Maduro – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 15 Jan 2026 08:48:10 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Maduro – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Çin Venezuela için ne yaptı? https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33635/cin-venezuela-icin-ne-yapti/ Thu, 15 Jan 2026 08:48:08 +0000 https://yenidunya.org/?p=33635 Trump ya da Macron tarzı içi boş söylevler ve nutuklar atmadan Çin, bir dizi somut ve fiilî adımı hayata geçirmeye başladı. Çünkü Çin, ABD’nin Venezüela petrolünü kontrol altına almayı, Güney Amerika’daki Çin varlığını sınırlamanın ve önlenemez hızla ilerleyen yükselişini durdurmanın bir aracı hâline getirdiğinin farkındaydı.

Çin, doğrudan Amerikan imparatorluğunun “yüzer hattını” hedef alan adımlar attı. Zira Venezüella’ya yönelik saldırı, çok kutuplu dünya projesine ve BRICS grubuna karşı ilan edilmiş bir savaş anlamına geliyordu.

Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırıldığı haberinin yayılmasından sadece birkaç saat sonra, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Daimî Komitesi’ni acil toplantıya çağırdı. Toplantı tam 120 dakika sürdü. Resmî bir açıklama yapılmadı, diplomatik tehditler savrulmadı; fırtına öncesi sessizlik hâkimdi.

Bu toplantı, Çinli stratejistlerin “asimetrik kapsamlı karşılık” olarak adlandırdığı mekanizmayı devreye soktu. Bu, Çin’in Batı Yarımküre’deki ortaklarını hedef alan bir saldırıya verilen cevaptı.

Venezüela, ABD’nin “arka bahçesi” olarak görülen Latin Amerika’da Çin’in ana sıçrama tahtası konumundadır.

Çin’in ilk aşama tepkisi, 4 Ocak sabahı saat 09.15’te başladı. Çin Merkez Bankası, sessizce, Amerikan savunma sanayisiyle bağlantılı şirketlerle yapılan tüm ABD doları işlemlerini geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketler, hiçbir ön uyarı olmaksızın Çin’le tüm işlemlerinin dondurulduğu haberiyle güne uyandı.

Aynı gün saat 11.43’te, dünyanın en büyük elektrik şebekesini işleten Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi, Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı tüm sözleşmeleri kapsamlı bir teknik incelemeye aldığını açıkladı. Bu adım, fiilen Çin’in Amerikan teknolojisinden kopuş sürecini başlatması anlamına geliyordu.

Saat 14.17’de ise, dünyanın en büyük devlet petrol şirketi olan Çin Ulusal Petrol Şirketi, küresel tedarik hatlarını stratejik olarak yeniden düzenlediğini duyurdu. Bu karar, yıllık 47 milyar dolar değerindeki Amerikan rafinerilerine petrol tedarik sözleşmelerinin iptaliyle “enerji silahının” yeniden devreye sokulması demekti.

ABD’nin doğu kıyılarına yönelen petrol sevkiyatları Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Küresel Güney’deki diğer ortaklara yönlendirildi. Bunun sonucunda petrol fiyatları tek bir işlem gününde %23 yükseldi.

Daha da önemlisi, verilen stratejik mesajdı: Çin, tek bir kurşun atmadan ABD’yi enerji açısından boğma kapasitesine sahiptir.

Bir diğer adımda, dünya deniz taşımacılığı kapasitesinin yaklaşık %40’ını kontrol eden Çin Denizcilik Şirketi (China Ocean Shipping Company), “operasyonel rota optimizasyonu” adını verdiği uygulamayı devreye soktu.

Bunun sonucunda Çin gemileri, Long Beach, Los Angeles, New York ve Miami gibi Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı. Çin deniz lojistiğine büyük ölçüde bağımlı olan bu limanlar, konteyner trafiğinin %35’ini bir anda kaybetti.

Bu durum, Walmart, Amazon ve Target gibi büyük şirketler için gerçek bir felakete dönüştü. Zira bu şirketler, Çin’de üretilen malların ABD limanlarına taşınmasında Çin gemilerine bağımlıydı. Tedarik zincirleri saatler içinde kısmen çöktü.

Bu hamlelerin en dikkat çekici yönü, eşzamanlılıklarıydı.

Zincirleme bir etki yaratarak ekonomik darbeyi katbekat büyüttüler.

Bu, kademeli bir tırmanma değil; ABD’nin karşılık verme kapasitesini felce uğratmak üzere tasarlanmış sistemik bir şoktu.

ABD hükümeti bu darbeyi henüz sindirememişken, Çin yeni bir adım attı: Küresel Güney’in seferber edilmesi.

4 Ocak günü saat 16.22’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, İran, Türkiye, Endonezya ve 23 ülkeye daha, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezüela hükümetini tanımayacağını açıkça beyan eden ülkelere derhâl geçerli olacak ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti.

24 saatten kısa bir süre içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. İlk kabul eden Brezilya oldu; onu Hindistan, Güney Afrika ve Meksika izledi. Böylece “fiilen çok kutuplu dünya” kavramı somutlaştı.

Çin, ekonomik teşvikleri bir silah gibi kullanarak ABD karşıtı bir koalisyonu anında oluşturmayı başardı.

“Son dokunuş” ise 5 Ocak’ta geldi: Pekin finansal silahı devreye soktu. Çin’in sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi, Washington’un kontrolündeki SWIFT sisteminden kaçınmak isteyen her türlü uluslararası işlemi karşılayacak şekilde kapasitesini genişlettiğini duyurdu. Bu, Çin’in dünyaya Batı merkezli finans sistemine tam ve işlevsel bir alternatif sunduğu anlamına geliyordu.

Amerikan finans altyapısına bağlı kalmadan ticaret yapmak isteyen her ülke, şirket ya da banka; %97 daha ucuz ve daha hızlı olan Çin sistemini kullanabilir hâle geldi.

Tepki anında ve sarsıcı oldu: İlk 48 saat içinde 89 milyar dolarlık işlem gerçekleştirildi. 34 ülkenin merkez bankası Çin sisteminde operasyonel hesap açtı. Bu da ABD’nin en önemli finansman kaynaklarından birinde dolarizasyonun çözülme sürecinin hızlandığını gösteriyordu.

Teknoloji cephesinde ise, dünya nadir toprak elementleri üretiminin %60’ını kontrol eden Çin, yarı iletkenler ve elektronik bileşenler için hayati öneme sahip bu madenlerin, Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını destekleyen ülkelere ihracatına geçici kısıtlamalar getirdi. Bu karar; Apple, Microsoft, Google ve Intel gibi Amerikan teknoloji devlerinde büyük bir endişe yarattı. Zira bu şirketler temel bileşenlerde Çin tedarik zincirlerine bağımlıydı ve üretim sistemleri haftalar içinde çökme riskiyle karşı karşıya kaldı.

Çin’in her hamlesi, Amerikan imparatorluğunun ekonomik kalbine doğrudan indirilen bir darbe niteliğindedir.

“Çin Venezuela için ne yaptı?” diye soruyor dostlar ve düşmanlar.
Yukarıda anlatılanlar, bu sorunun açık cevabıdır:
Savaş ilan etmeden, Çin harekete geçiyor, etkiliyor ve yeni gerçeklikler dayatıyor.


Kurt Grötsch, Alman akademisyen ve araştırmacı. Nürnberg Üniversitesi’nden doktora, Madrid’den MBA derecesi sahibi. Avrupa ve uluslararası üniversitelerde öğretim üyesi ve konuşmacı. Kültür, iletişim ve yaratıcı endüstriler alanında uzman; birçok kültürel merkez ve kurumun kurucusu. “Çin Kürsüsü” başkan yardımcısı ve Çin Minzu Üniversitesi elçisi.

Kaynak: Kurt Grötsch / https://hseyinvodinal.substack.com/p/cin-venezuela-icin-ne-yapt

]]>
Bolivarcı Devrim’in “Brest-Litovsk anı” https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33605/bolivarci-devrimin-brest-litovsk-ani/ Wed, 07 Jan 2026 13:39:42 +0000 https://yenidunya.org/?p=33605 Çevirmenin notu: Aşağıda okuyacağınız makale, ABD’nin Nicolas Maduro’yu kaçırması ile tetiklenen işgal sürecinde, Bolivarcı Devrim ve devam eden tartışmalara ilişkin bir müdahale niteliğinde. Yazar, nesnel koşulların çok ağır olduğunu hatırlatarak, Venezuela devletinin ve Bolivarcı Devrim’in bir geri çekilme ile karşı karşıya olduğunu savunuyor ve filli lider Delcy Rodriguez hakkında, özellikle Amerikan medyasında dolaşıma sokulan “işbirlikçilik” iddialarının bir “burjuva propagandası” olduğuna işaret ediyor. Devrimin kurumlarının ve Venezuela devletinin ayakta olduğunu, kitlesel bir halk seferberliği ve silahlı bir hazırlık olduğunu hatırlatan yazar, Venezuela’nın “çok kutuplu” dünya gerçeğinden bir fayda sağlamadığının, bu nedenle Küba ve Venezuela’nın anti-emperyalist artçı birlikler olarak korunmasının öneminin altını çiziyor.

Venezuela Devrimi hâlâ ayakta: Trump’ın psikolojik operasyonunu deşifre etmek

Manolo De Los Santos
Peoples Dispatch
5 Ocak 2026

Son 72 saatte yaşanan olaylar, ABD hükümetinin Venezuela’daki Bolivarcı Devrim’e karşı 25 yıldır sürdürdüğü rejim değişikliği operasyonlarında niteliksel bir tırmanışa işaret ediyor. ABD’nin “Mutlak Kararlılık Operasyonu”nu, hedefli bombardıman ve Başkan Nicolás Maduro’nun yasadışı kaçırılmasını gerçekleştirmesi, derin bir kriz anı yaratırken, aynı zamanda derin bir netlik de yarattı. Küresel devrimci güçler için, dezenformasyonu ortadan kaldırmak, nesnel güç dengesini anlamak ve ileriye dönük bir yol çizmek için somut bir analiz gerekli.

ABD askeri müdahalesinin nesnel koşulları

Operasyonun ardından, ABD İmparatorluğu’nun eşsiz askeri yetenekleri hakkında çok konuşuldu. Ancak Marksistler, siyasi güç dengesini anlamakla başlamalıdır. Daha yakından incelendiğinde, Trump yönetiminin bu şekilde bir operasyon yürütmek zorunda kalması, emperyalizmin Venezuela’da, uluslararası alanda ve kendi ülkesinde siyasi zayıflıklarının da kanıtıdır.

Trump rejiminin tam ölçekli bir işgal yerine bu operasyonu gerçekleştirme kararı, örgütlü halk direnişinin gücünün bir kanıtıdır. ABD’nin seçeneklerini kısıtlayan iki temel faktör vardı:

  1. Venezuela’da kitlesel seferberlik: Başkan Maduro’nun Bolivarcı Milisleri kitlesel olarak genişletme çağrısı üzerine sekiz milyondan fazla vatandaş silahlandı. Bu, bölünmemiş Venezuela profesyonel ordusu ile birleşince, herhangi bir kara işgalinin, ABD için kabul edilemez siyasi ve maddi maliyetlerle sonuçlanacak uzun süreli bir halk savaşına dönüşeceği bir senaryo yarattı. Chavismo ve Bolivarcı Devrim için güçlü bir destek tabanı varlığını sürdürüyor. Trump yönetimi, “gerçekçilik” olması gerektiğini söyleyerek bunu zımnen kabul etti. Venezuelalı sağcıların ülkeyi yönetmek için yeterli desteğe sahip olmadığını kabul ettiler.
  2. ABD’deki iç muhalefet: Askeri müdahaleye karşı yaygın kamuoyu tepkisi, Trump’ın kendi tabanının önemli kesimleri de dahil olmak üzere tüm siyasi yelpazeyi kapsıyordu ve bu da büyük çaplı bir müdahaleyi siyasi olarak savunulamaz hale getirdi.

Bu caydırıcı unsurlarla karşı karşıya kalan Beyaz Saray, devrimci devletin başını kesmek için ezici teknolojik ve askeri üstünlüğünü kullanarak, bir bataklığa saplanmaktan kaçınmak için bir baş kesme stratejisine yöneldi. Venezuela devletini yok etmek için bir savaş yerine, 150’den fazla uçak ve seçkin Delta Force birimlerinin katıldığı “cerrahi” bir saldırı kullanmaya karar vererek, bu devletin kalıcı olduğunu zımnen kabul etmiş oldular. ABD, Irak ve Afganistan’da iki başarısız ve maliyetli askeri müdahalenin ardından, en az dirençle karşılaşacağı yolu aradı ve siyasi “ganimet” olarak kullanılabilecek bombalama kampanyaları ve kaçırma eylemlerini tercih etti. Fakat Trump’ın aşırı duygusal tarzı ve Latin Amerika’daki “gambot diplomasisi” dönemlerini anımsatan aşırı agresif askeri taktiklerin altında, rejim değişikliği savaşına kadar gitme konusunda bir isteksizlik de var. Bu, silah zoruyla tavizler almaya zorlayan 19. yüzyıl gangster emperyalizmine bir dönüş; Trump’ın “Venezuela’yı yönetmek” ile kastettiği şey aslında budur.

Güç asimetrisi ve “ihanet” sorunu

Venezuela halkı, partisi ve devleti, merkezi olmayan bir halk direniş savaşıyla ABD’nin tam ölçekli bir işgaline karşı koymaya hazır olsa da, şu anda hiçbir ülke, ABD’nin gerçekleştirdiği gibi ezici ve acımasız bir özel operasyonun gücünü engelleyecek hazırlığa veya kapasiteye sahip değildir. Hiçbir ülke, ahlaki olarak ne kadar haklı, halkın desteğini ne kadar arkasına almış veya askeri olarak ne kadar yetenekli olursa olsun, şu anda bu açıdan ABD savaş makinesinin yoğun, yüksek teknolojili ölümcül gücüyle boy ölçüşemez. Koordineli kitlesel bombardıman, iletişim, elektrik ve hava savunma sistemlerinin devre dışı bırakılması ve ardından Başkan Maduro’nun güvenli konutuna yapılan baskın, bu asimetrik gücün bir uygulamasıydı. Venezuela güçleri ve Küba enternasyonalistlerinden oluşan güvenlik ekibinin kahramanca direnişi, 50 kişinin ölümüne yol açtı ve bu, önceki tüm iddialara rağmen, bunun bir “teslimiyet” değil, bir savaş eylemi olduğunu doğruladı.

Bu, mevcut aşamada çok kutupluluğun Küresel Güney devletlerinin egemenliğini korumak için bir mekanizma olarak hizmet edebileceği fikrini açıkça çürütmektedir. Dünyanın en büyük askeri bütçesine, en geniş askeri üs ağına ve teknolojik üstünlüğüne sahip olan ABD, askeri güç alanında tek kutuplu hegemonyasını yeniden tesis etmiştir.

Ardından gelen psikolojik savaş operasyonu, devrimci liderlik içinde, özellikle de Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’i hedef alarak “ihanet” veya “vatana ihanet” iddialarıyla bölünme yaratmaya çalışmıştır. Bu anlatı herhangi bir kanıt içermiyor, tamamen yanlış görünüyor ve aynı zamanda ABD askeri stratejisi ve psikolojik operasyonlarında klasik bir taktiktir.

Rodríguez ailesinin devrimci kimliği mücadelelerle şekillenmiştir. Marksist-Leninist bir örgüt olan Sosyalist Birlik’in lideri olan babaları Jorge Antonio Rodríguez, 1976’da Punto Fijo rejimi tarafından işkence gördü ve öldürüldü. Hem Delcy hem de kardeşi Jorge (Ulusal Meclis Başkanı) sosyalizm için yürütülen gizli ve kitlesel mücadelenin bu geleneğinden yetişmiştir. Başkan Maduro da aynı örgütün kadrosundaydı. Aralarında ihanet ya da korkaklık ya da fırsatçılıktan kaynaklanan teslimiyet olduğunu öne sürmek, kırk yıllık ortak siyasi oluşum, zulüm ve acımasız emperyalist saldırganlık altında liderlik ve devrimci liderliklerinin sınıf karakterini görmezden gelmektir.

Bolivarcı Devletin direnci ve geri çekilme taktiği

Hemen ardından, Venezuela devleti köklülüğünü ve istikrarını gösterdi. On yıllardır ABD’nin çöküşünü ilan eden propagandasının aksine, siyasi ve anayasal komuta zinciri bozulmadan kaldı. Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez, Diosdado Cabello (İçişleri Bakanı), Vladimir Padrino (Savunma Bakanı) ve PSUV [Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi] ile silahlı kuvvetlerin çekirdek liderliği, kurumları istikrara kavuşturmak, kitleleri protesto için harekete geçmeye çağırarak kamusal alanı geri kazanmak ve Başkan Maduro’dan hayatta olduğuna dair kanıt talep etmek için çaba gösterdi. Trump başlangıçta ABD’nin “ülkeyi yöneteceğini” iddia etse de, Marco Rubio bu iddiayı geri çekmek zorunda kaldı. PSUV liderliğinin işlevsel sürekliliği, bu retorik geri çekilmeyi zorunlu kıldı. Geçici lider olarak görev yapan Delcy Rodríguez, ABD’nin söylemine şu şekilde karşılık verdi: “Bu ülkede tek bir başkan var ve onun adı Nicolás Maduro Moros… Bir daha asla hiçbir imparatorluğun kolonisi olmayacağız.” Aceleci geri adımında Rubio, özenle seçtikleri muhalefet figürü María Corina Machado’yu kamuoyunda itibarsızlaştırmaya kadar gitti ve böylece Bolivarcı devleti tek yönetim organı olarak fiilen tanıdı.

Caracas’tan gelen ve ABD ile diyalog ve müzakere çağrısı yapan sonraki açıklamalar, teslimiyet olarak değil, baskı altında geri adım olarak anlaşılmalı. Nesnel koşullar ağır. Arjantin, Paraguay, Ekvador, El Salvador, Peru ve Bolivya’da sağın yükselişi ve Brezilya, Kolombiya ve Meksika’daki ilerici hükümetlerin tereddütleri, Venezuela’nın Latin Amerika’da siyasi izolasyonla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Rusya ve Çin’deki müttefik hükümetlerden aldığı maddi ve siyasi destek, ABD emperyalizmini bir başka saldırıdan caydırmak için açıkça yeterli değil. Devam eden deniz ablukası ve ABD’nin daha fazla askeri harekatının oluşturduğu varoluşsal tehdit, en önemli zorluklar olmaya devam ediyor.

Trump, 3 Ocak’taki ilk açıklamasında, Delcy Rodriguez’in ABD ile işbirliği yapmaya ve taleplerini karşılamaya istekli olduğunu ima etti. Sol kesimden bazıları ona inandı ve bunu Delcy’nin teslim olduğunun bir işareti olarak yorumladı. Aynı gün yaptığı basın toplantısında, Venezuela’nın egemenliğini ve Maduro’nun serbest bırakılması da dahil olmak üzere ABD’ye yönelik taleplerini yeniden teyit etti. Ertesi gün Delcy, parti liderliği ve hükümet bakanlarının katıldığı bir toplantıyı yönettikten sonra –bu toplantıda partinin, kitlelerin ve ordunun birliği yeniden teyit edildi– açıkça Trump ve ABD hükümetine yönelik bir mesaj yayınladı. ABD hükümetini, egemenlik ve eşitlik şartlarında Venezuela ile barış ve kalkınma için işbirliği yapmaya çağırdı. Bu, ihanet veya teslimiyet olarak yorumlanmamalı. Aslında bu açıklama, Maduro’nun son üç ayda ve ABD ile gerginliğin sürdüğü yıllar boyunca yaptığı tüm açıklamaları yansıtıyor. Maduro, topyekûn bir savaşı önlemek için sürekli olarak diplomasi ve müzakere çağrısında bulunmuş ve Venezuela’nın petrol ve maden kaynakları için ABD ile kapsamlı iktisadi anlaşmalar müzakere etmeyi teklif etmişti. Venezuela devleti, Maduro’nun kaçırılmasının ardından bu tür anlaşmaları imzalaması halinde, bu bir ihanet olarak değerlendirilemez.

1918’de Lenin ve Bolşevikler, yeni kurulan Sovyet Cumhuriyetini yok olmaktan kurtarmak için emperyalist Almanya’ya geniş topraklar veren Brest-Litovsk Antlaşmasını imzaladılar. Lenin, partisindeki “sol komünistler” tarafından devrimi satmakla suçlandı, fakat o, böyle bir uzlaşmayı, hayatınızı kurtarmak için cüzdanınızı “silahlı bir haydut”a vermekle karşılaştırdı. Bu taviz, onu “vatana ihanet”le suçlayan Sol Sosyalist Devrimcilerle ittifakın bozulmasına yol açtı. Sol Sosyalist Devrimciler, Bolşevik hükümetine karşı silahlı mücadele başlattılar ve Eylül 1918’de Lenin’e “devrime ihanet” suçlamasıyla suikast girişiminde bulundular ve onu ağır yaraladılar. İki ay sonra Almanya teslim oldu ve Sovyet Cumhuriyeti, Brest-Litovsk’ta kaybettiği tüm toprakları geri aldı.

Bugün Venezuela, benzer bir “Brest-Litovsk anı” ile karşı karşıya. Sağcı bölgesel hükümetler tarafından izole edilen ve neredeyse tam bir abluka ile karşı karşıya kalan devrimci çekirdek, devletin gelecekteki mücadelenin arka cephesi olarak hayatta kalmasını önceliklendiriyor. Bu bağlamda, PSUV ve Venezuela hükümetinin önceliği devrimci devlet iktidarının korunması. Merhum Komutan Hugo Chávez, 1992 isyanının başarısızlığının ardından şöyle demiştir: “Yarın ilerlemek için bugün geri çekilmeliyiz.” Bu, siyasi alan kazanmak ve tamamen yok edilmeyi önlemek için, iktisadi alanda diğer geçici tavizlerin yanı sıra, ABD şirketlerinin ABD’nin çıkarlarına büyük ölçüde fayda sağlayan koşullar altında Venezuela’nın petrol üretiminde daha fazla pay ve erişim elde etmesine izin veren ABD hükümeti ile açık müzakereler yapmayı gerektirebilir. Amaç, Küresel Güney’de sosyalist güçlerin geri çekilme döneminde Venezuela ve Küba’yı sosyalizm ve anti-emperyalizm için vazgeçilmez artçı üsleri olarak korumaktır.

Trump zafer ilan ediyor, “kontrol bizde” diyor. Bunu esas olarak iç siyasi amaçlarla yapıyor. Fakat bu, gerçeği değiştirmiyor. Gerçek bir rejim değişikliği gerçekleştiremeyen Trump, esasen sözlerle “rejim değişti” diye yanlış bir beyanat veriyor. New York Times ve diğer kurumsal medya kuruluşları, Trump’ın Delcy Rodriguez’i “uysal” olduğu için “seçtiği” yönündeki anlatısını destekleyen yanıltıcı manşetler ve makaleler yayınlıyor. Hiçbir sosyalist, burjuva propagandasını kabul ederek refleksif bir tepki vermemelidir.

Devrim ağır bir darbe aldı, fakat devlet iktidarı üzerindeki etkisi devam ediyor. Önümüzdeki dönem, devrimin uyumunu ve stratejik yaratıcılığını sınayacak olsa da, devrim büyük krizleri yönetme ve aşma konusunda sürekli olarak olağanüstü bir yetenek sergilemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bizim rolümüz, İmparatorluğun planlarına karşı iç muhalefeti büyütmeye devam etmek, dezenformasyon kampanyalarına karşı koymak ve güç dengesini değiştirmek için üzerimize düşeni yapmak, böylece Küresel Güney’in devrimcileri tehdit ve baskıdan uzak, kendi yollarını çizebilecekleri bir alana sahip olabilsinler. Devrim bir kişi değildir; devrim, toplumsal bir süreç ve kitlesel bir olgudur. Başkan Maduro, New York’ta bir hapishane hücresinde tutuluyor, fakat Bolivarcı proje, Caracas sokaklarında ve Miraflores Başkanlık Sarayında varlığını sürdürüyor.

Kaynak: Erman Çete / Harici

]]>
Maduro: “Filistin halkına yönelik soykırımı durdurun” https://yenidunya.org/dunya/28786/maduro-filistin-halkina-yonelik-soykirimi-durdurun/ Tue, 16 Jan 2024 08:55:35 +0000 https://yenidunya.org/?p=28786 Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Filistin’e yönelik ‘soykırıma’ son verilmesini ve Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmasını talep ederek bu devletin vatandaşlarının barış içinde yaşama hakkına sahip olduğunun altını çizdi.

‘Filistin için yaşam’
Maduro yıllık ulusa sesleniş mesajının sunumu sırasında yaptığı konuşmada şu sözleri kaydetti: “21. yüzyılda işlenen en büyük ve en korkunç suç karşısında nasıl sessiz kalabiliriz, sessiz kalamayız. Venezüella Filistin halkına karşı soykırımı durdurmak, Gazze’de ateşi kesmek, bombalamayı durdurmak, cinayetleri durdurmak ve ‘Filistin için yaşam’ demek için kendi sesiyle konuşmaya devam edecektir.”

‘İsrailliler savaşı durdurun yürüyüşleri yapıyor’
İsrail vatandaşlarının bir bölümünün Filistin’e karşı savaşın durdurulmasını talep etmek üzere Tel Aviv’de harekete geçtiğine dikkat çeken Maduro, “İsrail’de Filistin halkıyla dayanışma içinde olan fikir akımlarının yükseldiğini biliyorum. Kısa süre önce Tel Aviv’de İsraillilerin savaşı durdurun pankartlarıyla büyük yürüyüşler yaptığını gördük” dedi.
Maduro ayrıca Venezuela Ulusal Meclisini Filistin’e yönelik ‘soykırımı’ sona erdirmek için daha fazla adım atmaya çağırdı.

İsrail soykırım davası
Venezuela, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Gazze Şeridi’nde soykırım işlediği suçlamasıyla İsrail aleyhinde Uluslararası Adalet Divanında (UAD) açılan davayı ilk destekleyen ülkelerden biri olmuştu.
Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar, bu tür davalarda kanıtlanması en zor olan, İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik “soykırım niyeti” konusunu ele alarak, “İsrail’in siyasi liderleri, askeri komutanları ve resmi görevlerdeki kişiler sistematik olarak ve açıkça soykırım niyetlerini beyan ettiler.” ifade etmişlerdi.
Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar, Divan’a yaptıkları konuşmalarda, İsrail’in Gazze’deki Filistinlilerin “toplu katliamını” da içeren Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesini ihlal ettiğini, “Gazze’deki Filistinliler nereye giderse gitsinler pervasız bombalara maruz kalıyorlar.” demişlerdi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Filistin topraklarına yaptığı saldırılarda katledilenlerin sayısı 24 bin’i geçti, yaralıların sayısı 61 bin’e yaklaştı.

]]>