MEB – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Mon, 12 Jan 2026 09:36:34 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png MEB – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 MESEM ve çocuk işçiliği https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33620/mesem-ve-cocuk-isciligi/ Mon, 12 Jan 2026 09:33:50 +0000 https://yenidunya.org/?p=33620 Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır. Her ülke, kendi sermaye gelişim süreçlerine göre düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, İngiltere’de Sanayi Devrimi’nden sonra fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturmaktaydı. Bununla birlikte çocuk işçiliğine yönelik birçok yasal düzenlemeler de beraberinde gelmiştir. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasına yönelik kısıtlamalar getirilmesi de toplumsal tepkilerin sonucu olmuştur. İlk çocuk işçiliği yasası İngiltere’de “çıraklık yasası” olarak bilinen bir düzenleme ile olmuştur. Ekonomideki bu gelişmeler eğitimin içeriğini de belirler hale gelmiştir.

Avrupa’daki ekonomik gelişmelerin dışında kalmamak için Osmanlı’da da kimi adımlar atılmıştır. Bunlardan birisi İstanbul Sanayi Mektebi’dir. 1868 yılında kurulan bu okulun amacı ekonomide Avrupa ile yarışır hale gelmek için kalifiye eleman yetiştirmek olarak kurgulanmıştı. Cumhuriyet döneminin meslek okulları serüveni ise şöyle gelişti: 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde her bölgenin gereksinim ve olanaklarına göre sanayi okullarının kurulması, sanayi çıraklık okullarının ve ustalık kurslarının açılması karar altına alınmıştı.

ÖĞRETİM BİRLİĞİ’NDEN GÜNÜMÜZE…

3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası çıkarılarak eğitim, “herkes için kamusal bir hak” olarak tanımlanmış ve öğretimde birlik sağlanmıştır. 1941’de kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, 1960 yılında Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve Ticaret Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak yeniden örgütlenmiştir. 2011 yılında çıkarılan 652 sayılı kanun hükmünde kararnameyle, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslekî ve teknik eğitimin yürütülmesinden sorumlu altı birim Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü (MTEGM) adı altında birleştirilmiştir. Ayrıca yaygın mesleki eğitim ile açık öğretim kurumları da Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü (HBÖGM) bünyesinde toplanmıştır.

Çıraklık eğitimi ise 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline gelmiştir. 1986 yılında çıkarılan Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturulmuştur. Bu kanun 2001 yılında yapılan değişiklikle birlikte Mesleki Eğitim Kanunu adını almıştır.

MESEM ve çocuk işçiliği

İKİLİ SİSTEM

Mesleki eğitimde, okul sanayi işbirliğini hedefleyerek yapılan en önemli köklü değişiklik 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu’dur. Daha sonra çok sayıda değişikliğe uğrayarak piyasanın etkisi artırılmış ve genişletilmiştir. Bu kanunla ikili sisteme geçilerek “örgün”, “çıraklık” ve “yaygın” eğitimleri kapsayacak biçimde mesleki eğitim yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte meslek liseleri öğrencilerinin teorik eğitimlerini okulda, beceri eğitimlerini içeren teknik uygulamalarını ise hem okulda hem de “işletmelerde beceri eğitimi” dersi adı altında işyerlerinde almaları hedeflenmiştir. Bu model ile mesleki eğitim veren okullar aracılığıyla piyasanın gereksinimi olan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi amaçlanmıştır.

MESEM’İN ORTAYA ÇIKIŞI

2016 yılında çıkarılan 6467 sayılı kanunla çıraklık eğitimi zorunlu örgün eğitim kapsamına alınmıştır. Çıraklık okulları, mesleki eğitim merkezleri adını alarak statüleri ortaöğretim kurumlarıyla eşitlenmiştir. MEB Mesleki Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 14.08.2020 tarihli Mesleki Eğitim Merkezi Diploma Telafi Eğitimi Programı konulu genelgesiyle MESEM programı öğrencilerinin fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazanacakları belirtilmiştir. Ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin mesleki eğitim veren liselerde program olarak okutulmasına karar verilmiştir. Böylelikle meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazanmıştır. 2019-2020 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak MESEM uygulanmaya başlamıştır.

DERİN KRİZ, UCUZ İŞ GÜCÜ

Bu proje çocukları okullardaki akranlarından koparıp işyerlerine yönlendirirken bu çocukların büyük bir kısmının yoksul ailelerin çocukları olması da bir tesadüf değil. Eğitimin ilkokuldan itibaren paralı hale getirilmesi kırtasiye, kıyafet, yiyecek gibi birçok gider kaleminin aileler tarafından karşılanmasının istenmesi, yine sınav temelli bir başarı ölçümü yapılıp sonuçları üzerinden çocukların başarılı yada başarısız olarak değerlendirilip hangi liseye gideceğine karar verilmesinin bu sonuçlardan ibaret olması bilinçli bir eğitim politikasıdır.

Yine MESEM projesinin ısrarla savunulmasının ekonomik krizin derinleşmesi, sermaye sınıfının ise daha fazla ucuz işgücü talebiyle bağı çok kuvvetli. 9-10- 11. sınıflarda olan çocuklara asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfa giden çocuklara ise asgari ücretin yüzde 50’sinin devlet tarafından ödenmesi durumunun patronlar için “ücretsiz işgücü” anlamına gelmesi de yine projenin amacını gözler önüne seriyor.

2025’TE 87 ÇOCUK İŞÇİ CİNAYETİ

2017 ile 2023 yılları arasında Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hayata geçirilirken çocuk işçiliği ile mücadele edileceği iddiası taşıyordu. MESEM’in bu dönemde çıkarılıp yaygınlaştırılması akla, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” sözünü getiriyor. İSİG Meclisi’nin raporuna göre, 2025 yılında en az 87 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Hem çocuk işçiliğindeki artış hem de çalışırken ölen çocuklar varken hâlâ mesleki ortaokullarının oluşturulması yaygınlaşması ve zorunlu eğitimin kısaltılmasının konuşulması bu konudaki tepkinin yeterli ve örgütlü olmadığını gösteriyor.

Çocuk işçiliğinin vicdani bir boyutla ele alınıp çözülebilecek bir mesele değil, yapısal bir sorun olduğunu kabul edip sorunun temel nedeninin, yoksulluğun ortadan kaldırılması için kamucu ekonomik modelin ve eğitimin eşit bir şekilde, kamusal hak temelinde yeniden belirlenmesi çocuk işçiliği ile mücadelenin olmazsa olmazını oluşturuyor.

Araştırmacı, yazar Özgür Hüseyin Akış

]]>
Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor https://yenidunya.org/genclik/33383/kadem-ozbay-612-bin-cocuk-okul-disinda-mesem-cocuk-isciligi-yaratiyor/ Thu, 27 Nov 2025 15:35:31 +0000 https://yenidunya.org/?p=33383 Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Mardin ziyaretini takip eden gazetecilere açıklamalarda bulundu. Tekin, 2019 yılından bu yana eğitim dönemi içerisinde iki defa uygulanan birer haftalık ara tatilin kaldırılacağı sinyalini verdi.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Yazı-Yorum programında Fethi Yılmaz’ın konuğu oldu.

Kadem Özbay, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ara tatillerle ilgili açıklamasını ve son 23 yılda eğitim sisteminde yapılan değişiklikleri değerlendirdi.
Milli Eğitim Bakanı Tekin’in, çalışan anne-babaların zorlandığı ve öğrencilerin okula adaptasyonunda sorun yaşandığı gerekçesiyle ara tatillerin kaldırılmasının değerlendirileceğini söylemesini hatırlatan Özbay, “Aynı konuda aynı gerekçeleri ortaya koyup taban tabana zıt uygulamaları hayata geçiren ve buna da reform diyen bir anlayışla karşı karşıyayız” dedi.

Özbay, 2019’da dönemin bakanı Ziya Selçuk tarafından getirilen ara tatillerin o zaman “dünya örnekleriyle” savunulduğunu, bugün ise tersinin savunulduğunu belirterek, “Kendi yaptığının tam tersini yine aynı gerekçelerle savunan ve eğitimi adeta reform çöplüğüne dönüştüren bir anlayış var” ifadelerini kullandı.

Son 23 yılda 9 Milli Eğitim Bakanı değiştiğini hatırlatan Özbay, şunları söyledi:
Sürekli değişen bir görünüm var ama değişmeyen bir amaç var. Özel okulların sayısının arttığı, eğitimin tamamen velilerin cüzdanına bağlı hale geldiği, okul ortamlarında protokollerle tarikat ve cemaatlerin cirit attığı, müfredattan bilimin eksiltildiği, tarih ve cumhuriyet bilincinin azaltıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. AK Parti’nin başta eğitimle ilgili bir ehliyetinin olmadığının en net kanıtı, kendi yaptığı düzenlemeyi iki-üç yıl sonra kötüleyip tam tersini yine reform diye sunmasıdır. Artık başladığı sistemle bitirebilen bir öğrenci profili yok, ortada bir sistemden değil sistemsizlikten söz edebiliyoruz. Bunun bedelini öğrenciler, öğretmenler ve veliler ödüyor.

‘Bakanlık bütçesinin yüzde 83’ü zorunlu gider, personel gideri’
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin önemli kısmının personel giderine gittiğini hatırlatan Özbay, şunları aktardı:
Bakanlık bütçesinin yüzde 83’ü zorunlu gider, personel gideri. Öğretmen bu bütçeyle bile yoksulluk sınırının altında maaşla çalışıyor. Yatırım bütçesi tek haneli rakamlarda, derslik, okul, yemek gibi temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak. 2019 yılından itibaren ikili eğitim olmayacağı söylendi. Şu an milyonlarca çocuk ikili eğitimde. Bir okul binasında dört ayrı okul tabelası görüyoruz, deprem bölgesinde hâlâ konteynerlerde eğitim devam ediyor.

Eğitimde okullaşma ve devamsızlık sorunlarına da dikkat çeken Özbay, şöyle konuştu:
En son veriye göre 612 bin 814 çocuk okul dışında. Yabancı uyruklu çocuklarla beraber bu sayının bir milyona yaklaştığını görüyoruz. Meslek liselerinde her iki öğrenciden biri, imam hatiplerde her üç öğrenciden biri 20 günün üzerinde okula gitmiyor. Açık lise ve MESEM ile birlikte yüz binlerce çocuk fiilen eğitimden kopmuş durumda.

Kadem Özbay: 612 bin çocuk okul dışında, MESEM çocuk işçiliği yaratıyor

MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) uygulamasının bir “mesleki eğitim modeli” değil, doğrudan “çocuk işçiliği” anlamına geldiğini vurgulayan Özbay, şunları söyledi:
MESEM bir mesleki eğitim modeli olamaz, zaten olmadığını da görüyoruz. Ortaokul çağındaki çocukları haftada bir gün göstermelik okul, beş gün işyerinde çalıştıran bir düzen bu. Bir gün okulda iki saat din kültürü, iki saat Türkçe ile altı saatlik bir kayıt tutuluyor, gerisi işçilik. Milli Eğitim Bakanlığı çocuk işçi bulma kurumuna dönüşmüş durumda. Okullarda bir öğün yemek için kaynak yok deniyor ama işletmeler için teşvik var. Hem çocuğu işçi olarak işletmeye gönderiyorlar hem de devletin kaynağını oraya aktarıyorlar. Bu sistemde 16 çocuğu kaybettik. Bir akademik çalışmada 600 çocuk üzerinden yapılan araştırmada 387’sinin MESEM’de çalışırken küçük ya da büyük yaralanmaya maruz kaldığı görülüyor. Psikolojik travmalar henüz tam anlamıyla tespit bile edilemiyor.

‘Eğitim, belli çevrelerin ve parası olanların erişebildiği bir ayrıcalık haline getirildi’
Eğitim-İş’in ve diğer eğitim bileşenlerinin karar süreçlerinin dışında bırakıldığını belirten Özbay, kendi görev süresi boyunca Milli Eğitim Bakanlığı’ndan hiçbir düzenleme için görüş talebi gelmediğini söyledi:

Türkiye’nin en büyük eğitim örgütlerinden birinin genel başkanıyım. Müfredat değişikliği, Öğretmenlik Meslek Kanunu gibi doğrudan öğretmenleri ilgilendiren süreçlerde bile bizimle tek bir görüş alışverişi yapılmadı. Her seferinde ‘ben yaptım oldu’ anlayışıyla hareket ediliyor. Karma eğitim, lise süresinin kısaltılması, müfredat değişiklikleri gibi başlıklarda önce bu yapılar açıklama yapıyor, ardından bakan çıkıp ‘kamuoyundan gelen talepler’ diyerek bu kararları meşrulaştırmaya çalışıyor.

Okulların, sosyal eşitlik ve güven duygusunun inşa edildiği yerler olması gerektiğini vurgulayan Özbay, gelinen noktayı şöyle özetledi:
Okullar, bir ülkede yaşayan insanlara devletin sosyal anlamda eşitlik ve güven duygusunu vereceği ilk kurumlardır. Şu anda ise eşitsizliğin ve güvensizliğin en çok hissedildiği yerler haline gelmiş durumda. Eğitim, tüm çocuklar için bir hak olarak değil, belli çevrelerin ve parası olanların erişebildiği bir ayrıcalık haline getirildi.

]]>
MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor https://yenidunya.org/genclik/33201/mesemlerin-kaza-bilancosu-agirlasiyor/ Sun, 12 Oct 2025 09:55:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=33201 Çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline gelen MESEM’lerde yaşanan ölümlerin ve kazaların sayısı ilk kez resmi belgede yer aldı. Belgeye göre, MESEM Programı kapsamında 10’u ölümlü, 1348 kaza gerçekleşti.

Kayıtlı öğrenci sayısının 500 bini aştığı MEB’e bağlı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), “Ucuz ve çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline getirildiği” gerekçesiyle tartışma yarattı.
Çalıştırılan öğrencilerin ücret ve sigorta primlerinin kamu kaynaklarından ödenmesi itibarıyla ise “Kamu kaynaklarının talan edilmesine” yol açtığı belirtilen MESEM’lerde yaşanan iş cinayetleri tartışmaları daha da alevlendirdi.
Çocuk işçiliğini meşrulaştırdığı gerekçesiyle eleştirilen MESEM’lerde yaşanan kaza ve iş cinayetlerine yönelik veriler ilk kez resmi ağızdan paylaşıldı. Veriler, çarpıcı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.
BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı kapsamında bin 348 kaza meydana geldi. Kazaların 10’u, öğrencilerin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Sermaye için
Bakan Tekin’in sinyalini verdiği sistem değişikliğine yönelik hazırlığın detayları, öğrencilerin, “Çocuk işçiliğine” yönlendirilmeye devam edeceğini ortaya koyuyor. MEB kaynakları, 4+4+4 olan eğitim sisteminin üçüncü dört yıllık kısmının üç yıla düşürüleceğini savunuyor. Bakanlığın, “Toplumdaki talep” doğrultusunda hazırlandığını öne sürdüğü taslak çalışma ile öte yandan, lisans eğitiminin süresinin de üç yıla indirilebileceği belirtiliyor.
Hemen her adımın sermaye için atıldığı mesleki eğitimde de köklü değişiklikler yaşanacağı kaydediliyor. Öğrencilerin, ortaokulda haklarında tutulan rehberlik dosyaları kapsamında akademik eğitim ya da mesleki eğitime yönlendirileceği, mesleki eğitimdeki öğrencilerin ise “zaman kaybettirilmeden” sahaya sürüleceği iddia ediliyor. Bu kapsamda, “tecrübe kazanma” gerekçesiyle öğrencilerin, 15 yaşından önce çıraklığa yönlendirileceği öne sürülüyor. Mesleki eğitime yönlendirilen öğrencilerin emeklilik sigortası için işletmelere verilecek devlet desteği için de çalışmalar yürütüleceği dile getiriliyor.

Çocukların iletişim becerilerini zayıflatıyor
İş cinayetleri ve ucuz işgücü tartışmalarıyla anılan mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrenci çırakların sosyal becerilerini mercek altına alan çalışmada da dikkati çeken tespitler yer alıyor. Milli Eğitim Dergisi’nde yayımlanan araştırmanın sonuçları, uzun saatler çalıştırılan ve haftada bir gün dahi izin yapamayan çocukların sosyal iletişim becerilerinin zayıfladığını ortaya koyuyor.
MEB “Mesleki Eğitim Merkezlerine Devam Eden Çırakların Sosyal Becerilerinin İncelenmesi” isimli çalışmada, 14-18 yaş grubu çırakların aile, iş ortamı, yaşadıkları sosyokültürel ortam ve akran çevresinden sosyal beceriler konusunda yeterli destek alamadıkları belirtiliyor. Çıraklık yapan çocukların genel itibarıyla “nitelikli çevre”ye sahip olmadıkları kaydediliyor.

]]>
Kamusal eğitim eriyor, eşitsizlik büyüyor https://yenidunya.org/genclik/33185/kamusal-egitim-eriyor-esitsizlik-buyuyor/ Wed, 08 Oct 2025 11:31:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=33185 Okul öncesi eğitime katılım son bir yılda sert biçimde gerilerken zorunlu çağda 600 bini aşkın çocuk sistem dışında kaldı. ERG’nin yayımladığı veriler, kamusal eğitimin zayıfladığını, eşitsizliğinse derinleştiğini bir kez daha ortaya koydu.

BirGün’den İlayda Sorku’nun haberine göre, yoksulluğun derinleştiği, kamusal kaynakların piyasaya aktarıldığı dönemde eğitim sistemi de çöküşte. Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2024-2025 eğitim-öğretim yılı verilerinden hareketle hazırladığı ön değerlendirmeyi yayımladı. Derlenen ön değerlendirme, eğitime erişimdeki eşitsizliklerin sürdüğünü ortaya koydu. Eğitim dışındaki çocuk sayısı 14 yaştan itibaren keskin biçimde artarken okulöncesi eğitimde okullulaşma oranları düştü.
Rapora göre zorunlu eğitim çağındaki 611 bin 612 çocuk okul dışında. Çocukların büyük kısmının 14-17 yaş grubunda yer alması özellikle lise çağında eğitimden kopuşun hızlandığını ortaya koydu. Veriler, ekonomik krizin erkek çocuklarını işgücüne daha erken ittiğini, kız çocuklarının ise görülmeyen ev içi emek veya çocuk yaşta evlilik nedeniyle eğitim dışında kaldığını gösterdi.

Okulöncesinde sert düşüş
Okulöncesi eğitimde öğrenci sayısı gerilerken, taşımalı eğitim ve pansiyonlardan yararlanan öğrenci sayısı da azaldı. Rapora göre okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı bir yılda yaklaşık 200 bin azaldı. 2023-24 döneminde 1 milyon 954 bin 202 olan okul öncesi öğrenci sayısı bu yıl 1 milyon 741 bin 314’e düştü. Beş yaş grubunda net okullulaşma oranı yüzde 82,5’e geriledi. Bu oran, son yılların en düşük düzeyi. Okul öncesi eğitimde yaşanan düşüşe karşın, Diyanet’e bağlı 4-6 yaş Kuran kurslarına katılım artmaya devam etti.
Öte yandan 2024’te yapılan yönetmelik değişikliğiyle taşımalı eğitimde mesafe sınırı 50 km’den 30 km’ye indirilmişti. Bu düzenleme sonrasında taşımalı öğrencilerin sayısı yüzde 16,2 azalarak 846 bin 168’e düştü. Ayrıca pansiyonlu okullarda kalan öğrenci sayısı da yüzde 7,9 azalarak 244 bin 666’ya geriledi. Hem taşımalı eğitim hem pansiyon sayılarındaki düşüş, çocukların eğitime erişimini zorlaştırdı.
Eğitim altyapısındaki artış da yetersiz kaldı. Toplam derslik sayısı bir önceki yıla göre sadece yüzde 1,4 artarak 753 bin 571’e çıktı. Resmi kurumlarda artış yüzde 1,7, özel kurumlarda ise yüzde 0,4’te kaldı. Nüfus artışı ve göç göz önüne alındığında bu oranlar eğitimdeki kapasite sorununu çözmeye yetmedi.

Güvencesiz istihdam
2024-25 yılında öğretmen sayısı 1 milyon 187 bin 409 oldu. Öğretmenlerin yüzde 94,6’sı kadrolu, yüzde 5,4’ü sözleşmeli çalıştı. Ücretli öğretmen sayısında artış gözlendi. ERG, bu durumun güvencesiz istihdamı kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Bir yılda öğretmen sayısı yüzde 1,6 arttı ancak yapılan atama sayısında 20 bini aşkın düşüş gözlemlendi. Buna karşın emekli olan öğretmen sayısı sert biçimde düşerek 8 bin 776’ya indi.

]]>
Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz! https://yenidunya.org/genclik/33154/egitim-is-egitim-haktir-pazarlik-konusu-yapilamaz/ Wed, 01 Oct 2025 10:27:36 +0000 https://yenidunya.org/?p=33154 Çocukların eğitim süresi azalıyor, çocuk işçiliği patlıyor!

Eğitim-İş, çocuk işçiliği araştırmasını açıkladı.
Araştırmada, çocukların eğitim sürecinin her yıl azaldığı vurgulanırken, “…ya hiç okula gitmiyor, ya da okulda kalacak kadar korunamıyor.” denildi.

Çocuk işçiliği patladı
TÜİK ve MEB verileri, Türkiye’de eğitimin çöküşünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Muhtemel Eğitim Süresi (MES) – yani okula başlayan bir çocuğun mevcut okullaşma oranları sabit kalırsa eğitimde geçirmesi beklenen süre – 2022 yılında 18,2 yıl iken, 2023’te 17,9’a, 2024’te ise 17,2 yıla gerilemiştir. Daha çarpıcı olan, zorunlu eğitim için hesaplanan MES’in 2024’te 11,9 yıla düşerek 12 yıllık zorunlu eğitimin bile altına gerilemesidir.

Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

•2022-2023 döneminde 442 bin, 2023-2024 döneminde 612 bin çocuk zorunlu eğitim dışında kalmıştır.
•Çocuk işçi sayısı 2022’de 619 bin, 2023’te 759 bin, 2024’te ise 869 bine yükselmiştir.
MES, çocukların gerçekten mezun olup olmadığını ya da nitelikli öğrenim görüp görmediğini ölçmez; yalnızca kayıtlı kalma süresini tahmin eder. Daha yüksek sayılar bazen eğitim sisteminin daha uzun sürmesinden, bazen de öğrencilerin sınıf tekrarına zorlanmasından kaynaklanabilir. Yani “uzun eğitim süresi” tek başına başarı değil; tersine, tekrarlar ve okulda kalma sorunlarıyla da ilgili olabilir.

Türkiye’de bu göstergenin düşüşü, yalnızca okul dışında kalan çocukların arttığını değil, aynı zamanda çocuk işçiliğinin patladığını da kanıtlıyor. Kısacası, çocuklar ya hiç okula gitmiyor, ya da okulda kalacak kadar korunamıyor.

Çocukların geleceği gasp ediliyor
Artan yoksulluk, derinleşen ekonomik kriz ve iktidarın yanlış politikaları nedeniyle çocuklar eğitimden koparılıyor. Zorunlu eğitim kâğıt üzerinde varlığını sürdürürken, gerçekte çocuklar ucuz işgücü pazarına mahkûm ediliyor. Böylece en temel hakları olan eğitim ellerinden alınıyor.

Bu tablo, “eğitimde yol alıyoruz” masalının çöktüğünü gösteriyor. TÜİK ve MEB verileri, iktidarın kendi resmi istatistikleriyle bile yalanlandığını ortaya koyuyor. Tarikat protokolleriyle gericileştirilen, rant uğruna kamusal niteliği zayıflatılan eğitim sistemi, çocukları okulsuz ve geleceksiz bırakmaktadır.

Her yıl daha fazla çocuğun eğitim dışında kalması yalnızca bir eğitim sorunu değil; aynı zamanda çocuk hakları ihlali ve toplumsal bir yaradır.

Biz bu tabloyu asla normalleştirmeyeceğiz.
•Çocukların yeniden okula dönmesi,
•Çocuk işçiliğinin engellenmesi,
•Eşit, laik ve kamusal eğitimin güçlendirilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

]]>
Eğitim-İş’ten, MEB’e MESEM tepkisi https://yenidunya.org/emek-gundemi/32607/egitim-isten-mebe-mesem-tepkisi/ Thu, 08 May 2025 07:17:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32607 Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığının, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporlarına dayanarak başlattığı zorunlu eğitim tartışmalarına tepki gösterdi.
Eğitim-İş açıklamasında, ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır.” denildi.

MEB’İN “Okumasınlar, çalışsınlar” planına geçit vermeyeceğiz! 
AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin eğitim sistemi, laik ve kamusal olmaktan uzaklaştırılarak iki temel eksende dönüştürülmüştür: Dinselleştirme ve piyasalaştırma. Bugün gündeme gelen “3+1”, “2+2” ve “yaş temelli” eğitim modelleri, bu uzun soluklu dönüşümün yeni adımlarıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporları doğrultusunda 12 yıllık zorunlu eğitimi tartışmaya açmıştır. Eğitimde reform değil, gerileme anlamına gelen bu modeller; ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır. Patronların “çocuk işçi” taleplerini karşılamak adına oluşturulan bu yapı, bugün lise öğrencilerinin sömürüldüğü bir düzen halini almıştır. Eğitim sisteminde yapılan her yeni düzenleme, bu sömürü düzenini daha da yaygınlaştırmak için sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.
MEB’in masasında yer alan modeller açıkça göstermektedir ki, amaç çocuklara nitelikli eğitim sunmak değil; onları erken yaşta itaatkar, sorgulamayan, ucuz ve esnek bir iş gücü olarak piyasanın emrine sunmaktır. Laik ve bilimsel eğitim, bilinçli olarak tasfiye edilmekte; yerini dini referanslarla donatılmış, özel sektöre ve cemaatlere teslim edilmiş bir eğitim yapısı almaktadır.
Bu düzenlemeler sadece çocuk işçiliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda kız çocuklarının eğitimden erken koparak çocuk yaşta evliliğe sürüklenmesi gibi toplumsal sorunları da derinleştirecektir. Bilimsel, laik ve kamusal eğitim yerini; sömürüye, gericiliğe ve piyasacı dayatmalara bırakmaktadır.
Eğitimi hak olmaktan çıkarıp maliyet-fayda hesabına indirgemek, bu ülkenin gençliğini geleceksizliğe mahkum etmektir. Eğitim, patronların kar hırsının tatmin aracı değil; toplumun kalkınmasının, bireyin özgürleşmesinin temelidir.
AKP iktidarı, eğitimde yaptığı bu dönüşümlerle açıkça gençliğe tuzak kurmakta; onları ya cemaat yurtlarına ya da holding atölyelerine mahkum etmektedir. Eğitim-İş olarak bu karanlık dayatmalara karşı laik, kamusal ve bilimsel eğitim mücadelemizi sürdüreceğiz.

]]>
Üç eğitim derneğinden eğitimde gericileşme atağı https://yenidunya.org/genclik/32124/uc-egitim-derneginden-egitimde-gericilesme-atagi/ Thu, 20 Feb 2025 11:33:15 +0000 https://yenidunya.org/?p=32124 Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen’den tepki

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında uygulamaya konan 4+4+4 eğitim sisteminde değişikliğe gideceği iddiaları sonrası üç eğitim derneği, ”Lise 3 yıl olmalı. 4+4+3 sistemine geçilmeli” önerisini içeren bir rapor hazırladı.
Türkiye’de 2012 yılında başlayan 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili rapor hazırlayan üç eğitim derneği ”Lise 3 yıl olmalı. 4+4+3 sistemine geçilmeli” önerisinde bulundu. Eğitim sendikalarının temsilciler ise ilkokul, ortaokul ve lisede zorunlu eğitim vurgusu yaparken, bu şekilde olası bir eğitim modeli değişikliğinin, çocukları eğitimden koparacağı görüşünde…
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında uygulamaya konan 4+4+4 eğitim sisteminde değişikliğe gideceği iddiaları yeniden gündemde.
Bu iddia, aralarında Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Maarif Platformu ve Medeniyet Enstitüsü’nün düzenlediği ”Türk Eğitim Sistemi ve Zorunlu Eğitimin Yansımaları”’ konulu çalıştay ile tekrar gündeme gelirken, çalıştay raporunda “12 yıllık zorunlu eğitim dayatması çocukların kabiliyeti, meslek edinmeleri ve yuva kurmaları önünde büyük bir engel” görüşüne yer verildi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in geçmişte, ”Zorunlu eğitimin çok olduğunu, yakında bunun tartışmaya açılacağını ben de tahmin ediyorum. Bu kadar uzun bir süre standart bir eğitime çocukları tabi tutmak doğru olmayabilir” dediği, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci’nin ise katıldığı bir sempozyumda ”4+4+4 eğitim sisteminin son dört yılının yeniden ele alınması gerektiği şüphesiz aşikar” ifadelerini kullandığı eğitim sisteminde, olası değişikliğe eğitim sendikaları nasıl bakıyor?

Kız çocuklarını okuldan uzaklaştırma, ucuz çocuk işçiliği kalıcılaştırma hazırlığı
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Eğitim-İş Genel Sekreteri Seher Ergin ve Hürriyetçi Eğitim-Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
4+4+4 eğitim modelinin tartışılmasının arka planında, karma eğitimin ortadan kaldırılması ve uzaktan eğitim gibi modellerin ortaya konulmasının hedeflendiğini söyleyen Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, çalıştayı düzenleyen 3 kuruma ilişkin, “Bu derneklerin internet sitelerine girildiğinde göreceksiniz, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne gelen eleştiriler, bu dernekler üzerinden yanıtlanmış. Bu modelin de nerelerde pişirildiğini, nelerde planlandığını açıkça ortaya koyuyor” değerlendirmesini yaptı.
”Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarikat ve cemaat uzantısı derneklerle protokol yaptığını” kaydeden Irmak, ”Bu yetmiyor, ortaya konulan eğitim programlarını da oralarda pişirerek, toplumun önüne getiriyor. Yapılmaya çalışılan, giderek kız çocuklarının okul ikliminden uzaklaştırılmasını, karma eğitiminden vazgeçilmesi, çevrimiçi eğitim gibi yaklaşımların ortaya konulması” diye konuştu.

”Tartışılacağı yer dini dernekler değil”
4+4+4 eğitim modeline ilişkin kendilerinin de itirazlarının olduğunu ve doğru bulmadıklarını ifade eden Irmak, şöyle konuştu:
”Yeni bir eğitim modelini, eğitimcilerle, akademisyenlerle tartışabiliriz. Ama bakanlık, uzun süreden beri yaptığı gibi elbette ki bunu dini vakıflarla planlamak istiyor. Biz, Eğitim-Sen olarak, zorunlu eğitimin ilkokul öncesine kadar indirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 4+4+4 eğitim modelinin ortadan kaldırılmasına, ilkokulun yeniden 5 yıla çıkarılması gibi bizim de bu modele dair önerilerimiz var. Kız çocuklarının okullarda kalabilmesinin yollarını planlayacak her türlü mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu tartışmaların bu şekilde açılması, büyük bir talihsizlik olmakla beraber, dünya ile yarışır bir eğitim modelini bakanlık önüne koymuş değil. Çocukların eğitim hakkı, anayasal bir haktır. Zorunlu eğitimin, karma eğitimin ortadan kaldırılmasına yol açabilecek bu tür tartışmaların, hem ülkenin iklimine zarar vereceğini hem Türkiye’nin eğitim yaklaşımının uluslararası alanda çok daha geriye bırakacak bir proje olduğunun farkındayız. Bakanı uyarmakta fayda görüyoruz. Eğitim alanında sorun varsa, bunun tartışılacağı yer birtakım dini dernekler değildir.”

”Zorunlu eğitim anayasada bir hak ve yükümlülük”
4+4+4 eğitim sisteminin, eğitimi parçalı hale getirerek büyük bir kaosa yol açtığını ve yıllar içinde derin yapısal sorunları beraberinde getirdiğini belirten Eğitim-İş Genel Sekreteri Seher Ergin, sendika olarak bu sistemin eğitimi niteliksizleştirdiğini, çocuk işçiliğini teşvik ettiğini ve özellikle kız çocuklarını eğitimden kopardıklarını dile getirdiklerini söyledi.
”AKP iktidarının eğitim sistemine yaptığı müdahaleler, bilinçli bir şekilde ülkemizi çağdaş ve bilimsel eğitim anlayışından uzaklaştırmaya yönelik” diyen Ergin, şöyle konuştu:
”Son olarak Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Maarif Platformu ve Medeniyet Enstitüsü tarafından düzenlenen çalıştayda, 12 yıllık zorunlu eğitimin ‘dayatma’ olarak tanımlanması ve çocukların kabiliyetleri, meslek edinmeleri ve yuva kurmaları önünde engel olarak gösterilmesi, AKP’nin eğitimi tamamen piyasalaştırma ve gericileştirme projesinin bir parçasıdır. Eğitimin temel amacı bireyleri özgürleştirmek ve çağdaş dünyaya hazırlamakken, bu tür yaklaşımlar çocukları erken yaşta emek sömürüsüne açık hale getirme niyetini taşımaktadır. AKP’nin eğitim politikaları, yoksul ve dezavantajlı kesimleri eğitimden uzaklaştırarak eğitim hakkını gasp etmektedir. Zorunlu eğitim kesintisiz ve kamusal bir hak olmalıdır. Zorunlu eğitim anayasada bir hak ve aynı zamanda yükümlülüktür. Ancak AKP iktidarı bu yükümlülüğü bir yük olarak algılamakta; eğitimi özelleştirerek, kesintili hale getirerek, zorunlu eğitimin süresini kısaltarak bu ‘yük’ten kurtulmaya çalışmaktadır. 
Çocukların erken yaşta eğitimden kopmalarına neden olacak gerici düzenlemelere asla geçit verilmemelidir. Eğitimde eşitliği ortadan kaldırılarak, kız çocukları başta olmak üzere geniş bir kesimin eğitim hakkı gasp edilmek istenmektedir. Çocuk işçiliğinin teşvik edilmesine yönelik hiçbir girişim kabul edilemez.”

”İktidar, kendi getirdiği sistemi tekrar tartışmaya açıyor”
4+4+4 eğitim sisteminin, bilim insanları, öğretmenler, sendikalar ve toplumun geniş bir kesiminin itirazlarına rağmen getirildiğini hatırlatan Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, ”Şimdi ise aynı iktidarın, kendi getirdiği sistemi tekrar tartışmaya açtığı görülmektedir. Oysa eğitim sisteminde köklü değişiklikler, ‘Ben yaptım, olacak’ şeklinde tek taraflı bir yaklaşımla düzenlenebilecek konular değildir” dedi.
Eğitim modelinin belirlenmesinde öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin, akademisyenlerin sürece dahil olması gerektiğini hatırlatan Kuruoğlu, olası bir değişiklikle birlikte on binlerce öğretmenin, norm fazlası durumuna düşebileceğine ve bu durumun hem öğretmenlerin mesleki motivasyonunu hem de öğrencilerin eğitim kalitesini olumsuz etkileyebileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
”Sistem değişikliği öncesinde kapsamlı bilimsel araştırmalar yapılmalı, eğitim bilimleri ve pedagojinin temel ilkeleri gözetilmeli, paydaşların görüşleri alınarak toplumsal bir mutabakat sağlanmalıdır. Ayrıca yeni sistemlerin pilot uygulamalarla test edilmesi, ortaya çıkabilecek aksaklıkların önceden belirlenmesine ve gerekli düzeltmelerin zamanında yapılmasına katkı sunacaktır. Böylelikle eğitim reformları, öğrenci başarısını artırmayı ve öğretmenlerin mesleki gelişimini desteklemeyi amaçlayan, sürdürülebilir ve bilimsel temelli düzenlemelere dönüşebilir. İlkokul ortaokul ve liselerin zorunlu olmasından yanayız. Önceliğimiz okul süreleri değil, eğitimin içeriği, eğitim yöneticilerinin liyakati, öğretmenlerimin gelişimine katkı sağlayacak gerçekçi ve bilimsel eğitimler, fiziki yetersizlikler ve imkansızlıklar olmalıdır.”

]]>
Kamu emekçileri, sendikal haklara saldıran MEB’i uyardı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32069/kamu-emekcileri-sendikal-haklara-saldiran-mebi-uyardi/ Wed, 12 Feb 2025 14:10:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=32069 Birleşik Kamu-İş, ASİM-SEN, BASK, HÜR-SEN ve KESK ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın 29 Ocak’ta sendikal haklara saldırı olarak okullara gönderdiği yazı ile ilgili ortak basın açıklaması düzenledi.

Kamu emekçileri konfederasyonlarının, MEB’in sendikal hakları kısıtlamaya dönük genelgesi için yaptığı ortak açıklamada, “Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum” denildi.

MEB Anayasayı çiğniyor
Değerli Basın Emekçileri,
Çinliler birisine beddua edecekleri zaman “tuhaf zamanlarda yaşa derlermiş. Sanki bu beddua bu ülkenin vatandaşları, emekçileri olarak bizlere yapılmış gibi hemen her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz.
Bu “tuhaf şeylere”, MEB tarafından 29 Ocak tarihinde okullara gönderilen yazı ile bir halka daha eklenmiştir.
Biliyorsunuz bizler KESK, Birleşik Kamu-lş, BASK, HÜR-SEN konfederasyonları ve ASİM-SEN sendikası olarak ülkemizde tüm kamu çalışanlarının mevcut iktidar eliyle adım adım içine itildiği karanlık tabloya karşı Ocak ayının ilk haftasında bir araya geldik.
8 Ocak tarihinde yaptığımız basın toplantısında; milyonlarca kamu çalışanına TÜİK tarafından açıklanan sahte enflasyon verileri ile %11,54’lük sefalet artışı dayatılmasına karşı duyduğumuz tepkiyi ifade ettik. Hem yıllardır yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın maaşlarla içine itildiğimiz yoksulluğa hem de her boyutu ile güvencesiz, anti demokratik bir çalışma yaşamı dayatılmasına karşı aldığımız ortak kararımızı kamuoyu ile paylaştık.
Bu dayatmaya sessiz kalmayacağımızı göstermek, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli bir gelecek taleplerimizle 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullandık ve iş bıraktık.
13 Ocak iş bırakma eylemimize sadece bizlerin üyeleri değil, başka sendikalara üye olan kamu çalışanlarının yanı sıra hiçbir sendikaya üyeliği bulunmayan kamu çalışanları da katılım sağladı.
Eylemimiz tüm kamuoyunun gündemine otururken, eyleme katılısın katılmasın tüm kamu çalışanları yaşadıkları sorunlara karşı verdiğimiz ortak mücadeleyi desteklemiş, takdir etmiştir. Yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler üretilmedikçe mücadelemizi büyütme kararlılığımız tüm kamu çalışanlarına güven vermiştir.
Ancak ne yazık ki mevcut iktidar kamu çalışanlarının ezici bir çoğunluğu tarafından sahiplenilen taleplerimize yönelik somut bir adım atmak yerine yine hukuk dışı yöntemlere başvurmayı tercih etmiştir. İş bırakma eylemimizden 16 gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Personel Genel Müdürlüğü tarafından 13 Ocak iş bırakma eylemimize katılan eğitim emekçilerine tebliğ edilmek üzere, ülkedeki tüm okullara bir metin gönderilmiştir.
Söz konusu MEB yazısında bir taraftan kamu çalışanlarının sendikal haklarının “Anayasa ve uluslararası metinlerle güvence altına alındığına dikkat çekilirken diğer taraftan iş bırakma eylemimiz öğrencilerin eğitim hakkını engelleme” olarak nitelendirilmiştir. “Sendikal haklarınız güvence altında. Ama bu hakları başkalarının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı şekilde kullanılamazsınız gibi bir demagojiye başvurulmuştur.
Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum.”

Sendikal haklar Anayasa güvencesindedir
Değerli Basın Emekçileri,
Tam da MEB’in yazısında ifade edildiği üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla güvence altına alınmıştır.
Burada sendikal haklarımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakmamızı güvence altına alan, ülkemizin altında imzası bulunan Uluslararası sözleşmeyi ya da iç hukuk mevzuatımızı, AYM ve Danıştay kararlarını uzun uzun açıklayacak değiliz.
Sadece bunların en temel olanlarına kısaca değineceğiz.
Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi’nin (AIHS) 11. Maddesi, sendika kurma ve sendikal hakları koruma ve geliştiremeye dönük grev haklı da dahil kolektif eylem haklarını güvence altına almaktadır. Türkiye bu temel sözleşmeyi tam 71 yıl önce onaylamıştır.
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı 11.0 Sözleşmesine göre kamu çalışanları dahil tüm çalışanların grev hakkı vardır. Söz konusu sözleşmeye göre kamu otoriteleri bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak müdahalede bulunamaz. Bu sözleşme ülkemiz tarafında tam tarafından 43 yıl önce onaylanmıştır.
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına Dair 98 Sayılı ILO Sözleşmesinde grev hakkı emekçiler ve işveren arasındaki özgür toplu pazarlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından 1951 yılında. yani tam 74 yıl önce imzalanmıştır.
Ülkemiz tarafından 25 yıl önce imzalanan Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve ülkemizde 1 Ağustos 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da çalışanların grev hakkını tanıyan diğer uluslararası sözleşmelerdir.
Öte yandan Anayasamızın 90. Maddesinin son fıkrasında aynen şöyle denilmektedir. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

“Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz”
Değerli Basın Emekçileri,
Görüldüğü üzere bu ülkenin kamu emekçileri olarak bizlerin sendikal hak ve özgürlüklerini bu kapsamda grev hakkımızı tüm açıklığı ile ortaya koyan uluslararası sözleşmeler, antlaşmalar ortadadır.
Ülkemizdeki mevcut kanunlarla çelişmeleri durumunda usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların hükümlerinin esas alınacağına ilişkin anayasa maddesi de ortadadır.
Öte yandan kamu çalışanları olarak bu ülkede, yaşadığımız sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların çözümünü talep etmek için bazen birlikte, bazen de ayrı ayrı üretimden gelen gücümüzü defalarca kullandık. Defalarca iş bıraktık, uyarı eylemleri yaptık.
Söz konusu iş bırakma eylemlerimize katılan üyelerimiz ve diğer kamu çalışanları hakkında zaman zaman soruşturma açıldığı da savunma istendiği de oldu. İstisnai olarak uyarı, kınama gibi disiplin cezaları ile de karşılaştık.
Ancak Anayasa Mahkemesinden, Danıştay’ına, bölge idare mahkemelerine kadar tüm üst yargı organları bugüne kadar verdikleri yüzlerce kararlarda bu cezaların, soruşturmaların tamamen hukuksuz olduğuna hükmetmiştir.
Tüm bunlara rağmen yıllardır ülkeyi yöneten iktidarlara sendikal haklarımızı tanıma ve hukuka uyma çağrısında bulunmak zorunda kalmaktan utanç duyuyoruz. Ne yazık ki MEB’in 13 Ocak iş bırakma kararımıza ilişkin ülkedeki tüm okullara gönderdiği yazı, yıllarca ileri demokrasi, reform nutukları atanların 2025’in Türkiye’sinde geldiği yeri çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.
Buradan hem MEB’e hem de siyasal iktidara bir daha sesleniyoruz. Bizler bu ülkenin kamu çalışanları olarak sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir suç işlemiyoruz. Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz. Bu kapsamda uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla, anayasa ile güvence altına alınan sendikal haklarımızı kullanıyoruz.

Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmamızı engelleyerek asıl suçu siz işliyorsunuz!
Açın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118. Maddesine bakın. Söz konusu madde de aynen şöyle deniliyor. “Bir kimseye bir sendikaya üye olmaması veya sendikadan ayrılması için baskı yapılması ya da bir sendikal faaliyette bulunmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit uygulanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Dolayısıyla hakkını, hukukunu kullanan kamu emekçilerini tehdit etmek için uluslararası sözleşmeleri, anayasayı çarpıtmaktan vazgeçin.
İş bırakma eylemimizi “öğrencilerin eğitim hakkını engelleme olarak nitelendirmek gibi garabetlere sığınmaktan vazgeçin.
Öğrencilerimiz de onların velileri de bu ülkede eğitim hakkını engelleyenlerin;
Yıllardır eğitim sistemini bir yaz boz tahtasına çevirenler MESEM gibi projelerle meslek lisesi öğrencilerini ucuz işgücü haline getirenler olduğunu biliyor.
Tasarruf adı altında yeteri kadar temizlik personeli istihdam etmeyerek okulları çöp yığınına çevirenlerin, yaklaşık 70 bin öğretmen açığına rağmen hala asgari ücretin altında bir tutarla ücretli öğretmen çalıştırmaya devam edenlerin eğitim sistemine verdiği zararı bu ülkede herkes görüyor.
Eğitim hakkını asıl engelleyenlerin, öğretmen alımlarında ayrımcılığın kapısını sonuna kadar açan mülakat hukuksuzluğunda ısrar edenler olduğunu tüm kamuoyu görüyor.
Milyonlarca yurttaş ve öğrenci bizim 13 Ocak’ta sadece kendi haklarımız için değil, öğrencilerin eğitim hakkı için de iş bıraktığımızı biliyor.
Ayrıca bu ülkenin yurttaşlarının ezici çoğunluğu hakkını, hukukunu barışçıl yollarla korumak için çırpınanları da hukukun da adaletin de kimler tarafından ayaklar altına alındığını da görüyor.
Dolayısıyla bilin ki kamu emekçileri olarak bizlere dayattığınız kölelik koşullarını asla kabul etmeyeceğiz.
Haklarımızın yok sayılmasına karşı hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz.
Sadece kendi üyelerimizin değil, hangi sendikanın üyesi olursa olsun ya da bir sendikaya üyeliği olmasın tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerini, ortak taleplerini daha da kararlı bir şekilde, hep birlikte savunmaya devam edeceğiz.
İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için, elimizden aldığınız haklarımızı tek tek geri almak için ortak mücadelemizi daha da aldığınız yükselteceğiz.
Birleşe Birleşe Kazanacağız!

]]>
Bakan Tekin’e gelişim raporu: “Bir gün okula aç git, günü bir simit bir ayranla geçir” https://yenidunya.org/emek-gundemi/31940/bakan-tekine-gelisim-raporu-bir-gun-okula-ac-git-gunu-bir-simit-bir-ayranla-gecir/ Fri, 17 Jan 2025 16:25:10 +0000 https://yenidunya.org/?p=31940 Eğitim-İş üyeleri, 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı’nın ilk döneminin son gününde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde toplandı. Eğitim emekçileri Bakan Tekin’e 2024-2025 gelişim raporu verdi.
Eğitim emekçileri, 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı’nın ilk döneminde yaşanan sorunlara ve bu sorunların temelinde yatan politikalara ilişkin burada bir açıklama yaptı.
Sendika üyeleri “Tarikatçı bakan istifa” , “Saraya değil eğitime bütçe” sloganları attı.
Eğitim-İş, eğitimdeki gericileştirmeye ve piyasalaştırmaya, eğitim emekçilerinin haklarını ve itibarını gasp edenlere, Cumhuriyet’i ve devrimlerini hedef alan uygulamalara karşı Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde ve tüm Türkiye’de Milli Eğitim Müdürlükleri önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamalarında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin için hazırlanan “gelişim raporu” açıklandı.

Bakan Tekin’e gelişim raporu: “Bir gün okula aç git, günü bir simit bir ayranla geçir”

“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AKP iktidarının “kindar ve dindar nesil” hedefinin en kararlı uygulayıcısı”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Bakan Yusuf Tekin için hazırlanan ‘gelişim raporunu’ da kamuyou ile paylaştı.
“Bugün, 2024/2025 Eğitim-Öğretim Yılı’nın ilk döneminde yaşanan sorunları ele almak ve bu sorunların temelinde yatan politikalara dair bir değerlendirme yapmak için bir aradayız. Ne yazık ki eğitimde yaşanan sorunlar her geçen yıl katlanarak artmaktadır. 
Eğitim, güncel siyasetin ve hamasetin aracı; iktidarın kendi ideolojisini dayatmanın, istediği biat ve itaat eden toplumu inşa etmenin aygıtı haline getirilmiştir. Bunun sonucu olarak önceki dönemlerden devreden sorunlara bu eğitim döneminde yenileri eklenmiştir.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AKP iktidarının “kindar ve dindar nesil” hedefinin en kararlı uygulayıcısı olmuş; eğitimi cemaatler, tarikatlar ve piyasa dinamiklerine teslim eden politikaları artırarak sürdürmüştür. Göreve geldiği ilk günden itibaren, eğitimi laik, bilimsel ve kamusal bir yapıdan koparmak için olağanüstü çaba harcayan Yusuf Tekin’e buradan sesleniyoruz: 

“Sayenizde çocuklar okullarda aç, susuz, öğretmenler yoksul”
-Bütçeden en büyük payı Milli Eğitime ayırdığınızı söylüyorsunuz. Peki soruyoruz bu bütçeyle eğitime dair hangi sorunu çözdünüz? Yeni sorunlar yarattınız. 80 yılda yapılan kadar derslik yaptığınızı söylüyor, büyük bir başarı hikayesi gibi sunmaya çalışıyorsunuz. Hikayenizin gerçek olmadığını siz de biliyorsunuz. Eğitime en çok bütçeyi ayıran bir ülkede hala ikili eğitim neden devam eder açıklayın o zaman! 2012 yılından bu yana ikili eğitimi bitireceğiz diye sürekli vaatte bulunuyorsunuz! Her yıl bütçeden en büyük payı eğitime ayırdığınızı söylüyorsunuz ama sayenizde çocuklar okullarda aç, susuz, öğretmenler yoksul. 

“Bir öğün yemek hakkının kaldırılması da sizin eseriniz”
-Okulları “5 yıldızlı otel” ayarında inşa ettiğinizi söylüyorsun. Piyasacı anlayışınızın bir yansıması olarak 5 yıldızlı otel benzetmesi yaptığınız okullar nasıl oteller ki pis, kaloriferleri yanmıyor, çocuklara bir öğün sağlıklı yemek verilmiyor. Okullarda bir öğün yemek hakkının kaldırılması da sizin eseriniz. Bugün her 5 çocuktan 1’i yeterli beslenemiyorsa, sizin eseriniz! 

Bakan Tekin’e gelişim raporu: “Bir gün okula aç git, günü bir simit bir ayranla geçir”

“Anayasada herkesin kamuda çalışma hakkını yok ediyorsunuz”
-Mülakatlar kaldırılacak sözünü rağmen mülakatları devam ettiren sizsiniz. Üstüne katmerli mülakat anlamına gelen öğretmen akademisini icat ettiniz. Siz devletin öğretmenini seçmiyorsunuz, partiye kendinize uygun öğretmen yaratmak istiyorsunuz! Anayasada herkesin kamuda çalışma hakkını kılıfını bularak yok ediyorsunuz! Anayasanın kamuda çalışanlar için öngördüğü, görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka nitelikler aranmaz hükmünü kaldırıp, her türlü torpilin yolunu açıyorsunuz. Buna alışıksınız çünkü şahsınıza üniversite açıldı. 

Gençleri umutsuz bıraktınız
-Öğretmen akademisiyle bir çırpıda eğitim fakültelerini işlevsiz haline getirmek, orada okuyan gençleri umutsuz bırakmak, mezun olmuş öğretmenlerin diplomasını geçersiz kılmak, işsiz bırakmak sizin eseriniz! 

Ataması yapılmayanler öğretmen ordusu
-1 milyon öğretmen olduğunu ve bunun %80’inin Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde atandığını söylüyorsunuz. Ama bu öğretmenlerin ne kadarı yıllarca atanmayı bekledi? Kaçı ücretli öğretmenlik adı altında asgari ücretin altında maaşlarla çalıştırıldı? Bu 1 milyon öğretmen, ataması yapılmayan öğretmenler ordusunun varlığını silmeye yetiyor mu? Yetmiyor! Öğretmen açığı kapanıyor mu? Kapanmadı biliyorsunuz! 1 milyon atama bekleyen öğretmen sorununu siz yarattınız! 

ÇEDES ile Diyanet İşleri paralele MEB oldu
-Binlerce protokolle, sivil toplum kuruluşu ilan ettiğin tarikat ve cemaatlerin, siyasi partilerin okullara girmesi, ÇEDES projesi gibi uygulamalarla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın paralel Milli Eğitim Bakanlığı’na dönüşmesi sizin eseriniz! 

Bakan Tekin’e gelişim raporu: “Bir gün okula aç git, günü bir simit bir ayranla geçir”

MESEM’lerde çocukların yaşam hakkının tehlikeye atılıyor
-Kamu bütçesinin tüm çocukların eğitime erişimini sağlamak yerine Maarif Vakfına ve MESEM aracılığıyla sermayeye aktarılması sizin eseriniz! Çocuk emeği sömürüsüne meşru zemin olan MESEM’lerde çocukların yaşam hakkının tehlikeye atılması sizin eseriniz! 14 çocuğun hayatını kaybetmesi, onlarca çocuğun yaralanması sizin eseriniz. 
-Eğitim dışındaki çocuk sayısının %38,4 artarak 612 bin 814’e ulaşması, açıköğretime kayıtlı 327.710 ve MESEM’e kayıtlı yaklaşık 500 binin üzerinde öğrenciyle birlikte 1 milyon 500 binin üzerinde öğrencinin örgün eğitim sistemi dışında kalması senin eserin! 

“Çocukları özellere, tarikat ve cemaat okullarına mahkum ediyorsunuz”
-Kamusal eğitimi niteliksizleştirerek 2012-2013’te 4.664 olan özel öğretim kurumu sayısını, 14.352’ye yükselmek sizin piyasacı anlayışınızın eseri. Milyonlarca yurttaşımızın özel okullara mecbur kalması sizin eseriniz, sizden ve sizin zihniyetinizden, dayatmalarından kaçtıkları için özel okullara yönleniyorlar!
-Deprem bölgesinde yıkılan okulları 1 yıl içinde öncekinden daha iyi yapacağına dair söz verdiniz! Bugün hala çadır ve konteynerlarda eğitimin devam etmesi ve bu nedenle binlerce öğrencinin eğitimden kopması sizin eseriniz! 
-Okul öncesi eğitimi zorunlu eğitim kapsamına almayarak, özellere, tarikat ve cemaat okullarına mahkum ediyorsunuz. Okul öncesi öğretmenlerine dinlenme hakkı vermeden 300 dakika aralıksız çalıştırıyorsunuz! 

Bakan Tekin’e gelişim raporu: “Bir gün okula aç git, günü bir simit bir ayranla geçir”

“Bu enkazın altında çocuklarımızı, geleceğimizi ve kamusal eğitimi bırakmanıza asla izin vermeyeceğiz”
Tüm bu tablonun eser sahibi bellidir: Yusuf Tekin ve onun bağlı olduğu AKP iktidarı! Laik, bilimsel ve kamusal eğitimi hedef alan; çocuklarımızı tarikatlara, eğitim sistemimizi piyasaya teslim eden bu politikalarınızla eserinizle gurur duyuyorsunuz. Ama unutmayın, bu “eser,” eğitimdeki çöküşün, milyonlarca çocuğun ve eğitim emekçisinin mağduriyetinin, toplumun geleceğinin çalınmasının bir sembolü olarak anılacaktır.
Sözde “5 yıldızlı otel” yaptığınız okullarda çocuklar derslere aç giriyor, kaloriferler yanmıyor, temizlik yapacak personel bulunamıyor. Söylediğiniz “1 milyon öğretmen” rakamı, atanmayı bekleyen öğretmenlerin yıllardır çığlık atan seslerini bastıramıyor. “Maarif müfredatı bahane, biat eden nesil şahane!” diyerek sürdürdüğünüz politikalarınızla eğitim sistemini yozlaştırmaya çalışıyorsunuz. Ancak bilmelisiniz ki bu ülkenin aydınlık yüzü olan eğitim emekçileri ve Eğitim-İş, eserinizin karanlığını tarihin çöplüğüne göndermek için kararlıdır!
Yusuf Tekin, bu “eser” sizin imzanızı taşıyor; AKP’nin 23 yılda eğitime yaptığı en büyük kötülüklerin özetini barındırıyor. Ama unutma, tarih sizin bu eserlerinizi de unutmayacak. Eğitim-İş olarak bizler, bu enkazın altında çocuklarımızı, geleceğimizi ve kamusal eğitimi bırakmanıza asla izin vermeyeceğiz.
Bu karanlık tabloda parlayan ışık, Eğitim-İş’in mücadele azmidir! Ne çocuklarımızın geleceğini, ne de eğitim emekçilerinin haklarını sizin “eser”lerinizin karanlığına teslim edeceğiz!
Eğitim-İş olarak, Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında; daha eşit, adil ve özgür bir eğitim sistemi için kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü bu mücadele, sadece bugünün değil, yarınlarımızın da sorumluluğudur. Eğitim; ne cemaatlerin, ne piyasanın, ne de biat kültürünün esiri olmayacaktır!
Eğitim, çağdaş bir toplumun en güçlü teminatıdır ve biz bu teminatın yılmaz savunucuları olmaya devam edeceğiz!” 

“Bir gün okula aç git, suyu musluktan iç”
“Gelişim raporunda” ise Bakan Tekin’den bir okul öncesi eğitim kurumunda 50 dakika üzerinden kesintisiz 6 etkinlik saati eğitime katılması, bir organize sanayi işletmesinde haftada 6 gün 08.00 – 22.00 saatleri arasında işçi olarak çalışması, bir gün okula aç gitmesi, günü simit ve ayranla geçirmesi yanı sıra suyu musluktan içmesi önerilerinde bulunuldu. Bu önerilerin yer aldığı rapor, basın açıklaması sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı önüne bırakılırken, okul öncesi öğretmenler için toplanan imzalar Bakanlık yetkililerine teslim edildi.

]]>
Eğitim-İş: “22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu” https://yenidunya.org/emek-gundemi/31606/egitim-is-22-yilda-20-bine-yakin-koy-okulunun-kapisina-kilit-vuruldu/ Sat, 14 Dec 2024 08:42:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=31606 Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bakan diyor ya, ‘Cumhuriyet’in ilk yıllarında camilerin kapısına kilit vuruldu ve adeta ahıra çevrildi’ diyor. Bunu Milli Eğitim Bakanı söyledi. Bunun yalan olduğunu emin olun kendisi de biliyor. Buna bu ülkedeki hiçbir yurttaş da inanmıyor. Ama şunu da herkes çok iyi biliyor ki; 22 yıllık siyasi iktidarınızda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu” dedi.
Eğitim-İş Malatya Şubesi tarafından Malatya Büyükşehir Belediyesi Nikah Sarayı’nda ‘Dayanışma yemeği’ programı düzenlendi. Programa Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Yunus Millioğulları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile öğretmenler katıldı.

“Toplumun bütün kesimleri ekonomik yoksulluk içerisinde”
Programda konuşan Eğitim-İş Malatya Şubesi Başkanı Hüseyin Kara, şunları söyledi:
“Eğitim-İş kurulduğu günden bu yana bütün eğitim emekçilerinin gönlündeki sendika. Yani biz okullara, öğretmenler odasına gittiğimizde arkadaşlarımız, ‘Sendikacılığı siz yapıyorsunuz, iyi ki Eğitim-İş var’ diyorlar ama çeşitli gerekçelerle sendikaya üye olma imza atma konusunda tereddüt gösteriyorlar. Biz o nedenleri biliyoruz. Ama şunu duymak çok güzel, sendikası ne olursa olsun, sendikacılığı Eğitim-İş’in yaptığını söyleyen eğitim emekçisini görmek bizi mutlu ediyor. Elbette ki niteliğin yanında nicelik de gerekir. Çünkü yasa diyor ki; ben muhatap olarak karşıma sayısı en fazla olan sendikayı alıyorum diyor. Onun için önemli. Ama bugün sayısı en yüksek olan ve işverenle masaya oturan sendikanın sendikacılık yapmadığını, adeta siyasi iktidarın memur kolları gibi çalıştığını hepimiz biliyoruz. Yoksa bugün eğitim emekçileri özlük haklarıyla, ekonomik haklarıyla, sosyal haklarıyla çok daha farklı yerde olurdu. Fakat bugün toplumun bütün kesimleri ekonomik yoksulluk içerisinde. Ama öğretmenler yaptıkları görev nedeniyle hiç hak etmedikleri bir ücrete çalışıyorlar. Bunun bir an önce düzelmesi ancak Eğitim-İş’in yetkiyi alıp, gerçek bir sendika olarak işverenin karşısına oturması ile mümkün olacaktır.”

”Her 3 çocuktan biri okulda açlık ve susuzlukla karşı karşıya”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Çok büyük acı yaşadı bu ülke. Ama bu acının sebebini aslında hepimiz biliyoruz. Doğal bir afetin felakete dönüşmesinin sebebi bu kadar çok canımızı kaybetmenizin sebebi; aslında merkezine insanı, yaşamı koymayan politikaların mimarları… Bölgeyi birçok kez ziyaret ettik. 1’inci yılında tekrar ziyaret ettik. 2’inci yılında tekrar ziyaret ediyoruz. Hala birçok şeyin değişmediğini görüyoruz. Bakın Türkiye, OECD verilerine göre, eğitimde eşitsizliğin en çok yaşandığı ülke. 22 milyon çocuğun yaklaşık 7 milyonu derin bir yoksulluk altında. Her 3 çocuktan birinin okulda açlık ve susuzlukla karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Sağlıklı beslenemeyen çocukların sağlıklı bir şekilde yetişmesini bekleyebilir miyiz? Bu nedenle ben diyorum ki; ortada gerçekten bir devlet aklı yok. Ortada bir devlet aklı olsa en önemli yatırım eğitim olur. Malatya’ya geldik, sayın başkanım anlattı birde biz görelim dedik. Gerçekten biz utandık. Ama Millî Eğitim Bakanlığı’nı yönetmekle sorumlu olanlar, o tablodan utanmıyorlar. 3 binin üzerinde çocuk konteynerlerin içerisine sıkıştırılmış, öğretmenlerin ellerini sıktık öğretmenlerin elleri buz gibi. Güya ısıtıcı koymuşlar; ısıtıcı bir yan sınıfta çalışıyor diğer yan sınıfta çalışmıyor. Isıtıcıyla da ne kadar ısınabilirsiniz? Bir tane lavabo kullanmaya çalışıyorlar, 70’in üzerinde öğretmen. Cumhuriyetin 100. yılı okulların durumu, eğitimin durumu.

Eğitim-İş: "22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu"

’20 bin koy okulu kapandı”
Hatay’a gittim, Hatay’da bir tane sağlam bina varmış, ona da emniyet müdürlüğü el koymuş. Anadolu lisesi yazıyor, altında da emniyet müdürlüğünün tabelası var. Bir tane çalışmayan gemi bulmuşlar. Bir yandaşın herhalde boş kalmasın diye pansiyonlu okulu gemiye taşımışlar. Sizin de Malatya’da yaşadığınız o kadar çok örnek var. Deprem sonrası eşitsizliğin daha da derinleştiği eğitim ortamını sizler de görüyorsunuz. Bakan diyor ya, ‘Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında camilerin kapısına kilit vuruldu ve adeta ahıra çevrildi’ diyor. Bunu Milli Eğitim Bakanı söyledi. Bunun yalan olduğunu emin olun kendisi de biliyor. Buna bu ülkedeki hiçbir yurttaş da inanmıyor. Ama şunu da herkes çok iyi biliyor ki; 22 yıllık siyasi iktidarınızda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu. 20 bin köy okulu kapandı.

”Temizleyemediğiniz okullar adeta ahıra çevrildi”
Cumhuriyet’in 100 yılı devirdiği bu dönemde temizlemediğiniz, temizleyemediğiniz okullar adeta ahıra çevrildi. Asıl siz bununla utanın diyorum. 100 yıllık cumhuriyetin kurumlarında oturuyorsunuz, yarattığınız ortam bu. Bugün, bu ülkede eğitim çalışanları, yoksulluk sınırı altında bir ücretle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Büyük şehirlerde birçok öğretmen arkadaşımız, inanın kirasını ödeyemediği için, oradan gidebilmenin yolunu ya da ek iş yapmak zorunda kalıyor. Ne diyorduk başarılı olan tek lider diyor ki; ‘Bir toplumun uygarlık düzeyi öğretmene verdiği değerler ölçülür’ hem ‘Geleceğin mimarı, geleceği yetiştir’ diyeceksin bir milyon atanmayan öğretmeni dışarıda bırakacaksın, 200 bin özel sektörde ne kadar ücret aldığı belli olmayan, güvencesiz çalışma ortamına mahkûm bırakacaksın, 100 bine yakın ücretli öğretmen çalıştıracaksın, güvencesi yok.”

Kaynak: ANKA

]]>