolarlık ticaret anlaşmasını imzalayacağını, aksi takdirde ise kısa süre içinde Türkiye’ye yaptırım uygulamak zoruna kalacağını belirtiyormuş. İddialar böyle.
★★★
Peki, tüm uyarılara rağmen S-400’lerin alınmasındaki ısrar ülkemize neler kaybettirdi?
-Kullanılamayan bu füzelere 2,5 milyar dolar ödendi.
-Proje ortağı Türkiye F-35 uçaklarının yaklaşık bin parçasını üretiyor ve ülke ekonomisine 10 milyar dolara yakın bir katkı sağlıyordu.
-Ayrıca Türkiye için üretilen 6 adet F-35A savaş uçağı, o tarihten beri depolarda tutuluyor. Bir adet F-35’in maliyetinin ise ortalama 130 milyon dolar olduğu basına yansıyor…
-Bunların hepsi gittiği gibi ABD, tüm ısrarlara rağmen F-16’ları da vermiyor.
★★★
S-400’lerin alınması halinde yaşayabileceğimiz sorunları dile getirdiğimiz söyleşileri Türkiye’nin yüksek çıkarları için yaptığımızda bizleri linç edenlere duyurulur!..

Kaynak: Uğur Dündar / Sözcü

]]>
Türk-Rus ortak devriyesi, Suriye’nin kuzeyinde yeniden başladı https://yenidunya.org/dunya/30820/turk-rus-ortak-devriyesi-suriyenin-kuzeyinde-yeniden-basladi/ Fri, 23 Aug 2024 16:44:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=30820 Türkiye ve Rusya’nın, Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nde birleşik kara devriyesi yeniden başlatıldı. MSB’nin açıklamasında “Türk-Rus işbirliğinin sergilenmesi maksadıyla birleşik kara devriyesi faaliyetine müteakip dönemde devam edilmesi planlanmaktadır” denildi
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Türkiye ile Rusya Federasyonu tarafından Suriye’nin kuzeyindeki Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nde gerçekleştirilen ve ara verilen birleşik kara devriyesinin yeniden başlatıldığını bildirdi.
En az 40 kişiden oluşan Rus ve Türk birliklerin Şeyrek kontrol noktasında buluştuğu ifade edilirken buluşmanın ardından ortak konvoyun önceden kararlaştırılan en az 30 kilometre uzunluğundaki güzergah boyunca hareket ettiği aktarıldı.

Ortak devriye en son Ekim 2023’de gerçekleşmişti
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, birleşik kara devriyesi faaliyetinin, Türkiye ve Rusya Federasyonu arasında 22 Ekim 2019’da imzalanan “Soçi Mutabakatı” ve uygulama esaslarına göre Barış Pınarı Harekatı Bölgesi’nin batısında ve doğusunda icra edildiği anımsatıldı.
İlk birleşik kara devriyesi faaliyetinin 1 Kasım 2019’da gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “5 Ekim 2023’e kadar 344 birleşik kara devriyesi faaliyeti icra edilmiş, bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle devriye faaliyetleri durdurulmuştur. Türkiye ile Rusya Federasyonunca gerçekleştirilen birleşik kara devriyesi faaliyeti, 22 Ağustos 2024’te 4 araç (2 Pars, 2 Kirpi-2) ve 24 personelin katılımı ile Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nin doğusunda yeniden başlatılmıştır. Ülkemiz sınırlarının ve bölgedeki sivil halkın güvenliğinin sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde istikrarın tesis edilmesi, Türkiye’nin ABD ve Rusya Federasyonu ile vardığı mutabakat gereği bölgeden çıkması gereken PKK/YPG-SDG terör örgütüne ait kontrol noktası, karargah ve askeri yapıların tespit edilmesi, terörle mücadelede Türk-Rus işbirliğinin sergilenmesi maksadıyla birleşik kara devriyesi faaliyetine müteakip dönemde devam edilmesi planlanmaktadır.”

Türk-Rus ortak devriyesi, Suriye'nin kuzeyinde yeniden başladı

Bölgede barış ve istikrarın garantörü
Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında, Rusya ve Türkiye arasında imzalanan mutabakatına uygun olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Hasake vilayetinde ortak Rus-Türk devriyesinin gerçekleştirildiği bildirildi.
Açıklamada şu ifadeye yer verildi:
“Devriyelerin temel amacı bölgedeki durumu kontrol etmek ve silahlı çatışmanın yeniden başlamasını önlemekti. Bu amaçla Rus ve Türk askerleri (sınırdan) 10 kilometrelik bir alanda araziyi inceledi.
Devriyenin normal geçtiğini ve ihlallerin tespit edilmediğini kaydeden Bakanlık, etkinliğin ardından Türk askerlerin Şeyrek kontrol noktasından Türkiye’ye döndüğü belirtildi.”
Bakanlık, “Rusya-Türkiye ortak devriyesinin sonuçları, Rus askerlerinin Suriye’deki varlığının bölgede barış ve istikrarın garantörü olduğunu bir kez daha gösterdi” diye ekledi.

]]>
Hayvancılıkta 5 yıllık yol haritasının Amerika’ya sağladığı fırsatlar https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/30490/hayvancilikta-5-yillik-yol-haritasinin-amerikaya-sagladigi-firsatlar/ Wed, 17 Jul 2024 11:54:18 +0000 https://yenidunya.org/?p=30490 Amerika Tarım Bakanlığı, Türkiye’nin 5 yıllık “ Hayvancılığın Yol Haritası” ile ilgili kapsamlı bir rapor yayınladı. Raporda, Amerikalı ihracatçılar için Türkiye’ye canlı hayvan ve genetik materyal, sperma ihraç etme konusunda fırsatlar olduğu ifade ediliyor. Hayvancılığın Yol Haritası, Türkiye’de görmediği ilgiyi Amerika’da görmüş.

Amerika Tarım Bakanlığı(USDA), Türkiye’nin hayvancılık için açıkladığı 5 yıllık yol haritasının Amerika için önemli fırsatlar sağladığını duyurdu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 26 Şubat 2024 günü açıkladığı “2024-2028 Hayvancılık Yol Haritası” ile ilgili kapsamlı bir rapor hazırlayan Amerika Tarım Bakanlığı, bu yol haritası ile Amerika’nın Türkiye’ye damızlık ve sperma ihracatı yapabileceğini ve bu fırsatları iyi değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

“Türkiye: 2024-2028 Hayvancılık Yol Haritasına Genel Bakış” başlığı ile yayınlanan ve Sinem Duyum tarafından hazırlanan raporda özetle şu bilgilere yer verildi: “Türkiye Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yerli besi hayvan varlığındaki ciddi düşüşün ardından Şubat 2024’te “2024-2028 Hayvancılık Yol Haritası”nı açıkladı. Hayvan varlığındaki düşüş yurt içi çiğ süt fiyatlarının keskin bir şekilde düşmesinin ardından kesilen dişi sığır sayısındaki büyük artışın sonucuydu. Aynı zamanda Türkiye’nin 2023 yılında 1,2 milyar dolar değerindeki canlı sığır ithalatı da bir önceki yıla göre yüzde 640 artış gösterdi. Bu ithalatın büyük kısmı Brezilya ve Uruguay’dan yapılıyor.

Türkiye’nin canlı sığır ihracatı 2024’te rekor bir yıl geçirirken, ABD’de HPAI (High Pathogenic Avian Influenza) kuş gribi salgınının ardından Türkiye, ABD’den canlı sığır ithalatına yasak getirdi. Ne yazık ki ABD bu rekor ithalat yılında bundan yeterince yararlanamıyor.”

Gıda enflasyonu ve et fiyatındaki artış

Amerika Tarım Bakanlığı tarafından yayınlanan raporda, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yol haritasını açıklarken amaçlarının ülkedeki hayvansal ürünlerde sağlıklı, kaliteli üretimi artırmak ve Türkiye’nin 85 milyon nüfusu ile 57 milyon turistin gıda ihtiyacını karşılamak olduğunu belirttiğine dikkat çekildi.

Raporda, Türkiye’deki gıda enflasyonunun, Mayıs 2024’te son 12 ayda yüzde 70,14 oranında arttığı ve bunun ülke için endişe kaynağı olduğu ileri sürülerek: “Türk hükümeti için büyük bir endişe kaynağı. Et fiyatları da benzer şekilde geçtiğimiz pazarlama yılında kilo bazında 450-550 Türk Lirasına yükseldi. (Haziran 2024 itibarıyla 14-17$/kg), bir önceki yıla göre yüzde 43 artış gösterdi. Perakende ve borsa fiyatları artmaya devam ederken fiyatlardaki bu artış tüketicileri doğrudan etkiledi.” bilgisine yer verildi.

Hayvansal üretimin planlanması

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yol haritasını açıklarken ilk konusunun “hayvansal üretimin planlanması” olduğuna dikkat çekilen raporda, üretim, maliyet, kapasite ve pazarlama fırsatlarına odaklanan bölgesel bir model oluşturan bakanlığın, su ve doğal kaynakların korunmasının yanı sıra yerli üretimin sürdürülebilmesi için yeterli ve sağlıklı kırmızı et, kanatlı eti, süt ve yumurta üretiminin sağlanmasını da ön planda tuttuğu belirtildi.

Yol haritasında hayvansal üretimin ana girdisi olan kaliteli yem kapasitesi ve mera alanlarının da dikkate alındığı, ayrıca bakanlığın, yerli gıda ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla sözleşmeli üretim modelini genişleteceğine vurgu yapıldı.

Etkin destekleme modeline geçiş

Amerika Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı raporda etkin bir destekleme modeline geçileceği belirtilerek: “Bakan, hayvancılık işletmelerinin ekonomik açıdan güçlü, dayanıklı ve sürdürülebilir bir yapıya sahip olması için etkin bir destek modelini benimsediklerini vurguladı. Yeni sistemde aşılanan ve kayıt altına alınan her kuzu ve oğlak, çiftçiye verilen sübvansiyonlardan yararlandırılacak. Geçmişte sadece buzağılara destek veriliyordu. Üretimi daha fazla desteklemek için bakanlık, daha küçük, aile tarafından işletilen çiftlikleri de içerecek şekilde destek alabilecek kuruluşların boyutuna ilişkin sınırlamaları kaldıracak. Bakanlık, suni tohumlama, yerli sperma üretimi, sürü kitapları gibi teknolojilere yönelik verimliliği artırıcı destekleri artırmaya devam edecek.

Bakanlık, ilk kez kadın üreticilere yüzde 70 oranında ek destek sağlayacak. Yeni doğan buzağılara ve hayvan hastalıklarından ari çiftliklere destek de dahil olmak üzere diğer desteklerle kadınlar çiftçiler hükümetten erkek meslektaşlarına göre dört kat daha fazla destek alabilecek.

Ayrıca küçük bir aile işletmesinde 20 buzağının kesime kadar beslenmesi ve diğer kriterlerin (belirli hastalıklardan ari olmak, düzenli aşılanma vb.) sağlanması durumunda 20 buzağıya kadar ek destek alabilecekler. Kesim anında buzağı başına 4.500 TL (140$) destek alabilecek.” bilgisine yer verildi.

Hayvancılığa 2024’te 19,1 milyar lira destek

Bakan Yumaklı’nın, Tarım Bakanlığı olarak 2024 yılında Türk çiftçisine, hayvancılık sektörüne 19,1 milyar lira (589 milyon dolar) destek sağlayacağını açıkladığına vurgu yapılan Amerika Tarım Bakanlığı raporunda bu desteklerin kaynakları arasında bakanlığın tarımsal destekleri, kırsal kalkınma hibeleri, Ar-Ge faaliyetleri ve düzenlemelerin yer aldığı belirtildi.
Raporda, bakanlığın, Kırsal Kalkınma Yatırımları ve Avrupa Birliği(AB)’nin Kırsal Kalkınmaya Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPARD) destekleri kapsamında son 21 yılda 93 bin projeye destek olmak üzere 95 milyar TL (2,9 milyar dolar) hibe sağladığını belirtildi.

Raporda daha sonra özetle şu bilgilere yer verildi: “Türk yetiştiricilerinin finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla Türk Bankaları uygun faiz oranlarıyla 114 milyar TL hayvancılık kredisi sağladı. Ayrıca “Tarım Sigortaları Havuzu”nun desteğiyle (TARSİM), bakanlık hayvancılıkla ilgili zarar için 16 milyar TL tazminat ödedi. Aday ülkelerin katılım sürecine hazırlanmasına yardımcı olan IPARD desteğinin uygulandığı il sayısı 42’den 81’e çıktı. 2011 yılından bu yana uygulanan, Türkiye ve AB’nin ortak finanse ettiği IPARD programları kapsamında bugüne kadar Türkiye’de 25.489 tesis ve proje hayata geçirildi. Program kapsamındaki tesislere toplam 45,5 milyar TL (1,3 milyar dolar) hibe verildi. AB Katkılı Kırsal Kalkınma Desteği (IPARD-II) programı kapsamında hayvancılık ve gıda işleme sektörlerinde 282 projeye 768 milyon TL (23,5 milyon dolar) hibe desteği sağlanacağı açıklandı.

Bakan Yumaklı, bakanlığın krediler konusunda Ziraat Bankası ile ortak adım attığını, kadınlara, gençlere ve planlı üretim bölgelerine yönelik sübvansiyonlu kredilerde ek indirim oranları uyguladığını açıkladı. Ziraat Bankası, bir Türk devlet bankası olup bireysel kredilerin yanı sıra şirketlere ticari kredi desteği de sağlamaktadır. Hükümet, hayvancılıkta işletme başına 40 milyon TL’den (1,2 milyon dolar) kredi üst limitini 60 milyon TL’ye (1,9 milyon dolar), hayvan hastalıklarından ari hayvancılık işletmeleri için ise 80 milyon TL’ye (2,5 milyon dolar) çıkardı.”

ESK’ dan, damızlık ithalatı

Amerika Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı raporda, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ayrıca, görevi hayvancılık sektörünü düzenlemek, et ve canlı hayvan ithal ederek ulusal hayvancılık sektörünün gelişmesine yardımcı olmak olan Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) desteğiyle Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)’nde yetiştirme merkezleri kurulacağının açıklandığını ve ESK’nın, diğer ülkelerden damızlık sığır ithal ederek TİGEM çiftliklerine vereceğini duyurdu.

ABD’li ihracatçılar için fırsatlar

Amerika Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı raporda en can alıcı bölüm, Türkiye’nin hayvancılık için açıkladığı 5 yıllık yol haritasının Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ihracatçılara sağladığı fırsatlarla ilgili.

Türkiye’nin yüksek kalitede sığır genetiğine ihtiyaç duyduğu belirtilen raporda Amerika için fırsatlar şöyle sıralanıyor:

-Yerli yetiştirme sorunları ve ülkenin son yıllarda içinde bulunduğu ekonomik iniş çıkışlar nedeniyle Türkiye, sığır sayısını artırmak için yüksek kalitede sığır genetiğine ihtiyaç duymaktadır.

–Türkiye yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nden damızlık sığır ve canlı hayvan genetiği ithal ediyor ve bu ithalatın değeri 2023 yılında sırasıyla 30 milyon dolar ve 4,1 milyon dolara ulaştı.

–Türkiye’nin ABD canlı sığır ithalatını yasaklamasından önce yol haritası, ABD canlı sığır ihracatçılarına önemli bir fırsat sunuyordu. Yine de, Türk üreticilerin ABD genetiğinin yüksek kalitesinin farkında olması nedeniyle, ABD’li cinsiyetli sperma ihracatçıları için diğer genetik ürünler üzerinde bol miktarda fırsat var.

–Büyükbaş hayvan spermasına ve yasağın sona ermesiyle birlikte canlı sığırlara da talebin yüksek olmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

–ABD-Türkiye Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması (TIFA) Konseyi’nin 30 Nisan 2024’te Ankara’da düzenlenen on birinci oturumundan bir fırsat daha doğdu. Bakanlığın Hayvancılık Yol Haritası Politikası doğrultusunda, Türkiye’nin belirttiği önceliklerden biri, hayvancılık genetiği konularında ABD endüstrisi ile işbirliği ve özellikle Türk muadillerinin eğitimi ve USDA(Amerika Tarım Bakanlığı ile Türkiye, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülecek projelerdir.

–Bu sektörde işbirliği yolları oluşturmak ve Türkiye’nin canlı büyükbaş hayvanlara yönelik ticareti kısıtlayıcı politikasının kaldırılmasını savunmak konusunda Türk hükümetiyle temas kurmaya devam ediliyor.

Özetle, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 26 Şubat 2024’te açıkladığı 5 yıllık “Hayvancılığın Yol Haritası” Amerika Tarım Bakanlığı tarafından yakından takip ediliyor. Amerikalı ihracatçılar için Türkiye’ye canlı hayvan ve genetik materyal, sperma ihraç etme konusunda fırsatlar olduğu ifade ediliyor. Hayvancılığın Yol Haritası, Türkiye’de görmediği ilgiyi Amerika’da görmüş. Et ve Süt Kurumu Avrupa’dan 6 bin baş damızlık boş düve ithalatı yapacağını duyurdu. Öyle görünüyor ki, bizim bakanlığın açıkladığı yol haritasını Amerika ve Avrupa daha çok değerlendiriyor.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım / Tarım Dünyası

]]>
Cem Gürdeniz ile söyleşi: ‘Tamamen Batıcı olmak, Türk jeopolitiğini feda etmeye eşdeğerdir’ https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/30450/cem-gurdeniz-ile-soylesi-tamamen-batici-olmak-turk-jeopolitigini-feda-etmeye-esdegerdir/ Sun, 14 Jul 2024 09:41:31 +0000 https://yenidunya.org/?p=30450 NATO’nun 75’inci yıl Washington zirvesindeki gelişmeler, Joe Biden liderliği altında Atlantik İttifakının ayrımlarının giderek derinleştiği görünüm ve onaylanan ortak bildiriyi, Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ile konuştuk.

ABD’nin başkenti Washington’da gerçekleştirilirken Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) 75’inci yıl zirvesi sona erdi. ABD’nin Demokrat Başkan Joe Biden’ın akli durumuyla ilgili tartışmaların yankılandığı zirveye, Ukrayna çatışmasını sona erdirmek için arabuluculuğa soyunan Macaristan Başbakanı Victor Orban’n girişimleri damga vurdu. Orban zirve biter bitmez Florida’ya giderek Biden’ın Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump ile buluştu. Zirvenin hemen akabinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ŞİÖ’ye tam üyelik’ hedefinden bahsetmesi de dikkat çekti.

NATO’nun 75’inci yıl zirvesi; Biden’ın ‘ittifak tarihinin en güçlü döneminde’ söylemlerine rağmen çatlakları ortaya sermiş görünüyor.

Bu koşullarda Ukrayna çatışmasını sürdürme kararlılığı ile Çin Halk Cumhuriyeti’ne Rusya ile ilişkileri nedeniyle ağır ithamların yer aldığı zirve bildirisi ‘muallakta’ kalmış gibi görünüyor.

NATO zirvesi ve kabul edilen ortak bildiride yer alan unsurları Emekli Tümamiral Cem Güdeniz ile konuştuk.

‘Pax-Americana veya Atlantik Güvenlik temelli küresel hegemonya sisteminin artık bittiğini görüyoruz’

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre, Anglo-Sakson temelli Pax-Amerikana veya Atlantik temelli küresel hegemonya sistemi artık sona erdi. NATO zirvesinde bunun net bir şekilde görülebildiğini belirten Gürdeniz, NATO’nun 75. Yılı zirvesinden sonra yayınlanan bildirinin adeta son bir manifesto olduğu değerlendirmesinde bulundu:

“Öncelikle şunu söyleyeyim: Pax-Americana denen bu dönem, gördüğümüz üzere NATO’nun 75. yılı zirvesinde hayatta kalabilmek, ‘kural temelli dünyayı’ veya ‘Washington Konsensüsü’nü devam ettirebilmek için son manifestoyu verdi. Artık bu tepeden aşağıya iniş başlayacak. Hakikaten bakarsak, her cephede Anglosakson kökenli Pax-Americana’nın veya Atlantik Güvenlik temelli küresel hegemonya sisteminin artık bittiğini görüyoruz. Bu zirvede sonuç raporunu okuduğumuzda her yere bir saldırı ve tehdit var. Peki bunu yapabilecek yetenek var mı? Aradaki muazzam uçurumu görüyoruz. Buradaki açıklamaların ve verilen sözlerin içinin doldurulmasının çok zor olduğunu da görüyoruz.”

‘Trump’ın gelecek olması muazzam bir endişe uyandırıyor’

Gürdeniz’e göre NATO zirvesi sırasında ABD iç politikada ciddi bir baskı altındaydı. Özellikle Başkan Biden’ın sağlık durumunun giderek kötüleştiğini hatırlatan Gürdeniz, diğer yandan Donald Trump’ın seçileceğine adeta kesin gözüyle bakıldığı bu siyasi ortamda, Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin muazzam endişe duyduğunu anımsattı:

“Bu zirve, ABD için birkaç baskı alanında gerçekleşti. Birincisi, Biden’ın mental durumunun çok zayıflamış olması ve yeteneklerinin kısıtlanmış vaziyette olması. Bu artık komedi programlarına konu oluyor, görüyorsunuz zaten. İkincisi, Trump’ın gelecek olması, bilhassa askeri-endüstriyel kompleks, istihbarat, Siyonistler tarafından oluşturulan ‘Corporate America’ (şirkeler Amerikası) gruplarında muazzam bir endişe uyandırıyor. Çünkü onun küresel güvenliğe, Çin-Rus ilişkilerine, Avrupa Birliği ve NATO’ya bakış açısı belli. Kasım ayındaki seçimlerden önceki son üç ayda neler yaparak sistemi Trump’a rağmen ileri taşıyabileceklerini hesaplıyorlar. Çünkü bu performans ile Biden’ın kazanma şansı çok az. Onun yerine gelebilecek bir ismin de hazırlık dönemi çok az olacak. O yüzden ABD için bu iki baskı, iç politika açısından çok önemliydi.”

‘NATO, Ukrayna’yı koçbaşı olarak kullanarak Rusya’nın içlerine girmek istiyordu. Bu plan tutmadı’

ABD’nin NATO zirvesi öncesi yaşadığı üçüncü baskının dış politikayla ilgili olduğunu ifade eden Cem Gürdeniz, bunun Ukrayna ve Doğu Avrupa’dan kaynaklı olduğunu dile getirdi. Rusya’nın izole edilmesi hedefinin suya düştüğünü kaydeden Gürdeniz, Hindistan lideri Modi’nin Moskova ziyaretinin bu açıdan kritik olduğunu vurguladı. Gürdeniz’e göre itibar kaybeden ABD’nin, NATO zirve bildirisinde yer alan maddelerin içinin doldurulması oldukça zor:

“Üçüncü baskı şurada: Ukrayna cephesine ‘provoke edilmemiş savaş’ diyorlar fakat resmen NATO’nun doğuya genişlemesiyle birlikte 1999’dan bu yana kademe kademe gelişmiş bir kriz var. Üye sayısı 32 ülkeye çıktı. Esas olarak Hitler veya Napolyon’un yapmaya çalıştığının yumuşak bir şekilde, NATO’nun Rusya’nın içlerine kadar geldiğini görüyoruz. NATO, Baltık’tan Karadeniz’e çekilen yayın doğusuna geçmek istedi. Rusya’nın zaten Ukrayna’nın, Moldova’nın, Beyaz Rusya’nın veya Gürcistan’ın NATO üyeliğine ‘evet’ diyeceğini, az biraz tarih ve jeopolitik bilen kimse asla düşünmez. Geçen gün ABD arşivleri açıldı ve yepyeni bir belge ortaya çıktı. 1997’de Helsinki’de, Clinton ile Yeltsin görüştü. Yeltsin’in Bill Clinton’a ‘Siz NATO’yu doğuya doğru genişletmek istiyorsunuz. Biz bunu uygun görmüyoruz. Şu an yapabilecek bir şey yok. Bundan memnun olmadığımızı bilin’ demiş. Amerikalılar hep ‘Yeltsin izin verdi’ diyordu.

Yani işin özü, NATO, Ukrayna’yı koçbaşı olarak kullanarak Rusya’nın içlerine girmek istiyordu. Bu plan tutmadı. Benim endişem şu: Zirvede bu kadar karara rağmen Rusya ile savaşa devam kararı, onların aleyhine olacak. Rusya çok daha güçlendi. İzole edilemedi, savaş ekonomisine ve savaş sanayisine geçti. Bugün ABD’nin ürettiği bir mermiyi, Ruslar çok daha hızlı şekilde üretebiliyor. İstatistikler ortada. O yüzden kanaatimce en büyük baskılardan birisi, bu şartlarda Ukrayna’yı ABD seçimlerine kadar devam ettirme endişesi.

NATO zirvesinden birkaç gün önce dünyanın en büyük nüfusuna sahip Hindistan lider, Rusya’yı ziyaret etti. Eski Bağlantısızlar’ın devamı Hindistan’ın arkasında 70’e yakın küresel güney ülkesi var. Hindistan, uluslararası politika açısından büyük bir güç unsuru. Modi gidip Putin’le buluşuyor ve sadece özel görüşme iki saat sürüyor. Savunmadan enerji alanına kadar birçok projeye imza atılmış. Ondan evvel Putin Vietnam’a, Kuzey Kore’ye, Çin’e gitti. Hani izole oluyordu? Aksine Putin, kendi prestijini, son Gazze olaylarıyla birlikte yerlerde sürünen ABD itibarının çok üzerine çıkarttı.

O nedenle bu zirvede, bu konjonktür içerisinde, ittifak üyesi 32 devlet, Avustralya, Güney Kore, Japonya ile birlikte ‘Biz yıkılmadık, ayaktayız. Savaşı devam ettirmeye kararlıyız. Kural temelli dünyayı korumakta kararlıyız’ mesajı vermeye çalıştılar. Fakat bunun içi boş. Orada bir dolu madde var. Bizim medyamızda maddeleri bile doğru okuyamayanlar olmuş. Müesses kanallarda yanlış yorumlar var. Biden’a güldüğüm gibi onlara da gülüyorum. Temel olmayınca yapılan yorumlar da zayıf oluyor.”

‘Bildiride İsrail’den bahsedilmiyor. En ağır savaş metotlarını uyguluyorlar ama NATO bunu küresel barışa tehdit görmüyor’

Cem Gürdeniz’e göre NATO sonuç bildirisinde yer alan Çin aleyhtarı söylemler, özellikle ABD ve İngiliz girişiminin izlerini taşıyor. Amerika’nın AB ile Çin arasında giderek azalan ticarete dahi tahammül edemedğini kaydeden Emekli Tümamiral Gürdeniz, öte yandan NATO’nun soykırım savaşı yürüten İsrail’e yönelik hiçbir tepki koymamış olmasına dikkat çekti:

“Gelelim sonuç raporuna… Gördüğüm en önemli olay, Çin’e meydan okunması. Geçmişte Çin’e pek meydan okunmazdı. Ama şimdi resmen Çin’i açıkça tehdit olarak görüyorlar. Rusya’ya yardım ettiğini söylüyorlar. Yani bir şeyin tehdit olması için niyet ve yapabilirlik gerekir. NATO mantığı böyledir. Burada demek ki ikisinin de olduğunu görüyorlar. Niyetten öte artık yardım ettiğini düşünüyorlar. Bu tabii İngiliz ve Amerikan etkisiyle girmiş bir maddedir. Ukrayna Savaşı başlayana kadar, Çin ve AB ticareti, AB-ABD ticaretinin önündeydi. Savaştan sonra bu azalmaya başladı ama buna bile tahammülleri yok. Çin’den de gerekli cevaplar geldi tabii. ‘Çin dünya barışını, istikrarını bozuyor’ diye konuşuyorlar.

Peki bakıyorsunuz, İsrail’den bahsediliyor mu? Hayır. Günde kaç kadın, kaç çocuk öldürülüyor. Adamlar kuzey Gazze’de tek bir Filistinli bırakmadı. Resmen en ağır savaşta uygulanacak metotları kullanıyorlar. Ama NATO, asla ve asla İsrail’in yaptıklarını küresel barışa ve istikrara bir tehdit olarak görmüyorlar. İsrail ayrıca NATO’nun ortağı. Akdeniz Diyalogu’nda yeri olan bir devlet. Ben şaşırdım. İsrail’den bir temsilci de gelebilirdi. Bakın İsrail’in küresel güvenliğe ve refaha olan etkisini şöyle söyleyeyim: İsrail’in soykırım saldırıları sonrası Husilerin başlattığı saldırılar, küresel ticareti allak bullak etti. Bugün Süveyş Kanalı’ndan geçmesi gereken normal trafiğin yüzde 60’a yakını Keyf’ten yani güneyden geçiyor. Bu, gecikmelere ve fiyat artışına sebep oluyor. Daha geçen gün bir rapor okudum. Singapur’da konteyner gemilerinin bekleme süresi, 8 günden 14 güne çıkmış. Sebebi bu dediğim olaylar. İsrail niye bildiride yok? Cevabını veremiyorlar.”

‘Esasında Ukrayna Savaşı’nın temel nedenlerinden birisi, Kuzey Buz Denizi rotası’

Rusya’nın öncülük ettiği Kuzey Deniz Rotası üzerinden geçen yıl 100 milyon ton yük taşındığını aktaran Gürdeniz, NATO zirvesi bildirisinde bu deniz yoluna yönelik mesajlar içerildiğini belirtti. Gürdeniz’e göre bu mesele Ukrayna savaşının başlamasının da temel nedenlerinden:

“Diğer bir gözlemlediğim olay Arctic Cooperation. Kuzey Buz Denizi diyoruz biz. Onlar Arktik Okyanusu diyor. Çok önemli. Kanada Dışişleri Bakanı var, genç bir kadın. Sırıtarak ‘Artık Arktik rotalarında biz de varız. ABD, Finlandiya ve Kanada olarak ortak güç geliştireceğiz. Anlaşmaya imza attık’ dedi. Burada da şunu görüyoruz: Esasında Ukrayna Savaşı’nın başlamasının temel nedenlerinden birisi, Kuzey Buz Denizi’ndeki Kuzey Deniz Rotası’nın tamamen Rusya’nın kontrolüne girmiş olması ve Norveç Denizi’nden giren bir geminin, Bering Boğazı’ndan doğrudan Çin’e erişiyor olması. Geçen yıl bu rotadan taşınan yük miktarı, 100 milyon tona erişti. Bunlar muazzam endişe alanı. Anglosakson deniz hegemonyasının temel prensibi nedir? Deniz ulaştırmasını, düğüm noktalarını onların kontrol etmesidir. Deniz, egemenliklerinin temelidir. Fakat bir devlet çıkıyor, tabiatın da yardımıyla eriyen buzlardan yepyeni bir rota oluşturuyor. Zirvedeki en önemli maddelerden birisi de budur.”

‘Tamamen Batıcı olmak, Türk jeopolitiğini feda etmeye eşdeğerdir’

NATO’da ciddi kırılmalar yaşandığını ve bunun 75. yıl zirvesine de yansıdığını vurgulayan Gürdeniz’e göre, Macaristan Başbakan Orban’ın, Donald Trump ile yaptığı görüşme oldukça önemli. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirvesdeki ŞİÖ çıkışını bir “tokat” olarak değerlendiren Cem gürdeniz, Türkiye’nin bu çok eksenli diplomasiden çıkmasını savunan siyasi partilere uyarılarda bulundu:

“Otuz iki NATO üyesi, Avustralya, Güney Kore ve Japonya var. Buna rağmen çatlaklar vardı zirvede. Macaristan’ı görüyoruz. Orban bugün Trump ile görüşüyor. Düşünün, adam AB Komisyonu Dönem Başkanı. Daha geçen gün Rusya’ya, Çin’e gitti. Bu en büyük çatlak. Slovakya aynı şekilde. Diğer taraftan Türkiye var. Cumhurbaşkanı’nın son dakikada ‘Türkiye, ŞİÖ’ye üye olacak’ demesi önemli. Esasında sorarlar: O zaman NATO zirvesinde işiniz neydi? Ama bu da NATO’daki çatlak açısından önemli. Kutluyorum bu söylendiği için. Onların kendi evlerinde, anlaşmanın 75. yılında, 1952’den bu yana NATO’nun güney kalesindeki en büyük ülkelerden olan Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girmek istediğini söylüyor. Bu, muazzam bir tokat. Türkiye, Montrö’nün 19’uncu maddesini uyguladı. 24 Şubat 2022’den bu yana, hiçbir yaptırıma katılmıyor ve Rusya ile ekonomik-stratejik ilişkilerini devam ettiriyor. Bundan geri adım atılmıyor. Bu çok önemli.

En büyük endişem, Türkiye’de iktidar değişikliği olursa ana muhalefet partisinin bu rotadan çıkması. Çünkü bu artık devlet rotasıdır. Herhalde ana muhalefet partisi de bunu görüyordur. Onların bazı açıklamalarına inanamıyorum. Son derece tehlikeli açıklamalar. ‘Tamamen AB’nin, NATO’nun kuluyuz. Batı sisteminin ayrılmaz parçasıyız’ demeleri, Türk jeopolitiğini feda etmeye eşdeğerdir. Çünkü bu çöken bir sistem. Feci şekilde çöküyor. Borrell ne dedi? ‘Ukrayna’daki ölümlere çok üzülüyoruz ama silah vermeye devam edeceğiz’ dedi. Bir kanser hastasına en ağır kanserojen maddeleri verip ölümü hızlandırmaya benziyor bu. Ortada Ukrayna kalmayacak. Endişem bu. Çünkü Rusya’nın eli şu anda çok güçlü. İstedikleri kadar silah versinler; Rusya’nın bunların etkisini minimize edecek yeteneği var. Rusya’nın içerisinin vurulmasına, özellikle Romanya-Polonya gibi NATO bölgelerinden izin verileceğini sanmıyorum. Bugün ABD yine ‘Silahların, Rusya’nın içerisinde kullanılmasına açık onay vermiyoruz’ dedi. Zelenskiy bu duruma çok üzülüyor. NATO’daki ve AB’deki bu çatlakların büyüyeceğini düşünüyorum.”

‘Avrupa’da artan milliyetçi oylar, Amerikan vassalı olmaya ‘Yeter’ diyen bir mesaj içeriyor’

Avrupa’ya yaptığı son ziyaretlerden gözlemlerini aktaran Emekli Tümamiral Gürdeniz, Amerikan woke ideolojisinin ve ABD hegemonyasının her yerde hissedildiğini aktardı. Avrupa’’da yükselen milliyetçi ve “aşırı sağ” diye tabir edilen akımların salt göçmen karşıtlığı ile ortaya çıkmadığını vurgulayan Gürdeniz’e göre, bu yükselişin asıl sebebi Avrupa halklarının ABD hegemonyasının zincirlerini kırmak istemesi:

“Avrupa’ya bu sene içerisinde iki-üç kere konferansa gittim. Gördüğüm şuydu: Bütün meydanlarda AB bayrağı, Ukrayna bayrağı ve LGBT bayrağı vardı. Manası şu: ABD, ‘Ben ne düşünüyorsam senin devlet sistemin de bunu düşünmek zorunda’ diyor. Burada üç mesaj var; jeopolitik, psikolojik ve sosyal. ‘Seni dönüştüreceğim. Dikte ettiğim woke kültürünü benimseyeceksiniz, jeopolitik çıkarlarıma hizmet edeceksiniz’ diyor. ABD bunu dayatacak güçte mi? Değil. Sorun burada. Avrupa, kendisi acıyı görmeden, yaşamadan bunu anlayacak durumda değil. Yılların beyin yıkaması var. Yılların müesses nizamı var. Japonya, Almanya gibi… Ben 1990’lı yılları hatırlıyorum. Soğuk Savaş’ın bittiği günlerde, 150 bine yakın Amerikan askeri vardı. Her gittiğimiz yerde Amerikan üsleri vardı. O üsler hala duruyor. Japonya aynı şekilde. Ben Japon Deniz Kuvvetleri komutanıyla görüşürken, arkasında Amerikan Deniz Kuvvetleri komutanının resmi vardı. O zaman ben, bu ülkelerin tamamen ABD işgali altında olduğuna kanaat getirmiştim.

Bu AB Parlamentosu seçimlerinde milliyetçi oyların öne çıkması, sadece ekonomik sıkıntılar ve göçmen kriziyle alakalı değil. Aynı zamanda ‘Yeter, ABD vassalı olmayı bırakın’ mesajı içeriyor. Ben böyle okudum. Macron’un durumunu düşünelim… ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ diyen adam, ‘NATO, Ukrayna için savaşa gitmeli’ diyebiliyor. Fakat aynı adam NATO zirvesinde bir tane konuşma yapmadı. Niye? Aklı parlamentoda. Koalisyon hükümeti kurulacak mı? Onu düşünüyor. Sağcısı, solcusu var mecliste. Fransa, saydığım ülkeler arasında en acınacak durumda olanı. Ülkenin geleceği açısından ciddi endişeler görüyorum. Onlar da görüyor. Avrupa Birliği’ndeki bazı ülkelerin, önümüzdeki yıllardan itibaren Amerika ile ilişkilerde arayı açabileceğini ve Macaristan’ı takip edebileceğini düşünüyorum.”

‘Biz Almanya’yı gözümüzde büyütüyoruz ama jeopolitik akıllarını Amerikalı neoconlar yönetiyor’

Almanya ve Japonya’nın halihazırda ABD askerleri tarafından işgal altında olduğunu ve bu yüzden bu ülkelerin Amerika’nın direktifleri dışına çıkamadığını vurgulayan Cem Gürdeniz’e göre, Almanya’nın jeopolitik aklı tamamen Amerikalı neoconların kontrolü altında:

“Almanya, ABD tarafından kurulmuş, işgal edilmiş, muzaffer bir devletin tüm dayatmalarını yaşayan bir ülke. ABD bundan vazgeçmiyor. Fransa farklı bir durumda. Halbuki Almanya’yı kurtaran Sovyetler’di. Amerikalılar değildi. 25 milyon insan öldü Stalingrad’dan Berlin’e kadar. Almanya ve ABD ticari ilişkileri de çok iç içe geçmiş durumda. O yüzden Amerika, Almanya’yı eyaleti gibi görüyor. O yüzden ABD, Scholz’a, ekibine, Yeşiller gibi tamamen Atlantikçi kafalara ‘Sizden bir daha Helmut Kohl çıkmaz. Sizi aynı Ukrayna’yı yakaladığım gibi yakalamışım. Kendi jeopolitiğim için sizi elimden geldiğince kullanacağım. Şimdi size Tomahawk füzelerini getiriyorum. Sana emrediyorum, Patriotları Ukrayna’ya vereceksiniz’ diyor. Bunlar da tıpış tıpış yapıyor. Bunun cevabını Alman kamuoyu verecek. Bu hükümet veremez. Bakın, Kuzey Akım boru hatları imha edildi. Her biri en az 3-4 milyar dolarlık projeler. Bunlar imha olduktan sonra Alman Deniz Kuvvetleri soruşturma bile açmıyor. Alman deniz yetki alanında büyük bir altyapı imha ediliyor. Burası, Alman vergi mükelleflerinin parasıyla yapılmış. Soruşturma bile açmıyorlar. Rezillik. Bundan daha güzel vassal örneği olabilir mi? Neymiş, Almanya, AB’nin deniz çekirdeğiymiş. Öyle değil. Ekonomisi çok iyi olabilir ama o ekonomiyi milli güce transfer edemiyorsanız siz bir hiçsiniz. Almanya, jeopolitiğini tamamen teslim etmiş durumda. Bazen Türkiye’de biz Almanya’yı gözümüzde çok büyütürüz. Evet teknolojileri iyi, çalışkan insanlar. Ama jeopolitik akılları ABD’de neoconlar tarafından yönetiliyor.”

‘Şu anda aktif, bu konuda kullanılabilecek, Rusya-Çin kadar üretime geçebilecek silahları olduğunu sanmıyorum’

ABD’nin Almanya’ya hipersonik füze konuşlandıracağı yönündeki beyanını değerlendiren Cem Gürdeniz, Amerikan endüstrisinin henüz Rusya ve Çin gibi seri üretim hipersonik füze imal edecek kapasitede olmadığını ifade etti:

“Hipersonik füze teknolojisinde ABD, Rusya ve Çin’in çok gerisinde. Şu anda aktif, bu konuda kullanılabilecek, Rusya-Çin kadar üretime geçebilecek silahları olduğunu sanmıyorum. Ama geliştiriliyor, yakında duyarız. Ama bir Kinzhal gibi seri üretimde olduğunu sanmıyorum.”

‘Rusya, İsrail’in Gazze’ye uyguladığını Ukrayna’ya uygulasaydı, bugün Ukrayna diye bir yer kalmazdı’

Emekli Tümamiral Gürdeniz, Rusya’nın Ukrayna’da İsrail’in Gazze’ye yönelik yürüttüğüne benzer bir savaş politikası yürütmediğini vurgularken, NATO üyesi ülkelerin tamamının da bu krize aynı pencereden bakmadığını belirtti. Gürdeniz, Macaristan, Slovakya ve Türkiye’ye dikkat çekti:

“Ukrayna’ya çok üzülüyorum. Çünkü kuzenlerin savaşı bu. Belki de kardeşlerin savaşı… Rusya’da, Ukrayna’da akrabası olmayan yok. Rusya’daki her üç kişiden en az birinin Ukrayna ile bir ilişkisi var. Vişne Bahçesinde Savaş diye Onur Sinan Güzaltan’ın çok güzel bir kitabı çıktı. Savaşı, Rusya’da pek çok kanaat önderiyle yaptığı röportajlar üzerine yazmış. Çok güzel bilgiler var. Ukrayna’ya, Rusya’nın çok büyük zarar vermediğini görüyoruz. Rusya, İsrail’in Gazze’ye uyguladığını Ukrayna’ya uygulasaydı, bugün Ukrayna diye bir yer kalmazdı. Ukraynalılara çok üzülüyorum. Garibanlara ucu açık bir üyelik sözü verildi. Ne yapılacakmış? 32 ülke tek tek davet edecekmiş. Bu ne demek? 32 ülkenin tek tek davet edeceğini düşünecek olursak belki Macaristan davet etmeyecek. Bir kere şunu da düşünelim: Ukrayna ile ilgili maddeler imzalandı, birçok karar verildi. Bu 32 ülkenin oybirliği ile mi verildi bu karar? Hayır. Bizim Cumhurbaşkanımız açık açık ‘NATO’nun Ukrayna çatışmasının tarafı olmasını istemiyoruz’ dedi. Macaristan ve Slovakya da söylüyor bunu. İspanya mesafeli duruyor. Oybirliği nerede?

Bu aynen ABD demokrasisi gibi. Amerikan demokrasisi deniyor; Amerika’da eğer paranız yoksa, sözünüz geçiyor mu? Aday olabiliyor musunuz? Biden’ın en büyük problemi fon bulmak. Böyle bir demokrasi olabilir mi? NATO da böyle. Herkesin söz hakkı var diyorlar. Nerede bu söz hakkı? 32 ülke ‘Evet, biz NATO’nun Ukrayna’da taraf olmasını istiyoruz’ diyor mu? Demiyor. Stoltenberg’in yaptığı açıklamaları aklım hayalim almıyor. Bu adam bir memur. Neye dayanarak bunu yapıyor? Biden, Blinken, Austin ‘Bunları söyle’ diyor, o da söylüyor. Böyle bir rezillik olabilir mi? Ondan sonra ‘NATO bizim her şeyimiz’ diyen insanlar dolaşıyor.”

‘Amerikan endüstriyel kompleksinin savaşa ihtiyacı var’

NATO’nun 500 bin kişilik müdahale gücü olduğu değerlendirmelerini gerçekçi bulmayan Gürdeniz, ‘Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı temasını’ bir tehdit olarak canlı tutma çabasının da tamamen ABD çıkarlarıyla ilgili olduğunu vurguladı. Gürdeniz, 24 Şubat 2022’den bu yana AB ülkelerinin, ABD silah şirketlerinden silah siparişindeki artışın yüzde 75’e ulaşmasına dikkat çekti:

“NATO’nun kuvvet hedeflerine bakalım. Rusya olur da Beyaz Rusya ile bir araya gelirse, Çin’den, Kuzey Kore’den ve İran’dan lojistik destek alırsa, gördüğüm kadarıyla NATO’nun bu envantere müdahale edebilecek gücü yok. Bunu nereden görüyoruz? Son üç yıldır NATO zirvelerinde sürekli muharebe gruplarından Tugay’a geçiş, 500 bin kişilik müdahale ordusu vs. konuşuyorlar. Bunlar oturuyor, 32 ülkenin silahlı kuvvet verilerini üst üste koyuyorlar, ‘500 bin kişiyle hazırız’ diyorlar. Böyle bir şey yok. NATO’nun emrinde şu anda hazır olarak 5-6 tane muharebe grubu var. Bunlar da bin kişilik. Tatbikatlarda insanları yığıyorlar, 40 bin kişiye ancak çıkarabiliyorlar. NATO’nun asıl sorunu, gücü oluşturup sürekli olarak bir yerlerde tutamamak. Rusya’nın bugün Ukrayna’ya niye girdiğini hepimiz biliyoruz. Tartışmaya gerek yok. Rusya’nın işi gücü yok gibi yarın Polonya’ya, Letonya’ya, Romanya’ya gireceğini iddia ediyorlar. Öyle bir şey yok. Fakat bu tehdidi canlı tutmak zorundalar. Çünkü Amerikan endüstriyel kompleksinin savaşa ihtiyacı var.

Sıkı durun: 24 Şubat 2022’den bu yana AB ülkelerinin, ABD silah şirketlerinden silah siparişi artışı yüzde 75. Bu bir rekor. İki yılda yüzde 75 artış var. Amerika içerisinde artış yüzde 12. Diğer tarafta LNG var. Amerikan sıvılaştırılmış doğalgaz şirketlerinin dünya piyasalarında ihracat artışı yüzde 60. Rus gazına kısıtlama getirmişlerdi. Bir cinayet işlenince kimin kazandığı sorulur. İşte kimin kazandığı ortada.”

‘Ukrayna bölünse bile NATO üyesi olmasına benim bildiğim Rusya devleti izin vermez’

Gürdeniz’e göre savaş bitse dahi geriye kalan Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasına Rusya’nın göz yumması, ulusal güvenlik endişeleri sebebiyle gerçekçi değil. Türkiye’deki bazı yayın organlarının NATO bildirisini doğru anlamadığını belirten Gürdeniz ‘Kiev’e her yıl 40 milyar avro’ verilecekmiş gibi sunumlara atıfta bulundu:

“Ukrayna’ya bu ucu açık üyeliğin sonu gelmez. Mümkün değil. Ukrayna ikiye bölünse bile NATO üyesi olmasına, Rusya’yı vurabilecek silahların oraya konuşlandırılmasına benim bildiğim Rusya devleti izin vermez. Töton Şövalyeleri’nin, Napolyon’un, Hitler’in geçtiği hattın doğusuna geçilmesine izin vermez diye düşünüyorum. Ukrayna’ya 40 milyar avro yardım yapılacakmış! Şu an 32 ülke buna karar vermiş. Bizim her şeyi bilen medyamız ‘her sene yapılacak’ diyor. Öyle bir şey yok. Amerikan menşeli, en çok dinlenen kanallar her yıl yapılacak gibi demiş. Bildirinin bir yerinde yıllık denmiş, iki yerde de sadece önümüzdeki yıldan itibaren demiş. Bunu da 22 ülke verecekmiş. Bunu verecek ülkeler arasında Türkiye var mı? Onu bilemiyorum.”

‘Gerçeği söyleyeyim: Şu anda NATO ülkelerinin Rusya’dan hava ve füze tehditlerini önleme yeteneği yüzde 15 civarında’

NATO’nun hava savunma birimlerine ilişkin açıklamasını değerlendiren Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre, NATO ülkelerinin Rus füzelerine karşı önleme kabiliyeti yüzde 15 civarında. Avrupa’nın savunma sanayisini tamamen Ukrayna için kullandığını anımsatan Gürdeniz, herhangi bir Tayvan senaryosunda NATO’nun müdahalede bulunabilecek teçhizatının olmayabileceğini dile getirdi:

“Entegre edilmiş hava ve füze savunma sisteminde, Ukrayna’dan çıkarılan dersler paralelinde yeni bir yapılanmaya gidileceği söyleniyor. Gerçeği söyleyeyim: Şu anda NATO ülkelerinin Rusya’dan gelecek hava ve füze tehditlerini önleme yeteneği yüzde 15 civarında. Büyük bir açık var. Bu açığı zaten Ukrayna’da gördük. Rusya’da da gördük. Ama Rusya’nın kendi savaş ekonomisinde ürettiği sistemler bunlardan daha hızlı. O yüzden Rusya’nın kendi hava savunması açısından daha iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum. Yarın mesela Çin, Tayvan ile ilgili bir oldu-bitti yaparsa senaryosunu konuşalım. Mesela Çin, Tayvan’a abluka başlattı. İşgal etmiyor, amfibi harekat yapmıyor. Sadece abluka var diyelim. Ne yapacaklar? Yetişemeyecekler. Çünkü şu anda Amerikan müttefiklerinin savunma sanayisi, Ukrayna için çalışıyor. Ona rağmen yetişemiyorlar.”

‘İngiltere’nin bir ada devleti olarak zafiyetleri olduğunu düşünüyorum’

Cem Gürdeniz, NATO bildirisinde dikkat çeken bir başka maddenin, sualtı altyapılarının savunulması olduğunu aktardı:

“İlk defa gördüğüm bir başka olgu ise, kritik sualtı altyapısının korunmasının doktrin haline getirilecek olması. Buradan da büyük bir tehdit bekleniyor demek ki. Ben özellikle İngiltere’nin bir ada devleti olarak zafiyetleri olduğunu düşünüyorum.”

‘Bunların derdi, Sırbistan’daki dengeleyici jeopolitik kaleyi yok etmek’

Bosna-Hersek’te yaşanan katliamlara 29 yıl önce alenen göz yumulduğunu anımsatan Güdeniz, bugün de NATO bildirisinde özel olarak Balkanlardan bahsedilmesinin nedenlerine dikkat çekti:

“Tabii Batı Balkanlar da geçiyor. Kim var Batı Balkanlar’da? Sırbistan, Kosova ve Bosna-Hersek. Zaten bu üç ülkenin haricinde Balkanlar’da NATO’ya girmemiş ülke kalmadı. Orta Avrupa’da da Avusturya ve İsviçre var. Bunların derdi, Sırbistan’daki dengeleyici jeopolitik kaleyi yok etmek. Sırbistan, Kosova ve Arnavutluk var. Bu üç ülke çok kritikti. Dikkat edin: 1999’da NATO, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan Sırbistan’ı bombaladı. Binlerce kişi öldürüldü. Tabii, Sırplar gaza getirildi, Müslümanları katlettiler. Bosna-Hersek’te katliam yaptılar. Bu insanlık suçudur, bir soykırımdır. Ama Avrupa Birliği ve ABD, neden bu soykırıma uzun yıllar izin verdi? Bu anında kesilebilirdi. Srebrenitsa Katliamı’nın dün 29. yılıydı. Buna neden BM Barış Gücü ve Hollandalı askerler izin verdi? Önlenebilirdi. Dikkat edin. Burada çok ciddi bir şekilde mevcut fay hatlarını daha da çok harekete geçirmek isteniyor. 1995’te Dayton Anlaşması imzalanıyor, sonra NATO gidiyor Sırpları vuruyor. Yani Müslümanları yok etmeye izin verdiği Sırbistan’a, daha sonra gelip müdahale ediyor. BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan yapıyor bunu. Arkasından o bölge de paramparça oluyor. Kosova ayrılıyor, Arnavutluk NATO üyesi oluyor. Kosova’ya NATO daimi gücü konuluyor. Sırbistan denizsiz bırakılıyor. Karadağ, Sırbistan’ın denizdeki parçasıydı. Onu da kesip NATO’ya aldılar.

Olay, denizle kıta arasında. Sırbistan’ın denize çıkışı engellenmiş oldu ve Sırbistan karaya hapsedilmiş bir ülke haline geldi. Bu jeopolitik oyunda Sırbistan, Ruslar tarafından da kullanılıyor. Sırbistan, Kosova, Bosna-Hersek gibi konularda AB’yi ve NATO’yu sıkıştırmak için bir araç olarak kullanılıyor. Sebebi, Rusya’nın Doğu Avrupa’da sıkıştırılıyor olması. Rusya’nın tek müttefiki Sırbistan, onu kullanıyor. Bu da küresel ve bölgesel barışa hizmet etmiyor. Batı Balkanlar bu yüzden önemliydi. Gördüğüm kadarıyla Bosna Hersek’i NATO’ya almak istiyorlar. Bosna’nın 10 kilometrelik kıyı şeridi var, onu da tamamen NATO kontrolüne almak istiyorlar.”

‘Montrö’nün bu bildiriye girmesi önemli ve iyi bir şey’

Cem Gürdeniz’e göre, Türk diplomatların girişimiyle NATO bildirgesine Montrö Sözleşmesi’ne uyulacağı ifadesinin eklenmesi olumlu bir gelişme. Öte yandan Karadeniz’deki asıl riskin Romanya’dan gelebileceğini işaret eden Gürdeniz, Tuna havzasında etkili olan Romanya’nın, 2000’li yılların başından beri süratle ABD güdümüne girdiğini ifade etti:

“Gelelim Karadeniz’e… Karadeniz’de zaten yapacaklarını yaptılar. Yeni bir şey görmedim. General Ben Hodges, Amiral Stavridis vs. yıllarca söyledi. Montrö’nün bu bildiriye girmesi önemli ve iyi bir şey. Montrö’yü dikkat ederek işlerini yapacaklarını söylüyorlar. Benim tahminim, Türk diplomatların başarısı. Değilse bu adamlar bunu hayatta koymaz. Romanya’yı çok öne çıkarıyorlar. Romanya, NATO’ya 2004 yılında girdi. 2023’teki genel sekreter yardımcısı da Romen. Bu mümkün mü? Bunlar bir Hint veya Afrika asıllı başkan yapıyor kendilerine. Onun gibi. Romanya o kadar önemli bir ülke ki, ABD’nin sarsılmaz bir kalesi ve vekili. Romanya’daki deniz üssü Deveselu’ya SM3 anti balistik füze sistemlerini koyacaklar. Kogalinescu hava üssünü, Rammstein’dan sonra Avrupa’daki en büyük NATO üssüne dönüştürme kararı aldılar. İnşaat devam ediyor. Romanya açıkça ‘Ben, ABD’nin Karadeniz’deki koçbaşıyım. Tuna havzası kontrolüm altında. Türk Boğazlarına kuş uçuşu birkaç yüz mil uzaklıktayım. Burada Rusya’yı rahatsız edecek, buradan kalkıp uçaklarla Kırım’ı rahatlıkla vurabilecek konumdayım’ diyor. Romanya’yı bu yüzden seçtiler. Ben 2000’li yılların başlarında Stratejik Daire Başkanı iken bunlarla birçok toplantıya girmiştim. İnanamamıştım. Çavuşesku’nun katı komünist ülkesinin bir anda bu kadar koyu Amerikancı olacağını düşünmemiştim.”

‘Karadeniz’de bir false flag olabilir, Rusya ve Türkiye karşı karşıya getirilebilir’

Emekli Tümamiral Gürdeniz, Türkiye-Romanya-Bulgaristan üçlüsünün kurduğu Karadeniz’deki mayın karşıtı tedbirler görev grubu komutasının ocak ayında Romanya’ya geçeceğini anımsattı. Gürdeniz, Romanya’nın ABD ile olan sıkı bağlarına dikkat çekerek, provokasyon girişimlerine karşı uyarıda bulundu:

“Şu anda tek endişem, Romanya’nın birtakım kışkırtmalar için kullanılabileceği ihtimali. Bir diğer önemli konu da Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın üçlü olarak mayın karşıtı tedbirler görev grubu. Bu grup ocakta oluşturuldu. Şu anda faal ve komutası Türkiye’de. Bu grup bir NATO gücü değil. Karadeniz’e kıyıdaş olan üç ülke oluşturuyor. Aynı Karadeniz Uyum Harekatı gibi. Ama ne demişler? ‘Üç müttefikimizin oluşturduğu bu görev grubunu destekliyoruz’ diyor. Ocak ayında yapılan anlaşmada ne deniliyordu? ‘Savaş devam ettiği sürece NATO ülkeleri, bu gruba sahili olanlar hariç katılamazlar’ diyordu. Niye bunu koydular bildiriye? Savaş biterse, bu mayın tedbirleri karşıtı grup, NATO ile çalışabilecek mi? Türkiye, Montrö’nün 19. maddesini uygulamış. Montrö’nün sahibi Türkiye, bugüne kadar hiçbir NATO tatbikatına katılmamış. Türkiye, buna izin verecek mi? Bunu da göreceğiz. Bir de bu grubun komutası ocak ayında Rumenlere geçecek. Endişeliyim. Her an bir false flag (yanıltma operasyonu) olabilir, Rusya ve Türkiye karşı karşıya getirilebilir. Neocon’ların en büyük başarısı, Rusya ve Türkiye’yi tekrar karşı karşıya getirmek olur. Türk düşmanı eski İngiliz Başbakanı Gladston’un meşhur bir lafı vardı; ‘Biz Ruslarla Türkleri yıllarca savaştırarak, 18. ve 19. yüzyılda ikisinin de yıpranmasına neden olduk. Almanya’nın yükselişi ortaya çıktı, bu yüzden Ruslarla farklı bir diyaloga girmemiz lazım’ demişti. Durum bu. Türkiye umarım asla bu tuzağa düşmez.

‘NATO Zirvesinin Türkiye’de yapılacak olması büyük talihsizlik’

Cem Gürdeniz’e göre, NATO ülkeleri hala daha firari FETÖ üyelerini himaye ederken NATO zirvesinin 2026’da İstanbul’da yapılması talihsizlik olur:

“2026’da NATO zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasının büyük bir talihsizlik olarak görüyorum. FETÖ darbe girişiminin 10’uncu yılı. FETÖ’de o dönem NATO’da görev yapan 300 küsür Türk subayının NATO ülkelerine kaçtığını ve orada kaldığını da hatırlatalım. Ayrıca Türkiye’nin ‘Biz yardımcı sekreter kadrosuna adayız’ demesini anlamak da mümkün değil. Bir yanda ŞİÖ üyeliği bir yanda bu konuşuluyor. Tabii ki dengeli politika uygulayacağız ama bu kadar ekstrem şeyler olmamalı diye düşünüyorum.”

Kaynak: Ceyda Karan / Eksen / Sputnik

]]>
Suriye, Türkiye İle İlişkilerin Geri Dönüşünün, İki Ülkenin Güvenlik, Emniyet Ve İstikrarının Temeli Olan 2011 Öncesindeki Durumun Geri Dönüşüne Dayandığını Vurguladı https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/30444/suriye-turkiye-ile-iliskilerin-geri-donusunun-iki-ulkenin-guvenlik-emniyet-ve-istikrarinin-temeli-olan-2011-oncesindeki-durumun-geri-donusune-dayandigini-vurguladi/ Sun, 14 Jul 2024 07:15:58 +0000 https://yenidunya.org/?p=30444 Suriye, Türkiye ile ilişkilerin normale dönmesinin, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurgulayarak, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkiye dayandığına dikkat çekti.

Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı’ndan bugün bir nüshası SANA’ya ulaşan açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.’

Bakanlık açıklamasında, ‘’ Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi’’’ diye devam etti.

Bakanlık ayrıca, ‘’Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri gözönünde bulundurdu.  Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir’’ ifadelerini kullandı.

‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor’’  açıklamasında bulunan Bakanlık, ‘’ Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir’’ ifadelerini sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasını şu sözlerle tamamladı: ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.’’

Kaynak: SANA

]]>
İran tehlikesinin boyutlarını kavrayabilmiş değiliz! https://yenidunya.org/basindan/karsi-kose/29866/iran-tehlikesinin-boyutlarini-kavrayabilmis-degiliz/ Fri, 19 Apr 2024 11:32:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=29866 Gazze’de soykırım bütün hızıyla devam ediyor! Ama biz bir haftadır bir tiyatro izliyoruz İsrail ile İran arasında! İsrail-İran valsini.

Altını çizerek hatırla-tıyorum yeniden: İsrail’in İran’ın Şam Büyükel-çiliği’ni bomba-lamasını şiddetle kınamak gerekiyor!

Ama bunun bir oyunun parçası olabileceğini de aslâ gözardı etmemek önemli.

Çok büyük bir tehlike var: İran tehlikesi bu. Şiilik üzerinden yayılan Fars emperyalizmi projesi. 

OSMANLI DURDURULDU, İRAN’IN ÖNÜ AÇILDI…

İran bölgeye yerleştirildi adım adım. Önce Sünnî dünyanın merkez üssü Osmanlı ve hilâfet durduruldu, Sünnî dünya paramparça edildi. Hilâfetin yurdu ve Müslümanların umudu Türkiye laikleştirildi; önce devlet, devletin bütün kurumları İslâm’dan uzaklaştırıldı; sonra da İslâm hayattan ve toplumdan uzaklaştırılma sürecine girdirildi. Türkiye’nin ruhunu oluşturan İslâmî duyarlıklar okullardan, kültür, sanat, düşünce ve akademi hayatından uzaklaştırdı, etnik duyarlıklar ve kimlikler kaşındı, kışkırtıldı. Toplumu ayakta tutacak, birbirine kenetleyecek bütün dinamikler dinamitlendi, bütün bağlar yok edildi.

Oryantalist literatür iki asırdır, İslâm’ın otantisitesini bozmaya, kaynaklarını aşındırmaya çalışıyor. Bu arada İslâm medeniyetinde, tarihinde, düşüncesinde ve kültüründe Şia’nın belirleyici konumda olduğu fikrini ince ince işlemeye çalışıyor.

En önemli, en yaygın İslâm felsefesi tarihi yazarlarından Henry Corbin, İslâm felsefesini ve düşüncesini Şia’nın temsil ettiğini söyleyecek kadar ileri gidiyor. Yazdıkları en çok okunan ana referans kaynaklarından biri olarak dayatılıyor.

İslâm düşüncesi, sanatı, kültürü ile ilgili yapılan araştırmaları incelediğinizde karşımıza ya Şiiler ya da Şiîliği öne çıkaran metinler çıkıyor.

Dünyanın en prestijli mimarlık ödüllerini veren Ağa Han, İsmailî biri. İsmâililer kim? Tarihte bizim haşhaşiler olarak bildiğimiz gruplar!

Nereden nereye, değil mi? 

AFRİKA’YI ŞİİLEŞTİRECEK BÜYÜK PROJE 

Dün ülkemizi ziyaret eden Tanzanya Cumhurbaşkanının ülkesi Tanzanya’nın Zenzibar Adası, İslâm’ın Afrika’ya açılan kapısı ve halkının % 99’u Müslüman. Zenzibar’da üç tane üniversite var’dı pandemiden önce. Üç defa gittim Zenzibar’a.

Birincisi devlete, ikincisi Suudlara, üçüncüsü de İranlılara ait bu üniversitelerin.

Devletin üniversitesi dökülüyor, tahmin edilebileceği üzere.

Suudların üniversitesi, tenekeden tayyare, şaşaa, tantana, gösteriş has safhada, fos bir üniversite.

Ama asıl üniversiteyi İranlılar yapıyor: Afrika’nın gelecek yüzyıllarını belirleyecek tohumları İranlılar buradan ekiyorlar!

Biz uyumaya devam edelim.

Biz bunları bilmiyoruz bile. Afrika İslâm’ı yüz sene, ikiyüz sene sonra Şia’nın şekillendirdi bir İslâm olacak!

Bu nasıl beş felâkettir, düşününce uykularım kaçıyor benim.

Aynı şeyi Batı’da İslâm medeniyeti, tarihi, kültürü ve sanatı ile ilgili çalışmaların merkezinde İran’ın olduğunu görünce de yaşadım, şok oldum.

Avrupa’da, Balkanlar’da ve hatta bütün dünyada İran kültür merkezleri inanılmaz güçlüler ve dolu dolu programlar yapıyorlar Şiîliğin öne çıkmasını sağlayan.

Teorik, akademik olarak İslâm algısı Şiilik üzerinden inşa ediliyor. Pratik olarak İran, İslâm dünyasının hâmisi, Batılı emperyalistlerin mağdur konumuna düşürdükleri ülke olarak sunuluyor. Ve adım adım İslâm dünyasına işgal yoluyla yerleştiriliyor!

BATILILARLA DEĞİL BİRBİRİMİZLE BOĞUŞACAĞIZ BUNDAN BÖYLE! 

Bugüne kadar, Batılılarla, emperyalistlerle savaştık, mücadele ettik. Artık bundan sonra Batılılarla değil bizim birbirimizle mücadele edeceğimiz çok tehlikeli bir sürecin yapı taşları döşeniyor, temelleri atılıyor.

Akîdevî olarak heretik bir akımı, demografik olarak da azınlık bir nüfusu temsil eden İran, İslâm dünyasına kan kusturacak güce ve konuma kavuşturuluyor.

İslâm dünyasını İran üzerinden sopalayacaklar! İran, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de olduğu gibi güdümlü / vekil örgütleri ile İslâm dünyasına kan kusturacak. Son 20 yılda sadece Irak ve Suriye’de 1,5 milyon insanı katletti İran’ın vekil güçleri!

Irak’ın ve Suriye’nin akîdevî ve etnik hatlarını yerle bir ediyor. Her şeyi yıkıyor.

İran bir hançer gibi saplandı İslâm dünyasının kalbine. Daha şimdiden Filistin’i esir almış durumda. Son Gazze katliamıyla birlikte İran nihâî olarak yerleşti Filistin’e. 

DİKKAT! TÜRKİYE İLE İRAN KAPIŞTIRILMAK İSTENİYOR! 

Altını özene bezene çizerek söylüyorum: Emperyalistlerin en büyük projelerinden biri İran ile Türkiye’nin kapıştırılması. Türkiye bu oyuna gelmemelidir ve gelmeyecektir de.

Bir daha toparlanmaz İslâm dünyası Türkiye ile İran kapıştırılırsa.

Çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya.

İran nükleer güç olunca, İran’ı kimse durduramaz artık. O yüzden Türkiye’nin de derhal nükleer güç olma hazırlıkları yapması lazım.

İslâm dünyasını nefes alabilmesi için, İran’ın kendi doğal sınırlarına çekilmesi, işgallerine son vermesi, işgal ettiği yerlerden de çıkarılması kaçınılmaz.

Vesselâm.

Kaynak: Yusuf Kaplan / Yeni Şafak

]]>