sendika – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 15 Jan 2026 12:48:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png sendika – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Patrona değil emekliye emekçiye sendika https://yenidunya.org/yazarlar/fatih-kaplan/33643/patrona-degil-emekliye-emekciye-sendika/ Thu, 15 Jan 2026 09:55:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33643 Ülkemizde ilk emekli sendikası DİSK çatısı altında 1995 yılında kuruldu, kurulur kurulmaz emekli hareketine yeni bir güçlü ses, yeni bir anlayış getirdi. Emekliler ricacı pozisyondan hakkını talep eden pozisyona geçti. Bu güçlü hak arama bilincinin örgütlü hâli olan sendikanın hükûmetleri rahatsız etmesi kaçınılmazdı elbette. Sendikalar defalarca dava açılarak kapatıldı, tekrardan kuruldu. Anayasaya ve ülkemizin de imzacısı olduğu uluslararası hukuka aykırı kapatma kararlarının toplumsal barışa, emekçi dayanışmasına, yüzde doksan dokuzu temsil eden büyük insanlığa hizmet etmediği ve kabul görmediği aşikârdır, apaçıktır. Emeklilerin sendika kurmasına engel olarak gerekçelendirilen anti demokratik yasa hükümleri kaldırılmalıdır.

Emeklinin sesine kulak ver
Bu kısa girişten sonra emeklilerin sesini Meclis’e taşıyarak 9 Ocak 2026 gününden beri Nöbet Tutma eylemine devam eden CHP’li vekiller tekrar kutlanmayı hak ediyor, iktidar dışında kalan partilerin de bu eyleme aktif destek vermesi başarının ön koşuludur. Sokakta ve alanlarda emeklilerin, Meclis’te vekillerin ısrarlı eylemleri o kadar etkili oldu ki iktidarın fiili ortağı MHP’nin Genel Başkan Devlet Bahçeli bile emeklilerin aylıklarının sefalet düzeyinde ve kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Söz yetmez eylem gerek; bu sözün sahipleri eğer söylediklerinde samimi iseler hemen Meclis’e en düşük emekli aylığının asgari ücretin altında olamayacağını, asgari ücretin de insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılması gerektiğini teklif haline getirsinler; yapılacak oylamada kim emekçinin, emeklinin dul ve yetimin yanında; kim dolar milyarderlerinin holdingleşmiş tarikatların, rantiyenin yerli ve yabancı tefecilerin yanında belli olsun.

Birleş ki güçlü ol
Tekrar söylemek gerekir ki, iktidarın sürdürdüğü dışa bağımlı neo-liberal ekonomiyle, tarımı ve küçük orta sanayiyi çökerten, esnafı iflasa sürükleyen borç faiz özelleştirme borsa sistemiyle yaratılan ağır tahribat o kadar büyük ki, tek bir parti, tek bir sendika, tek bir demokratik kitle örgütü bunun altından kalkamaz. Güçlerimizi birleştirmekten başka çaremiz yok. Eminiz ki, emekçiler bu iradeye sahip olduklarını kanıtlayacaklardır.

Kendi sahamızdan, emekli örgütleri açısından baktığımda, henüz merkezi düzeye taşınmamış olsa da bir çok ilde ilçede bölgede emekli örgütlerinin bir araya gelerek ortak eylemler yaptığını, güç birlikleri oluşturduğunu sevindirici ve yol açıcı bir gelişme olarak gördüğümü kaydedeyim. Bu ortaklaşmayı, birlikte hareket etme iradesini merkezi düzeyde yaşama geçirmek görevimizdir. Bir araya gelmek için hiçbir ön koşula  gerek yok.

Asgari yaşam olmaz
Emeklilerin hakları emekçi kimliklerine sıkı sıkıya bağlıdır, emekliliği sağlayan aktif çalışma yaşamıdır. Yaş haddi, iş göremezlik veya yeterli prim/gün sayısına ulaşan emekçi emekliliğe hak kazanır. Kişi beden ve beyin gücünü harcayarak yıllarca üretmiş, ülkenin zenginliğine katkı sağlamıştır. Elbette ki emekliliğe hak kazanan emekçi, emekli olurken ustalığın tecrübenin zirvesindedir. Emekli olurken insanca yaşamaya yetecek bir aylığı çoktan hak etmiştir. Bu aylık da kesinlikle asgari ücretin üzerinde olmalıdır. Çünkü asgari ücret tanımı gereği en azdır, geçici ve kısa sürelidir.

CHP’nin asgari ücretin 39 bin liraya, en düşük emekli aylığının da asgari ücrete yükseltilmesi önerisi ilk adım olarak ve geçici kaydıyla desteği hak ediyor. Geçici olmalıdır çünkü, asgari yaşam insan onuruyla bağdaşmaz. Yoksulluğu değil varlığı paylaşmak her emeklinin emekçinin yurttaşın ana sütü gibi hakkıdır.

Zaten 2002 yılı Aralık ayında asgari ücret 184 TL iken en düşük işçi emeklisi aylığı bunun yüzde 40 fazlası olan 257 TL idi. Bu hesabı bugüne uyarlarsak en düşük emekli aylığının asgari ücretin yüzde 40 fazlası olan 39 bin 305 TL olması gerektiğini görürüz. Üstelik de bu hesabı yaparken asgari ücretin de TÜİK’in ısmarlama enflasyon hesabıyla baskılandığını göz ardı etmeyelim.

Bayram ikramiyeleri yılda dört defa bir aylık karşılığı olarak verilmelidir. İkramiye sadaka veya harçlık değildir, en az bir aylık tutarında olmalıdır.

İktidar uyarıları ciddiye almak zorundadır, bozdukları emekli sistemi artık yama tutmuyor, en düşük emekli aylığına yüzde 18,5 artış yaparak 20 bin liraya çıkarmaları derde deva olmaz. Diğer emeklilere bunun altında sadece yüzde 12,19 artış yapmalarını, memurlara yıllardır yasa gereği olmasına rağmen ödemedikleri seyyanen zamları emekli unutmayacak. İktidar hızla bu yanlışından dönerse, emekli sistemini hiç olmazsa 2002 öncesi ayarlarına döndürüp düzeltme yoluna giderse belki ahını aldığı emeklilerin bir kısmının kendisini affetmesini umabilir.

]]>
Örgütlü işçi kazanıyor: Sömürü çarkını örgütlülük kırar https://yenidunya.org/emek-gundemi/33538/orgutlu-isci-kazaniyor-somuru-carkini-orgutluluk-kirar/ Fri, 26 Dec 2025 16:23:24 +0000 https://yenidunya.org/?p=33538 Yaygın ve ortalama ücret haline gelen asgari ücret, cebe girmeden açlık ve yoksulluğa yenildi. 100 işçiden 63’ü asgari ücret komşuluğunda ücretlere çalışırken örgütlü işçiler, sendikasızlardan 2 kat fazla kazanıyor.
AKP iktidarı emeğiyle geçinen milyonlarca yurttaşı bir kez daha açlık sınırının altına, sefalet düzeyinde yaşama itti. Özel sektördeki yaklaşık 18 milyon işçi ve ailelerini doğrudan, aylık ve maaş ile geçinenleri dolaylı olarak etkileme gücüne sahip asgari ücrette zam, tarihinde ilk kez açıklandığı gün açlık sınırının altında kaldı.
Antidemokratik masada, iktidar-sermaye işbirliğiyle dayatılan ücrette en çarpıcı olan, ülkede geldiği yaygınlık düzeyi.
Geçen yıl uluslararası finans çevreleri ve IMF’nin yönlendirmeleri doğrultusunda, hedef enflasyona uyum gerekçesiyle fiilen eksi zamla karşı karşıya kalan asgari ücretliler, bu yıl aynı senaryoyu telafisiz yaşadı. İktidarın politikalarıyla yaygın ve ortalama ücret haline getirilen asgari ücret, kemer sıkma politikalarıyla her yıl reel olarak geriletildi.

DİSK-AR’ın önceki ay yayımladığı 2026 Asgari Ücret Raporu, bu tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. İşçilerin yüzde 53,2’si asgari ücretle geçinmek zorunda bırakılıyor. Rapora göre işçilerin yüzde 46,7’sine denk gelen 8 milyon 359 bin kişi asgari ücret veya altında gelirle yaşamaya mecbur bırakılıyor. Her 100 işçiden 63’ü asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücretlerle çalışırken asgari ücretin iki katından fazla kazananların oranı yalnızca yüzde 12,7’de kalıyor.
Asgari ücretin yüzde 5, 10 ya da 20 üzeri ve altını kapsayan ücret komşuluğu dikkate alındığında neredeyse tüm işçiler, yoksulluk sınırının altında ücretlere çalışıyor. İşgücünün dışına itilmek istenen kadınlarda ve kayıtdışı çalışanlarda asgari ücretlilik oranı yüzde 90’lara ulaşıyor. Kayıtdışı çalışanların yüzde 85,3’ü asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında gelir elde ederken asgari ücret komşuluğunda çalışanların oranı sigortasız işçilerde yüzde 91,7’ye çıkıyor.
Kayıtdışı çalışmada öne çıkan emekliler de düşük aylıkların yarattığı darboğaz nedeniyle sigortasızlığa itiliyor. Dinlenme çağındaki yaşlılar, asgari ücreti göremeyen tutarlara çalıştırılıyor. Kadın işçiler için ise asgari ücret, adeta sabit ücrete dönüşmüş durumda. Raporun tespitlerine göre kadınların yüzde 60,1’i asgari ücret ve altında çalışırken, 4,1 milyon kadın işçi ancak asgari ücretin yüzde 10 fazlasına ulaşabiliyor.

Ücret zincirlerini örgütlülük kırıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı 2024 işgücü maliyeti verileri de ücretlerin seviyesini bir kez daha ortaya koydu. İşçi ücretlerinin işverene maliyetini tespit eden verilere göre, geçen yıl aylık ortalama işgücü maliyeti 45 bin 777 TL olarak gerçekleşti. Bu tutarın içinde, işveren tarafından ödenen sigorta primleri de bulunuyor. “Artış durumunda işverenler maliyeti karşılayamaz” denilen ücretler, işte bu düzeyde ödeniyor. Aylık işgücü maliyeti, ülkede en fazla büyüyen sektörlerden inşaatta 26 bin 47 TL iken konaklama ve yiyecek hizmetlerinde bu tutar 29 bin 460 lira olarak hesaplandı. İşgücü maliyetinin en yüksek olduğu sektör ise 119 bin 868 lira ile finans ve sigorta faaliyetleri oldu.
Veriler, örgütlü işçilerin kazanımlarını da ortaya koydu. Buna göre ortalama 45 bin 777 lira olan işgücü maliyeti, sendikalarla toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalanmayan işyerlerinde hesaplandı. Örgütlü, sendikalı ve sözleşmeli işçiler, bunun neredeyse 2 katını kazandı. TİS bulunan işyerlerinde işgücü maliyeti 81 bin 539 lira ile ortalamanın 1,8 katı olarak tespit edildi.

Örgütlü işçi kazanıyor: Sömürü çarkını örgütlülük kırar

Yoksulluk halleri
4 kişilik bir ailenin bir aylık sağlıklı ve dengeli beslenme harcamasını dahi karşılayamayan yeni asgari ücret, yoksulluk sınırının yanına yaklaşamadı. Emekçiler, emekliler yoksulluğa terk edildi.

•Gıda yoksulluğu: Temel beslenme sepetini dahi karşılamayan asgari ücretle, sadece mutfak alışverişi yapıldığında dahi doyabilmek mümkün değil. TÜİK verilerine göre, 4 evden birinde haftada bir kez et pişmiyor; her 10 evden birinde, çocuklar günde bir kere dahi taze meyve ve sebze yemekten yoksun kalıyor. 2024 verilerine bu oranlarla yansıyan yoksulluğun, yeni yılda daha da derinleşmesi bekleniyor.

•Çalışan yoksulluğu: Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’ya göre dünyada emekçilerin yüzde 6,4’ü çalışan yoksulluğu yaşıyor. Türk-İş’e göre tek başına yaşayan bir işçinin hayatını idame ettirmek, ay boyunca işe gidip gelebilmek, barınmak ve beslenmek için ihtiyaç duyduğu tutar kasım ayında 38 bin 752 lira olarak hesaplandı. Şubat ayında ancak ceplere girecek yeni asgari ücret bu tutarın sadece yüzde 72’sini karşılıyor. Tutar yeni asgari ücretin uygulanacağı 2026’da sabit kalsa dahi bir işçi, maaşıyla sadece 21 gün barınma, beslenme, ulaşımı karşılayabilecek.

•Kent yoksulluğu: İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) tanımına göre kent yoksulluğu, kentsel alanlarda yaşayan insanların ekonomik, sosyal ve fiziksel koşullardan kaynaklanan yoksunluklarını ifade ediyor. İPA’ya göre İstanbul’da yaşayabilmek için 4 kişilik bir haneye 106 bin 34 lira gerekiyor. Hanedeki iki yetişkinin de çalıştığı koşullarda dahi asgari ücretli evler bu tutarı karşılayamıyor. Tek başına yaşayan bir işçinin İstanbul’da yaşayabilmesi için en az 36 bin 984 lira gerekiyor. Bu tutar, barınma masrafları ile semt semt, mahalle mahalle değişirken büyükşehirlerde ulaşım ve beslenme maliyetleri de yoksunluğa yol açıyor.

•Enerji yoksulluğu: Evlerde artık, ısınmak ve yemek pişirmek için gereken enerji dahi kullanılamıyor. Türkiye’de her 5 evden birinin enerji yoksulu olduğu tahmin ediliyor. 4,5 milyondan fazla hane, 20 milyondan fazla yurttaş sosyal yardımsız hayatta kalamıyor. 1,6 milyondan fazla ev, kömür yardımsız ısınamazken toplam 4 milyon hane elektrik ve doğalgaz için sosyal yardımlara muhtaç.

Kaynak: BirGün

]]>
İşçisiz asgari ücret gayrimeşrudur! https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33518/iscisiz-asgari-ucret-gayrimesrudur/ Mon, 22 Dec 2025 08:29:02 +0000 https://yenidunya.org/?p=33518 İşçisiz saptanacak asgari ücret gayrimeşrudur. İşçi kanadının katılmadığı Komisyon kararı iyice şaibeli hale gelecek. Hükümet asgari ücrette hakem değildir. Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu iki nafile toplantı yaptı. Toplantılardan beklendiği gibi bir sonuç çıkmadı. Toplantılara işçi tarafını temsil eden Türk-İş katılmadı. Türk-İş, Komisyon yapısı ve işleyiş kuralları değişmediği sürece Komisyona katılmayacağını açıklamıştı.  Türk-İş ayrıca asgari ücret tespitinde enflasyonun yanı sıra büyümenin de dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

NAFİLE TOPLANTILAR!

İşçi konfederasyonlarının tümü komisyonun işleyişinden şikâyetçi ve asgari ücret tespit kurallarının değişmesini istiyorlar. Ancak Hükümet, işçi kanadının çok önceden belli olan bu tutumuna rağmen komisyonun yapısı ve asgari ücretin belirlenme kuralları konusunda herhangi bir adım atmadı. Oysa yapılacak iş teknik olarak son derece basit. Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve bir yönetmelik değişikliği ile sorunun çözülmesi mümkün. Ancak mesele teknik değil tamamen siyasi bir tercih!

Hükümet asgari ücreti izlediği ekonomi politikaya uygun olarak düşük tutmanın peşinde. Ancak hükümetin asgari ücret için dolaşıma soktuğu oranların herhangi bir inandırıcılığı ve meşruiyeti yok.  Ortalıkta dolaşan tahminlerin büyük bir tepki ve öfkeye yol açacağı malum. Bunun üstüne bir de “işçisiz asgari ücret” saptanması meselenin üstüne tüy dikecek.

Hükümet şimdiye kadar asgari ücreti belirlerken genellikle işverenleri yanına alıyor ve asgari ücreti öyle belirliyordu. AKP döneminde 25 kez belirlenen asgari ücretin 16’sında işçi muhalefetine rağmen karar Hükümet-işveren blokunun oylarıyla alındı. Hükümet işçilerin masada yer alıp muhalefet etmesinden pek rahatsız değildi. Ama bu yıl işin rengi değişti. İşçi tarafı komisyona katılmayacağını açıkladı. İşte bu durum hükümetin canını sıktı. Asgari ücretin hem geçinme şartlarından çok uzakta hem de işçisiz belirlenmesi ciddi bir tepkiye yol açacak. İşte bu durum bir telaş yarattı.

İşte bu telaşla tarihte görülmemiş bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, komisyonun toplandığı saatlerde Türk-İş ve Hak-İş’i ziyarete ederek güya sosyal diyalog görüşmeleri yaptı. Bakanın bu tuhaf temasları, işçisiz asgari ücret komisyonunun alacağı kararın yaratacağı infiali dindirme çabası olarak yorumlanabilir.

HAKEMLİK DEĞİL KAMU DÜZENİ

Bakan Işıkhan asgari ücret meselesinde işçi tarafının katılmamasının yaratacağı infiali önlemek için sürekli “biz hakemiz” diyor. Adeta işçi ile işveren arasında bir arabulucu gibi davranıyor.  Bakanın bu sözleri konuyu bilmeden yediyorsa büyük gaf, bilerek ediyorsa daha büyük gaf.

Hükümet asgari ücrette hakem değildir. Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur. İş hukukunda nispi emredici düzenlemeler olarak bilinen düzenlemelerin en önemlisidir. Asgari ücret, Bakan Işıkhan’ın sandığı gibi bir pazarlık ücreti değildir. Asgari ücret bir geçim ücretidir ve bir kamu düzeni meselesidir. Asgari ücret tespiti, bir özel hukuk konusu ve işçi ile işveren arasında bir pazarlık konusu değildir.

Asgari ücret Anayasa ve yasalarla düzenlenen, devletin “olumlu edim yükümlülüğü” kapsamında bir kamu düzeni sorunudur.  Asgari ücret, pazarlığının piyasaya bırakılmaması ve kamusal bir müdahaleyle belirlenmesi demektir.  Asgari ücret bir kamu düzeni sorunudur çünkü Anayasa ve yasalar hükümete asgari ücretin belirlenmesi ve emredici olması konusunda yükümlülükler getirir. Hükümet bu yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlüdür. Hükümet hakem değildir. Asgari ücreti sadece işçi ve işveren taraflarının müzakeresine bırakamaz.

Sosyal bir hukuk devletinde devlet (hükümet) asgari ücretin saptanmasında aktif rol alır. Dolayısıyla bakanın “ biz hakemiz” demesi anlamsız bir bahanedir. Hükümet asgari ücretin bir numaralı sorumlusudur.  Kaçamak davranmanın manası yok. Hükümet asgari ücret sorumluluğundan kaçamaz.

DİSK’LE GÖRÜŞMEME NEZAKETSİZLİĞİ

İşçisiz asgari ücretin tespitinin yaratacağı infialden telaşa kapılanlar bu ruh haliyle kuralları hiçe sayarak davranıyor. Bakan Işıkhan aniden yaptığı Türk-İş ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada “Biliyorsunuz iki önemli konfederasyonumuz var” deme gafletinde bulundu. Türk-İş’in ardından Hak-İş’i de ziyaret eden Bakan, DİSK’i ziyaret etmedi. Bakanın bu tutumu sıradan bir gaf değil.

Türkiye’de uzun yıllardır işçileri işveren ve hükümet karşısında üç işçi konfederasyonu temsil ediyor. Bu hem bir teamül hem de yasal düzenlemelerin gereği. Eskiden ESK’de üç işçi konfederasyonu vardı. Üçlü Danışma Kurulunda işçileri temsilen üç işçi konfederasyonu katılır. SGK ve İŞKUR Genel Kurulları başta olmak üzere çeşitli kurumların yönetim veya genel kurullarında üç işçi konfederasyonu yer alır.

Anlaşılan Bakan bu basit gerçeğin farkında değil. DİSK’i ziyaret etmeye tenezzül bile etmedi. Oysa Komisyon’da yer almamasına rağmen asgari ücreti en çok gündemde tutan işçi örgütü DİSK’tir. Uzun yıllardır kapsamlı asgari ücret raporları hazırlayan DİSK, asgari ücret için çeşitli eylemler yapan DİSK ama bakan DİSK’le görüşmeye tenezzül etmiyor.

Bakan Işıkhan DİSK’le görüşmemesi Türkiye’de uzun yıllara dayalı endüstri ilişkileri geleneklerini ve kurallarını hiçe sayan nezaketsiz bir tutum ve gaftır.

GAYRİMEŞRU ASGARİ ÜCRET

Hükümet muhtemelen bu hafta asgari ücret konusunda kararını verecek ve Komisyona dikte edecek. Komisyonun özgür bir iradesi olmadığı malum. Komisyonda müzakere bile yapılmıyor. 2020 öncesinde Komisyona bir işçinin yaşam maliyeti konusunda veriler getiren TÜİK artık bunu bile yapmaya tenezzül etmiyor. TÜİK’in Komisyondaki varlık sebebi işçinin yaşam maliyetine ilişkin veriler sunmaktır. TÜİK işi o kadar keyfiliğe vardırdı ki artık işçinin yaşam maliyetini hesaplamıyor.

TÜİK kamuoyunda tartışma yaratacak verileri sunmak yerine gizlemeyi tercih ediyor. Madde fiyat listesini kararttıkları gibi işçinin yaşam maliyetine ilişkin verileri de sunmuyorlar. Böylece Komisyonun tartışma yapacağı en önemli unsur olan “geçim şartları” konuşulamıyor.  Bu durum Komisyonu bir süredir iyice işlevsiz bırakmıştı.

Ancak bu yıl Komisyon tarihinde bir ilk yaşanıyor. İşçi tarafı masayı protesto ediyor. Bu durum asgari ücretin işçisiz saptanmasına yol açacak. Bu durum asgari ücretin zaten çok az olan meşruiyetinin iyice yok olmasına yol açacak.

Adını net koymak lazım. İşçinin protesto ettiği çekildiği bir masada şeklen bile olsa alınacak asgari ücret kararı gayrimeşru olacaktır.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu kağıt üzerinde hükümetin istediği her kararı alabilir. İşçi katılmadan on üye ile toplanabilirler. Hükümet ve işveren blokundan oluşan işçisiz komisyon teknik olarak istediği kararı alabilir.

Karar almayan ve müzakere yapmayan komisyon kararları imzaladı. Dahası komisyon üyelerinin önemli bir bölümü kararı televizyonlardan öğrendi. Teknik olarak bunların tümü mümkün. Şimdiye kadar böyle oldu zaten. Komisyon iyice göstermelik oldu.  Ancak şimdi durum daha da vahim.

Ortada meşruiyetin kırıntısı kalmadı. Hükümet işçinin gelmediği masada işverenlerle kol kola asgari ücreti belirleyecek. Oysa asgari ücret işçinin meselesi. İşçi olmadan belirlenecek asgari ücretin hiçbir inandırıcılığı olmayacak.  Asgari ücret saptandığı anda meşruluğunu yitirecek.

Teknik olarak karar alınabilir, işi kitabına uydurabilirler. Ancak bir hukuk devletinde sadece kanunlara biçimsel uygunluk bir şey ifade etmez.  Bilmeyenler hatırlatalım: Kanunilik ile hukukilik ve meşruluk arasında dağlar kadar fark vardır.  Asgari ücreti işçisiz saptamanın maliyeti büyük olur. Asgari ücret daha saptandığı anda gayrimeşru hale gelir.

Bir kuralın kanuni ama gayrimeşru ve hukuk dışı olması ciddi bir sorundur. Kanuni bir düzenleme toplum vicdanında karşılık bulmuyorsa, destek almıyorsa ve hukukun evrensel ilkelerine aykırı ise gayrimeşrudur.

Pek çok alanda örneğini gördüğümüz hukukdışı ve gayrimeşru yönetim anlayışı şimdi de asgari ücret alanına sirayet etmiş olacak. Bu yıl bir ilk yaşanacak ve asgari ücret gayrimeşru şekilde tespit edilecek!

EMEKLİ YOKSULLUĞU: ALGI DEĞİL GERÇEK

Yoksullaşan emeklilerin ucuz otellerde, otogarlarda konaklamak zorunda kalması ve kış aylarında ısınmak amacıyla AVM’lerde vakit geçirmesi, geçtiğimiz haftanın en sarsıcı haberlerinden biriydi. Aslında bu haberler, uzun süredir bilinen ancak görmezden gelinen bir gerçeğin; yani derinleşen emekli yoksulluğunun trajik bir şekilde gün yüzüne çıkmasıydı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş bu durumu “Bireysel tercihler toplumsal bir kriz gibi sunulmaya çalışıldı, bir algı operasyonu yürütüldü” şeklinde nitelerken; Ankara Valiliği de haberleri “abartılı” bulduğunu açıkladı. Emekli gerçeğini “algı” ve “abartı” diyerek yok sayanlara, bu durumu haberlerle değil, somut verilerle hatırlatmakta fayda var:

Sefalet aylıkları: 2025 sonu itibarıyla en düşük emekli aylığı 16 bin 881 TL seviyesindedir ve milyonlarca emekli bu tutarla geçinmeye çalışmaktadır. Ortalama emekli aylığı ise sadece 21 bin TL civarındadır.

Refah Kaybı: Emekli aylıklarının Kişi Başına Gayrisafi Yurt İçi Hasılaya (GSYH) oranı 2003’te %52 iken, 2024 yılında bu oran %31’e gerilemiştir. Bu, emeklinin milli gelirden aldığı payın nasıl eridiğinin en net kanıtıdır.

Çalışma Zorunluluğu: Alım gücü dibe vuran emekli aylıkları nedeniyle daha fazla emekli, hayatta kalabilmek için yeniden işgücü piyasasına dönüyor. Çalışıyor veya umutsuzca iş arıyor. 2003 yılında emeklilerin %34’ü işgücü piyasasındayken, 2024’te bu oran %66’ya fırlamıştır.

Yaşlılık Aylığı: Sosyal güvencesi olmayan yaklaşık 800 bin vatandaşın aldığı 65 yaş aylığı ise sadece 5 bin 134 TL’dir.

YAŞLI BAKIM HİZMETLERİ YETERSİZ

Bakanlığın “bireysel tercih” olarak nitelediği otogar ve otel konaklamalarının arkasında, kamusal yaşlı bakımı hizmetlerinin yetersizliği yatmaktadır. Türkiye’de yaşlı bakımı hizmetleri ihtiyacı karşılamaktan oldukça uzaktır:

Bakanlığa bağlı 169 huzurevinde yalnızca 15 bin, 270 özel huzurevinde ise 13 bin 500 yaşlıya hizmet verilmektedir.

Kamu huzurevlerinde kapasite yetersizliği nedeniyle devasa bir “sıra bekleyenler” listesi oluşmuş durumdadır.

Özellikle geliri olmayan yaşlılar için hayati önem taşıyan ücretsiz bakım hizmetlerinde büyük bir yığılma yaşanırken, özel huzurevi fiyatları ortalama bir emekli maaşının katbekat üzerindedir.

Türkiye’nin sosyal hizmet alanındaki kanayan yarası, yaşlı ve hasta bakımı sorunudur. Bu yük halen büyük oranda ailelerin omuzlarındadır. Yapılması gerekenler ise bellidir: Öncelikle emekli aylıklarını insanca yaşanacak bir düzeye çıkarmak ve yaşlı bakımı için ayrılan kamu kaynaklarını acilen artırmak.

Emeklilerin yaşadığı sefalete ilişkin haberler algı operasyonu değil,  çıplak gerçektir. Türkiye’de giderek derinleşen bir emekli ve yaşlı yoksulluğu var.

Kaynak: Aziz Çelik / BirGün

]]>
Emekli sendikalarına ve derneklerine ortak eylem çağrısı https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/32383/emekli-sendikalarina-ve-derneklerine-ortak-eylem-cagrisi/ Fri, 04 Apr 2025 10:17:44 +0000 https://yenidunya.org/?p=32383 Emekli maaşlarına Temmuz’dan önce 25 bin lira seyyanen zam yapılsın
Açlık sınırının 30 bin liraya, yoksulluk sınırının 80 bin liraya yaklaştığı ülkemizde, asgari ücretin bile altındaki 14 bin 469 liralık emekli maaşıyla açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilen milyonlarca emekli yaşama savaşı veriyor.

Çarşıda, pazarda ve markette zamlar yağmur gibi yağıyor. Emekli maaşı kiraya yetmiyor. Elektrik ve doğal gaz faturaları ödenemiyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor.

Günlük gıda ve temel ihtiyaçlarını Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak karşılamak zorunda bırakılan emekliler, yüksek faizlerle bankalara borçlanarak icra ve haciz tehdidi altında ömür tüketiyor.

Ömrünün sonbaharında huzur ve güven içerisinde dinlenerek yaşaması gereken emekliler, ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen yaşamını sürdürebilmek için hâlâ çalışmaya ve iş aramaya devam ediyor.

Temmuz’da emeklileri bekleyen tehlike
4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu gereğince Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından açıklanan ve 3 Eylül 2023 tarih ve 32298 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 2024-2025 dönemine ait 2 yıl süreli 7. Dönem Toplu Sözleşme hükümlerine göre; memur maaşları ile memur emekli aylıklarına 2024’ün ilk 6 ayı için yüzde 15, ikinci 6 ayı için yüzde 10, 2025’in ilk 6 ayı için yüzde 6, ikinci 6 ayı için yüzde 5 zam yapılması kararlaştırılmıştı.

Buna göre; 1 Ocak 2025 – 30 Haziran 2025 tarihleri arasındaki 6 aylık dönem için memur maaşları ile memur emekli aylıklarına yüzde 6 toplu sözleşme zammı üzerine yüzde 5,54 oranında sahte enflasyon farkı eklenerek toplam yüzde 11,54; SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarına ise yüzde 15,75 oranında artış yapılmıştı.

Hali hazırda yürürlükte olan 7. Dönem toplu sözleşme hükümlerine göre; 1 Temmuz 2025 – 31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki ikinci 6 aylık dönem için; memur maaşlarına ve memur emekli aylıklarına 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 5 oranındaki toplu sözleşme zammı üzerine TÜİK’in muhtemelen yüzde 7 civarındaki sahte enflasyon oranı eklenerek ortalama yüzde 12 civarında; SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarına ise 2-3 puan daha eklenerek yüzde 14-15 civarında artış yapılacağı şimdiden öngörülebilir.

Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir. Emeklilerin içinde bulunduğu durum ve yaşadığı sorunlar göz önüne alındığında, önümüzdeki dönemde emeklileri çok daha zor günlerin beklediğini anlamak için kâhin olmaya gerek yoktur.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz
Emeklilerin 1995 yılında başlayan ve otuz yıldan beri her türlü olumsuzluğa rağmen devam eden sendika kurma ve toplu sözleşme mücadelesi ne yazık ki henüz yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulamamıştır.

Emekli sendikalarının ve derneklerinin yaşadığı bölünmüşlük ve parçalanma nedeniyle kısa vadede tek çatı altında örgütlenmek pek mümkün görünmemektedir.

Peki emekliler hep böyle yaşamaya mecbur mudur? Elbette ki hayır!

Milyonlarca emeklinin sorunları da, talepleri de ortaktır. Dolayısıyla, emeklilerin yaşadığı sorunların çözümü ve insanca yaşam için ortak taleplerin gerçekleşmesi de ortak ve birleşik mücadeleyle mümkündür.

Yaşadığımız ortak sorunların çözümü ve taleplerimizin gerçekleşebilmesi için ortak ve birleşik mücadeleyi mutlaka başarmak zorundayız. Emeklilerin kurtuluşunun ve insanca yaşayabilmelerinin başka yolu yok.

Emeklilere insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşam için; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek için; tüm emekli sendikaları ile emekli dernekleri; fiili ve meşru mücadele temelinde, “hak verilmez alınır, haklar örgütlü mücadele ile kazanılır” şiarıyla güç ve eylem birliği yaparak, ülke çapında emeklilerin ortak ve birleşik mücadelesini bir an önce hayata geçirmeliyiz.

Bunun için, öncelikle ve ivedilikle emekli sendikaları ve dernekleri arasındaki rekabete derhal ve mutlaka son verilmelidir. Birbirinden bağımsız, ayrı ayrı eylemler yapmak yerine ortak ve birleşik mücadele anlayışı benimsenmelidir.

Hayatları ve umutları çalınan milyonlarca emekli, ya hakları ve geleceği için hep birlikte ayağa kalkacak; ya da patron dostu, emekli düşmanı iktidar tarafından dayatılan açlık sınırının ve asgari ücretin altındaki emekli maaşıyla yetinmek zorunda kalacaktır.

Yıllardır açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca emeklinin mutfağındaki yangının sönmesi, tencerenin kaynaması ve karnının doyması için; “insanca yaşanabilecek maaşı siz vermiyorsanız biz alacağız” demenin şimdi tam zamanıdır.

Sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi noktasında bir kazanım elde edilecekse ancak bu şekilde elde edilecektir.

Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin
Emekli maaşlarının insanca yaşanabilecek seviyeye çıkarılması talebi başta olmak üzere, emeklilerin sendikal hak ve özgürlüklerinin elde edilebilmesi için; bugüne dek bir türlü hayata geçirilemeyen ortak ve birleşik mücadelenin, İstanbul’dan başlayarak ülke çapında gerçekleştirilebileceğine inanıyorum.

Bu amaçla, ilk adım olarak; “tüm emekli maaşlarıyla dul ve yetim aylıklarına Temmuz ayından önce 25 bin lira seyyanen zam yapılması” talebini alanlarda haykırmak üzere; tüm emekli sendikalarını ve derneklerini hep birlikte omuz omuza ve yan yana ortak eylem gerçekleştirmeye davet ediyorum.

Artık söz bitti. Şimdi karar verme ve harekete geçme zamanı. Ya köle olacağız, ya insanca yaşayacağız. Biz istemezsek vermeyecekler, biz durdurmazsak durmayacaklar, haydi hep birlikte ortak ve birleşik mücadeleye.

İnanın, ele ele ve omuz omuza birlikte mücadele etmeyi başarabilirsek; emeklilerin sendikal haklarını özgürce kullanabileceği, huzur ve güven içerisinde insanca yaşayabileceği günlere mutlaka kavuşacağız.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin!

]]>
Kadınlar sigortasız, sendikasız, işsiz https://yenidunya.org/emek-gundemi/32258/kadinlar-sigortasiz-sendikasiz-issiz/ Mon, 03 Mar 2025 14:29:09 +0000 https://yenidunya.org/?p=32258 -Her 10 kadından sadece 3’ü çalışma hayatında
-Her 10 kadın işçiden yalnızca 1’i sendikalı
-Çalışan kadınların yüzde 20’e yakını yarı zamanlı çalışıyor
-10 milyona yakın kadın; ailevi ve kişisel nedenler ve ev işleri dolayısıyla çalışma hayatına katılamıyor

Genel-İş Araştırma Dairesi (EMAR) “Kadın Emeği” raporunu yayımladı.
Raporun giriş bölümünde şu bilgilere yer verildi:
“Sendikamızın Araştırma Dairesi’nin (emar) her yıl düzenli olarak 8 Mart’ta yayımladığı Kadın Emeği raporu bu yıl da cinsiyet eşitsizliğine, kadın cinayetlerine, kadın yoksulluğuna, kadın işsizliğine ve güvencesiz çalışmaya dair veriler içeriyor. DİSK/Genel-İş Sendikası Araştırma Dairesi’nin raporuna göre Türkiye’de istihdamda cinsiyet açığı yüzde 34,6 olarak hesaplanırken 10 milyona yakın kadın ailevi ve kişisel nedenler ve ev işleri dolayısıyla çalışma hayatına katılamıyor.  Her 10 kadın işçiden ise yalnızca biri sendikalı.”

“Aile Yılı” aldatmacası
İstihdamda kadının görünümüne dikkat çekilen raporda, Türkiye’deki kadın işsizliğinin Avrupa Birliği ortalamasının iki katına yakın olduğu görüldü. Türkiye’deki kadın istihdamının diğer ülkelerle kıyaslandığı verilerde, istihdamda toplumsal cinsiyet açığı oranının Türkiye’de oldukça yüksek olduğu görüldü. 2025 yılının siyasi iktidar tarafından “Aile Yılı” ilan edildiğine dikkat çekilen raporda şu ifadelere yer verildi:
“Kadına yönelik ayrımcılıklar ve eşitsizlikler toplumun her alanında sürerken, 2025 yılı siyasal iktidar tarafından ‘Aile Yılı’ ilan edildi. Amacını, ‘Ailelerimizi günümüzün tehlikelerine karşı daha dayanıklı kılmaktır’ olarak açıklayan ama asıl niyetlerini gizlemeye çalışan iktidar; teşviklerle, promosyonlarla evlilik ve çocuk sayısını arttırmaya çalışıyor.”

Kadınlar sigortasız, sendikasız, işsiz

Kadın istihdamı büyüyen sorun
Genel-İş Araştırma Dairesi’nin (EMAR) Kadın Emeği raporunda öne çıkanlar şöyle:
Türkiye’de istihdamda cinsiyet açığı yüzde 34,6
“Toplumsal cinsiyet eşitliği, temel bir insan hakkı olduğu kadar kadınların ekonomik hayata katılımını güçlendiren önemli bir faktördür. İstihdamda toplumsal cinsiyet açığı, çalışma çağındaki (15-64 yaş) erkeklerin ve kadınların istihdam oranları arasındaki farklılıklar olarak tarif edilmektedir. İstihdamda toplumsal cinsiyet açığı oranı ne kadar az ise o ülkede kadın ve erkek istihdamının dengeli ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten politikaların hayata geçirildiğini söyleyebiliriz.
 
Erkeklerin istihdama katılımı (yüzde 66,7), kadınların istihdama katılımdan (yüzde 32,5) iki kat fazla..
Türkiye’de kadın istihdamı hala istenen düzeyde değil. Son dört yıllık (2021-2024) verileri kadın istihdamı açısından karşılaştırdığımızda sadece 4,5 puanlık bir artış olmuştur.
2024 Aralık ayı verilerine göre kadın istihdamı 10,855 milyon kişi ile yüzde 32,5 iken erkek istihdamı 21,803 milyon kişi ile yüzde 66,7’dir. Erkeklerin istihdama katılımı, kadınların iki katıdır.
 
İstihdamdaki kadınların yüzde 32,4’i kayıt dışı çalıştırılıyor
Kadın emeğinin güvencesizliği kadın istihdamını da etkilemektedir. 2021 yılında 5 milyon 776 bin kadın kayıtlı çalıştırılırken 2024 yılında 7 milyon 334 bin kadın kayıtlı çalıştırıldı. Ancak ne yazık ki aynı dönemde kayıt dışı çalıştırılan kadın sayısında da artış görülmektedir.
Çalışan kadınların yüzde 20’e yakını yarı zamanlı çalışıyor
Tam zamanlı çalışan kadınların da yüzde 24,4’ü kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırılmaktadır. 2024 yılı 4. çeyrek verilerine göre 10 milyon 855 bin kadın istihdamının 6 milyon 557 bini (yüzde 75,6’sı) tam zamanlı ve kayıtlı, 2 milyon 122 bini ise (yüzde 24,4’ü) yine tam zamanlı ancak kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Yani her 4 kadından 1’i tam zamanlı çalışmasına karşın sigortasız çalıştırılmaktadır.

10 milyona yakın kadın; ailevi ve kişisel nedenler ve ev işleri dolayısıyla çalışma hayatına katılamıyor
Verili toplumsal cinsiyet rolleri dolayısıyla kadınlara atfedilen ev işleri, temizlik, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi işler kadınların büyük bir kısmının çalışma hayatına katılmasına engel olmaktadır. 2024 yılı 4. çeyrek verilerine göre 6 milyon 657 bin kadın ev işleri nedeniyle çalışma hayatına dâhil olamadığını belirtirken ev işleri nedeniyle çalışma hayatında yer alamadığını belirten erkek verisi ise sadece 6 kişidir. Benzer bir şekilde ailevi ve kişisel nedenlerle çalışma hayatına dâhil olamadığını belirten kadın sayısı 3 milyon 442 bin kişi iken erkek sayısı sadece 466 bin kişidir.
 
Türkiye’de kadın işsizliği, AB ortalamasının iki katına yakın
Kadın işsizliği oranlarına bakıldığında Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ortalamasının oldukça üstünde olduğu görülmekte. Eurostat’ın Kasım 2024 verilerine göre Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin resmi kadın işsizliği oranı yüzde 6,10 iken Türkiye için bu oran yüzde 11,7 oldu. Avrupa ülkeleri arasında Türkiye; Bosna Hersek, Yunanistan ve İspanya’nın ardında kadın işsizliği oranında 4’üncü sırada bulunuyor.

Kadınlar sigortasız, sendikasız, işsiz

Her 10 kadın işçiden yalnızca 1’i sendikalıdır! Kayıtdışı istihdamı da dahil edildiğinde kadınlarda gerçek sendikalaşma oranı yüzde 6,8’dir
Kadınların sendikalara katılımı düşüktür. 2024 Temmuz ayı verilerine göre; Türkiye’de kadınların sendikalaşma oranı yüzde 11,4 iken erkeklerin sendikalaşma oranı yüzde 16,3’dür.
Türkiye’de işkollarına ve cinsiyete göre sendikalaşma oranlarını incelediğimizde; kadın üye sayısının en fazla olduğu işkollarının aynı zamanda kadına özgü işler olarak görülen işkollarında olduğunu görmekteyiz. Kadın örgütlenmesinin en fazla olduğu işkolları; yüzde 40,3 ile genel olarak belediyelerde örgütlü olan genel işler işkolu, yüzde 31,0 ile banka finans ve sigorta işkolu ve yüzde 27,3 ile bakım hizmetlerinde ağırlıklı olan sağlık ve sosyal hizmetler işkoludur. Bu işkollarında kadın işçi sayısı da fazladır.  Kadın sendika üye sayısının en az olduğu işkolları ise “erkek işi” olarak görülen işlerdedir: Yüzde 2,0 ile inşaat işkolu, yüzde 2,6 ile ağaç ve kağıt işkolu, yüzde 2,5 ile de gemi yapımı ve deniz taşımacılığı işkoludur.”
 
Ne istiyoruz, neyi savunuyoruz
-Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılık terk edilmeli, esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine son verilmeli, güvenceli, düzenli işler yaratılmalıdır.
-Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçmesi sağlanmalıdır.
-Kadın istihdamının önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı kamusal hizmet olarak sunulmalı, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikalar uygulanmalıdır.
-8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.
-Kadınların örgütlenmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır.
-25 Haziran 2021’de yürürlüğe giren ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi, Türkiye tarafından onaylanmalı ve etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
-İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
-Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir.
-Kadın istihdamını artırmak için önerilen esnek çalışma biçimleri yerine kadınlar için tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalı, çalışma süreleri kısaltılmalıdır.”

]]>
Her 100 işçiden 85’i sendikasız https://yenidunya.org/emek-gundemi/30547/her-100-isciden-85i-sendikasiz/ Wed, 24 Jul 2024 09:43:33 +0000 https://yenidunya.org/?p=30547 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre 16 milyon 973 bin 61 işçilerin yalnızca yüzde 14,80’i sendika üyesi olduğu açıklandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Sendikalar ve Toplu iş sözleşmeleri gereğince işkollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2024 Temmuz ayı istatistikleri hakkındaki verileri Resmi Gazete’de yayımlandı.

Son 6 ayda 17 bin yeni üyelik
Bakanlığın verilerine göre, Türkiye’de sendikalı çalışan sayısı son 6 ayda bir miktar artsa da, işçilerin yüzde 85’inden fazlası sendikasız çalışıyor. Bu yılın temmuz sonu itibarıyla 16 milyon 413 bin işçiden 2 milyon 421 bininin sendikalara üyeliği bulunurken, sendikalaşma oranı yüzde 14,7 oldu. Buna göre, 16 milyon 413 bin 359 işçiden yalnızca 2 milyon 421 bin 940’ının herhangi bir sendikaya üyeliği bulunuyor. Ocak ayına kıyasla sendikalı sayısı 90 bin 952 kişi artsa da sendikasız işçi sayısı hâlâ yüzde 85’in üzerinde.
İstatistiğe göre ocak ayında 2 milyon 495 bin 423 olan sendikalı işçi sayısı 16 bin 610 arttı, sendikaya üye olma oranı toplam sayıya oranla yüzde 0,42 azaldı.
Üye sayısı açısından Türkiye’nin en büyük sendikası 295 bin 192’le Türk Metal oldu. Ardından 275 bin 317 üye ile Hizmet İş, 211 bin 657 üye ile de Öz Sağlık İş izledi.
20 iş kolu arasında en fazla işçinin yer aldığı iş kolu, 4 milyon 167 bin 249 işçiyle “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” oldu. Bunu 1 milyon 929 bin 621 işçiyle “metal” ve 1 milyon 659 bin 575 işçiyle “inşaat” iş kolu izledi.

Resmi veriler eksik
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri üzerine yoğunlaşan Prof. Dr. Aziz Çelik, verileri değerlendiren açıklamasında, resmi oranların sendikalaşmayı yansıtmaktan uzak olduğunu belirtti. Çelik, “Resmi sendikalaşma oranları sadece kayıtlı-sigortalı işçileri esas alıyor. Kayıtsız-sigortasız işçiler hesaba katıldığında resmi sendikalaşma oranı yüzde 12-13 düzeyine iniyor. Sendikalaşma oranı yüzde 14,76 olarak açıklansa da toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamındaki işçi sayısı çok daha düşük. Bakanlık verilerine göre sendikalı işçilerin yüzde 30-35’i TİS’ten yararlanamıyor. Böylece TİS kapsamındaki gerçek sendikalı işçi sayısı yüzde 8-9 seviyesine düşüyor. TİS kapsamı AB ülkelerinde sendikalaşma kapsamından çok daha yüksek iken Türkiye’de sendikalaşma oranından düşük. Bunun nedenleri sendikasızlaştırma, işkolu barajları ve teşmil mekanizmasının yokluğu olarak sayılabilir. Böylece yüzbinlerce işçi resmi olarak sendika üyesi görünürken TİS kapsamı dışında kalıyor” dedi.

]]>
Sendikasız demokrasi, toplu sözleşmesiz-grevsiz sendika olmaz! https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/29006/sendikasiz-demokrasi-toplu-sozlesmesiz-grevsiz-sendika-olmaz/ Sun, 04 Feb 2024 16:53:56 +0000 https://yenidunya.org/?p=29006 İşçiler, memurlar, emekli yurttaşlar: “Çağdaş insan örgütlü insandır. İnsanca yaşam için sendikalı ol, mücadeleye katıl, hayatımızı ve kaderimizi değiştirelim”

Emeği ve alınteriyle yaşamını sağlayan işçilerin, memurların ve emeklilerin sendikalarda örgütlenerek haklarını aramaları, işverenlerin ve ülkeyi yönetenlerin en başta gelen korkularından biridir.

Ülkemizde 1894 yılında kurulan ilk işçi örgütlenmesi olan Osmanlı Amele Cemiyeti’nden beri 130 yıldır devam eden sendikal mücadele tarihine rağmen, ülkemizde sendikal hak ve özgürlükler hala yeterli değildir ve özgürce kullanılamamaktadır.

Çalışma Bakanlığınca 31 Ocak 2024 tarihinde yayınlanan istatistiklere göre; ülke çapında toplam 20 işkolunda kayıtlı işçi sayısı 16.395.275 olup, sadece 2.495.423’i sendika üyesidir. Sendikalaşma oranı ise % 15,22’dir.

Bu durumda, Çalışma Bakanlığı verilerine göre; SGK’ya kayıtlı 13.899.852 işçi, işverenlerce sendikasız olarak çalıştırılmaktadır. Sendikaya üye olan işçiler hemen işten atılmaktadır. Gerçekle ilgisi olmayan gerekçelerle grevler ertelenerek (yasaklanarak) işçilerin toplu sözleşme hakkını kullanmaları fiilen engellenmektedir.

Diğer yandan, işçiler açısından sendikasız çalışmanın dışında daha da vahim olanı, kayıt dışı istihdam sorunudur.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun kayıt dışı istihdam konusunda 2022 yılı için yaptığı araştırma sonucunda; “Türkiye’de 2022 yılında 31 milyon 460 kişinin istihdamda yer aldığı; istihdam edilenlerden 8 milyon 216 bin kişinin herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan kayıt dışı çalıştırıldığı” açıklanmıştır.

Memurlarda, AKP iktidarı boyunca hükûmet güdümünde büyüyen ve AKP’nin memur kolları gibi faaliyet gösteren Memur-Sen dolayısıyla kamu görevlilerinin sendikalaşma oranı daha yüksektir.

Çalışma Bakanlığınca 4 Temmuz 2023 tarihinde yayınlanan istatistiklere göre; Türkiye’deki toplam 11 işkolunda çalışan memur sayısı 2.858.424 olup, sendika üyesi memur sayısı 2.130.644’tür. Memurların sendikalaşma oranı ise % 74’54’tür.

Memurlar, 1965’te başlayan sendikal mücadele sonunda 2001 yılında çıkarılan 4688 sayılı yasa ile sendika ve toplu sözleşme hakkını kazanmış, ancak grev hakkı hala tanınmamıştır.

Hükûmet, Memur-Sen ve Hakem Kurulu arasında sergilenen ve ‘Toplu Görüşme’ adı verilen sahte toplu sözleşme tiyatrosu sonucunda imzalanan satış sözleşmeleriyle ‘sendikacılık’ oynanmaktadır.

Sayıları 16 milyonu aşan emeklilerde ise durum daha da vahimdir.

Emeklilerin, “İnsanca, onurlu bir yaşam” talebi ve “Demokrasi mücadelesinden emekli olunmaz” şiarı ile 1995 yılında DİSK çatısı altında başlattığı toplu sözleşmeli sendika mücadelesi; siyasi iktidarın adli ve idari tüm engelleme girişimlerine rağmen yirmi dokuz yıldan beri inatla, sabırla ve umutla devam etmektedir.

Ancak, peş peşe açılan kapatma davaları nedeniyle emekli sendikaları hâlâ hukuki sorunlarla boğuşmakta ve mahkemelerce verilen kapatma kararlarıyla emekli sendikaları susturulmak istenmektedir.

Holding patronlarının TÜSİAD’da, MÜSİAD’da, Sanayi ve Ticaret Odalarında örgütlü oldukları yetmezmiş gibi İşveren Sendikalarında da örgütlenmesine izin verilirken işçilerin, memurların ve emeklilerin sendikal hak ve özgürlüklerinin engellenmesi asla kabul edilemez.

Sendikasız demokrasi, toplu sözleşmesiz-grevsiz sendika olmaz. Bir ülkenin gerçekten özgür ve demokratik olabilmesi çalışanların ve emeklilerin sendikal hak ve özgürlüklerinin mevcudiyeti ile ölçülebilir.

İşçiler, memurlar, emekli yurttaşlar;

Bizlere ‘kader’ ve ‘alın yazısı’ gerekçesiyle, ‘sabredin’ ve ‘şükredin’ diyerek dayatılan yaşam biçimine karşı susmayalım, razı olmayalım ve boyun eğmeyelim.

Unutmayalım ki çağdaş insan örgütlü insandır. Hak verilmez alınır, haklar örgütlü mücadele ile kazanılır.

Emeklilere ve tüm çalışanlara insanca, onurlu ve huzurlu bir yaşam; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek için; sendikalarda örgütlenelim, haklarımız için birlikte mücadele edelim. Hayatımızı ve kaderimizi değiştirelim.

]]>