Nakliyat-İş – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Fri, 17 Oct 2025 13:11:26 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.8 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Nakliyat-İş – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 DİSK üyesi 11 sendikadan Ankara’ya taşınma kararına tepki! https://yenidunya.org/emek-gundemi/33226/disk-uyesi-11-sendikadan-ankaraya-tasinma-kararina-tepki/ Fri, 17 Oct 2025 13:11:21 +0000 https://yenidunya.org/?p=33226 Sadece taşınma değil, bu bir yön değişimi…

DİSK’e bağlı, 11 sendika (BASIN-İŞ / BİRLEŞİK METAL-İŞ / BTO-SEN / DEV YAPI-İŞ / ENERJİ-SEN / GÜVENLİK-SEN / LİMTER-İŞ / NAKLİYAT-İŞ / SİNE-SEN / SOSYAL-İŞ / TÜMKA-İŞ) Ankara’ya taşınma kararını eleştiren ve DİSK’in tarihsel geleneklerine sahip çıkan ortak bir açıklama yaptı.
Açıklamada, DİSK yönetiminin attığı adım için, “Mesele sadece bir “taşınma kararı” değil, bir yön değişimidir” denildi.

Ortak açıklama metni;
DİSK’İN ANKARAʼYA TAŞINMA KARARI TÜZÜKSEL, TARİHSEL VE SINIFSAL BİR ÇELİŞKİDİR!
DİSK’in kuruluşu, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. 13 Şubat 1967’de sermayeye, devlet yanlısı güdümlü sendikacılığa ve bürokratik yozlaşmaya karşı tabandan gelen bir irade ile İstanbul’da kurulmuştur DİSK.
Bu karar, “DİSK’in Kuruluş Bildirisi”nde de ifade edildiği gibi, Türk-İş’in sınıf uzlaşmacı çizgisine karşı işçi sınıfının kendi bağımsız örgütünü yaratma iradesidir.

DİSK neden İstanbul’da kuruldu?
İstanbul tercihi, bu tarihsel kopuşun önemli bir simgesidir. Çünkü DİSK, mücadeleci bir örgütlenme modeli olduğu kadar, aynı zamanda emek coğrafyasının da tavizsiz sınıfsal mücadelesinin bir ifadesi ve onun vücut bulmuş halidir. İstanbul ise, sanayinin, emeğin, grevlerin, direnişlerin ve üretim ilişkilerinde işçi sınıfını yok sayan egemen ideolojiye karşı koyuşun merkezidir.

DİSK’in Onursal Genel Başkanı Kemal Türkler’in ve kuruluş sürecini birlikte örgütledikleri yol arkadaşlarının öncülüğünde yükselen bu hareket, işçi sınıfının devletten, siyasi partilerden ve sermayeden bağımsız örgütlenme iradesinin somut karşılığı olmuştur.

Kurulduğu günden bu yana DİSK’in kalbi İstanbul’da atmıştır. Bu kent, mücadelenin de belleğidir!

Kuruluşu öncesi taban inisiyatifinden gelen bir mücadele azmi ve kararlılıkla DİSK’i İstanbul’da ören 1961 Saraçhane, 1963 Kavel, 1966 Paşabahçe, 1968 Derby tarihsel direnişleri ve işgallerinden 1976 DGM direnişleri ve 1964’ten başlayarak 1977, 1978 ve 1980’lerden günümüze uzanan MESS grevlerinin, işçi sınıfının burada sayamadığımız onlarca direniş ve mücadele destanının ana yurdu Marmara/İstanbul’dur.

1970’teki 15-16 Haziran Direnişi, yüzbinlerce işçinin ayağa kalktığı, DİSK’in kapatılma girişimini boşa çıkardığı tarihsel bir eşiktir.

1976’dan itibaren Taksim Meydanı, DİSK’in öncülüğünde kutlanan 1 Mayıs’ların meydanı olmuştur. 1977’de kontrgerilla saldırısıyla onlarca işçi orada katledilmiştir. Taksim, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma hafızasıdır.

Ve DİSK’in kurucu iradesinin sembolü olan Kemal Türkler, Merter’de, evinin önünde pusuya yatan faşist organizasyonla katledilmiştir!

Tüm bu tarihsel bağlam, İstanbul’un DİSK için yalnızca bir merkez üs olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir hafıza mekânı olduğunu da apaçık gösterir.

Bu nedenle DİSK’in genel merkezinin İstanbul’dan taşınmak istenmesi, çok açık ki tarihsel köklerinden koparıldığı anlamına da gelir.

Mesele sadece bir “taşınma kararı” değil, bir yön değişimidir!
DİSK’in 2020 yılında yapılan 16. Genel Kurulu’nda “çoğunluk oylarıyla” alınan ve tüzüğün geçici madde 1’de düzenlenen karar doğrultusunda genel merkezin Ankara’ya taşınma yetkisinin yönetim kuruluna bırakılması, basit bir kent değişikliğinden ibaret değildir.

Bu karar, DİSK’in tarihsel mirasıyla, tüzüksel meşruiyetiyle ve sınıf gerçekliğiyle doğrudan çelişmektedir. Söz konusu olan bir adres değişimi değil yeni bir “yön” tercihi; bir binanın taşınması değil bir çizgi değişimidir…

Tüzüksel meşruiyet sorunu: Hukuki dayanak zayıftır!
DİSK Anatüzüğü’ne göre, tüzük değişikliği için delege tam sayısının üçte ikisi oranında nitel çoğunluk gereklidir. Ancak 2020 yılı Şubat ayında yapılan 16. Genel Kurul’da getirilen taşınma önerisi(*), tüzükte belirtilen bu çoğunluk sağlanmadan (sayımı yapılmadan ve kayda geçmeden), “çoğunluk kararı”yla tüzüğe geçici madde olarak eklenmiştir. Dahası, yeni delegelerle 2024 yılı Şubat ayında toplanan 17. Olağan Genel Kurul’da bu konu gündeme dahi alınmamış, üzerinde görüşmeler yapılmamıştır. Yani, son Genel Kurul’da bu “geçici kararı” onaylayan, pekiştiren herhangi bir yeni karar bulunmamaktadır.

2020 şubatından bugüne altı yıla yakın bir zaman geçmiş, DİSK yönetiminin yarıya yakını, kongre delegasyonu, sendika başkanları ve sendika yönetimleri değişmiş, üstelik 2024’teki kongrede seçilen yeni yönetim döneminde toplanan Başkanlar Kurulu ya da Genişletilmiş Başkanlar Kurulu’nda konuşulup tartışılmamıştır. Buna rağmen mevcut Yönetim Kurulu bütün bunları yok sayarak ve “şerhli” olarak Ankara’ya taşınma kararı almıştır.

DİSK Tüzüğü’nün “Konfederasyonun Amaç ve İlkeleri”, “Konfederasyonun Görev ve Yetkileri” ve “Genel Kurulun Görev ve Yetkileri” başlıklı ilgili maddelerini yok sayan Y.K.’nun bu tutumu sadece hukuka ve usule değil, sendikal demokrasinin ruhuna da aykırıdır.

DİSK’in kendi iç işleyişinde dahi meşruiyet sorunları barındıran bir kararın, tarihsel ağırlığı bu denli büyük bir adımı gerekçelendirmesi mümkün değildir.

DİSK nereye taşınıyor? Bürokrasiye yaklaşmak, sınıftan uzaklaşmaktır!
Bugün DİSK üyesi 22 sendikanın büyük çoğunluğu hâlen İstanbul merkezlidir (Ankara merkezli olan birkaç sendikamızın ise kendi öznel tarihsel nedenleri vardır). Ve Türkiye işçi sınıfının üretim ve yaşam merkezleri Marmara bölgesinde yoğunlaşmıştır.

Dolayısıyla genel merkezin Ankaraʼya taşınması, DİSK’in sınıfın ana gövdesinden, fiili mücadele alanlarından uzaklaşması anlamına gelir. Bu durum aynı zamanda, DİSK’in kuruluş bildirgesinde yer alan amaçlardan uzaklaştırılarak işlevsizleştirileceği bir “operasyon” görünümü taşımaktadır.

Ankara, Türk-İş ve Hak-İş gibi devletin gözetiminde ve sermayenin icazetiyle var olan sendikal yapılar için elverişli bir merkez olabilir. Ama DİSK, Meclis’e, bürokrasiye, bakanlıklara, devlete, yani aslında “saray”a (sisteme) yakın değil, işçiye yakın olmak zorundadır! Çünkü DİSK, emekçilerin örgütü olarak, devletle “daha yakın” ilişkiler kurmayı değil, işçi sınıfının tabanını daha da güçlendirmeyi hedeflemelidir.

DİSK’in ne Meclis koridorlarında ne bakanlık bürolarında bir “karargâh”a ihtiyacı vardır. DİSK’in karargâhı, her zaman olduğu gibi işçinin alın teridir, tezgâh ve torna başlarıdır, atölyedir, şantiyedir, okuldur, ofistir, fabrika kapısıdır, emekçilerin ter akıttığı işkollarıdır, sokaklardır…

DİSK, tarihsel mücadele belleği olarak kuruluş ilkelerine ve sınıf mücadelesine sadık kalmalıdır!
Bugün mesele, yalnızca bir binanın taşınması değildir. Bu karar, DİSK’in nerede duracağına, kiminle duracağına ve kimden uzaklaşacağına ilişkin bir tercihtir.

DİSK, tarih boyunca devletin baskısı, sermayenin kuşatması ve sarı sendikacılığın sınıfa ihaneti karşısında dimdik durarak bugüne gelmiştir.

Kuruluşundaki irade, onu Ankara bürokrasisine değil, İstanbul’daki işçi sınıfına bağlamıştır. Bu nedenle, DİSK’in merkezinin taşınması yönündeki karar hem tüzüksel olarak geçersizdir, hem tarihsel bağımsızlık çizgisinden kopacağı için bir handikaptır, hem de politik olarak büyük bir yanlıştır.

DİSK, kendi tarihine/toplumuna, üyelerine ve sınıfına karşı sorumludur.

DİSK, ne bürokrasinin ne de iktidarın başkentinde değil, işçi sınıfının başkentinde kalmalıdır.

İstanbul, DİSK’in doğduğu, büyüdüğü, direndiği, acılar çektiği, ama asla teslim olmadığı şehirdir! İstanbul, işçi sınıfının emperyalizme ve faşizme karşı hak ve özgürlükler mücadelesinde -günümüzde dahi esin kaynağı olan- tarihsel direnişler sergilediği bir mücadele alanıdır!

DİSK’in yeri, yine ve daima, işçi sınıfının kalbidir…

Aşağıda imzası olan DİSK üyesi sendikalar olarak, DİSK Yönetim Kurulu’nu bu tarihsel hatayı görmeye, DİSK Genel Merkezi’nin Ankara’ya taşınması kararından vazgeçmeye çağırıyoruz.

(*) Karar önerisinin sahibi olan Genel-İş Sendikası’nın 16. Genel Kurul’da yaptığı açıklamada, aslında DİSK Genel Merkeziʼnin taşınmayacağı, bunun sadece 1980 öncesi, o dönem hem Genel-İş’in ve hem de DİSK’in başkanı olan Abdullah Baştürk ve arkadaşlarının aldıkları taşınma kararına bir “saygı” gösterme olarak lanse edilmişti.

BASIN-İŞ / BİRLEŞİK METAL-İŞ / BTO-SEN / DEV YAPI-İŞ / ENERJİ-SEN / GÜVENLİK-SEN / LİMTER-İŞ / NAKLİYAT-İŞ / SİNE-SEN / SOSYAL-İŞ / TÜMKA-İŞ

Önceki açıklamalar
DİSK üyesi 11 sendikanın ortak açıklamasından önce Birleşik Metal-İş ve Nakliyat-İş ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, DİSK’in Ankara’ya taşınma kararına tepki göstererek şerh koymuşlardı.

Birleşik Metal-İş’in açıklaması;
DİSK, ÜYESİ İŞÇİLERE YAKIN BÜROKRASİYE MESAFELİ OLMALIDIR!
Konfederasyonumuz DİSK’in merkezinin Ankara’ya taşlnmasl kararına katılmamaktayım. Her ne kadar 16.genel kurulda çoğunIuk oylarıyla Anatüzük değişikliği geçici madde 1’de düzenlendiği şekilde karar a ltın a alınmış olsa da, merkezin Ankara’ya taşınma zamanı ve yetkisi yönetim kuruluna bırakılmıştır. Konu basit bir kent değişikliğinin ötesinde anlam taşımaktadır.

Bu karar öncelikle konfederasyonumuzun 13 Şubat 1967 tarihindeki kuruluş ilkelerine kaynaklık eden tarihsel referanslarımızla çelişmektedir. DİSK’in kuruluşu Türkiye işçi sınıfı hareketinde bir kopuşu temsil eder. Onursal genel başkanımız Kemal Türkler’in öncülüğündeki bu kopuş Türk-İş’in sınıf uzlaşmacı ve antidemokratik işleyişiyle işçiler adına hesaplaşma anlamına gelmiştir. DİSK bu hesaplaşmanln sonucunda yeni bir sendikal anlayışı ortaya koymuştur. Böylece DİSK devletten, düzen partilerinden ve sermaye sınıfından bağımsız bir sendikal merkez olmuştur. İstanbul tercihi söz konusu kopuşun güçlü bir parçasıdır ve bu açıdan sembolik değildir.

Konfederasyon merkezinin İstanbul’dan taşınması güncel dayanaklardan da yoksundur. 1967 yılında olduğu gibi bugün de İstanbul Türkiye işçi sınıfının kalbinin attığı yer ve başta sanayi işkolları, hizmet ve diğer sektörlerden milyonlarca emekçi için, emek ve demokrasi mücadelesinin başkenti konumunu sürdüren bir merkezdir. Zaman içerisinde Marmara bölgesinde daha da yığınlaşan işçi sınıfımız için merkez İstanbul’dur. DİSK’in karargahının Ankara’ya taşınması bu merkezden ve işçi sınıfının ana gövdesinden uzaklaşmadır. Ayrıca birkaçı dışında konfederasyona bağlı sendikalarımızın büyük çoğunluğu halen İstanbul merkezlidir.

DİSK’in devlet bürokrasisiyle, Meclis’le ya da parti merkezleriyle iletişimini güçlendirecek bir karargaha ihtiyacı bulunmuyor.

DİSK, üyesi işçilere yakın bürokrasiye mesafeli olmalıdır. Ankara, Hak-İş, Türk-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen gibi devlet ve sermaye icazetli sendikalar için ya da üye tabanı memur olması ve yoğunluğu sebebiyle, diğer kamu çalışanı konfederasyonları için merkez olabilir. DİSK, Türkiye işçi sınıfından uzaklaşmamalıdır

01.10.2025
Özkan Atar
DİSK Genel Başkan Yardımcısı / Birleşik Metal-İş Genel Başkanı

                 ****************************************

Nakliyat-İş’in açıklaması;
DİSK GENEL MERKEZİ ANKARA’YA TAŞINMAMALIDIR!
DİSK’in bir önceki 16. Olağan Genel Kurulunda alınan karar gereği Genel Merkez’in Ankara’ya taşınması, Genel Yönetim Kurulu tarafından gündeme alınmıştır.

Bizler, o Genel Kurul’da alınan bu karara belirli sayıda delege ile karşı çıkmıştık. Çünkü; DİSK, 13 Şubat 1967 yılında sermaye sınıfına, Amerikancı sarı bürokratik sendikacılığa karşı işçi sınıfımızın tabanından gelen iradesiyle İstanbul’da kurulmuştur.

Yerli-yabancı para babaları ve onların iktidarlarının, sarı sendikacıların iş birliğiyle DİSK’i kapatmaya yönelik girişimlerine karşı işçi sınıfımız, yüzbinlerin katıldığı 15-16 Haziran Direnişi ile 1970 yılında yine İstanbul merkez olmak üzere tüm Türkiye’de direnişler ortaya koymuştur. DİSK kapatılamamıştır. Üç işçi kardeşimiz direniş sırasında katledilmiştir.

DİSK’in kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, yine İstanbul’da, Merter’de evinin önünde faşist katiller tarafından katledilmiştir.

Yüzbinlerin katıldığı 1 Mayıslar, İstanbul’da Taksim Meydanı’nda DİSK’in öncülüğünde 1976 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. 1977 1 Mayıs’ında kontrgerilla–CIA iş birliğiyle büyük çoğunluğu işçi olan 34 kişi İstanbul Taksim Meydanı’nda katledilmiştir. İstanbul Taksim Meydanı, 1 Mayıs Meydanı olmuştur.

DİSK, 12 Eylül faşizmi sonrasında yeniden açıldığı dönemden itibaren de merkez olarak İstanbul’da, DİSK öncülüğünde verilen mücadele sonucunda İstanbul Taksim Meydanı’nda yüzbinlerin katıldığı 1 Mayıslar kutlanmaya başlanmıştır.

DİSK 16. Genel Kurulu’na sunulan taşınma ile ilgili karar önerisinin gerekçesinde “TBMM, Bakanlıklar, Uluslararası Çalışma Örgütü, emek ve meslek örgütlerinin üst kuruluşları, siyasi partilerin genel merkezlerinin Ankara’da olması, çalışmaların daha sağlıklı yürütülmesi” denilmektedir.

DİSK Genel Merkezi elbette bürokrasiden uzak olmalıdır, işçi sınıfı ile iç içe olması gerekir. Ancak karardaki gerekçelerin mücadele açısından hiçbir önemi yoktur.

DİSK, sermaye sınıfına karşı işçi sınıfının kitlesel, ekonomik-demokratik mücadele örgütüdür. İşçi sınıfımızın mücadelesinin merkezinde bulunmaktadır. Mücadelenin gelişeceği alan, işçi sınıfımızın mücadele alanıdır. Bu da nicel ve nitel olarak mücadelenin merkezi olan İstanbul’dur.

Kaldı ki, 16. Olağan Genel Kurul’da alınan taşınma kararı hukuki olarak da tartışmalıdır. Genel Kurul kararı o dönem hayata geçmemiştir. 17. Olağan Genel Kurul’da da bu kararla ilgili alınmış yeni bir karar bulunmamaktadır.

DİSK’in şu anki ana tüzüğüne göre DİSK’in Genel Merkezi İstanbul’dur. Bu konuyla ilgili bir tüzük değişikliği için de tüzüğe göre delege tam sayısının üçte ikisi oranında nitel çoğunluk gerekmektedir. Bu koşul da yerine getirilmemiştir.

DİSK’in Adına, Tarihine, Mücadele İlkelerine Ve Geleneklerine; Kemal Türkler’in, 15-16 Haziran ve 1 Mayıs 1977 şehitlerinin anısına DİSK Genel Merkezi Ankara’ya taşınmamalıdır.

Saygılarımızla.
9 Ekim 2025
DİSK / Nakliyat-İş Sendikası Genel Merkezi

]]>
Nakliyat-İş: “Asgari ücret sefalet ücreti olmasın!” https://yenidunya.org/emek-gundemi/31631/nakliyat-is-asgari-ucret-sefalet-ucreti-olmasin/ Sun, 15 Dec 2024 16:54:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=31631 DİSK Nakliyat-İş Sendikası, “Artık Yeter! Asgari Ücret Sefalet Ücreti Olmasın! İnsanca Yaşamak İstiyoruz!” talebiyle Eminönü Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı.
Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, asgari ücretin net 55 bin lira olması gerektiğini belirterek, “Üyelerimizin daha insanca yaşayabileceği, daha insan onuruna yaraşır çalışma koşullarında yaşayabileceği bir çalışma ortamı, insanca yaşayabileceği bir ücret için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Nakliyat-İş üyeleri eylemde sık sık, “Asgari sefalet ücreti istemiyoruz!”, Asgari Ücret 55.000 Net!”, “İşgal, grev, direniş, yaşasın Nakliyat-İş!” “Sefalet ücreti istemiyoruz!”, “Vergide adalet istiyoruz”, İşçiyiz haklıyız, kazanacağız!” “Metal işçisi yalnız değildir!” “Polonez işçisi yalnız değildir” “Direne direne kazanacağız!”, “Yaşasın onurlu mücadelemiz!”, “Örgütsüz işçi köle işçidir, örgütlü işçi yenilmez!” sloganları hep bir ağızdan atıldı.
Basın açıklamasını Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu gerçekleştirdi.
Küçükosmanoğlu, Türkiye’deki işçi sınıfının karşı karşıya olduğu ağır yaşam koşullarını dile getirdiği konuşmasında, Türkiye’deki işçilerin yüzde 50’sinden fazlasının asgari ücretle çalıştığını, kayıt dışı çalışan işçiler de dahil edildiğinde bu oranın daha da arttığını belirtti.

“Milli gelirden işçilerin aldığı pay azalıyor”
Küçükosmanoğlu, “AKP iktidarının yapmış olduğu açıklamalar çerçevesinde asgari ücretin hedeflenen enflasyon üzerinden tespit edileceği şeklinde bir değerlendirme var. TÜİK’in kendi açıklamış olduğu enflasyon oranı yıllık olarak yüzde 44 civarında, muhtemelen yıl sonunda yüzde 45 olacak gibi gözüküyor. Hedeflenen enflasyon oranı da yüzde 21-25 civarında hedeflenen enflasyondan söz ediliyor. Onun için asgari ücret tartışmalarında yüzde 25-30 şeklinde açıklamalar yapılıyor” dedi.
Küçükosmanoğlu, “Kasım ayı araştırmalarına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 20.200 ila 20.600 lira arasında, yoksulluk sınırı ise 66.000 ila 72.000 lira arasında değişiyor. Bir işçinin aylık yaşam maliyeti ise 26.600 lira civarında. Ancak mevcut asgari ücret, bırakın bu ihtiyaçları karşılamayı, açlık sınırının bile altında kalıyor. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimin milli gelirden aldığı pay sürekli artarken işçilerin aldığı pay azalıyor. Bu durum, işçi sınıfının emeğinin gasp edilmesidir,” diye konuşmasına devam etti.

İşçilerin alınteri yok sayılıyor
Küçükosmanoğlu, hükümetin asgari ücreti hedeflenen enflasyon üzerinden belirleme politikasını eleştirerek, “TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranı yüzde 44-45 civarındayken, hedeflenen enflasyon oranı yüzde 21-25 civarında tutuluyor. Bu açıkça işçilerin alınterini yok saymaktır. Devlet, aynı zamanda işverenlere sigorta prim desteği veriyor. 2024 yılında işverenlere yapılan destek tam 165 milyar liradır. 2014’ten bu yana bu destek toplam 60 milyar dolara ulaştı. Bu uygulamalar, parababalarını daha da zenginleştirirken, işçileri açlık ve yoksulluğa mahkûm etmektedir,” ifadelerini kullandı.

Nakliyat-İş: “Asgari ücret sefalet ücreti olmasın!”

Emekliler daha da yoksullaştı
Küçükosmanoğlu, milletvekili maaşlarını eleştirerek, “Bir taraftan milletvekili maaşlarına bakıyoruz, emekli milletvekilinin maaşı şu anda 115 bin lira. Emekli ve aynı zamanda milletvekili olanın maaşı da 285 bin lira. Türkiye’de milyonlarca işçi emeklisi 12 bin 500 lira maaş alıyor. Türkiye’de giderek emeklilerin daha da yoksullaştığı bir süreçteyiz. Önümüze çıkan ekonomik tabloya karşı mücadele etmesi gereken işçi sendikaları, konfederasyonlar, halk örgütleri, kamu emekçilerinin sendikal örgütleri… Onlara bakıyoruz onlarda da yeterince bu konuyla ilgili örgütlü bir mücadele ortaya koyan yok. Sadece öyle bir duruma geldi ki işçi konfederasyonları, yapılan bazı araştırmaları açıklar hale geldi. Ama işçi sınıfının örgütleri, bir mücadele örgütüdür. İşçi sınıfının örgütleri, bu haksızlığa karşı, para babalarının daha fazla sömürüsüne, kar hırsına karşı, işçileri ve emekçileri yoksulluğa mahkum eden sömürü politikalarına karşı direnmek ve mücadele etmekten geçer.” dedi.

Asgari ücret net 55 bin lira
Küçükosmanoğlu, asgari ücret önerilerini ise şu şekilde ifade etti, “Asgari ücret konusundaki bizim önerimiz; sadece bir kişinin İstanbul’da yaşam maliyeti 26 bin küsur. Onun için de asgari olarak en az olması gereken rakamın 55 bin lira net olmasını öneriyoruz. Mücadelemiz elbette üyelerimizin temel olarak ekonomik mücadelesidir. Üyelerimizin daha insanca yaşayabileceği, daha insan onuruna yaraşır çalışma koşullarında yaşayabileceği bir çalışma ortamı, insanca yaşayabileceği bir ücret için mücadelemize devam edeceğiz. Türkiye işçi sınıfı, direne direne, örgütlene örgütlene bu patronların, bu kapitalistlerin zulmüne karşı er geç daha güçlü bir şekilde mücadele ederek kazanmaya devam edecektir.”

Yaşasın sınıf dayanışması
Küçükosmanoğlu, uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çeken konuşmasında, Birleşik Metal-İş Sendikası’na bağlı işçilerin grev yasağına karşı mücadelesine ve Polonez Direnişi’ne desteğimizi yineledi. Ayrıca, ABD ve Siyonist İsrail’in saldırılarına karşı Filistin halkıyla dayanışma içinde olduklarını vurguladı. “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ne yazık ki devam ediyor. Ancak bizler işçi sınıfının uluslararası dayanışmasıyla bu projelere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz,” dedi.
Küçükosmanoğlu, konuşmasını, “Türkiye İşçi Sınıfı direne direne, örgütlene örgütlene kazanacaktır. Vergide adalet istiyoruz, servetin paylaşımında adalet istiyoruz. Yaşasın Türkiye İşçi Sınıfı!” sözleriyle sonlandırdı.

]]>
Dinçer Lojistik İşçilerinin direnişi zaferle sonuçlandı https://yenidunya.org/emek-gundemi/30853/dincer-lojistik-iscilerinin-direnisi-zaferle-sonuclandi/ Wed, 28 Aug 2024 15:18:18 +0000 https://yenidunya.org/?p=30853 Nakliyat-İş Sendikası’nın öncülüğünde direnişe geçen Dinçer Lojistik işçileri mücadeleyi kazanımla sonlandırdı.
Dinçer Lojistik’te, 3 gün önce Nakliyat-İş ile başlayan direniş, işçilerin tüm taleplerinin kabul edilmesiyle sonuçlandı.
İşçilerin Dinçer Lojistik yetkilileri ile gerçekleştirdiği görüşmede şu talepler kabul edildi:
 
Kazanımlar

Atılan işçilerin geri alınması: İş bırakma eylemi sırasında işten çıkarılan tüm işçiler geri alınacak.

Ücret artışı: İşçilerin aylık ücretlerine 4000 TL net zam yapılacak. Bu ücret artışı, Dinçer Lojistik Arnavutköy deposunda çalışan tüm işçilere uygulanacak.

İdari izin: Direniş süresince geçen üç gün için direnişte yer alan işçiler idari izinli sayılacak.

İş Sağlığı ve Güvenliği: İş yerinin, çalışan işçilerin sağlığına uygun hale getirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacak.

Mesai ücretleri: Pazar günü mesaiye gelen işçilerin ücretleri 1-2 saat üzerinden değil, tüm gün çalışmış gibi hesaplanacak.

Kumanya desteği: Ramazan ayına girmeden önce işçilere kumanya yardımı yapılacak.

SETCART ödemeleri: SETCART yemek kartlarına yapılan yatırımlar nakit olarak 2000 TL tutarında, yılda iki defa olmak üzere işçilerin hesaplarına yatırılacak.

Yemek firmasının değiştirilmesi: Mevcut yemek firması değiştirilecek ve işçilere daha kaliteli hizmet sunan bir firma ile anlaşılacak.

Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi: Taşeron statüsünde çalışan işçilerin kadroya geçirilmesi sağlanacak.

Dinlenme alanları: Deponun üç farklı bölgesinde işçiler için dinlenme alanları kurulacak.

Dinçer Lojistik işçilerinin zaferi başta Dinçer Lojistik işçilerine ve Türkiye İşçi sınıfına hayırlı olsun.

]]>
AYM’nin Nakliyat-İş kararı, yasa değişikliğinin önünü açıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/30434/aymnin-nakliyat-is-karari-yasa-degisikliginin-onunu-aciyor/ Fri, 12 Jul 2024 07:09:47 +0000 https://yenidunya.org/?p=30434 Şimdi kapıyı zorlama zamanı

Yetki itirazları işverenler tarafından ‘sendikasızlaştırma aracı’ olarak kullanılıyor. İşveren itirazının yetki işlemlerini durdurmasını sağlayan hüküm kaldırılmalı. AYM, kapıyı araladı. Şimdi kapıyı zorlamak gerekiyor.
Nakliyat-İş’in açtığı davada AYM, 8 yıl süren hukuk mücadelesinde yetki tespiti davasının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiğine hükmederek tarihi bir karara imza atmıştı.
Birleşik Metal-İş Sendikası uzmanları Nuran Gülenç ve Sevgim Denizaltı, Nakliyat-İş Sendikasının işyeri üye tespit davalarındaki geçikmeler için AYM’de açtığı davanın sendikanın lehine sonuçlanmasını BirGün’e değerlendirdi.

Sendikalaşma hakkı, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altında alınmış en temel işçi hakkıdır. Buna rağmen ülkemizde sendikalaşma hakkının kullanımı ve toplu sözleşme hakkına erişimle ilgili pek çok hak ihlalinin yaşandığı biliniyor. Bu ihlaller; sendikalaşma oranının yükselmesini, dolayısıyla sendikaların ve örgütlü mücadelenin güçlenmesini, işçilerin refahının artmasını, çalışma koşullarının iyileştirilmesini engelliyor.
Bu ihlallerden biri de işverenlerin açtığı yetki itirazı davaları ve bu davaların sonucunda sendikaların yetki tespiti süresinde yaşanan gecikmelerdir. Bu davalar, asla yasal mevzuatta öngörüldüğü gibi iki üç ay içinde sonuçlanmıyor. Öyle ki bir sendikanın yetkili olduğunun kesin olarak belirlenmesi ve toplu sözleşme aşamasına geçilmesi için işçilerin uzun yıllar beklemesi gerekebiliyor.

Yetki süreci nasıl işliyor?
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na göre, sendikanın bir işyerinde toplu sözleşme yapabilmesi için hem işkolundaki işçilerin en az yüzde 1’ini temsil etmesi hem de söz konusu işyerinde çalışan işçilerin yarısından fazlasını (işletmeyse yüzde 40’ını) üye yapmış olması gerekiyor. Bu iki barajı da aşarak gerekli şartları karşılayan sendika, o işyerinde örgütlenme sürecini tamamlayabilmek ve toplu sözleşme yapabilmek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan yetki tespiti talep ediyor.
Başvuruyu değerlendiren Bakanlık, başvuru tarihi itibariyle sendikanın yetki için gerekli şartları sağladığını saptarsa, sendikanın o işyerinde toplu sözleşme yapabileceğini gösteren yetki tespiti yazısını (olumlu tespit bildirimi) 6 iş günü içinde tüm taraflara gönderiyor.
Kanunun 43’üncü maddesine göre, Bakanlığın taraflara ilan ettiği yetki tespitine tarafların itiraz etme hakkı söz konusu. Bu maddenin 5’inci fıkrasında “İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur” hükmü yer alıyor. İşte bu hüküm, yetki tespitine karşı ileri sürülen itirazların hiçbir denetimden geçmeksizin yetki işlemlerini durdurmasına olanak sağlıyor. İşverenin herhangi bir nedenle itiraz etmesi yetiyor; dava süreci bitene kadar sendikal örgütlenmenin en önemli ayağı olan toplu sözleşme süreci başlatılamıyor. Bu da sendika düşmanı işverenlere bulunmaz bir fırsat veriyor, böylece sendikalaşma süreci baltalanıyor. Çünkü toplu sözleşme müzakerelerine ancak davanın sonuçlanmasından sonra geçilebiliyor.
Bu itirazların sonuçlanması ve sendikanın kesin olarak yetkili sendika haline gelmesi, 4-5-6 hatta 10 yılı bulabiliyor. Davaların büyük çoğunluğu sendikaların lehine sonuçlanıyor; ancak çoğu kez dönüp baktığınızda fabrikada üye işçi kalmamış, onca yıl süren davalar işçiyi yıldırmış; işverene işyerini sendikasızlaştırması, üye işçileri çeşitli gerekçelerle işten atması için muazzam bir zaman ve imkân tanınmış oluyor.

İtiraz davalarının sonuçlanması 10 yılı geçebiliyor
DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın geçtiğimiz yıllarda hazırlamış olduğu bir rapor, 43’üncü maddenin yardımıyla işverenlerin yetki itirazlarını nasıl sendikasızlaştırma aracı olarak kullandığını somut verilerle gözler önüne seriyor. Bu raporda, 6356 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 2012 yılından 2020 yılına kadar sendikanın karşılaştığı yetki itirazı davaları ve bu davaların sonucunda yaşanan üye kayıpları inceleniyor. Buna göre, 2012-2020 yılları arasında sendika aleyhine 85 yetki itirazı davası açılmış. Ortalamaya bakıldığında, bu sendikanın her yıl 10’dan fazla yetki itirazı davasıyla karşılaştığı görülüyor.
Davaların yüzde 95,15’i sendikanın lehine sonuçlanmış. Bu veri, işverenlerce yetki tespitine yapılan itirazların neredeyse tümünün haksız ve art niyetli olduğunu ortaya koyuyor.
İşverenler, sendikalaşmayı önlemek için yetki tespitine itiraz etmekle de yetinmiyor. Davayı, bile isteye yetkisiz mahkemede açıyorlar ki süreç daha da uzasın!
Rapora göre, açılan 85 davadan 34’ü, yani davaların yüzde 40’ı yetkisiz mahkemede açılmış. Yetkili mahkemede açılan davalar ortalama 1,5 yıl sürerken, yetkisiz mahkemede açılan davalar ortalama 3 yıl sürmüş. Yani davanın yetkisiz mahkemede açılması, yargılama süresini 1,5 yıl daha uzatıyor. Raporda, 2017 yılından sonra yetkisiz mahkemede açılan dava sayısında belirgin bir artış olduğu da belirtiliyor.
Raporda, 2012-2020 yılları arasında hâlihazırda bitmiş olan 73 yetki tespit davasında, sendikanın yetki başvurusunda bulunduğu tarihle dava sonucu yetkinin kesinleştiği tarih arasındaki üye değişimleri de yer alıyor. Buna göre, davası biten toplam 73 işyeri/işletmeden 56’sında üye kaybı yaşanmış. Bu işyerlerinin 17’sinde üyelerin tamamı, 37’sinde ise yarısından fazlası sendikadan istifa etmiş. Yargılama süreci uzadıkça üye kaybının arttığı görülüyor.
Sonuç olarak, davası biten bu 73 işyeri içinde sendikanın toplu sözleşme yapabildiği işyeri sayısı yalnızca 29! 44 işyerinde toplu sözleşme yapılamamış. Aynı bu 44 işyerinde çalışanlar gibi her yıl binlerce işçinin sendikalı ve toplu sözleşmeli çalışma hakkı, işte böyle gasbediliyor.
Yetki tespiti davalarının uzamasına yönelik tepkilerin sonucunda, süreci kısaltmak adına kurulan ihtisas mahkemeleri de derde deva olmadı. İşçiler ve sendikalar, halen çok uzun süren davalarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.
Birleşik Metal-İş’in bu raporu, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) geçen yılki Uzmanlar Komitesi raporunda da yer almıştı. Komite, raporunda, “fazlasıyla uzun adli işlemlerin çoğalmasının toplu pazarlığın gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini” kaydederek, hükümetten konuyla ilgili yorum yapmasını talep etmişti.
ILO Uzmanlar Komitesi’nin bu yılki raporunda hükümetin yanıtı yer alıyor. Bu yanıtta, yetki itirazı sürecinin sonuçlanması için yasada çok kısa sürelerin öngörüldüğü vurgulanarak, şöyle deniyor:
“Bu süreler, itiraz için 15 gün, yerel mahkemede karar için 15 gün, istinaf incelemesini için bir ay ve Yargıtay incelemesi için bir aydır. İtirazın kesinleşmesi için kanun koyucunun öngördüğü toplam süre üç aydır.”
Hükümetin yanıtına göre, kanunda öngörülen bu sürelere uyulamamasının tek nedeni, “tarafların” yetkisiz mahkemeye başvurması… Başka hiçbir sıkıntı yok! Bunu da önlemek için Yargıtay idari para cezası uygulamaya başlamış. Yani sorun çözülmüş, o zaman dağılabiliriz!
Hükümetin ILO’ya verdiği bu skandal yanıt, bitmek bilmeyen yetki itirazı davaları nedeniyle toplu sözleşme hakkı gasbedilen binlerce işçiyle alay etmek anlamına geliyor. Hükümetin ileri sürdüğü tespitin gerçeği yansıtmadığı, sorunun yalnızca uygulamayla ilgili olmadığı, yasanın kendisinden kaynaklandığı çok açık. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen ay Nakliyat-İş Sendikası’nın başvurusu üzerine verdiği kritik karar da sorunun yapısal olduğunu ve yasanın değişmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

AYM’nin Nakliyat-İş kararı, yasa değişikliğinin önünü açıyor

AYM’den kritik karar
AYM geçen ay, yetki tespitine itiraz davalarının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiğine ilişkin önemli bir karar verdi.
Nakliyat-İş Sendikası’nın bireysel başvurusu üzerine verilen, 13 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan bu karar, AYM’nin bu konuda verdiği ilk hak ihlali kararı değil. Yetki tespitinde geçen sürelere ilişkin davalar, daha önce de bazı sendikalar tarafından AYM’ye taşınmış, bu davalarda da hak ihlali kararı çıkmıştı.
Örneğin AYM, Şeker-İş Sendikası’nın başvurusu üzerine 19 Kasım 2020’de vermiş olduğu kararda, 4 yıl süren yetki itirazı davasının makul bir sürede sonuçlanmadığına ve işçilerin 4 yıl boyunca toplu sözleşmenin kazandıracağı haklardan mahrum kaldığına hükmetmişti. Bu kararın ardından Lastik-İş Sendikası’nın başvurusunu değerlendiren AYM, 15 Aralık 2020’de, yine “makul sürelerin işletilmediği ve sürecin sürüncemede bırakılmasının hak ihlaline neden olduğu” şeklinde benzer bir karara imza atmıştı.
Ancak AYM’nin Nakliyat-İş kararında, önceki kararlardan (Şeker-İş ve Lastik-İş kararları) farklı olarak çok önemli bir tespit yer alıyor. Önceki kararlarda sürecin mahkemelerce sürüncemede bırakıldığı, yani sorunun kanundan değil de kanunun uygulamasından kaynaklandığı görüşü hâkimdi. Fakat Nakliyat-İş davasında AYM ilk kez, yetki itirazı davalarının uzun sürmesinin sistematik bir yapısal sorun olduğunun ve kanundan kaynaklandığının altını çizdi. “TİS yetki sürecinin ivedilikle tamamlanarak Anayasa’da yer alan sendikal hak ve güvencelerin etkili bir şekilde kullanılabilmesi için mevcut sistemde değişiklik yapılması ihtiyacı ortadadır” dedi ve “ihlalin kanundan kaynaklanması nedeniyle kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bildirilmesine” hükmetti.
Hükümetin tespitinin aksine, AYM’nin şu tespiti de sorunu doğru ve net şekilde özetliyor: “Tüm bu yargılama süreçlerinin, yetkili sendikanın tespitini yıllar süren bir çözümsüzlüğe sürüklediği görülmüştür. Bu çözümsüzlük hem davanın tarafı olan sendikaların hem de bu davaların yetki işlemlerini durdurması nedeniyle diğer sendikaların TİS akdedebilmesini engellemektedir. Çok sayıda davanın yetkisiz mahkemelerde açıldığı da anlaşılmıştır. Bunun sonucunda sendika üyesi binlerce işçi TİS’in sağladığı sendikal haklardan yararlanamamaktadır. Yıllar süren yargılamalar yetkili olduğunu iddia eden sendikaların lehine sonuçlansa dahi bu süreçte sendikalar ciddi üye kayıpları yaşamakta, bu sefer gerekli üye çoğunluğunu kaybetmesi nedeniyle TİS imzalayamamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun sendikalaşmanın süratle sağlanması adına yetki tespiti itirazı davalarına ilişkin öngördüğü kısa sürelere hiçbir şekilde uyulmadığı gibi bu davalar artık birer sendikasızlaştırma aracına dönüşmüştür.”

43’üncü madde değişmeli
Yetki itirazlarının ‘sendikasızlaştırma aracı’ olarak kullanımını engellemenin yolu, yasa değişikliğinden geçiyor. 6356 sayılı yasanın 43’üncü maddesi değiştirilmelidir. Bu maddenin 5’inci fıkrasında yer alan ve işveren itirazının hiçbir denetimden geçmeksizin yetki işlemlerini durdurmasına olanak sağlayan hüküm kaldırılmalıdır.
AYM, bu kararıyla söz konusu yasa değişikliği için kapıyı aralamıştır. Şimdi sendikalara düşen, bu kapıyı zorlayarak konuyu gündemleştirmek ve yasanın düzeltilmesi, böylelikle işçilerin sendikal haklarına yönelik önemli ihlallerden birinin ortadan kalkması için mücadeleyi yükseltmektir.

]]>