ILO – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Thu, 15 Jan 2026 09:47:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.8 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png ILO – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 ILO: 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/33641/ilo-284-milyon-isci-asiri-yoksulluk-icinde-yasiyor/ Thu, 15 Jan 2026 09:45:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33641 ILO 2026 raporuna göre, 284 milyon işçi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor, küresel işsizlik ise yüzde 4,9 ile sabit. Kadınlar ve gençler iş gücüne erişimde hala ciddi dezavantajlarla karşı karşıya.

ILO “2026 İstihdam ve Sosyal Eğilimler Raporu” yayımlandı.
Raporda, “2015 ile 2025 yılları arasında, aşırı yoksulluk içinde yaşayan işçilerin oranı 3,1 puan azalarak yüzde 7,9’a gerilemiştir. Bu da 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk içinde, yani günde 3 ABD dolarından daha az gelirle yaşadığı anlamına geliyor” tespitine yer verildi.
Raporda, küresel işsizlik oranının sabit kalmasına rağmen, insana yakışır ve kaliteli işlere yönelik ilerlemenin durduğu kaydedildi. Gençler ve kadınlar için devam eden zorluklara işaret edilen raporda, yapay zeka ile ticaret politikasındaki belirsizliğin iş gücü piyasalarını daha da zayıflatabileceği kaydedildi. Bölgelere göre istihdam ve sosyal trendlere yer verilen raporda, ticaret ve istihdamdaki değişen eğilimler değerlendirildi.

İşçilerin yüzde 68’i yoksulluk içinde
Raporun özet bölümündeki “İstihdam kalitesindeki gelişim durdu” başlığı altında, küresel olarak istihdam kalitesindeki iyileşmenin son 20 yılda yavaşladığı bildirilerek, şunlar kaydedildi:
2015 ile 2025 yılları arasında, aşırı yoksulluk içinde yaşayan işçilerin oranı, önceki 10 yılda kaydedilen 15 puanlık düşüşe kıyasla, sadece 3,1 puan azalarak yüzde 7,9’a gerilemiştir. Bu da 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk içinde, yani günde 3 ABD dolarından daha az gelirle yaşadığı anlamına geliyor. Üstelik, 2015 ile 2025 yılları arasında düşük gelirli ülkelerde hem aşırı hem de orta derecede çalışan yoksulluk oranları artmış ve 2025 yılında işçilerin neredeyse yüzde 68’i aşırı veya orta derecede yoksulluk içinde yaşamaktadır.

Kayıt dışı istihdam artıyor
Raporda, küresel kayıt dışı istihdam oranının önceki 10 yılda düşüş göstermesinin ardından 2015-2025 döneminde 0,3 puan arttığı aktarılarak, şu ifadelere yer verildi:
2026 yılı itibarıyla, küresel olarak 2,1 milyar işçinin kayıt dışı istihdam edileceği tahmin edilmektedir. Kayıt dışı istihdam, sosyal koruma, iş hakları, iş yeri güvenliği ve iş güvencesine erişimin sınırlı olması nedeniyle genellikle daha düşük iş kalitesiyle ilgilidir. Bu artış, büyük ölçüde, başta Afrika ve Güney Asya olmak üzere, kayıt dışılık oranlarının daha yüksek olduğu ülkelerde istihdamın artan payını yansıtmaktadır. Bundan dolayı, bu ekonomilerde kayıt dışılığı azaltmaya yönelik çabalar hayati öneme sahiptir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde genellikle düşük ücretli ve kendi hesabına çalışma oranı, 2015 ile 2025 yılları arasında tekrar artmıştır.

Belirsizlik artıyor
Küresel ekonomi ve iş gücü piyasalarının artan belirsizlik ve değişen politika ortamına rağmen dirençli olmaya devam ettiği ifade edilen raporda, 2025–2027 dönemi için öngörülen gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin 2024 yılına ilişkin tahminlere kıyasla neredeyse hiç değişmediği belirtildi. Raporda şu değerlendirmeye yer verildi:
2025 yılında, ticaretin yön değiştirmesi, ticaret aksamalarının kısa vadeli etkilerini yumuşatmaya yardımcı olurken; işletmelerin ve hanelerin tüketim ve yatırımlarını öne çekmesi, yılın ilk yarısında ekonomik faaliyeti destekledi. Artan belirsizlik ile işletme ve tüketici güvenindeki düşüş toplam talep üzerinde baskı oluşturabilse de düşen enflasyon, destekleyici maliye ve para politikaları ile yapay zeka teknolojilerine yapılan yatırımların 2026 yılında büyümeyi desteklemesi beklenmektedir. Bununla birlikte görünüm, artan kamu borçları, ticaret politikalarındaki belirsizlik ve yapay zeka kaynaklı aksaklıklara ilişkin önemli riskler içermeye devam etmektedir.

Yüksek gelirli ülkelerde istihdam gerileyecek
Raporda, “2025 yılında küresel işsizlik oranı yüzde 4,9 olarak tahmin ediliyor. Bu oran 2024 yılına göre değişmemiş olup, 2027 yılına kadar benzer seviyede kalacağı öngörülüyor. 2026 yılında küresel işsizliğin 186 milyona ulaşacağı tahmin edilirken, daha geniş kapsamlı iş gücü yetersiz kullanımı ölçütü olan iş açığı ise 408 milyon olarak öngörülmektedir” denildi.
Raporda, “2026 yılında yüzde 1 olarak öngörülen küresel istihdam artışı, önceki 10 yılın ortalamasının biraz altında olup, demografik değişimler ülkeler arasında önemli farklılıklara yol açmaktadır. 2010-2019 döneminde yıllık ortalama yüzde 1,1 büyüme kaydeden yüksek gelirli ülkelerde istihdamın 2026 yılında gerilemesi beklenmektedir” ifadelerine yer verildi.

Kadınların iş gücüne katılımı haal erkeklerden daha düşük
Kadınların 2025 yılında küresel istihdamın yalnızca beşte ikisini temsil ettiği belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:
Bu durum istihdama erişimde önemli engellerin olduğunu göstermektedir. Kadınların iş gücüne katılımı erkeklerden 24,2 puan daha düşükken, genç kadınların ‘istihdamda, eğitimde veya mesleki eğitimde olmama’ (NEET) durumu genç erkeklerden 14,4 puan daha yüksek. Kadınların küresel işsizlik oranı erkeklerinkinden biraz fazla. Bu durum, kadınların esas olarak iş bulmakta değil, iş gücü piyasasına erişimde engellerle karşılaştığını göstermektedir. İstihdam açığı oran, kadınlar için erkeklere kıyasla hala daha yüksek olup, 2026’da 4,3 puanlık bir fark beklenmektedir.
Raporda, düşük gelirli ülkelerde hem GYSH hem de emek verimliliğindeki büyümenin beklentinin altında seyrettiği kaydedilerek, “Bu durum kaliteli istihdam açıklarının azaltılmasında ilerlemeyi engellemektedir. Yüksek nüfus artışı ve yetersiz verimlilik artışı, düşük gelirli ülkelerdeki yaşam standartlarının daha gelişmiş ekonomilerde gözlemlenenlere yaklaşmasını yavaşlatıyor” denildi.

Koşullar gençler için hala sorunlu
Raporda, genç istihdamına ilişkin, şu değerlendirme yapıldı:
İş gücü piyasası koşulları gençler için hala sorunlu olmaya devam etmekte. Bu durum özellikle düşük gelirli ülkelerde daha belirgindir. 2025 yılında küresel genç işsizlik oranı, 2024’teki yüzde 12,3’ten yüzde 12,4’e yükselirken, NEET statüsündeki gençlerin payı da yüzde 19,9’dan yüzde 20,0’a artmıştır. Bu durum endişe vericidir. Çünkü 257 milyon NEET statüsündeki genç, gelecekteki iş gücü piyasası fırsatlarını iyileştirecek değerli eğitim, beceri ve deneyim kazanma fırsatını kaçırmıştır.

]]>
Eşit ücret tercih değil haktır! https://yenidunya.org/kadinin-sesi/33118/esit-ucret-tercih-degil-haktir/ Fri, 19 Sep 2025 06:42:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=33118 Erkeklerle aynı işi yapan kadınlar hâlâ daha düşük ücret alıyor. ILO verilerine göre kadınlar, erkeklerin kazandığı her 1 dolara karşılık 77,4 sent kazanıyor. Bu hızla eşitlik için bir asırdan fazla beklemek gerekecek.

Kadınların erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen daha düşük ücret alması, iş yaşamındaki en temel eşitsizliklerden biri olmaya devam ediyor. 2020 yılında ilk kez kutlanan 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü, bu duruma ilişkin farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Bu günün Eylül ayında ilan edilmesinin nedeni ise yılın bu noktasında erkeklerin, kadınların yılsonuna kadar kazanacağı tutarı çoktan kazanmış olması olarak açıklanıyor.

İşgücüne katılırken erkeklerden daha fazla zorluk yaşayan kadınlar, terfi, yönetim kadrosuna geçiş gibi durumlarda da benzer sorunlarla karşılaşıyor. Çok daha fazla kriteri sağlamak durumunda bırakılan kadınlar, cinsiyet ayrımcı tutum nedeniyle eşit koşullarda çalışamıyor. Sağlık sigortası, mesai ücreti, ücretli izin gibi koşullardan yararlanma oranları da daha düşük seyrediyor.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 İstatistiklerle Kadın bültenine göre, cinsiyetler arası ücret farkı, en eğitimli kesimlerde bile önemli ölçüde devam ediyor. Üniversite mezunu kadınlar, erkek meslektaşlarına göre ortalama yüzde 17,4 daha az kazanırken ilkokul eğitimi almış kadınlar yüzde 13,2 daha az kazanıyor. Ayrıca Türkiye’de çocuklu kadınlar, çocuksuz kadınlara göre ortalama olarak yüzde 11 daha az kazanç elde ediyor. Yine TÜİK’e göre 2023 yılında erkeklerin ortalama hanehalkı fert geliri ile kadınların ortalama hanehalkı fert geliri arasındaki fark yüzde 27 olarak ölçülüyor. Bu oran 2013 yılında yüzde 21 düzeyinde gerçekleşiyordu.

1 dolara karşılık 77,4 sent
ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Hassan, dünyada ücret farklarına ilişkin tabloyu değerlendirdi. Hassan, cinsiyetler arası ücret farkının, bölgeler ve sektörler arasında farklılık göstermekle birlikte, tüm dünyada devam ettiğini kaydetti. 2024 yılında, kadın çalışanların erkek meslektaşlarının kazandığı her dolar başına sadece 77,4 sent kazandığını vurgulayan Hassan, mevcut hızla, bu farkın kapanmasının bir asırdan fazla sürebileceğine dikkati çekti.

Hassan, ulusal ortalamaların ötesinde, cinsiyetler arası ücret farklarının sektör, meslek ve istihdam türüne göre de büyük farklılıklar gösterdiğine dikkati çekti. ILO ve WHO’nun ortaklaşa yürüttüğü küresel bir araştırmaya değinen Hassan, araştırmanın kadınların çalışanların çoğunluğunu oluşturduğu sağlık ve bakım sektöründe bile, eğitim, iş seviyesi ve deneyim dikkate alındığında erkeklerden ortalama yüzde 24 daha az kazandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Hassan yaptığı açıklamada, cinsiyetler arası ücret farkının devam etmesine neden olan daha derin yapısal engellerin ele alınmasının büyük önem taşıdığını belirterek şunları söyledi:
“Kadınların daha yüksek ücretli ve erkek egemen sektörlere erişiminin desteklenmesi, bakım ve sosyal hizmet işlerinin değerinin yeniden tanınması ve eşit eğitim-terfi fırsatlarının sunulması bu alandaki temel adımlardandır. Ücret belirlemede cinsiyet temelli önyargıların giderilmesi ve evrensel çocuk bakımı ile paylaşımlı ebeveyn izni gibi politikalarla ücretsiz bakım işlerinin adil biçimde paylaşılması da işyerinde eşitliğin sağlanması açısından kritik öneme sahiptir. Hem Türkiye’de hem de küresel olarak, ücret eşitliğini geliştirmek için gerekli araçlar elimizin altında. Eşit ücret bir tercih değil, temel bir haktır.”

]]>
Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32762/egitim-haktir-cocuk-isciligi-suctur/ Thu, 12 Jun 2025 10:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32762 Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü nedeniyle “Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı.
Eğitim-İş, açıklamasında, “MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.” denildi.

Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2002 yılında 12 Haziran’ı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, dünya genelinde milyonlarca çocuğun tehlikeli ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına karşı toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla her yıl çeşitli etkinliklerle anılmaktadır.
Anayasanın 41. maddesi, “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” derken; 50. maddesi de “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” diyerek çocukların istismardan korunmasını güvence altına almaktadır.
Ne var ki bugün, çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. AKP iktidarı, tarikat ve cemaatlerle iş birliği içinde çocukları karanlığa mahkum ederken, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri sayesinde çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın yolunu açmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim politikalarını çocukların ve ülkenin yararına değil, sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte; sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak adına zorunlu eğitimin süresini dahi tartışmaya açmaktadır. Bu yönelim, çocukların eğitim hakkını gasp eden uygulamaların önünü açmakta; yoksulluğu derinleştirerek eğitimde eşitsizliği büyütmekte ve yoksul halk kesimlerini nesilden nesile işçiliğe mahkum etmektedir.

“MESEM çocuk sömürüsüdür”
MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.
Uygulamanın başladığı günden bu yana, çocuklar örgün eğitimden koparılmakta ve MESEM çatısı altında işyerlerinde adeta kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır. Bu sistem, çocukların eğitim hakkını, sağlığını ve güvenliğini hiçe sayarak yalnızca iş dünyasına ucuz iş gücü sağlamaya hizmet etmektedir.
MEB’in kendi verilerine göre bugün 505 bin çocuk MESEM kapsamında çalışmaktadır. Bu çocuklardan bugüne kadar 14’ü hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Bu tablo, çocuk emeğinin sistematik sömürüsü karşısında devletin nasıl sorumluluktan kaçtığını gözler önüne sermektedir. Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta “çocuk işçi bulma kurumu”na dönüşmüştür. Bir yandan çocuklara bir öğün yemek dahi çok görülürken, diğer yandan kamu kaynakları çocukların değil, patronların çıkarları doğrultusunda kullanılmaktadır.
Bugün okul çağında olmasına rağmen 1 milyon 584 bin çocuk eğitim dışındadır. Sokakta, tarlada, atölyede, fabrikada çalışmak zorunda kalan; istismarın, şiddetin, erken yaşta evliliğin kurbanı olan milyonlarca çocuk gerçeğiyle karşı karşıyayız. TÜİK’in verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükseldi. MESEM’e kayıtlı çocuklar, TÜİK’in açıkladığı kayıtlı çocuk işçiler ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dikkate alındığında çocuk işçi sayısı en az 2 milyondur.
Oysa her çocuk; ayrım gözetmeksizin, sağlıklı ve güvenli ortamlarda, eşit, parasız, bilimsel ve laik bir eğitim alma hakkına sahiptir. MESEM gibi projeler, bu hakkı ortadan kaldırmakta; eğitim yerine emeğin sömürüsünü, çocuk yerine sermayeyi koruyan bir sistem inşa etmektedir.

Çocuk sömürüsüne sessiz kalmayacağız!
Bu karanlık tablo karşısında taleplerimiz nettir:
-MESEM uygulaması derhal sonlandırılmalı, çocukların eğitim hakkını ve güvenliğini esas alan politikalar hayata geçirilmelidir.
-Çocuk işçiliğine karşı etkili, bağımsız ve düzenli denetimler yapılmalıdır.
-İhmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri ve işverenler yargı önüne çıkarılmalıdır.
-Çocukların sadece okullarda, güvenli ortamlarda gelişimini destekleyen, kamusal eğitimi temel alan sosyal politikalar öncelik haline getirilmelidir.
-Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi, çocukları patronların insafına terk etmek değil; onların geleceğini, güvenliğini ve eğitim hakkını korumaktır.
-Çocuk işçiliğine karşı durmak, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için verilmesi gereken en temel mücadeledir. Halkın vergileriyle oluşan bütçeyi sermayeye aktarmak yerine, o kaynak eğitimin kamusal niteliğini güçlendirmek için kullanılmalıdır.
Çocuklarımızı sömüren bu düzene sessiz kalmayacağız.

]]>
Çalışan emekli sayısı 2 yılda dörde katlandı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32273/calisan-emekli-sayisi-2-yilda-dorde-katlandi/ Wed, 05 Mar 2025 13:50:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32273 Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, kiralardaki fahiş artışlar ve yaşam koşullarının iyice ağırlaşmasıyla çalışmaya mecbur emekli sayısı hızla artıyor. 2022 sonunda 945 bin olan SGK’ya kayıtlı çalışan emekli sayısı 2024 sonunda 2 milyon 105 bin kişiye yükseldi. Dayanışma pirimi ödeyerek çalışmaya devam eden kayıtlı emekliler yanında kayıt dışı istihdam edilenlerle birlikte çalışan emekli sayısının iki yılda yaklaşık 4 kat artarak 3,5-4 milyon kişiye ulaştığı tahmin ediliyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı prim ödeyen aktif sigortalı sayısı 2024 sonunda 25 milyon 675 bin 705 kişi olurken kurumdan yaşlılık, malullük, dul-yetim, ölüm aylığı vb. alanların sayısı 16 milyon 602 bin kişiye ulaştı. SGK’nın 2024 Aralık yılsonu verilerine göre bunların 12 milyon 28 bin kişisi yaşlılık aylığı alan düz emekliler. Kalanlar ise dul ve yetim, malullük, ölüm, iş göremezlik, vazife malullüğü aylığı alanlardan oluşuyor. Bu tabloyla 2023 sonunda 1,66 olan SGK’nın aktif/pasif dengesi 2024 sonunda 1,61’e indi. Hazineden kaynak transferi olmaksızın ayakta duramaz haldeki SGK’nın içinde bulunduğu kritik tablo daha vahim bir hale geldi.

ILO standartlarına göre SGK iflasın eşiğinde
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına göre sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi, aktüeryal dengenin emeklilerin refahını sağlayacak maaşlarla sürdürülebilir olması için 1/4 olması gereken aktif/pasif dengesi, SGK verilerine göre 2024 sonunda 1,61 seviyesine geriledi. ILO standartları uyarınca prim ödeyen 4 aktif çalışanın 1 emekliyi finanse etmesi gerekirken Türkiye’de geçen yılsonunda 1 çalışan 1,61 emekliyi finanse ediyor. Dolayısıyla sosyal güvenlik sisteminin maaş ödemeleri, sağlık harcamaları açısından riskli bir noktada bulunduğunu gösteren bu tablo hazine üzerindeki yükü daha da ağırlaştırarak tehlikeli bir boyuta taşıyor. 2022 sonunda 2,01 düzeyindeki aktif/pasif dengesinin iki yılda sert biçimde değişmesindeki en büyük etken 2023 Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi öncesinde EYT’lilere getirilen emeklilik imkanı oldu. Bu düzenleme sonrası SGK’dan aylık bağlanan yeni emekli sayısı 2 yılda 2 milyon 741 bin kişi arttı.

‘Süper emekli’lere süper mağduriyet
Farklı iktidarlar döneminde siyasi vaatlerle yap-boza çevrilen sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi, emekliler arasındaki maaş ve sosyal haklara ilişkin büyük farklılıklar, dev boyutlara varan maaş uçurumları ile içinden çıkılamaz kaosa sürüklenmiş durumda. Anavatan Partisi (ANAP) iktidarı döneminde ‘Avrupalı gibi yüksek emekli maaşı’ vaadiyle uygulamaya konulan ‘Süper Emeklilik’ sistemiyle SGK milyonlarca kişiden yüklü tutarlarda toplu ve peşin prim ödemesi aldı. Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından eşitlik ilkesine aykırılık nedeniyle iptal edilen bu düzenlemeden dolayı milyonlarca ‘süper emekli mağduru’ yaratılırken, bu kişiler diğer SGK’lıların maaşı kendileriyle aynı düzeye gelene kadar yıllarca maaş zamlarından yararlandırılmadı.

Vekillere ‘Kıyak’ emeklilik
ANAP döneminde başlatılan ve sonrasında iktidar-muhalefet partilerinin birlikte hareketiyle sürdürülen bir başka düzenleme ise kamuoyunda ‘Kıyak Emeklilik’ olarak adlandırılan milletvekillerine 2 yılda emeklilik hakkı oldu. Seçildikleri yasama döneminde 2 yıl görev yapan milletvekillerinin emeklilik hakkı kazanmasını hem vekil hem emekli aylığı almasını sağlayan bu düzenleme, AYM tarafından defalarca iptal edilmesine rağmen her iktidar değişikliğinde TBMM’de iktidar-muhalefet iş birliğiyle yeniden çıkartıldı. Halen kalıcı hale gelen uygulamayla 2 yılda emekli olan milletvekilleri diğer SGK’lılardan kat kat fazla emekli aylığı alırken yeniden seçilmeleri halinde iki maaş birden almaya devam ediyor.

Kemal Derviş mağduru 2000 sonrası emekliler
Üçlü koalisyon hükümeti döneminde Kemal Derviş’in ABD’den bakan olarak gelmesiyle yapılan IMF anlaşması ve yürürlüğe konulan yapısal reformlar, Güçlendirilmiş Ekonomiye Geçiş Programı kapsamında hayata geçirilen yasa değişiklikleriyle çalışma ve prim ödeme gün sayıları ve maaş bağlama oranları artırılırken, kadınlar ve erkekler için emeklilik yaşı kademeli olarak yükseltildi. Prim gün sayısını tamamlayıp emeklilik hakkı elde edenler emekli aylığı almaksızın yaş sınırını beklemek zorunda kaldı. Böylece SGK’nın aktüeryal dengesi güçlendirilirken aktif/pasif dengesi ILO standartlarına yaklaşarak 3-3,5 düzeyine kadar yükseldi. Ancak bu düzenleme sistemde EYT’liler sorununun da başlangıcı oldu. 2000 öncesi ve sonrası emekliler arasında oluşan büyük maaş farklılıklarıyla gündemden düşmeyen ‘intibak sorunu’ yıllardır kanayan yaraya dönüştü.

2008 sonrası emekliler AKP mağduru
AKP iktidarı döneminde 2008 yılındaki ekonomik krizin etkisiyle o dönemdeki adıyla SSK’nın aktüeryal dengeleri yeniden sarsıntı geçirince radikal bir yasa değişikliğine gidildi. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı, işçi-memur ve esnaf-çiftçi sosyal güvenlik kurumları SGK adı altında tek çatıda birleştirildi. Emekli aylık bağlama oranları yüzde 75-80’lerden yüzde 50’ye düşürüldü. O döneme kadar emekli ikramiyesi ile daire, otomobil alınabilirken, SSK’nın finansman ve faizsiz kaynak desteğiyle işçi emeklileri için büyük şehirlerde konut siteleri (Ankara’da Türk-İş Blokları, Balgat 100’üncü yıl İşçi Blokları vb.) inşa edilirken 2008 düzenlemeleri sonrası emeklilerin sefalet, yoksullaşma süreci hızlandı.

İşçi, memur, Esnaf, Çiftçi, EYT’li, çeşit çeşit emeklilik,  5 bin TL’ye varan maaş uçurumu
Halen sosyal güvenlik sisteminin içine düşürüldüğü darboğaz derinleşerek devam ediyor. SGK çatısı altında olmalarına rağmen 4/a, 4/b, 4/c adı altında işçi, memur ve Bağ-Kur emeklileri farklı maaş, prim ödeme ve aylık bağlama rejimlerine tabi. İşçi statüsündekiler 7500 işgünü prim ödeyerek emeklilik hakkı kazanırken, esnaf ve tarım Bağ-Kur’lu için prim gün sayısı 9 bin. 4/c statüsündeki memur emeklilerinin en düşük emekli aylığı bu yılbaşında yapılan zamla 19 bin 450 TL olurken, 4/a statüsündeki işçi emeklileri için her yıl yasayla belirlenen en düşük emekli aylığı bu yıl 14 bin 460 TL oldu. En düşük memur ve işçi emekli aylıkları arasında yaklaşık 5 bin TL fark söz konusu. Emekliliğe yakın son dönemde tavandan prim ödeyerek emekli olan SGK’lılar arasında 35-45 bin TL’ye varan emekli aylığı alanlar mevcut. Sistem dosya bazlı işlediği için SGK’dan ölüm aylığı alan dul ve yetimler için ölüm aylığı bağlama oranları yüzde 35-50 arasında değişiyor. 14 bin 460 TL’lik en düşük aylık tutarı hak sahibi dul ve yetimler arasında paylaştırılıyor. Milyonlarca dul ve yetimin aylığı 10 bin TL’nin de altında.

Sosyal güvenliğe özelleştirme planı; TES
Şimdi sosyal güvenlik reformu adı altında Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) modelinin bu yılın ikinci yarısında hayata geçirilmesi gündemde. Çalışanlardan SGK’ya ödedikleri prim dışında ikinci bir prim tahsilatı ile işveren ve devlet katkısını da içeren TES, IMF baskısıyla başta Şili olmak üzere Arjantin, Brezilya vb. ülkelerde yürürlüğe konulan ve sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesini hedefleyen modelin Türkiye versiyonu. Sağlık giderlerinin SGK tarafından karşılanmasını öngören sosyal güvence sisteminde ‘katkı payı’ ve ‘Tamamlayıcı Sağlık Sigortası-TSS’ uygulamalarıyla adım adım özelleştirmeye giden AKP hükümetleri şimdi de TES projesiyle 2024 sonu verilerinin iflasa işaret ettiği SGK’ya alternatif olarak sosyal güvenlik sistemini de özelleştirmeyi öngörüyor.

Kaynak: ANKA

]]>
Kamu emekçileri, sendikal haklara saldıran MEB’i uyardı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32069/kamu-emekcileri-sendikal-haklara-saldiran-mebi-uyardi/ Wed, 12 Feb 2025 14:10:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=32069 Birleşik Kamu-İş, ASİM-SEN, BASK, HÜR-SEN ve KESK ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın 29 Ocak’ta sendikal haklara saldırı olarak okullara gönderdiği yazı ile ilgili ortak basın açıklaması düzenledi.

Kamu emekçileri konfederasyonlarının, MEB’in sendikal hakları kısıtlamaya dönük genelgesi için yaptığı ortak açıklamada, “Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum” denildi.

MEB Anayasayı çiğniyor
Değerli Basın Emekçileri,
Çinliler birisine beddua edecekleri zaman “tuhaf zamanlarda yaşa derlermiş. Sanki bu beddua bu ülkenin vatandaşları, emekçileri olarak bizlere yapılmış gibi hemen her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz.
Bu “tuhaf şeylere”, MEB tarafından 29 Ocak tarihinde okullara gönderilen yazı ile bir halka daha eklenmiştir.
Biliyorsunuz bizler KESK, Birleşik Kamu-lş, BASK, HÜR-SEN konfederasyonları ve ASİM-SEN sendikası olarak ülkemizde tüm kamu çalışanlarının mevcut iktidar eliyle adım adım içine itildiği karanlık tabloya karşı Ocak ayının ilk haftasında bir araya geldik.
8 Ocak tarihinde yaptığımız basın toplantısında; milyonlarca kamu çalışanına TÜİK tarafından açıklanan sahte enflasyon verileri ile %11,54’lük sefalet artışı dayatılmasına karşı duyduğumuz tepkiyi ifade ettik. Hem yıllardır yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın maaşlarla içine itildiğimiz yoksulluğa hem de her boyutu ile güvencesiz, anti demokratik bir çalışma yaşamı dayatılmasına karşı aldığımız ortak kararımızı kamuoyu ile paylaştık.
Bu dayatmaya sessiz kalmayacağımızı göstermek, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli bir gelecek taleplerimizle 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullandık ve iş bıraktık.
13 Ocak iş bırakma eylemimize sadece bizlerin üyeleri değil, başka sendikalara üye olan kamu çalışanlarının yanı sıra hiçbir sendikaya üyeliği bulunmayan kamu çalışanları da katılım sağladı.
Eylemimiz tüm kamuoyunun gündemine otururken, eyleme katılısın katılmasın tüm kamu çalışanları yaşadıkları sorunlara karşı verdiğimiz ortak mücadeleyi desteklemiş, takdir etmiştir. Yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler üretilmedikçe mücadelemizi büyütme kararlılığımız tüm kamu çalışanlarına güven vermiştir.
Ancak ne yazık ki mevcut iktidar kamu çalışanlarının ezici bir çoğunluğu tarafından sahiplenilen taleplerimize yönelik somut bir adım atmak yerine yine hukuk dışı yöntemlere başvurmayı tercih etmiştir. İş bırakma eylemimizden 16 gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Personel Genel Müdürlüğü tarafından 13 Ocak iş bırakma eylemimize katılan eğitim emekçilerine tebliğ edilmek üzere, ülkedeki tüm okullara bir metin gönderilmiştir.
Söz konusu MEB yazısında bir taraftan kamu çalışanlarının sendikal haklarının “Anayasa ve uluslararası metinlerle güvence altına alındığına dikkat çekilirken diğer taraftan iş bırakma eylemimiz öğrencilerin eğitim hakkını engelleme” olarak nitelendirilmiştir. “Sendikal haklarınız güvence altında. Ama bu hakları başkalarının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı şekilde kullanılamazsınız gibi bir demagojiye başvurulmuştur.
Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum.”

Sendikal haklar Anayasa güvencesindedir
Değerli Basın Emekçileri,
Tam da MEB’in yazısında ifade edildiği üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla güvence altına alınmıştır.
Burada sendikal haklarımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakmamızı güvence altına alan, ülkemizin altında imzası bulunan Uluslararası sözleşmeyi ya da iç hukuk mevzuatımızı, AYM ve Danıştay kararlarını uzun uzun açıklayacak değiliz.
Sadece bunların en temel olanlarına kısaca değineceğiz.
Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi’nin (AIHS) 11. Maddesi, sendika kurma ve sendikal hakları koruma ve geliştiremeye dönük grev haklı da dahil kolektif eylem haklarını güvence altına almaktadır. Türkiye bu temel sözleşmeyi tam 71 yıl önce onaylamıştır.
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı 11.0 Sözleşmesine göre kamu çalışanları dahil tüm çalışanların grev hakkı vardır. Söz konusu sözleşmeye göre kamu otoriteleri bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak müdahalede bulunamaz. Bu sözleşme ülkemiz tarafında tam tarafından 43 yıl önce onaylanmıştır.
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına Dair 98 Sayılı ILO Sözleşmesinde grev hakkı emekçiler ve işveren arasındaki özgür toplu pazarlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından 1951 yılında. yani tam 74 yıl önce imzalanmıştır.
Ülkemiz tarafından 25 yıl önce imzalanan Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve ülkemizde 1 Ağustos 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da çalışanların grev hakkını tanıyan diğer uluslararası sözleşmelerdir.
Öte yandan Anayasamızın 90. Maddesinin son fıkrasında aynen şöyle denilmektedir. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

“Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz”
Değerli Basın Emekçileri,
Görüldüğü üzere bu ülkenin kamu emekçileri olarak bizlerin sendikal hak ve özgürlüklerini bu kapsamda grev hakkımızı tüm açıklığı ile ortaya koyan uluslararası sözleşmeler, antlaşmalar ortadadır.
Ülkemizdeki mevcut kanunlarla çelişmeleri durumunda usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların hükümlerinin esas alınacağına ilişkin anayasa maddesi de ortadadır.
Öte yandan kamu çalışanları olarak bu ülkede, yaşadığımız sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların çözümünü talep etmek için bazen birlikte, bazen de ayrı ayrı üretimden gelen gücümüzü defalarca kullandık. Defalarca iş bıraktık, uyarı eylemleri yaptık.
Söz konusu iş bırakma eylemlerimize katılan üyelerimiz ve diğer kamu çalışanları hakkında zaman zaman soruşturma açıldığı da savunma istendiği de oldu. İstisnai olarak uyarı, kınama gibi disiplin cezaları ile de karşılaştık.
Ancak Anayasa Mahkemesinden, Danıştay’ına, bölge idare mahkemelerine kadar tüm üst yargı organları bugüne kadar verdikleri yüzlerce kararlarda bu cezaların, soruşturmaların tamamen hukuksuz olduğuna hükmetmiştir.
Tüm bunlara rağmen yıllardır ülkeyi yöneten iktidarlara sendikal haklarımızı tanıma ve hukuka uyma çağrısında bulunmak zorunda kalmaktan utanç duyuyoruz. Ne yazık ki MEB’in 13 Ocak iş bırakma kararımıza ilişkin ülkedeki tüm okullara gönderdiği yazı, yıllarca ileri demokrasi, reform nutukları atanların 2025’in Türkiye’sinde geldiği yeri çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.
Buradan hem MEB’e hem de siyasal iktidara bir daha sesleniyoruz. Bizler bu ülkenin kamu çalışanları olarak sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir suç işlemiyoruz. Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz. Bu kapsamda uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla, anayasa ile güvence altına alınan sendikal haklarımızı kullanıyoruz.

Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmamızı engelleyerek asıl suçu siz işliyorsunuz!
Açın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118. Maddesine bakın. Söz konusu madde de aynen şöyle deniliyor. “Bir kimseye bir sendikaya üye olmaması veya sendikadan ayrılması için baskı yapılması ya da bir sendikal faaliyette bulunmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit uygulanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Dolayısıyla hakkını, hukukunu kullanan kamu emekçilerini tehdit etmek için uluslararası sözleşmeleri, anayasayı çarpıtmaktan vazgeçin.
İş bırakma eylemimizi “öğrencilerin eğitim hakkını engelleme olarak nitelendirmek gibi garabetlere sığınmaktan vazgeçin.
Öğrencilerimiz de onların velileri de bu ülkede eğitim hakkını engelleyenlerin;
Yıllardır eğitim sistemini bir yaz boz tahtasına çevirenler MESEM gibi projelerle meslek lisesi öğrencilerini ucuz işgücü haline getirenler olduğunu biliyor.
Tasarruf adı altında yeteri kadar temizlik personeli istihdam etmeyerek okulları çöp yığınına çevirenlerin, yaklaşık 70 bin öğretmen açığına rağmen hala asgari ücretin altında bir tutarla ücretli öğretmen çalıştırmaya devam edenlerin eğitim sistemine verdiği zararı bu ülkede herkes görüyor.
Eğitim hakkını asıl engelleyenlerin, öğretmen alımlarında ayrımcılığın kapısını sonuna kadar açan mülakat hukuksuzluğunda ısrar edenler olduğunu tüm kamuoyu görüyor.
Milyonlarca yurttaş ve öğrenci bizim 13 Ocak’ta sadece kendi haklarımız için değil, öğrencilerin eğitim hakkı için de iş bıraktığımızı biliyor.
Ayrıca bu ülkenin yurttaşlarının ezici çoğunluğu hakkını, hukukunu barışçıl yollarla korumak için çırpınanları da hukukun da adaletin de kimler tarafından ayaklar altına alındığını da görüyor.
Dolayısıyla bilin ki kamu emekçileri olarak bizlere dayattığınız kölelik koşullarını asla kabul etmeyeceğiz.
Haklarımızın yok sayılmasına karşı hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz.
Sadece kendi üyelerimizin değil, hangi sendikanın üyesi olursa olsun ya da bir sendikaya üyeliği olmasın tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerini, ortak taleplerini daha da kararlı bir şekilde, hep birlikte savunmaya devam edeceğiz.
İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için, elimizden aldığınız haklarımızı tek tek geri almak için ortak mücadelemizi daha da aldığınız yükselteceğiz.
Birleşe Birleşe Kazanacağız!

]]>
ILO, Türkiye’yi sendikal haklar nedeniyle kara listeye alabilir https://yenidunya.org/emek-gundemi/30235/ilo-turkiyeyi-sendikal-haklar-nedeniyle-kara-listeye-alabilir/ Fri, 07 Jun 2024 12:02:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=30235 ILO’ya göre Türkiye bir kez daha çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler arasında

Cenevre’de süren Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) konferansında Türkiye sendikal hak ihlalleri nedeniyle yine “kara liste”ye alınmakla karşı karşıya. Emek temsilcileri, çalışma yaşamındaki olumsuzluklara dikkat çekti. ILO’ya göre Türkiye, bir kez daha çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler arasında ‘Kara liste’ kader oldu!
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 112. Uluslararası Çalışma Konferansı, İsviçre’nin Cenevre kentinde devam ediyor. 14 Haziran’a kadar sürecek olan konferansa ILO’nun 187 üye devletinden işçi, işveren ve hükümet delegeleri katılıyor. Türkiye’den ise hükümeti temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışanları temsilen Türkİş Başkanı Ergün Atalay, işverenleri temsilen de TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol yer alıyor. Ayrıca, diğer konfederasyon ve sendika yöneticileri de bu toplantıları takip ediyor. Konferansta ise çalışma yaşamının küresel sorunları görüşülüyor. Bu kapsamda çalışma yaşamının en kötü olduğu ülkeler “ILO Standartları Uygulama Komitesi”nde gündeme almıyor. Bu liste çalışma hayatında ve kamuoyunda “kara liste” olarak da biliniyor. Türkiye bu yıl komitenin gündeminde, “ILO 98 Sayılı Toplu Sözleşme ve Sendikal Özgürlükler Sözleşmesi’ni İhmal” başlığı ile yer alıyor. Geçmiş yıllardaki konferanslarda da Türkiye yine bu komitenin gündemine gelmişti.

Toplu sözleşme sorun
Konuyla ilgili açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Türkiye bu yıl da ILO sözleşmelerini ihlal eden ülkeler arasında, işten çıkarmalar, grev yasakları, sendikal barajlar, yıllar süren davalar, sendikal ayrımcılık ve uzun mesai saatleri gündemde” dedi. Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci de görüşmelerde, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun içeriği ve uygulanması ile ilgili olumsuzlukların altını çizdiği bir konuşma yaptı. Demirci, yine aynı toplantıda komiteye ayrıntılı bir rapor sunumu da yaptı.

Kaynak: Cumhuriyet

]]>
Zorla çalıştırma: Daha fazla sömürü, daha fazla yüksek kazanç https://yenidunya.org/dunya/29583/zorla-calistirma-daha-fazla-somuru-daha-fazla-yuksek-kazanc/ Fri, 22 Mar 2024 11:02:24 +0000 https://yenidunya.org/?p=29583 ILO: “Zorla çalıştırma sonucu özel sektör gelirlerinde yüzde 37’lik artış oldu”

“Yoksulluk ve sömürü döngülerinin devam etmesine neden olan zorla çalıştırma, insan onuruna yapılan bir saldırı niteliğindedir. Artık durumun daha da kötüleştiğini biliyoruz. Uluslararası toplumun acilen bir araya gelerek bu adaletsizliğe son vermek, işçi haklarını korumak ve herkes için adalet ve eşitlik ilkelerini savunmak üzere harekete geçmesi gerekiyor.” Gilbert F. Houngbo, ILO Genel Direktörü

ILO raporu, zorla çalıştırma yoluyla yılda 236 milyar ABD doları tutarında kazanç elde edildiğini ortaya koydu.
Özel sektördeki zorla çalıştırma uygulamaları konusunda yayınlanan yeni çalışmaya göre, 2014 yılından bu yana zorla çalıştırma yoluyla elde edilen yasadışı kazançlarda yüzde 37’lik bir artış oldu.

Daha fazla sömürü, daha fazla yüksek kazanç
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre, özel ekonomide zorla çalıştırma yoluyla yılda 236 milyar ABD doları tutarında yasadışı kazanç sağlanıyor.
Zorla çalıştırma yoluyla elde edilen yasadışı kazançların toplam tutarında 2014 yılından bu yana 64 milyar ABD doları (yüzde 37) düzeyinde bir artış oldu. Bu büyük artışın ardında, hem zorla çalıştırılan insan sayısındaki artış hem de mağdurların sömürülmesiyle daha yüksek kazançlar elde edilmesi yatıyor.
ILO’nun “Kazançlar ve Yoksulluk: Zorla Çalıştırmanın Ekonomisi (Profits and Poverty: The Economics of Forced Labour)” başlıklı raporuna göre, insan tacirlerinin ve suçluların kurban başına 10.000 ABD dolarına yakın gelir elde ettikleri ve 10 yıl önce bu rakamın 8.269 ABD doları (enflasyona göre düzeltilmiş) düzeyinde olduğu tahmin edilmektedir.

Zorla çalıştırma: Daha fazla sömürü, daha fazla yüksek kazanç

Zorla çalıştırmadan yasadışı gelir
Zorla çalıştırma yoluyla elde edilen toplam yıllık yasadışı kazancın en yüksek olduğu bölgeler Avrupa ve Orta Asya (84 milyar ABD doları) olup bunların ardından Asya ve Pasifik (62 milyar ABD doları), Amerika (52 milyar ABD doları), Afrika (20 milyar ABD doları) ve Arap Devletleri (18 milyar ABD doları) gelmektedir.
Yasadışı kazançlar mağdur başına ifade edildiğinde ise, yıllık yasadışı kazançların en yüksek olduğu yerlerin Avrupa ve Orta Asya olduğu ve bunları Arap Devletleri, Amerika, Afrika ve Asya ve Pasifik’in takip ettiği görülmektedir.

Zorla çalıştırmada en fazla gelir sanayi sektöründe
Zorla ticari cinsel sömürü, toplam yasadışı kazançların üçte ikisinden fazlasını (yüzde 73) oluşturmasına rağmen, özel olarak dayatılan işçilikteki toplam mağdur sayısının yalnızca yüzde 27’sini oluşturmaktadır.
Bunun sebebi, zorla ticari cinsel sömürü ile devlet dışı zorla çalıştırma sömürüsünün diğer biçimleri arasında mağdur başına elde edilen kazanç açısından büyük bir fark olmasıdır – birincisinde mağdur başına 27.252 ABD doları kazanç elde edilirken, ikincisinde mağdur başına 3.687 ABD doları kazanç elde edilmektedir.
Zorla ticari cinsel sömürüden sonra, zorla çalıştırma yoluyla elde edilen yıllık yasadışı kazancın en yüksek olduğu sektör 35 milyar ABD doları ile sanayi sektörü olup bunu hizmetler (20,8 milyar ABD doları), tarım (5,0 milyar ABD doları) ve ev işçiliği (2,6 milyar ABD doları) izlemektedir. Bu yasadışı kazançlar, hak açısından işçilerin cebinde olması gereken, ancak zorlayıcı uygulamalarının bir sonucu olarak sömürücülerin elinde kalan ücretlerdir.

Zorla çalıştırma: Daha fazla sömürü, daha fazla yüksek kazanç

Her bin kişiden 4’ü zorla çalıştırılıyor
2021 yılında herhangi bir günde 27,6 milyon kişi zorla çalıştırılmıştır. Bu rakam, dünyadaki her 1.000 kişi arasında 3,5 kişinin bu şekilde çalıştırıldığı anlamına gelmektedir. 2016 ve 2021 yılları arasında zorla çalıştırılan kişi sayısı 2,7 milyon artmıştır.
ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, “Zorla çalıştırılan kişiler, başta ücretlerinde kasıtlı ve sistematik kesintiler yapılması olmak üzere, çeşitli baskı biçimlerine maruz kalmaktadır. Yoksulluk ve sömürü döngülerinin devam etmesine neden olan zorla çalıştırma, insan onuruna yapılan bir saldırı niteliğindedir. Artık durumun daha da kötüleştiğini biliyoruz. Uluslararası toplumun acilen bir araya gelerek bu adaletsizliğe son vermek, işçi haklarını korumak ve herkes için adalet ve eşitlik ilkelerini savunmak üzere harekete geçmesi gerekiyor” dedi.

Kapsamlı önlemler gerekiyor
Raporda, yasadışı kazanç akışını durdurmaya ve failleri sorumlu tutmaya yönelik yaptırım tedbirlerine acilen yatırım yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Raporda ayrıca yasal çerçevelerin güçlendirilmesi, iş teftişinin yüksek riskli sektörleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi için icra memurlarına eğitim verilmesi ve iş ve ceza hukuku uygulamaları arasındaki koordinasyonun artırılması tavsiye edilmektedir.
Bununla birlikte, zorla çalıştırmanın yalnızca hukuki yaptırımlarla sona erdirilmesinin mümkün olmadığı; yaptırımların, bu durumun altında yatan nedenlerin ele alınmasına ve mağdurların korunmasına öncelik veren kapsamlı bir yaklaşımın parçası olması gerektiği vurgulanmaktadır.

]]>
Dünyada 1,4 milyar çocuk temel sosyal korumadan yoksun https://yenidunya.org/dunya/29277/dunyada-14-milyar-cocuk-temel-sosyal-korumadan-yoksun/ Wed, 28 Feb 2024 09:30:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=29277 Düşük gelirli ülkelerde, çocukların 10’da 1’inden daha azı çocuk ödeneklerine erişebildiği için çocuklar hastalıklara, eğitim eksikliklerine, yetersiz beslenmeye, yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı savunmasız kalıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Save the Children Vakfı ve UNICEF tarafından açıklanan yeni verilere göre, dünya genelinde 16 yaşın altındaki 1,4 milyar çocuk sosyal korumadan yoksun ve bu sebeple hastalıklara, yetersiz beslenmeye ve yoksulluğa karşı savunmasız bir halde.

Çocuklar, ‘Çocuk ödeneği’ne ulaşamıyor
Düşük gelirli ülkelerde, çocukların 10’da 1’inden daha azı çocuk ödeneklerine ulaşabiliyor ve bu durum, yüksek gelirli ülkelerdeki çocukların yararlandığı ödeneklere kıyasla büyük bir eşitsizliğe işaret ediyor.
Çocuk ödenekleri, çocukların uzun vadeli esenliğini teşvik etmeyi amaçlayan, kritik öneme sahip bir sosyal koruma biçimi. Nakit olarak veya vergi indirimi şeklinde sunulan çocuk ödenekleri, yoksulluğun azaltılmasının yanı sıra sağlık hizmetlerine, beslenme olanaklarına, nitelikli eğitime, suya ve sanitasyon hizmetlerine erişim açısından da son derece önemli. Ayrıca bu ödenekler, özellikle kriz dönemlerinde sosyo-ekonomik kalkınmaya da katkıda bulunuyor.

İyileşme adımları yeterli değil
Pek çok çocuk yoksulluktan kurtulmak için gerekli olan temel kaynak ve hizmetlerden yoksun ve bu nedenle, açlık, yetersiz beslenme ve potansiyelini gerçekleştirememe şeklindeki sorunların uzun vadeli etkilerine maruz kalıyor. ILO, Save the Children Vakfı ve UNICEF, evrensel çocuk ödeneklerini de içeren sosyal koruma mekanizmalarıyla tüm çocukları koruma altına alma konusunda devletlere çağrıda bulunuyor.
Veriler, 2009 ve 2023 yılları arasındaki 14 yıllık dönemde, dünya genelinde çocuk ödeneklerine erişimin yüzde 20’den yüzde 28,1’e yükselerek mütevazı bir artış sergilediğini, ancak kaydedilen ilerlemenin her yerde aynı düzeyde olmadığını gösteriyor. Düşük gelirli ülkelerde ödenek kapsamındaki çocukların oranı yüzde 9 gibi şaşırtıcı bir seviyedeyken, yüksek gelirli ülkelerde çocukların yüzde 84,6’sının ödenek kapsamında olduğu görülüyor.

2009-2023 yılları arasında çocuk ödenekleri kapsamının bölgesel dağılımı:
-Doğu Asya ve Pasifik’te, çocuk ödenekleri kapsamındaki çocukların oranı 2009’da yüzde 9,2 seviyesindeyken, 2023’te yüzde 16’ya yükselmiştir.
-Doğu ve Güney Afrika’da yüzde 9,6’dan yüzde 12,3’e yükselmiştir.
-Batı ve Orta Afrika’da yüzde 3,1’den yüzde 11,8’e yükselmiştir.
-Doğu Avrupa ve Orta Asya’da yüzde 59’dan yüzde 61,4’e yükselmiştir.
-Kuzey Amerika’da yüzde 78,1’den yüzde 84’e yükselmiştir.
-Batı Avrupa’da yüzde 91’den, yüzde 93,2’ye yükselmiştir.
-Latin Amerika ve Karayiplerde yüzde 30,8’den yüzde 41,9’a yükselmiştir.
-Orta Doğu ve Kuzey Afrika yüzde 22,7’den yüzde 32,5’e yükselmiştir.
-Güney Asya’da yüzde 9,2’den yüzde 24,3’e yükselmiştir.

‘Çocuk yoksulluğunu sona erdirmek siyasi bir tercih’
UNICEF Sosyal Politikalar ve Koruma Programı Direktörü Natalia Winder Rossi, “Dünya genelinde, aşırı yoksulluk içinde yaşayan, günde 2,15 ABD dolarının altında bir gelirle hayatta kalma mücadelesi veren 333 milyon çocuk ve çok boyutlu yoksulluk içinde yaşayan yaklaşık 1 milyar çocuk var. Mevcut ilerleme hızına bakıldığında, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamındaki yoksulluk hedeflerine ulaşılması mümkün görünmüyor. Bu kabul edilemez bir durum. Aslında, çocuk yoksulluğunu sona erdirmek siyasi bir tercih. Evrensel çocuk ödeneklerinin aşamalı olarak hayata geçirilmesi de dâhil olmak üzere, yoksullukla mücadelede çocukların sosyal koruma kapsamının genişletilmesi kritik önem taşıyor” dedi.

Etkili politikalar oluşturulmalı
ILO Sosyal Koruma Departmanı Direktörü Shahra Razavi, “Ödenek kapsamı dışında kalan yaklaşık 1 milyar çocuk ve bu çocukların yaşadığı ülkeler bir krizle karşı karşıya ve acilen, koruma açıklarını kapatmamıza yardımcı olacak etkili politikaların oluşturulması gerekiyor.
Bölgeler arasında, kapsam ve ilerleme açısından eşitsizlikler olması ciddi bir endişe kaynağı. Çocuk ödeneklerinin kapsamı pek çok bölgede ancak sınırlı düzeyde genişlemiş durumda ve çok sayıda çocuk geride bırakılmış halde” dedi.

829 milyon çocuk 3,65 doların altında gelirle yaşıyor
Save the Children Vakfı, ILO ve UNICEF, çocuk ödenekleri kapsamındaki boşlukları izleme ve azaltma çabalarını desteklemek amacıyla, çocukların ödeneklere erişimini izlemeye ve boşlukları gidermeleri için devletler ve donörlerle birlikte savunuculuk yapmaya yönelik çevrimiçi bir platform olan Küresel Çocuk Ödenekleri İzleyicisi ni geliştirdi. Platform, dünya genelinde 829 milyon çocuğun, günlük kişi başı gelirin 3,65 ABD dolarının altında olduğu hanelerde yaşadığını ve çocuk yoksulluğunun azaltılmasına yönelik ilerlemenin büyük ölçüde durduğunu gösteren son verilerin paylaşıldığı kritik bir zamanda hizmete giriyor.

Ülkeler sosyal korumaya öncelik vermiyor
Save the Children International’da Çocuk Yoksulluğu Alanında Küresel Politika ve Savunuculuk Lideri olarak görev yapan David Lambert Tumwesigye, “Çocuk ödenekleri ailelerin daha iyi beslenme, sağlık, eğitim ve korunma imkanlarına sahip olmalarına yardımcı olur; ve çocuk haklarının hayata geçirilmesi ve çocukların yetişkin olduklarında sahip olacakları potansiyelin geliştirilmesi açısından kilit öneme sahip. Bu nedenle çocuk ödenekleri, gelecek için kapsayıcı ve dayanıklı ekonomiler inşa etmek açısından son derece önemli. Ne yazık ki sosyal koruma yatırımlarına öncelik vermeyen çok sayıda ülke var. Çocuk Ödenekleri İzleyicisi aracılığıyla, küresel çocuk yoksulluğunun boyutlarının yanı sıra, çocuklara duyarlı sosyal koruma sistemlerine yönelik siyasi iradeye ve yatırımlara ilham verecek ilerleme örneklerini öne çıkarıyoruz” dedi.

Çocuk yoksulluğuyla mücadele şart
Save the Children Vakfı, ILO ve UNICEF, politika yapıcıları ve donörleri, tüm çocuklar için evrensel sosyal korumayı sağlamaya yönelik olarak aşağıdakileri yapmak suretiyle kararlı adımlar atmaya çağırıyor:
-Eşitsizlikleri ele almak ve kız çocukları ve kadınlar, engelli çocuklar, göçmen çocuklar, çocuk işçi olarak çalıştırılan çocuklar ve diğer kırılgan gruplar için daha iyi sonuçlar elde etmek amacıyla hak temelli, toplumsal cinsiyete duyarlı, kapsayıcı ve şoklara duyarlı sosyal koruma sistemleri oluşturmak.
-Koruma konusundaki boşlukların giderilmesi için “finansman boşluğu”nu doldurmak. Bu, tüm çocukların çocuk ödeneklerine erişebilmesi için yatırım yapılması anlamına geliyor, ki bu da çocuk yoksulluğuyla mücadele etmeye ve çocukların iyi şartlarda büyüyüp başarılı olmasını sağlamaya yönelik, etkinliği kanıtlanmış ve uygun maliyetli bir yol.
-Ailelerin ücretsiz veya uygun fiyatlı nitelikli çocuk bakımı gibi önemli sosyal hizmetlere veya sağlık hizmetlerine de erişimini sağlayan ulusal sosyal koruma sistemleri aracılığıyla çok çeşitli çocuk ödenekleri sunmak.
-Ülke kaynaklarını harekete geçirerek ve çocuklara yönelik kamu yatırımlarını artırarak sosyal koruma sistemleri için sürdürülebilir finansman sağlamak.
-İşsizlik, hastalık, annelik, engellilik ve emeklilik hallerini de içerecek şekilde, insana yakışır işlere ve yeterli yardımlara erişimi sağlayarak ebeveynler ve bakıcılar için sosyal korumayı güçlendirmek.

]]>
İSG önlemleri işyerinde şiddet ve tacizi önlemede etkili https://yenidunya.org/emek-gundemi/28843/isg-onlemleri-isyerinde-siddet-ve-tacizi-onlemede-etkili/ Tue, 23 Jan 2024 15:40:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=28843 ILO raporuna göre, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri, işyerinde şiddet ve tacizi önlemede kilit rol oynuyor

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemleri Aracılığıyla Çalışam Yaşamında Şiddet ve Tacizin Önlenmesi ve Ele Alınması” başlıklı son raporuna göre, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) önlemleri; çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik kapsayıcı, entegre ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımın benimsenmesine olanak tanıyan etkili bir çerçeve oluşturabilir.

‘Her beş çalışandan biri şiddet ve tacize maruz kalıyor’
ILO’nun, raporuna göre, her beş çalışandan biri şiddet ve tacize maruz kalıyor. Bu sorun her türlü işyerini etkileyebileceği gibi işle ilgili işyeri dışı faaliyetler olan; işe gidiş gelişlerde, işle ilgili seyahatlerde, etkinliklerde, dijital iletişimlerde, sosyal faaliyetlerde ve ev eksenli ofislerde de ortaya çıkabilir.
Raporda, İSG çerçevelerinin, şiddet ve tacizin kök nedenlerini ele alarak, yetersiz iş organizasyonu, belirli görevlerle ilgili faktörler (örneğin yalnız çalışma veya üçüncü taraflarla sürekli etkileşim halinde olma) ve yüksek stres seviyelerinin söz konusu olduğu çalışma koşulları gibi altta yatan riskleri irdeleyerek ele aldığı vurgulanıyor. İşbirliği ve sosyal diyaloga dayalı İSG çerçevelerinin, şiddetten uzak çalışma ortamları oluşturmak için hem işverenleri hem de çalışanları teşvik ettiği belirtiliyor.

İSG yönetmelikleri düzenleyici yaklaşımları kapsıyor
Raporda incelenen 25 ülkede, iş yerindeki şiddet ve tacizle ilgili tüm yasal hükümlerin yaklaşık üçte ikisi İSG mevzuatı ve yönetmeliklerinde bulunmaktadır. İSG politikaları, işverenlerin ve çalışanların sorumluluklarını tanımlamak ve önleyici stratejileri belirlemek konusunda diğer düzenleyici yaklaşımlara kıyasla daha detaylı olduğu belirtildi.

Ülkelerde cinsel taciz ve şiddet önlemleri öne çıkıyor
Rapora göre, Amerika, Avrupa ve Orta Asya’da, şiddet ve tacizle ilgili hükümler genellikle İSG ile ilgili yasalarda yer alırken, Asya Pasifik ve Arap ülkelerinde cinsel taciz, hedefe yönelik yasal çerçeveler aracılığıyla ele alınmaktadır. Danimarka, şiddeti ve tacizi önlemek için özel yasal düzenlemelere sahipken, El Salvador bunu psikososyal bir risk olarak kabul etmektedir. İspanya ve Tunus, şiddet ve tacizi kapsayabilecek geniş İSG yasalarına sahipken, yalnızca İspanya bu konuyu açıkça kabul etmiş ve yönetimi konusunda rehberlik sağlamıştır. Barbados ve Bangladeş’te ise politikalar genellikle cinsel tacize odaklanmıştır.

Eğitim programları yardımcı oluyor
Raporda, özel olarak hazırlanan araçlar, eğitim programları ve kılavuzların, işletmeler ve işyerlerinin şiddet ve taciz politikalarını uygulamalarına yardımcı olabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca raporda, bu araçların şiddet ve tacizle mücadeleye yönelik müdahalelerin uygulanması için atılması gereken adımları açıkladığı ve karmaşık görevlerin yerine getirilmesine, örneğin işyeri risk değerlendirmelerine yardımcı olduğu vurgulanmaktadır.

Uluslararası taahhütte dönüm noktası
ILO’nun 2019 tarihli ve 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi ve 206 sayılı Tavsiye Kararının kabul edilmesi, şiddet ve tacizden arındırılmış bir işyeri hakkının sağlanmasına yönelik uluslararası taahhütte önemli bir dönüm noktası oldu. 2022 yılında Uluslararası Çalışma Konferansı, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamını ILO Çalışma Yaşamında Temel İlkeler ve Haklar Birdirgesi’nde yer alan temel haklar arasına dahil ederek bu taahhüdü güçlendirdi.

]]>
ILO: “Dünyada işsizlik artacak” https://yenidunya.org/emek-gundemi/28734/ilo-dunyada-issizlik-artacak/ Thu, 11 Jan 2024 11:35:16 +0000 https://yenidunya.org/?p=28734 Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan “Dünyada İstihdam ve Sosyal Görünüm: Eğilimler 2024” rapor açıklandı.
Rapora göre, hem işsizlik oranının hem de iş açığı oranının, bir diğer deyişle iş arayan işsiz kişilerin sayısının pandemi öncesi seviyelerin altına düştüğünü ortaya koyuyor. Yüzde 5,1 olarak gerçekleşen 2023 küresel işsizlik oranı, 2022’deki yüzde 5,3 seviyesinin biraz altına inerek, sınırlı bir iyileşme gösterdi. Küresel iş açığı ve işgücü piyasasına katılım oranlarında da 2023’te iyileşme görüldü.

2 milyon kişi iş arayacak
Ancak rapora göre, bu rakamlarda ufak bir değişiklik olduğunda kırılganlıklar ortaya çıkmaya başlıyor. İşgücü piyasası görünümünün ve küresel işsizliğin daha da kötüleşeceği öngörülüyor. 2024 yılında iş arayan kişi sayısının 2 milyon artması ve böylelikle küresel işsizlik oranmm2023’teki yüzde 5,1 seviyesinden yüzde 5,2’ye çıkması bekleniyor. G20 ülkelerinin çoğunda net gelir azalmış durumda ve genel olarak bakıldığmda, yaşam standartlarında meydana gelen enflasyon kaynaklı düşüşün “hızlı bir şekilde telafi edilmesi pek mümkün görünmüyor”.
Ayrıca, yüksek ve düşük gelirli ülkeler arasında önemli farklılıklar görülmeye devam ediyor. 2023 yılında iş açığı oranı yüksek gelirli ülkelerde yüzde 8,2 düzeyindeyken, düşük gelirli ülkelerde bu oran yüzde 20,5 olarak gerçekleşti. Benzer şekilde, işsizlik oranı da 2023’te yüksek gelirli ülkelerde yüzde 4,5 seviyesinde kalırken, düşük gelirli ülkelerde yüzde 5,7 düzeyinde gerçekleşti.

Kayıtdışı işgücü yüzde 58’i bulacak
Bununla birlikte, çalışan yoksulluğunun devam etmesi bekleniyor. 2020’den sonra hızla düşmesine rağmen, aşırı yoksulluk içinde yaşayan çalışan sayısı (kişi başı satın alma gücü paritesine göre günde 2.15 ABD dolarından az kazananlar) 2023’te yaklaşık 1 milyon arttı. Orta düzeyde yoksulluk içinde yaşayan çalışan sayısı (kişi başı satın alma gücü paritesine göre günde 3.65 ABD dolarından az kazananlar) ise 8.4 milyon arttı.
Raporda, gelir eşitsizliğinin de arttığı konusunda uyarıda bulunuluyor ve reel harcanabilir gelirdeki düşüşün “toplam talep ve daha sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma bakımından kötüye işaret ettiği” belirtiliyor.
2024’te kayıt dışı çalışma oranlarının sabit kalması ve küresel işgücünün yaklaşık yüzde 58’ini oluşturması bekleniyor.

İşsizlik genç kadınlar arasında yüksek
İşgücü piyasasına katılım oranları pandemi öncesi seviyelere dönmekle birlikte, farklı gruplar arasında değişiklikler görülüyor. Kadınların katılımı konusunda hızlı bir toparlanma görülürken, özellikle yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde toplumsal cinsiyet farkı hâlâ kayda değer bir oranda. Genç işsizlik oranları da sorun teşkil edecek düzeylerde seyrediyor. Ne Eğitimde ne İstihdamda ne de Öğrenimde (NEET) olarak tanımlanan kişilerin oranı, özellikle genç kadınlar arasında hâlâ yüksek ve bu durum, uzun vadeli istihdam beklentilerini olumsuz etkiliyor.
Rapor ayrıca, pandemi sonrasında işgücü piyasasına yeniden katılan kişilerin eskisi kadar uzun saatler çalışmama eğiliminde olduğunu ve izin alınan gün sayısının önemli ölçüde arttığını da ortaya koydu.

Dijital tekeller gelişmeyi engelliyor
İşgücü verimliliği, pandemi sonrasında görülen kısa süreli bir artışın ardından, önceki on yılda görülen düşük seviyeye geri döndü. Raporun ortaya koyduğu önemli noktalardan biri de, teknolojik ilerlemelere ve artan yatırımlara rağmen verimlilik artış hızının yavaşlamaya devam ediyor olduğu. Bunun bir nedeni, ciddi tutarlardaki yatırımların, hizmetler ve inşaat gibi daha az verimli sektörlere yönlendirilmiş olması. Diğer engeller arasında ise, beceri kıtlığı ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve verimliliği düşük firmaların ağırlıklı olduğu sektörlerde yeni teknolojilerin daha hızlı benimsenmesini engelleyen büyük dijital tekellerin hakim olması yer alıyor.
Sürdürülebilir bir iyileşme mümkün mü?
ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, “Bu rapor, işgücü piyasasıyla ilgili ana verilerin arkasındaki faktörlerin incelenmesine dayalı bir rapor olduğu için, raporda ortaya koyulanlar dikkatle ele alınmalı. Görünen o ki, bu dengesizlikler artık sadece pandemi sonrası iyileşmenin bir parçası değil, aynı zamanda yapısal dengesizlikler” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “İşgücü ile ilgili olarak raporda işaret edilen zorluklar hem bireysel geçim kaynakları hem de işletmeler için tehdit oluşturuyor ve dolayısıyla bunlarla etkili ve hızlı bir şekilde mücadele etmemiz çok önemli. Yaşam standartlarındaki düşüş ve düşük üretkenlik sürekli enflasyonla birleşince, eşitsizliğin artmasına zemin hazırlayan koşullar ortaya çıkmış oluyor ve bu durum, sosyal adaleti sağlama çabalarını sekteye uğratıyor. Ve daha fazla sosyal adalet sağlanamazsa, sürdürülebilir bir iyileşme asla söz konusu olamayacak.”

]]>