sosyal devlet – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Tue, 10 Feb 2026 11:48:44 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.3 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png sosyal devlet – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi https://yenidunya.org/yurt/33785/tum-emekli-senden-6-subat-depremi-degerlendirmesi/ Tue, 10 Feb 2026 11:48:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=33785
Tüm Emekli-Sen'den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

2021 Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) Merkez Yürütme Kurulu, 6 Şubat 2023 doğal felaketinin 3. yılında, AKP iktidarının depremlere yaklaşımını eleştiren ve doğal felaketlerde alınması gereken önlemleri sıralayan yazılı bir açıklama yaptı.

Bilimin rehberliği!
2021 Tüm Emekliler Sendikası MYK’nun 6 Şubat 2023 Depremiyle ilgili değerlendirmesi:
Geçen hafta 6 Şubat 2023 depreminin 3. yıl dönümüydü, her 6 Şubat’ta yüreğimiz tekrar kanıyor. Kaybettiğimiz canlarımızı bir daha andık, birbirimize söz verdik, bir daha benzer felaketler yaşamayalım diye nasıl tedbirler almamız gerektiğini konuştuk. Deprem dirençli kentler, afetlere dayanıklı konutlar, okullar hastaneler yapılsın, yaşam alanlarımız emekçilerin mezarı olmasın diye yapabileceklerimize yoğunlaştık. Yurttaş olmanın vatandaş olmanın seçmen ve insan olmanın bize yüklediği savsaklanamaz çok önemli bir görevimiz var. Bu görev iktidarları denetlemektir, halkın vergilerinin halk için harcanmasının sağlanmasıdır. Emekçiler kendilerini ve toplumu koruma bilinciyle donandığında, iktidarları denetleme görevini hakkıyla yerine getirdiğinde yeni 6 Şubat’ların önüne geçebiliriz.

Ne olmuştu 6 Şubat 2023’te? Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Elazığ illerini derinden etkileyen büyük bir deprem olmuştu. Deprem büyüktü evet, ama kayıplarımız olağanın ötesindeydi. Çünkü deprem uzmanlarının ve bizzat devlet kurumlarının resmî uyarılarına rağmen deprem öncesi hazırlıkları yapmamıştı AKP iktidarı, depremde kurtarma ve yardım çalışmalarını da vaktinde başlatmadı, devletin gücünü harekete geçirmekte geç kaldı. Kaybedilen çok değerli ilk 48 saatte, ilk 72 saatte halkın gönüllü seferberliği elbette ki yetmedi.

Deprem bölgesinde yeniden inşa çalışmaları da hâlâ bitmedi. Konteyner kentlerden kalıcı konutlara geçiş tamamlanmadı.

Tüm sorumluları görevlerini yapmaya, yaraları hızlıca sarmaya ve insanca yaşanabilecek konutları acil teslim etmeye; ülkemizin bir daha benzer felaketleri yaşamaması için, bilimin rehberliğinde depremlere ve afetlere dirençli kentler oluşturmaya çağırıyoruz.

İktidar yerle bir olmuş deprem kentlerinde yeniden inşa çalışmalarından kendisine övünç payı çıkarmaya çalışıyor. Uzun iktidarı boyunca kentleri depreme hazırlamadığı gerçeğini ve defalarca çıkardığı imar aflarıyla çürük binaları insanlara mezar ettiğini unutturmaya çabalıyor. Bunların üzerine de deprem anındaki liyakatsiz, eş güdümsüz, beceriksiz tutum eklendiğinde tablo tamamlanıyor. Buradan övünç çıkmaz, utanç çıkar.

İsterdik ki konut sorunu sadece deprem bölgesiyle sınırlı olsun, hep birlikte tüm gücümüzle yeniden inşayı tamamlayıp insanları barınmaya aşa işe güvenliğe kavuşturalım. Ne yazık ki öyle değil, bugün güzel ülkemizin her köşesinde konut sorunu ilk sıralarda.

Eski yıllarda çok sayıda ’emekli dostu kent’lerimiz vardı. 2011 yılında başlayan yanlış dış politika tercihleriyle bütün kentlerimiz sığınmacı/göçmen akınına uğradı. Ardından 6 Şubat 2023 depremiyle, depremzede kardeşlerimiz bu kentlere dağıldılar. Depremzedeler büyük bir gönül hoşluğuyla karşılandılar, halkımız zor günde dayanışmanın gereklerini yerine getirdi. Ama tüm bunlara bağlı olarak konut sorunu emekçiler ve emekliler için her yerde yakıcı hâle geldi.

Tüm Emekli-Sen'den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

Eski yıllarda emekliler aylıklarının üçte biri, en fazla yarısıyla mütevazı bir konutta oturabilirken, 2020 yılından beri aylıklar kiraya yetmez oldu. Emekliler bu ekonomik kırımdan en fazla etkilenenler arasındadır. Ucuz soğuk otel odalarını, otogarları mesken tutmak, hastane acillerini ısınmak için kullanmak, kahveye oturamayıp parklarda vakit geçirmek kaderleri oldu.

İktidar TOKİ eliyle her seçim öncesinde konut kampanyaları düzenliyor. 2022 yılında büyük bir gürültüyle “İlk evim arsa’’ adlı konut ve arsa kampanyası açıklamıştı. Bu kampanyada kuralar çekildiği, ön ödemeler tahsil edildiği hâlde, henüz arsasına kavuşup inşaata başlayabilen bir kişi bile yok. Şimdi de önümüzdeki seçimde sahte umut yaratmak üzere 500 bin sosyal konut projesi açıkladılar.

Konut açığı ülkemizde en yüksek düzeydedir. Sorunun kaynağı olan iktidarın konut sorununu halkçı anlayışla çözme niyeti ve iradesinin olmadığı ortadadır. Başta İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere ilçe belediyeleriyle eş güdüm içerisinde, gerçek anlamda en yoksulları gözeten uygulanabilir sosyal konut projesini ayrıntılandırarak topluma sunmalı, bu kanayan yaraya merhem olacak halkçı çözümleri hızla gerçekleştirmelidir.

Çoktan iflas etmiş neoliberal kapitalizmin buyruklarından çıkmayan iktidarı ve ekonomi yönetimini tekrar uyarıyoruz. Serbest piyasayla, altta kalanın canı çıksın anlayışıyla varılacak yer toplumsal felakettir, bu yoldan geri dönün. Bakın, biz bugünün emeklileri cumhuriyetin kurucu kadrolarının torunlarıyız, hepimiz tarımda ve sanayide devlet işletmelerinin, kamu kuruluşlarının aşinasıyız. Kimimiz o kurumlarda görev aldı, bazılarımız kreşlerinde büyüdü, tiyatrolarına gitti, en azından Sümerbank üretimi kumaşla giyindi, ayakkabısını kullandı. Kamu kurumlarındaki sendikalaşma ve toplu sözleşme düzeni bütün iş yaşamı için çıpa görevi yaparak çalışanların ve emeklilerin haklarının korunmasını ve genişlemesini sağladı.

Tarımı hayvancılığı sanayisi eğitimi ve sağlığıyla kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik, güzel ülkemizin alnı ak başı dik onurlu emekçileriydik. Cumhuriyetin kamucu halkçı geleneğiyle biriktirdiklerimizi, devlet işletmelerini, limanları, çiftlikleri, şeker fabrikalarını, SEKA’yı, Sümerbank’ı, Türk Telekom’u, Tüpraş’ı, Tedaş’ı özelleştirmelerle satıp savdınız, yandaş tekellere aktardınız, gençlerimizi işsiz, öğrencilerimizi aşsız, işçimizi yoksul, esnafı siftahsız, çiftçiyi ekimsiz bıraktınız.

Çare planlı ekonomiye geçmek, yeniden devletleştirme, yeniden kamulaştırmadır. Kamunun gücü bir avuç rantiye, iç ve dış tefeci, holdingleşen tarikatlar, dolar milyoneri ve milyarderleri için değil emekçiler için kullanılmalıdır.

]]>
TÜRK-İŞ: Asgari ücret ve yaşam maliyeti arasındaki açık derinleşiyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/33727/turk-is-asgari-ucret-ve-yasam-maliyeti-arasindaki-acik-derinlesiyor/ Fri, 30 Jan 2026 09:51:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=33727 TÜRK-İŞ Ocak 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırması açıklandı.
Araştırma sonuçlarına göre:
-Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 31.224 TL.
-Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 101.706 TL.
-Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 40.541 TL.
-Mutfak enflasyonu aylık %3,58 on iki aylık %41,08 yıllık ortalama %39,79 olarak hesaplandı.

Asgari ücret, sosyal devlet anlayışı çerçevesinde ve Anayasa’da güvence altına alınan insan onuruna uygun bir yaşam hakkı esas alınarak değerlendirilmelidir. Bu ücret, yalnızca barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi zorunlu ihtiyaçları değil, kültürel ve sosyal gereksinimleri de karşılayabilecek bir düzeyde olmalıdır. Ancak artan yaşam maliyetleri karşısında ücretlerin yetersiz kalması, çalışanların alım gücünü azaltmakta; temel ve zorunlu harcamalara erişimi her geçen gün daha da güçleştirerek geçim koşullarının zorlaştırmaktadır.

TÜRK-İŞ tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Ocak ayı sonucuna göre;
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 31.223,88 TL’ye,
-Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 101.706,40 TL’ye
-Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 40.540,91 TL’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ: Asgari ücret ve yaşam maliyeti arasındaki açık derinleşiyor

TÜRK-İŞ’ in verilerine göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Ocak 2026 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir:
-Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 3,58 oranında gerçekleşti.
-On iki aylık değişim oranı yüzde 41,08 oldu.
-Yıllık ortalama artış ise yüzde 39,79 olarak gerçekleşti.

TÜRK-İŞ: Asgari ücret ve yaşam maliyeti arasındaki açık derinleşiyor

TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan piyasadan çarşı-pazar-market dolaşılarak gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre Ocak 2026 itibariyle şu şekilde oldu:
•Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin bulunduğu grupta; bu ay da artış devam etti. Fiyat artışı önceki ayları göre daha sınırlı gibi görünmekle birlikte, söz konusu ürünlerin insan vücudu için gerekli temel besinler arasında yer alması ve özellikle çocuklar ile gençlerin dengeli beslenmesi açısından önem taşıması nedeniyle hanehalkı bütçesi üzerindeki baskısı sürmektedir.

•Et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller ürünlerinin yer aldığı grupta; dana ve kuzu eti fiyatlarında bu ay da artış gözlemlenmiştir. Tavuk eti kilogram fiyatında, geçen ay olduğu gibi bu ay da artış tespit edilmiştir. Yumurta fiyatlarında ise bu ay bir miktar gerileme görülmüştür. Balık ürünlerinde tezgâhlardaki ürün çeşitliliği artmaya devam etmekle birlikte, buna rağmen fiyatlarda da artış gözlemlenmiştir. Bu ürün grubu içerisinde en yüksek artışın tavuk ve balık fiyatlarında olduğu görülmüştür. Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, yeşil ve kırmızı mercimek) grubunda ise bu ay önemli bir değişiklik tespit edilmemiştir.

TÜRK-İŞ: Asgari ücret ve yaşam maliyeti arasındaki açık derinleşiyor

•Meyve-sebzenin ortalama fiyatı bu ay artış göstermiştir. Geçen ay bir miktar gerileyen sebze fiyatları bu ay yükselirken, meyve fiyatlarında ise sınırlı bir azalış gözlemlenmiştir. Lahana ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin yanı sıra salata yeşilliklerinin bulunduğu sebze grubundaki ve patatesin kilogram fiyatında gerçekleşen artışlar genel sebze fiyatlarının yukarı yönlü seyretmesinde etkili olmuştur. Hesaplamada -bu ay- 24’ü sebze ve 8’i meyve olmak üzere toplam 32 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Sebze ortalama (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 89,94 TL, ortalama meyve kg fiyatı 109,06 TL oldu. Meyve-sebze ortalama kg fiyatı ise 89,34 TL (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada “Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı” kapsamında değerlendirilmektedir) olarak tespit edilmiştir.

•Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmek fiyatı bu ay değişmemiştir. Pirinç fiyatlarında da önceki aya kıyasla herhangi bir değişiklik gözlemlenmemiştir. Buna karşılık, un ve makarna fiyatlarında artış tespit edilirken, bulgur fiyatı sınırlı bir gerileme göstermiştir. Genel olarak, grup içerisindeki fiyatların farklı yönlerde hareket ettiği gözlemlenmiştir.

•Temel yağ ürünleri grubunda, ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin kilogram fiyatları bu ay büyük ölçüde değişmemiştir. Zeytinyağı fiyatlarında dalgalı seyir bu ay da devam ederken, siyah ve yeşil zeytin fiyatlarında sınırlı bir artış gözlemlenmiştir. Yağlı tohum ürünlerinde ise ciddi bir fiyat hareketliliği tespit edilmemiştir.

•Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünlerinin fiyatlarında artış gözlemlenmiştir. Çay ve ıhlamur fiyatları yükselirken, salçanın kilogram fiyatında çok sınırlı bir düşüş tespit edilmiştir. Diğer ürünler arasında yer alan reçel, bal ve şeker fiyatlarında ise önemli bir değişiklik gözlemlenmemiştir.

TÜRK-İŞ: Asgari ücret ve yaşam maliyeti arasındaki açık derinleşiyor
]]>
Zengine han hamam yoksula ot saman https://yenidunya.org/yazarlar/fatih-kaplan/33617/zengine-han-hamam-yoksula-ot-saman/ Sat, 10 Jan 2026 08:41:54 +0000 https://yenidunya.org/?p=33617 Yılın yalanı nedir? Emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik
İktidar sözcüleri bir yandan emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik diye yılın en büyük yalanını bıkmadan tekrarlıyorlar. Diğer yandan da emeklilerimizin zor durumunu biliyoruz, onları rahat ettirmek için bütçe olanaklarını sonuna kadar kullanacağız diyorlar.

CHP dün (9 Ocak 2026) emeklilerin sorunlarının tespiti için araştırma önergesi verdi. CHP, asgari ücretin 39 bin liraya en düşük emekli aylığının da asgari ücret düzeyine çıkarılmasını uzun zamandır dillendiriyordu. Araştırma önergesiyle ilgili açıklama yapan AKP sözcüsü İsmail Güneş dedi ki: “Muhalefet partilerine sesleniyorum. İktidar olmak istiyorsanız emeklilerimize yerine getirmeyeceğiniz vaatlerde bulunmayın”. Ve gene bizi şaşırtmadılar, önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

Yani demek istiyor ki sayın vekil, emekçinin emeklinin dulun yetimin kadının çocuğun gencin kaderidir yoksulluk, hiç şikâyet etmeden yaşamalıdır bu kaderi. Aslan payı ise holdinglere tarikatlara rantiyeye tefeciye dolar milyarderi ve milyonerlerinedir.

Emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik yalanı kabak gibi ortada
2002 yılı Aralık ayında asgari ücret 184 TL iken en düşük işçi emeklisi aylığı bunun yüzde 40 fazlası olan 257 TL idi. Bu hesabı bugüne uyarlarsak en düşük emekli aylığının asgari ücretin yüzde 40 fazlası olan 39 bin 305 TL olması gerektiğini görürüz.

İktidar dün en düşük emekli aylığının 20 bin olması için teklif getirdiğini açıkladı. En düşük emekli aylığı 20 bin lira olduğunda bile olması gerekenin ancak yarısına ulaşıyor. Niye getiriyorlar bu teklifi? Çünkü emeklilik sistemini öyle bozdular ki şu anda 16 bin 881 lira en düşük emekli aylığı alanların kök aylığı daha düşük, aradaki fark hazineden tamamlanıyor. Her defasında yeniden yasa çıkarmak gerekiyor. Emeklilik sisteminin bu bozuk hâli herkesi yoksullukta eşitlemeye doğru gidiyor.

Yoksulluğu değil refahı paylaşalım
En düşük emekli aylığının 20 bin lira olması için uygulanması gereken artış oranı yaklaşık yüzde 18.5’dur. Aylıklarına hazine yardımı yapılmayan diğer SSK ve Bağ-Kurlu emekliler ise ısmarlama TÜİK hesabıyla yüzde 12.19 artış alacak. Böylece dipte eşitlenme yoğunlaşacak.

Yapılması gereken geçici yamalar değil, yukarıda örneğini verdiğimiz gibi en düşük emekli aylığının 2002 koşullarının bugüne uyarlanması yani 39 bin 305 lira olmasıdır. Asgari ücret de bu düzeye çıkarılmalıdır. Ardından diğer emekli aylıkları da  prim gün sayısı esasına bağlı olarak yükseltilmelidir.

]]>
‘Vatandaşlık maaşı’ illüzyonu! https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33353/vatandaslik-maasi-illuzyonu/ Mon, 24 Nov 2025 13:36:56 +0000 https://yenidunya.org/?p=33353 Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin yeni tartışma konularından biri “Vatandaşlık Maaşı” veya “Temel Vatandaşlık Geliri” olacak. Bu mesele sosyal politikanın en önemli konusu olacak. Bir yanda hükümet yanlısı basında AKP’nin “Vatandaşlık Maaşı” uygulamasını başlatacağına dair haberler, diğer yanda CHP’nin program taslağında sıkça tekrarlanan “Temel Vatandaşlık Geliri” vaadi… Ortalık kavram kargaşasından geçilmiyor; sapla saman birbirine karışmış durumda. Gelin bu illüzyonu dağıtalım.

AKP: VATANDAŞLIK MAAŞI MANİPÜLASYONU

Geçen hafta hükümete yakın bir gazetenin yaptığı propaganda amaçlı bir haber üzerine “Vatandaşlık maaşı geliyor” algısı yaratıldı. Oysa başlıkla haber içeriği uyumsuzdu. Her şeyden önce AKP hükümetinin önerisi bir “vatandaşlık maaşı” değil. Bunun doğru adı Asgari Gelir Desteği’dir.

Sosyal ödeneklere “maaş” denmesi ise başlı başına bir faciadır. Maaş, çalışma karşılığı memurlara yapılan bir ödemedir. Sosyal destekler ise maaş değil, sosyal devletin bir gereği olarak çalışamayanlara ve yoksullara yapılan kamusal ödemelerdir. Ancak “maaş” kelimesi işin cazibesini artırıyor, hükümetin “herkese maaş bağladığı” algısına hizmet ediyor. Bu nedenle öne çıkarılıyor. Aynı şey emekli aylık ve gelirleri ile işsizlik ödeneği için de yapılıyor. “Emekli maaşı “ve “işsizlik maaşı” deniyor.

AKP’nin Vatandaşlık Maaşı ile kastettiği aslında asgari gelir desteğidir. Cumhurbaşkanlığı 2026 Yıllık Programı incelendiğinde, hedefin “aile odaklı ve fert başına asgari bir geliri garanti edecek bütünleşik bir sosyal yardım sistemi” olduğu görülüyor.

Ancak bu yeni bir konu değildir; 12. Kalkınma Planında yer alan bir hedeftir. Bu hedef 2024 ve 2025 Cumhurbaşkanlığı (CB) programında da vardı. Şimdi bu hedef “kopyala-yapıştır” olarak 2026 CB Yıllık Programında da tekrarlanmıştır. Yani konu yıllardır tekrarlanmaktadır. AKP’nin yıllardır tekrarladığı ancak adım atmadığı bir konu yeniden pişirilip gündeme taşınmış durumda.

Öte yandan AKP’nin ta 2006’dan beri sosyal yardımların ve primsiz ödemelerinin merkezi ve tek bir programda (asgari gelir desteği gibi) birleştirilmesine karşı çıktığı ve bunun yerine yurttaşı müşteri yerine koyan klientalist ve ayrımcı bir sosyal yardım politikası izlediği unutulmamalıdır.

Bunların yanında 2026 CB Yıllık Programı incelendiğinde 2026 Bütçesinde Sosyal Yardım ve Primsiz Ödemeler kaleminin 734 milyar TL olduğu görülecektir. Bir önceki yıla göre artış yüzde 30 civarında ve toplam 172 milyar TL’dir.

Halen sosyal yardımlardan faydalanan toplam hane sayısı 4,5 milyondan fazladır. Bu hanelere düzenli ve makul (örneğin asgari ücret) düzeyde bir gelir desteği sağlanması lazım. Mevcut sosyal yardım bütçesinin diğer tüm uygulamalarını dahi buraya kaydırsanız mevcut bütçe ile bu mümkün değildir. Yardım alan hanelere asgari gelir desteği sağlamak için mevcut sosyal yardım bütçesinin birkaç katı kaynağa ihtiyaç vardır. Faize yapılan ödemeler kadar (2026 için 2,7 trilyon TL) sosyal yardım kaynağı ayrılsa insani bir asgari gelir desteği mümkün olabilir.

734 milyar TL’lik 2026 sosyal yardım bütçesi ihtiyaç sahibi hanelere bir “vatandaşlık maaşı” vermeye yetmez. Yapılacak olan, mevcut sosyal yardımların makyajlanmasından ibaret olacaktır. Heyecana mahal yok; bu kaynakla hane düzeyinde asgari ücretin garanti edileceğini düşünmek hayaldir!

CHP: DOĞRU HEDEF HATALI KAVRAM

Kavram kargaşası sadece iktidar kanadında değil. CHP’nin program taslağında da “Temel Vatandaşlık Geliri” hedefi yer aldı. Ancak içerik incelendiğinde, CHP’nin de aslında “gelir testine” dayalı bir Asgari Gelir Desteği önerdiği görülüyor.

Burada ciddi bir terminoloji hatası var. Temel Vatandaşlık Geliri (TVG) veya Evrensel Temel Gelir (ETG), zengin-yoksul ayrımı yapmaksızın herkese ödenen bir paradır. Oysa CHP, yoksulların gelirini yükseltmeyi hedefliyor. Doğru bir politika olan Asgari Gelir Desteği popüler ama yanlış bir kavramla Temel Vatandaşlık Geliri olarak sunuluyor. Temel Vatandaşlık Geliri kavramı CHP program taslağında sık sık tekrarlanıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde öne çıkacağı anlaşılıyor. Ancak hatalı kavramlarla doğru politika olmaz.

Temel Vatandaşlık Geliri veya Vatandaşlık Maaşı kavramı bambaşka bir meseledir. Asgari gelir desteği daha doğru bir politikadır ve geliri düşük olanların gelirini yükseltmeyi amaçlar. CHP doğru bir politikayı hatalı bir adla kavramsallaştırarak kafa karışıklığına yol açacak bir yol izledi.

Öte yandan bu gelir desteği için “gelir testi” öngörülmesine gerek yoktur. “Gelir testi” çok tartışmalı bir uygulamadır. Gelir testi klientalizme ve damgalanmaya yol açar. Gelir testine dayalı değil hak temelli ve objektif kriterlere dayalı bir vatandaşlık hakkı olarak asgari gelir desteği uygulanmalıdır. Devlet elindeki verileri kullanarak düşük gelirli ve gelirden yoksun vatandaşlara insani bir asgari gelir desteğini sağlayabilir. Umarım taslaktaki bu hatalı unsurlar Kurultay’da düzeltilir.

TEMEL GELİR TUZAĞI!

Artan bölüşüm sorunları, gelir adaletsizliği ve derinleşen yoksulluk, dünyada temel gelir tartışmalarını giderek daha fazla gündeme getiriyor. Bu nedenle ilk bakışta kulağa hoş gelen bir fikir öne çıkıyor: Evrensel Temel Gelir (ETG) (Universal Basic Income) ya da bir diğer adıyla Temel Vatandaşlık Geliri (TVG). Peki, neden Temel Vatandaşlık Geliri veya Evrensel Temel Gelir (ETG) kavramlarına mesafeli durulmalı?

İlk bakışta “herkese koşulsuz para” fikri kulağa hoş, insancıl ve adil gelebilir. Ancak bu öneri, neoliberal ve ana akım iktisatçılar (ve son dönemde OpenAI CEO’su Sam Altman gibi teknoloji devleri) tarafından da savunulmaktadır. TVG veya ETG yaklaşımlarının özü, bireylere temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde bir gelirin devlet tarafından koşulsuz olarak garanti altına alınmasıdır. Bu modelde ödeme, ülkedeki tüm vatandaşlara veya yerleşik kişilerin tamamına, zengin veya yoksul olmaları, yalnız ya da birlikte yaşamaları, çalışıp çalışmadıkları veya çalışmak isteyip istemedikleri dikkate alınmaksızın sabit bir tutarda yapılmalıdır. Ancak bu modelin ardında derin sorunlar gizlidir:

• Eşitsizliği Derinleştirir: İhtiyacı olmayana, varsıla neden sosyal ödeme yapılsın? Zenginle yoksulun, engelliyle sağlıklı bireyin aynı miktarı alması adalet değil, eşitsizliğin yeni bir biçimidir. İhtiyacımız olan biçimsel eşitlik değil, gerçek sosyal adalettir.

• Sosyal Devleti Eritir: ETG’yi savunan neoliberal yaklaşım, sosyal devletin yerine “nakit devlet”i geçirmeyi hedefler. “Herkese para veriyoruz” denilerek sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik hizmetleri kısıtlanabilir. Banka hesabına yatan para karşılığında kamusal haklar sessizce erir.

• Maliyet Sorunu: Mütevazı bir temel gelir programı bile devasa kamu harcaması gerektirir. Bu kaynağı yaratmak için mevcut sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinin tasfiye edilmesi riski vardır.

Kısacası Evrensel Temel Gelir, sosyal sorunları çözmek yerine, sorunu “piyasa içinde nakit transferine” indirger.

ÇÖZÜM: ASGARİ GELİR GÜVENCESİ

Yoksullukla ve adaletsizlikle mücadelede doğru politika, Asgari Gelir Desteği/Güvencesi (AGD)’dir. AGD, herkese değil, geliri yetmeyene verilir. Kaynakları ihtiyacı olana yönlendirir. Amaç herkese eşit para dağıtmak değil, herkesi asgari yaşam standardına ulaştırmaktır

AGD, belirli bir eşiğin altındaki vatandaşlara daha fazla kaynak ayrılmasını mümkün kılar. TVG uygulamasında kaynaklar tüm nüfusa dağıtıldığı için büyük maliyetlere yol açar ve devletin diğer sosyal harcamalarının kısılması tehlikesini yaratır. AGD uygulamasında ise kaynaklar sadece ihtiyacı olanlara yönlendirildiği için ihtiyaç sahibi yurttaşlara daha fazla kaynak ayırmak mümkündür.

AGD, hukuki altyapısı, uygun mekanizmalar ve yeterli kaynaklar ile desteklendiği takdirde, yoksullukla mücadele ve bireylere onurlu bir yaşam standardı sağlamak için daha gerçekçi ve uygulanabilir bir politika aracıdır. Asgari Gelir Desteği, ILO’nun 202 sayılı Sosyal Koruma Tabanları Tavsiyesi ile oldukça uyumlu ve sosyal güvenlik sistemlerini güçlendiren bir yaklaşımdır. Ayrıca bu uygulama Avrupa’da oldukça yaygındır.

Aslında AKP de CHP de Temel Vatandaşlık geliri veya Evrensel Temel Gelir politikalarını savunmuyor. Bu kavramların popülerliğinden ve cazibesinden yararlanarak böyle kavramlar kullanıyorlar. Öte yandan AKP 23 yıldır karşı çıktığı sosyal yardımların/ödemelerin hak temelli olması ve primsiz ödemelerin tekleştirilmesi politikasına yanaşmış gözüküyor. Ancak bunun bir seçim kozu olduğu anlaşılıyor. CHP ise doğru bir politikayı hatalı bir kavramla kamuoyuna sunuyor.

Sonuç olarak; ne iktidarın “maaş” illüzyonuna ne de kulağa hoş gelen “temel gelir” tuzağına düşülmelidir. Çözüm, çalışma sürelerinin düşürülerek istihdamın artırılması, ücretlerin yükseltilmesi ve Asgari Gelir Desteği/Güvencesi ile güçlendirilmiş güçlü bir sosyal devlet ve sosyal güvenlik sistemidir. Asgari Gelir Desteği yaklaşımı sağlık, eğitim, barınma ve sendikal haklarla bir bütündür.

Vatandaşlık Maaşı tartışmaları, aslında yoksulluğu yönetmeyi amaçlayan mevcut sosyal yardımların makyajlanmasından ibarettir. İhtiyacımız olan şey, kavramların içinin boşaltıldığı hayali vaatler değil, insan onuruna yaraşır ve hak temelli bir Asgari Gelir Güvencesi sistemidir. Çözüm, sadaka kültürünü besleyen ve yurttaşı müşteri olarak gören sistemde değil güçlü bir sosyal devlettir.

∗∗∗

Meraklısı için kaynak önerisi: Temel Gelir tartışmalarına eleştirel bir yaklaşım için şu makaleye bakılabilir: Orkun Saip Durmaz ve İzel Gözde MEYDAN, (2024) “Temel Gelir Yaklaşımı Üzerine Eleştirel Tezler”, Çalışma ve Toplum dergisi https://doi.org/10.54752/ct.1413893

Kaynak: Aziz Çelik / BirGün

]]>
En düşük emekli maaşı asgari ücret olamaz! https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/31257/en-dusuk-emekli-maasi-asgari-ucret-olamaz/ Wed, 13 Nov 2024 10:39:30 +0000 https://yenidunya.org/?p=31257 Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme…

Asgari ücret, çalışma hayatına yeni başlayan bir işçiye ödenmesi gereken temel ücrettir. Çalışma süresi boyunca, işçinin kıdemine, sahip olduğu mesleki niteliğe ve işyerinde mevcut sendikal haklara bağlı olarak artması gerekir. Ancak, ne yazık ki günümüzde ülke çapında yaygın olarak uygulanan ortalama ücret haline gelmiştir.
Açlık sınırının 22 bin lirayı, yoksulluk sınırının 68 bin lirayı, ortalama ev kirasının 23 bin lirayı aştığı bir ülkede; genç yaşta asgari ücretle işe başlayan ve hayatı boyunca çalışarak emekli olmuş insanlara, sanki yeniden işe başlıyormuş gibi asgari ücret tutarında emekli aylığı teklif edilemez.
Biz emekliler yıllarca çalıştık, ürettik ve emekliliğimizde insanca yaşayabilmek için devlete prim ve vergi ödedik. Sadaka istemiyoruz. Maaş ve ücretlerimizden yıllar boyunca kesilen ve işletilen primlerimizin karşılığını istiyoruz. Emeğimizin ve alınterimizin karşılığında insanca yaşamak hakkımız değil mi?
Dilenci değil emekliyiz. Sadaka değil, insanca yaşanacak maaş istiyoruz!
İktidarın yalan makinesi TÜİK’in sahte enflasyon rakamlarına göre yüzdelik zam değil, toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyoruz.
Ey iktidar sahipleri, ey iktidara talip muhalefet liderleri, ey milletin vekilleri; emeklilerin sesine kulak verin, taleplerini dinleyin.

Taleplerimiz:
1.Öncelikle ve ivedilikle; emekli maaşlarının, iktidarın yalan makinesi haline dönüşen TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon oranlarına göre hükûmet tarafından tek yanlı olarak belirlenmesi uygulamasına derhal son verilsin.
2.En düşük emekli maaşı, en düşük memur maaşı ile eşitlensin.
3.Açlık ve yoksulluk sınırı rakamları ile sigorta prim ödeme gün sayısı ve ödenen prim miktarı da dikkate alınmak suretiyle, tüm emekli maaşlarına seyyanen zam yapılsın.
4.Emekliler ile dul ve yetimlerine ödenen aylıkların toplu sözleşme yoluyla belirlenmesi için;
Anayasanın Sendika Kurma Hakkı’nı tanımlayan 51. Maddesi ile Toplu Sözleşme Hakkı’nı tanımlayan 53. Maddelerine, “Emekliler ile dul ve yetim aylığı alanlar” ibaresi eklenerek; emeklilerin sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı Anayasal güvence altına alınsın. İlgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak “Emekli Sendikaları Kanunu” çıkarılsın.
5.İntibak Yasası çıkarılsın. Aylık Bağlama Oranı yeniden yüzde 70’e yükseltilsin.
6.Tüm emeklilerle dul ve yetim aylığı alanlara, yılda dört defa asgari ücret tutarında ikramiye ödensin. İkramiye ödemelerinde, çalışan emekli, çalışmayan emekli, özel sandık emeklisi şeklindeki ayrımcı, adaletsiz ve haksız uygulamaya son verilsin. Özel sandık emeklilerinin de ikramiye ödemelerinden yararlanabilmesi için, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nda yasal düzenleme yapılsın.
7.Eksik çıkarılan 3 Mart 2023 tarih ve 7438 sayılı EYT Kanununa rağmen hâlâ emekli olamayan EYT’li emekçilerin yaşadığı mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için; eksik bırakılan tüm hakları kapsayacak şekilde EYT Kanunu yeniden düzenlensin. Bağ-Kur kapsamı altında, tescil, prim eşitleme ve ihya mağduriyetleri giderilsin. Staj süreleri ve çıraklık sigortası SGK başlangıcı sayılsın.
8.Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı düşürülsün. Ağır işlerde çalışanlara yıpranma payı ve erken emeklilik hakkı tanınsın.
9.SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında 4a, 4b ve 4c olarak ayrıştırılan işçi, memur, esnaf ve çiftçi emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarındaki eşitsizlik ve adaletsizlik giderilsin.
10.Banka, sigorta, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların teşkil ettikleri birliklerden emekli olan özel sandık emeklileri SGK kapsamına dahil edilerek; çeşitli isimler adı altında sosyal güvenlik hizmetlerini özelleştirmeyi amaçlayan özel emeklilik, bireysel emeklilik ve tamamlayıcı emeklilik sistemleri yerine; sosyal devlet anlayışı temelinde, ayrımsız tüm emekli yurttaşlar için kamusal emeklilik sistemi güçlendirilsin.
11.Herkes için eşit, nitelikli, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti ilkesine göre, emekli maaşlarından yapılan tüm sağlık kesintileri iptal edilsin.
12.Emeklilere hak ettikleri saygı gösterilsin. Yalnız yaşayan, hasta ve bakıma ihtiyacı olan emekli ve yaşlı yurttaşlar için devlete ait huzurevi sayısı artırılarak, bakım hizmetleri yaygınlaştırılsın.
13.Konut sahibi olmayan emekliler için TOKİ tarafından sosyal konut projeleri hayata geçirilsin.
14.Emeklilere ve eşlerine toplu taşıma araçlarında ücretsiz ulaşım hakkı tanınsın.
15.Bütün emeklilere tatil olanağı sağlansın.

Türkiye’nin bütün emeklileri, EYT’liler ve tüm SGK mağdurları birleşin!
Emeklilerin yaşadığı sorunların çözümü ve taleplerimizin gerçekleşebilmesi için; tüm emekli sendikaları ve dernekleri; “hak verilmez alınır, haklar örgütlü mücadele ile kazanılır” şiarıyla, güç ve eylem birliği temelinde bir araya gelerek, emeklilerin birleşik mücadelesini yükseltmelidir.
22 yıllık iktidarı boyunca izlediği emek karşıtı sermaye yanlısı ekonomik politikalarla; Hazine garantili Yap-İşlet-Devret ihaleleriyle; Kur Korumalı Mevduat Hesaplarıyla; vergi istisnaları, krediler ve teşviklerle dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronunu servete boğarken; ülkeyi iflasa ve yıkıma sürükleyen, milyonlarca emekli yurttaşı açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm edenlerin emeklilere yaşattıklarını unutmayalım ve affetmeyelim. Emeklilerin hayatlarını ve umutlarını çalanlara karşı gücümüzü gösterelim.
Emeklilere, EYT’lilere ve SGK sisteminden kaynaklı tüm mağdurlara, insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşam için; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek için; Türkiye’nin bütün emeklileri, EYT’liler ve tüm SGK Mağdurları birleşin.
Emeklilerin toplu sözleşmeli sendikal haklarını özgürce kullanabileceği; tüm emeklilerin huzur ve güven içerisinde insanca yaşayabileceği günlere mutlaka kavuşacağız. Sonunda biz kazanacağız, emekliler kazanacak, alın teri ile yaşayan tüm emekçiler kazanacak.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın emeklilerin, EYT’lilerin ve tüm SGK mağdurlarının birlik, mücadele ve dayanışması!

]]>
Emeklilerden, AKP iktidarına “Anayasaya uy” çağrısı https://yenidunya.org/emek-gundemi/31192/emeklilerden-akp-iktidarina-anayasaya-uy-cagrisi/ Tue, 05 Nov 2024 10:25:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=31192
Emeklilerden, AKP iktidarına “Anayasaya uy” çağrısı

2021 Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) Merkez Yürütme Kurulu, AKP iktidarının Anayasayı ve yasaları hiçe sayan uygulamalarına karşı bir uyarı çağrısı yaptı.
Tüm Emekli-Sen, açıklamasında, Türkiye’nin “Demokratik laik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu vurgulandı.
Açıklamada, istibdat yönetimine “Anayasaya ve yasalara aykırı, ülkemizi kaosa ve kargaşaya sürükleyen,  ulusun/halkın egemenliğini hiçe sayan uygulamalardan derhal vazgeçin.” uyarısı yapıldı.

Açıklamanın tam metni:

Emekçiler mevcut Anayasaya uymanızı emrediyor

“Basına ve kamuoyuna,
Anayasa 1. ve 2. maddelerinde, Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğunu, demokratik laik ve sosyal bir hukuk Devleti niteliklerini taşıdığını yazar.

Demokratik laik ve sosyal bir hukuk Devleti, yurttaşlarının tamamını insan onuruna uygun koşullarda yaşatmakla yükümlüdür.
İktidar bloku, demokratik laik ve sosyal bir hukuk Devleti olmanın gerektirdiği kuralları hiçe saydı, ülkemizi iç ve dış dolar milyarderleri ve milyonerleri için yeryüzü cennetine çevirdi; emeklileri ve emekçileri ise kendi ülkelerinde yoksulluğun girdabına sürükledi.

Kendi ülkesinde yeterince doyamaz, ısınamaz ve barınamaz hâle getirdiğiniz emekçiler sizden yeni anayasa ve sahte çözüm süreci istemiyor, mevcut Anayasaya uymanızı emrediyor.

Siz ise önce Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i tutuklayarak  görevden aldınız ve yerine kayyım atadınız. Yetmedi, dün sabah  (4 Kasım 2024) Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ü, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ü ve Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ı görevden aldınız  ve yerlerine kayyım atadınız.

Anayasaya ve yasalara aykırı, ülkemizi kaosa ve kargaşaya sürükleyen,  ulusun/halkın egemenliğini hiçe sayan uygulamalardan derhal vazgeçin.

Biz emekliler birlikte üretmeyi, eşitçe bölüşmeyi, insanca yaşamayı temel ilke biliriz, çocuklarımız ve torunlarımızla birlikte mutlu Türkiye’ye ulaşmak için,  emperyalizme ve işbirlikçi kapitalizme karşı birlikte mücadelenin gücüne inanırız.”

]]>
118 iktisatçıdan asgari ücret çağrısı https://yenidunya.org/emek-gundemi/31145/118-iktisatcidan-asgari-ucret-cagrisi/ Mon, 28 Oct 2024 08:35:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=31145 Milyonların beklediği asgari ücret zammında iktisatçılardan ekonomi yönetimine çağrı geldi. Asgari ücret konusunda kamuoyunda tartışmalar hızlanırken, 118 iktisatçı ortak imzaladıkları basın açıklamasında asgari ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon oranının dikkate alınması ve gelir dağılımını da gözeten bütüncül bir ekonomi politikası izlenmesi gerektiğini belirtti.

Enflasyon oranı kaygı verici
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan’dan gelen açıklamalarla asgari ücret konusundaki tartışmalar kamuoyunun gündeminde ilk sıralara yerleşirken, iktisatçılardan asgari ücretin gerçekleşen enflasyona göre artırılması çağrısı geldi.
118 iktisatçının ortak imzaladığı açıklamada Türkiye ekonomisinde uzun süredir devam eden yüksek enflasyon sorununun, dar gelirli vatandaşları ve asgari ücretle çalışanları ekonomik olarak daha kırılgan hale getirdiği ve yaşam standartlarını ciddi ölçüde düşürdüğü belirtildi.
Son dönemde uygulanan para ve maliye politikalarının, enflasyonla mücadele hedefi doğrultusunda şekillendirildiğini belirten iktisatçılar bununla birlikte Temmuz ayında asgari ücret artışından kaçınılması ve 2025 için öngörülen artışın gerçekleşen enflasyon yerine yüzde 25’lik beklenen enflasyon oranı baz alınarak belirlenmesi planının, bilimsel ve sosyal açıdan kaygı verici olduğunu söyledi.

Alım gücünün korunması sosyal devletin gereği
Ortak açıklamada imzası bulunan iktisatçılar ve akademisyenler enflasyonla mücadelenin toplumsal maliyetinin adil dağıtılması gerektiğini, asgari ücretlilerin alım gücünün korunmasının sosyal devletin bir gerekliliği olduğunu, gerçekleşen enflasyon oranının altında yapılacak ücret artışlarının gelir dağılımını daha da bozacağını ve enflasyonla mücadelenin başarısının dar gelirlilerin yaşam standartlarının düşürülmesi pahasına sağlanamayacağını vurguladılar.
Bu bağlamda iktisatçılar ekonomi politikasını yönetenleri, asgari ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon oranının dikkate alınması ve gelir dağılımını da gözeten bütüncül bir ekonomi politikası izlenmesi konularında acilen adım atmaya davet etti.

Çağrıyı imzalayan iktisatçılar:
Ceyhun Elgin, Boğaziçi Üniversitesi
Adem Yavuz Elveren, İzmir Ekonomi Üniversitesi & Fitchburg State University
Cem Oyvat, University of Greenwich
A. Erinç Yeldan, Kadir Has Üniversitesi
A. Oğuz Demir, Ekonomistler Platformu
Ahmet Haşim Köse, Open University
Ahmet Makal, Ankara Üniversitesi (Emekli)
Ahmet Yılmaz, Marmara Üniversitesi
Ali Alper Alemdar, St. Francis College
Ali Rıza Güngen, McMaster University
Alper Duman, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Anıl Aba, Yaşar Üniversitesi
Arda Tunca, Bağımsız Araştırmacı
Armağan Gezici, UWE Bristol
Ata Can Bertay, Sabancı Üniversitesi
Ayça Akarçay, Galatasaray Üniversitesi
Ayça Tekin-Koru, TED Üniversitesi
Aziz Çelik, Kocaeli Üniversitesi
Aziz Konukman, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Baki Demirel, Yalova Üniversitesi
Begüm Özkaynak, Boğaziçi Üniversitesi
Bilin Neyaptı, Bilkent Üniversitesi
Bülent Eşiyok, İstanbul Gelişim Üniversitesi
Burçay Erus, Boğaziçi Üniversitesi
Çağla Ünlütürk, PAÜ
Caner Özdurak, Beykoz Üniversitesi
Cem Başlevent, İstanbul Kültür Üniversitesi
Cem Somel, Abant İzzet Baysal Üniversitesi (Emekli)
Çiğdem Boz, Bağımsız Araştırmacı
Değer Eryar, İzmir Ekonomi Üniversitesi
E. Ahmet Tonak, University of Massachusetts Amherst & Smith College
Ebru Voyvoda, ODTÜ
Elif Karaçimen, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi
Emre Özçelik, ODTÜ-Kıbrıs
Engin Kara, Cardiff University
Ensar Yılmaz, Yıldız Teknik Üniversitesi
Ercan Uygur, Ankara Üniversitesi (Emekli)
Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet Yazarı
Erol Balkan, Hamilton College
Erol Taymaz, ODTÜ
Esra Uğurlu, Leeds University
F. Ahmet Öncü, Sabancı Üniversitesi (Emekli)
Fatih Kansoy, Oxford University
Fatih Özatay, TOBB ETÜ
Ferhat Akyüz, Samsun Üniversitesi
Fikret Adaman, Boğaziçi Üniversitesi
Fikret Görün, ODTÜ (Emekli)
Filiz Eryılmaz, Bursa Uludağ Üniversitesi
Galip Yalman ODTÜ (Emekli)
Gökçer Özgür, Gettysburg College
Gülbiye Y.Yaşar, Ankara Üniversitesi
Güldem Atabay, Ekonomist/Yazar
Güneş Aşık, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
Güney Işıkara, New York University
Günseli Berik, University of Utah (Emekli)
Hakan Mıhcı, Hacettepe Üniversitesi (Emekli)
Haluk Levent, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Hasan Cömert, Trinity College-Hartford
Hasan Murat Ertuğrul, Anadolu Üniversitesi
Hasan Tekgüç, Kadir Has Üniversitesi
Hayri Kozanoğlu, Altınbaş Üniversitesi
Hüseyin Özel, Hacettepe Üniversitesi
İbrahim Semih Akçomak, ODTÜ
İlhan Döğüş, University of Europe for Applied Sciences
İnsan Tunalı, Koç Üniversitesi (Emekli)
İris Cibre, Finansal Piyasalar Uzmanı
İsmail Ertürk, Manchester University
Kamil Yılmaz, Koç Üniversitesi
Kerem Cantekin, Bağımsız Araştırmacı
Kıvanç Karaman, Boğaziçi Üniversitesi
Korkut Boratav, Ankara Üniversitesi (Emekli)
Korkut Ertürk, University of Utah
M. Aykut Attar, Hacettepe Üniversitesi
M. Kerem Çoban, SOAS, University of London & Kadir Has Üniversitesi
M. Murat Kubilay, Uluslararası Finans Uzmanı
M. Teoman Pamukçu, ODTÜ
M.Necat Coşkun, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Mehmet Şişman, Marmara Üniversitesi
Mehmet Uğur, University of Greenwich
Mehmet Uluğ, Roskilde University
Murat Birdal, İstanbul Üniversitesi
Murat Taşdemir, İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Mustafa Ulus, Galatasaray Üniversitesi
Nesrin Nas, Ortak Yaşam Grubu
Oğuz Esen, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Oğuz Yıldırım, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi
Oktar Türel, ODTÜ (Emekli)
Oktay Özden, Kadir Has Üniversitesi
Ömer Faruk Çolak, İktisat ve Toplum Dergisi
Öner Günçavdı, İstanbul Teknik Üniversitesi
Onur Baycan, Anadolu Üniversitesi
Onur Yeni, Hacettepe Üniversitesi
Orhan Karaca, Bağımsız Araştırmacı
Orkun Saka, City, University of London & LSE
Özcan Ceylan, Özyeğin Üniversitesi
Özge Özay, Fitchburg State University
Özgün Biçer, Marmara Üniversitesi
Özgür Narin, Ordu Üniversitesi
Özgür Orhangazi, Kadir Has Üniversitesi
Özlem Onaran, University of Greenwich
Pelin Akçagün, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Pınar Deniz, Marmara Üniversitesi
Pınar Kahya, İnönü Üniversitesi
Selin Pelek, Galatasaray Üniversitesi
Serdal Bahçe, Ankara Üniversitesi
Serdar Acun, Munzur Üniversitesi
Sermin Sarıca, İstanbul Üniversitesi
Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi
Sevinç Mıhcı, Hacettepe Üniversitesi
Şevket Pamuk, Boğaziçi Üniversitesi (Emekli)
Sezgin Polat, Galatasaray Üniversitesi
T. Sabri Öncü, UNCTAD eski Kıdemli Ekonomisti, CAFRAL, RBI eski Araştırma Başkanı
Tahsin Bakırtaş,Sakarya Üniversitesi
Tansel Güçlü, Munzur Üniversitesi
Timur Han Gür, Hacettepe Üniversitesi
Uğur Gürses, Ekonomi Yazarı
Ümit Akçay, HWR Berlin
Umut Üzar, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ünal Zenginobuz, Boğaziçi Üniversitesi
Veysel Ulusoy, Boston College
Yakup Karabacak, Akdeniz Üniversitesi
Yalçın Karatepe, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Yasemin Dildar, California State University
Yiğit Atılgan, Sabancı Üniversitesi
Zafer Tunca, Emekli õğretim üyesi
Ziya Öniş, Koç Üniversitesi

]]>
Metal işçisi kadınlar: “Eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz” https://yenidunya.org/emek-gundemi/30541/metal-iscisi-kadinlar-esitlikci-kamucu-sosyal-politikalar-istiyoruz/ Tue, 23 Jul 2024 12:09:34 +0000 https://yenidunya.org/?p=30541 Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu, doğurganlık hızının düşmesi nedeniyle hükümetin gündemine aldığı doğum teşviki paketine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.
Metal işçisi kadınlar, KMO İstanbul Şubesi’nde yapılan toplantıda, “Doğum teşviki değil; eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz. Kadınları ‘doğuma teşvik edeceği’ söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz” dedi.
Kadınların çalışma yaşamı üzerinde anne olmanın getirdiği olumsuz etkilere dikkat çeken metal işçisi kadınlar, “Hükümetin sorumluluğu bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.
 
Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu açıklaması şu şekilde:
 
Doğum Teşviki Değil,
Eşitlikçi, Kamucu Sosyal Politikalar İstiyoruz

TÜİK, 15 Mayıs’ta doğum verilerini paylaştı. Bu verilere göre 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, yani bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısı, 2023 yılında 1,51’e düştü. Bir ülkede nüfusun azalma eğilimine girme eşiği ise 2,1. Türkiye’de doğurganlık hızı, 2016’dan bu yana bu eşiğin altında seyrediyor.
Bu veriler yayımlandıktan sonra, hükümet kanadından da açıklamalar geldi. Birtakım çalışmalar başlatacaklarını ve bu düşüşü önlemeye yönelik adımların atılacağını dillendirdiler. Bu adımların arasında, kadınların doğum izninin bir yıla çıkarılmasından başlayarak kadınları daha fazla doğuma teşvik edecek düzenlemelerin olduğundan söz ediliyor.
Hükümetin kadına bakışını, kadın-erkek eşitliğine olan mesafesini biliyoruz. Her fırsatta kadınların kazanılmış haklarına saldırdığına yıllardır tanıklık ediyoruz.
Şimdi de, kadınları “doğuma teşvik edeceği” söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadının insan haklarının ihlali olduğu, yaşamın her alanında kadını ikincilleştirdiği somut bir gerçek olarak önümüzde dururken ve uluslararası sözleşmeler hükümetleri bu eşitsizliği giderecek adımları atmakla sorumlu tutmuşken, birçok ülke eşitlikçi politikaları hayata geçirirken, hükümetin kamuoyuna yansıyan açıklamaları endişemizi daha da artırmıştır. 

Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü
Biz metal sektöründe çalışan kadınlarız. Öncelikle kadınların doğurma ya da doğurmama hakkının temel bir hak olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenle kadınların doğurmaya ya da doğurmamaya özgürce karar verecekleri demokratik, kadının insan haklarına saygılı, kürtaj hakkının kısıtlanmadığı, doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişimin olduğu bir toplumsal yaşamın tesis edilmiş olması gereklidir. Aksi halde merdiven altı uygulamalarla birlikte anne-bebek ölümlerinin artacağı unutulmamalıdır. 
Eşitlik politikalarının hâkim kılınmadığı toplumlarda anne olmak kutsallaştırılırken, bu durumun anne olan kadınların yaşamındaki olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü, işe alımlardan başlamak üzere çalışma yaşamında ayrımcılık, şiddet, taciz ve ücret eşitsizliği, bunlardan bazılarıdır.
Öyle ki Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),Türkiye’de çocuğu olan bir kadın ile çocuksuz bir kadın arasındaki ücret farkının yüzde 11 olduğunu tespit etmiş, benzer şekilde anne ile baba arasındaki ücret eşitsizliği oranının yüzde 19 olduğunu açıklamıştır. ILO, bu durumun kadınlara “annelik cezası” olduğunun altını çizmiştir. 

Çocuk bakımı kadınları istihdamdan koparıyor
Sosyal bir devlet anlayışının gereği olarak, kadınların karşılaştığı tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için hareket edilmelidir. 
Çocuk doğurmanın birçok kadını istihdamdan çıkardığı, evli kadınların istihdama girişinin daha düşük olduğu TÜİK verileri ile tespit edilmiştir. Kadın-erkek 2023 istihdam verilerine bakıldığında kadınların istihdamdaki oranı %31,3 iken, bu oran erkeklerde %65,7, yani kadınların iki katından fazla olarak gerçekleşti. 2022 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının %28, erkeklerin istihdam oranının ise %90,5 olduğu görüldü. Bu veriler açıkça gösteriyor ki, doğum sonrası çocuk bakımının tümüyle kadının üzerine bırakılması kadını istihdamdan çıkarıyor.

Sosyal ve kamusal politikalar oluşturulsun
Toplumsal cinsiyet rolleri, ev işlerini ve çocuk bakımından başlayarak ev içindeki bireylerin bakım yükünü kadınların omzuna yıkıyor. Hükümet, kamusal politikalarla bu yükü kadınların omuzlarından alacak ve toplumda eşitlik fikrini güçlendirecek yapısal adımlar atmak ve kamusal hizmetler sunmak yerine esnek çalışma biçimlerini kadınların önüne bir tercih ve çözüm olarak sunuyor. Bu da kadın emeğinin iki kat sömürülmesini pekiştiriyor.
Hükümetin sorumluluğu, bu tabloyu kadının lehine değiştirmek için girişimlerde bulunmaktır.
Uygulamaya alınacak programların, kadınların kendi bedenleri üzerinde söz ve karar sahibi olma hakkına saygı temelinde, kadın işçilerin istihdamdaki varlıklarını koruyacak/teşvik edecek sosyal ve kamusal politikalardan oluşması gerekmektedir.

Talepler
Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, doğum ve sonrasında cinsiyet rollerinin kadınların çalışma yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için Birleşik Metal-İş Sendikası Kadın Komisyonu olarak aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz:
1-Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm politikaların temeli haline getirilmelidir. Çocuk bakımının sadece kadının sorunu/sorumluluğu olduğu anlayışı terk edilmeli; bu konuda devlet, işveren ve eşlerin bu sorumluluğu paylaştığı eşitlikçi bir yaşam tesis edilmelidir.
2-Yasal doğum izinlerine ek olarak uzatılması düşünülen her süre, anne ve baba arasında eşit olarak kullanılmalıdır. Ebeveyn izinleri hayata geçirilmelidir.
3-Nitelikli, yaygın ve ücretsiz kreşler/gündüz bakım evleri yaygınlaştırılmalıdır. Tüm organize sanayi bölgelerinde 24 saat açık, nitelikli ve ücretsiz kreşler açılmalıdır.
4-“Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden ele alınmalıdır. İşyerlerinde emzirme odası zorunluluğu için yönetmelikte bulunan en az 100 kadının çalışması şartı kaldırılmalıdır. Yine kreş için 150’den fazla kadının çalışması şartı da kaldırılarak erkek işçilerin kreş hakkından faydalanması sağlanmalıdır.
5-Esnek, güvencesiz, kayıtdışı çalışma biçimleri terk edilmelidir. Kadınlar için güvenceli, düzenli işler yaratılmalıdır.
6-Çocuk bakımı ile yaşlı bakımı için gerekli sosyal politikaların yokluğunda, kadınların evden çalışmaya ve esnek-güvencesiz çalışma biçimlerine itilmesi engellenmelidir.
7-Eşdeğerde işe eşit ücret prensibi hayata geçirilmeli ve doğum nedeniyle kadınların ücretlerinin, işyerindeki statülerinin, terfi süreçlerinin olumsuz etkilenmesine karşı önlemler alınmalıdır.
8-Kadın işçinin doğum nedeniyle ücretsiz izin kullanması ya da işten ayrılması sonrası tekrar aynı işe dönmek istemesi durumunda kadına gerekli destek sağlanmalı ve emsal ücret üzerinden ücretlendirme yapılmalıdır.
9-Çocuk 1 yaşına gelinceye kadar kadınlar tarafından kullanılan ve günlük 1,5 saat olarak düzenlenmiş süt izinleri, talep halinde toplu kullandırılmalıdır. Anne sütünün depolanabildiği günümüz koşullarında babaların da bu izni kullanmasının önü açılmalıdır.
10-Tek başına çocuk büyüten kadın işçilere ekonomik destek verilmeli, vergi indirimleri sağlanmalıdır.
11-Çocukların ihtiyaçları için alınacak günlük izinler anne ve baba arasında eşit olarak kullandırılmalıdır.
12-Bebeklerin gelişimi için gerekli temel gıdalar/malzemeler ücretsiz sağlamalıdır. Paralı eğitimden vazgeçilmeli, okul çağındaki çocukların nitelikli eğitime erişimi ücretsiz olmalıdır.
13-Annelerin ve bebeklerin tüm sağlık kurumlarından ücretsiz sağlık hizmeti alması sağlanmalıdır.
14-Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “183 Sayılı Anneliğin Korunması”, “156 Sayılı Aile Sorumlulukları olan Kadın ve Erkek İşçilere Eşit Davranılması ve Eşit Fırsatlar Tanınması” adlı sözleşmeleri onaylanmalıdır.
15-Sendikalaşma oranı, kadın işçiler arasında yüzde 8 civarındadır. Sendikalaşmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı, kadınların toplu pazarlık hakkını kullanarak çalışma yaşamında refahlarını yükseltecek müzakere gücüne erişimlerinin önü açılmalıdır.

Biz metal işçisi kadınlar olarak, çalışma yaşamı başta olmak üzere, tüm yaşamın eşitlikçi, sosyal ve kamucu politikalarla yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Ev işleri, bakım işleri sadece kadınların sorumluluğu değildir. Biz başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyoruz. Sendikaları, siyasi partileri ve demokratik kitle örgütlerini yaşamın her alanında eşitlikçi politikaların hayata geçirilmesi için harekete geçmeye çağırıyoruz.

]]>
Yoksulluk yayılıyor! https://yenidunya.org/yurt/29734/yoksulluk-yayiliyor/ Sun, 31 Mar 2024 07:29:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=29734 Ekonomide yaşanan kriz, düşen alım gücü, hızlanan zamlar halkı yardıma muhtaç etti

2018 yılında 3.4 milyon olan sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısı geçen yıl yüzde 43 artışla 4.9 milyona yükseldi. Bazı illerde üç haneden ikisi yardım alıyor.
Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre, Türkiye’de sosyal yardımla yaşamak zorunda kalan yurttaş sayısı her gün artıyor. Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aracılığıyla yapılan sosyal yardım ödemeleriyle ilgili incelemesi bu konuda önemli sonuçlar ortaya koydu. Buna göre 2017’de 36 milyar TL olan sosyal yardım giderleri, 2023’te 192.6 milyar TL’ye ulaştı. Belediyeler başta diğer kamu kurumlarıyla birlikte 2023’teki giderlerin toplamının 305.9 milyar TL olduğu tahmin ediliyor.

Sosyal yardım en çok İstanbul’da
Diğer detaylar şöyle:
-Geçen yıl 9.1 milyon kişinin genel sağlık sigortası (GSS) primi devlet tarafından karşılandı. Gıda yardımlarından 3.5 milyon kişi, kömürden 1.8 milyon hane, elektrik tüketim desteğinden 4.3 milyon hane faydalandı.
-2018’de 3.4 milyon olan sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısı 2023’te yüzde 43 artışla 4.9 milyona ulaştı. Türkiye’deki 5 haneden biri sosyal yardım alır hale geldi. Örneğin Ankara’da, geçen yıl 2022’ye göre yardımdan yararlanan hane sayısı yüzde 15 arttı.
-2023 yılında ilgili bakanlık tarafından illere 172.1 milyar TL sosyal yardım ödeneği gönderildi. 4.8 milyon haneye yıl içinde ortalama 35 bin 520 TL sosyal yardım ödemesi yapıldı.
-Sosyal yardım ödeneğinden en fazla yararlanan ilk beş il şöyle: İstanbul 12.1 milyar TL, Şanlıurfa 11.2 milyar TL, Diyarbakır 9.1 milyar TL, Van 6.7 milyar TL, Adana 6.4 milyar TL. En az yararlanan beş il de şöyle: Yalova 322 milyon TL, Çankırı 295 milyon TL, Gümüşhane 286 milyon TL, Bilecik 230 milyon TL, Bayburt 199 milyon TL.

Şırnak’ta yüzde 69 
-Geçen yıl sosyal yardımlardan yararlanmış hanelerin ildeki toplam hanelere oranında Şırnak ilk sırada yer aldı. Şırnak’taki mevcut hanelerin yüzde 69’u sosyal yardım aldı. Bu ili yüzde 63.6 ile Hakkâri, yüzde 62 ile Şanlıurfa, yüzde 61.9 ile Ağrı ve 60.2 ile Van izledi. Yoğunluk itibarıyla yardımlardan en az yararlanan beş il ise yüzde 8-9 oranla Bilecik, Antalya, Bolu, İstanbul ve Muğla oldu. Türkiye ortalaması ise yüzde 18.
-Hane başına ortalama yardımın ilk sırasında yer alan şehir ise 57 bin 481 lirayla Ardahan oldu. 53 bin 230 TL ile Kars ikinci, 52 bin 987 TL ile Iğdır üçüncü, 52 bin 676 TL ile Tunceli dördüncü, 50 bin 865 TL ile Ağrı beşinci oldu. Hane başına en az yardım alan ilk beş il ise sırasıyla Kocaeli, Ankara, Hatay, Kastamonu ve Eskişehir oldu. Bu illerde yapılmış yardımların Türkiye ortalamasının da altında 25 bin-26 bin TL arasında kaldığı görülüyor.

]]>
Yoksul evlerin şehit çocukları https://yenidunya.org/basindan/28624/yoksul-evlerin-sehit-cocuklari/ Sun, 24 Dec 2023 12:54:16 +0000 https://yenidunya.org/?p=28624 Bazı dostları üzme pahasına bunu böylece yazmam gerekiyor. Türkiye, belirli alanlarda sınıfsal ayrımların net şekilde görüldüğü tuhaf bir ülke. İş vatan yahut herhangi bir dava uğruna ölmeye geldiğinde ise bu sınıfsal ayrım çok daha net, çok daha sert şekilde çarpıyor yüzümüze. Anadolu irfanının “zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir” dediği.

Önce işin bidayetinden başlayayım. Mesleğim gereği isimlerine “unvan” verilen 3 şehrimizin de kurtuluş hikayelerine vakıf oldum zaman içerisinde. Antep, Urfa ve Maraş’ın kurtuluş hikayelerinin ortaklaşan taraflarını böylece görebildim. Üç nokta her zaman dikkatimi çekti. Birincisi, direniş sürecinde eski askerlerin, medrese-dergah ahalisinin ve fukara halkın inisiyatif alması. İkincisi, kaideyi güçlendirmeye yarayan bazı istisnalar hariç, zengin eşrafın işgalci güçlerle “iyi geçinilmesinden” yana tavır alması. Üçüncüsü ise, kurtuluş sonrası oluşturulan anlatıların hemen hepsinde bu zengin eşrafın şehri kurtarmış pozu vermesi.

Şimdi eski defterleri açıp kimsenin yüzünü kızartmanın alemi yok ama bugün Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te cari “kurtuluş anlatıları”nın büyük oranda “sonradan kurgulanmış anlatılar” olduğunu, hatta şehirlerin hassasiyetlerine göre bu anlatıların zaman içerisinde evrilip devrildiğini de görüyorsunuz. Meraklısı için şahane bir çalışma alanıdır.

Doğrusu bunun nasıl olduğunu, olabildiğini kanlı canlı gördüğümüz bir an da yaşadık hepimiz. Gezi Olaylarında “kurtuluş pozu kesen” ağırlıklı olarak ünlülerdi malum. Eşraf yani. Mis ya da Demir sokakta, Cihangir kafelerinde ya da Marmara Otel’in roofunda lattelerini yudumlayıp biralarını yuvarlayarak güya olayları sevk ve idare ettiler. Bu esnada Gezi’de hayatını kaybedenlerin tamamı fukara ahalinin fukara çocukları oldu. Bu zevat da “ölümsüzdür” tweetleri atıp kendilerine bir mitoloji, bir anlatı kurguladılar.

Yeri gelmişken söylemem icap eder. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir asırlık tarihinde bu anlattığım durumun tek istisnası 15 Temmuz gecesi idi bence. 15 Temmuz şehitlerine baktığımızda toplumun tüm katmanlarından, tüm sınıflarından şehitler olduğunu görüyoruz. Bu da üzerinde durulması gereken bir başka konu bence…

İyi de bütün bunları niçin yazıyorum? O fotoğraf yüzünden aslında. Pençe Kilit Operasyonu’nda pusuya düşüp şehit olan aslanlarımızdan birinin “bayrak asılmış baba evi”nin fotoğrafı yüzünden yani. Dokunulabilir, hissedilebilir bir yoksulluk var o fotoğrafta. İnsanın canını acıtacak kadar yoksulluk.

Bu, burada bir dursun.

“Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir” salt Türkiye’ye mahsus bir gerçek değil aslında. Bütün dünya için bu böyle. Hatta Türkiye’de “sınıflar arası geçişkenlik” hala çok zor olmadığı için “sınıf ayrımını” gördüğümüz alanlar nispeten çok fazla da değil. Fakat kapitalizm turbolaştıkça ve insanları eze eze yoluna devam ettikçe bu ayrımı daha çok hissedecek, daha çok farkına varacağız.

Sovyet Rusya’yı yahut Küba’yı falan “sınıfsız toplum” zanneden ahmaklara anlatacak sözüm yok. O yüzden dümdüz söyleyeceğim. İnsanın olduğu yerde sınıf olacak ve dolayısıyla “sınıf ayrımı” da var olmaya devam edecek. Burada yapılabilecek şey “sınıfsız toplum ütopyası” kurgulayıp olmayacak bir şeyin peşinde koşmak değil. Sınıfsal ayrımları en düşük hale getirmeyi bir bakıma “sosyal devlet” olmanın olmazsa olmaz şartı olarak konuşmaya başlamazsak alınacak mesafe yok bana kalırsa.

Bugün Türkiye’de askerlik, eğitim, sağlık ve birkaç benzeri alan büyük oranda sınıfsal meseleler olarak çıkıyor karşımıza. Sosyal devletin vazifesi buradaki ayrımları en aza indirmeye çabalamaktır. Parası olanın dilediği sağlık hizmetini alabileceği gerçeğiyle uğraşmak yerine parası olmayanın “iyi sağlık hizmeti” alması için çalışmak. Mesele aşağı yukarı budur aslında.

Tabii bunun böylece olabilmesi için de devlet denen aygıta baskı kurabilecek sivil toplum yapılarına ihtiyacımız var. Durumun “çaresiz” göründüğü yer de tam burası aslında. Ülkemizde ne dindar-muhafazakar çevrenin ne seküler dünyanın STK’ları bu sert alanlara girip de konforlarını bozmaya yanaşmıyorlar. Ya iktidarın gölgesi ya Brüksel’in parası tatlı geliyor. Ya sadece yardım ve eğitim odaklı ya da sadece kültürel iktidar komiserliği odaklı bu STK kakofonisinde “sivil” olana yer kalmıyor.

Bu derdi tam burasından konuşmaya başlamamız gerekecek. O büyük yüzleşmeyi başartabilirsek Türkiye için hala bir şansın olduğunu düşünüyorum çünkü.

Kaynak: İsmail Kılıçaslan / Yeni Şafak

]]>