mesem – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Wed, 22 Apr 2026 11:17:54 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png mesem – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 2013’ten bugüne en az 852 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti! https://yenidunya.org/emek-gundemi/33990/2013ten-bugune-en-az-852-cocuk-isci-calisirken-hayatini-kaybetti/ Wed, 22 Apr 2026 11:17:49 +0000 https://yenidunya.org/?p=33990 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG, çocuk işçiliği raporunu açıkladı. İSİG raporuna böre 2013 yılından bugüne en az 852 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.

Raporda, “Çocuk işçiliği tercih değildir. Türkiye’de çocuklar, toplumu yoksullaştıran ekonomi politikaları (OVP), kamusal eğitimin tasfiyesi ve sermayenin ucuz işgücü ihtiyacı doğrultusunda kitlesel biçimde çalıştırılmaktadır. MESEM başta olmak üzere bu yazımızda da değindiğimiz farklı mekanizmalarla bu süreç “eğitim” adı altında meşrulaştırılmakta, çocukların yaşamı, sağlığı ve geleceği sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.” denildi.

İSİG raporundan başlıklar:

Her yıl onlarca çocuk işçi çalışırken ölüyor
Ülkemizde Çalışma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan istatistikleri incelediğimizde resmi olarak her yıl 13-14 çocuk işçi ölümü kayıtlara geçiyor ve bu ölümler duyu(ru)lmuyordu. Ancak 2013 yılından beri İSİG Meclisi olarak kayıt altına aldığımız iş cinayetleri raporlarında da belirttiğimiz üzere her yıl 63-64 çocuk hayatını kaybetti ve bu tablo son iki yılda daha da derinleşti. 2024 yılında 71 çocuk işçi ölürken 2025 yılında ölen çocuk işçi sayısının 94 olması çocuk emeğinin durumunu özetliyor. Çocuk işçi ölümleri kolektif çabaların da gayretiyle gözler önüne serilince geçen yıldan beri büyük bir tepki oluştu. Bu tepkinin somutlaştığı ana uygulama ise Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve kısmen Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri (MTAL) oldu…

Türkiye’de üç milyon civarında çocuk çalışıyor
Tarım sektöründe; mevsimlik işçi, gezici mevsimlik işçi (tarımda en kötü çalışma biçimi), bulunduğu bölgede çalışan tarla işçisi, çoban, besi çiftliği işçisi, orman işçisi, balıkçı ve çiftçiler olmak üzere çocukların birçok farklı çalışma biçimi bulunuyor. Sadece Şanlıurfa’yı örnek vermemiz bile yeterli: Baronun pandemi süreci ile birlikte yaptığı araştırmanın da gösterdiği üzere şehirden 300 ila 500 bin civarında çocuk Mayıs ayı ile birlikte başka şehirlere aileleri ile birlikte giderek eğitimden kopuyor ve tarlalarda çalışıyor.
İnşaat sektöründe; sıvacı, duvarcı, ortacı gibi çırak ve kalfa adıyla çalışan ama iş yükü bakımından yetişkinlerle aynı şekilde çalışan genellikle ailenin diğer üyeleriyle ya da akrabalarıyla gelen çocuklar var. Ordulu, Samsunlu, Çorumlu, Vanlı, Ağrılı ve göçmen çocuklardan oluşan on binlerce çocuk işçi demek bu.
Hizmet sektöründe; son dönemde özellikle moto kurye olan, AVM’lerdeki her dükkânda, yemek satılan her yerde satışta veya mutfakta çalışan, ayrıca sokakta; ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araba camı silme, atık toplama gibi işlerde çalışan; her şehirde her ana caddede çalışan on binlerce çocuk işçi var.
Sanayi sektöründe; merdiven altı işyerlerinde, atölyelerde, eskiden büyük kentlerde iken şimdi Anadolu kentlerinin tamamına yayılan organize sanayi bölgelerinde (OSB), metalde, deride, kimyada, ağaçta çalışan kayıtlı ya da kayıtdışı on binlerce çocuk işçi çalışıyor.

MESEM ve MTAL uygulamalarında kaç öğrenci / çocuk işçi var?
Yukarıdaki başlıkta belirttiğimiz üç milyon çocuk işçinin içinde son yıllarda kitleselleşerek artan stajyer/çırak olarak çalışan öğrenciler önemli bir yer tutuyor. Bu çocuklar sanayi-inşaat-hizmet sektörlerinde eğitim sistemine entegrasyon adı altında işçileştiriliyor. MESEM ve MTAL’lardaki öğrenci sayısı çok değişken, bu anlamda her açıklamada verilen sayı farklı ama bu noktada biz Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarını baz alıyoruz. Bakanın 1 Aralık 2025’te ‘Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi’nde yaptığı konuşmadaki ifadeleri şöyle:
“2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla toplam 3 bin 954 meslek okulunda 1 milyon 536 bin 242 öğrencimiz, 408 MESEM’de 420 bin öğrencimiz var.” Yani işçileştirilme sürecinde olan yaklaşık 2 milyon öğrenci demek bu.
“2025-2026 eğitim öğretim yılında 509 bin 85 mesleki eğitim merkezi öğrencisi 224 bin 346 işletmede, 254 bin 60 MTAL öğrencisi ise 111 bin 578 işletmede mesleki eğitimi almaktadır.” Yani yaklaşık iki milyon öğrencinin (MESEM+MTAL) 765 bini işyerlerinde ‘bizzat işçi olarak çalışıyor’.
Özetle anlaşılması gereken husus şu: Türkiye’de sanayi, tarım, inşaat ve hizmet sektörlerinde 3 milyon civarında çocuk farklı biçimlerde çalıştırılıyor. Bunun en çıplak sonucu olan iş cinayetleri de (son 13 yılda 852 çocuk işçi ölümü) gerçekliğin gözler önüne serilmesini sağladı.

Çocuk işçiliği nasıl kitleselleştirildi?
Bu sürecin temelinde 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi ile hayata geçirilen neoliberal politikalar var ama ‘çocuk işçiliğinin kitleselleştirilmesi’ özellikle son 20 yılda uygulanan yoksullaştırma ve eğitim politikaları ile birlikte oldu.
Öncelikle eğitim sistemi üniversiteden başlayarak ilkokula kadar çökertildi. Her ile bir üniversite söylemi ile adını bilmediğimiz üniversiteler, bölümler açıldı, kitlesel mezunlar verildi. Bu süreç ücretlerin düşmesine, işsizliğe ve ataması yapılmayan mesleklerin oluşmasına yol açtı.
Eğitimin metalaştırılması ve sanayi-eğitim işbirliği politikaları hayata geçirildi. 2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ile “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” şiarıyla öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilmeye başlanması hedefiyle meslek okullarının sayısı artırıldı ve liselerdeki oranı üçte biri geçti.
2012 yılında 4+4+4 ile ilk sekiz yıllık eğitim parçalandı, çocuklar 60 aylıktan itibaren okula başlatıldı, hayattan kopuk bir teorik müfredata boğuldu, okullara bina yapımı-öğretmen maaşı dışında hiçbir kaynak aktarılmadı. Özel okullara teşvikler verildi ve sayıları artırıldı. Bugün ilköğretimi bitiren ama temel matematik, dil, fen ve hayat bilgisi olmayan binlerce çocuk var.
Özetle eğitim sistemine büyük bir darbe vuruldu. Okumanın hem bir ‘gelecek sağlamadığı’ hem de ‘gereksiz bir faaliyet’ olduğu ‘herkes okuyacak diye bir şey yok’ denilerek empoze edildi ve eğitim politikaları bu noktada şekillendi.

2013’ten bugüne en az 852 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti!

Kentlerdeki çocukların en kötü çalışma biçimi olarak MESEM
2008 krizi sonrası yoksullaştırma politikaları hızla devreye girdi. Alım gücü düştü ve ailenin her üyesi çalışmak zorunda kalmaya başladı. Kentsel yoksulluk yaygınlaşınca eğitim politikalarının da bu konudaki yönlendirmesiyle hızla ‘çocuk işçiliği kentleşti’. Pandemi süreci ile birlikte çocuklar kitlesel olarak örgün eğitimden açık liseye kaydını aldırdı. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçiliği ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı.
MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler doğrultusunda şekillenen MESEM, 2016 yılında örgün eğitim kapsamına alındı. 2020 yılında MESEM programı öğrencileri fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazandılar ve meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazandı. 2021 yılında stajyer ve çırak ücretlerinin patronların sorumluluğundan alınıp İşsizlik Sigortası Fonuna bağlamasının ardından özellikle

MESEM’li sayısında kitlesel bir artış yaşandı.
MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. Pratikte ise işyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate kadar çıkmakta ve Bakanın da izin verdiği üzere gece 23.00’a kadar ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir. Çocuklara verilen asgari ücretin üçte biri ila yarısı olan ücret ise (9-14 bin TL) işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır.
Bu nedenle MESEM yalnızca kötü bir eğitim modeli olarak kavranamaz. MESEM, kamusal kaynaklarla finanse edilen, sermayeye düşük maliyetli / bedava çocuk emeği sağlayan bir mekanizmadır. “Mesleki eğitim” söylemi, çocukların erken yaşta sömürü düzeni içine çekilmesini meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.
Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.
Sonuç olarak genelde maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar.
İş cinayetleri en acı gerçektir ama orta-uzun vadeli sağlık sorunlarını da sorunun diğer yüzüdür. Uzun çalışma saatleri, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, kimyasal ve fiziksel risklere maruz kalma, gelişim çağında bedensel yıpranma, ruhsal örselenme ve eğitimden kopuş çocuk işçiliğinin pek de görünmeyen ama insan bedeninde kalıcı hasarlara neden olan sonuçlarıdır. Çocuk işçiliği, bu anlamda bir halk sağlığı sorunudur.

Çocuk işçiliği ile mücadeleye
Şu an çocukların kitlesel olarak işçileştirildiği bir sürecin sonuçlarını yakıcı bir şekilde yaşıyoruz. Bu noktada;
1-Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır. Çocukları erken yaşta işgücüne iten tüm uygulamalara son verilmelidir.
2-Eğitim parasız ve bilimsel bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır, özel okullar kamulaştırılmalıdır. Ailelerin çocuklarını çalışmaya mecbur bırakan koşullar ortadan kaldırılmalı, ücretsiz beslenme, ulaşım ve barınma gibi önlemler devlet tarafından sağlanmalıdır. Bu noktada eğitime bütçeden ayrılan pay artırılmalıdır.
3-Bizler, mesleki eğitime değil, çocukların ailelerinin maddi durumuna göre geleceklerinin belirlenmesine, çocuk yaşta işçileştirilmesine karşıyız. Çocuklarımızın hayatları yetenekleri ve eğilimlerine göre şekillenmelidir.
(Nasıl bir mesleki eğitim tartışması yapılmalıdır. Örneğin; mesleki eğitime başlama yaşı 16 olmalı, okulda ve işletmede geçen süre 40 saati aşmamalı, Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmalı, 20.00-06.00 arasında çalışma yasak olmalı, sadece iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası değil emeklilik sigortası da yapılmalı, ücret ve sigorta primlerini işveren ödemeli, ücret asgari düzeye çıkarılmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimleri yapılmalı vb… Özetle ‘bizzat işçilik yaparak öğrenme’ değil ‘okul ve işyerinde birbirini tamamlayan bir eğitim-öğrenme’ temel alınmalıdır.)
Tabi sadece talep ederek bu sorunlar düzelmez. Emek ve gençlik örgütlenmelerinin öncülüğünde güncel sorunlar üzerinden oluşacak ortak yaklaşımların öne çıkarılacağı, toplumun bütün kesimlerini kapsayabilecek ‘çocuk işçiliği ile mücadele’ ekseninde ‘koordinatif bir ilişki ağı’ geliştirilmelidir.
Çocuk işçiliği ile mücadele diğer toplumsal sorunlardan ayrı düşünülemez. Esasen bugün gelinen süreçte zikzaklar çizilse de çocuk işçi ölümleri, MESEM’ler, bütçede çocuklar, parasız eğitim, uyuşturucu/kumar/şiddet/sanal bağımlılık ve çetelere karşı mücadele gibi güncel sorunlar üzerinden fiili bağlar kuruluyor ve adımlar atılıyor. Bu adımların kurumsal bir karaktere bürünmesi ise bizim ellerimizde…

]]>
MESEM ve çocuk işçiliği https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33620/mesem-ve-cocuk-isciligi/ Mon, 12 Jan 2026 09:33:50 +0000 https://yenidunya.org/?p=33620 Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır. Her ülke, kendi sermaye gelişim süreçlerine göre düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, İngiltere’de Sanayi Devrimi’nden sonra fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturmaktaydı. Bununla birlikte çocuk işçiliğine yönelik birçok yasal düzenlemeler de beraberinde gelmiştir. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasına yönelik kısıtlamalar getirilmesi de toplumsal tepkilerin sonucu olmuştur. İlk çocuk işçiliği yasası İngiltere’de “çıraklık yasası” olarak bilinen bir düzenleme ile olmuştur. Ekonomideki bu gelişmeler eğitimin içeriğini de belirler hale gelmiştir.

Avrupa’daki ekonomik gelişmelerin dışında kalmamak için Osmanlı’da da kimi adımlar atılmıştır. Bunlardan birisi İstanbul Sanayi Mektebi’dir. 1868 yılında kurulan bu okulun amacı ekonomide Avrupa ile yarışır hale gelmek için kalifiye eleman yetiştirmek olarak kurgulanmıştı. Cumhuriyet döneminin meslek okulları serüveni ise şöyle gelişti: 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde her bölgenin gereksinim ve olanaklarına göre sanayi okullarının kurulması, sanayi çıraklık okullarının ve ustalık kurslarının açılması karar altına alınmıştı.

ÖĞRETİM BİRLİĞİ’NDEN GÜNÜMÜZE…

3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası çıkarılarak eğitim, “herkes için kamusal bir hak” olarak tanımlanmış ve öğretimde birlik sağlanmıştır. 1941’de kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, 1960 yılında Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve Ticaret Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak yeniden örgütlenmiştir. 2011 yılında çıkarılan 652 sayılı kanun hükmünde kararnameyle, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslekî ve teknik eğitimin yürütülmesinden sorumlu altı birim Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü (MTEGM) adı altında birleştirilmiştir. Ayrıca yaygın mesleki eğitim ile açık öğretim kurumları da Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü (HBÖGM) bünyesinde toplanmıştır.

Çıraklık eğitimi ise 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline gelmiştir. 1986 yılında çıkarılan Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturulmuştur. Bu kanun 2001 yılında yapılan değişiklikle birlikte Mesleki Eğitim Kanunu adını almıştır.

MESEM ve çocuk işçiliği

İKİLİ SİSTEM

Mesleki eğitimde, okul sanayi işbirliğini hedefleyerek yapılan en önemli köklü değişiklik 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu’dur. Daha sonra çok sayıda değişikliğe uğrayarak piyasanın etkisi artırılmış ve genişletilmiştir. Bu kanunla ikili sisteme geçilerek “örgün”, “çıraklık” ve “yaygın” eğitimleri kapsayacak biçimde mesleki eğitim yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte meslek liseleri öğrencilerinin teorik eğitimlerini okulda, beceri eğitimlerini içeren teknik uygulamalarını ise hem okulda hem de “işletmelerde beceri eğitimi” dersi adı altında işyerlerinde almaları hedeflenmiştir. Bu model ile mesleki eğitim veren okullar aracılığıyla piyasanın gereksinimi olan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi amaçlanmıştır.

MESEM’İN ORTAYA ÇIKIŞI

2016 yılında çıkarılan 6467 sayılı kanunla çıraklık eğitimi zorunlu örgün eğitim kapsamına alınmıştır. Çıraklık okulları, mesleki eğitim merkezleri adını alarak statüleri ortaöğretim kurumlarıyla eşitlenmiştir. MEB Mesleki Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 14.08.2020 tarihli Mesleki Eğitim Merkezi Diploma Telafi Eğitimi Programı konulu genelgesiyle MESEM programı öğrencilerinin fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazanacakları belirtilmiştir. Ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin mesleki eğitim veren liselerde program olarak okutulmasına karar verilmiştir. Böylelikle meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazanmıştır. 2019-2020 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak MESEM uygulanmaya başlamıştır.

DERİN KRİZ, UCUZ İŞ GÜCÜ

Bu proje çocukları okullardaki akranlarından koparıp işyerlerine yönlendirirken bu çocukların büyük bir kısmının yoksul ailelerin çocukları olması da bir tesadüf değil. Eğitimin ilkokuldan itibaren paralı hale getirilmesi kırtasiye, kıyafet, yiyecek gibi birçok gider kaleminin aileler tarafından karşılanmasının istenmesi, yine sınav temelli bir başarı ölçümü yapılıp sonuçları üzerinden çocukların başarılı yada başarısız olarak değerlendirilip hangi liseye gideceğine karar verilmesinin bu sonuçlardan ibaret olması bilinçli bir eğitim politikasıdır.

Yine MESEM projesinin ısrarla savunulmasının ekonomik krizin derinleşmesi, sermaye sınıfının ise daha fazla ucuz işgücü talebiyle bağı çok kuvvetli. 9-10- 11. sınıflarda olan çocuklara asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfa giden çocuklara ise asgari ücretin yüzde 50’sinin devlet tarafından ödenmesi durumunun patronlar için “ücretsiz işgücü” anlamına gelmesi de yine projenin amacını gözler önüne seriyor.

2025’TE 87 ÇOCUK İŞÇİ CİNAYETİ

2017 ile 2023 yılları arasında Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hayata geçirilirken çocuk işçiliği ile mücadele edileceği iddiası taşıyordu. MESEM’in bu dönemde çıkarılıp yaygınlaştırılması akla, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” sözünü getiriyor. İSİG Meclisi’nin raporuna göre, 2025 yılında en az 87 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Hem çocuk işçiliğindeki artış hem de çalışırken ölen çocuklar varken hâlâ mesleki ortaokullarının oluşturulması yaygınlaşması ve zorunlu eğitimin kısaltılmasının konuşulması bu konudaki tepkinin yeterli ve örgütlü olmadığını gösteriyor.

Çocuk işçiliğinin vicdani bir boyutla ele alınıp çözülebilecek bir mesele değil, yapısal bir sorun olduğunu kabul edip sorunun temel nedeninin, yoksulluğun ortadan kaldırılması için kamucu ekonomik modelin ve eğitimin eşit bir şekilde, kamusal hak temelinde yeniden belirlenmesi çocuk işçiliği ile mücadelenin olmazsa olmazını oluşturuyor.

Araştırmacı, yazar Özgür Hüseyin Akış

]]>
İş cinayetleri ilk onbir ayda 85 çocuk işçiyi ailelerinden kopardı! https://yenidunya.org/emek-gundemi/33446/is-cinayetleri-ilk-onbir-ayda-85-cocuk-isciyi-ailelerinden-kopardi/ Thu, 04 Dec 2025 11:57:30 +0000 https://yenidunya.org/?p=33446 “İş Cinayetlerine ve Çocuk İşçiliğine Karşı Mücadeleye…”

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) , 2025 Kasım ayı iş cinayetleri raporunu açıkladı.
Rapora göre, kasım ayında 216, yılın ilk on bir ayında en az 1956 işçi hayatını kaybetti.

İSİG raporunda önümüzde duran acil iki başlık olarak şunlar sıralandı
1-İlk iş cinayetleri raporunu yayınlamaya başladığımız 2011 yılının Eylül ayından bugüne 2025 yılı Kasım ayında iş cinayetleri en yüksek seviyeye ulaştı. (Koronavirüs pandemisi dönemindeki 7 ay, Maraş depremlerinin meydana geldiği 2023 Şubat ve Soma katliamının gerçekleştiği 2014 Mayıs hariç). Diğer yandan mevsimlik tarım işçiliğinin yoğunlaştığı yaz aylarında da 200 işçi ölümünün üzerinde aylar oldu ama 216 işçi ölümünün Kasım ayında meydana geldiği de ayrıca not edilmeli.
Yine ölen inşaat işçilerinin sayısını hiç bu kadar yüksek kayıt altına almamıştık. 71 inşaat işçisinin ölümü, güvencesiz çalıştırmanın geldiği noktayı özetliyor. Ayrıca her ay onlarca benzeri yaşansa da görülmeyen katliamlar Dilovası’nda en çıplak biçimde gözler önünde serildi: Kadınların ve çocukların sigortasız ve günde 12 saat çalıştırıldıkları en fazla asgari ücret alabildikleri bir düzen.
O zaman hemen şimdi ‘İş Cinayetlerine Karşı Mücadeleye’…

2-Türkiye’de çocuk işçiliği özellikle tarım sektörü merkezli olarak her zaman vardı. Ancak son on beş yıldaki politikalar (eğitim, yoksullaştırma vb.) çocuk işçiliğini kitleselleştirdiği gibi eksenini kırsaldan kentlere taşıdı. Artık kentlerin fabrikaları, atölyeleri, inşaatları, dükkanları ve AVM’lerinde yüzbinlerce çocuk işçi çırak ya da stajyer adıyla çalıştırılıyor. Sonuç ortada: 2024 yılında kayıt altına aldığımız 71 çocuk işçi ölümü en çok çocuk iş cinayetinin gerçekleştiği yıldı. Bu yıl Kasım ayı sonunda ise ölen çocuk işçi sayısı 85. Yaralanmalar, hastalıklar, fiziksel ve ruhsal şiddet sayılara dökülemeyecek düzeyde.

Kasım ayında en az 216 iş cinayeti
Yüzde 66’sını ulusal basından; yüzde 34’ünü ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Kasım ayında en az 216 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk on bir ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 180, Şubat 129, Mart 158, Nisan 156, Mayıs 178, Haziran 161, Temmuz 207, Ağustos 192, Eylül 208, Ekim 171, Kasım 216) 1956’ya ulaştı. Hatırlatalım, geçmiş ayların iş cinayetleri bilgileri her ay güncellenmektedir.

•Kasım ayında en çok iş cinayeti 71 ölümle inşaat işkolunda meydana geldi. İkinci sırada 34 ölümle tarım işkolu var. Ölenlerin 18’i işçi ve 16’sı çiftçi. Üçüncü sırada ise 31 ölümle taşımacılık işkolu geliyor. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise inşaatta 73 işçi, sanayide 68 işçi, hizmette 41 işçi ve tarımda 34 işçi hayatını kaybetti.

•Ölüm nedenlerinde ilk sırada yüksekten düşmeler var. Bu ölümlerin yüzde 85’i inşaatlarda meydana geldi. İkinci sırada özellikle tarım, inşaat ve sanayide görülen ezilme ve göçük nedenli ölümler var. Üçüncü sırada ise yarısının taşımacılık işkolunda meydana geldiği trafik kazaları nedenli ölümler bulunuyor.

•En çok iş cinayeti İstanbul başta olmak üzere Kocaeli, Şanlıurfa, Manisa, Ankara, İzmir, Ordu, Diyarbakır, Muğla, Adana, Bursa, Mersin, Sakarya, Çanakkale, Elazığ, Hatay, Konya ve Malatya’da meydana geldi. Bu bölgeler sanayi merkezleri olmaları, tarımsal üretim veya inşa faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla öne çıkıyor.

•Kasım ayında en az 13 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölen çocukların biri çiftçi, on ikisi (tarım, gıda, kimya, ağaç, büro ve inşaat işkollarında çalışan) işçiydi.

•İş cinayetlerinde ölenlerin 19’u kadın işçiydi. Ölen kadınların dokuzu tarım, altısı kimya, ikisi ticaret, biri sağlık ve biri güvenlik işkollarında çalışıyordu.

•Kasım ayında en az 12 göçmen işçi (dördü İranlı, üçü Mısırlı, ikisi Suriyeli, biri Afganistanlı, biri Rusyalı, biri Türkmenistanlı ) hayatını kaybetti. Türkiye’de ölen göçmen işçilerin çoğu Suriyeli ve Afganistanlıdır. Ancak son dönemde özellikle deprem şehirlerinde ölen İranlı ve Mısırlı işçilerin varlığı bu ülkelerden gelen işçi göçünü de göstermektedir. Göçmen işçilerin sekizi inşaat, ikisi tarım, biri ticaret ve biri gemi işkollarında çalışıyordu.

•Ölen işçilerin en az 4’ü (yüzde 1,85) sendika üyesi, 212’si (yüzde 98,15) sendikasız. Sendikalı işçilerin biri enerji, biri liman, biri sağlık ve biri belediye işkollarında çalışıyordu. Tespit ettiğimizin ötesinde ölen sendikalı işçilerin olduğunu belirtmeliyiz…

İş cinayetleri ilk onbir ayda 85 çocuk işçiyi ailelerinden kopardı!

2025 yılının ilk on bir ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle:
Ocak ayında en az 180 işçi, Şubat ayında en az 129 işçi, Mart ayında en az 158 işçi, Nisan ayında en az 156 işçi, Mayıs ayında en az 178 işçi, Haziran ayında en az 161 işçi, Temmuz ayında en az 207 işçi, Ağustos ayında en az 192 işçi, Eylül ayında en az 208 işçi, Ekim ayında en az 171 işçi ve Kasım ayında en az 216 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

Kasım ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle:
İnşaat, Yol işkolunda 71 işçi; Tarım, Orman işkolunda 34 emekçi (18 işçi ve 16 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 31 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 14 işçi; Madencilik işkolunda 12 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 7 işçi; Metal işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 5 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 4 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 3 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 3 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 1 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 1 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti…

Kasım ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:
Yüksekten Düşme nedeniyle 52 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 44 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 39 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 26 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 10 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 9 işçi; İntihar nedeniyle 9 işçi; Şiddet nedeniyle 9 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 7 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 7 işçi hayatını kaybetti…

Kasım ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle:
14 yaş ve altı 4 çocuk işçi,
15-17 yaş arası 9 çocuk/genç işçi,
18-29 yaş arası 33 işçi,
30-49 yaş arası 97 işçi,
50-64 yaş arası 56 işçi,
65 yaş ve üstü 11 işçi,
Yaşını bilmediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti…

Kasım ayında iş cinayetlerinin bölgelere göre dağılımı şöyle:
Kasım ayında Türkiye’nin 60 şehrinde ve yurtdışında altı ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiğini tespit ettik:
24 ölüm İstanbul’da; 12’şer ölüm Kocaeli ve Şanlıurfa’da; 9 ölüm Manisa’da; 8’er ölüm Ankara, İzmir ve Ordu’da; 7 ölüm Diyarbakır’da; 6’şar ölüm Muğla’da; 5’er ölüm Adana, Bursa, Mersin ve Sakarya’da; 4’er ölüm Çanakkale, Elazığ, Hatay, Konya ve Malatya’da; 3’er ölüm Ağrı, Antalya, Batman, Bolu, Denizli, Hakkari, Kahramanmaraş, Mardin, Niğde, Tekirdağ, Trabzon ve Uşak’ta; 2’şer ölüm Gaziantep, Giresun, Isparta, Karaman, Kırıkkale, Osmaniye, Samsun, Sinop, Sivas ve Van’da; 1’er ölüm Afyon, Aksaray, Ardahan, Artvin, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Çankırı, Çorum, Düzce, Erzincan, Erzurum, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir, Rize, Şırnak, Yozgat, Gürcistan, Hırvatistan, Kuzey Kıbrıs, Malta, Rusya ve Suudi Arabistan’da meydana geldi…

]]>
Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor https://yenidunya.org/genclik/33383/kadem-ozbay-612-bin-cocuk-okul-disinda-mesem-cocuk-isciligi-yaratiyor/ Thu, 27 Nov 2025 15:35:31 +0000 https://yenidunya.org/?p=33383 Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Mardin ziyaretini takip eden gazetecilere açıklamalarda bulundu. Tekin, 2019 yılından bu yana eğitim dönemi içerisinde iki defa uygulanan birer haftalık ara tatilin kaldırılacağı sinyalini verdi.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Yazı-Yorum programında Fethi Yılmaz’ın konuğu oldu.

Kadem Özbay, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ara tatillerle ilgili açıklamasını ve son 23 yılda eğitim sisteminde yapılan değişiklikleri değerlendirdi.
Milli Eğitim Bakanı Tekin’in, çalışan anne-babaların zorlandığı ve öğrencilerin okula adaptasyonunda sorun yaşandığı gerekçesiyle ara tatillerin kaldırılmasının değerlendirileceğini söylemesini hatırlatan Özbay, “Aynı konuda aynı gerekçeleri ortaya koyup taban tabana zıt uygulamaları hayata geçiren ve buna da reform diyen bir anlayışla karşı karşıyayız” dedi.

Özbay, 2019’da dönemin bakanı Ziya Selçuk tarafından getirilen ara tatillerin o zaman “dünya örnekleriyle” savunulduğunu, bugün ise tersinin savunulduğunu belirterek, “Kendi yaptığının tam tersini yine aynı gerekçelerle savunan ve eğitimi adeta reform çöplüğüne dönüştüren bir anlayış var” ifadelerini kullandı.

Son 23 yılda 9 Milli Eğitim Bakanı değiştiğini hatırlatan Özbay, şunları söyledi:
Sürekli değişen bir görünüm var ama değişmeyen bir amaç var. Özel okulların sayısının arttığı, eğitimin tamamen velilerin cüzdanına bağlı hale geldiği, okul ortamlarında protokollerle tarikat ve cemaatlerin cirit attığı, müfredattan bilimin eksiltildiği, tarih ve cumhuriyet bilincinin azaltıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. AK Parti’nin başta eğitimle ilgili bir ehliyetinin olmadığının en net kanıtı, kendi yaptığı düzenlemeyi iki-üç yıl sonra kötüleyip tam tersini yine reform diye sunmasıdır. Artık başladığı sistemle bitirebilen bir öğrenci profili yok, ortada bir sistemden değil sistemsizlikten söz edebiliyoruz. Bunun bedelini öğrenciler, öğretmenler ve veliler ödüyor.

‘Bakanlık bütçesinin yüzde 83’ü zorunlu gider, personel gideri’
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin önemli kısmının personel giderine gittiğini hatırlatan Özbay, şunları aktardı:
Bakanlık bütçesinin yüzde 83’ü zorunlu gider, personel gideri. Öğretmen bu bütçeyle bile yoksulluk sınırının altında maaşla çalışıyor. Yatırım bütçesi tek haneli rakamlarda, derslik, okul, yemek gibi temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak. 2019 yılından itibaren ikili eğitim olmayacağı söylendi. Şu an milyonlarca çocuk ikili eğitimde. Bir okul binasında dört ayrı okul tabelası görüyoruz, deprem bölgesinde hâlâ konteynerlerde eğitim devam ediyor.

Eğitimde okullaşma ve devamsızlık sorunlarına da dikkat çeken Özbay, şöyle konuştu:
En son veriye göre 612 bin 814 çocuk okul dışında. Yabancı uyruklu çocuklarla beraber bu sayının bir milyona yaklaştığını görüyoruz. Meslek liselerinde her iki öğrenciden biri, imam hatiplerde her üç öğrenciden biri 20 günün üzerinde okula gitmiyor. Açık lise ve MESEM ile birlikte yüz binlerce çocuk fiilen eğitimden kopmuş durumda.

Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) uygulamasının bir “mesleki eğitim modeli” değil, doğrudan “çocuk işçiliği” anlamına geldiğini vurgulayan Özbay, şunları söyledi:
MESEM bir mesleki eğitim modeli olamaz, zaten olmadığını da görüyoruz. Ortaokul çağındaki çocukları haftada bir gün göstermelik okul, beş gün işyerinde çalıştıran bir düzen bu. Bir gün okulda iki saat din kültürü, iki saat Türkçe ile altı saatlik bir kayıt tutuluyor, gerisi işçilik. Milli Eğitim Bakanlığı çocuk işçi bulma kurumuna dönüşmüş durumda. Okullarda bir öğün yemek için kaynak yok deniyor ama işletmeler için teşvik var. Hem çocuğu işçi olarak işletmeye gönderiyorlar hem de devletin kaynağını oraya aktarıyorlar. Bu sistemde 16 çocuğu kaybettik. Bir akademik çalışmada 600 çocuk üzerinden yapılan araştırmada 387’sinin MESEM’de çalışırken küçük ya da büyük yaralanmaya maruz kaldığı görülüyor. Psikolojik travmalar henüz tam anlamıyla tespit bile edilemiyor.

‘Eğitim, belli çevrelerin ve parası olanların erişebildiği bir ayrıcalık haline getirildi’
Eğitim-İş’in ve diğer eğitim bileşenlerinin karar süreçlerinin dışında bırakıldığını belirten Özbay, kendi görev süresi boyunca Milli Eğitim Bakanlığı’ndan hiçbir düzenleme için görüş talebi gelmediğini söyledi:

Türkiye’nin en büyük eğitim örgütlerinden birinin genel başkanıyım. Müfredat değişikliği, Öğretmenlik Meslek Kanunu gibi doğrudan öğretmenleri ilgilendiren süreçlerde bile bizimle tek bir görüş alışverişi yapılmadı. Her seferinde ‘ben yaptım oldu’ anlayışıyla hareket ediliyor. Karma eğitim, lise süresinin kısaltılması, müfredat değişiklikleri gibi başlıklarda önce bu yapılar açıklama yapıyor, ardından bakan çıkıp ‘kamuoyundan gelen talepler’ diyerek bu kararları meşrulaştırmaya çalışıyor.

Okulların, sosyal eşitlik ve güven duygusunun inşa edildiği yerler olması gerektiğini vurgulayan Özbay, gelinen noktayı şöyle özetledi:
Okullar, bir ülkede yaşayan insanlara devletin sosyal anlamda eşitlik ve güven duygusunu vereceği ilk kurumlardır. Şu anda ise eşitsizliğin ve güvensizliğin en çok hissedildiği yerler haline gelmiş durumda. Eğitim, tüm çocuklar için bir hak olarak değil, belli çevrelerin ve parası olanların erişebildiği bir ayrıcalık haline getirildi.

]]>
MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor https://yenidunya.org/genclik/33201/mesemlerin-kaza-bilancosu-agirlasiyor/ Sun, 12 Oct 2025 09:55:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=33201 Çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline gelen MESEM’lerde yaşanan ölümlerin ve kazaların sayısı ilk kez resmi belgede yer aldı. Belgeye göre, MESEM Programı kapsamında 10’u ölümlü, 1348 kaza gerçekleşti.

Kayıtlı öğrenci sayısının 500 bini aştığı MEB’e bağlı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), “Ucuz ve çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline getirildiği” gerekçesiyle tartışma yarattı.
Çalıştırılan öğrencilerin ücret ve sigorta primlerinin kamu kaynaklarından ödenmesi itibarıyla ise “Kamu kaynaklarının talan edilmesine” yol açtığı belirtilen MESEM’lerde yaşanan iş cinayetleri tartışmaları daha da alevlendirdi.
Çocuk işçiliğini meşrulaştırdığı gerekçesiyle eleştirilen MESEM’lerde yaşanan kaza ve iş cinayetlerine yönelik veriler ilk kez resmi ağızdan paylaşıldı. Veriler, çarpıcı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.
BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı kapsamında bin 348 kaza meydana geldi. Kazaların 10’u, öğrencilerin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Sermaye için
Bakan Tekin’in sinyalini verdiği sistem değişikliğine yönelik hazırlığın detayları, öğrencilerin, “Çocuk işçiliğine” yönlendirilmeye devam edeceğini ortaya koyuyor. MEB kaynakları, 4+4+4 olan eğitim sisteminin üçüncü dört yıllık kısmının üç yıla düşürüleceğini savunuyor. Bakanlığın, “Toplumdaki talep” doğrultusunda hazırlandığını öne sürdüğü taslak çalışma ile öte yandan, lisans eğitiminin süresinin de üç yıla indirilebileceği belirtiliyor.
Hemen her adımın sermaye için atıldığı mesleki eğitimde de köklü değişiklikler yaşanacağı kaydediliyor. Öğrencilerin, ortaokulda haklarında tutulan rehberlik dosyaları kapsamında akademik eğitim ya da mesleki eğitime yönlendirileceği, mesleki eğitimdeki öğrencilerin ise “zaman kaybettirilmeden” sahaya sürüleceği iddia ediliyor. Bu kapsamda, “tecrübe kazanma” gerekçesiyle öğrencilerin, 15 yaşından önce çıraklığa yönlendirileceği öne sürülüyor. Mesleki eğitime yönlendirilen öğrencilerin emeklilik sigortası için işletmelere verilecek devlet desteği için de çalışmalar yürütüleceği dile getiriliyor.

Çocukların iletişim becerilerini zayıflatıyor
İş cinayetleri ve ucuz işgücü tartışmalarıyla anılan mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrenci çırakların sosyal becerilerini mercek altına alan çalışmada da dikkati çeken tespitler yer alıyor. Milli Eğitim Dergisi’nde yayımlanan araştırmanın sonuçları, uzun saatler çalıştırılan ve haftada bir gün dahi izin yapamayan çocukların sosyal iletişim becerilerinin zayıfladığını ortaya koyuyor.
MEB “Mesleki Eğitim Merkezlerine Devam Eden Çırakların Sosyal Becerilerinin İncelenmesi” isimli çalışmada, 14-18 yaş grubu çırakların aile, iş ortamı, yaşadıkları sosyokültürel ortam ve akran çevresinden sosyal beceriler konusunda yeterli destek alamadıkları belirtiliyor. Çıraklık yapan çocukların genel itibarıyla “nitelikli çevre”ye sahip olmadıkları kaydediliyor.

]]>
Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha https://yenidunya.org/genclik/33187/esnek-mesleki-egitim-modeli-kolelik-yoluna-bir-yeni-tas-daha/ Sat, 11 Oct 2025 10:47:52 +0000 https://yenidunya.org/?p=33187 “Esneklik” adıyla kölelik düzeni kuruluyor. Bakanlık protokolüyle halk eğitimi merkezleri OSB’lere bağlanarak kursiyerler ucuz işgücü yapılacak. Ekonomi yönetiminin gündeminde de çocukları okuldan uzaklaştırmak var.

AKP iktidarının son yıllarda her alana yaydığı “esneklik” politikası, emeği güvencesizlikle eşitleyen yeni bir aşamaya taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında imzalanan protokolle, “Esnek Mesleki Eğitim Modeli” yürürlüğe girdi. Buna göre, MEB’e bağlı halk eğitimi merkezlerindeki kursiyerler, OSB’lerde çalıştırılacak. Model, hak gasplarıyla patronlara bedava işgücü yaratıyor.

AKP iktidarının favorisi
BirGün’den Melisa Ay’ın haberine göre, AKP iktidarının son yıllarda daha fazla kullandığı kelimelerden ‘esnek’, güvencesiz ve sömürüye açık biçimde çalıştırılmayı örten bir süs haline getirildi. İktidarın ‘fayda’larını anlatmakla bitiremediği esnek çalışma modeli, genç, kadın, çocuk, yaşlı her kesimin emeğine göz koyulduğunun bir diğer ispatı oldu.

Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

Zorunlu eğitimi hedefe koyan iktidarın “Aile Yılı” ile “Kadınlara ayrıcalık” olarak sunmaya çalıştığı esnek çalışma, emeğin değerinin harçlıklaştırılmasına ve kıdem tazminatından sigorta primine kadar her türlü hakkın saldırıya açık hale getirilmesine yol açıyor.
Son olarak “Esnek Mesleki Eğitim Modeli” adıyla açıklanan çalışma biçimi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığı arasındaki protokolle yürürlüğe kondu. Bu modelle MEB bünyesindeki Halk Eğitimi merkezleri bünyesindeki kursiyerler, Organize Sanayi bölgelerinde (OSB) çalıştırılacak. Sanayi, aradığı bedava emeği okullardan sonra MEB bünyesindeki kurslarda buldu.

Ülkedeki 282 OSB ile 246 halk eğitimi merkezi eşleştirildi. Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü protokolü “Halk eğitimi merkezlerinin esnek yapısı ve mesleki eğitim tecrübesi, sanayicinin ihtiyacı ile bir araya getirildi” diyerek anlattı. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan sanayi sektöründe üretim biçimlerinin hızlı değişim gösterdiğini, değişime cevap verebilmek için de esnek modellere ihtiyaç olduğunu söyledi. İnan, kurs süresinin de istenildiği gibi değiştirilebileceğini söyleyerek “Halk Eğitim merkezlerimizin müfredat modeli, süre modeli 3 ay istersek 3 ay, 6 ay istersek 6 ay, 9 ay istersek 9 ay. Müfredatı isteğe göre dizayn edebiliyoruz. Böylece hem sanayinin mevcut insan kaynağı ihtiyaçları hızlıca karşılanabilecek hem de yeni ihtiyaçlar çıkarsa ona çok esnek cevap oluşturulabilecek” dedi. Taraflar defalarca esneklik vurgusu yaparken sanayinin “yeni ihtiyaçları” arasında kolay, geçici, güvencesiz, tazminatsız, teşvikli, ucuz istihdam modeli olduğu anlatıldı. Bakanlıklar, işbirliği protokolünün detaylarını dahi açıklamadı.

Çocukları devlet eliyle işçileştiren MESEM’ler ve harçlıkla çalışmayı meşrulaştıran İşgücü Uyum Programı (İUP) gibi modeller ileriye taşınacak, kölelik yolunda bir adım daha atılacak. Meslek edinmek ya da mesleki bilgilerini artırmak için bu kurslara giden yetişkinler, ucuz işçiliğe yönlendirilecek. Dönemlik, sözleşme bazlı işlerde kıdem ve ihbar tazminatı gibi en temek hakları gasp edilerek asgarinin de altındaki ücretlere çalıştırılacaklar.

Esnek mesleki eğitim modeli: Kölelik yoluna bir yeni taş daha

Ekonomi yönetimi çocukların yakasında
Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) dün toplandı. Toplantıya, ekonomi yönetiminin yanı sıra Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile AKP’liler de katıldı. EKK, toplantının ardından yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, eğitim süresinin kısaltılarak çocukların işçileştirilmesi ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması planı için “Potansiyel işgücünün ekonomiye aktif katılımını teşvik” bahanesi bulundu. Toplantının bir diğer gündemi, “Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin sosyal taraflarla diyalog çerçevesinde yürütülen mevzuat hazırlıklarında gelinen aşama ele alınmıştır” diyerek açıklandı.

Patronlara kıyağı neredeyse her şeyin üstünde tutan iktidar çocuk emeğine göz diktiğini de gizlemiyor. AKP iktidarının sermayeyle el ele hedefi işçilik yaşını erkene, emeklilik yaşını geçe çekmek. Yaşlılara ölene dek çalışmayı, güvencesiz koşullarda çalışırken ölmeyi dayatan ücret politikası; çocuklara da okul sıraları yerine üretim bantlarını, atölyeleri işaret eden eğitim politikasıyla işbirliği içinde.

Mevcut eğitim sistemini hedef alan sermayedarlar, her fırsatta eğitim süresinin kısaltılmasını talep ederken Milli Eğitim Bakanlığı, mevcut kabinenin tümü gibi talepleri yerine getirmeye istekli. Zorunlu eğitimi tırpanlamak için tam gaz hareket eden Bakanlık, patronların takdirini kazanıyor. Kentlerde ticaret oda ve borsaları, yurt çapında patron örgütleri her gün “ucuz emek ve işgücü piyasasına erkenden katılım” arzularını yineliyor.

]]>
Yılın ilk dokuz ayında en az 1566 işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/33181/yilin-ilk-dokuz-ayinda-en-az-1566-isci-hayatini-kaybetti/ Wed, 08 Oct 2025 11:25:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=33181 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG, 2025 Eylül ayı iş cinayetleri raporunu açıkladı.
Rapora göre; Eylül ayında en az 206 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk dokuz ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 180, Şubat 124, Mart 159, Nisan 156, Mayıs 178, Haziran 164, Temmuz 207, Ağustos 192, Eylül 206) 1566’ya ulaştı.

Yine MESEM, yine öğrenci işçi cinayeti
İSİG raporunda şu değerlendirmelere yer verildi;
•Eylül ayında en çok iş cinayeti tarım işkolunda meydana geldi. Ölenlerin 27’si çiftçi ve 22’si tarım işçisi. İkinci sırada 43 ölüm ile inşaat işkolu var. Dikkat çeken husus ise bu ölümlerin yüzde 35’inin deprem şehirlerinde olmasıdır. Üçüncü sırada ise tanker, tır, kamyon, kargo aracı, minibüs ve taksi şoförlerinin ölümleriyle taşımacılık işkolu geliyor. Bu işkollarının ortak özelliği güvencesiz çalıştırmanın hakim olması ve kısmen taşımacılık dışında sendikal örgütlenmenin zayıflığıdır.

•İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 64 işçi, tarımda 49 işçi, hizmette 49 işçi ve inşaatta 44 işçi hayatını kaybetti.

•Ölüm nedenlerinde ilk sırada trafik/servis kazaları var. Bu nedenli ölümlerin yüzde 66’sını (traktör kasası, uygun olmayan servis minibüsleri vb. gerçekleşen işçi taşınması ve uygun olmayan traktörler yüzünden) tarım ve (uzun çalışma saatleri, tek şoför çalışma, uygun olmayan yollar, iş yetiştirme baskısı vb. yüzünden) taşımacılık işkollarında görüyoruz. İkinci sırada ezilme/göçükler var. Bu nedenli ölümler tarlada ve inşaatta çalışırken devrilen traktörün/hareket eden iş makinesinin altında kalma ile sanayi işkollarında makineye kapılma olarak görülmektedir.

•En çok iş cinayeti İstanbul başta olmak üzere Antalya, Diyarbakır, Tekirdağ, İzmir, Hatay, Trabzon, Aksaray, Denizli, Mersin, Şanlıurfa, Ankara, Manisa ve Sakarya’da meydana geldi. Bu bölgeler sanayi merkezleri olmaları, tarımsal üretim veya inşa faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla öne çıkıyor.

•Eylül ayında en az 9 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölen çocukların beşi tarım, ikisi ticaret, biri gıda ve biri metal işkollarında çalışıyordu. Bu ay yine bir MESEM’li öğrenci/işçi çocuğumuzu kaybettik. Yağız Yıldız 17 yaşındaydı, MESEM İzabe ve Haddecilik Alanı 11.sınıf öğrencisiydi, staj yaptığı Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri (Kardemir) Kontinü Kütük Haddehanesi bölümünde hurda sarma makinesi üzerine devrildi.

•İş cinayetlerinde ölenlerin 14’ü kadın işçiydi. Ölen kadınların altısı tarım, üçü ticaret, ikisi genel işler, biri kimya, biri taşımacılık ve biri konaklama işkollarında çalışıyordu.

•Eylül ayında en az 9 göçmen işçi (dördü Suriyeli, ikisi Mısırlı, biri Moldovalı, biri Türkmenistanlı, biri Ukraynalı) hayatını kaybetti. Göçmen işçilerin üçü inşaat, ikisi metal, ikisi genel işler, biri tekstil ve biri gemi işkollarında çalışıyordu.

•Ölen işçilerin en az 1’i (yüzde 0,48) sendika üyesi, 205’i (yüzde 99,52) sendikasız. Sendikalı işçi metal işkolunda çalışıyordu. Tespit ettiğimizin ötesinde ölen sendikalı işçilerin olduğunu belirtmeliyiz. Ancak kağıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi (en azından bir taziye bile yayınlamaması) sonucu özellikle bu ay net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim. Bu durum özellikle kamu çalışanı/memur sendikaları açısından daha da tespit edemediğimiz bir husus…

Yılın ilk dokuz ayında en az 1566 işçi hayatını kaybetti

İş cinayetlerinin aylara göre dağılımı
Ocak ayında en az 180 işçi, Şubat ayında en az 124 işçi, Mart ayında en az 159 işçi, Nisan ayında en az 156 işçi, Mayıs ayında en az 178 işçi, Haziran ayında en az 164 işçi, Temmuz ayında en az 207 işçi, Ağustos ayında en az 192 işçi ve Eylül ayında en az 206 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı
Trafik, Servis Kazası nedeniyle 53 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 38 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 32 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 29 işçi; Şiddet nedeniyle 14 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 10 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 8 işçi; İntihar nedeniyle 5 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 3 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 11 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı
14 yaş ve altı 3 çocuk işçi,
15-17 yaş arası 6 çocuk/genç işçi,
18-29 yaş arası 36 işçi,
30-49 yaş arası 90 işçi,
50-64 yaş arası 53 işçi,
65 yaş ve üstü 9 işçi,
Yaşı belirlenemeyen 9 işçi hayatını kaybetti…

Bölgelere göre iş cinayetleri
Eylül ayında Türkiye’nin 59 şehrinde ve yurtdışında beş ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiğini tespit ettik:
20 ölüm İstanbul’da; 10 ölüm Antalya’da; 9’ar ölüm Diyarbakır ve Tekirdağ’da; 8 ölüm İzmir’de; 7’şer ölüm Hatay ve Trabzon’da; 6’şar ölüm Aksaray, Denizli, Mersin ve Şanlıurfa’da; 5’er ölüm Ankara, Manisa ve Sakarya’da; 4’er ölüm Çorum, Malatya ve Osmaniye’de; 3’er ölüm Afyon, Edirne, Erzurum, Gaziantep, Isparta, Kahramanmaraş, Kastamonu, Niğde, Rize ve Zonguldak’ta; 2’şer ölüm Adıyaman, Ağrı, Artvin, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Giresun, Iğdır, Kocaeli, Konya, Muğla, Nevşehir, Ordu, Samsun, Tokat, Yalova ve Irak’ta; 1’er ölüm Adana, Amasya, Bartın, Çankırı, Düzce, Hakkari, Karabük, Kayseri, Kırklareli, Mardin, Siirt, Sinop, Şırnak, Uşak, Yozgat, Almanya, İspanya, Liberya ve Ukrayna’da meydana geldi…

]]>
2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/33121/2024-2025-egitim-ogretim-yilinda-en-az-72-cocuk-isci-hayatini-kaybetti/ Fri, 19 Sep 2025 10:41:39 +0000 https://yenidunya.org/?p=33121 Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), yeni öğretim yıl başlangıcı ile “Çocuk İşçiliği” raporu hazırladı.
İSİG raporunda 2024-2025 öğrenim döneminde yaşanan çocuk işçi cinayetleri ve öneriler yer aldı. Raporda MESEM programı için “Mesleki eğitim, sermaye için ucuz işçiliktir” denildi.

“Bir çocuğun bile burnunun kanaması kabul edilemez”
Raporda şunlar yer aldı:
Yeni eğitim öğretim yılı 8 Eylül Pazartesi günü başladı. Öncelikli olarak çocuklarımıza, gençlerimize başarılar diliyoruz…
Bu yıl iki çocuk işçilik raporu hazırladık. 28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü’nde “Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye” ekseninde Ankara, Kocaeli ve İstanbul’da kitlesel basın açıklamaları yaptık. Temel amacımız, çalışma yaşının hızla 18 yaşın altına çekilmesine ve bunun normalleştirilmesine; çocukların tarımda, sanayide, inşaatta, sokakta çalışırken ölmesine; MESEM adı altında mesleki eğitimle alakası olmayan bir uygulamanın yüzbinlerce çocuğu ucuz ve güvencesiz işçi yapmasına… özetle devlet ve sermayenin çocuk işçilik politikalarına dikkat çekmek ve buna karşı mücadele etmekti. Çünkü bizim için Türkiye’de bir çocuğun bile burnunun kanaması veya mutsuz olması kabul edilemez.
Aşağıda 2024 Eylül-2025 Ağustos eğitim öğretim yılında meydana gelen çocuk işçi ölümleri üzerinden bazı değerlendirmeler yapacağız. Okul dönemleri Bakanlık tarafından güllük gülistanlık gösterilse de olumsuz anlamda önemli değişimler var.

Son bir yılda en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti
Yüzde 25’ini yerel kaynaklardan ve bize gelen bildirimlerden öğrendiğimiz kadarıyla 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde en az 72 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Yani bu eğitim-öğretim yılında bir evvelki eğitim-öğretim dönemine göre çocuk işçi ölümü yüzde 10 arttı. (Geçen dönem 66 çocuk işçi hayatını kaybetmişti) Bu durum çocuk işçiliğinin yoksulluk-güvencesizlik ekseninde derinleştiğinin önemli bir göstergesidir.
Her ne kadar yasalarımızda belli tanımlamalar olsa da (15-18 yaş genç işçilik) bizler uluslararası tanımı baz alıyoruz. Çocuk işçi olarak kastettiğimiz yaş grubu 18 yaşını doldurmamış olan çocuklarımız. (Daha evvel çıkardığımız raporlarda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik.) Bunun yanında resmi bir kurum olmamamızın getirdiği kısıtlardan dolayı ölen çocukların yaşını ay ve gün olarak tespit etmemiz mümkün değil. Basında yer alan 18 yaşında ölen işçileri “yaşını doldurmuş” olarak kabul ediyoruz. Ancak bazen yaşını doldurmamış olan çocuklar için de 18 yaşında denebiliyor. Bu yüzden ayrıca 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde 18 yaşında olan 14 işçinin daha hayatını kaybettiğini belirtmeliyiz. Bu işçilerin de bir kısmı “çocuk işçi” tanımlaması içinde yer alabilir…

Çocuk işçiliğinin ana omurgası kırlardan kentlere kaymıştır
Son bir yılda tarım sektöründe 20 çocuk (14 işçi ve 6 çiftçi), sanayi sektöründe 19 çocuk, inşaat sektöründe 17 çocuk ve hizmet sektöründe 16 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Oransal olarak baktığımızda tüm çocuk işçi ölümlerinin yüzde 28’i tarımda meydana geldi. Haziran ayında açıkladığımız son 12 yılı kapsayan çocuk iş cinayetleri raporunda ise bu oran ortalama olarak yüzde 53’tü. Yani ilk raporlarımızı çıkardığımız dönemde (2013-2014 yıllarında) yüzde 65 civarında olan tarımdaki çocuk işçi ölüm oranı bugün yine ilk sırada olmasına rağmen yüzde 28’e gerilemiş durumda.
Tabi, bu noktada kırsal yoksulluk bitmediği gibi derinleşerek devam ediyor, altını çizelim. ILO ve Almanya Çalışma Bakanlığı Heyetleri tarımda çocuk işçiliğini önleme amacıyla lanse edilen, devlet yetkilileriyle kol kola poz verdikleri Karadeniz ziyaretleri basında yer alırken tarımda ölen 20 çocuk görülmüyor. Hayali, bisiklet almak olan 12 yaşındaki Harranlı fındık işçisi Zeliha’nın yaşını araştırmalarımız sonucu bir ay sonra öğrenebildik. Ya beraber öldükleri 13 yaşındaki İbrahim ve 16 yaşındaki Abdullah’ın çocuk oldukları bilgisi paylaşıldı mı? 40-50 derece sıcakta çalışırken serinlemek veya banyo yapma ihtiyacını karşılamak için dereye giren tarım işçisi çocuklar ölüyorlar. Onlar için ne yaptılar? PR yapmayın! Tarım işçisi çocukları yaşatmak için çalışın!
Diğer yandan güncel olarak belirleyici husus çocuk işçiliğin merkezinin artık kentler olmasıdır. Özellikle pandemi süreci ve 2021’in sonbaharında belirginleşen ekonomik kriz kentsel yoksulluğu yaygınlaştırıp derinleştiriyor. Bu durum özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor. Artık çocuk işçiler her yerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği “görünür” kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman veya suçtan uzak tutmak argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılıyor” ve sömürü ile ölümler maskeleniyor.

MESEM programına dair kısa bir hatırlatma
MESEM 2016 yılı sonuna kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindedir. Yani (4+4+4 modeliyle birlikte) eğitim sisteminin içine daha fazla entegre edilmiş ve kitleselleştirilmiş bir çocuk işçilik sisteminden bahsedebiliriz. MESEM kapsamındaki öğrencilerin 505 binini 18 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Yani çocuk işçilik “bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma” uygulamasıyla meşrulaştırılıyor. Diğer yandan MESEM’ler sermayenin ucuz emek rezervlerini doldurmanın dışında doğrudan patronlara finansman desteğinin de bir aracıdır. MESEM’li işçi-öğrencilere verilen cüzi ücretler de kamu kaynaklarından karşılanmaktadır.
MESEM aracılığıyla ortaokulu bitiren öğrencileri örgün eğitimden kopararak haftanın (resmi olarak) dört günü bedava işgücü olarak patronların sömürüsüne sunan MEB, 2024 yılı yaz döneminde 18 şehirde “beceri geliştirme programı” adı altında 7. ve 8. sınıftan itibaren tüm öğrencilerin katılabileceği “zanaat atölyeleri” açmıştı. Bu adımı da Bursa, Sivas, Konya ve Burdur’da açılan “mesleki ortaokulları” takip etmişti. (Kesintisiz 8 yıllık eğitimin 4+4 olarak bölünmesindeki en önemli amaç İmam Hatip ortaokullarının açılmasıydı. Mesleki ortaokulları bu bölünmenin diğer ayağını oluşturdu.) Bu okulların önümüzdeki dönem yaygınlaştırılması hedefleniyor ve böylece mesleki eğitim yaşı 10 yaşa düşürülüyor…
Son iki eğitim-öğretim yılında MESEM adı altında sanayide veya inşaatlarda çalışırken en az 15 öğrenci/çocuk işçinin hayatını kaybettiğini hatırlatalım. (Ayrıca aynı dönemde MTAL, Ticaret, Denizcilik vb. liseler kapsamında staj yaparken hayatını kaybeden en az 7 çocuk işçi daha var.)

Mesleki eğitim, sermaye için ucuz işçiliktir
Bu noktada çocuk emeğinin yasallaşması ve formel niteliğe kavuşturulması Türkiye kapitalizminin agresif büyüme stratejisinin bir sonucu olduğu kadar, makro ekonomik göstergelerin bozulduğu, şirket iflaslarının ve finansman sorunlarının arttığı bir dönemde emek yoğun sektörlerin işçilik maliyetlerini düşürmenin yöntemlerinden biridir. Çocuk emeğini OSB’lerde, fabrikalarda, atölyelerde, imalathanelerde “meslek öğretme”, “meslek edindirme” gerekçeleriyle yaygınlaştırma, “kötü eğitim politikaları” ya da “kötü ekonomi yönetimi”nin neden olduğu “dönemsel” ya da “arızi” bir durum olmaktan ziyade, kapitalizmin genetik kodlarında yer alan çocuk sömürüsünün sermayenin güncel ihtiyaçlarına göre yeniden canlanmasıdır.

2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti

Çocuk işçi sayısı 3-4 milyon
TÜİK verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma sıklığı her geçen yıl yükselirken 2024 yılında yüzde 24,9’a ulaştı. Yani 970 bin çocuk işçi olduğu açıklandı. Ancak bu sayıya 505 bin MESEM’li çocuk, bu yaş grubunda çalışan kayıt dışı çalışan çocuklar (özellikle mevsimlik tarım işçileri) ve 15 yaş altı çalışan çocuklar dahil değil. Bu çocukları da eklediğimizde Türkiye’de çocuk işçi sayısının 3-4 milyona ulaştığının altını çizmeliyiz.

OVP; Kamu yararından önce sermayenin ihtiyaçları
Orta Vadeli Program, Kalkınma Planı ve Ulusal İstihdam Stratejisinde mesleki eğitim politikaları
Türkiye kapitalizmi, düşük ve orta teknolojili meta üretimine ve hizmet ihracatına dayalı birikim rejimi eşliğinde büyürken güvencesiz emek havuzunu da genişletmeye çalışıyor. Burada temel hedeflerden birisi de 18 yaş altı çocukların işçileştirilmesidir. Bu hedef Orta Vadeli Program (OVP), Kalkınma Planı ve Ulusal İstihdam Stratejisi gibi belgelerde ifade edildi.
OVP (2026-2028), IMF programı olarak yapılanan ancak o isimle anılmayan bir programdır. Burada çocuk işçiliği eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Eğitim sektörünün özelleştirilmesine paralel mesleki eğitim de doğrudan sermayenin ihtiyaçlarına göre kurgulanıyor, OSB’ler içinde kamu ve özel statülü meslek liselerinin açılması aşamaları tamamlanıyor.
Mesleki ve teknik eğitim müfredatının özel sektörle işbirliği içerisinde güncelleneceği; staj ve işbaşı eğitimi programlarının yaygınlaştırmasını sağlayacak şekilde yönetim ve finansman konularında özel sektöre daha çok rol ve görev verileceği; içerikte kamu yararından önce sektör ihtiyaçlarının gözetileceği; mesleki ve teknik eğitim başta olmak üzere tüm örgün ve yaygın eğitim programlarında beşeri sermayenin yeniden yapılandırılacağı; gençler başta olmak üzere işgücü verimliliğinin yükseltilmesine yönelik aktif işgücü politikalarının yürürlüğe konacağı OVP’de belirtilmektedir. Buradaki anahtar kavram “çalışmanın fazileti”dir.

MESEM: Sermaye için “ucuz emek”
Türkiye kapitalizminin yol haritası niteliğindeki 12. Kalkınma Planı’nda ise (2024-2028) mesleki eğitimde kamu-özel sektör işbirliğinin artırılacağı, meslek liseleri ve meslek yüksekokullarının yönetiminde özel sektörün daha etkin rol alacağı açıkça vurgulanıyor. Buradaki anahtar kavram ise “makbul vatandaşlık”tır.
OVP ve Kalkınma Planındaki ana hattı Ulusal İstihdam Stratejisi (2025-2028) metninde de görmek mümkün. Mesleki ve teknik eğitim veren özel okullara yönelik teşviklerin sektörel ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenerek sürdürüleceği, OSB’ler ve Teknoparklar içinde mesleki eğitim merkezleri açılacağı belirtiliyor.
Mesleki beceri kazanmak ve meslek öğrenmek, neoliberal düzenleme tarzının hakim olduğu, kamunun parçalandığı, özel sektörün idarenin tüm kurumlarında ve kademelerinde karar-verici merciye dönüştüğü bir toplumsal yapıda sadece ve sadece “ucuz emek” anlamına gelir.
MESEM ve politika metinlerinde anılan tüm çocuk emeği programlarının odak noktası, emek yoğun üretimin çekirdeğinde yer alan Taylorist etüt ve çalışma rutinleri aracılığıyla küçük yaştaki öğrenci-işçileri üretimin bilgisinden koparıp vasıfsızlaştırırken, çocukların kendisini değersiz görmesini sağlamak, daha itaatkar sosyal yapı oluşturmaktır. Sermayenin işyeri merkezli denetim ve kontrol teknikleri ideolojik egemenliğinin pedagojik ve asli unsurlarından birisidir.

2025-2026 eğitim öğretim yılı başlarken taleplerimiz
1- Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Mesleki eğitime karşı değiliz ama yoksul çocukları 10 yaşından itibaren ucuz emek haline getiren, çocukluklarını yaşatmayan, köle gibi çalıştıran, iş cinayetlerinde öldüren adına mesleki eğitim denilen ucube düzenlemelere karşıyız. MESEM’ler bir eğitim-öğrenim işlevi görmemektedir. MESEM’li çocuklar işi bedava ve ağır koşullarda çalıştırılarak öğrenmektedir. Bu anlamda MESEM’leri revize etmek imkansızdır. MESEM’ler kapatılmalıdır.
2- Eğitim her kademede tamamen parasız olmalı, 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmeli ve müfredat aklın ve bilimin ışığında yenilenmelidir. Sorun, zorunlu eğitimin kaç yıl olacağı tartışmasında değil tam da buradadır. Yine Türkiye çapında okullarda bir öğün yemek verilmeli ve yoksul çocukların ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Ulaşım sorunlarına çözüm oluşturulmalıdır. Okulların diğer tüm ihtiyaçları karşılanmalı, öğretmen atamaları yapılmalıdır. Bütçede eğitime aktarılan kaynak artırılmalıdır.
3-Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir. Suça sürüklenen çocuklar tartışmasındaki duruşumuz bu bakış açısıyla somutlaşacaktır. Acil yapmamız gereken yaşam alanlarımızda çeteleşmeye karşı örgütlenmek ve alternatif bir yaşamı örmektir.
4- Çocuk işçiliğe, geleceksizleştirmeye, paralı eğitime karşı işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası olduğu bilinciyle güçlü bir gençlik hareketi oluşturulmalı ve bu süreçten etkilenen her yaş grubu örgütlenmelidir. Bu noktada bizler üzerimize düşeni yaparken ve gençlerimizin attığı-atacağı adımların da yanında olacağımızı belirtmeliyiz…
Bizler; çocuk işçiliğinin yasaklanması, mesleki öğrenimin çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanması ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olması gerektiğini biliyoruz. Ancak bunları sistem içinde ifade etmenin de tek başına bir anlam ifade etmediğinin bilincindeyiz. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor…

]]>
Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32762/egitim-haktir-cocuk-isciligi-suctur/ Thu, 12 Jun 2025 10:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32762 Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü nedeniyle “Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı.
Eğitim-İş, açıklamasında, “MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.” denildi.

Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2002 yılında 12 Haziran’ı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, dünya genelinde milyonlarca çocuğun tehlikeli ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına karşı toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla her yıl çeşitli etkinliklerle anılmaktadır.
Anayasanın 41. maddesi, “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” derken; 50. maddesi de “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” diyerek çocukların istismardan korunmasını güvence altına almaktadır.
Ne var ki bugün, çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. AKP iktidarı, tarikat ve cemaatlerle iş birliği içinde çocukları karanlığa mahkum ederken, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri sayesinde çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın yolunu açmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim politikalarını çocukların ve ülkenin yararına değil, sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte; sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak adına zorunlu eğitimin süresini dahi tartışmaya açmaktadır. Bu yönelim, çocukların eğitim hakkını gasp eden uygulamaların önünü açmakta; yoksulluğu derinleştirerek eğitimde eşitsizliği büyütmekte ve yoksul halk kesimlerini nesilden nesile işçiliğe mahkum etmektedir.

“MESEM çocuk sömürüsüdür”
MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.
Uygulamanın başladığı günden bu yana, çocuklar örgün eğitimden koparılmakta ve MESEM çatısı altında işyerlerinde adeta kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır. Bu sistem, çocukların eğitim hakkını, sağlığını ve güvenliğini hiçe sayarak yalnızca iş dünyasına ucuz iş gücü sağlamaya hizmet etmektedir.
MEB’in kendi verilerine göre bugün 505 bin çocuk MESEM kapsamında çalışmaktadır. Bu çocuklardan bugüne kadar 14’ü hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Bu tablo, çocuk emeğinin sistematik sömürüsü karşısında devletin nasıl sorumluluktan kaçtığını gözler önüne sermektedir. Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta “çocuk işçi bulma kurumu”na dönüşmüştür. Bir yandan çocuklara bir öğün yemek dahi çok görülürken, diğer yandan kamu kaynakları çocukların değil, patronların çıkarları doğrultusunda kullanılmaktadır.
Bugün okul çağında olmasına rağmen 1 milyon 584 bin çocuk eğitim dışındadır. Sokakta, tarlada, atölyede, fabrikada çalışmak zorunda kalan; istismarın, şiddetin, erken yaşta evliliğin kurbanı olan milyonlarca çocuk gerçeğiyle karşı karşıyayız. TÜİK’in verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükseldi. MESEM’e kayıtlı çocuklar, TÜİK’in açıkladığı kayıtlı çocuk işçiler ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dikkate alındığında çocuk işçi sayısı en az 2 milyondur.
Oysa her çocuk; ayrım gözetmeksizin, sağlıklı ve güvenli ortamlarda, eşit, parasız, bilimsel ve laik bir eğitim alma hakkına sahiptir. MESEM gibi projeler, bu hakkı ortadan kaldırmakta; eğitim yerine emeğin sömürüsünü, çocuk yerine sermayeyi koruyan bir sistem inşa etmektedir.

Çocuk sömürüsüne sessiz kalmayacağız!
Bu karanlık tablo karşısında taleplerimiz nettir:
-MESEM uygulaması derhal sonlandırılmalı, çocukların eğitim hakkını ve güvenliğini esas alan politikalar hayata geçirilmelidir.
-Çocuk işçiliğine karşı etkili, bağımsız ve düzenli denetimler yapılmalıdır.
-İhmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri ve işverenler yargı önüne çıkarılmalıdır.
-Çocukların sadece okullarda, güvenli ortamlarda gelişimini destekleyen, kamusal eğitimi temel alan sosyal politikalar öncelik haline getirilmelidir.
-Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi, çocukları patronların insafına terk etmek değil; onların geleceğini, güvenliğini ve eğitim hakkını korumaktır.
-Çocuk işçiliğine karşı durmak, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için verilmesi gereken en temel mücadeledir. Halkın vergileriyle oluşan bütçeyi sermayeye aktarmak yerine, o kaynak eğitimin kamusal niteliğini güçlendirmek için kullanılmalıdır.
Çocuklarımızı sömüren bu düzene sessiz kalmayacağız.

]]>
Eğitim-İş’ten, MEB’e MESEM tepkisi https://yenidunya.org/emek-gundemi/32607/egitim-isten-mebe-mesem-tepkisi/ Thu, 08 May 2025 07:17:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32607 Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığının, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporlarına dayanarak başlattığı zorunlu eğitim tartışmalarına tepki gösterdi.
Eğitim-İş açıklamasında, ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır.” denildi.

MEB’İN “Okumasınlar, çalışsınlar” planına geçit vermeyeceğiz! 
AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin eğitim sistemi, laik ve kamusal olmaktan uzaklaştırılarak iki temel eksende dönüştürülmüştür: Dinselleştirme ve piyasalaştırma. Bugün gündeme gelen “3+1”, “2+2” ve “yaş temelli” eğitim modelleri, bu uzun soluklu dönüşümün yeni adımlarıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporları doğrultusunda 12 yıllık zorunlu eğitimi tartışmaya açmıştır. Eğitimde reform değil, gerileme anlamına gelen bu modeller; ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır. Patronların “çocuk işçi” taleplerini karşılamak adına oluşturulan bu yapı, bugün lise öğrencilerinin sömürüldüğü bir düzen halini almıştır. Eğitim sisteminde yapılan her yeni düzenleme, bu sömürü düzenini daha da yaygınlaştırmak için sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.
MEB’in masasında yer alan modeller açıkça göstermektedir ki, amaç çocuklara nitelikli eğitim sunmak değil; onları erken yaşta itaatkar, sorgulamayan, ucuz ve esnek bir iş gücü olarak piyasanın emrine sunmaktır. Laik ve bilimsel eğitim, bilinçli olarak tasfiye edilmekte; yerini dini referanslarla donatılmış, özel sektöre ve cemaatlere teslim edilmiş bir eğitim yapısı almaktadır.
Bu düzenlemeler sadece çocuk işçiliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda kız çocuklarının eğitimden erken koparak çocuk yaşta evliliğe sürüklenmesi gibi toplumsal sorunları da derinleştirecektir. Bilimsel, laik ve kamusal eğitim yerini; sömürüye, gericiliğe ve piyasacı dayatmalara bırakmaktadır.
Eğitimi hak olmaktan çıkarıp maliyet-fayda hesabına indirgemek, bu ülkenin gençliğini geleceksizliğe mahkum etmektir. Eğitim, patronların kar hırsının tatmin aracı değil; toplumun kalkınmasının, bireyin özgürleşmesinin temelidir.
AKP iktidarı, eğitimde yaptığı bu dönüşümlerle açıkça gençliğe tuzak kurmakta; onları ya cemaat yurtlarına ya da holding atölyelerine mahkum etmektedir. Eğitim-İş olarak bu karanlık dayatmalara karşı laik, kamusal ve bilimsel eğitim mücadelemizi sürdüreceğiz.

]]>