Kavel – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Sat, 31 Jan 2026 09:11:21 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Kavel – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Türkiye işçi sınıfı tarihinin mihenk taşları: Güç veren miras, gelenek yaratan grevler https://yenidunya.org/emek-gundemi/33733/turkiye-isci-sinifi-tarihinin-mihenk-taslari-guc-veren-miras-gelenek-yaratan-grevler/ Sat, 31 Jan 2026 09:11:19 +0000 https://yenidunya.org/?p=33733 Türkiye işçi sınıfı tarihi, yasak ve baskılara karşı direnişle yazıldı. Kavel’den Paşabahçe’ye, Zonguldak’tan TEKEL’e mücadeleler, grevi gelenek haline getirdi. Bugün süren direnişlerin arkasında bu tarihsel mirasın gücü yatıyor.

Ülkede işçi sınıfı tarihi, büyük ölçüde yasaklara, ertelemelere ve baskılara karşı verilen fiili mücadelelerin ve grevlerin tarihi olarak şekillendi. Kavel’den motokuryelere uzanan bu hat, grevin yalnızca bir hak değil, aynı zamanda kazanılan bir gelenek olduğunu ortaya koyuyor. Cumhuriyet’ten öncesine uzanan grevler, Türkiye’de bir asrı aşan varlıklarıyla kök saldı.
Grev hakkı ve emek mücadelesi, her türden baskıya, yasaklamaya ve zorlamaya rağmen işçi sınıfının inadı ve kararlılığıyla şekillendi. Bugün “gelenek” olarak anılan, mirasıyla içinde bulunduğumuz tarihi örgütlenme ve direniş biçimlerini etkileyebilmiş birçok direniş yaşandı. Bunlar yalnızca ücret ya da çalışma koşulları için değil, grev hakkının kendisi için de birer mücadele niteliğindeydi. Mirasıyla bugün de Türkiye işçi sınıfına yol gösteren direnişler de “Gelenek yaratan grevler” olarak anılıyor.

Bugün 60’ncı yıldönümü olan Paşabahçe Grevi, işçi sınıfının toplumsal gücünü bir kez daha ortaya koyarak DİSK’in kuruluşuna giden yolun ilk adımlarından olarak anılıyor.
31 Ocak 1966’da 2 bin 500 cam işçisi taleplerini kabul ettirmek ve toplu sözleşme imzalamak için greve başladı. Paşabahçe işçileri dayanışmayla güçlenirken patronlar da örgütlü saldırılarıyla hak mücadelesini baskılamaya çalıştı. Türk-İş bürokrasisinin, işçinin sözünün aksine “bittiğini” ilan ettiği grev, fiili olarak devam etti. Son sözü işçinin söylediği grev, sendika bürokrasisine rağmen emeğin söz sahipliğini gösterdi ve DİSK’in kuruluşunu hızlandırdı. Türk-İş’in “İhanet içinde” olduğunu söyleyen sendikaların oluşturduğu Dayanışma Komitesi, bugün DİSK’in kurucularından bazıları olarak anılıyor.

Grevin en önemli özelliklerinden biri, işçi sınıfının dayanışmayla ne kadar güçlü olabileceğini kendine ispatlaması oldu. Paşabahçe işçileri, neredeyse her işkolundan, sayıları on binleri bulan, örgütlü ve bazıları da örgütsüz bırakılmış işçilerin dayanışmasıyla ayakta kaldı. Bugün işçilerin hakları için direndiği Migros’ta, o gün çalışan işçiler de bu dayanışmaya dahildi. İşçiler, İş Bankası ve CHP ortaklığındaki Paşabahçe’de hak mücadelesini, eşi görülmemiş bir boykotla birleştirdi. Binlerce işçi İş Bankası’ndaki tüm mevduatlarını çekince, her dönem araları sıkı olan patron-iktidar bloku panikle hareket etti. Bakanlar Kurulu grevi yasakladı, patron gazetelere ilanlar verdi ve Türk-İş de Dayanışma Komitesi’ndeki Petrol-İş, Kristal-İş, Maden-İş ve İstanbul Basın-İş sendikalarını faaliyetleri durdurma ile ‘cezalandırdı’. Buradan çıkan irade, Lastik-İş gibi sendikalarla birleşerek DİSK’i kurdu.

Üretimden gelen gücün sonuna dek kullanıldığı Paşabahçe’den geriye dayanışmayla büyüyen irade ve işçi sınıfının sendikacılığı miras kaldı.

Türkiye işçi sınıfı tarihinin mihenk taşları: Güç veren miras, gelenek yaratan grevler

Yasaklar mücadeleyle birer birer aşıldı
Paşabahçe’den 3 yıl önce yasaları değişterecek etki gücünü yaratan Kavel Grevi’ydi. Örgütlenme ve grev hakkının önünde, Osmanlı’nın son dönemlerinden beri duran kanuni yasaklar, Kavel’de zaferle değiştirildi. 1963’teki Kavel Grevi, ülkede grev geleneğinin mihenk taşlarından oldu. Grev hakkının yasal olmadığı bir dönemde Kavel Kablo işçilerinin başlattığı fiili grev, hem kazanımla sonuçlandı hem de grev hakkını tanıyan yasal düzenlemelerin de önünü açtı. Kavel, döneminde ülkede “hakların mücadeleyle kazanıldığı” fikrinin somut örneği oldu.

1970’teki 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, 2 güne tarih sığdıran bir genel grev sayıldı. Sendika seçme hakkını kısıtlayan yasaya karşı gerçekleşen direnişle işçi sınıfı siyasal bir özne olduğunu göstererek Anayasa Mahkemesi’nin düzenlemeyi iptal etmesini sağladı.

1970’ler boyunca süren MESS metal grevleri, sanayi işkolunda uzun soluklu, örgütlü grev geleneğini yarattı. Dayanışma, işkolu bilinci ve sınıf disiplini güçlendi. 12 Eylül darbesi bu birikimi tasfiye etmeyi hedef aldı. İşveren örgütü TİSK’in başkanı Halit Narin’in, “Bugüne kadar işçiler güldü şimdi gülme sırası bizde” diyerek alkışladığı darbe güçlenen işçi hareketini baltalamayı hedefledi.

1989-1991 Bahar Eylemleri, 12 Eylül sonrası bastırılan grev geleneğinin yeniden canlanmasını sağladı. Kamu işçilerinin grev, iş yavaşlatma ve kitlesel yürüyüşleri, hem sendikal mücadelenin geri dönüşünü hem de kamu emekçilerinin sendikacılığının önünü açtı.
1990-91 Zonguldak Madenci Grevi ve Ankara Yürüyüşü, üretimin durdurulmasıyla birlikte on binlerce madencinin başkente yürümesiyle grev tarihine geçti. Madenciler, emek mücadelesinin toplumsal meşruiyetini genişletti.

2009-2010 TEKEL Direnişi, klasik grev biçimlerinin ötesine geçerek uzun süreli fiili direniş ve mekân işgalini merkezine aldı. Özelleştirmelere, güvencesiz çalışmaya karşı verilen mücadele, kamusal alanda kalıcı direniş geleneği yarattı.
Smart Solar, Temel Conta gibi işyerlerinde emekleri sömürülen kadınlar, yurdun dört yanından inşaat işçileri, en büyük patron örgütlerine karşı ayağa kalkacak cesarete sahip metal işçileri, yaşamlarını emekleri ile kazanmış emekliler, İzmir’den Van’a dayanışmayla büyüyen zincir marketlerin depo işçileri, güvencesizliğe karşı ayağa kalkan kuryeler, MESEM’lerde devlet eliyle işçileştirilen çocuklar, özelleştirmelerle yaşamları tehdit edilen madenciler; her birinin grev ve eylemleri bu mihenk taşlarından gelen tarihsel birikim ve yol gösterici mirastan güç alıyor.

Kaynak: BirGün

]]>
‘Metal fırtına’ https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33223/metal-firtina/ Tue, 14 Oct 2025 15:15:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=33223 Türkiye’nin emek tarihinde metal emekçilerinin çok ayrı bir yeri vardır. İşçi sınıfının mücadele tarihinin en önemli sayfalarını, metal emekçilerinin başını çektiği mücadeleler oluşturur. Birçok önemli grevin ve direnişin altında, onların emeği, alın teri, sınıf bilinci ve mücadele azmi vardır.

Bunun elbette çok değişik nedenleri var. Ama bizce en önemli neden metal işkolunun taşıdığı özelliklerdir. Bu işkolu görece en nitelikli ve eğitimli emekçileri barındırır. Çünkü yapılan üretimin nitelikleri de bunu gerektirir. Bu bağlamda, metal-maden işkolu da doğrusu “metal fırtına” kavramını sonuna kadar hak eder.

KAVEL’DEN GÜNÜMÜZE

Metal işçilerinin mücadeleleri nice romanlara, öykülere ve şiirlere konu olmuştur. Bunlardan en çok bilineni ve unutulmayanı da ünlü Kavel direnişidir. Ne zaman emek mücadelesinden söz açılsa, bizim de belleğimizde o anlamlı dizeler ses bulur. Şiirin coşkusu adeta bir çağlayan olup bilincimizden yüreğimize akar…

Emeğin ölümsüz şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil, ne de güzel anlatır dizelerinde Kavel direnişini: “İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim./Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada,

Güneşe karışmadıkça etim/Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim…”

KEMAL TÜRKLER VE MADEN-İŞ

Metal işçilerinin mücadele tarihinde, DİSK’in kurucu genel başkanı Kemal Türkler’in ve yine DİSK’i oluşturan sendikaların en önde geleni Maden-İş’in önemli payı vardır. Bilindiği gibi 12 Eylül öncesi dönemde Türkler, faşist katiller tarafından vurularak öldürülmüştü.

Biz Kemal Türkler’i ilk kez İbrahim Güzelce ile birlikte, 1975 yılı eylülünde, DİSK tarafından İzmir Cumhuriyet Alanı’nda düzenlenen “Demokratik Hak ve Özgürlükler Mitingi”nde görmüş ve dinlemiştik. Sonra da hemen her yıl kitlesel 1 Mayıs kutlamalarında can kulağıyla dinledik. Onun emek ve emekçi açısından ne denli önemli bir sendikal önder olduğuna, eski bir DİSK üyesi olarak hep tanık olduk. Bizce, 15-16 Haziran ve DGM direnişleri başta olmak üzere geçmişteki birçok emek hareketinin öncüleri metal işçileri, Maden-İş ve Kemal Türkler’di.

‘…SIRA MESS’TE’

DİSK’in öncülüğünde, 1976 yılında, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne (DGM) karşı yapılan direnişin başarıya ulaşmasında metal işçileri ve onların örgütleri önemli rol oynamıştı. Ülkemizde siyasal bir konuda işçi sınıfı ön almış, ağırlığını koymuş ve sonuca ulaşmıştı. Emek ve demokrasi güçleri için tehlike olarak görülen DGM’ler engellenmişti.

Emek hareketinin ve metal işçilerinin o yıllardaki bir başka büyük mücadelesi de işkolu düzeyinde MESS’e karşı verilen hak mücadelesiydi. O yılların unutulmaz “DGM’yi ezdik, sıra MESS’te” belgisi, hâlâ belleklerdedir. Hiç unutmam, o dönem, yaşadığımız kent İzmir’in birçok emekçi semtinde ve ülkenin daha pek çok yerinde, grevci işçilerle dayanışma etkinlikleri yapılmıştı.

GÜNÜMÜZDE METAL İŞKOLU

Bütün bunları yeniden anımsamamıza ve ülkemizin emek tarihinde neredeyse yarım asra uzanan bir zaman yolculuğu yapmamıza, bugünlerde metal işkolunda yaşanan gelişmeler neden oldu. Metal işçileri yine zorlu bir sözleşme dönemine hazırlanıyor. MESS ile işkolunda örgütlü sendikalar arasında başlayan görüşmeler 155 bin işçiyi kapsıyor. İşçileri aileleri birlikte düşündüğünüzde konunun önemi ve büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

Günümüzde artık Maden-İş yok. Onun mücadele geleneğini DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası sürdürüyor. Önceleri bu gelenek Otomobil-İş’te temsil ediliyordu. Ancak günümüzde metal işkolundaki işçilerin büyük bölümü TÜRKİŞ’e bağlı Türk Metal Sendikası’nda örgütlü bulunuyor. Türk Metal Genel Başkanı Uysal Altundağ ile Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, sendikal ortaklaşmaya ve dayanışmaya dikkat çekiyorlar.

METAL İŞÇİSİNİN TALEPLERİ

Daha önce yapılan kamu sözleşmelerinde zam oranları çok düşük kalmıştı. Ayrıca memur ve emekli maaşlarında yapılan artışlar da beklentilerin çok altındaydı. Bu nedenle metal işkolundaki sendikalar ve işçiler, çıtayı mümkün olduğunca yükseğe koymaya çalışıyorlar. Emeklerinin ve alın terlerinin karşılığını almak istiyorlar. Taleplerinin makul olduğunu vurguluyorlar.

Türkiye sanayisinin kalbi sayılabilecek fabrikaları içeren metal işkolu sözleşmesi görüşmelerinde, işkolunun ve üretimin özelliklerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz. Metal işçilerinin günümüzde gerçekten “metal fırtına” olup olmadığını ya da bu tanımı hak edip etmediklerini; sözleşme sürecinde hep birlikte göreceğiz.

Kaynak: Mehmet Şakir Örs / Cumhuriyet

]]>