sendika hakkı – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Mon, 27 Jul 2026 09:14:38 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.8 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png sendika hakkı – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 “Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin” https://yenidunya.org/emek-gundemi/34305/emekcileri-ekmekleriyle-tehdit-etmeyin/ Mon, 27 Jul 2026 09:14:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=34305 Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır patronların gücünü siyasilerden aldığını söyledi

Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, siyasetçilerin ve sendikaların çıkar odaklı tutumu nedeniyle işçinin artık hak değil yalnızca “maaş” arar duruma geldiğini belirterek, “İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler.” dedi.
Çakır, emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: “Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da ‘Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim’ dedi. Böylece işçi her kesim tarafından bastırıldı.”
Çakır’a göre, “siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.”

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

‘İşçiler hak aramayı bıraktı, maaş alma derdinde’
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır Cumhuriyet’ten İklim Öngel‘in sorularını yanıtladı.
-Bu yılın başından beri özellikle maden işçilerinin sesini daha fazla meydanlarda duyuyoruz. Bu eylem süreci nasıl başladı, işçiyi sokağa çıkaran kırılma noktası neydi?
İşçiler hak aramayı bıraktı. Maaşlarını alıp alamayacaklarını, çalışmaya devam edip edemeyeceklerini sorgular hale geldiler. Artık işçinin zor koşullarda, yedi kat yerin altında çalıştığı göze görünmüyor. Büyük bir sorumsuzluk ve duyarsızlık var. Patronlar işçinin parasını bankada tutarak daha çok kar elde etmeye çalışıyorlar. Patronlar, hem işçiden hem bankadan hem de yerin altından çıkan kömürden para kazanıyorlar. Türkiye’de işçi sınıfı eskiden hakkını arıyordu bugün maaşını arıyor. Çünkü ya işçilerin maaşlarını aylarca vermiyorlar ya da işçileri aylarca ücretsiz izne çıkarıyorlar. Bu yıl başından itibaren Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde işçiler sokağa çıkmaya başladı, işçiler bizi bir bayrak olarak gördüler.

-Aylarca ücretsiz izne çıkarılan, çalıştığı halde maaşını alamayan işçiler bu sürede nasıl ayakta kalıyor?
Bunu Türkiye’yi yönetenlere ve federasyonlara sormak lazım. Milletvekilleri yüzlerce lira maaş alıyor, emekli olmuşlarsa hem milletvekili hem emekli milletvekili maaşı alıyorlar ki çoğu böyle. Sendika yönetimlerinde maaşlar, asgari ücretin kat be kat fazlası. Patronlar da kendi kazandığına bakıyor. İşçi ne yemiş ne içmiş, çocukları, eşi ne yapmış kimsenin umurunda değil. Evine ekmek götüremeyen işçinin yuvasının yıkıldığını gören de yok, soran da. Ama bizim çevremizde yuvası dağılan aileler var. Aç bırakılan insan çocuğunu doyurmak için her şeyi yapabilir. Para yoksa toplum da kötüye gider. Ama bunlar hiç hesap edilmiyor.

‘Mücadele eden kazanıyor’
-Siz mayıs ayında işçilerle birlikte Ankara’ya yürüdünüz ve zaferle döndünüz. Bu eylem sayesinde özellikle işçi hakları konusunda yeni bir mücadele alanı açıldığı yönünde yorumlar yapıldı. O süreçte gözaltına da alındınız, neler yaşandı?
Yürüyüp geldikten sonra Ankara’nın girişinde gözaltına alındık. Akşama kadar tutup bıraktılar. Akşam Enerji Bakanlığı’nın önünde bizi topladılar, bariyerleri kurdular, üstümüz çıplaktı, su bile alamadık. Sabaha kadar eksi üç dereceyi gördük, sabah tekrar gözaltına aldılar. “Açım” diyen işçi gözaltına alınırken, patrona “İşçinin parasını neden vermedin” diye soran olmadı. Ama biz sonuçta mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz bu eylemle büyük bir adım attık. Geçen hafta gelen yazıya göre bir hak daha kazanıldı. Ücretsiz izne çıkarılan işçiler de geriye dönük maaşlarını alacak. 129 arkadaşımız çalışmak istemedikleri için işverenle karşılıklı imza attılar. Hem tazminatlarını hem de işverenin başta kabul etmediği ihbar tazminatlarını da alacaklar. Taleplerimizin tümü karşılandı. Demek ki hak aranınca bulunuyor, mücadele edilince kazanılıyor.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Sendikanıza üye olduğu için işten çıkarılan işçilerin durumu ne oldu?
Altı arkadaşımız sendikal sebepten çıkarılmıştı. Bu arkadaşlarımız da tazminatlarını alacak.

-Sizin de söz ettiğiniz gibi eylemlerde işçiler zam ya da yeni haklar talep etmek yerine, sadece maaşlarını ister duruma geldi. Emek mücadelesi, en temel hakkın dahi alınması için eylem yapmak zorunda kalınması noktasına kadar nasıl geriledi?
Emek mücadelesinin gerilemesinin temel nedeni şu: Patronlar kar hırsıyla, daha fazla kazanmayı amaç edindi. Patronlara ise bu gücü siyasetçiler verdi. Sendikalar da “Aidatımızı alalım, patrona söz söylemeyelim” diyerek hareket ettiği için işçi her kesim tarafından bastırılıp sindirildi. Buna neden olan sendika ve siyasetçilerdir.

-Türkiye’de sendikaların önemli bir kısmının iktidardan veya işverenden bağımsız hareket edemediği yönündeki eleştirilere katılır mısınız?
Yüzde 100 katılıyorum. Bugün yaşadıklarımızın nedeni budur. Elbette iyi sendikacılık yapan vardır ama işçinin bu duruma düşmesinden siyasetçiler ne kadar sorumluysa, sendikalar da o kadar sorumludur.

-Siz bağımsız bir sendikanın genel başkanısınız, federasyona bağlı sendikalara göre daha fazla baskıyla karşılaşıyor musunuz?
Türkiye’de üç federasyon var. Hangi iş kolunda çalışırsanız çalışın, sendikalıysanız bu üçünden birine bağlı olacaksınız. Sistem böyle olunca federasyonlar büyüdü, işçi küçüldü. İşçinin alım gücü tükendi, hak talep edemez hale geldi. Biz bağımsız olduğumuz için hem siyasal baskı hem sendikal baskı hem de patron baskısı görüyoruz. İşçinin işi çok zor. Patron işçiyi tehdit ediyor, gösterdiği sendikaya üye olmasını dayatıyor. Federasyonlar da işçi bize üye olmasın diye elinden geleni yapıyor. Çünkü biz işçimizle her ay toplantı yapıyoruz, işçilerimize eğitim veriyoruz. Uzmanlarımız işçi nedir, patron nedir, sendikacılık nedir, yurttaşlık nedir, eskiden olan ama bugün olmayan ne var, tümünü anlatıyor. Örneğin eskiden dört ikramiye alınırdı ya da “Grev Fonu” vardı. İşçi greve çıkarsa maaş ödenmediğinde, işçinin maaşı bu fon aracılığıyla ödenirdi. Artık bunlar bitti.

‘Sendikaları susturdular’
Siyasetçiler sendikalara “Biz size karışmayacağız, siz eylem yapmış gibi gözükeceksiniz, işçinin gazını alacaksınız. Biz kestiğiniz aidata karışmayacağız” dedi. Siyasetçiler sendikalara yön vermeye başlayarak sendikaları susturdu. Kimse sendika yönetimlerinin aldığı parayı, işçiye ne verdiğini, aldığı aidat ile ne yaptığını sorgulamıyor. Siyasetçi de sendikacı da patron da aynı yerde. Bu işçi korkmasın da ne yapsın…

-İşçi en çok neden korkuyor?
Madene girmek herkesin harcı değildir. Madenci kefenini cebine, kellesini torbasına koyar ve yerin altına iner. Yaşam ile ölüm arasında bıçak sırtı bir hayat sürer. Bu işçinin kitap okumaya zamanı olmaz, sendika eğitim vermediği için haklarını da öğrenemez. İşinden olmaktan korkar, çünkü sesini çıkaranların işten atıldığını görür. Ekmek parası, çocuğumun rızkı diye “Maaşımı düzenli alayım yeter” der.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Bu korku nasıl kırılır?
Bu korkuyu aşmanın yolu siyasetten geçiyor. İşçiler sadece beş yılda bir, seçim zamanı hatırlanırsa bu korku kırılmaz. Siyasetçiler işçinin kim olduğunu, ne olduğunu anlamalı, anlatmalı. Siyasetçi her konuşmasında mutlaka işçinin, emekçinin haklarından söz etmeli ama tersine herkes işçiden besleniyor. İşçi olmadan patron, sendikacı olamayacağı gibi siyasetçi de olamaz. İşçi olmadan milletvekili, cumhurbaşkanı da olunamaz. Bu nedenle siyasetçiler, ülkeyi yönetenler üç cümlelerinden birini işçiye ayırmazsa bu korku kırılmaz. Türkiye’de asgari ücret ile çalışan yüzde 47. Dünyada bu oran yüzde 7. Tüm siyasi partiler, asgari ücretin ne olması gerektiğiyle ilgili bir miktar söylüyor, biri bile “Biz bu oranı yüzde 10’a indireceğiz” demiyor.

-İşçi hakları söz konusu olduğunda siyasetten destek görmüyor musunuz?
Hiç görmüyor değiliz, biz eylem yaptığımızda  yanımızda gelirler. Ama biz, “Biz eyleme çıkmadan siz bu haksızlıkları dillendirin” diyoruz. Bu ülkede işçisini, emekçisini, emeklisini sürekli dile getiren kaç siyasetçi var… Oy zamanında gelirler, başka zaman yoklar. İşçinin ihtiyacı olmadan derdini dinleyin, ihtiyaç olduğunda zaten herkes dert dinliyor. Saz çalmaya başladığında sesi herkes duyar, işçi sazı çalmaya başlamadan önce siyasetçi sazı eline alsa, işçi dinlese daha kıymetli olur.

-Soma bir maden kenti olmasına rağmen bugüne kadar madencilerin siyasette yeterince temsil edilmediği eleştirileri var. Sizce neden bir madenci belediye başkanı ya da güçlü bir siyasi temsil çıkmıyor?
Kimin başkan, kimin meclis üyesi olacağını işveren seçer. İşçinin içinden çıkmaz. Siyasi temsil için işçinin bilinçli olması şart. Önce eşinin değerini, çocuğunun kıymetini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın anlamını, bunun işçiye verdiği hakkı hukuku bilmesi gerek.

-İşçi önce sınıf bilinci mi kazanmalı?
Önce işçi sınıfı bilinçlenecek. Sınıf bilinci olmayan bir işçiyi herkes istediği yere çeker. Her rengi gösterirler ama beyazı saklarlar. Siyaset de sendikalar da böyledir. Tümü aynı masaya oturur, işçiyi pazarlar. Çıkan her yeni yasada işçinin hakkından alınır. İşçi kendisi için iyi bir yasa çıktığını zanneder ama çıkan yasayla işçinin 100 lirası varsa 10 lirasını çoktan almış olurlar. Her yeni yasada işçi kaybeder, daha çok köleleşir. İşçi hem kaybetsin hem şükretsin isterler.

-İşçiler bugün maaş aldıklarına dahi şükreder duruma mı geldi?
Mücadele eden insan sonunda kazanamasa bile elinden geleni yaptığı için şükredebilir. Ama mücadele etmeden, hiçbir şey yapmadan şükredilmez. Gücün yoksa yukarıdakiler işçinin şükretmesini ister, işçiye şükretmeyi öğretir. İnsanın cebinde sadece 1 lira çay parası varsa onu bile kaybetmekten korkar ve şükretmeye alışır. Korku burada başlar, parası olmayan, eğitimi olmayan cümle kuramaz, hak arayamaz. Bu ülkede işçi, emekçi, halk bilinçlenmeden olmaz. Bizim bir mücadelemiz de işçimizi bilinçlendirme mücadelesidir.

“Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin”

-Türkiye’de muhalefete yönelik operasyonlar ve yargı süreçleri gündemde. Bu siyasi atmosfer işçi hareketine ve sendikal mücadeleye nasıl yansıyor?
Siyasetçinin sesi arttıkça işçinin sesi daha da kısılır. Siyasetçinin sesi ne kadar çok yükselirse işçi o kadar çok ezilir. Mutlak butlan çıktı, Trump geldi, işçi unutuldu. İşçinin cebinden çıkan paralar konuşulmuyor. İşçiyi düşünen yok. Maaşını alamadığını, iş cinayetine kurban gittiğini söyleyen yok. Siyaset kaynayınca işçi daha da görülmez olur.

‘Emekçileri ekmekleriyle tehdit etmeyin’
-Siz kaç yıl yer altında çalıştınız ve bugün aldığınız emekli maaşı ne kadar?
22 yıl yer altında çalıştım, emekli maaşım asgari ücretin altında. Açlık sınırında da yoksulluk sınırında da yokum. Emeklilerin maaşının buraya kadar düşmesinde siyasetçi ne kadar suçluysa sendikacılar da o kadar suçlu.

-Madencilikte en acil çözülmesi gereken üç sorun olarak neleri sıralarsınız?
Maden işçilerinin maaşları gününde ödenmiyor, maaşlar gününde ödensin. İşçileri ekmekleriyle tehdit etmesinler, korkutmasınlar ve işçilerimizi eğitsinler. Sendika, işveren kim yapabiliyorsa, kimin imkanı varsa işçiyi bilinçlendirsin. Bilinçli işçi nitelikli işçidir, bilinçsiz işçi ise her şeyi yapabilen ama ne yaptığını bilmeyen işçidir.

Portre
1976’da Manisa’nın Soma ilçesinin Ularca Köyü’nde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra askere gidene kadar hayvancılık ve çiftçilik yaptı. Vatani görevini tamamlamasının ardından maden ocaklarında işe başladı. 22 yıl maden işçisi olarak çalıştı. Sendikal yaşamı, 2018’de kurulan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nda başladı. Kurucu merhum başkan Tahir Çetin’in genel başkanlığı döneminde mahalle sekreteri görevinde bulundu. Çetin’in ardından genel başkan seçilen Çakır, beş yıldır genel başkanlık görevini sürdürüyor.

]]>
Temel Conta: 595 günlük direniş sona erdi https://yenidunya.org/emek-gundemi/34302/temel-conta-595-gunluk-direnis-sona-erdi/ Mon, 27 Jul 2026 08:45:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=34302 ‘Direnişimiz patron düzeninin sürdüğünü gösterdi’

Grev kırıcılığına ve baskılara rağmen 595 gündür hakları için direnen Temel Conta işçileri, çadır grevlerini sonlandırarak mücadelelerini yargı yoluyla vereceklerini duyurdu. İşçilerden Kaya: Direnişimiz patron düzeninin sürdüğünü gösterdi.

Grev kırıcılığına, patron ve iktidar baskılarına rağmen 595 gündür yağmur çamur demeden İzmir Torbalı’da hak mücadelesi veren Temel Conta işçileri, çadır grevlerini sonlandırarak mücadelelerini yargı yoluyla devam ettireceklerini açıkladı.

Devletin patron düzenine karşı işçileri yalnız bıraktığını söyleyen Temel Conta direnişçisi Sinem Kaya, direnişlerinin son bulmasının üzüntüsünü yaşarken “Artık katlanamadık. Elimizden gelen her leyi yaptık ancak sömürü düzenine ve biz dışarıdayken bize içeriden gülen patrona dayanamadık” dedi.

“595 gündür direniyoruz ancak devlet patronu koruyor. 595 gündür direndik ancak bu direnişte patron düzenini işlediğini gördük. Artık hukuk yoluna götürmek istedik. Grevdeki işçilerin yerine işçi alarak grev kırıcılığı yapan patron yerine defalarca biz ifadeye çağırıldık. Bu bize patron düzenin tıkır tıkır işlediğini bir defa daha gösterdi” diyen Kaya, yalnızca anayasal hak olan sendika haklarını ve ödenmeyen ücretlerini talep ettiklerini söyledi.

Kaya, Temel Conta’nın işverenin hobi bahçesi olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti:
“Son ana kadar dayandık ama patronun bize bakıp içeriden gülmesine katlanamıyoruz. ‘Ben gerekirse batarım ancak yine de o işçilerin haklarını vermem’ dedi. 75 yaşında ve öz yeğenlerini bile kovdu orayı hobi bahçesi olarak kullanıyor, kendisini dev aynasında görüyor. Hakkımızı istememizi sindiremiyor ‘onlar kim bizim karşımıza çıkıyor’ diyor. Herkesi ezilmesi gereken bir böcek olarak görüyor.”

Kaya son olarak yalnızca çadır grevlerinin sonlandığını, mücadelenin yargı yoluyla sürdürüleceğini söyledi.

Kaynak: BirGün

]]>
Emekli örgütlerine çağrı: “Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin” https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/33930/emekli-orgutlerine-cagri-turkiyenin-butun-emeklileri-birlesin/ Thu, 26 Mar 2026 13:06:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=33930 “Sen, ben neyiz ki bu patırtıda?
Hepimiz bir araya gelirsek bir güç oluruz ancak.” Rıfat Ilgaz

“Emeklilerin içinde bulunduğu durum ve yaşadığı sorunlar”

Açlık yoksulluk sınırının ve asgari ücretin altındaki emekli maaşıyla açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilen milyonlarca emekli yaşama savaşı veriyor.

Çarşıda, pazarda ve markette zamlar yağmur gibi yağıyor. Emekli maaşı kiraya ve faturalara yetmiyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor.

Milyonlarca emekli, her gün artan hayat pahalılığı karşısında satın alma gücünü tamamen kaybeden emekli maaşıyla karnını doyurabilmek için, Kredili Mevduat Hesabı, Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak yaşamak zorunda bırakılıyor.

“Ekonomiyi soğutma ve sıkılaştırma politikası” adıyla uygulanan tefeci faizleriyle banka patronları servetlerine servet katarken, emekliler yüksek faizlerle bankalara borçlanarak icra ve haciz tehdidi altında banka kuyruklarında ömür tüketiyor.

Günden güne daha fazla yoksullaşan emeklilerin borcu, zenginlerin serveti artıyor. Hazine garantili Yap-İşlet-Devret ihaleleriyle, Kur Korumalı Mevduat Hesaplarıyla, vergi istisnaları, krediler ve teşviklerle dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu ve tefeci banker her geçen gün daha fazla zenginleşirken; açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm edilen milyonlarca emekli, eş ve çocuklarıyla birlikte cehennem hayatı yaşıyor.

Ömrünün sonbaharında huzur ve güven içerisinde dinlenerek yaşaması gereken emekliler, ilerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen yaşamını sürdürebilmek için hâlâ çalışmaya ve iş aramaya devam ediyor.

“Emekli sendikalarının ve derneklerin içinde bulunduğu durum”

Sendikalı ve sendikasız milyonlarca emekli yurttaş böylesine ağır sorunlar altında ezilirken; 1995 yılında “Emeklilere insanca yaşam için toplu sözleşmeli sendika hakkı” talebiyle başlayan ve her türlü olumsuzluğa rağmen bugün hâlâ devam eden sendikal mücadele ne yazık ki henüz yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulamamıştır.

“Emeklilerin sendika kurma hakkı olmadığı” gerekçesiyle açılan kapatma davaları sonucunda kapatılan emekli sendikaları, başka isimlerle yeniden kurularak fiili ve meşru olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

Ancak ne yazık ki 1995 yılında DİSK çatısı altında tek sendika ile başlayan mücadele sürecinde bugün geldiğimiz noktada çeşitli isimler altında çok sayıda emekli sendikası ve emekli derneği ortaya çıkmıştır.

Daha da vahim olanı ise, mevcut emekli sendikaları ve dernekleri; emeklilerin ortak sorunları ve talepleri için güç ve eylem birliği yaparak ortak mücadele etmek yerine, maalesef birbirleriyle rekabet ve yarış etmeyi tercih etmektedir.

Dolayısıyla, emekli sendikalarının ve derneklerinin halihazırda yaşadığı bölünmüşlük ve parçalanma nedeniyle kısa vadede tek çatı altında örgütlenmek pek mümkün görünmemektedir.

Emekli örgütlerine çağrı: “Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin”

Ne yapmalıyız?

Peki biz emekliler, bize dayatılan yaşam koşullarını kabul etmeye ve hep böyle yaşamaya mecbur muyuz? Yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu? Tamamen çaresiz miyiz? Elbette ki hayır!

Yapılması gereken şey bellidir. Ortak sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi için ülke çapında güç ve eylem birliği yaparak, sokaklarda ve alanlarda ortak ve birleşik mücadeleyi mutlaka başarmak zorundayız. Emeklilerin kurtuluşunun ve insanca yaşayabilmelerinin başka yolu yok.

Öncelikle ve ivedilikle emekli sendikaları ve dernekleri arasındaki rekabet ve yarışa derhal ve mutlaka son verilerek, tüm emekli örgütleri tarafından güç ve eylem birliği oluşturulmalıdır. Birbirinden bağımsız, ayrı ayrı eylemler yapmak yerine ortak ve birleşik mücadele anlayışı benimsenmelidir.

Mevcut emekli sendikalarının ve emekli derneklerinin tüm üye ve yöneticilerine somut önerim şudur:

Örgütlü ve örgütsüz durumdaki tüm emeklilerin ortak ve birleşik mücadelesine yönelik ilk adım olarak; “Türkiye Emekli Sendikaları ve Dernekleri Güç ve Eylem Birliği Platformu” ya da daha kısa ifade şekliyle “Türkiye Emekliler Güç ve Eylem Birliği Platformu” adıyla veya daha başka bir isimle güç ve eylem birliği platformu oluşturabiliriz.

Platforma katılan sendika ve derneklerden birer temsilciden oluşan Yürütme Kurulu kendi arasında bir “Dönem Sözcüsü” seçerek hemen çalışmalarına başlamalıdır.

Güç ve eylem birliği platformu önderliğinde; kitlesel basın açıklamaları, yürüyüşler ve mitingler düzenlenerek, yıllardan beri insanca onurlu bir yaşam ve toplu sözleşmeli sendika hakkı için mücadele eden binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce ve hatta milyonlarca emekliyi, “hak verilmez alınır, haklar örgütlü mücadele ile kazanılır” şiarıyla omuz omuza mücadele içinde alanlarda buluşturabiliriz.

Böylece, daha geniş ve örgütsüz kitleleri kucaklayan yığınsal mücadele ve örgütlenme sürecinin başlatabileceğine ve emeklilerin tek çatı altında sendikal birliğine giden yolun önündeki engelleri hep birlikte aşabileceğimize inanıyorum.

Emeklilerin insanca yaşayabilmelerinin ve bu mücadeleyi zaferle sonuçlandırmanın başka yolu yok. Sorunlarımızın çözümü ve taleplerimizin gerçekleşmesi noktasında bir kazanım elde edilecekse ancak bu şekilde elde edilecektir.

“Gücümüz birliğimizden gelir”

Öğretmen, şair, romancı ve öykü yazarı Rıfat Ilgaz’ın; “Sen, ben neyiz ki bu patırtıda? Hepimiz bir araya gelirsek bir güç oluruz ancak” sözleriyle ifade ettiği gibi, emeğin gücü birliğinden gelir. Ayrı ayrı sendikalarda ve derneklerde kendimizi güçlü hissedebiliriz. Ancak, bir araya gelirsek daha da güçleniriz ve yenilmez oluruz. Kaybeden değil, kazanan olmak istiyorsak, bu gerçeği asla unutmamalıyız.

15-16 Haziran’ı, DGM ve MESS Direnişlerini yaratan Türkiye işçi sınıfının şanlı mücadele bayrağını, emekli mücadelesi içinde geleceğe taşıyarak bu onurlu görevin yerine getirilmesine katkıda bulunanlar, Türkiye işçi sınıfının sendikal mücadele tarihinin şanlı sayfalarında hak ettikleri yeri alacaklardır. Aksi halde, gerekçesi ne olursa olsun bu konuda engel olanları tarih asla affetmeyecektir.

“Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin”

Sadece kendimiz için değil; giderek vahşileşen ve acımasızlaşan kapitalist sistem koşullarında, çocuklarımızın ve torunlarımızın gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da korumak ve onlara sosyal güvenceli bir gelecek bırakabilmek için hemen harekete geçmeliyiz.

Açlık sınırının altında yaşama savaşı veren milyonlarca emeklinin insanlık onuruna yakışan mutlu ve huzurlu bir yaşama kavuşması için; çocuklarımıza ve torunlarımıza sosyal güvenceli ve güvenli bir gelecek bırakabilmek için; Türkiye’nin bütün emeklileri birleşin.

]]>
MİGROS depolarında hayat saniyelere bölünerek satılamaz! https://yenidunya.org/yazarlar/tarik-yuce/33757/migros-depolarinda-hayat-saniyelere-bolunerek-satilamaz/ Tue, 03 Feb 2026 08:58:18 +0000 https://yenidunya.org/?p=33757 Türkiye’nin en büyük perakende devlerinden birinin görkemli kâr tabloları, madalyonun sadece bir yüzünü temsil ediyor. Diğer yüzde ise 10 farklı ilde, 12 depoda saniyelerle yarışan 5 bine yakın işçinin DGD-Sen çatısı altında verdiği onur mücadelesi var. Bugün Migros depolarında yükselen ses, sadece bir ücret pazarlığı değildir; insanın, algoritmalar aracılığıyla birer “barkod” haline getirilmesine karşı verilen görkemli bir direniştir.

Modern depo yönetimi, artık ustabaşının göz hapsinden daha ağır bir denetim mekanizmasıyla çalışıyor. İşçinin elindeki el terminalleri; her ürün toplamayı ve iki iş emri arasındaki nefeslenme süresini dijital birer veri noktasına dönüştürüyor. Sistemin belirlediği “ideal hız”ın altında kalan her işçi, yazılım tarafından anında “verimsiz” olarak etiketleniyor. Teknoloji burada işçiyi özgürleştirmek için değil; sömürüyü, insanın biyolojik sınırlarını zorlayan bir kronometreye hapsetmek için kullanılıyor.

İşçinin tepesinde sallanan dijital bir kılıç: Saniye takibi
​Depolarda her saniye bir algoritma tarafından denetlenmektedir. İşçiler, lavaboya gittiklerinde dahi terminali kapatmak zorunda bırakılmakta; sistem bu süreyi anında “pasif zaman” olarak kaydetmektedir. Bu dijital gardiyanlık, işçinin insanca yaşama hakkını %28’lik sefalet zamlarıyla birleştirerek onu açlık sınırının altına itmektedir. Bugün işçilerin net %50 zam talebi, sadece bir rakam değil; fahiş kiralar ve eriyen alım gücü karşısında bir hayatta kalma sınırıdır. Üstelik işçiler, yılın ortasında vergi dilimiyle maaşlarının kuşa dönmesine karşı haklı bir haykırış yükseltiyor: Vergi yükünü patron üstlenmeli, işçinin net ücreti yıl boyu sabit kalmalıdır.

MİGROS depolarında hayat saniyelere bölünerek satılamaz!

Patronun elinde bir rehin alma mekanizması: Barınma hakkı
​Direnişin kararlılığı karşısında panikleyen yönetim, kurumsal imkanlarını bir psikolojik harp aygıtı olarak kullanıyor. 280’den fazla işçinin Kod 46 ile işten çıkarılması yetmezmiş gibi, lojmanlarda kalan emekçiler kışın ortasında hukuksuzca kapı önüne konulmaktadır.
​Burada barınma hakkı, işçinin emeği üzerindeki mutlak denetimin bir uzantısı haline getirilmiştir. İşçinin gecesini geçirdiği lojman, bir yuva değil, patronun elinde bir rehin alma mekanizmasıdır. Hakkını arayan işçiyi evsizlikle tehdit etmek, sadece iş hukukuna değil, en temel insan haklarına saldırıdır. Beykoz’daki malikanelerin önünde atılan sloganlar, aslında bu sınıfsal adaletsizliğin; yani bir tarafta sınırsız mülkiyet konforu, diğer tarafta ise hakkını aradığı için ranzasından atılan işçinin çığlığıdır.
​İşçinin kendi alın teri üzerinden bankaların ödediği banka promosyonlarına dahi el koyan bu sistem, sömürünün ne kadar detaylı ve sistematik bir hal aldığının kanıtıdır. Promosyon işçinin mülkiyetindedir; patronun operasyonel gideri olamaz.

​Sendika seçme özgürlüğüne müdahale: İş kolu sahtekarlığı
​Yönetimin “kadroya geçiş” vaadi altında yürüttüğü iş kolu değişikliği oyunu, işçinin hür iradesine ve sendikal temsil yetkisine yönelik bir operasyondur. İşçileri fiilen yaptıkları depo işinden koparıp “mağaza personeli” gibi göstermek, onları bağımsız sendikal örgütlülüklerinden uzaklaştırma ve belirli bir yapıya mahkûm etme çabasıdır. Bu hamleyle depolardaki yüksek fiziksel riskler kağıt üzerinde hafifletilmekte, işçinin iş kazalarına karşı koruması gasp edilmektedir. İşçiler, fiilen yaptıkları işe uygun olan 16 No’lu iş kolunda kalmakta ve sendika seçme özgürlüğüne sahip çıkmakta kararlıdır.

Hukuk patronun dijital kayıt defterinden büyüktür
​Patronun ‘dijital kayıt defteri’ dediği şey, aslında işçinin canından çekilen saniyelerin dökümüdür. Hukuk, bu iki gerçeklik arasında bir tercih yapmak zorundadır: Ya patronun ruhsuz algoritmalarını koruyacak ya da işçinin insan haysiyetini. Bizim tarafımız bellidir: İnsan makine değildir, hayat saniyelere bölünerek satılamaz!

Not: Direniş devam ediyor, dayanışma yaşatır. Bu sömürü çarkına karşı işçinin sesine ses olalım, haklı taleplerini her mecrada haykıralım ve dayanışmayı büyütelim.

]]>
Özel İtalyan Lisesi’nde grev pankartı asıldı https://yenidunya.org/emek-gundemi/33750/ozel-italyan-lisesinde-grev-pankarti-asildi/ Tue, 03 Feb 2026 08:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33750 Tez Koop-İş Sendikasının örgütlendiği Özel İtalyan Lisesin’de öğretmenler 2 Şubat günü greve çıktı.
Tez Koop-İş çatısı altında örgütlenen eğitim emekçileri, dayatılan sefalet ücretlerine ve ayrımcı politikalara karşı grev kararı almıştı. Ders zilinin çalması ile birlikte eğitim emekçileri 2 Şubat 12.30 itibarıyla greve başladı.

İlk ders zilinin çalmasıyla beraber okul önünde toplanan eğitim emekçileri, yönetimin yıllardır sürdürdüğü sistematik sömürü düzenini teşhir etti. Yapılan açıklamada, aynı çatı altında, aynı emeği veren öğretmenler arasında kurulan kast sistemine dikkat çekildi. İtalyan meslektaşlarının 6 kat daha düşük ücretle, daha ağır iş yükü altında çalıştırılan üyelerimiz, bu adaletsizliğin bir insan hakları meselesi olduğunu vurguladı.

‘Söz bitti, sıra grevde!’
Basın açıklamasını okuyan Tez Koop-İş İstanbul 5 No.lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt, şunları söyledi:
“Söz bitti, sıra grevde! Yönetimin tutumu karşı kelimelerimiz tükenmiştir. Bugünden itibaren okul koridorlarında sessizlik değil emeğin haklı isyanı yankılanacaktır. Daha önce pek çok kez buradan okul yönetimine çağrıda bulunmuş, onları uçurumun eşiğinden dönmeye ve adaleti tesis etmeye davet etmiştik. İyi niyetli bir çözüm beklediğimizi ifade etmiştik.
İki aylık bu süre zarfında okul yönetimi eğitim tarihine geçecek büyük bir vurdumduymazlık örneği sergilemiş; tek bir somut adım atmamıştır. Sendikamızın yapıcı önerilerine ve barışçıl tekliflerine karşı bir teklif iletme nezaketi dahi göstermemiştir. Diyalog kanallarını tıkayan yönetim, grev sürecini bir zorunluluk haline getirmiştir. Sınıfların boş kalmasının, eğitim faaliyetlerinin durmasının biricik sorumlusu okul yönetimdir. Bu durum yalnızca biz öğretmenleri değil, velilerimizi ve geleceğimiz olan öğrencilerimizi de derinden etkilemektedir. Velilerimiz bu okulu yüksek ücretlerle finanse edip çocuklarının evrensel değerleri ve adaleti öğrenmesini beklemektedir. Oysa okul yönetimi, kendi içinde derin bir ayrımcılığı kurumsallaştırmaktadır.
İtalyan meslektaşlarıyla aynı sınıflara girip aynı akademik sorumlulukları üstlenirken, Türk öğretmenlerin 6 kat daha düşük ücretlere mahkûm edilmesi hiçbir teknik gerekçeyle açıklanamaz. Bunun vicdani ve etik hiçbir karşılığı yoktur. Yönetimin, 2025 yılı için yüzde sıfır artış teklif etmesi, eğitime yapılan bir hakaret, emeğe karşı bir saldırıdır.

Özel İtalyan Lisesi’nde grev pankartı asıldı

‘Örgütsüz emek sömürülmeye mahkûmdur’
Buradan Millî Eğitim Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz. Türk öğretmenlerin mesleki itibarlarını ve onurunu koruyun.
Çözüm önerilerimize kulaklarını tıkayan okul yönetimine de bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Gelin, öğrencilerimizi daha fazla mağdur etmeden, velilerimizin haklı kaygılarını giderecek ve öğretmenlerimizin onurunu koruyacak makul bir çözümde buluşalım. Bizim amacımız emeğin değer gördüğü bir çalışma ortamını tesis etmektir. Göz bebeğimiz olan öğrencilerimiz için öğretmenlerin huzurlu bir zihinle sınıflarına dönme olanağını sağlayın.
Bugün İtalyan Lisesinde yaktığımız bu adalet ateşi, sadece bu kurumla sınırlı kalmamalı, tüm eğitim camiasına bir umut ışığı olmalıdır. Biliyoruz ki Türkiye’nin dört bir yanındaki özel okullarda ve vakıf üniversitelerinde görev yapan on binlerce meslektaşımız güvencesizlik, düşük ücret, ağır iş yükü altında ezilmektedir. Örgütsüz bir emek her zaman sömürülmeye mahkûmdur, bizler omuz omuza vererek bu düzeni değiştireceğiz.
Bugün ‘aynı okul, iki farklı dünya’ dayatmasına karşı bir haysiyet mücadelesindeyiz. Tez-Koop-İş Sendikası olarak bu onurlu davalarında üyelerimizin yanındayız. Okul yönetimi bilmelidir ki akla, vicdana ve ekonomik gerçeklere uygun bir biçimle masaya gelinmediği sürece buradayız. Mücadelemizden bir milim geri adım atmayacağız; okulun önünden ayrılmayacağız. Yaşasın onurlu mücadelemiz!”

Velilere destek çağrı: “Müşteri olmayın, mücadelemize ortak olun”
Eğitim emekçileri, okul ücretlerine Euro bazında %300 zam yapan yönetimin, bu kaynağı öğretmenlerden esirgediğini belirtti. Velilere seslenen öğretmenler, “Öğretmeni borç batağında olan bir okulda nitelikli eğitimden söz edilemez. Bu sömürü çarkına birlikte çomak sokalım” diyerek çağrıda bulundu.

“Dersimiz: Direniş!”
Grev alanından yükselen ses netti: Kavgalarının meslektaşlarıyla değil; öğretmenleri sınıflandıran, emeği değersizleştiren zihniyetle olduğunu vurgulayan eğitim emekçisi üyelerimiz “Sadaka Değil Toplu Sözleşme!”, “İş, Ekmek Yoksa Barış da Yok!” diye haykırdı. Özel İtalyan Lisesi öğretmenleri, haklı talepleri karşılık buluncaya kadar grevlerini sürdürerek direniş dersi vermeye devam edecekler.

]]>
DİSK-AR: Özel sektörde sendikalaşma vahim düzeyde! https://yenidunya.org/emek-gundemi/33667/disk-ar-ozel-sektorde-sendikalasma-vahim-duzeyde/ Tue, 20 Jan 2026 12:48:57 +0000 https://yenidunya.org/?p=33667 DİSK-AR, “Sendikalaşma ve Toplu Pazarlık Raporu (Ocak 2026)” yayımlandı.
Türkiye’de sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsamına ilişkin resmi veriler ile sahadaki fiili durum arasındaki farkı ortaya koyan raporda, özellikle özel sektörde sendikal örgütlenmenin ve toplu pazarlık kapsamının oldukça sınırlı kaldığına vurgu yapıldı.

Raporda yer alan özet bilgiler şöyle:
-Sendikalaşmaya ilişkin Bakanlık verileri yetersizdir, eksiktir.
-Türkiye’de resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 iken fiili sendikalaşma oranı yüzde 12 civarındadır.
-Özel sektörde sendikalaşma vahim düzeyde!
-Toplu İş Sözleşmesi kapsamı çok daha vahim!
-Özel sektörde her 100 işçiden yalnızca 5-6’sı sendikalaşabiliyor!
-Kamu işçileri dahil her 10 işçiden yalnızca biri toplu iş sözleşmesi kapsamında!
-Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsama oranı yüzde 9-10 civarında!
-Özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsama oranı yüzde 4-5 civarında!
-275 bin işçi sendikalı ama TİS kapsamında değil!
-Her 4 sendikadan 3’ü yüzde 1 işkolu barajının altında!
-Her 10 kadın işçiden yalnızca biri sendikalaşabiliyor!
-Türkiye temel hak ve özgürlüklerde en kötü 10 arasında!
-İşçi ve sendika haklarında ise en kötü 8. ülke!

DİSK-AR: Özel sektörde sendikalaşma vahim düzeyde!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işçi sendikalarının üye sayı ve oranlarına ilişkin işkolu tebliğini 17 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımladı. Her yıl ocak ve temmuz aylarında yayınlanan bu tebliğlerde yer alan veriler sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi açısından son derece önemli.
Bakanlığın bu tebliğ dışında yayımladığı çeşitli verilerinde de sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin durumuna ilişkin ayrıntılar var.

İşçilerin %87,7’si sendikasız
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) Ocak 2026 istatistiklerine göre sendikalı işçi sayısı 2 milyon 413 bin 790’dır. Sigortalı işçi sayısı ise 16 milyon 699 bin 84’tür. Böylece sigortalı işçiler arasındaki resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 olmaktadır. Ancak bu oranın birçok yönden eksik olduğunu kabul etmek gerekir. Bakanlığın sendikalaşma oranı iki nedenle eksiktir. Birincisi, kayıt dışı işçiler hesaba katılmadığı için sendikalaşma oranı fiili durumdan daha yüksek çıkmaktadır. İkincisi ise bu oran toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamındaki sendikalı işçi sayısını yansıtmamaktadır.
Sigortalı işçileri esas alan resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 iken, kayıtlı ve kayıtsız tüm işçiler esas alındığında fiili sendikalaşma oranı yüzde 12,3’e gerilemektedir. Kamu işçileri dahil 19 milyon 571 bin işçinin sadece 2 milyon 414 bini sendikalıdır. 17 milyon 157 bin işçi ise sendika üyesi değildir. Toplam işçilerin 87,7’si sendika üyesi değildir.

DİSK-AR: Özel sektörde sendikalaşma vahim düzeyde!

Toplu sözleşmeden işçilerin %9,6’sı yararlanıyor
Öte yandan sadece sendikalaşma oranına bakmak yeterli değildir. Esas olan toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamındaki işçi sayısıdır. Ülkemizde işkolu ve işyeri barajları, TİS yetkisinin gecikmesi ve sendikalaşma nedeniyle yaşanan işten çıkarmalar nedeniyle toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı sendikalı işçi sayısının oldukça altındadır. Bakanlığın Aralık 2025 verilerine göre aktif toplu iş sözleşmesi kapsamındaki sendika üye sayısı 2 milyon 139 bindir. Böylece tüm işçiler içinde toplu iş sözleşmesinden yararlanan sendika üyesi işçi oranı 9,6 olmaktadır.
Resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 olarak açıklanmasına rağmen, işçilerin sadece yüzde 9,6’sı toplu iş sözleşmesi kapsamındadır. Bir diğer ifadeyle işçilerin yaklaşık yüzde 90’ı toplu iş sözleşmelerinden yararlanamıyor ve sendikal korumaya sahip değildir. Bu nedenle ÇSGB tarafından açıklanan yüzde 14,5’lik sendikalaşma oranı fiili durumu yansıtmayan yapay bir orandır. Sendikalaşan işçi oranı artsa dahi toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında işçilerin oranı çok yüksektir.
Genel sendikalaşma oranları kamu işçilerini ve özel sektör işçilerini birlikte ele aldığı için nispeten yüksektir. Kamu işçileri arasındaki yüksek sendikalaşma oranı nedeniyle ortalama sendikalaşma yüzde 14,5’e yükselmektedir. Oysa özel sektörde durum çok daha vahimdir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre özel sektörde sigortalı olarak çalışan 15 milyon 757 bin işçinin 1 milyon 76 bini sendikalı iken kamu sektöründeki 1 milyon 602 bin işçinin 1 milyon 210 bini sendikalıdır.
Böylece kamu sektöründe çalışan işçilerin yüzde 75,6’sı sendika üyesi iken özel sektörde çalışan sigortalı işçilerin ise yüzde 6,8’i sendika üyesidir. Ancak özel sektörde gerçek durum daha da vahimdir.

Özel sektörde işçiler örgütsüz
TÜİK İşgücü İstatistikleri, 2025 3. Çeyrek verilerine göre ücretli, maaşlı ve yevmiyeli sayısı 23,6 milyondur. SBB tarafından yayımlanan kamu istihdamı verilerine göre ise kamu işçisi ve memur sayısı aynı dönemde 5,3 milyondur. Böylece kayıtsızlar da dahil edildiğinde özel sektör işçilerinin sayısı 18,3 milyon olmaktadır. Özel sektörde fiili sendikalaşma oranını buna göre hesapladığımızda sendikalaşma oranı yüzde 5,9’a gerilemektedir.
Özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamı daha da düşüktür. Toplam 18 milyon 282 bin özel sektör işçisinin yaklaşık 800 bini toplu iş sözleşmesinden yararlanmaktadır. Böylece özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamı fiilen yüzde 4,3 civarındadır.

]]>
Patrona değil emekliye emekçiye sendika https://yenidunya.org/yazarlar/fatih-kaplan/33643/patrona-degil-emekliye-emekciye-sendika/ Thu, 15 Jan 2026 09:55:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33643 Ülkemizde ilk emekli sendikası DİSK çatısı altında 1995 yılında kuruldu, kurulur kurulmaz emekli hareketine yeni bir güçlü ses, yeni bir anlayış getirdi. Emekliler ricacı pozisyondan hakkını talep eden pozisyona geçti. Bu güçlü hak arama bilincinin örgütlü hâli olan sendikanın hükûmetleri rahatsız etmesi kaçınılmazdı elbette. Sendikalar defalarca dava açılarak kapatıldı, tekrardan kuruldu. Anayasaya ve ülkemizin de imzacısı olduğu uluslararası hukuka aykırı kapatma kararlarının toplumsal barışa, emekçi dayanışmasına, yüzde doksan dokuzu temsil eden büyük insanlığa hizmet etmediği ve kabul görmediği aşikârdır, apaçıktır. Emeklilerin sendika kurmasına engel olarak gerekçelendirilen anti demokratik yasa hükümleri kaldırılmalıdır.

Emeklinin sesine kulak ver
Bu kısa girişten sonra emeklilerin sesini Meclis’e taşıyarak 9 Ocak 2026 gününden beri Nöbet Tutma eylemine devam eden CHP’li vekiller tekrar kutlanmayı hak ediyor, iktidar dışında kalan partilerin de bu eyleme aktif destek vermesi başarının ön koşuludur. Sokakta ve alanlarda emeklilerin, Meclis’te vekillerin ısrarlı eylemleri o kadar etkili oldu ki iktidarın fiili ortağı MHP’nin Genel Başkan Devlet Bahçeli bile emeklilerin aylıklarının sefalet düzeyinde ve kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Söz yetmez eylem gerek; bu sözün sahipleri eğer söylediklerinde samimi iseler hemen Meclis’e en düşük emekli aylığının asgari ücretin altında olamayacağını, asgari ücretin de insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılması gerektiğini teklif haline getirsinler; yapılacak oylamada kim emekçinin, emeklinin dul ve yetimin yanında; kim dolar milyarderlerinin holdingleşmiş tarikatların, rantiyenin yerli ve yabancı tefecilerin yanında belli olsun.

Birleş ki güçlü ol
Tekrar söylemek gerekir ki, iktidarın sürdürdüğü dışa bağımlı neo-liberal ekonomiyle, tarımı ve küçük orta sanayiyi çökerten, esnafı iflasa sürükleyen borç faiz özelleştirme borsa sistemiyle yaratılan ağır tahribat o kadar büyük ki, tek bir parti, tek bir sendika, tek bir demokratik kitle örgütü bunun altından kalkamaz. Güçlerimizi birleştirmekten başka çaremiz yok. Eminiz ki, emekçiler bu iradeye sahip olduklarını kanıtlayacaklardır.

Kendi sahamızdan, emekli örgütleri açısından baktığımda, henüz merkezi düzeye taşınmamış olsa da bir çok ilde ilçede bölgede emekli örgütlerinin bir araya gelerek ortak eylemler yaptığını, güç birlikleri oluşturduğunu sevindirici ve yol açıcı bir gelişme olarak gördüğümü kaydedeyim. Bu ortaklaşmayı, birlikte hareket etme iradesini merkezi düzeyde yaşama geçirmek görevimizdir. Bir araya gelmek için hiçbir ön koşula  gerek yok.

Asgari yaşam olmaz
Emeklilerin hakları emekçi kimliklerine sıkı sıkıya bağlıdır, emekliliği sağlayan aktif çalışma yaşamıdır. Yaş haddi, iş göremezlik veya yeterli prim/gün sayısına ulaşan emekçi emekliliğe hak kazanır. Kişi beden ve beyin gücünü harcayarak yıllarca üretmiş, ülkenin zenginliğine katkı sağlamıştır. Elbette ki emekliliğe hak kazanan emekçi, emekli olurken ustalığın tecrübenin zirvesindedir. Emekli olurken insanca yaşamaya yetecek bir aylığı çoktan hak etmiştir. Bu aylık da kesinlikle asgari ücretin üzerinde olmalıdır. Çünkü asgari ücret tanımı gereği en azdır, geçici ve kısa sürelidir.

CHP’nin asgari ücretin 39 bin liraya, en düşük emekli aylığının da asgari ücrete yükseltilmesi önerisi ilk adım olarak ve geçici kaydıyla desteği hak ediyor. Geçici olmalıdır çünkü, asgari yaşam insan onuruyla bağdaşmaz. Yoksulluğu değil varlığı paylaşmak her emeklinin emekçinin yurttaşın ana sütü gibi hakkıdır.

Zaten 2002 yılı Aralık ayında asgari ücret 184 TL iken en düşük işçi emeklisi aylığı bunun yüzde 40 fazlası olan 257 TL idi. Bu hesabı bugüne uyarlarsak en düşük emekli aylığının asgari ücretin yüzde 40 fazlası olan 39 bin 305 TL olması gerektiğini görürüz. Üstelik de bu hesabı yaparken asgari ücretin de TÜİK’in ısmarlama enflasyon hesabıyla baskılandığını göz ardı etmeyelim.

Bayram ikramiyeleri yılda dört defa bir aylık karşılığı olarak verilmelidir. İkramiye sadaka veya harçlık değildir, en az bir aylık tutarında olmalıdır.

İktidar uyarıları ciddiye almak zorundadır, bozdukları emekli sistemi artık yama tutmuyor, en düşük emekli aylığına yüzde 18,5 artış yaparak 20 bin liraya çıkarmaları derde deva olmaz. Diğer emeklilere bunun altında sadece yüzde 12,19 artış yapmalarını, memurlara yıllardır yasa gereği olmasına rağmen ödemedikleri seyyanen zamları emekli unutmayacak. İktidar hızla bu yanlışından dönerse, emekli sistemini hiç olmazsa 2002 öncesi ayarlarına döndürüp düzeltme yoluna giderse belki ahını aldığı emeklilerin bir kısmının kendisini affetmesini umabilir.

]]>
Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/33586/direnen-isciler-umut-veriyor-havayi-isitan-direnisler-dayanismayla-buyuyor/ Fri, 02 Jan 2026 09:31:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=33586 Emekçiler, yeni yılı yurdun dört bir yanında grev çadırlarında, direniş nöbetleriyle karşıladı. Geçen yıldan 2026’ya devredilen emek direnişlerinin talepleri de sloganları da ortak: İşçiler açken patronlara huzur yok.

Bir yıl daha emek mücadelesiyle sonlanırken, yeni yıla direnerek giren işçiler yılın ilk gününü grev çadırında geçirdi. Yıllardır emek verdikleri işyerlerinden haklarını alamayan emekçiler, 2025’te de seslerini sokakta çıkardı. Yılı direnişle bitiren, grev çadırında yeni yılı mücadeleyle açan işçilerin 2025 yılında en çok attığı slogan ise hep bir ağızdandı: “İşçiler açken patronlara huzur yok.”
Bir yandan ekonomi, diğer yandan rejimin ilmek ilmek büyüttüğü sömürü sistemi… Hiçbir baskı yıldırmaya yetmedi. Ülkenin dört bir yanında süren emek mücadelesinin, yeni yılla birlikte daha da büyük umutlarla geldiğini emeğin ta kendisi söyledi…
BirGün’den Ebru Çelik’in haberine göre, Tokat’taki Şık Makas işçileri, Gebze’deki Smart Solar emekçileri 2025 yılına kadın direnişiyle öne çıkarken Divriği’deki maden işçileri haklarını kazanmalarına rağmen yeni yıla verilmeyen kazanımları için mücadele ederek girdi. Grev çadırında dört mevsimi tamamlayan, 389 gündür işyeri önünde nöbette olan Temel Conta işçileri, “Yeni yılda da nöbet çadırımızdayız” dedi. Son yerel seçimlerde AKP’ye geçen Artvin Şavşat Belediyesi işçileri ise seçimlerden sonra işten atılmaları üzerine sürdürdükleri işe iade taleplerini yeni yıla da taşıdı.
Diğer yandan tıkanan MESS görüşmeleri metal işçilerini ısıtmaya başlarken, Birleşik Metal-İş ve üyeleri, talepler karşılanmazsa yeni yılın ilk ayının fırtınalı geçeceğini söyledi. Amasya’da Kristal-İş üyesi işçiler, İzmir’de DİGEL Tekstil işçileri de yeni yılda mücadelelerini büyüteceklerini kaydetti.

Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor

Belkemiği kadın işçiler
Toplu iş sözleşmesi sürecinde işverenin yüzde 6’lık zam dayatmasına karşı iş bırakan 260 Smart Solar işçisi, yeni yıla grev çadırında girdi. İki ayı aşkın süredir Gebze’de faaliyette olan fabrikalarının önünde nöbet tutan işçilerin talepleri ise ortak: Yaşanabilir ücret.
Kadınların öne çıktığı bu direniş alanına gittiğimizde sözler de hep bir ağızdan söylendi:
“Kadınlar olmasa bu mücadeleyi sürdüremezdik. 260 kişinin 260’ı iş bıraktı. Kadın emekçiler sayesinde çadırımız ayakta kaldı.”
Smart Solar’ın kadın direnişçilerinden Saliha Öner, yeni yıl için, “160 kadın olarak hak mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Çocuklarımıza güzel bir gelecek kurup bırakacağız. Bu, bizim en doğal hakkımızdır” diyerek geçen yılı değerlendirdi.
40 yaşında olan ve evinin tek çalışanı olan Öner, iki çocuğu bulunduğunu; birinin ortaokul, diğerinin üniversite öğrencisi olduğunu söyledi. Mücadelesini çocukları için verdiğini belirten Öner, direnişin birlikte ne kadar güçlü olduklarını öğrettiğini vurgulayarak konuşmasına şöyle devam etti:

Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor

Birlikte güçlüyüz
“Smart Solar işçisi olarak bir yıl boyunca birlik ve beraberlik içinde çalıştık. Direniş, bize birlikte olduğumuzda ne kadar güçlü olduğumuzu öğretti. Greve çıkmadan önce fabrikamızda büyük bir özveriyle çalıştık; yeri geldi mesailere kaldık. Bize sürekli ‘aileyiz’ denildi ama bunun doğru olmadığını gördük. ‘Ailem’ dedikleri çalışanların geri dönüşüm haklarını 70 gündür vermemek için her türlü zorluğu karşımıza çıkardılar. Ama bu bizi yıldıramaz.
İlk altı ayda maaşlarımız enflasyona yenilmeye başladı. Ardından sözleşme sürecine girdik. Patronumuz bize yüzde sıfır zam layık gördü. Bunun üzerine grev kararı aldık. Çocukları okuyan, tek başına çalışan ve ailesine bakmak zorunda olan bir kadın olarak söylüyorum: Özellikle geri dönüşüm ücretlerimizi almadan bu kararımızdan vazgeçmeyeceğiz. Birlik ve beraberlik içinde mücadelemize devam edeceğiz. ‘Onlara rağmen’ kadın emekçiler olarak direnişin en ön safında mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Bir diğer Smart Solar işçisi Yudum Çatak, yıl boyunca çalıştıkları kuruma fedakârlık yaptıklarını, ancak emeklerinin karşılıksız kaldığını anlattı. Çatak, buna rağmen geçen bir yılın, emeğin birlik olduğunda ne kadar güçlü olduğunu öğrettiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Greve çıktığımız zamana kadar işyerimizde yoğun bir şekilde çalıştık; istenenleri yerine getirdik, sayılar tuttuk ve fedakârlıkta bulunduk. Ancak tüm bunlara rağmen bir yıl boyunca emeğimizin karşılığını alamadık.
Birlik, beraberlik ve mücadele bize; birlikte olduğumuzda ne kadar güçlü olduğumuzu öğretti. Öncelikle geçim sıkıntısı yaşamaya başladık. Markete gidip fiyatlara bakıyor, sonra cebimizdeki paraya bakıp birçok ürünü almaktan vazgeçiyoruz. Bu düzen böyle gitmemeli. Zenginlerin daha zengin, yoksulların daha yoksul olduğu bir döneme girdik.
Greve çıktığımızda patron geri dönüşüm ücretlerini vermeyeceğini söyledi. Bu bizim kırmızıçizgimizdir. Hakkımızı alana kadar bu yoldan dönmeyeceğiz. Rahat yaşamak bizim de hakkımız. Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakmak için dayanışmaya, birliğe ve mücadeleye devam edeceğiz.”

Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor

Kararlılıkla ilerleyeceğiz
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan ATAR
MESS grup sözleşmesi sürecinde yasal müzakere süresi 8 Aralık’ta sona ermiş ve uyuşmazlık tutanağı tutulmuştur. Resmi arabulucu 16 Aralık’ta seçilmiş, 24 Aralık’ta ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından arabulucuya görev tebligatı yapılmıştır. Bu tarihten itibaren arabulucunun 15 günlük yasal süresi başlamıştır.
Arabulucu, yasal prosedür gereği 30 Aralık’ta tarafları bir araya getirmiş ancak işverenin tekliflerinde herhangi bir değişiklik olmamıştır. Arabulucunun toplu sözleşme açısından taraflar üzerinde bir yaptırımı ya da sürecin sonucuna doğrudan etkisi bulunmamaktadır. Zaten bu süreçten somut bir sonuç beklemiyorduk. Asıl belirleyici olan, işveren tarafının tekliflerini gözden geçirerek bir anlaşma zemini yaratmasıdır; ancak şu ana kadar bu yönde bir adım atılmamıştır.
Uyuşmazlığın ardından 13 Aralık’ta Merkez Toplu Sözleşme Komisyonumuzu topladık. Süreci değerlendirdik, kurulumuzun önerilerini aldıktan sonra yönetim kurulumuz eylem programı ve takvimini oluşturdu. Bu doğrultuda 18 Aralık’tan itibaren her hafta bir gün, tüm vardiyalarda birer saat iş durdurma eylemleri gerçekleştiriyoruz. 18 ve 25 Aralık’ta üretimden gelen gücümüzü etkin biçimde kullandık; üç vardiya çalışan işyerlerinde bir günde toplam 3 saat üretim durduruldu.
Eylem programımız kapsamında 21 Aralık’ta Gebze’de 10 binin üzerinde üyemizin katıldığı, MESS’e tepkilerin ortaya konduğu coşkulu bir miting düzenledik. 29 Aralık’tan itibaren tüm işyerlerinde fazla mesailer kaldırıldı. 2 ve 8 Ocak tarihlerinde de yeni yılın ilk iş bırakma eylemlerimizi gerçekleştireceğiz.
Bizim dışımızdaki sendikalara üye metal işçilerini de eylem sürecine katılmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz. Olası bir grev uygulaması ya da TİS’in bir anlaşmayla sonuçlanmasına kadar üretimden gelen gücümüzü etkin biçimde kullanmaya ve eylemlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Arabulucunun 15 günlük süresinin dolmasının ardından raporunu yazarak taraflara resmi tebligat yapmasıyla birlikte, raporun tarafımıza tebliğinden itibaren 60 günlük grev uygulama süreci başlayacaktır. Bu süreye kadar taleplerimizin karşılanması yönünde bir gelişme olmaması halinde, grev kapsamında bulunan 43 fabrikanın grev uygulama stratejisini kurullarımızda belirleyerek kararlılıkla hayata geçireceğiz.
Metal işçileri olarak yeni yıla; Smart grevi, SAG Hidrolik direnişi, MESS eylemleri, adil paylaşım ve insanca yaşam mücadelesiyle giriyoruz. Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan; özgür ve demokratik bir ülkede, geleceğe güvenle bakabildiğimiz, meydanlarında el ele kardeşlik türküleri söyleyebildiğimiz günlere ulaşacağımıza olan inancımızla umudumuzu ve mücadelemizi büyütüyoruz.

Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor

Yeni yıl, yeni umutlar
Sivas Divriği’deki Çiftay şirketinin maden şantiyesinde, aralarında Dev Maden-Sen temsilcisinin de bulunduğu 18 maden işçisi, “küçülme” gerekçesiyle işten çıkarılmalarının ardından hak mücadelelerini yeni yılda da sürdüreceklerini söyledi. Maden emekçilerinden Yücel Yalıncak, “Yeni yıla Divriği Cumhuriyet Meydanı’nda, madenlerin kapatılmaması, işten çıkarmaların durdurulması ve işe iademiz için direnerek girdik” dedi.
İki çocuğu olan ve evini tek maaşla geçindiren Yalıncak, maden işçilerinin mücadelesini şöyle anlattı: “Divriği, madencilikle var olmuş bir ilçedir. Temel geçim kaynağı madencilik ve bu sektörle bağlantılı işlerdir. Biz Divriğili maden işçileri olarak 2025 yılına da, önceki yıllarda olduğu gibi ekmeğimiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için direnişle girdik. Yeni yıla da umudumuzu büyüterek girdik.
‘Ermaden sahasındaki maden kapanacak mı, işten çıkarmalar devam edecek mi?’ sorularına üç aydır yanıt verilmiş değil. Biz de yeni yıla Divriği Cumhuriyet Meydanı’nda bu belirsizliğe karşı; madenlerin kapatılmaması, işten çıkarmaların durdurulması ve işe iademiz için direnerek giriyoruz.
Yaklaşık iki aya varan direniş sürecinde birlik olmayı ve birlikte yol yürümeyi öğrendik. Farklı aidiyetlerimize rağmen, birlikte mücadele eden işçilerin hayatın seyrini değiştirebileceğini gördük. Eleman değil, maden işçisi olmayı; işçi sınıfı olmayı öğrendik.
Maden işçisi, elindeki ya da baretindeki fenerle resmedilir. Yerin yedi kat altında da hayatın her alanında da yolunu aydınlatan bu fener; onun geleceğe duyduğu umut, ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğu ve ekmeği için verdiği mücadelenin, yani bilincinin simgesidir. Biz Divriğili maden işçileri olarak, umudumuzun, sorumluluğumuzun ve azmimizin bizi zafere taşıyacağına inanıyoruz. Sürecin başından bu yana yanımızda olan sendikamız Dev Maden-Sen ile birlikte, bugün Divriği’de yanan bu ışığın bir gün tüm memlekette maden işçilerinin yolunu aydınlatacağından hiçbir kuşkumuz yok.”

Direnen işçiler umut veriyor: Havayı ısıtan direnişler dayanışmayla büyüyor

Direniş okul oldu
Ödenmeyen aylıklar nedeniyle 6 Ekim’de iş bırakan ve 8 Ekim’de Kod-22 ile işten çıkarılan Şık Makas işçileri, BİRTEK-SEN öncülüğünde yaklaşık 3 aydır mücadelelerini sürdürüyor. 1500 Şık Makas işçisi de direnişlerini yeni yıla umutla devrettiklerini kaydetti. Kadınlar olmadan mücadelenin sürdürülemeyeceğini bir kez daha ortaya koyan bu direniş, umutları yeniden yeşertti.
Şık Makas işçilerinden 26 yaşındaki Bilge Kara, haklarını alana kadar hiçbir işçinin mücadeleyi bırakma ihtimali olmadığını belirterek şunları söyledi: “Üç kardeş Şık Makas’ta çalışıyorduk. Diyaliz hastası anneme bakmakla yükümlüyüz, evimiz kira. Buna rağmen bir yıldır maaş sorunu yaşıyoruz; maaşlar üçe dörde bölündü. Kod-22 ile atıldık, ertesi gün işe dönüşler oldu. Şık Makas işçileri olarak 2025 yılını maaş sıkıntısı, sarı sendika yalanları ve insan kaynaklarının tehditleriyle geçirdik; içeride ağır mobbinglere maruz kaldık. 2025 yılını ise yılın en şık direnişiyle kapattık.
Direnişimiz, kadınlara güvenmeyi, seslerini yükseltmeyi ve bugüne kadar bastırılan güçlerini ortaya çıkarmayı öğretti. Erkeklere ise gücün sadece kendilerinde olmadığını, asıl gücün birlikte olduğunu gösterdi. Bize kan bağı olmadan aile olmayı, etle tırnak gibi olmayı öğretti. Birimiz koparsak diğerlerinin kanayacağını öğrendik.
Düştük, kaldırdılar; çamurdaydık, çadır kurdular. Ekonomik olarak zorlanırken sosyal olarak güçlendik. Dayanışmamız umduğumuzdan daha güçlü çıktı.”

]]>
Asgari ücret nedir, ne kadar olmalıdır? https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/33493/asgari-ucret-nedir-ne-kadar-olmalidir/ Tue, 16 Dec 2025 09:50:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=33493 “Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir…”

Asgari ücret nedir?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre hazırlanarak, 1 Ağustos 2004 tarih ve 25540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Yönetmeliğinin 4. maddesinin (d) bendinde; Asgari ücret: “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanmıştır. (1)

İşçi sınıfının gerçek iradesinin temsil edilmediği Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarında, 2026 yılında uygulanacak olan asgari ücretin belirlenmesi için, önceki yıllarda olduğu gibi yeni bir asgari ücret tiyatrosu sergilenecek ve sözde asgari ücret pazarlığı sonucunda patronların, ekonomi yönetiminin ve Türkiye’ye borç veren uluslararası tefeci bankerlerin dayattığı 2026 yılı asgari ücreti ‘işçilere müjde’ olarak açıklanacak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücretle ilgili olarak; “kalıcı refah sağlama prensibimizi sürdüreceğiz. Optimal bir seviyenin ortaya çıkacağına inanıyorum” şeklindeki açıklamasından da anlaşılacağı gibi, milyonlarca işçi bir kez daha açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilecek.

Devlet hazinesinin teslim edildiği İngiltere vatandaşı Maliye Bakanı ise gözlerimizin içine bakarak, alay edercesine gülümseyen bir tavırla; “Türkiye’de asgari ücret düşük değil, en yüksek asgari ücret bizde” diyecek.

Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir.

Asgari ücret ne kadar olmalıdır?

Asgari ücret, hayata yeni atılan bir işçinin temel insani, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını rahatça karşılayacağı bir ücret olmalıdır. Bir ay boyunca sabahtan akşama kadar alınteri dökerek çalışan bir işçi bunu hak eder.

Bugün ise, sermaye sahiplerinin ve hükûmetin saldırıları ile her geçen yıl alım gücü daha da düşen, kelimenin tam anlamıyla kuşa çevrilen asgari ücret, işçinin ve ailesinin hiçbir ihtiyacını karşılayamaz durumdadır.

Bilindiği gibi, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ay içinde sadece gıda için yapması gereken harcama tutarı açlık sınırı; insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ve gıda dışı harcamaların toplam tutarı ise yoksulluk sınırı olarak tanımlanmaktadır.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu içinde işçileri temsilen yer alan TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için yaptığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasında; açlık sınırı 29 bin 828 lira, yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 lira olarak hesaplanmıştır.

Diğer taraftan emlak şirketlerince yapılan araştırmalarda, Türkiye genelinde aylık kira ortalaması 26 bin 500 lira olarak hesaplanmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen asgari ücret tanımına göre; açlık yoksulluk sınırı ve ortalama kira bedeline ilişkin yukarıdaki veriler dikkate alınarak 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiği kolayca hesaplanabilir.

Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen aylık gıda ve kira harcamaları tutarı 56 bin 328 liradır.

Bu rakamın üzerine yönetmelikteki asgari ücret tanımında yer alan giyim, sağlık, ulaşım ve kültür harcamaları ile yönetmelikte maalesef yer almayan elektrik, su ve doğalgaz faturaları da eklendiğinde, TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için açıkladığı yoksulluk sınırı kadar bir rakam ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiğine verilecek en gerçekçi, bilimsel ve en doğru yanıt; TÜRK-İŞ’in yoksulluk sınırı olarak hesapladığı 97 bin 159 liranın üzerine refah payı da eklenmek suretiyle yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde belirlenmelidir.

Asgari Ücret Tespit Komisyonunda bulunan işveren, iktidar ve TÜRK-İŞ temsilcileri; 4857 sayılı İş Kanununun 39. maddesinde tanımlanan asgari ücretle ilgili kanun hükümlerine uymak zorundadırlar.

Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme!

Asgari ücret, çalışma hayatına yeni başlayan bir işçiye ödenmesi gereken temel ücrettir. Çalışma süresi boyunca, işçinin kıdemine, sahip olduğu mesleki niteliğe, sendikal hak ve özgürlükler kapsamında işyerinde mevcut sendikal haklara bağlı olarak artması gerekir. Ancak, ne yazık ki günümüzde ülke çapında yaygın olarak uygulanan ortalama ücret haline gelmiştir.

Bunun nedeni, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yönelik örgütlenme barajları, yetki itirazları, grev erteleme ve yasakları, sendikaya üye olan işçilerin işten çıkarılması gibi anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleridir.

Özellikle sendikaya üye olan işçilerin işveren tarafından işten çıkarılması, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 118. Maddesine göre; işveren aleyhine hapis cezasını öngören “Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi” suçunu oluşturduğu halde, söz konusu yasa maddesi patronların gücü nedeniyle yeterince uygulanamamaktadır. (2)

Bir diğer önemli sorun da; 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 40. maddesinde yer alan; “Toplu iş sözleşmesinden teşmil yoluyla yararlanma hakkının” uygulanmamasıdır. (3)

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayıları Hakkındaki 2025 Temmuz ayı istatistiğine göre; kayıtlı çalışan 17 milyon 326 bin 143 işçiye karşılık, toplam sendikalı işçi sayısı 2 milyon 429 bin 527, sendikalaşma oranı yüzde 14,022 olarak açıklanmıştır. (4)

Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına ilişkin anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleri nedeniyle yaşanan tüm bu olumsuzluklar, sadece sendikalı işçi sayısını düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi sayısını da büyük ölçüde azaltmaktadır.

Bu durum, ilk işe girişte uygulanan temel ücret olması gereken asgari ücretin, ülke çapında tüm işyerlerinde uygulanan ortalama ücret haline dönüşmesi sonucunu doğurmuştur.

Buna bağlı olarak, asgari ücretin vergi dışı olması nedeniyle vergi gelirleri açısından ve asgari ücret üzerinden SGK primi ödendiği için sigorta prim tahsilatı bakımından, devletin önemli gelir kayıplarına uğramasına da neden olmaktadır.

Dolayısıyla, sendikal hak ve özgürlüklerin gelişmesine bağlı olarak asgari ücret ortalama ücret olmaktan çıkarak temel ücrete dönüşecek ve “Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme” ilkesine göre, işçi ücretleri yaygın bir şekilde toplu sözleşmeyle belirleneceğinden, milyonlarca işçinin insanca yaşam koşullarına sahip olmasını sağlayacaktır.

Ayrıca devletin vergi gelirleri ve sigorta prim tahsilatı da artacağından, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve sosyal güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde de devlet bütçesine önemli katkı sağlayacaktır.

Ne yapmalıyız?

Asgari ücretin ne kadar olması gerektiği sorunu tamamen sınıfsal bir sorundur. Sermaye sınıfının siyasi iktidarla ve işbirlikçi sarı sendikacılarla el ele vererek, işçi sınıfının ucuz iş gücü olarak emeğinin ve alın terinin sömürülmesinin açık bir biçimidir.

Bugünkü kapitalist sistem içerisinde işçilerin ve emekçilerin sesi duyulmaz, varlıkları görünmez olmuştur. İşlerini tek gün bile aksatmadan hayatı var eden işçilere, patronlar ve iktidar tarafından açlık ve sefalet ücreti layık görülmektedir.

Aralık ayı sonunda açıklanacak olan ve daha ilk aylardan itibaren açlık sınırının altında kalacağı şimdiden belli olan asgari ücretle işçinin ne aşı pişer, ne evi ısınır, ne ışığı yanar, ne de suyu akar.

İşçiler ya hakları için ayağa kalkacak, ya da iktidar ve patron temsilcilerinin çoğunlukta olduğu bir masada oy çokluğu marifetiyle bahşedilen ne ise yetinmek mecburiyetinde kalacaklardır.

Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş temsilcilerinin yıllardır sadece itiraz kaydı düşebildiği bir masada hiçbir ciddi sorun çözülemez.

İşsizliğin, yoksulluğun, açlığın, sefaletin kol gezdiği memlekette haklarımızı genişletmenin, alın terimizin karşılığını almanın yolu toplumsal mücadeleden geçer.

Bu soğuk kış günlerinde açlık sınırında yaşayan milyonların karnının doyması, evinin ısınması, aşının kaynaması ancak ve ancak işçilerin, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların, emeklilerin, işsizlerin sokaktaki ortak mücadelesinin asgari ücret masasına yansımasıyla mümkündür.

İşçi sınıfının, emekçi halkımızın sendikal örgütlerinden derneklerine, sendika şube platformlarından il ve ilçe temsilciliklerine ve işyerlerine, asgari ücret mücadelesi birlikte örülmelidir. Bir kazanç elde edilebilecekse, ancak bu şekilde elde edilecektir.

Herkes için insanca yaşayacak ücreti siz vermiyorsanız, biz alacağız; iş ekmek yoksa, barış da olmayacak demenin tam zamanıdır.

Biz istemezsek vermeyecekler, haydi!

Kaynaklar:

1) Asgari Ücret Yönetmeliği

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5454&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

2) Türk Ceza Kanunu

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2004/10/20041012.htm#1

3) Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/11/20121107-1.htm

4) ÇSGB Tebliği

https://www.csgb.gov.tr/%C4%B1statistikler/calisma-hayati-%C4%B1statistikleri/sendikal-%C4%B1statistikler/isci-sayilari-ve-sendikalarin-uye-sayilari-hakkinda-tebligler

]]>
Emekçi dört bir yanda ayakta https://yenidunya.org/emek-gundemi/33466/emekci-dort-bir-yanda-ayakta/ Sun, 14 Dec 2025 10:41:47 +0000 https://yenidunya.org/?p=33466 Yurdun dört bir yanından işçiler iktidar-sermaye ortaklığında gasp edilen hak ve ücretleri için ayağa kalktı. Her işkolundan işçiler emeği için direnen binlercesi gibi ses yükseltiyor. Her bir yanda grev ve direniş var.

Emeğiyle geçinen milyonların tek gerçek gündemi geçim kavgası. Milyonlarca yurttaşın gözü, işyerlerinde neredeyse standart hale getirilen asgari ücret görüşmelerindeyken emeklilerin ve kamu emekçilerinin de gündemi 2026 aylık ve ücretlerine yapılacak zam.
AKP iktidarında ekonomik krizlere ezdirilen, alım gücü günden güne eriyen, iktidar-sermaye ortaklığıyla hakları gasp edilen her işkolundan, ülkenin dört bir yanından işçiler hakları için ayakta.

Fabrikalarda bir yandan asgari ücret görüşmelerinde yok sayılan işçiler, bir yandan metal işkolunda süren MESS görüşmelerinin koparmaya hazırlandığı fırtına konuşuluyor. Direnişteki binlerce işçinin ise talepleri ortak: Sendikal hakların korunması, insanca yaşayacak ücret ve insan onuruna yaraşır çalışma koşulları.

Her gün iş cinayetlerinde onlarcası öldürülen, anayasal sendika hakları gasp edilen, ücretleri ödenmeyen işçiler, Tekirdağ’dan Tokat’a, Trabzon’dan Van’a, Dersim’den İstanbul’a direnişlerde. Kış aylarının hava koşullarının, direniş ve grevlerinden eksiltemediği işçiler, hakları için işyerlerinde, fabrikalarda üretimden gelen güçlerini kullanarak kararlılık ve coşkuyla ses yükseltiyor.

File Market’te sendika düşmanlığı
Tez-Koop-İş sendikasının örgütlenme çalışmaları yürüttüğü File Market’te sendika düşmanlığı devam ediyor. BİM Marketler’in sahibi olduğu File’de, ağır çalışma koşullarına karşı örgütlenerek sendikalı olmak isteyen işçiler birer birer işten çıkarılıyor. Yaklaşık 1500 market işçisi sendikaya üye olurken File farklı kentler ve şubelerden 25 öncü işçiyi işten çıkardı. Tez-Koop-İş Sendikası son olarak önceki gün İzmir Gaziemir’de bir araya gelerek açıklama yaptı. Kimi istifaya zorlanan, kıdem ve ihbar tazminatları gasp edilen işçiler, File’ye “Anayasal sendika hakkını gasp etmekten, suç işlemekten vazgeçin” çağrısı yaptı.

Emekçi dört bir yanda ayakta

Grev coşkuyla başladı
TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’nın İstanbul şubelerinde grev tüm coşkusuyla başladı. Dün greve çıkan Nakliyat-İş’te örgütlü işçiler, işyerlerinde coşkuyla halay çekti, sloganlarla taleplerini haykırdı. Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu “TÜVTÜRK’de çalışan bir işçi arkadaşımız ayda üç gün kendisine, 27 gün patronlarına çalışıyor” dedi. Yüksek kârlı işletmelerde işçilerin emeğinin sömürüldüğünün altı çizildi.
Öte yandan sendikanın örgütlü olduğu, Doğuş Otomotiv’e çalışan Hödlmayr’da da işçi direnişi 57’nci günü geride bıraktı.

Emekçi dört bir yanda ayakta

Tekstil direnişi yayıldı
Şık Makas işçilerinin direnişi, patronun haklara el koyduğu her yere yayıldı. Tokat’ta 2 ayı aşkın süredir BİRTEK-SEN’in örgütleyiciliğinde süren grevden sonra bu kez de Tekirdağ’da işten çıkartılan Şık Makas işçileri direnişe başladı. Tokat’taki kararlı mücadele, fabrikalarda yetkili olan Öziplik-İş’i de harekete geçmeye mecbur bıraktı. Tokat’ta işten çıkartılan 2 bin 500 işçinin yanı sıra Tekirdağ’da da 1500 işçinin kıdem ve ihbar tazminatları gasp edilerek işsiz bırakılmasıyla gasp edilen tutar 1 milyar lirayı buldu. Şirket dünya devi markalara üretim yapıyor.

Emekçi dört bir yanda ayakta

Çöp tesisi işçileri maaşlarını istiyor
Trabzon Araklı’da Taşönü Entegre Katı Atık Değerlendirme ve Bertaraf Tesisi işçileri, 2 ayı aşkındır ödenmeyen maaşları için eyleme geçti. Çöp tesisinde çalışan 170 kadar işçi maaşları alana kadar iş bırakma ve yavaşlatmanın devam edeceğini söyledi. Grev nedeniyle ilçede çöp toplamalarda aksamalar meydana gelirken tesis Trabzon ve Rize İli Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve İşletme Birliği (TRABRİKAB) tarafından işletiliyor. Taşeron işçileri Belediye Başkanı şirkete, şirket belediyeye yönlendirdi.

Tesiste ayrıca, atıkları getiren şoförlere de ödeme yapılmadığı ortaya çıktı. Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de gündeme gelen hak gaspına ilişkin AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, “Biz yükleniciye ödemelerimizi yapıyoruz. Alt taşeronu ilgilendirir” diye konuştu. TRABRİKAB bünyesinde Araklı’nın Taşönü Mahallesi’nde yap-işlet-devret modeliyle 2019 yılında yapımına başlanan ve 2021 yılında hizmete giren Evra Group bünyesindeki tesis, Rize ve Trabzon’daki yaklaşık 1 milyon 175 bin kişinin çöplerini toplayarak işliyor. 2024 yılında yaklaşık 300 bin ton çöpün işlendiği tesiste 170 işçi ödenmeyen maaşlarını alana kadar çalışmayacaklarını duyurdu.

Emekçi dört bir yanda ayakta

Kaynak: BirGün

]]>