spor – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Wed, 11 Feb 2026 22:11:22 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png spor – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Olimpiyat oyunları, spor, sahtekârlık ve başka şeyler https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33798/olimpiyat-oyunlari-spor-sahtekarlik-ve-baska-seyler/ Wed, 11 Feb 2026 22:11:20 +0000 https://yenidunya.org/?p=33798 1) Şartın ihlali

2019’da formüle edilen olimpizmin temel ilkelerinin 4’üncü maddesi şöyledir:

“Spor yapmak bir insan hakkıdır. Her birey, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmaksızın; dostluk, dayanışma ve fair play ruhuyla, karşılıklı anlayış gerektiren olimpiyat ruhu içerisinde spor yapma imkânına sahip olmalıdır.”

5’inci madde şöyle başlar:

“Olimpiyat hareketi içindeki spor organizasyonları, sporun toplum çerçevesi içinde gerçekleştiğinin bilinciyle, siyasi tarafsızlık ilkesini uygulayacaklardır.”

6’ncı madde:

“Bu olimpiyat şartında belirtilen hak ve hürriyetlerden yararlanılması, ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, dini, siyasi veya diğer kanaatler, milli veya sosyal köken, mal varlığı, doğum veya diğer herhangi bir statüye dayalı hiçbir ayrımcılık olmaksızın güvence altına alınacaktır.”

Bu genel ilkelerin dışında, “olimpizm şartının” diğer maddelerinden:

2/5: “Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin rolü… siyasi tarafsızlığı korumak ve sürdürmek…” 2/11: “sporun ve atletlerin siyasi ve ticari istismarına karşı durmak…” 16/1.3 (Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyelerinin yemininden): “Ticari ve siyasi menfaatlerden, keza her tür ırksal ve dini mülahazalardan daima bağımsız davranacağıma…” 50/2: “Hiçbir olimpiyat köyü, mahalli veya başka alanlarda hiçbir gösteri veya siyasi, dini veya ırksal propagandaya izin verilmez.” 55/3: “Olimpiyat oyunları boyunca… herhangi bir devletin temsilcisi veya kamu otoritesi yahut herhangi bir siyasetçi tarafından… hiçbir konuşma yapılamaz.”

Bütün bunların mütemadiyen ihlal edilmekte olmasına girmeyelim hiç. Sadece pervasızlığın ve sinik ikiyüzlülüğün özel bir biçimi üzerinde durmakla yetinelim.

Şarttan anlaşılıyor ki, hiçbir sporcunun oyunlara katılmasına engel olunamaz. Bir devletin uyruğu olan sporculara yönelik menetme uygulaması ise ancak şu hallerde meşru kabul edilebilir: 1) söz konusu devlet ayrımcılık üzerine kuruluysa ve bu şekilde uyruğu olan sporcularının oyunlara katılmasına engel oluyorsa; 2) söz konusu devlet milli olimpiyat komitelerinin sportif bağımsızlığını engelliyorsa.

Gerçekten de olimpiyat tarihinde bu ikisinin de örnekleri (olması gerekenden çok az ise bile) vardır: eğer 1948’e kadar birinci ve ikinci dünya savaşlarının çalkantılar dönemi ayrı kabul edilirse, Güney Afrika ırkçı yönetimde 30 yıl menedilmiştir; Rodezya (bugünkü Zimbabve) ırkçılık nedeniyle 1972’de menedilmiştir; Afganistan (öyle bir devlet varken) 2000’de kadın hakları ihlalleri yüzünden menedilmiştir; Katar 2016’da milli olimpiyat komitesine müdahale yüzünden menedilmiştir.

Rusya ve Belarus için ırkçılık veya milli komiteye müdahale gibi gerekçeler yok. Uluslararası Olimpiyat Komitesi Rusya milli komitesinin üyeliğini 2022’de askıya aldığında gerekçesi, Donbass’taki spor kulüplerini üye yapmış olmasıydı, böylece (UOK öyle diyordu) Ukrayna milli olimpiyat komitesinin “toprak kapsamı” bozmuştu. Bu “toprak kapsamı” hikayesi şartın 30/2’nci maddesine dayandırılıyordu; oysa o maddeye dayanarak, bugün Rusya’ya karşı uygulanan “tedbirlerin” aslında yıllardır Kiev rejimine karşı uygulanması gerektiği de pekâlâ ileri sürülebilir: “Bir milli olimpiyat komitesinin adı ülkesinin toprak kapsamını ve geleneğini yansıtmalıdır.”

Üstelik UOK sadece Rusya milli olimpiyat komitesinin üyeliğini kendi olimpiyat şartını çiğneyerek düşürmekle kalmadı; şartta savaş halini ve sporcuların savaşa karşı tutumlarını ilgilendiren bir şart bulunmadığı halde sporcuların ahlaki, vicdani ve siyasi kanaatlerini de katılım kriteri olarak gösterdi.

Demek ki, tersten bakıldığında, Donbass’taki spor kulüplerinin uluslararası müsabakalarda temsil edilmeleri ihlal nedeniydi ama Kiev rejiminin başta Donbass olmak üzere Ukrayna’da yaşayan Ruslara ve Rusya konuşanlara uyguladığı ayrımcılık meşruydu.

2) Kırım, doping ve Coca Cola

Rusya’nın olimpiyat oyunlarına katılımı 2014’te Kırım’ın Rusya’ya katılmasından bu yana sürekli engellere takıldı. Engellemelerin ilk döneminde bunların görünürdeki nedeni olan doping skandalıyla Kırım meselesi arasında en azından bugün itibariyle ortaya çıkmış kesin bir nedensellik yok; hem zaten skandal da iki yıl sonra, 2016’da patlak vermişti; ancak (nedeni ne olursa olsun) bu skandalın arkasından Rusyalı sporcuların uluslararası müsabakalara alınmamaları Rusya’nın diplomatik izolasyonu çabalarıyla öyle bir çakıştı ki insan şüphelenmeden edemiyor.

Doping skandalının arkasındaki bütün soruşturma ve karar eğip bükmelerine, manipülasyonlara ve muhtemelen yalanlara rağmen neticede cezasız ve temiz sporcular 2024 Paris olimpiyatlarına kadar yaz ve kış olimpiyat oyunlarına katıldılar. 2016’da Rio’da, 2020’de Tokyo’da ve 2022’de Pekin’de Rusya Olimpiyat Komitesi formasıyla, Çaykovski melodisiyle ve “tarafsız sporcu” statüsüyle yarıştılar; 2018’de PyeongChang’da kış oyunlarına ise “Rusya’dan olimpik atletler” olarak katıldılar. Bu, bana kalırsa, olimpiyatların ruhuna çok daha uygun bir yöntemdi ve dahası, aslında pek de beklenen sonucu vermedi, hatta tam tersine, Rusya ülke olarak oyunların dışında tutulmasına rağmen seyirciler açısından olimpiyat bayrağı Rusya’nın bayrağı olup çıktı.

Rusya’yı 2024 Paris ve 2026 Milano-Cortina oyunlarının tamamen dışında bırakma hesapları ise, öyle anlaşılıyor ki, Ukrayna çatışmasıyla birlikte pişirilmeye başlanmıştı. Daha 2022 temmuzunda şu uluslararası spor federasyonları Rusya’nın uluslararası sportif organizasyonlara katılmasına yasak koymuşlardı bile: Dünya softbol, kayak, badminton, basketbol, voleybol, atletizm, rugby, paten, hokey federasyonları; Avrupa Ligler Federasyonu, Avrupa Basketbol Ligi, Uluslararası Paralimpik Komitesi, uluslararası biatlon, golf, tenis, jimnastik, halter federasyonları; Özel Olimpiyat Komitesi; FIFA, UEFA. Bunların dışında, şu federasyonlar da Rusya’da kararlaştırılmış turnuvaları iptal etmişlerdi: Uluslararası Satranç Federasyonu, Formula 1, erkekler voleybol şampiyonası, Profesyonel Tenis Birliği turnuvası, Şampiyonlar Ligi finali, Avrupa carling şampiyonası, Avrupa atıcılık şampiyonası, NHL.

Ancak en önemli çıkış ertesi yılın başında geldi: Britanya hükümeti (bu sırada başbakan, GoldmanSachs bankeri Rishi Sunak’tı) 2023 martında olimpiyat oyunlarının en büyük sponsorlarına 2024’te Paris’te yapılacak oyunlara Rusya ve Belarus’tan sporcuların kendi ülkelerinin bayrakları altında katılmaması için nüfuzlarını kullanması talebiyle mektup göndermişti. Mektubun alıcıları arasında Coca Cola, Intel, Samsung ve Visa gibi dev şirketler vardı. Nedense o zaman çok dikkat çekmedi bu mektuplar, belki de tüzüklerdeki parlak bağımsızlık laflarının hiçbir anlamı olmadığı zaten herkes tarafından bilindiğinden; ancak oyunların gerçekte büyük ölçüde büyük tekellerin reklam ve vergi kaçakçılığı faaliyeti olduğunu ve onlar olmadan hiçbir şey olmayacağını gösteren karakteristik bir olaydı bu.

3) Bir uluslararası şantaj hikâyesi

2023 kasımında Rusyalı sporcuları Rusya devletinin eylemlerinden sorumlu tutan ve düpedüz ayrımcılığa maruz tutarak cezalandıran ama İsrailli sporcuların hükümetlerinin faaliyetinden sorumlu tutulamayacağı için ayrımcılığa uğramasının kabul edilemeyeceğini açıklayan Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 2024 yaz ve kış Rusya’da yapılması planlanan Dünya Dostluk Oyunlarına katılmamaları için milli olimpiyat komitelerini uyardı. Uyarı tehdit kokuyordu; böylece laf dinlemeyip katılacak ülkelerin sporcularının olimpiyat oyunlarından menedilmesinin önü açılıyordu. UOK’nin “uyarı” gerekçesi, oyunların “siyasi bir kuruluşun” himayesi altında düzenlenecek olmasıydı. Hangi siyasi kuruluş? Rusya hükümeti. Ev sahibi ülkenin “himayesinin” siyasi amaç güttüğü, dolayısıyla olimpiyat ilkeleriyle çeliştiği öylesine sinik bir iddia ki, bu mantıkla bütün uluslararası spor etkinliklerinin ve ulusal spor etkinliklerinin de büyük bölümünün yasaklanması gerekir.

Neticede 2024 oyunları önce 2025’e ertelendi; daha sonra da bir başkanlık kararnamesiyle “yeni bir karar alınıncaya kadar” ertelendi.

Böylece, tıpkı Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi kararlarıyla emperyalist ilaç tekellerine, Dünya Ticaret Örgütü’nün gümrük kararlarıyla emperyalist ülkelere, Avrupa Enerji Ajansı’nın Amerikan enerji kaynaklarına bağımlılığa, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’ın bombalanmasına, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun yenisömürgeciliğin dayatılmasına ve devamına, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın Kiev rejiminin Donbass provokasyonlarına, Ruanda’da BM barışgücünün Orta Afrika’daki katliamlara ve bu bölgenin istikrarsızlaştırılmasına, Trump’ın Barış Konseyi’nin Filistin’in yağmalanmasına… cevaz verdikleri ve ön ayak oldukları gibi, Uluslararası Olimpiyat Komitesi de sporun politize edilmesinin baş vasıtasıydı.

4) İhlalin kısa tarihi

2023 aralığında Uluslararası Olimpiyat Komitesi Rusyalı (ve Belaruslu) sporcuların 2024 Paris olimpiyat oyunlarına “bireysel tarafsız sporcu” statüsünde katılmasına karar verdi. Bu, oyuncuların (olimpiyat bayrağı dahil) hiçbir bayrak taşıyamayacaklarından başka madalya sıralamasında da görülmeyeceği anlamına gelir. Üstelik bu durumda bile sporcuların sayısı neredeyse sıfırlanmıştı: Paris’e ve Milano’ya ancak kulüpsüz ve sadece kendi spor dallarında kalifiye olmuş sporcular katılabilirdi. Kim karar verecekti bu kalifikasyona? UOK elbette; ve bunların sayısı, UOK’nin açıklamasına göre (olimpiyatlara genellikle 200-300 sporcuyla katılan) Rusya’da sadece 8, (olimpiyatlara genellikle 100-200 sporcuyla katılan) Belarus’ta da sadece 3’tü. Dahası, Ukrayna harekâtını destekleyen veya kolluk kuvvetleriyle ilişkisi olan sporcular da olimpiyatlara gidemeyeceklerdi. İkinci şart resmi olarak kanıtlanamayacağına göre keyfilik için üretilmişti; birinci şart ise sosyal medya ve diğer internet uygulamalarında sporcuların peşine düşmekten başka bir şeyin daha önünü açmaya hazırlanıyordu: pişmanlık dilekçelerinin.

2024 şubatında Rusya Olimpiyat Komitesi, 2024 olimpiyat oyunlarına Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin dayattığı şartlarda ve tarafsız statüde katılacak Rusyalı sporcuların Rusya kanunlarını ihlal edebileceği konusunda uyardı. Bu sırada Rusya’da tartışmanın tarafları ya devlet kararıyla oyunlara katılmama ya da aşağılanmayı sineye çekip katılma seçenekleri etrafında kamplaşmıştı. Bu arada Uluslararası Olimpiyat Komitesi bütün diğer hukuksuzluklardan başka Rusyalı sporcuların açılış törenlerine katılmasını da yasakladığını ilan etmekle kalmamış, üstüne üstlük başta Britanya ve ABD’nin baskısıyla bir tür “pişmanlık dilekçesi” imzalatmaya bile kalkmıştı.

İlk bakışta bunca aşağılanmaya karşı oyunları boykot etmekten yana olanlar haklı görünüyordu; ama bu durumda yıllarca ter dökmüş ve benzersiz emekler harcamış binlerce sporcunun teri ve emeği topluca anlamsız kılınmış olacaktı; oysa bunların en kötü durumda bile seçilmiş 10-15 kişinin arasında yer alma ihtimali vardı. Böylece 2024 martında Rusya Olimpiyat Komitesi, oyunları boykot etmeyeceklerini ama sporculara “bu şartların kabul edilemez olduğunu bildireceklerini” açıkladı. “Pişmanlık dilekçesi” şartının artık her tür çizmeyi aşmak anlamına geldiği anlaşılıp Uluslararası Olimpiyat Komitesi bundan cayınca, Putin 2024 nisanında kararın sporcuların ve federasyonların kendi bağımsız iradesine bırakılması yönünde irade bildirdi.

Mart ayında Uluslararası Olimpiyat Komitesi Rusya’dan sadece 12 sporcunun oyunlara “tarafsız statüde” ve bayrak taşımadan katılmasına izin vermişti, sonra bu sayı 15’e çıktı.

5) Hidayet alametleri

Hava Trump’la birlikte değişmeye başladı.

Ne var ki unutmamak gerek: Trump, ABD’deki iktidar çekişmelerinin görünür yüzünden ibaret; neocon çekiştirdikçe bir uca, MAGA çekiştirdikçe diğer uca savruluyor.

Geçen yıl ağustos ayında spora da el attı ve FIFA başkanı Infantino’yu hizaya çekti; ona, bu yıl “neler olacağına bağlı olarak”, ABD’de yapılacak dünya futbol şampiyonasına Putin’in de katılabileceğini söyledi. Infantino’nun yüz ifadesi görmeye değerdi; böylece hidayete erdi. Geçen hafta, Milano oyunlarının hemen arifesinde, Rusya futbol takımlarının uluslararası turnuvalara katılmasına getirilen yasağın hiçbir olumlu sonuç getirmediğini, “sadece daha fazla hayal kırıklığı ve nefret doğurduğunu” söyleyiverdi. 2022’de getirdikleri yasağı kaldırmayı düşünüp düşünmedikleri sorulduğunda da “kaldırmak zorundayız,” cevabını verdi. Ayrıca “kuralları” “hiçbir ülkede futbol oynamayı siyasi liderlerinin eylemleri yüzünden yasaklamamak” yönünde değiştirmek gerektiğini de belirtti. Dikkat edin: “kuralları” dedi — böyle kurallar varmış gibi. “Kurallara dayalı düzendeki” kuralların aynısıydı bunlar; yani gerçekte benim lafım ayettir kuralları. Gene de, UEFA başkanının 2023 nisanında, Ukrayna harekâtı bitene kadar Rusya kulüplerinin Avrupa turnuvalarına katılmasının mümkün olmadığını söylediği hatırlanırsa eğer, Infantino’nun hidayeti epey parlaktı; ama Kiev’de ödülünü almakta gecikmedi: Kiev rejimi, FIFA başkanını “barış gücü” sitesine koydu. Bu sitenin rejimin (ölüm değilse eğer) düşman listesi olduğu biliniyor.

6) Sinik alçaklık

Ama biz olimpiyatlara geri dönelim; malum, Milano’da oyunlar devam ediyor. Rusya 2010 kış olimpiyat oyunlarına 187; 2018’de “Rusya’dan olimpiyat atletleri” statüsüyle 168, 2022’de Rusya olimpiyat komitesi formasıyla 71 sporcuyla katılmıştı. 2026’da 13.

Doğrusu şükran duymak gerek — ama alicenaplıktan ötürü değil de küstahlıktan ve pervasızlıktan ötürü.

Geçen eylülde İspanya başbakanı Pedro Sánchez Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne, yeryüzündeki milyarlarca insanın gönlünden geçen soruyu yöneltmişti (ve sözümona Avrupa demokrasileri ve kendinden menkul “İslam dünyası” içinde bir tek o bu soruyu yöneltmişti): “Sportif örgütler kendilerine, İsrail’in müsabakalara katılmaya devam etmesinin etik olup olmadığı sorusunu yöneltmelidirler.” Tahmin edileceği gibi, İsrail’de faşist Netanyahu hükümeti küplere bindi, Sánchez’i antisemitizmle suçlama yarışına girdiler. Yalnız, takdire şayandır, UOK başvuruyu cevapsız bırakmadı ve aynen şu cevabı verdi: “İsrail ve Filistin milli olimpiyat komiteleri UOK tarafından tanınmaktadırlar ve eşit haklara sahiptirler. Her ikisi de olimpiyat şartına uymaktadır ve biz, mevcut çatışmanın sporcular üzerindeki etkilerini hafifletmek için onlarla çalışmaya devam ediyoruz.”

Ne harika, öyle değil mi?

Suçtan muafiyet İsrail’in faşist hükümetiyle sınırlı değil elbette. Match TV geçen ayın ortasında UOK’ne sorduğu bir soru ve aldığı cevabı yayınladı. Soru şöyleydi:

“UOK ABD’nin Venezuela’daki eylemlerini nasıl değerlendiriyor? ABD bu yüzden, 2026 olimpiyat oyunları da dahil herhangi bir müsabakadan uzaklaştırılabilir mi?”

Bu fazlasıyla uzun yazıyı komitenin ikiyüzlülük abidesi saymak gereken cevabıyla bitirebiliriz:

“Çatışmalar ve anlaşmazlıklarla sarsılan bir dünyada, Uluslararası Olimpiyat Komitesi, sporun umut ışığı olması gerektiğine — dünyayı barışçıl rekabette birleştiren bir güç olduğuna — sıkı sıkıya inanmaktadır. Bu, olimpiyat hareketinin temelinde yatar ve olimpizmin temel prensiplerinden kaynaklanır. Bu, eylül 2025’te UOK Yürütme Komitesi tarafından bir kez daha vurgulanmıştır.

“Küresel bir örgüt olarak UOK, karmaşık gerçekliği yönetmek zorundadır. UOK her olimpiyat oyunlarında mevcut siyasi bağlamı ve dünyadaki son olayları dikkate almak zorundadır. Bunu her zaman başarıyla yaptık. Sporcuları kökenlerine bakmaksızın bir araya getirme yeteneği, değerlere dayalı, gerçekten küresel bir sporun geleceği için temel öneme sahiptir; bu spor, dünyaya umut aşılayabilir.

“Bu nedenle UOK, doğrudan siyasi meselelere veya ülkeler arasındaki çatışmalara müdahale edemez, çünkü bu bizim yetki alanımızın dışındadır. Bu, siyasetin alanıdır. Rolümüz, sporcuların kökenlerine bakmaksızın olimpiyat oyunlarına katılma fırsatını sağlamaktır.”

İnsan ister istemez neredeyse fiziksel bir mide bulantısı hissine kapılıyor.

Kaynak: Hazal Yalın / Harici

]]>
Başka bir spor tarihi: Burjuva olimpiyatlarına karşı işçi olimpiyatları https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/30687/baska-bir-spor-tarihi-burjuva-olimpiyatlarina-karsi-isci-olimpiyatlari/ Thu, 08 Aug 2024 09:15:03 +0000 https://yenidunya.org/?p=30687 Burjuva Olimpiyatları ve İşçi Olimpiyatları

Jules Boykoff / Verso / 6 Ağustos 2024

“İlk başta savaşa bir alternatif olarak düşünülen modern Olimpiyatların kendilerinin düşük yoğunluklu bir savaş biçimi haline gelmesi büyük bir ironidir.” – Mike Davis

Çevirmenin notu: Hem siyasi hem de sportif açıdan tartışmaların odağındaki Paris Olimpiyatları sona yaklaşırken, aşağıda çevirisini verdiğimiz makale önemli bir hatırlatma yapıyor: Bir zaman “burjuva” olimpiyatlarına karşı “işçi” olimpiyatları vardı! Faşist karanlık tüm kıtayı sararken, daha aydınlık bir dünya için “yarışan” işçi atletler, Cezayir ve Fas gibi sömürge ülkelerin yoksul sporcuları, Amerika kıtasının ırkçılıkla mücadele eden kara derili emekçileri Uluslararası İşçi Olimpiyatları’nda bir araya geliyor, milli marşlar yerini Enternasyonal’e, ulusal bayraklar yerini kızıl bayrağa bırakıyor, sportif rekabet için kültürel etkinlikler şart koşuluyor, Barselona’da faşist darbenin haberini alan “Halk Olimpiyatları” katılımcısı sporcular eline silah alıp Cumhuriyet’i savunmak için antifaşist siperlere koşuyordu.(*) Buna karşılık “burjuva” Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), “olimpiyat” sözcüğünü bile kendi mülkü ilan ediyor, Berlin’de “nazi olimpiyatları”nı düzenleme rezaletine de imza atıyordu. Son olarak, metindeki köşeli parantezler bize aittir.

İki savaş arası yıllarda, Uluslararası İşçi Olimpiyatları işçi hareketinin önemli bir parçasıydı. IOC tarafından uygulanan kısıtlayıcı amatörlük tanımı yüzünden pek çok işçi oyunlara katılamıyordu. Fakat bazılarının kökleri 1890’lara kadar uzanan işçi spor kulüpleri, Çekoslovakya’dan Kanada’ya kadar pek çok ülkede işçilere ve ailelerine fiziksel katılım için bir çıkış noktası sağladı. IOC’nin kökleşmiş elitizminin aksine, bu spor kulüpleri sporun demokratikleşmesini savundu ve beceri seviyesi ya da sınıfsal geçmişi ne olursa olsun herkesi katılmaya teşvik etti. 1920 yılında sendikacılar, kongrenin İsviçre’nin Lucerne kentinde yapılması nedeniyle Lucerne İşçi Sporları Enternasyonali veya LSI olarak da adlandırılan Sosyalist İşçi Sporları Enternasyonali’ni (SWSI) kurdular. SWSI, İşçi Olimpiyatlarının düzenlenmesinde başlıca liderlik rolünü üstlendi.

İlk İşçi Olimpiyatı 1925 yılında Frankfurt’ta düzenlendi. Dört gün süren etkinlikte on dokuz ülkeden 150.000 katılımcı yer aldı. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ülkelerin (Almanya ve Avusturya) davet edilmediği Antwerp (1920) ve Paris’teki (1924) “burjuva olimpiyatlarının” aksine, İşçi Oyunları tüm katılımcılara kucak açtı. Eğer bir spor dalında yarışmak isteniyorsa, kültürel festivale katılmak zorunluydu. Dolayısıyla katılımcılar sporlarını yaptılar ama aynı zamanda şarkı söylediler ve oyunculuk yaptılar. Açılış töreninde 1.200 kişilik bir koro yer aldı. Daha sonra 60.000 kişi “İşçilerin Toprak İçin Mücadelesi” adlı bir performans sergiledi. Açılış ve ödül törenlerinde ulusal bayrakların yerini kızıl bayraklar, ulusal marşların yerini ise “Enternasyonal” aldı. Bu oyunların sloganı “Artık savaş yok” idi. 

Olimpiyat, solda daha geniş çaplı ilişkilere zarar veren sekterlikten muzdarip olmasına rağmen büyük ölçüde başarılı olarak kabul edildi; SWSI ve komünist Kızıl Spor Enternasyonali (RSI) arasındaki anlaşmazlıklar, ikincisinin dışlanmasına yol açtı. İşçi spor örgütleri bir tarafı ya da diğerini seçmek zorunda kaldı. William Murray’in belirttiği gibi, “Her iki kuruluş da, genellikle stadyumları gibi sosyalist geçmişin kahramanlarına adanmış kendi spor toplantılarını düzenlediler, fakat ne birbirleriyle ne de birbirlerine karşı yarıştılar.” İkinci İşçi Olimpiyatı 1931’de Viyana’da gerçekleşti. Yirmi üç ülkeden yaklaşık 80.000 işçi-sporcu katıldı. Organizatörler katılımı artırmak için Oyunları Sosyalist ve İşçi Enternasyonali’nin dördüncü kongresiyle birleştirdi. Oyunlarda çocuklar için ayrı bir spor festivalinin yanı sıra sanat gösterileri ve kitleler için koşu ve yüzme etkinlikleri de yer aldı. Futbol turnuvasının final maçına yaklaşık 65.000 kişi katılırken, bisiklet finallerine 12.000 ve su topu şampiyonluk maçına 3.000 kişi gitti. Oyunların son gününde 250.000 olduğu tahmin edilen bir kalabalık, yaklaşık 100.000 atletten oluşan bir “şenlik yürüyüşü” izledi.

Viyana’daki sosyalist yönetim Olimpiyat için 1 milyon dolar maliyetle atletizm sahası, bisiklet parkuru ve yüzme havuzundan oluşan yeni bir stadyum inşa etti. Katılan binlerce sporcuyu ağırlamak için soyunma odaları inşa edildi. Robert Wheeler’a göre Viyana Olimpiyatı “birçok açıdan işçi spor hareketinin doruk noktasıydı” ve “Placid Gölü ve Los Angeles’taki 1932 Olimpiyatları ile karşılaştırıldığında daha olumlu ya da iyiydi.”

1936 yılında İspanya’daki Cumhuriyetçi hükümet, 1936 Berlin Olimpiyatlarına ya da “Nazi Oyunlarına” karşı bir Halk Olimpiyatı planladı. Comitè Català Pro-Esport Popular [Katalan Halk Sporları Komitesi], işçi atletlerin yanı sıra siyasi nedenlerle Berlin Oyunlarını boykot etmek isteyen IOC onaylı atletler için bir karma Oyunlar yaratma niyetiyle planlamaya öncülük etti.(**) Organizatörler katılımcılar için üç kademeli bir sistem kurdu: elit sporcular, elite yakın sporcular ve işçi spor kulüplerinden eğlence amaçlı sporcular. Finansman İspanya merkezi hükümetinden, Katalan özerk hükümetinden, Barselona Belediyesinden ve Fransa’daki Halk Cephesi hükümetinden geldi. Çok sayıda sanat sergisi planlandı. Katalan yazar Josep Maria de Sagarra Olimpíada Popular [Halk Olimpiyatları] marşının sözlerini, Alman müzisyen Hans Eisler ise orkestrasyonunu yaptı. IOC’nin aksine Halk Olimpiyatı organizatörleri, sömürge statülerine rağmen Cezayir ve Fas’tan sporcuların katılımına izin verdi ve Katalonya, Euskadi (Bask ülkesi) ve Galiçya’ya ulus statüsü tanıdı. Filistinli atletler ve ABD’li işçi atletler gibi Kanadalılardan oluşan bir grup da katılmayı planlıyordu. Fakat tüm bu planlar suya düştü.

Açılış töreninin yapılacağı 19 Temmuz 1936 günü, Francisco Franco liderliğindeki faşist güçler Olimpíada Popular’ı engelleyen bir darbe gerçekleştirdi. Bazı sporcular sokaklarda faşistlerle savaştı. Diğerleri ise daha güvenli yerlere kaçtı. Halk Olimpiyatı iptal edilmiş olsa da, üçüncü Uluslararası İşçi Olimpiyatı ertesi yıl Antwerp’te başarıyla düzenlendi. On yedi ülkeden yaklaşık 27.000 işçi sporcu katıldı. Oyunların son gününde stadyumdaki etkinliklere yaklaşık 50.000 kişi katıldı ve 200.000 kişi şehir boyunca final yürüyüşü yaptı.

Bu oyunlarda RSI sporcularının Avrupa’da faşizmin yükselişine karşı birleşik bir cephe olarak katılmalarına izin verildi. Bu emek dayanışması –Halk Cephesi– kayda değer ve İşçi Olimpiyatları tarihinde benzersizdi. Spor festivali Barselona’nın iddialı bir şekilde planlanan ihtişamına ulaşamamış olsa da, düzenlendiği zorlu dönem göz önüne alındığında önemli bir başarı olarak kaldı. Bir sonraki Uluslararası İşçi Olimpiyatı’nın 1943 yılında Helsinki’de yapılması planlanmıştı, fakat İkinci Dünya Savaşı bunun gerçekleşmesini engelledi.

Başarılarına rağmen, İşçi Olimpiyatları dönemin ana akım medyası tarafından büyük ölçüde marjinalize edildi ve daha geniş kitlelere ulaşmaları sınırlandırıldı. Sosyalistler ve komünistler arasındaki bölünme de etkinliklerini engelledi. Oyunlarda, atletizm rekorları kırma taahhüdü ile rekabetçi olmayan kitlesel katılım taahhüdü arasında da belirli bir gerilim vardı; rekor kırmak için çabalayan birçok işçi sporcu arkadaşları tarafından “burjuva” olarak etiketlendi. James Riordan, aleni siyasetin İşçi Oyunlarının siyasi değerinin altını oymuş olabileceğini savunuyor: “Birçok işçi sporu lideri, bir spor organizasyonunun daha az aleni bir şekilde siyasi olarak daha etkili olabileceğini anlayamadı.” Kadın Olimpiyatları gibi, alternatif İşçi Olimpiyatları da IOC’nin iktidar simsarları üzerinde kesinlikle bir etki yarattı. 

Avery Brundage arşivinde 1936 Barselona Halk Olimpiyatı ile ilgili broşürlerin yanı sıra Amatör Atletizm Birliği’ne bu oyunlara katılmaları için yapılan bir davet de bulunmaktadır. Bu tür bir terminoloji, IOC’nin alternatif Oyunların organizatörlerinin Olimpiyat markasını ihlal ettiği yönündeki endişelerini arttırdı. IOC İcra Komitesi’nin 1925 tarihli tutanakları şunu not ediyordu: “‘Olimpiyat’ kelimesinin yanlış kullanımı [sic] hızla artıyordu ve bunu kullanan organizasyonlar arasında ‘Kadınlar için Olimpiyat Oyunları’, ‘İşçi Olimpiyat Oyunları’, ‘Öğrenci Olimpiyat Oyunları’ vardı. Bu kuruluşların üyeleri hazır bulundu ve ‘olimpiyat’ kelimesinin IOC’nin malı olduğu ve kullanılamayacağı söylendi.”

Bununla birlikte yakın zamanda Olimpíada Popular resmi Olimpiyat tarihine yeniden dahil edildi; Barselona’daki Olimpiyat Müzesi’nde alternatif yarışmanın posterleri ve organizatörlerin hedeflerinin kısa bir açıklaması yer alıyor. Bu arada “burjuva olimpiyatları” da devam etti.

— Jules Boykoff’un Power Games: A Political History of the Olympics [İktidar Oyunları: Olimpiyatların Siyasi Tarihi] kitabından düzenlenmiş bir parçadır.


(*) Nazi zulmünden kaçan Alman-Yahudi sporcu ve direnişçi Max Friedemann, Halk Olimpiyatları’na katılmak için bulunduğu Barselona’da faşist-frankist darbenin haberini aldığında silah bulma umuduyla Komünist Parti bürosuna gider ve “hiç kalmadığı” yanıtını alır. Friedemann ve daha sonra “Thälmann Tugayı” olarak İspanya İç Savaşı’nda savaşacak arkadaşları sonraki günlerini avcılık dükkânlarından tüfek ve silah alarak geçirir. Friedemann, Barselona’da faşist darbeye katılan garnizonu kuşatan antifaşist birliğin de içindedir. Hikâye için bkz. Giles Tremlett, The International Brigades: Fascism, Freedom and the Spanish Civil War (Bloomsbury, 2021), Londra, s. 25.
(**) Halk Olimpiyatları’nın “ruhunu” anlamak isteyen okurları şu uzun alıntıyı okumaya davet ediyoruz: “Buna karşılık, Halk Olimpiyatı’nın resmi afişinde üç yüzden biri olarak siyah bir sporcunun yüzü yer alıyordu. Organizatörler ABD takımında ‘zenci sporcuların’ yer almasını özellikle istemişlerdi çünkü ‘biz ırklar ve halklar arasında kardeşliği temsil eden gerçek Olimpiyat ruhunu savunuyoruz… Olimpiyatlarımız zenciler, Yahudiler ve Araplar gibi yasaklanan ya da ayrımcılığa uğrayan ırklara bir fırsat verecektir.’ ABD takımında, ‘Nazi Almanya’sındaki ırkçı ve dini ayrımcılığı’ protesto etmek için ABD Olimpiyat takımına girmeyi reddeden Pittsburgh’lu on dokuz yaşındaki yetenekli siyah Altın Eldiven şampiyonu boksör Charles Burley (49 maç, 43 galibiyet –13 nakavt dahil– ve 6 mağlubiyet) de yer aldı. Siyah sendikacı, sprinter ve engelli koşucu Dorothy ‘Dot’ Tucker da on kişilik takımla birlikte Atlantik’i geçti. Beyaz atletlerini giymiş olan Burley ve Cornell Üniversitesi’nden ağır sıklet Irv Jenkins, kendilerini Avrupa’ya götüren geminin güvertesinde antrenman yapmışlardı. […] Hem Amerika’da hem de Avrupa’da ırk, eğitim ve sınıfı birbirinden ayıran çizgilerin bu denli yuvarlak bir şekilde görmezden gelinmesi hâlâ çarpıcı bir şekilde alışılmadık bir durumdu.” Bkz. age, s. 20. (ç.n.)

Kaynak: Erman Çete / Harici

]]>