sendikal haklar – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 22 Jan 2026 08:59:22 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png sendikal haklar – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 ‘Bu direniş sizi rahat bırakmayacak’ https://yenidunya.org/emek-gundemi/33680/bu-direnis-sizi-rahat-birakmayacak/ Thu, 22 Jan 2026 08:59:19 +0000 https://yenidunya.org/?p=33680 Temel Conta işçileri, direnişi patronun makineleri gönderdiği Torbalı’daki fabrika önüne taşıdı. İşçiler yaptıkları açıklamada, “Bu direniş sizi rahat bırakmaz. Direnişimiz meşrudur. Grev hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz’’ dedi.

Temel Conta işçileri, sendikal hakları için 408 gündür mücadele ediyor. Patron, makineleri Temel Conta’nın yeni kurduğu Torbalı Pancar Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikaya kaçırınca, işçiler direniş çadırını Torbalı’daki fabrika önüne taşıdı. İşçilerin örgütlü olduğu Petrol-İş Aliağa Şubesi öncülüğünde eylem düzenlendi.

“Grev çadırı; Temel Conta işçilerinin emeğidir, alın teridir, iradesidir, onurudur”
Eylemde konuşan Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı Hasan Toptan, “Temel Conta işçilerinin 408 gündür sürdürdüğü onurlu grev mücadelesi, bugün artık yalnızca bir işyeri uyuşmazlığı değil; emeğe, örgütlülüğe ve anayasal haklara karşı yürütülen açık bir saldırının adı hâline gelmiştir. Grevin ilk gününden bu yana uzlaşmazlığı tercih eden Temel Conta işvereni, bugün hukuku tanımayan, Anayasa’yı yok sayan ve grev kırıcılığını sistematik bir yöntem hâline getiren bir noktaya gelmiştir. Grev çadırının yerinin değiştirilmesi masum bir ‘yer değişikliği’ değildir. Bu; grevi görünmez kılma, direnişi dağıtma ve işçiyi yalnızlaştırma girişimidir. Grev çadırı; Temel Conta işçilerinin emeğidir, alın teridir, iradesidir, onurudur. O çadırı yerinden oynatmak, işçinin iradesini söküp atmaya kalkışmaktır. Grev çadırının yeri değiştirilebilir ama Temel Conta işçisinin mücadelesi yerinden oynatılamaz” diye konuştu.

“ Grev hakkımıza uzanan her el, karşısında bizi bulacaktır”
Toptan şunları dile getirdi: “Temel Conta işçileri yalnız değildir. Bu mücadele bir fabrikanın değil, Türkiye işçi sınıfının mücadelesidir. Grev hakkımıza uzanan her el, karşısında bizi bulacaktır. İşverene son kez çağrı yapıyoruz. Toplu sözleşme masasına gel, hukuka dön. İşçinin iradesini tanı. Aksi halde bu direniş büyür, bu direniş yayılır. Bu direniş sizi rahat bırakmaz. Mücadelemiz kararlı, direnişimiz meşrudur. Grev hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Kaynak: BirGün

]]>
Gaziantep Başpınar işçilerinin mücadelelerinin yanındayız! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32080/gaziantep-baspinar-iscilerinin-mucadelelerinin-yanindayiz/ Thu, 13 Feb 2025 15:17:13 +0000 https://yenidunya.org/?p=32080 Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçiler, haklarını aramak için imza kampanyası başlattı.
İşçiler yaptıkları çağrıda şunu dile getirdiler:
“Ülkemizde Anayasal güvence altında olan sendika, toplu pazarlık  ve grev hakları fiilen kullanılamaz haldedir. Ancak Gaziantep Valiliği’nin dün akşam aldığı kentte eylem yasağıyla bu hak arama mücadelesi yeni bir engelle karşılaşmıştır. Gaziantep Valiliği bir tür fiili OHAL ilanı anlamına da gelen kararında “tüm toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, açık ve kapalı yer toplantısı ile protesto eylemi, miting, çadır kurma, bekleme eylemi, oturma eylemi, stant açma, açlık grevi, anma töreni, afiş, pankart ve poster asma, el ilanı ve bildiri dağıtma, imza masası açma, meşale yakma ve taşıma, konferans, panel, seminer, kermes, yardım toplama faaliyetleri vb. her türlü eylem/etkinlikleri” yasaklamıştır. 
Açıkça işçilerin hak mücadelesini yasaklama anlamına gelen bu karar Anayasayla güvence altına alınan örgütlenme, toplanma ve hak arama özgürlüklerinin ihlalidir. Valiliği bu kararını geri almaya çağırıyoruz.”

İmza metni:

“Tüm yurttaşlarımızı dayanışmaya çağırıyor, tüm yetkilileri sorumluluğa davet ediyoruz”
Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçiler, düşük ücretlere ve kötü çalışma koşullarına karşı günlerdir fiili bir mücadele sürdürüyorlar. Büyük çoğunluğu asgari ücretle veya asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalıştırılan işçiler, yüksek enflasyon karşısında eriyen ücretlerinin insanca yaşanabilir bir düzeye çıkarılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sendika seçme özgürlüğü için günlerdir kar yağışı altında yaktıkları ateşin etrafında iş bırakarak haklı bir mücadele sürdürüyorlar. İşverenlerin asgari ücret artış oranı olan % 30 zam dayatmasına karşı işçiler % 60 zam, bayramlarda ikramiye, banka ücret promosyonlarının kendilerine ödenmesi, keyfi işten çıkartmaların durdurulması gibi haklı talepleriyle direniyorlar. Büyük çoğunluğu sendikasız olan işyerlerinde çalışan işçiler makul taleplerinin bir an önce karşılanmasını istiyorlar. 
Ülkemizde Anayasal güvence altında olan sendika, toplu pazarlık  ve grev hakları fiilen kullanılamaz haldedir. Yetki sistemi, grev yasakları, sendikasızlaştırma, güvencesizlik ve sürdürülen ekonomik politikalar sonucu bugün ülkemiz asgari ücretin ortalama ücret haline geldiği, işçilerin kötü çalışma koşullarına mahkum edilmek istendiği bir ülke haline getirilmiştir.
Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçiler haklarını talep ediyorlar. Ancak Gaziantep Valiliği’nin dün akşam aldığı kentte eylem yasağıyla bu hak arama mücadelesi yeni bir engelle karşılaşmıştır. Gaziantep Valiliği bir tür fiili OHAL ilanı anlamına da gelen kararında “tüm toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, açık ve kapalı yer toplantısı ile protesto eylemi, miting, çadır kurma, bekleme eylemi, oturma eylemi, stant açma, açlık grevi, anma töreni, afiş, pankart ve poster asma, el ilanı ve bildiri dağıtma, imza masası açma, meşale yakma ve taşıma, konferans, panel, seminer, kermes, yardım toplama faaliyetleri vb. her türlü eylem/etkinlikleri” yasaklamıştır. 
Açıkça işçilerin hak mücadelesini yasaklama anlamına gelen bu karar Anayasayla güvence altına alınan örgütlenme, toplanma ve hak arama özgürlüklerinin ihlalidir. Valiliği bu kararını geri almaya çağırıyoruz.
Başpınar işçileri valiliğin bu hukuksuz kararına  rağmen direnişlerini sürdürme kararı almıştır. İşçilerin hakları için yürüttüğü mücadelelerini destekliyoruz. İşçilerin talepleri bir an önce karşılanmalı, önlerine çıkarılan engeller kaldırılmalıdır.
Bizler aşağıda imzası bulunan bilim insanları olarak, Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde Anayasal haklarını kullanan işçilerin mücadelelerini yakından takip ediyor ve kendileriyle her anlamda dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. İşçilerin Anayasa, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla güvence altına alınan barışçıl toplu eylem haklarının engellenmesine karşı emekten yana tüm kesimleri, tüm yurttaşlarımızı dayanışmaya çağırıyor, tüm yetkilileri sorumluluğa davet ediyoruz. 
Gaziantep Valiliği’nin  yapması gereken haklarını arayan işçilerin önüne engel çıkarmak değil onlara kolaylık ve destek sağlamaktır. Valiliği Anayasaya aykırı yasaklama kararını iptal ederek sosyal hukuk devletinin gereği olarak işçilerin hak mücadelelerinin önündeki engellemeleri kaldırmaya davet ediyoruz.

Dayanışma için tıklayınız:
https://forms.gle/SM5uedboAXc8d97d9

]]>
Kamu emekçileri, sendikal haklara saldıran MEB’i uyardı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32069/kamu-emekcileri-sendikal-haklara-saldiran-mebi-uyardi/ Wed, 12 Feb 2025 14:10:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=32069 Birleşik Kamu-İş, ASİM-SEN, BASK, HÜR-SEN ve KESK ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın 29 Ocak’ta sendikal haklara saldırı olarak okullara gönderdiği yazı ile ilgili ortak basın açıklaması düzenledi.

Kamu emekçileri konfederasyonlarının, MEB’in sendikal hakları kısıtlamaya dönük genelgesi için yaptığı ortak açıklamada, “Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum” denildi.

MEB Anayasayı çiğniyor
Değerli Basın Emekçileri,
Çinliler birisine beddua edecekleri zaman “tuhaf zamanlarda yaşa derlermiş. Sanki bu beddua bu ülkenin vatandaşları, emekçileri olarak bizlere yapılmış gibi hemen her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz.
Bu “tuhaf şeylere”, MEB tarafından 29 Ocak tarihinde okullara gönderilen yazı ile bir halka daha eklenmiştir.
Biliyorsunuz bizler KESK, Birleşik Kamu-lş, BASK, HÜR-SEN konfederasyonları ve ASİM-SEN sendikası olarak ülkemizde tüm kamu çalışanlarının mevcut iktidar eliyle adım adım içine itildiği karanlık tabloya karşı Ocak ayının ilk haftasında bir araya geldik.
8 Ocak tarihinde yaptığımız basın toplantısında; milyonlarca kamu çalışanına TÜİK tarafından açıklanan sahte enflasyon verileri ile %11,54’lük sefalet artışı dayatılmasına karşı duyduğumuz tepkiyi ifade ettik. Hem yıllardır yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın maaşlarla içine itildiğimiz yoksulluğa hem de her boyutu ile güvencesiz, anti demokratik bir çalışma yaşamı dayatılmasına karşı aldığımız ortak kararımızı kamuoyu ile paylaştık.
Bu dayatmaya sessiz kalmayacağımızı göstermek, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli bir gelecek taleplerimizle 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullandık ve iş bıraktık.
13 Ocak iş bırakma eylemimize sadece bizlerin üyeleri değil, başka sendikalara üye olan kamu çalışanlarının yanı sıra hiçbir sendikaya üyeliği bulunmayan kamu çalışanları da katılım sağladı.
Eylemimiz tüm kamuoyunun gündemine otururken, eyleme katılısın katılmasın tüm kamu çalışanları yaşadıkları sorunlara karşı verdiğimiz ortak mücadeleyi desteklemiş, takdir etmiştir. Yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler üretilmedikçe mücadelemizi büyütme kararlılığımız tüm kamu çalışanlarına güven vermiştir.
Ancak ne yazık ki mevcut iktidar kamu çalışanlarının ezici bir çoğunluğu tarafından sahiplenilen taleplerimize yönelik somut bir adım atmak yerine yine hukuk dışı yöntemlere başvurmayı tercih etmiştir. İş bırakma eylemimizden 16 gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Personel Genel Müdürlüğü tarafından 13 Ocak iş bırakma eylemimize katılan eğitim emekçilerine tebliğ edilmek üzere, ülkedeki tüm okullara bir metin gönderilmiştir.
Söz konusu MEB yazısında bir taraftan kamu çalışanlarının sendikal haklarının “Anayasa ve uluslararası metinlerle güvence altına alındığına dikkat çekilirken diğer taraftan iş bırakma eylemimiz öğrencilerin eğitim hakkını engelleme” olarak nitelendirilmiştir. “Sendikal haklarınız güvence altında. Ama bu hakları başkalarının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı şekilde kullanılamazsınız gibi bir demagojiye başvurulmuştur.
Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum.”

Sendikal haklar Anayasa güvencesindedir
Değerli Basın Emekçileri,
Tam da MEB’in yazısında ifade edildiği üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla güvence altına alınmıştır.
Burada sendikal haklarımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakmamızı güvence altına alan, ülkemizin altında imzası bulunan Uluslararası sözleşmeyi ya da iç hukuk mevzuatımızı, AYM ve Danıştay kararlarını uzun uzun açıklayacak değiliz.
Sadece bunların en temel olanlarına kısaca değineceğiz.
Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi’nin (AIHS) 11. Maddesi, sendika kurma ve sendikal hakları koruma ve geliştiremeye dönük grev haklı da dahil kolektif eylem haklarını güvence altına almaktadır. Türkiye bu temel sözleşmeyi tam 71 yıl önce onaylamıştır.
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı 11.0 Sözleşmesine göre kamu çalışanları dahil tüm çalışanların grev hakkı vardır. Söz konusu sözleşmeye göre kamu otoriteleri bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak müdahalede bulunamaz. Bu sözleşme ülkemiz tarafında tam tarafından 43 yıl önce onaylanmıştır.
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına Dair 98 Sayılı ILO Sözleşmesinde grev hakkı emekçiler ve işveren arasındaki özgür toplu pazarlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından 1951 yılında. yani tam 74 yıl önce imzalanmıştır.
Ülkemiz tarafından 25 yıl önce imzalanan Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve ülkemizde 1 Ağustos 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da çalışanların grev hakkını tanıyan diğer uluslararası sözleşmelerdir.
Öte yandan Anayasamızın 90. Maddesinin son fıkrasında aynen şöyle denilmektedir. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

“Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz”
Değerli Basın Emekçileri,
Görüldüğü üzere bu ülkenin kamu emekçileri olarak bizlerin sendikal hak ve özgürlüklerini bu kapsamda grev hakkımızı tüm açıklığı ile ortaya koyan uluslararası sözleşmeler, antlaşmalar ortadadır.
Ülkemizdeki mevcut kanunlarla çelişmeleri durumunda usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların hükümlerinin esas alınacağına ilişkin anayasa maddesi de ortadadır.
Öte yandan kamu çalışanları olarak bu ülkede, yaşadığımız sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların çözümünü talep etmek için bazen birlikte, bazen de ayrı ayrı üretimden gelen gücümüzü defalarca kullandık. Defalarca iş bıraktık, uyarı eylemleri yaptık.
Söz konusu iş bırakma eylemlerimize katılan üyelerimiz ve diğer kamu çalışanları hakkında zaman zaman soruşturma açıldığı da savunma istendiği de oldu. İstisnai olarak uyarı, kınama gibi disiplin cezaları ile de karşılaştık.
Ancak Anayasa Mahkemesinden, Danıştay’ına, bölge idare mahkemelerine kadar tüm üst yargı organları bugüne kadar verdikleri yüzlerce kararlarda bu cezaların, soruşturmaların tamamen hukuksuz olduğuna hükmetmiştir.
Tüm bunlara rağmen yıllardır ülkeyi yöneten iktidarlara sendikal haklarımızı tanıma ve hukuka uyma çağrısında bulunmak zorunda kalmaktan utanç duyuyoruz. Ne yazık ki MEB’in 13 Ocak iş bırakma kararımıza ilişkin ülkedeki tüm okullara gönderdiği yazı, yıllarca ileri demokrasi, reform nutukları atanların 2025’in Türkiye’sinde geldiği yeri çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.
Buradan hem MEB’e hem de siyasal iktidara bir daha sesleniyoruz. Bizler bu ülkenin kamu çalışanları olarak sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir suç işlemiyoruz. Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz. Bu kapsamda uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla, anayasa ile güvence altına alınan sendikal haklarımızı kullanıyoruz.

Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmamızı engelleyerek asıl suçu siz işliyorsunuz!
Açın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118. Maddesine bakın. Söz konusu madde de aynen şöyle deniliyor. “Bir kimseye bir sendikaya üye olmaması veya sendikadan ayrılması için baskı yapılması ya da bir sendikal faaliyette bulunmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit uygulanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Dolayısıyla hakkını, hukukunu kullanan kamu emekçilerini tehdit etmek için uluslararası sözleşmeleri, anayasayı çarpıtmaktan vazgeçin.
İş bırakma eylemimizi “öğrencilerin eğitim hakkını engelleme olarak nitelendirmek gibi garabetlere sığınmaktan vazgeçin.
Öğrencilerimiz de onların velileri de bu ülkede eğitim hakkını engelleyenlerin;
Yıllardır eğitim sistemini bir yaz boz tahtasına çevirenler MESEM gibi projelerle meslek lisesi öğrencilerini ucuz işgücü haline getirenler olduğunu biliyor.
Tasarruf adı altında yeteri kadar temizlik personeli istihdam etmeyerek okulları çöp yığınına çevirenlerin, yaklaşık 70 bin öğretmen açığına rağmen hala asgari ücretin altında bir tutarla ücretli öğretmen çalıştırmaya devam edenlerin eğitim sistemine verdiği zararı bu ülkede herkes görüyor.
Eğitim hakkını asıl engelleyenlerin, öğretmen alımlarında ayrımcılığın kapısını sonuna kadar açan mülakat hukuksuzluğunda ısrar edenler olduğunu tüm kamuoyu görüyor.
Milyonlarca yurttaş ve öğrenci bizim 13 Ocak’ta sadece kendi haklarımız için değil, öğrencilerin eğitim hakkı için de iş bıraktığımızı biliyor.
Ayrıca bu ülkenin yurttaşlarının ezici çoğunluğu hakkını, hukukunu barışçıl yollarla korumak için çırpınanları da hukukun da adaletin de kimler tarafından ayaklar altına alındığını da görüyor.
Dolayısıyla bilin ki kamu emekçileri olarak bizlere dayattığınız kölelik koşullarını asla kabul etmeyeceğiz.
Haklarımızın yok sayılmasına karşı hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz.
Sadece kendi üyelerimizin değil, hangi sendikanın üyesi olursa olsun ya da bir sendikaya üyeliği olmasın tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerini, ortak taleplerini daha da kararlı bir şekilde, hep birlikte savunmaya devam edeceğiz.
İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için, elimizden aldığınız haklarımızı tek tek geri almak için ortak mücadelemizi daha da aldığınız yükselteceğiz.
Birleşe Birleşe Kazanacağız!

]]>
Emeklilerin Mersin’den başlayan yürüyüşü Ankara’ya ulaştı https://yenidunya.org/emek-gundemi/31437/emeklilerin-mersinden-baslayan-yuruyusu-ankaraya-ulasti/ Fri, 29 Nov 2024 16:07:44 +0000 https://yenidunya.org/?p=31437 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şubesi, “Geçinemiyoruz” diyerek başlattıkları yürüyüşte Ankara’ya ulaştı. Sendika Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, “Sağlıklı beslenemiyoruz, yeterince ısınamıyoruz,  artık barınamıyoruz” dedi. 

“Cumhuriyet değerleri gereğince yeniden kamucu, planlı karma ekonomik sistem”
2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şubesi, “Geçinemiyoruz” diyerek Mersin’den başlattıkları yürüyüşün son durağı olan Ankara’ya ulaştı. Ankara’nın girişinde emeklileri CHP Gölbaşı İlçe Başkanı Nazım Sağlam ve ilçe örgütü karşıladı. Gölbaşı’nın meydanında basın açıklaması yapan 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt şöyle konuştu:
“Adım adım ülkemizin ortak zenginliği olan kamu işletmeleri yok pahasına yabancı tekellere ve yerli iş birlikçilerine peşkeş çekildi, sömürünün en kaba biçimi olan altta kalanın canı çıksın modeli uygulandı. Özal’dan sonra gelen hükümetler de küçük nüanslarla aynı sistemin yürütücüsü oldular. AKP hükûmetleri ise özelleştirmenin açık ara şampiyonudur. Mevcut iktidarın bugüne kadar yaptıkları bundan sonra yapacaklarının da aynasıdır. Onu demokratik yollardan iktidardan göndermek boynumuzun borcu olsun. Bizim de desteğimizle iktidara gelecek olan halk hükûmetine tavsiyemiz, Cumhuriyet değerleri gereğince yeniden kamucu, planlı karma ekonomik sisteme geçmesidir.”

“Sağlıklı beslenemiyoruz, yeterince ısınamıyoruz”
“Sermayeye değil emekçiye bütçe… Biz bu hâldeyken meclise sunulan 2025 yılı bütçe taslağına baktık ve gördük ki, büyük bir pişkinlikle emekliye emekçiye kemerlerinizi daha fazla sıkın deniliyor. Bir eli yağda bir eli balda ekonomiciler, bize açlık ve sefaletin devamına razı olmamızı uygun görmüşler. Buna karşın büyük holdinglerin ve dolar milyarderlerinin rant ve faiz gelirlerini garanti etmeyi kendilerine görev saymışlar. Razı olmayacağız. Kış kapıya dayandı feryadımızı duyun. Yaz aylarında bile karnımızı zar zor doyururken, en ucuz gıda ürününe nasıl ulaşırım diye çabalarken, şimdi de elektrik doğalgaz faturalarıyla, odun kömür ödemeleriyle boğuşmaya başladık. Her şey ateş pahası. Sağlıklı beslenemiyoruz, yeterince ısınamıyoruz,  artık barınamıyoruz, sağlığımız tehlike altında, sağlık hizmetlerine vaktinde kavuşamıyoruz. Yıllardır feryat ediyoruz, duymuyorsunuz. Emekliye sağır olan kulaklarınız duysun diye bu yaşımızda yollara düşmekten başka çare bırakmadınız bize. Yürüyüşümüzü 30 Kasım 2024’de Ankara/ Tandoğan’a taşıyacağız.”

Emeklilerin Mersin’den başlayan yürüyüşü Ankara’ya ulaştı

“Biz sendikal haklarımızı istiyoruz”
2021 Tüm Emekliler Sendikası’na mensup emekliler ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
“Biz sendikal haklarımızı istiyoruz. Sendikamız kapatılıyor, biz sürekli sendika açmak zorunda kalıyoruz. İntibak yasasını ve statü yasasını istiyoruz. Çünkü emeklilerin nefes alması gerekiyor. Hepimizin psikolojisi bozuldu. Hiç rahat yaşayamıyoruz. Uykularımız kaçıyor. Çünkü ekonomik düzeyde rahat değiliz. Bundan ötürü iktidara ve saraya sesimizi duyurmak için yürüdük.”

“Ayakta kalma mücadelesi veriyor emekli”
“Emeklilerin çektiği problem çok. Bir kere kirasını ödeyemiyor, tedavilerini alamıyor, sağlık sorunları yaşıyor, mutluluk sorunları yaşıyor, beslenme sorunları yaşıyor, ulaşım sorunları yaşıyor. Maaşından birçok vergi kesiliyor, tatil yapamıyor. Yani hiçbir şeyi, sosyalitesi yok. Sadece ayakta kalma mücadelesi veriyor emekli. Ne yapacak bu emekli? Yani dünyadaki emeklilerle bizi kıyaslarsak 300 dolar emekli maaşı mı iyi 2000 dolar emekli maaşı mı iyi Avrupa ile kıyaslarsak?”

Kaynak: ANKA

]]>
BES: Sendikal faaliyetlerimiz suç değildir, engellenemez! https://yenidunya.org/emek-gundemi/31317/bes-sendikal-faaliyetlerimiz-suc-degildir-engellenemez/ Sat, 23 Nov 2024 09:33:09 +0000 https://yenidunya.org/?p=31317
BES: Sendikal faaliyetlerimiz suç değildir, engellenemez!

Büro Emekçileri Sendikası (BES), “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” nedeniyle işyerlerinde gerçekleştirdiği çalışmalarda “erkek” bir memurun sözlü saldırısı ile karşılaştı.
BES, yapılan bu sözlü saldırıya karşı bir açıklama gerçekleştirdi.
Açıklamada;
“İstanbul 2 Nolu Şubemiz tarafından 25 Kasım’a ilişkin Beyoğlu Sosyal Güvenlik Merkezi’nde yürütülen çalışmalar esnasında, bir erkek memur “Kadınlar çok konuştuğu için öldürülüyor, hepsi masum mu? Kadın erkeğe hizmet için yaratılmış” cümlelerini sarf etmiş ve KESK ve Sendikamıza yönelik çirkin söylemlerde bulunmuştur. Ayrıca, AKP-MHP iktidarı tarafında olduğunu ve kendisine bir şey yapılamayacağını da ifade ederek “burayı terk edin” diyerek sözlü saldırıda bulunmuştur.
İstanbul Şubelerimiz ve KESK İstanbul Şubeler Platformu tarafından kurum önünde yapılan basın açıklamasında tepkimiz dile getirilmiş ve sendikal faaliyetlerimizin engellenmeyeceği kamuoyuyla paylaşılmıştır.
İlgili kurumun yetkilisi ile Şube Yöneticilerimizin yaptığı görüşmede; İl Müdürü’nün hem sendikamızdan hem de Şube Yöneticilerimizden özür dilediği, kişi hakkında idari soruşturmayı başlatacağı ve konunun takipçisi olacağı beyan edilmiştir. Karanlığa teslim olmayacağız!” denildi.

BES: Sendikal faaliyetlerimiz suç değildir, engellenemez!

İktidarın cinsiyetçi ve ayrımcı dilinin işyerlerimize yansıması!
İktidarın kadın sorununa bakışı, kadına yönelik yaşanan ve artık bir toplumsal cinnet haline gelen şiddete karışı tutunduğu ikircikli tutum, ev içinde, iş yerlerimizde ve sokakta şiddet dilinin oluşmasına ve kadın cinayetlerinin işlenmesini cesaretlendirmektedir.
Ülkemizde yaşanan kadın cinayetlerinin son yıllarda hızla arttığına ve iktidarın yaşanan cinayetlere karşı slogan üretmekten öteye bir şey yapmadığına hep birlikte tanıklık ediyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hayatın her alanına sirayet ettiğini cezasızlık politikaları ve iktidarın ayrımcı söylemlerinin de bu durumu derinleştirdiğini görüyoruz.
İstanbul Sözleşmesi’nin hukuksuzca fesih edilmesi, 6284 sayılı Yasanın etkin uygulanmaması, koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmemesi de bu ağır sonuçlara neden olmaktadır.
Görece olarak en güvenli alanlarda olan kamu çalışanı kadınlar, aynı masalarda birlikte çalıştıkları mesai arkadaşları olan erkek çalışanlar tarafından sözlü ve fiziksel şiddetle karşılaşabilmektedir.
Yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü için işyerlerinde çalışma yürüten ve kadınları alanlara davet etmek için çağırıda bulunan Şube Yöneticilerimiz ve Üyelerimiz, iktidarın yarattığı kadına yönelik şiddet diline maruz kalabilmektedir.
Sendikamız tarafından yürütülen mücadele takvimi çerçevesinde İstanbul 2 Nolu Şubemizin kadın yöneticileri gittikleri işyerinde, tam da 25 Kasım öncesi bir erkek çalışan tarafından sözlü şiddete maruz kalmıştır. Kadın yöneticilerimizin kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak için kadın emekçileri birlikte mücadeleye çağırdıkları iş yeri çalışmasına itiraz eden erkek çalışan, kadınların şiddete maruz kalma gerekçesinin ‘çok konuşmaları ‘olduğunu, dolayısıyla bunu hakkettiklerini ifade etmiştir. Bu şiddet dilinin arkasındaki özgüvenin ve pervasızlığın dayanağını da sonraki cümlesiyle rahatlıkla dillendirmiş, kendisinin AKP-MHP iktidarı tarafında olduğunu ve kendisine bir şey yapılamayacağını da ifade etmiştir. Bu ifadeleri karşısında kendisi ile yapılan görüşme devam ederken tıpkı mevcut iktidarın dili gibi karşısındakini muhalif gördüğü yerde terörle ilişkilendirmeyi de ihmal etmemiştir.
Kısacası kadına karşı şiddeti meşru görmek, arkasında siyasi iktidarı güç olarak konumlandırarak dokunulmaz olduğu algısını oluşturmak ve nihayetinde muhalif gördüğü kişi ya da sendikayı terörist ilan etmek, vatan hainliği ile suçlamak…Tam da iktidarın dilinin kişilere rücu etme halini deneyimlemiş oluyoruz.
Bu durum karşısında yasal süreçleri başlatacağımızın, kişi hakkında suç duyurusunda bulunacağımızın ve konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Vardık, varız, varolacağız!..

]]>
ILO, Türkiye’yi sendikal haklar nedeniyle kara listeye alabilir https://yenidunya.org/emek-gundemi/30235/ilo-turkiyeyi-sendikal-haklar-nedeniyle-kara-listeye-alabilir/ Fri, 07 Jun 2024 12:02:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=30235 ILO’ya göre Türkiye bir kez daha çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler arasında

Cenevre’de süren Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) konferansında Türkiye sendikal hak ihlalleri nedeniyle yine “kara liste”ye alınmakla karşı karşıya. Emek temsilcileri, çalışma yaşamındaki olumsuzluklara dikkat çekti. ILO’ya göre Türkiye, bir kez daha çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler arasında ‘Kara liste’ kader oldu!
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 112. Uluslararası Çalışma Konferansı, İsviçre’nin Cenevre kentinde devam ediyor. 14 Haziran’a kadar sürecek olan konferansa ILO’nun 187 üye devletinden işçi, işveren ve hükümet delegeleri katılıyor. Türkiye’den ise hükümeti temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışanları temsilen Türkİş Başkanı Ergün Atalay, işverenleri temsilen de TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol yer alıyor. Ayrıca, diğer konfederasyon ve sendika yöneticileri de bu toplantıları takip ediyor. Konferansta ise çalışma yaşamının küresel sorunları görüşülüyor. Bu kapsamda çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler “ILO Standartları Uygulama Komitesi”nde gündeme almıyor. Bu liste çalışma hayatında ve kamuoyunda “kara liste” olarak da biliniyor. Türkiye bu yıl komitenin gündeminde, “ILO 98 Sayılı Toplu Sözleşme ve Sendikal Özgürlükler Sözleşmesi’ni İhmal” başlığı ile yer alıyor. Geçmiş yıllardaki konferanslarda da Türkiye yine bu komitenin gündemine gelmişti.

Toplu sözleşme sorun
Konuyla ilgili açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Türkiye bu yıl da ILO sözleşmelerini ihlal eden ülkeler arasında, işten çıkarmalar, grev yasakları, sendikal barajlar, yıllar süren davalar, sendikal ayrımcılık ve uzun mesai saatleri gündemde” dedi. Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci de görüşmelerde, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun içeriği ve uygulanması ile ilgili olumsuzlukların altını çizdiği bir konuşma yaptı. Demirci, yine aynı toplantıda komiteye ayrıntılı bir rapor sunumu da yaptı.

Kaynak: Cumhuriyet

]]>