Suriye – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Sun, 18 May 2025 16:21:55 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Suriye – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Suriye’de ve Türkiye’de neler oluyor? https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/32679/suriyede-ve-turkiyede-neler-oluyor/ Sun, 18 May 2025 16:20:06 +0000 https://yenidunya.org/?p=32679 Soğuk savaş döneminden günümüze kadar dünyanın bir çok yerinde ‘Amerikan çıkarları uğruna’ çıkardığı savaşlarda ve gerçekleştirdiği askeri darbelerde milyonlarca masum insanın ölümüne neden olan Amerika Birleşik Devletleri yönetimi; siyonist İsrail rejiminin Filistin halkına yönelik uyguladığı soykırımı desteklerken; Ortadoğu’ya “barış, demokrasi, özgürlük ve insan hakları” vaadinde bulunuyor.

ABD, Suriye’den önce, Irak ve Libya’yı ‘kitlesel imha silahlarını yok etmek’ ve ‘özgürleştirmek’ yalanıyla işgal ediyor. Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’yi öldürerek bu iki ülkeyi istikrarsızlaştırıyor.

Daha sonra, Suriye’de birdenbire IŞİD adında bir örgüt ortaya çıkarak katliamlara başlıyor.

Bunun üzerine, “IŞİD terörüne karşı mücadele etmek ve Suriye Kürtlerini korumak” gerekçesiyle Amerika bu defa Suriye’yi işgal ediyor.

Amerika nerede, Ortadoğu nerede; Amerika’nın Suriye’de ne işi var?

ABD Başkanı Trump’ın ifadesiyle, “Ortadoğu’daki Amerikan çıkarları için 20 yılda 7 trilyon dolar harcayan” Amerika, Suriye toprakları üzerinde çok sayıda askeri üsler inşa ediyor. Suriye’nin petrolünü ve tahılını çalıyor.

Pentagon ve Centcom generalleri Amerika ile Suriye arasında mekik dokuyor. Biri gidiyor, diğeri geliyor.

Amerikan generalleri, “IŞİD’e karşı mücadelede müttefikimiz ve kara gücümüz” diye tanımladıkları YPG ile işbirliği yapıyor.

Pentagon bütçesinden milyonlarca dolar bütçe tahsis ediliyor. Hava savunma sistemleri dahil binlerce TIR dolusu silah yardımı yapılıyor.

“Eğit-Donat” projesi kapsamında YPG militanlarına, Amerikan Merkez Komutanlığı ve CIA gözetiminde askeri eğitim veriliyor.

ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas; “Türkiye’nin, PKK ile ilişkili görmesi sebebiyle YPG’ye ‘isim değiştirme’ tavsiyesinde bulunduklarını, PKK ismi ile hiçbir zaman masada olamayacaklarını, bunun üzerine örgütün, adını ‘Demokratik Suriye Güçleri’ (DSG) olarak değiştirdiğini” açıklıyor.

‘IŞİD terörüne karşı yürütülen mücadele’ sonucunda Suriye yönetimini devirerek; eski IŞİD komutanı, El Nusra ve HTŞ lideri Colani, yeni ismiyle Ahmed Hüseyin Eş-Şara Suriye Devlet Başkanı olarak göreve getiriliyor.

Hemen ardından, yeni Suriye Devlet Başkanı olan eski IŞİD komutanı ile YPG/DSG arasında törenle anlaşma imzalanıyor.

11 Ağustos 2016 tarihinde seçim kampanyası sırasında yaptığı bir konuşmada; “Barack Obama’yı ve Hillary Clinton’ı terör örgütü IŞİD’in kurucuları” olmakla itham eden ABD Başkanı Trump; 14 Mayıs 2025 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, eski IŞİD komutanı yeni Suriye Devlet Başkanı Ahmed Eş-Şara ile yaptığı görüşmede; Şara’dan, PKK/YPG’nin elinde bulunan ve IŞİD’lilerin tutulduğu hapishanelerin sorumluluğunu devralmasını istiyor.

Özetle, IŞİD’i kuran Amerika, IŞİD terörüne karşı mücadele etmek için Suriye’yi işgal ediyor. Suriye yönetimini devirdikten sonra eski IŞİD komutanı Suriye devlet başkanı seçiliyor. Hapishanelerde bulunan IŞİD militanları eski komutanlarına teslim edilmek isteniyor.

Bu işte sizce de bir gariplik yok mu? Eğer IŞİD diye bir örgüt kurulmamış olsaydı, Amerika Suriye’yi işgal edebilir miydi?

Türkiye’de neler oluyor?

Suriye’de bunlar yaşanırken Türkiye’de de ilginç gelişmeler oluyor.

2007 yılında yaptığı bir seçim mitinginde, “alın şu ipi Öcalan’ı asın” diyerek kürsüden ip fırlatan Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024 Salı günü partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada; “Abdullah Öcalan, Meclis’e gelsin DEM Parti grubunda konuşsun. Terör örgütünün lağvedildiğini söylesin” diyerek herkesi adeta şok eden bir çağrıda bulunuyor. Bunun üzerine herkesin şaşkınlıkla ve merakla izlediği bir süreç yaşanıyor.

Son olarak, 12 Mayıs 2025 tarihinde ulusal televizyonlarda ve gazetelerde; “PKK’nın 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde gerçekleştirdiği fesih kongresinde, örgütün feshedildiği ve silah bırakma kararı alındığı” kamuoyuna duyuruluyor.

Emperyalizm özgürleştirmez, sömürgeleştirir!

ABD tarafından Irak’ın işgal edilmesiyle başlayan, Libya ve Suriye’nin işgaliyle devam eden süreçte bölgemizde ve ülkemizde yaşananların tesadüf olmadığına ve bundan sonraki sürece İran ve Türkiye’nin de dahil edilmek istenildiğine inanıyorum.

ABD, ilk olarak “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) adıyla piyasaya sürdüğü, daha sonraki adı “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi” olarak güncellenen emperyalist sömürü ve işgal projesini hayata geçirmek için Ortadoğu halklarını birbirine kırdırıyor. Halklar arasındaki dostluğu, barışı ve kardeşliği dinamitliyor. Adeta bir ‘Cambaza bak’ oyunu oynuyor. Tıpkı Balkanlarda ve Yugoslavya’da yaptığı gibi.

Bir süre sonra, muhtemelen ‘nükleer silah tehlikesi’ gerekçesiyle, İsrail ve ABD işbirliğiyle İran’a yönelik saldırı başlatılarak, İran’da kürtlerin yaşadığı “Rojhilat” olarak adlandırılan bölge ABD tarafından fiilen işgal edilecektir.

Sonrasında, Ortadoğu’da Amerikan üssü bulunmayan tek ülke olan İran’da da ABD üsleri kurularak, tıpkı Suriye’de olduğu gibi yerel silahlı güçlerden oluşan askeri yapılanmaya gidilecektir.

Bunun anlamı şudur. Ortadoğu’ya “barış, demokrasi, özgürlük ve insan hakları” getirmek vaadiyle haydut gibi dalan Amerika; Irak, Suriye ve İran’dan sonra Türkiye’nin de toprak bütünlüğünü yok ederek, Lozan Antlaşmasını yırtıp atmak ve Sevr haritası temelinde emperyalist projesini hayata geçirmek istemektedir.

Belki buraya kadar yazdıklarımı ‘komplo teorisi’ olarak değerlendirenler olabilir. Umarım öyle olur. Ben yanılmış olmayı çok isterim. Ancak bugüne kadar yaşananlar bundan sonra neler olabileceği hakkında bence yeteri kadar ipucu veriyor.

Eğri oturalım, doğru konuşalım. Kim ne derse desin, Irak’ta Saddam Hüseyin’in öldürülmesiyle başlayan, Libya ve Suriye’nin ABD tarafından işgaliyle devam eden, İran ve Türkiye’yi de tehdit eden sürecin, “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” ile uzaktan veya yakından asla bir ilgisi yoktur.

Bölgemizde yaşananların bir tek açıklaması vardır. Amerika’nın, İsrail’in ve Kukla Müslüman Krallıkların petrol, enerji ve silah şirketlerinin çıkarları temelinde; Ortadoğu’nun enerji ve doğal kaynakları üzerinde hegemonya savaşı yaşanmaktadır. Yaşananlar tümüyle bundan ibarettir.

Dolayısıyla, komünistler dünyanın hiçbir yerinde gerekçesi ne olursa olsun Amerikan çıkarlarının yanında yer almazlar. Emperyalizmle işbirliği hiçbir ideolojik gerekçeyle haklı gösterilemez.

ABD Başkanı Trump’ın, Amerika’nın çıkarları için Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak uğruna “bugüne kadar Ortadoğu’da 7 Trilyon Dolar harcadık” şeklindeki itirafı, her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Parayı veren düdüğü çalıyor.

Emperyalistlerden dost olmaz!

İşgalci ve sömürgeci Amerika Birleşik Devletleri, NATO’suyla, Gladio’suyla, CIA ve Pentagon’uyla Türkler, Kürtler ve Araplar başta olmak üzere tüm dünya halklarının baş düşmanıdır.

Amerika’dan ve İsrail’den dost olmaz. Ancak işbirlikçi olunur. Ortadoğu’da barışa giden yol, bölgemizi yakıp yıkan Amerika ve İsrail’in emperyalist-siyonist saldırganlığını durdurmaktan geçer.

ABD ve İsrail ile ortak hareket eden ister Türk olsun isterse Kürt, emperyalizmin işbirlikçisidir. NATO’ya girdiğimizden bu yana Türkiye’yi yöneten tüm hükûmetler Amerikancıdır, NATO’cudur ve emperyalizmin işbirlikçisidir.

Barışa giden tek yol, ABD/NATO hegemonyasını yıkmaktan geçer!

Amerika, İsrail, IŞİD, El Nusra ve HTŞ liderleriyle işbirliği yaparak, Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışa, kardeşliğe, huzura, özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşmak asla mümkün değildir.

Türkiye’de, Ortadoğu’da ve tüm dünyada halkların “Barış içinde bir arada kardeşçe yaşayabilmesi” ABD’nin savaş makinesi NATO’ya karşı mücadele etmek ve Amerikan hegemonyasını yıkmakla mümkündür.

Öncelikle bu gerçeğin kabul edilmesi ve anti emperyalizm temelinde ABD ve İsrail karşıtı birleşik bir siyasi mücadele cephesinin kurulması yönünde çaba harcanması gerekmektedir.

Endişem ve korkum odur ki, daha önce de ifade ettiğim gibi; Suriye topraklarında yaşanan emperyalist işgal ve savaş bir süre sonra İran’a taşınacak daha sonra Türkiye’yi de bu ateş çemberinin içine alacaktır.

Bu nedenle, “NATO’ya Hayır”, “Katil Amerika, Türkiye’den ve Ortadoğu’dan Defol” şiarı ile tüm İlericiler, Yurtseverler, Devrimciler, Demokratlar, Kemalistler, Sosyalistler ve Komünistler emperyalizme karşı ortak mücadele temelinde birleşmelidir.

Anadolu’daki ve Ortadoğu’daki tüm Amerikan üslerinin sökülüp atılması ve Amerikan askerlerinin tamamının bölgemizden defolup gitmeleri için, henüz vakit varken hep birlikte var gücümüzle ortak mücadele etmeliyiz.

Barışa giden başka yol yoktur. Yoksa yarın çok geç olabilir.

]]>
Tarsus halkı Colani’nin Türkiye ziyaretini protesto etti https://yenidunya.org/yurt/32417/tarsus-halki-colaninin-turkiye-ziyaretini-protesto-etti/ Sat, 12 Apr 2025 06:33:12 +0000 https://yenidunya.org/?p=32417 Alevi katili Colani ülkemizden defol!

Tarsus Emek ve Demokrasi Platformu 11 Nisan 2025 günü Tarsus Yarenlik Alanında Alevi katili Colani’nin Türkiye ziyaretini protesto eden bir açıklama yaptı.
“Alevi katili Colani ülkemizden defol!” başlıklı basın açıklamasında, “Soykırımcı barbarlar çetesinin lideri Colani, ülkemize giriş yaptığı andan itibaren tutuklanarak uluslararası savaş suçlusu olarak yargılanmalıdır. Colani’nin gelişi, sadece Alevilere değil, bu topraklarda Cumhuriyeti, barışı, eşitliği, laikliği savunan herkesin onuruna yapılmış açık bir saldırıdır. Türkiye, savaş suçlularının, mezhepçi çetelerin, halk düşmanlarının barınacağı bir liman değildir, olamaz!” denildi.

Tarsus halkı Colani’nin Türkiye ziyaretini protesto etti

Alevi katili Colani ülkemizden defol!
Bugün burada, bir insanlık suçunu tekrar hatırlatmak, emperyalizmin ve onun taşeronlarının kirli oyunlarını ortaya çıkarmak için toplandık. Çünkü yanı başımızda, Suriye’de, emperyalist güçlerin desteğiyle iktidara taşınan HTŞ çeteleri eliyle sistematik bir soykırım uygulanıyor!
Bu ülkenin vicdanlı insanları, bu halkın onurlu evlatları olarak, Suriye’de katliamın gölgesinde barış ve kardeşlik mücadelesi veren Alevi halkı için bir kez daha haykırıyoruz. Bir katili saygın kişilik gibi kabul etmek, tüm katilleri aklamaktır. Irkçı ve şeriatçı çevrelerin gözdesi Colani ve çetesi, Ortadoğu’da emperyalizmin maşalığını yapan, insanlığa karşı sayısız suç işleyen barbarlardır. HTŞ’yi muhatap almak başta Alevi soykırımına ve tüm katliamlara onay vermek, taraf olmak anlamına gelir. Ülkemizi yoksullar, emekçiler,öğrenciler kadınlar ve muhalif kesimler için yaşanmaz hâle getirenler, kendisine muhalefet edenleri yargı eli ile tutuklatanlar, Suriye’de kan dökülmesine seyirci kalarak aslında tüm Alevileri tehdit etmektedir. Yani Suriye’de ölümü gösteriyor, burada sıtmaya razı olun diyorlar.
Soykırımcı barbarlar çetesinin lideri Colani, ülkemize giriş yaptığı andan itibaren tutuklanarak uluslararası savaş suçlusu olarak yargılanmalıdır. Colani’nin gelişi, sadece Alevilere değil, bu topraklarda Cumhuriyeti, barışı, eşitliği, laikliği savunan herkesin onuruna yapılmış açık bir saldırıdır. Türkiye, savaş suçlularının, mezhepçi çetelerin, halk düşmanlarının barınacağı bir liman değildir, olamaz!
Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz:
Diplomatik oyunlarla meşrulaştırılarak milyonlarca insanın can güvenliği neden tehdit edilmektedir?
Biz bu karanlığı yakından tanıyoruz. Bizi Hama’da, Tartus’ta, Lazkiye’de katledenler kimlerse; Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da,Reyhanlı’da, Suruç’ta,10 Ekim’de katledenler de aynı zihniyetten beslenenlerdir ve biz mutlaka bunun hesabını soracağız.
Tarih boyunca katliamcılara boyun eğmedik, şimdi de eğmeyeceğiz!
Susmadık Susmayacağız!

Teröriste insan hayatı teslim edilemez
Takım elbise giymekle terörizm zihniyetini unutturduğu zanneden Colani, bugün olduğu gibi geçmişte de birçok katliamda yer almıştır.
Terörist Colani, 2004’te Erbil’de kurban bayramında iki intihar saldırısında, Kerbela ve Necef’de bombalı araç saldırıları, Kerbela ve Bağdat’ta Aşura günü, Basra’da aynı anda birden fazla bombalı araç saldırısında ayrı ayrı onlarca insanın katliamında başrol oynamıştır.
Yine 2005 ve 2007 yılları arasında Babil Hille katliamı, Bağdat’ta: aynı anda beş bombalı araçla Sadriye çarşısı saldırısı, bomba yüklü kamyonetle yapılan Amerli Türkmen Katliamı’nda da yine yüzlerce insanın hayatını kaybetmesinde baş aktördür.
Colani,  cani bir teröristtir. Teröriste insan hayatı teslim edilemez.
Suriye’de 8 Aralık 2024’ten bu yana, yani yaklaşık dört-beş aydır, Alevi halkı toplu kıyımlara maruz kalıyor. Kadın, çocuk, yaşlı demeden, sadece kimliklerinden dolayı insanlar infaz ediliyor!
Silahlarını teslim etmiş, hiçbir direniş göstermeyen siviller kaçırılıyor, öldürülüyor, evlerinden atılıyor, mallarına el konuluyor, açlığa mahkûm ediliyor!
Bu vahşeti yönetenler, başındaki isim Ahmet el Şara, yani bilinen adıyla Colani, yaptığı açıklamalarda bu katliamları “münferit olaylar” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Ama biz biliyoruz:
Bu cinayetler münferit değil! Bu bir soykırımdır!

Tarsus halkı Colani’nin Türkiye ziyaretini protesto etti

Eski rejim askerleri bahanesi
Kirdaha ve Ceble’de Alevi halkın evlerine el konulmak istendi. Evini savunan bir kişi, Colani’nin askerleri tarafından oracıkta vurularak öldürüldü. Bu olay üzerine halkın tepki göstermesiyle, teröristler kalabalığa ateş açtı ve yüzlerce insan hayatını kaybetti!
Colani’ye bağlı ve çoğu Uygur, Özbek, Çeçen olan bu terör unsurları, halkı kışkırtarak Alevi bölgelerine saldırılar düzenlemeye başladı.
Bunun ardından Humus’ta, Banyas’ta, Tartus’ta, Hama’da insanlar sadece Alevi oldukları için katledilmeye başlandı!
Eski rejimin askerleri bahanesiyle doktorlar, öğretmenler, işçiler, çiftçiler öldürülüyor!
İki küçük kardeşe önce hanginizi öldürelim denilerek çocuklar katledildi. Tartus’ta bir doktor, eşi ve iki çocuğuyla birlikte evinde taranarak öldürüldü!
Ceble’de siviller yakalandı, işkence gördü, köpek gibi havlatılarak infaz edildi!
Beşikte iki yaşındaki bir bebek bile kurşunlanarak öldürüldü!
Portakal bahçesinde çalışan gençler makineli tüfeklerle tarandı!
Kadınlar kaçırıldı, tecavüz edildi, evleri yağmalanıp yakıldı!
Ve tüm bu vahşeti yapanlar, bunu din adına yaptıklarını söylüyor!
Sormak istiyoruz: Hangi dinde, hangi inançta masum insanları öldürmek vardır? Hangi vicdan bu katliamları kabul edebilir?

Dünya buna ne zaman “dur” diyecek?
Düne kadar kendilerinin bile terörist ilan ettikleri HTŞ çeteleri, bugün emperyalizmin maşası olarak kullanılıyor.
Onları kim silahlandırdı? Kim yönlendirdi? Kim iktidara taşıdı?
Cevap: ABD ve Batılı güçler!
Peki, HTŞ’nin arkasında sadece emperyalistler mi var? Hayır!
Ne yazık ki AKP hükümeti de en başından beri bu çeteleri destekledi, onları büyüttü, onlara silah ve lojistik destek sağladı!
29 Kasım 2024’te HTŞ, İdlib’den Halep’e, ardından Hama’ya saldırdığında AKP hükümeti ne dedi?
“Bugün Halep, yarın Hama, sonra inşallah Şam!” diye gururla duyurdular!
İşte o gurur duydukları zihniyet, iktidarı ve gücü eline geçirince kendinden olmayan herkese saldırma hakkını buluyor!
İktidara geçtikten sonra kendilerinden olmayan binlerce insanı öldürdüler!
Hristiyan, Alevi, İsmaili, Dürzi, Şii halka yönelik saldırılarda binlerce masum insan katledildi!
Bu destek, bu işbirliği, Suriye’deki soykırımın suç ortaklığıdır!

Tarsus halkı Colani’nin Türkiye ziyaretini protesto etti

Takım elbiseli terörist
Ve bugün terörist kıyafetlerini çıkararak takım elbise giyip kravat takan Colani, Antalya’da gerçekleştirilen Diplomasi Forumu için ülkemize geldi.
Katille diplomasi yapmak ancak dış güçlere, eli kanlı emperyalistlere yakışırdı.
Colani teröristtir! Eli kanlı bir teröristtir!
Emperyalist güçler Colani’nin elini sıkarak katliama ortak oldular, takım elbiseli bir teröristi karşılamak teröre ortaklıktır!
Teröre ortaklık yapanların karşısında tüm gücümüzle durmak da bizlerin görevidir!
Susmayacağız, duymazdan gelenlere duyuracak, Alevi soykırımı gerçekleştirenlerin karşısında olacağız!

Türkiye’de yandaş basın gerçeği örtbas ediyor!
Katledilen insanlar, Türkiye’deki yandaş basın tarafından “Esad’ın eski askerleri” diye sunuluyor!
Oysa öldürülenler ne askerdi, ne silahlıydı!
Onlar sadece kimliklerinden dolayı katledilen sivillerdi!
Gerçekleri saklayan herkes, bu suça ortaktır!
Kardeşler, biz yıllardır bu savaşın emperyalist bir savaş olduğunu anlatıyoruz!
Bu yüzden susturulmaya çalışıyoruz!
Gerçekleri haykırdığımız için üzerimize geliyorlar!

Ama korkmuyoruz, susmayacağız!
Bugün Suriye’de olanlar sadece bugünün meselesi değildir!
Bu katliamların kökeninde yüzyıllardır süregelen Alevi düşmanlığı vardır!
HTŞ, Emevi zihniyetinin bugünkü temsilcisidir!
Ve emperyalistler, kendi çıkarları için bu zihniyeti beslemekte, büyütmektedir!
Peki, Avrupa nerede?
Nerede o Batı’nın demokrasi ve insan hakları söylemleri?
Söz konusu Aleviler olunca neden herkes suskun? Söz konusu Mazlum Halklar olunca neden kulaklarınız işitmiyor, gözleriniz görmüyor!

Susmayacağız!
Susturamayacaklar!

Gördüklerimizi duyuracak, sesimizi yükselteceğiz!
Suriye’de çocuklar katlediliyor!
Suriye’de kadınlar, anneler, babalar, gençler katlediliyor!
Suriye’de Alevi katliamı devam ediyor!
Suriye’de bir halk katlediliyor!”

]]>
Suriye’de katliama hayır! https://yenidunya.org/yurt/32317/suriyede-katliama-hayir/ Mon, 17 Mar 2025 08:03:14 +0000 https://yenidunya.org/?p=32317 Tarsus Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de yönetimi gasbeden, Cumhuriyet yıkıcısı, tekfirci, mezhepçi HTŞ çetelerinin Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik katliamlarına karşı 16 Mart Pazar günü yürüyüş ve basın açıklaması düzenledi.
“Mazluma kimliği sorulmaz! Sormadık, sormayacağız…! “Barbarlığa karşı yaşasın insanlık” demek için bir aradayız…!” başlıklı basın açıklamasına binlerce yurttaş katıldı.
Halk Eğitim Merkezi önünde toplanan yurttaşlar kortej oluşturarak açıklamanın yapılacağı Tarsus Yarenlik Alanına yürüdüler. Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların ve derneklerin üye ve yöneticileri bu vahşi katliama tepki için bir araya geldiler.

Suriye’de ve bölgedeki durumu tüm yönleriyle ele alan basın açıklamasında 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamları unutulmadı.

Mazluma kimliği sorulmaz! Sormadık, sormayacağız…!
“Barbarlığa karşı yaşasın insanlık” demek için bir aradayız…!

İnanç ve etnik köken ayrımı yapmadan, barış içerisinde, birlik ve huzur içerisinde ve mutlaka kardeşlik ve eşit yurttaşlık içerisinde yaşamayı “kâlû beladan bu yana” hayatlarının anayasası, inançlarının ana felsefesi olarak gören ve aynı kardeşlik, barış ve huzuru tüm toplumlar için de arzu eden Alevi toplumuna karşı, Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye yönetiminin devrilmesiyle iktidarı ele geçiren cihatçı HTŞ yönetimi tarafından uygulanan soykırım, etnik temizlik ve katliamlar tüm dünyanın gözü önünde devam etmektedir!
Bu katliamlar, sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın vicdanını sorgulatmaktadır:
İnsanlık, bu korkunç zulme karşı sesini yükseltmeli, sessiz kalmamalıdır!
Suriye’de sivillere yönelik bu katliamın görüntüleri, dış görünüşüyle değil, kalbi ve beyniyle insan olabilen herkesin kanını donduruyor!
Suriye’de cani teröristler tarafından gerçekleştirilen soykırım amaçlı katliamı lanetliyoruz…!
HTŞ yönetimi, içinden çıktığı IŞİD ve El Kaide gibi cihatçı örgütlerin kullandığı insanlık dışı yöntemlerle kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen, yaşamayan tüm halklara karşı soykırım suçları işlemeye devam etmektedir.
Aleviler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler, Hristiyanlar… HTŞ yönetiminin bu insanlık dışı saldırı ve soykırımlarının hedefi olmakla birlikte, özellikle Alevi inanç grubuna karşı intikamcı, nefret dolu ve her biri insanlığa karşı suçlar kategorisinde olan suçlar işlenmeye devam etmektedir!
Ve bu suçlar, tüm dünyayı sorumluluk almaya çağırmaktadır!
Cihatçı teröristler sadece Alevi toplumuna değil, baskıya, tacize ve düşmanca haksızlıklara boyun eğmeyen tüm kesimlere, Dürzilere, Hristiyanlara ve mazlum halkalara yönelik de etnik ve mezhepsel temizlik uygulamaktadır.
Bu vahşet karşısında sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır!
Suriye’de 13 yıllık iç savaş, HTŞ’nin bir anda devleti ele geçirmesiyle “bitti” sanıldı, ama sanmakla bitmiyor…!

Suriye'de katliama hayır!

HTŞ’ye destekte ön sırada ABD, İsrail ve AKP yönetimi var!
Ve bu korkunç ittifak, tarihin derin dehlizlerinden bir gün mutlaka gün ışığına çıkacak ve gerçekler aydınlıkta parlayacaktır…!
Hatay’a sadece 150 kilometre, Türkiye karasularına 25 kilometre, Kıbrıs’ın uç noktasına 109 kilometre olan Lazkiye’de “bitti” denilen iç savaş, şu anda Alevi etnik temizliği ve soykırımı olarak sürüyor…!

Bu, sadece coğrafyanın değil, tüm insanlığın sınavıdır!
Sadece birkaç günde ölü sayısı binleri geçti ve bunların tamamına yakını da sivillerdi!
Lazkiye’de 4 Mart’ta HTŞ çetelerince başlatılan saldırılarda aileler katledildi, evler tamamen soyuldu, ormana ve dağlara kaçan insanlar hâlâ evlerine dönemedi.
Lazkiye kentinde ve çevresindeki yerleşim yerlerinde, köylerde, mahallelerde Alevilerin evleri yakılmakta; kadınlar, çocuklar, bebekler tank, top, makineli tüfeklerin yanı sıra bıçak, kılıç ve diğer kesici aletlerle vahşice öldürülmeye devam edilmektedir.
Bunlar, sadece bireysel saldırılar değil, bir devletin kurumsal yapısı içinde planlanan ve uygulanan bir soykırımdır!
Cihatçıların uzun yıllardır hazırlığını yaptığı bu planlı ve organize kıyım, uluslararası hukukun açıkça hiçe sayıldığını ve emperyalist güçlerin bu katliamlara doğrudan ya da dolaylı icazet verdiğini göstermektedir.

Bu bir utançtır! Bu zulüm, asla görmezden gelinemez!
Çağımızın Hitler’i, eli kanlı HTŞ teröristlerinin başı, hakkında tutuklama kararı bulunan bu katil ile el sıkışanlar, insanlığa karşı işlenen suçların ortağıdır! O caniyle samimi pozlar verenler, bugün o masumların kanını ellerinde taşımaktadır! Cihatçı teröristleri cesaretlendiren tam da budur!
Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde “terör örgütü” listesinde yer alan ve IŞİD ile bağlantıları nedeniyle insanlığa karşı işlenen suçlardan sorumlu olduğu bilinen HTŞ, soykırım uygulamalarına başlamış ve halen devam ettirmektedir.

Ve dünya, bu korkunç gerçeği kabullenmek zorunda kalacak!
HTŞ, iktidarı ele geçirdiği ilk günden itibaren Alevi inanç merkezlerini ve Alevi toplumunu hedef almış, silahsız sivilleri katletmiştir.
Dünya kamuoyunun tepkisi sonrası, bu saldırıların kendi dışındaki paramiliter gruplarca yapıldığını öne sürerek sorumluluklarını gizlemeye çalışmaları ise tamamen yalandır!
Suriye’de Aleviler, HTŞ teröristleri tarafından toplu katliamdan geçirilmekte ve cesetler, bölgeye gelecek Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin görmemesi için kaybedilmek üzere denize atılmakta ya da yakılmaktadır.
Alevi kadınlar savaş esiri olarak zorla otobüslere bindirilerek bilinmeyen bir yere götürülmektedir…!

Suriye'de katliama hayır!

Ve bizler, bu zulme karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz!
Açıkça binlerce masum sivil, yalnızca Alevi oldukları için öldürülmektedir!
Mazlum Halklar İçin Adalet!
Alevi inancına mensup masum siviller, sokak ortasında aşağılanıyor, meydanlarda linç ediliyor, insanlık dışı muamelelere maruz bırakılıyor! Çekimler, haberler ortada! İnsanlık bu vahşeti izlemekle yetinecek mi?
Yaşananlara sessiz kalmak, barbarlığı daha fazla cesaretlendirmekte ve tüm insanlığın vicdanını yaralayan olayların yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.
Yaşananlar, mezhepçi bir etnik temizlik ve soykırım olmakla beraber, emperyalizmin tüm coğrafya üzerinde büyüyen savaş, katliam ve soykırım planlarının da bir göstergesidir.
Katliam, büyük vicdansızlıkla devam ederken, insanlık tarihine bir kara leke daha yazılmaktadır.
Vicdan sahibi olan herkes katliamın durması için direnirken, bazı medya organlarının attığı başlıklar ve köşe yazılarında insanlara ve inançlara küfür edilmesi, en az katliam kadar acı ve ibret vericidir…
Suriye’de bu şartlarda bir barış söz konusu değildir; eli kanlı barbarlardan barış beklemek, adil bir devlet yönetimi beklemek saflıktır…
Dünya tarihinde görülen diktatörlerin ve Nazi liderinin tek yumurta ikizi olan Colani, cihatçı, cani bir teröristtir. Suriye’nin yönetimi, HTŞ teröristi Colani’ye emperyalist güçler tarafından müştereken teslim edilmiştir. Bu teslimat, Ortadoğu’da bir kan gölü yaratma projesinin bir parçasıdır!
Ve bu emperyalist güçlerin nihai hedefi de Türkiye’de yaşayan demokrasi, barış ve kardeşlik savunucusu tüm kesimleri korkutarak, başlarına Türkiye’de de bir katliam geleceği korkusunu kalıcı kılarak tüm toplumu sindirmektir.

Kilometrelere bakınca, Lazkiye çok uzak değil…
Ama hafızamıza bakınca, daha da yakın. Maalesef yakın tarihimizde; 6-7 Eylül, Kanlı 1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas acıları var; Gazi var, Gezi var.
Acısı hâlâ taze; Başbağlar, Roboski, Reyhanlı, Suruç, Ankara Garı katliamları var.
O yüzden Lazkiye’deki ateş, burada, bizim hafızamızın da korlarını da maalesef canlandırıyor, korkutuyor…!
Türkiye’deki iktidar, yanı başındaki coğrafyada yaşanan insanlık suçlarına göz yummakla kalmıyor, emperyalist çıkarların taşeronluğunu üstlenerek bu katliamların zeminini hazırlıyor. Gerçekten huzur ve barış istiyorsa, savaşı ve terörü besleyen politikalarından derhal vazgeçmeli, kardeşliği ve eşitliği yalnızca söylemde değil, eylemde de savunmalıdır!
Zulüm dün Kırcaali’de olmuş, Gazimağusa’da, Lefkoşa’da olmuş, Kırım’da, Hocalı’da, Bakü’de, Halepçe’de, Kerkük’te; bugün Lazkiye’de, Tartus’ta ya da dünyanın öbür ucunda olmuş, fark etmez.

16 Martları unutmadık!
“Bugün 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın ve 16 Mart 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi önünde 7 öğrencinin öldürüldüğü trajedilerin yıl dönümü. Gerek Halepçe gerekse İstanbul Üniversitesi katliamları insanlığın ortak acılarıdır. Bu vesileyle Halepçe’de yitirdiğimiz binlerin, İstanbul Üniversitesi’nde kaybettiğimiz öğrencilerin acısını bir kez daha yüreğimizde hissettiğimizi, ölümlerin yaşanmadığı bir Türkiye ve Ortadoğu’nun inşası için insan hakları ve demokrasi mücadelemizden asla taviz vermeyeceğimizi, her türlü faşizme karşı omuz omuza mücadele edeceğimizi ifade ediyoruz.”
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 1. maddesinde tanımlanan soykırım suçunun tüm unsurları, Suriye’nin genelinde ve özellikle Lazkiye ve Tartus bölgesinde görülmüştür.
Suriye’de, Lazkiye ve Tartus’ta, Alevileri diri diri yakmayı, çocukları analarının gözleri önünde katletmeyi, kadınları kaçırmayı “iktidarlarını sürdürmenin yolu” olarak gören bu barbar sürüsünün vahşeti artık bir insanlık suçu değil, insanlığın bizzat kendisine açılmış bir savaştır!
Bu katliamları görmezden gelenler de bu vahşetin suç ortağıdır!

Suriye'de katliama hayır!

Saldırıların derhal durdurulmasını istiyoruz!
Suriye’de sadece Alevilerin değil, Sünnilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Dürzilerin, Çerkeslerin, Hıristiyanların, laiklerin, kadınların, gençlerin, çocukların yani tüm kesimlerin, tüm insanların “bir arada huzur ve kardeşlik barış içerisinde yaşayabilmesi” güvence altına alınmalıdır.
Rövanş, intikam, nefret ve katliamdan beslenen teröristlerin Suriye’deki tüm masumlara yönelik soykırım amaçlı tüm saldırıları derhal sona erdirilmelidir. Suriye’nin özgür ve demokratik geleceği, ancak Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin, Arapların, Hristiyan ve diğer halkların ortak yaşam alanlarını büyütmesiyle gerçekleşir…
Zihniyeti ve pratiği bilinmesine rağmen HTŞ’yi doğrudan ya da dolaylı yollarla destekleyen, onlara silah, lojistik ve siyasi meşruiyet sağlayan güçler, bu katliamın suç ortaklarıdır!
Katillerin ellerine kanı sürenler, bugün susarak kendilerini aklayamaz!
Katliama karşı sessiz kalmak, suç ortaklığıdır!
Buradan tüm insanlığa sesleniyoruz…!
Dünya üzerinde bir kamuoyu oluşturup katliama ‘dur’ diyelim.

Susmak, suça ortak olmaktır!
Ortadoğu’nun daha fazla çatışmaya değil, silahların susmasına ve barışa ihtiyacı vardır.
İktidarı, Birleşmiş Milletleri, Uluslararası İnsan Hakları Örgütlerini, Uluslararası Kamuoyunu, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bu zulme karşı susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz.
İnsanlık değerlerinin yanında durmaya devam edeceğiz.
İnsanlığa karşı işlenen bu suçun sorumluları ortaya çıkartılmalı, yargılanmalı, hesap sorulmalı ve saldırılara son verilmelidir.
Bizler, emek ve demokrasi mücadelesi verenler olarak, bu zulme karşı susmayacak, halkların barış, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz!
İnsanlık onuru için ayağa kalkacağız!
Katliamcıların karşısında duracak, sesimizi daha da yükselteceğiz!
Bize teslimiyet değil, direniş yakışır!
Çünkü insanlık, ancak direnenlerin ellerinde yükselir!
Aleviler, bizim ülkemizin de bir gerçeği ve tarihidir. Kültürümüzün kopmaz bir parçasıdır.
Benzer acıları da defalarca yaşamış bir ülke olarak, hemen yanı başımızda yaşanan gelişmelerin bu topraklarda da kaygıya neden olduğu açık bir gerçektir.
Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaşi Veli’den devraldığımız kültürümüz; insanı yüceltir ve onun yanında durur. Büyüklerimiz “yetmiş iki millete aynı gözle” bakmayı fısıldamıştır kulağımıza. O yüzdendir ki hiçbir kötülüğe kayıtsız kalmayız, kalamayız.

Tarsus’tan ses veriyoruz…!
Bütün halkımızı bu kaygı veren gidişata karşı kenetlenmeye, yetkilileri de bu kıyımı durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Kamuoyuna sonsuz sevgi ve saygımızla duyururuz.
İnsanlık onuru barbarlığı yenecek!
Kahrolsun Faşizm!
Yaşasın halkların kardeşliği!

]]>
Birleşik Kamu-İş: “Colani’nin kravatı gerçek kimliğini örtemiyor” https://yenidunya.org/emek-gundemi/32285/birlesik-kamu-is-colaninin-kravati-gercek-kimligini-ortemiyor/ Sun, 09 Mar 2025 15:58:28 +0000 https://yenidunya.org/?p=32285 Birleşik Kamu-İş Merkez Yönetim Kurulu, Suriye’de cihatçı çetelerin Alevi, Hristiyan ve laik Sunni kesimlere karşı sürdürdüğü katliamları eleştiren bir açıklama yaptı.
“Suriye’de insanlık suçu işleyenler, işbirlikçileri ile birlikte hesap verecek!” başlıklı açıklamada, “Emperyalizmin yeni lideri Ebu Muhammed el-Colani, kravat takarak bir süre içindeki katliam hevesini bastırmıştır ancak geldiğimiz noktada gerçek kimliğine tekrar dönmüştür. Emperyalist güçler, Ortadoğu’da ülkelerin kendi halkının iradesiyle yönetilmesini engellemek ve bölgeyi sürekli bir istikrarsızlık içinde tutmak için etnik ve mezhepsel çatışmalar yaratmaktadır.” denildi.

Alevi ve Hristiyan topluluklara saldırılar artıyor
Ortadoğu’da yıllardır süren savaş, bölge ve ülke insanlarını ağır bedeller ödemeye zorlamaktadır. Son günlerde Suriye’de yaşanan gelişmeler, sivillere yönelik şiddetin ve mezhep temelli saldırıların daha da arttığını göstermektedir. Özellikle Alevi ve Hristiyan toplulukları başta olmak üzere farklı inanç grupları ve etnik kimlikler sistematik bir şekilde hedef alınmaktadır.
Emperyalizmin yeni lideri Ebu Muhammed el-Colani, kravat takarak bir süre içindeki katliam hevesini bastırmıştır ancak geldiğimiz noktada gerçek kimliğine tekrar dönmüştür.
Suriye’nin çeşitli bölgelerinde yapılan saldırılarda yüzlerce masum insan yaşamını yitirmiş, kutsal mekânlar tahrip edilmiş ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Savaşın doğrudan tarafı olmayan sivillerin hayatını kaybetmesi, temel insan haklarının açıkça ihlal edildiğini gözler önüne sermektedir.

Ortadoğu’da mezhep ve etnik temizliğe son verilmelidir
Suriye’de devam eden savaş, sadece belirli bir inancı ya da topluluğu değil, bütün bölgeyi tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır.
Sivillere yönelik saldırılar savaş suçu kapsamındadır ve bu saldırıları gerçekleştirenler uluslararası hukuka göre yargılanmalıdır.
Bölgedeki mezhepçi ve ayrıştırıcı politikalar Suriye halkının bir arada yaşama hakkını yok etmektedir.
Emperyalist güçler, Ortadoğu’da ülkelerin kendi halkının iradesiyle yönetilmesini engellemek ve bölgeyi sürekli bir istikrarsızlık içinde tutmak için etnik ve mezhepsel çatışmalar yaratmaktadır.
Bunun yanı sıra kamu çalışanlarına yönelik baskılar, sendikal hakları ve demokratik kazanımları ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Suriye de kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için mezhepçilik, etnik ayrımcılık ve savaş politikaları yerine Suriye halkının bir arada ve eşit şartlarda özgürce yaşamasını hedefleyen bir yönetim kurulmalıdır.

Uluslararası toplumu göreve çağırıyoruz
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak, uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini ve demokratik yapıları derhal Suriye’deki insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Suriye’de yaşanan sivil katliamları gündemine almalı ve sorumluların yargılanmasını sağlamalıdır.
Türkiye, savaş mağdurlarına yönelik somut adımlar atarak bölgedeki mezhep temelli şiddetin önüne geçmek için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır.
Dünyadaki tüm emek ve barış hareketleri, Suriye’deki kamu çalışanlarına yönelik baskılara karşı dayanışmayı artırmalıdır.
Şiddet ve savaş politikalarına karşı Suriye halkının barış içinde bir arada yaşamasını savunmaya devam edeceğiz.

]]>
Suriye’deki tımarhaneyi deliler yönetiyor https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/31990/suriyedeki-timarhaneyi-deliler-yonetiyor/ Thu, 06 Feb 2025 12:29:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=31990 «Batı’nın rahatsız edici bir şekilde angaje olmaya istekli göründüğü rejim Suriye’yi rehin aldı. Dünya da şu soruyu sormak zorunda kaldı: Şu anda Suriye’yi yöneten kilit isimler kimler ve bu ülkenin geleceği için ne anlama geliyor?»

YDH- Tarihçi Fuad Velid Itayim, The Cradle‘da yayınlanan son makalesinde, Suriye’nin son meşru hükümetinin ABD destekli teröristler tarafından devrilmesinin ardından Suriye’de değişen güç dinamiklerine ilişkin endişelerini dile getiriyor. Terör rejiminin, anayasayı askıya alması, Baas Partisi’ni feshetmesi, dahası ülkenin birleştirilmesinde karşılaşılacak zorluklar gibi potansiyel sonuçları vurgulayan Itayim, Suriye’de istikrar ve birlik beklentilerini sorguluyor. Itayim, Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) sorunlu geçmişine dikkat çekerek, aşırılık yanlısı geçmişi ve el-Kaide ile bağlantılarının yanı sıra azınlık gruplarını koruma ve suçlulardan hesap sorma konusundaki başarısızlığının Batılı güçler tarafından zımnen desteklendiğini savunuyor. Tarihçi yazar, şiddet ve suç geçmişi olan kişilerden oluşan HTŞ rejimini, özellikle de onu destekleyen ülkeler ve liderliği ışığında önemli bir endişe kaynağı olarak tanımlıyor.

Yıllarca, silahlı ve aşırılık yanlısı muhalefetin Beşşar Esed rejimini devirmeyi başarması halinde, dini ve kültürel çeşitlilik açısından zengin bir ülke olan Suriye’nin neye benzeyeceği konusunda pek çok spekülasyon yapıldı.

Savaşın başlarında Esed’i en sert şekilde eleştirenler bile acımasız gerçeği kavramaya başladı: Esed’in otoriter yönetiminin alternatifi çok daha kötü olacaktı. Şimdi, hükümetinin çöküşüyle birlikte, bu kasvetli senaryo gerçekleşti ve Suriye, iktidardaki bu radikal değişimin sonuçlarına tanık oluyor.

29 Ocak’ta Suriye’deki fiili rejimin Askeri Operasyonlar Dairesi, Colani’nin “geçiş aşaması” boyunca ülkenin başkanlığını üstleneceğini duyurdu. Duyuru, ülkenin anayasasının askıya alınmasını ve daha önce iktidarda olan Baas Partisi’nin, Halk Meclisi’nin, eski ulusal ordunun, güvenlik servislerinin ve -Colani’nin Suriye’deki eski el-Kaide kolu olan Heyet Tahrir eş-Şam’ı (HTŞ) dahil- tüm silahlı grupların feshedilmesini içeriyordu.

Bu sözde “Zafer Konferansı”nda bir konuşma yapan kişi, çok sayıda savaş suçundan sorumlu bir örgüt olan Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) gücünün Ahrar el-Şarkiye fraksiyonunun lideri Ebu Hatem Şakra olarak da bilinen Ahmed el-Hayes’ti. Bununla birlikte dünya şu soruyu sormak zorunda kaldı: Şu anda Suriye’yi yöneten kilit isimler kimler ve bu ülkenin geleceği için ne anlama geliyor?

Bugün yaşananları anlamak için on yıl geriye gitmek gerekiyor. 2015 yılında kuzeybatıdaki İdlib kenti, ABD’li yetkili Brett McGurk’ün bir zamanlar dünyadaki “en büyük el-Kaide sığınağı” olarak tanımladığı Nusra Cephesi’nin eline geçti.

Suriye’nin diğer bölgeleri yıllar boyunca farklı terör örgütlerinin gelip gitmesine, zemin kaybedip kazanmasına ve nihayetinde Suriye Arap Ordusu (SAA) ve müttefikleri tarafından yenilgiye uğratılmasına tanık olurken, İdlib Nusra Cephesi’nin kontrolü altında kaldı. 2015 yılında Nusra Cephesi’nin adı Ceyş ül-Fetih olarak değiştirildi.

Ertesi yıl tekrar Şam’ın Fethi Cephesi adını aldı ve kendini meşrulaştırmak amacıyla el-Kaide ile ilişkilerini kesti. Son olarak 2017’de HTŞ olarak tanındı.

Tüm bunlar Katar’ın desteği ve gençleri intihar görevlerine gönderen ve binlerce aşırılık yanlısı militanın örgüte katılmasından sorumlu olan Suriye merkezli Suudi Vahhabi din adamı Abdullah el-Muhaysni‘nin yardımıyla yapıldı. Şu anda Suriye’de serbestçe dolaşıyor ve konuşmalar yapıyor.

HTŞ ‘kurtarılmış’ İdlib vilayetinde siyasi bir yönetim kurdu ve yönetime başladı; şu anda Şam da dahil olmak üzere ülkenin büyük bir bölümünü yöneten rejimin bir prototipini oluşturdu.

Aralık 2024’te akla hayale gelmeyecek bir şey oldu.

HTŞ liderliğindeki savaşçılar 11 gün süren bir yıldırım taarruzunun ardından Şam’a saldırarak Esed hükümetini devirdi. El-Kaide’nin eski uzantısı, özellikle Türkiye ve son zamanlarda Ukrayna’dan aldığı dış destek ve stratejik hilelerle, kendisinden önce hiçbir grubun başaramadığını başardı: Suriye’nin başkentinin kontrolünü ele geçirdi ve ülkenin yönetiminde hak iddia etti.

Böyle bir örgüt tarafından atanan ve yönetilen bir rejim ancak çok çeşitli şüpheli karakterlerden oluşabilirdi. Aşağıda yeni Suriye’ye liderlik eden en önemli isimlerden bazıları yer almaktadır.

Suriye’de kendi kendini ilan eden ‘devlet başkanı’ Colani

HTŞ’nin lideri Colani daha önceki yaşamında kısa bir süre medya okumuş ve 2003 ABD işgalinin ardından Irak el-Kaidesi’ne (IK) katılmak üzere ayrılmadan önce Şam Üniversitesi’nde tıp fakültesine katılmıştı. Colani’nin kötü şöhretli özgeçmişinde, IŞİD’in Irak İslam Devleti olarak bilindiği dönemde IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin eski yardımcısı olması da yer alıyor.

Colani 2011 yılında Bağdadi tarafından Suriye’de Esed hükümetine karşı savaşa gönderilmiş ve 2012 yılında Nusra Cephesi’ni kurmadan önce hem güvenlik personeline hem de sivillere karşı ölümcül intihar saldırılarının düzenlenmesinde yer almıştır.

El-Kaide’nin Levant’taki resmi kolu olan Nusra Cephesi, Colani’nin liderliğinde yıllarca hem Suriye hem de Lübnan halkına terör estirmeye devam edecekti. Colani Irak’taki günlerinde, mezhep savaşını tetiklemek amacıyla dini mekanların bombalanması, sivillerin ve ibadet edenlerin öldürülmesi de dahil olmak üzere ayrım gözetmeyen pek çok saldırıdan sorumlu olan IŞİD’in öncüsü IK’nin bir üyesi olarak çalışmaya başladı.

Bağdadi ve geleceğin pek çok IŞİD lideriyle birlikte gözaltında tutulduğu ABD yönetimindeki Bucca Kampı’ndan 2008 yılında serbest bırakılmasının ardından Colani, IŞİD’in Musul Emiri olarak görev yaptı ve bu dönemde pek çok Hristiyan ve Ezidi öldürüldü ve kaçırıldı.

Aralık 2024’te Suriye’nin liderliğini gasbettikten sonra Irak yargısı Colani hakkında tutuklama kararı çıkardı. Şafak haber ajansının aktardığı kaynaklara göre Irak’ta gözaltına alınan kişiler Colani’nin şahsen karıştığı suçları itiraf etti. Ancak Colani şimdi ABD’li ve Avrupalı yetkililer de dahil olmak üzere uluslararası liderlerle masaya oturuyor.

Geçen ay Şam’da Washington’dan bir heyetle görüşmesinin ardından ABD’nin terör listesine aldığı ve yakalanması için başına 10 milyon dolar ödül koyduğu Colani’nin yakalanması için konulan ödül hızla kaldırıldı.

Suriye’deki seçilmemiş yeni devlet başkanı yakın zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başkanı Kerim Han, Lübnan’ın geçici başbakanı Necip Mikati ve eski Nusra lideriyle görüşen ilk devlet başkanı olan Katar Emiri Tamim bin Hamad el-Sani ile görüşmeler gerçekleştirdi. Mikati ile görüşmesi, Nusra Cephesi’nin ülkeye karşı işlediği ölümcül intihar saldırıları, Lübnanlı askerlerin kaçırılıp infaz edilmesi ve ülkenin Suriye sınırına yakın topraklarına sızıp işgal edilmesi gibi suçları hatırlayan pek çok Lübnanlı için bir şok ve hayal kırıklığı oldu.

Suriye’deki rejimin yeni ordusunu aşırılık yanlıları yönetiyor

Sözde Suriye Silahlı Kuvvetleri artık Suriyeli olmayan komutanlar da içeriyor ve bunların çoğu el-Kaide ve IŞİD’in emektarları.

Colani, yabancı militanların “Esed’in devrilmesine yol açan hareketin bir parçası” olarak “kutlanması gerektiğini” ilan etti. Ayrıca Suriye’de kalan yabancı savaşçılara potansiyel olarak Suriye vatandaşlığı verilebileceğini söyledi.

Türkistan İslam Partisi’nden (TİP) Çinli bir Uygur militan olan Abdulaziz Davud Hudaberdi tuğgeneralliğe atandı. TİP, yıllardır HTŞ’nin komutası altında savaşan bir Uygur militan örgütüdür. Savaşçıları, 2011 sonrasında Suriye’ye yasadışı yollardan girmiştir; tıpkı eski devlete karşı savaşmak üzere ülkeye gelen çok sayıda farklı milletten on binlerce diğer yabancı savaşçı gibi.

Çin’in bazı bölgelerinde ve Orta Asya’da bir İslam devleti kurulması çağrısında bulunan TİP, Pekin tarafından kendi çıkarları ve güvenliği için ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Diğer iki Uygur savaşçı Mavlan Tarsun Abdüssamed ve Abdülselam Yasin Ahmed ise albay rütbesine yükseltildi. Türk vatandaşı Ömer Muhammed Ceftaşi ve Ürdün vatandaşı Abdulrahman Hüseyin el-Hatib de tuğgeneral oldular.

Ayrıca, Özgür Avrupa Radyosu’nun ismini vermediği Tacik bir emniyet kaynağına göre, ülkesi Tacikistan’da terör örgütlerine üyelik ve aşırılık yanlısı militan devşirme suçlarından aranan Tacik savaşçı Seyfiddin Tocibev de albay olarak atandı. Arnavut bir aşırılık yanlısı olan Abdül Ceşari şu anda albay rütbesine sahip. Türk vatandaşı Ömer Muhammed Ceftaşi tuğgeneral oldu. Ve liste uzayıp gidiyor.

Suriye adalet bakanı Şadi Muhammad el-Veysi

Aralık ayında HTŞ rejiminin adalet bakanı olan Şadi Muhammed el-Veysi daha önce Nusra Cephesi’nde yargıçlık yapmış ve İslami Şeriat alanında lisans derecesine sahip. Şu anda İslami Çalışmalar alanında yüksek lisans yapıyor.

2011 yılında Halep’in Daharat Avad bölgesinde Şeriat Otoritesi’nin kurulmasına yardımcı oldu ve 2012 yılında Halep’te Dört Partili Şeriat Otoritesi’nin kurulmasında yer almadan önce burada yargıç olarak görev yaptı.

Veysi rütbesini yükseltmeye devam ederek askeri ceza hakimi, temyiz hakimi ve savcı olarak görev yaptı. Ayrıca Nusra Cephesi’nin antik kentteki şiddet dolu yönetimi sırasında Halep’te birçok mahkemeye başkanlık etti. Yakın zamanda, Veysi’nin 2015 yılında fuhuş ve zina ile suçlanan kadınların halka açık infazını denetlediğine dair doğrulanmış videolar ortaya çıktı, ancak bu görüntüler yeterince kınanmadı ve ana akım medyada büyük ölçüde fark edilmedi.

Yeni hükümetten bir yetkili, haber doğrulama kuruluşu Verify-Sy‘a yaptığı açıklamada, görüntülerin “yasanın belirli bir zaman ve yerde, o dönemde yürürlükte olan yasalara uygun olarak uygulandığını belgelediğini” ve “mevcut yasal ve prosedürel dönüşümler ışığında ötesine geçtiğimiz bir aşamayı yansıttığını, bu nedenle farklı koşullar ve referanslar göz önüne alındığında genelleştirmenin veya mevcut aşamayı tanımlamak için kullanmanın uygun olmadığını” söyledi. Elbette adalet bakanı işlediği suçlar nedeniyle yargı önüne çıkarılmayacaktır.

HTŞ savunma bakanı Murhaf ebu Kasra

Ebu Hasan 600 olarak da bilinen Murhaf ebu Kasra, Esed hükümetinin düşmesinden sonra savunma bakanı olarak atandı. Ziraat mühendisliği alanında lisans derecesine sahip olan Ebu Kasra, birkaç yıldır HTŞ’nin askeri kanadında üst düzey bir liderdi ve grubun Şahin Tugayları olarak bilinen insansız hava aracı biriminden sorumluydu. Savunma bakanlığı görevini üstlenmesinin ardından Ebu Kasra’nın çok sayıda suç ve vahşete karıştığına dair raporlar ortaya çıktı: 20 taammüden cinayet, 15 silahlı soygun, 12 uzuv kesme, 150 Şii, Hıristiyan ve ateist infazı, 15 taşlayarak öldürme ve 10 kadın esire tecavüz vakası (HTŞ yıllar içinde farklı isimler altında esirlerden payına düşeni aldı, hatta rahibeleri bile kaçırdı).

Bu tuhaf videoda Bay 600 gülümserken ve elinde kılıç tutan ve Aleviler için aşağılayıcı bir terim olan “Nusayri” diye bağıran ortaçağ görünümlü bir karakterin yanında dururken görülüyor.

HTŞ istihbarat şefi, Enes Hasan Hattab

Colani ve HTŞ’nin yeni dışişleri bakanı Esad Hasan el-Şeybani ile birlikte Nusra Cephesi’nin kurucularından olan Enes Hasan Hattab Suriye istihbaratının başına getirildi. Suriye televizyonuna göre Şam Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi alan Hattab, 2008 yılında “ABD işgaline karşı savaşmak” için Irak’a gitti.

Ebu Ahmed Hudud olarak da bilinen Hattab, Eylül 2014’te BM Güvenlik Konseyi tarafından el-Kaide, özellikle de el-Kaide bağlantılı olduğu gerekçesiyle terörist olarak kara listeye alınmıştı. Listeye göre, birkaç yıl boyunca “Nusra Cephesi tarafından, onunla bağlantılı olarak, onun adına ya da onu destekleyerek eylem ya da faaliyetlerin finanse edilmesi, planlanması, kolaylaştırılması, hazırlanması ya da gerçekleştirilmesi” ve “Nusra Cephesi’nin eylem ya da faaliyetlerinin başka şekillerde desteklenmesi” faaliyetlerinde bulunmuştur.

Hattab ayrıca 2012 yılında ABD Hazine Bakanlığı tarafından el-Kaide ile olan bağları nedeniyle yaptırıma tabi tutulmuştu. HTŞ’nin yeni istihbarat şefi 2014 yılı başından itibaren Nusra Cephesi’nin idari emiri olarak görev yaptı ve 2013 yılı ortalarında Şura Konseyi’nin bir parçası oldu. Ayrıca Colani’nin kişisel korumalarını seçmekle de görevlendirildi.

Hattab son yıllarda İdlib’deki genel güvenlik operasyonlarını denetledi. İstihbarat toplama faaliyetlerine katılımı HTŞ’nin Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde kontrolü ele geçirdiği döneme kadar uzanıyor.

Bu süre zarfında HTŞ kontrolündeki bölgelerin sınırları boyunca gizli ağların gözetimini yönetti. Enab Baladi tarafından geçen yıl hazırlanan bir araştırma raporuna göre, Colani “iç güvenlik dosyaları ve muhaliflerin ortadan kaldırılması” için Hattab’a güveniyordu.

Kadın işleri şefi Ayşe el-Debs

Kapsayıcılığı teşvik etme çabalarının bir parçası olarak Ayşe el-Debs Kadın İşleri Şefi olarak atandı. Debs, Şam Üniversitesi’nden işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip. Kendisi hakkında çok fazla şey bilinmese de, on yıl boyunca Türkiye’de yaşayan ve Türkiye-Suriye çifte vatandaşı olan Debs, TRT‘ye verdiği son röportajda “Benimle ideolojik olarak farklı olanlara yer vermeyeceğim” diyerek çalışmalarını nasıl yürütmeyi planladığını dürüstçe açıkladı.

Debs, Suriye’nin “daha önce yabancı kuruluşlar tarafından verilen eğitim programlarından zarar gördüğünü”, bu programların kadınlara ve çocuklara zarar verdiğini ve boşanma oranlarının artmasına neden olduğunu da sözlerine ekledi.

Debs sözlerine kadınların “ailelerinden, kocalarından ve önceliklerinden birinci derecede sorumlu” olduklarını söyleyerek devam etti. Ayrıca Suriye’deki yeni yönetiminin “Suriyeli kadınların gerçekliğine ve koşullarına uygun bir model yaratmayı” amaçladığını ve bu modelin İslami Şeriat’a dayalı olacağını söyledi.

Mezhepsel katliam ve sıfır ‘demokrasi’

Batılı diplomatlar ve yabancı delegasyonlar, kapsayıcılık ve azınlık haklarına bağlılığını öne çıkaran HTŞ ile ilişki kurmak için acele ediyor. Oysa sahadaki gerçeklik tamamen farklı. İnfazlar, mezhepsel tasfiyeler ve dini mekanlara saygısızlık rutin hale geldi.

HTŞ yönetiminin ilk ayında 150 Alevi öldürüldü, yüzlerce kişi tutuklandı ve işkenceye maruz kaldı ve Hıristiyanlar Malula kasabasından sürüldü. Noel ağaçları meydanlarda yakıldı ve Alevilerin aşağılandığını ve köpek gibi havlamaya zorlandığını gösteren videolar yayıldı.

Colani ve diğer yetkililer Suriye’yi birleştirme, azınlıkları koruma ve Hıristiyanlara, Alevilere, Şiilere ve diğerlerine karşı işlenen suçlar için “bireysel” aktörleri cezalandırma sözü verdi ancak bunun gerçekleştiğine dair çok az belirti var.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock 3 Ocak’ta Suriye’ye yaptığı ziyarette Colani ve yeni hükümet yetkilileriyle bir araya gelerek şunu açıkladı:

“HTŞ’nin ideolojik bağını ve geçmişte neler yaptığını biliyoruz, ancak diğer önemli taraflarla ılımlılık ve anlayış arzusunu da duyuyor ve görüyoruz. Suriye’ye elimizi uzatarak ve yeni yönetimden beklentilerimizi açık bir şekilde ifade ederek geldik ve yönetim icraatlarıyla değerlendirilecektir.”

Yeni Suriye bu yolda ilerlemeye devam ederse HTŞ liderliğindeki rejim uzun ömürlü olmayabilir. Bu koşullar altında Suriye halkı, birleşik ve çeşitlilik içeren bir ülke inşa etme konusundaki yetersizliği göz önüne alındığında, aşırılık yanlılarından oluşan bir yönetimi kabul etmeyecektir.

Eski Suriye ordusunun eski unsurları ve destekçileri de dahil olmak üzere insanlar silahlanmaya başladı bile.

Hıristiyanların da HTŞ’ye karşı savaştığına dair haberler geliyor.

O zamana kadar Suriye, el-Kaide’den doğan bir rejimin rehinesi olmaya devam edecek ve bu rejim Batı’nın rahatsız edici bir şekilde angaje olmaya istekli göründüğü bir rejim.

Çeviri: YDH

]]>
Mersin Tarsus’tan Suriye’ye dair: Kaygılıyız, Öfkeliyiz https://yenidunya.org/dunya/31694/mersin-tarsustan-suriyeye-dair-kaygiliyiz-ofkeliyiz/ Mon, 23 Dec 2024 08:02:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=31694 Yeşil Mahalle (Musalla)’dan ilkeli duruş

Mersin Tarsus’ta, Musalla Yeşil Mahalle  Kültür ve Dayanışma Derneği Suriye için uyarılarda bulundu.
2011 yılından beri devam eden Suriye’yi yıkım planında 8 Aralık 2024 tarihinde yeni bir aşamaya geçildi. Suriye’nin meşru yönetimi yıkıldı, HTŞ Heyet Tahrir Şam terör örgütü başkenti ele geçirdi.
Emperyalist-Siyonist merkezlerin ve onların Ortadoğu’daki işbirlikçilerinin ortak hareketiyle, Suriye, mezhepçi, kadın ve özgürlük düşmanı, dinci gerici örgütlerin kontrolüne girdi.
Emperyalist-Siyonist merkezler, Suriye vatanının toprak bütünlüğünü yok edip, kendilerinin istediği gibi kontrol edebileceği kanton devletçikler yaratmayı hedefliyor. Bu adımlarla, Suriye halkının yıllardır sürdürdüğü, “Birlik, Özgürlük, Sosyalizm” mücadelesi boğulmak isteniyor.
Suriye’deki bu gelişmeleri kaygı ve öfke ile takip eden Mersin Tarsus Musalla Yeşil Mahalle Kültür ve Dayanışma Derneği ve Tarsus halkı, Suriye için uyarılarda bulunduğu bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Dernek merkezi önünde yapılan basın açıklamasına Tarsus halkı yoğun  ilgi gösterdi.

HTŞ, “Özgürlüğün ve eşitliğin amansız düşmanıdır”
Dernek sözcüsü Derya İleri: “Üzgünüz, komşumuz Suriye esir düştü. 2011 yılından beri Amerika planları çerçevesinde, Filistin yurdunun en büyük destekçisi Suriye saldırı altındaydı. Suriye kadim bir uygarlıktır,  emperyalist saldırıdan önce her dinden her mezhepten her ulustan insan Suriye halkının eşit bir parçasıydı. Şimdi din ve mezhep tacirleri bayram yapıyor.” diyerek söze başladı.

HTŞ, Suriye El Kaidesidir
Derya İleri ”Demokrasi söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan iktidar adayı HTŞ  (Heyet Tahrir el Şam) Suriye El Kaidesidir. Selefî-tekfirci bir terör örgütüdür. Özgürlüğün ve eşitliğin amansız düşmanıdır. İşçi haklarını, kadın haklarını, düşünce özgürlüğünü, kanun önünde eşitliği kabul etmez. Kendi köleci-feodal anlayışı dışında kalan bütün düşünce ve inançları küfür sayar. Kâfir/din dışı ilan ettiği laiklere, Alevilere, Şiilere, kendinden olmayan Sünnilere, başka din mensuplarına, inançsızlara hayat hakkı tanımaz veya onlara köleliği dayatır. Köleliği ve cariyeliği meşru sayar. HTŞ gericilik ve karşıdevrimdir, mezhepçi faşizmdir, ortaçağ barbarlığıdır.” tespitiyle HTŞ’nin karanlık yüzüne dikkat çekti.

“HTŞ’yi, Çorum’dan, Maraş’tan, Ankara Gar katliamından tanıyoruz”
Bildirinin devamı: ”Yandaş medya tarafından kahramanlaştırılan bu örgütü biz aslında Maraş Katliamından tanıyoruz, Çorum Katliamından tanıyoruz, biz onları 10 Ekim Ankara Garı katliamından tanıyoruz… Tarih, mezhepçi ve siyasal İslamcı anlayışların demokrasiyi tesis etmek yerine ayrımcılığı ve çatışmayı körüklediğini bizlere defalarca kez gösterdi. Musalla halkı olarak bizler geçmişte yaşanan bu katliamları unutmadık! Unutturmayacağız!!!”

Yıkıma ortak olma
Suriye’nin yıkımında rol alan her kişi, her kurum, her iktidar sonuç olarak İsrail’in kazanması için çalışmış oldu. Bu yıkımın gerçek kazananı şimdilik İsrail’dir.
Suriye yağmasından büyük pay kapacağını sanan gafiller faturanın kendilerini kesileceğini yakında görecekler.

Mesele esir düşmekte değil
Suriye halkı geçmişte de esarete düştü, yılmadı, direndi, savaştı, boyunduruğu kırdı attı. Onlar, bugünden başlayarak bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne tekrar kavuşmak, Cumhuriyeti yeniden kurmak için çalışacaklar. Zaferi kazandıklarında gene Filistin ve Lübnan halklarının en büyük destekçisi olacaklar.

Hayır dile komşuna
Komşularımızın güvenliği ülkemizin güvenIiğidir. İç karışıklıkların devam ettiği, düşmanlıkların derinleştiği komşunun zararını hepimiz çekeriz. Suriye de yaşanacak daha büyük acıların ve göz yaşlarının önüne geçmek ve bu yangının bölgeyi daha da derinden etkilemesini engellemek için iktidarı uyarıyoruz. Suriye’de yönetimi gasbeden teröristlerin, kendileri dışında kalan Suriye halkını can güvenliğinden yoksun bıraktığını duyuyor ve tespit ediyoruz. Orada yaşayan yakınlarımız için kaygıIıyız. Bu konuda Türkiye’nin gücünü kullanmasını, toplumsal barışın, bir arada kardeşçe yaşamanın tesisi için çalışmasını, İsrail işbirlikçisi yönetimin kanlı katliamlarına engel olması gerektiğini anımsatıyoruz.

“Suriye halkına bu kara gününde en içten dayanışma duygularımızı iletiyoruz”
Başta Lazkiye’de ki kardeşlerimiz olmak üzere, tüm Suriye halkının vatanları ve özgürlükleri için emperyalist teröristleri ve emperyalizmin tüm işbirlikçilerini yeneceklerine; Suriye de cumhuriyetin ve laikliğin bir arada yaşanabileceği ortamı yeniden kuracaklarına inanıyoruz. Suriye halkına bu kara gününde en içten dayanışma duygularımızı iletiyoruz.”
Musalla’dan Lazkiye’ye, Tarsus’tan Suriye’ye direnenlere bin selam olsun!

]]>
Halep’in fethine üzülenler tam liste https://yenidunya.org/basindan/karsi-kose/31451/halepin-fethine-uzulenler-tam-liste/ Mon, 02 Dec 2024 06:56:45 +0000 https://yenidunya.org/?p=31451 Ortadoğu’da saflar, ittifaklar, haritalar her an değişebilir; Halep’in yeniden fethini biraz temkinle ama ondan daha fazla coşkuyla karşıladık. Milletin ezici çoğunluğu Halep’in fethine sevinirken, az bir kısmı kaygılandı, burun kıvırdı, hatta üzüldü. Halep’in özgürleşmesi Türkiye içinde adeta turnusol oldu. İşte milletin coşkusunu ve sevincini paylaşamayıp üzülenlerin tam listesi:

1. CHP: CHP, Türkiye’nin sadece Suriye’de değil, Filistin, Irak, Libya, Somali, Kafkasya ve Balkanlar’daki hatta Rusya-Ukrayna krizi ve Azerbaycan’ın Ermenistan’a operasyonundaki aktif politikalarına karşı. Bunda “yurtta sulh cihanda sulh” anlayışının arkasına gizlenmiş pısırıklığın ve İsmet İnönü’nün ürkek dış politika mirasının etkisi var. Her ne kadar Deniz Baykal “Halep bir Sünni şehridir” dese de önceki CHP Genel Başkanı’nın mezhep taassubu üzerinden Esed muhabbeti de CHP’nin üzerinde bir gölge olarak duruyor. En çok da DEM ile olan sıkı ittifakı dolayısıyla CHP Halep’in Suriyelilerin eline geçmesinden rahatsız.

2. DEM: Halep’in Suriye halkının eline geçmesi en çok PKK/YPG’yi tehdit ediyor. Fırat’ın batısındaki PKK/YPG izole edildi. DEM doğal olarak bu gelişmeden rahatsız. Tuncay Bakırhan gelişmeleri “jeopolitik kurnazlık” olarak nitelendirdi. Halep’in fethi en çok DEM’i rahatsız ediyor.

3. SAADET PARTİSİ: SP, Erdoğan ve AK Parti’ye olan husumetiyle neredeyse mezhep değiştirme noktasına geldi. Suriye krizinde en başından itibaren Esed’in, İran’ın, Hizbullah’ın yanında saf tutuyor. İlgili her meselede istikrarlı şekilde İran’ın Türkiye şubesi gibi hareket ediyor. SP’nin yeni genel başkanı Halep’in alınması sonrası yaptığı açıklamayla meseleyi “mezhep çatışması” olarak gördüklerini belirterek bir kez daha İran’ın safında durdu.

4. DOĞU PERİNÇEK VE ULUSALCILAR: Çin ve Rusya nerede duruyorsa onlar da otomatik olarak orada duruyorlar. Rusya’nın Esed’e tam desteği nedeniyle katil Esed’in yanında saf tuttular. Türkiye’nin çıkarına olan konuda bile Rusya’nın yanındalar. Halep’in fethine en çok onlar üzüldüler.

5. TÜRKİYE NUSAYRİLERİ: Tamamı olmasa da bir kısmı doğal olarak aynı inanca sahip oldukları Esed’in yanındalar. Halep’in fethi onları derinden yaraladı.

6. BİR KISIM ALEVİLER: Kuşkusuz tamamı değil, bir kısmı Halep’in fethiyle yıkıldılar. Sabahat Akkiraz, “Alevileri katlediyorlar; Sivas’tan Halep’e akan kan aynıdır, akıtanlar da aynı” açıklamasını yaptı. Konunun Alevilerle ilgisi yok ama Alevilik-Nusayrilik dayanışması üzerinden Suriye’de milyonları katletmiş Esed’in ve İran’ın yanında duruyorlar.

7. CAFERİLER: Türkiye Caferileri lideri Selahattin Özgündüz, Halep’in fethi üzerine Suriyeli muhalifleri Müslüman olmamak ve İsrail’le işbirliği yapmakla itham etti: “İran mı Türkiye mi?” sorusuna en azından bir kısmı “İran” yanıtını verdiler.

8. SEKÜLER-KEMALİST-SOLCU KESİM: Müslümanların her başarısından rahatsızlar. Gazze’de Müslüman Hamas karşısında nasıl seküler/Batılı sandıkları İsrail’in yanında saf tutuyorlarsa, Suriye’de de “Cihatçı”ların karşısındaki herkesin, hatta İran’ın bile yanında saf tutabiliyorlar. PKK/PYD’ye seküler görüntüsü nedeniyle içten içe sempati duyduklarına da şüphe yok.

9. TÜRKÇÜ IRKÇILAR: Halep’in fethi Suriyelilerin geri dönüşü için bir fırsat kapısı araladı; muhaliflerin içinde başta Türkmenler olmak üzere çok sayıda Türk soylu var ama bunların derdi Türkiye de değil, Türklük de değil. ABD ve İsrail’in çıkarları adına hareket ettikleri için Türkiye’nin lehine bir gelişmeden çok rahatsız oldular.

10. DİĞERLERİ: Fetullahçılar, İrancılar, irapta mahalli olmayan irili ufaklı partiler, bir kısım emekli generaller de Halep’in özgürleşmesine çok üzüldüler.

Sorsanız, hepsi de “biz Erdoğan’ın Suriye politikasına karşıyız” diyecekler; öyle değil, tamamen duygusal, ideolojik ya da mezhebi saiklerle saf belirliyorlar. Türkiye’yle sevinmeyi, Türkiye’yle hüzünlenmeyi beceremiyorlar. Neyse ki toplam nüfus ve seçmen içinde bir yekûn tutmuyorlar.

Kaynak: Aydın Ünal / Yeni Şafak

]]>
Kavram ve kimlik https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/31263/kavram-ve-kimlik/ Fri, 15 Nov 2024 07:57:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=31263 «Siyonist soykırımdaki ikiyüzlülüğü, Batı’nın sömürgeci ve ırkçı politikalarının gerçek doğasını ortaya çıkardı. Bir daha asla, ne medyada ne de gerçekte, tekrarlayıp durdukları iddia ve savlarına destekçi bulabilirler.»

Buseyna Şaban

YDH- Buseyna Şaban, el-Meyadin için kaleme aldığı yazısında, kadınların özgürleşmesini Batı’nın içi boş idealleriyle eşitleyen çarpık anlatıya cesaretle karşı çıkarken karmaşık kültürel ikilemleri Batı’nın kopukluğu ve yüzeyselliği merceğinden ele almanın derin bir cehaleti ortaya çıkarmak olduğunu ileri sürüyor. Şaban, ‘demokrasi, diyalog, kimlik’ gibi kavramlarla birlikte Batılı kadın özgürlüğü kurgularının doğası gereği kusurlu olduğunu ve ulusların kendi yönetimlerini oluştururken benimsedikleri çeşitli kültürel ve tarihsel gerçekliklerin zengin dokusundan kopuk olduğunu savunuyor. İçinde bulunduğumuz hiçlik şöleninin itici gücü olan, yanlışlığı ve eksikliği düşünce tarihinde defalarca kez tecrübe edilmiş Batılı değerlerin ve Batı’nın bu sabuklamaları empoze etme çabasının, derinlemesine yerleşmiş kimlikler ve amansız özgünlük arayışı karşısında bocalamaya mahkum olduğunun vurgulandığı makalede, gerçek gücün niçin kendilerine dayatılan anlatıları kararlılıkla reddedenlerin elinde olduğu, Filistin ve Lübnan’da gerçek yüzü ortaya çıkan Batı’ya ve kurgularına artık neden ehemmiyet verilmemesi gerektiği açıklanıyor.

Hangi olay dikkatleri, seçmenleri belirli bir adayı desteklemeye ikna etmek için yoğun çaba sarf eden Amerikan seçim kampanyasından uzaklaştırabilir ki? Ne kadar önemli olursa olsun herhangi bir olayın, Beyaz Saray için mücadele eden iki ana parti arasındaki hararetli rekabetten daha fazla medyada yer alması zordur. Hollywood filmi gibi, adı da “Amerikan Demokrasisi”.

Asıl sürpriz, üniversite kayıtlarına ve eski kocasının ifadesine göre, psikolojik sorunları olan İranlı bir öğrencinin, üniversite koridorlarından birinde soyunup tesettürlü ve mütevazı giyimli öğrencilerin arasında yürüyerek medyada yer alma hedefine zahmetsizce ulaşması oldu. Bu olay meydana gelir gelmez, Batı medyası alelacele, üstelik aptalca bir şekilde bu olayı İranlı kadınların İslami kıyafet kurallarına karşı önemli bir başkaldırısıymış gibi, sanki İran’ın kendi içinde muazzam bir şey oluyormuş gibi yansıtmaya başladı.

Başörtüsü ya da çarşaf konusundaki tutum ne olursa olsun, Batı’nın bu utanç verici ve açıkça kınanması gereken olaya verdiği tepkiler tek bir şeyi ortaya koymaktadır: Batı, kadın özgürlüğünü metalaştırmaya devam ediyor; kadın haklarına ve onuruna saygı konusunda sözde üstünlüğüne dair tekrarlanıp duran yanlış bir anlatıyı desteklemek için kadınların bedenlerini ucuz bir şekilde sömürüyor. Bu sömürü, Batı medyasının 1970’li yılların başında, kadınların dış görünüşte alçakgönüllülük ilkelerinden sapmalarını, özgürleşmenin ve kadın-erkek eşitliğinin temel koşulları olarak ‘dış görünüşte değişimi’ işaret ederek teşvik etmeye başladığı anlatının aynısıdır.  

Bu şüpheli Batı kavrayışında, tüm insanlık deneyiminden bir sapma vardır; Afrikalı ve Asyalı kadınlar yüzyıllardır erkeklerle yan yana çalışmış, kabilelerinde, topluluklarında ve şehirlerinde prestijli pozisyonlarda bulunmuş, Palmira Kraliçesi Zenobiya, Şecarat el-Durr, ilk edebi salonu kuran Sakine bint el-Hüseyin, Vallada bint el-Mustakfi ve diğerleri gibi yönetici olma noktasına kadar gelmişlerdir. Dünyanın her köşesinde, bu kadınların hiçbiri ya da toplumlarındaki herhangi bir kadın varlıklarını kanıtlamak için bedenlerini sergilemek zorunda kalmamıştır.

Batı tarafından sürekli eleştirilen İslami örtünme biçimi bir yana, tarih boyunca kadın imgelerine bakıldığında Avrupalı, Asyalı, Arap ve Afrikalı kadınların giydikleri kıyafetleri tamamlayan başörtülerini benimsedikleri görülmektedir. Meselenin özü, Gazze soykırımındaki katılımcı rolünün dünyaya ifşa olduğundan habersiz Batı’nın, kendi fikirlerini ve modelini medya aracılığıyla dünyanın geri kalanına dayatmak için büyük çaba sarf ettiği ve kendi nesebi geniş kavramlarını ve çıplaklık yöntemini halklara empoze etmeye çalıştığıdır. 

Batı’nın Soğuk Savaş sonrasında yaydığı ve ABD’yi dünyada hiç kimsenin onsuz yapamayacağı bir ülke, tepedeki parlayan şehir ve özgürlüğün sembolü olarak gösteren sahte medya imajı, artık ABD politikalarının yıkıcı sonuçlarını yaşayan insanların zihnindeki imaj değildir; buna gençleri masraf baskısı, düşük gelir, para ve zaman eksikliği nedeniyle aile kuramayan Amerikan halkının kendisi de dahildir. 

Amerikan vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarının Ukrayna’daki savaşı körüklemek için harcanması ve Siyonist varlığa her geçen gün daha fazla Arap çocuğunu öldürmesi için en yeni silah ve mühimmatın sağlanması suretiyle kamu fonlarının dış savaşlarda çarçur edilmesi nedeniyle mali sıkıntı yaşayan Amerikan halkının genelinin hissettiği budur. 

Bu arada, yönetimin dünyaya sattığı imaj da, savaşları ve çatışmaları ateşleyerek ve Amerikan kaynaklarını sömürerek servetlerine servet katan ve milyarlar kazanan yüzde beşlik zevatın imajıdır. 

Afganistan, Irak, Libya, Yemen ve son olarak Gazze ve Lübnan savaşları ABD’nin gerçek yüzünün ortaya çıkmasını sağladı. Milyonlarca insanın hayatını yok etmeye hevesli olan bu yüz kibirli ve kana susamıştır. 

Ancak Siyonist varlığın, başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkelerin sınırsız askeri, mali, medya ve siyasi desteğiyle Filistin ve Lübnan’daki masum sivillere karşı bir yılı aşkın süredir yürüttüğü soykırım savaşı, ABD’nin dünyadaki siyasi ve ahlaki konumu açısından bardağı taşıran son damla oldu. ABD’nin uluslararası sistemin bozulmasında ve Birleşmiş Milletler ile Güvenlik Konseyi’nin ölümleri, yıkımı ve savunmasız sivillere yönelik Batı ablukasını durdurma görevlerini yerine getirmelerini engellemede utanç verici bir rol oynadığı ortaya çıktı.

ABD’nin adaleti sağlamanın, halkların anavatanlarındaki haklarını güvence altına almanın ve kimliklerini, bağımsızlıklarını ve vatandaşlarının kendi topraklarında özgürce yaşama onurunu güvence altına almak için onları savunmanın önünde zorlu bir engel olarak durmasındaki utanç verici rolü de ortaya çıktı.

Eğer bu kontrollü ve Siyonistlerce finanse edilen Batı medyası ve Siyonistlere yakın Batılı rejimler kadın hakları konusunda endişeliyse, evleri gece gündüz bombalanan Filistinli kadınların onurlu bir yaşam sürme hakkı söz konusu olduğunda neredeler? Gazze’de ırkçı nefretle dolu vahşi askerler tarafından karınları deşilen hamile kadınlar söz konusu olduğunda Batılı rejimlerin ‘endişeleri’ nerede? İsrail askerlerinin her gün ve her saat kendilerine uyguladığı dehşeti, işkenceyi ve aşağılamayı avukatlarına anlatan tutuklu Filistinli kadınlar söz konusu olduğunda Batılı rejimler ve onların zincire vurulmuş medyası nerededir? Filistinli kadınlar aşağılanıyor, işkenceye maruz kalıyor, hem de haklarında hiçbir suçlama olmaksızın, sadece topraklarını, evlerini ve çocuklarını yılmadan savundukları için! Peki, çocuk hakları konusunda sürekli övünen Batı, Filistinli çocuk tutuklular söz konusu olduğunda nerede?

İngiltere’nin Birleşmiş Milletler’deki temsilcisi, ülkesinin “Kadın, Barış ve Güvenlik” gündemi kapsamında kadınlara öncelik verdiğini iddia ederken, Batı’nın Gazze’ye yönelik Siyonist soykırımdaki ikiyüzlülüğünün Batı’nın sömürgeci ve ırkçı politikalarının gerçek doğasını ortaya çıkarmasının ardından artık kimsenin bu sözlere inanmadığının farkında bile değil. 

Batı’nın tek amacının dünya halklarının, özellikle de Arap ulusunun kaynaklarına hükmetmek, zenginliklerini yağmalamak ve topraklarına yerleşmek olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak bu ifşaat sadece Batı’nın saldırganlık, işgal, öldürme ve soykırıma verdiği destekten ciddi şekilde etkilenen Arap halklarımızı ilgilendirmemektedir. Bu ifşaat, bir ölçüde Batılı halkları, özellikle de İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısına karşı vicdanları uyanan genç kuşağı ve üniversite öğrencilerini de ilgilendiriyor.

Acımasızca bastırılmadan ve susturulmadan önce ölümlere, adaletsizliğe ve yerinden edilmeye karşı mevcut tüm araçlarla ayaklandılar. Devam eden acımasız soykırım suçlarını reddettiklerini ifade etmek için buldukları ilk fırsatta Demokratları bu seçimlerde yenilgiye uğratanlar da gençliktir.

Analizler, ABD’de ilk kez oy kullanan Amerikalı gençlerin, yeni yönetimin bölgedeki durumla ilgili gelecekteki duruşu ne olursa olsun, oylarını Demokratlara vermediklerini doğrulamaktadır. Mesaj açık: Tarih boyunca son söz halkalara aittir. Siyonist eğilimli kibirleri yöneticilerin kaprisleri gözlerini ve kalplerini bu yerleşik gerçeğe karşı kör etse bile, bu durum meselenin özünü değiştirmez.

Kadını metalaştıran şüpheli Batılı kadın özgürlüğü kavramlarının üzerine gölge düşüren felaketlere ek olarak, Batılı demokrasi kavramları, örneğin dünya medeniyetlerinin kültürü, tarihi ve gelişimiyle hiçbir ilişkisi olmayan Batılı liberal demokrasi fikri de birçok ulusun isyan ettiği yanlış kavramlardır. Bu uluslar Çin, İran, Malezya, Endonezya ve diğerlerinin yanı sıra Latin Amerika ve Afrika’daki ülkeler gibi kendi yönetim sistemlerini geliştirmişlerdir. Halkların, ahlaki ve siyasi olarak çökmüş olan Batı propagandası ve hegemonyasından bağımsız olarak, kendi ihtiyaç ve isteklerine uygun olana göre seçim yapacakları açıktır. Batı, hem medyada hem de gerçeklikte, onlarca yıldır dünyanın kulaklarına tekrarlayıp durduğu iddia ve savlarına bir daha asla destekçi bulmayı başaramayacak.

“Kurallara Dayalı Düzen” gibi aptalca ifadeleri yeniden gözden geçirmek ve Netanyahu’nun kana susamış rejimi gibi terörist bir oluşumu para ve silahla destekleyerek Filistinlilerin ve Lübnanlıların meşru müdafaanın gerçek özünü ve kavramını temsil ettiği bir zamanda ‘meşru müdafaa’ yalanını sürdüren acımasız politikalarını yeniden değerlendirmek için kendi üzerine tefekkür etmek ve ciddiyetle eleştirel düşünmek yerine, Batı bir kez daha toplumlarımızdaki şehitlik değerinin yanı sıra onur, asalet ve tevazu değerlerini değiştirmek için umutsuz girişimlerde bulunuyor. Değerlerimiz, nesillerimizin DNA’sına işlemiş olan ve gurur duyduğumuz kavramlardır. 

Çıplaklık ve ahlaki çöküş kavramlarını ve davranışlarını yayarak, “kendini kurtarma” ve “maddi zenginlik, kaygısız bir yaşam, ben öldükten sonra tufan kopsun” gibi başarısız ifadeleri ve medeniyetimizle veya insan uygarlığının zengin tarihiyle hiçbir bağlantısı olmayan tüm bu yanlış yönlendirilmiş kavramları kullanarak toplumlarımıza sızmaya çalışmaktadır.

Mahmut el-Besel, Hüsam ebu Safiye ve yoldaşlarının şehit edilişini gördükten sonra kameralarını halklarına yönelik yeni bir saldırıyı belgelemek ve dünyaya duyurmak için çeviren onlarca gazeteciden utanmıyorlar mı? Yetmiş yıldır davasını taşıyan, diyar diyar dolaşan, açlıktan ve susuzluktan ölse bile kutsal topraklarını terk etmeyi reddeden ancak Siyonist saldırganın ya da denizlerin ötesinden gelen yabancının bedeninin üzerinden geçmesine izin vermeyen o mülteciden utanmıyorlar mı?

İnsan uygarlığının tarihinin seyrini değiştirmek için umutsuz girişimlerle yayınladıkları tüm şüpheli ve başarısız kavramlar, kutsal kimlik kavramını ve bu kimliğe olan asil, kararlı ve tarihsel bağlılığı, ne pahasına olursa olsun, hakikat galip gelene ve batıl yok edilene kadar değiştirmeyecektir. 

Kaynak: YDH

]]>
Türk-Rus ortak devriyesi, Suriye’nin kuzeyinde yeniden başladı https://yenidunya.org/dunya/30820/turk-rus-ortak-devriyesi-suriyenin-kuzeyinde-yeniden-basladi/ Fri, 23 Aug 2024 16:44:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=30820 Türkiye ve Rusya’nın, Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nde birleşik kara devriyesi yeniden başlatıldı. MSB’nin açıklamasında “Türk-Rus işbirliğinin sergilenmesi maksadıyla birleşik kara devriyesi faaliyetine müteakip dönemde devam edilmesi planlanmaktadır” denildi
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Türkiye ile Rusya Federasyonu tarafından Suriye’nin kuzeyindeki Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nde gerçekleştirilen ve ara verilen birleşik kara devriyesinin yeniden başlatıldığını bildirdi.
En az 40 kişiden oluşan Rus ve Türk birliklerin Şeyrek kontrol noktasında buluştuğu ifade edilirken buluşmanın ardından ortak konvoyun önceden kararlaştırılan en az 30 kilometre uzunluğundaki güzergah boyunca hareket ettiği aktarıldı.

Ortak devriye en son Ekim 2023’de gerçekleşmişti
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, birleşik kara devriyesi faaliyetinin, Türkiye ve Rusya Federasyonu arasında 22 Ekim 2019’da imzalanan “Soçi Mutabakatı” ve uygulama esaslarına göre Barış Pınarı Harekatı Bölgesi’nin batısında ve doğusunda icra edildiği anımsatıldı.
İlk birleşik kara devriyesi faaliyetinin 1 Kasım 2019’da gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “5 Ekim 2023’e kadar 344 birleşik kara devriyesi faaliyeti icra edilmiş, bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle devriye faaliyetleri durdurulmuştur. Türkiye ile Rusya Federasyonunca gerçekleştirilen birleşik kara devriyesi faaliyeti, 22 Ağustos 2024’te 4 araç (2 Pars, 2 Kirpi-2) ve 24 personelin katılımı ile Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nin doğusunda yeniden başlatılmıştır. Ülkemiz sınırlarının ve bölgedeki sivil halkın güvenliğinin sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde istikrarın tesis edilmesi, Türkiye’nin ABD ve Rusya Federasyonu ile vardığı mutabakat gereği bölgeden çıkması gereken PKK/YPG-SDG terör örgütüne ait kontrol noktası, karargah ve askeri yapıların tespit edilmesi, terörle mücadelede Türk-Rus işbirliğinin sergilenmesi maksadıyla birleşik kara devriyesi faaliyetine müteakip dönemde devam edilmesi planlanmaktadır.”

Türk-Rus ortak devriyesi, Suriye'nin kuzeyinde yeniden başladı

Bölgede barış ve istikrarın garantörü
Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında, Rusya ve Türkiye arasında imzalanan mutabakatına uygun olarak Suriye’nin kuzeydoğusundaki Hasake vilayetinde ortak Rus-Türk devriyesinin gerçekleştirildiği bildirildi.
Açıklamada şu ifadeye yer verildi:
“Devriyelerin temel amacı bölgedeki durumu kontrol etmek ve silahlı çatışmanın yeniden başlamasını önlemekti. Bu amaçla Rus ve Türk askerleri (sınırdan) 10 kilometrelik bir alanda araziyi inceledi.
Devriyenin normal geçtiğini ve ihlallerin tespit edilmediğini kaydeden Bakanlık, etkinliğin ardından Türk askerlerin Şeyrek kontrol noktasından Türkiye’ye döndüğü belirtildi.”
Bakanlık, “Rusya-Türkiye ortak devriyesinin sonuçları, Rus askerlerinin Suriye’deki varlığının bölgede barış ve istikrarın garantörü olduğunu bir kez daha gösterdi” diye ekledi.

]]>
Suriye, Amerikan işgal güçlerinin topraklarından çekilmesi talebini yineledi https://yenidunya.org/dunya/30705/suriye-amerikan-isgal-guclerinin-topraklarindan-cekilmesi-talebini-yineledi/ Sat, 10 Aug 2024 18:47:14 +0000 https://yenidunya.org/?p=30705 Suriye, ABD’nin kendi topraklarının bir kısmını işgal etmesinin egemenliğinin, birliğinin ve toprak bütünlüğünün bariz bir ihlali anlamına geldiğini ve ABD’nin ayrılıkçı ‘’SDG’’ milislerine verdiği desteğin Suriye karşıtı planlarını uygulamak için ucuz bir araç teşkil ettiğini yineleyerek, ABD’ye bu uygulamaları durdurması, topraklarından derhal çekilmesi ve böylesi ayrılıkçı bir milis gücünün varlığını ve rolünü reddeden Suriyelilerin iradesine saygı duyması çağrısında bulunuldu.

Ucuz bir araç
Dışişleri ve Gurbeçiler Bakanlığı’nın bir nüshası SANA’ya ulaştığı açıklamasında şu ifadelere yer veridli: ‘’Amerikan işgaline bağlı sözde “SDG” güçleri, doğu ve kuzeydoğu bölgelerindeki köylerin yanı sıra Deyrezzor, Haseke ve Kamışlı’da da halkımıza yönelik canice saldırılar düzenledi. Bu barbarca saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda Suriye vatandaşının şehit olmasına yol açtı. ABD savaş uçakları ayrıca ailelerini, köylerini ve mülklerini savunan masum sivilleri hedef alan çok sayıda baskın düzenleyerek ‘’SDG’’ milislerine destek verdi.’’
Bakanlık açıklamasında, ‘’ Suriye Arap Cumhuriyeti, Amerika’nın Suriye topraklarının bir bölümünü işgal etmesinin Suriye’nin egemenliğinin, birliğinin ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali anlamına geldiğini bir kez daha teyit ediyor  ve Amerika’nın operasyonel ayrılıkçı milislere verdiği desteğin, Suriye karşıtı planlarını uygulamak için ucuz bir araç olduğunu vurguluyor’’ ifadelerini kullandı.

Suriyelilerin iradesine saygı duy
Bakanlık ayrıca, Suriye’nin, gıda ve içme suyuna erişimin engellenmesi de dahil olmak üzere doğu ve kuzeydoğu bölgelerindeki halkına yönelik tüm bu insanlık dışı ve ahlak dışı uygulamaların, Suriyelilerin acılarını ikiye katlamayı ve onlara karşı savaşı uzatmayı amaçladığının altını çizdiğini kaydetti.
‘’Suriye, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu uygulamaları durdurmasını, derhal Suriye topraklarından çekilmesini ve bu tür bölücü milislerin varlığını ve rolünü reddeden Suriyelilerin iradesine saygı duymasını talep ediyor’’ açıklamasında diyen bakanlık, ‘’Suriye ayrıca, ne kadar fedakarlık yapılırsa yapılsın, halkının topraklarını özgürleştirme ve egemenliklerini koruma iradesinin gerçekleşeceğini, bu milislerin terör ve suçlarının caydırılmayacağını da teyit ediyor’’ ifadelerini sözlerine ekledi.

Kaynak: SANA

]]>