eşitlik – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Wed, 11 Feb 2026 08:29:08 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png eşitlik – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 1920 TKP’den İtalyan Lisesi grevi ile dayanışma: Yaşasın Birlik, Dayanışma! https://yenidunya.org/emek-gundemi/33793/1920-tkpden-italyan-lisesi-grevi-ile-dayanisma-yasasin-birlik-dayanisma/ Tue, 10 Feb 2026 12:27:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=33793 İstanbul Beyoğlu’ndaki Özel İtalyan Lisesi’nde öğretmenler arasında yaşanan maaş adaletsizliğine karşı başlatılan grev 9. gününe girdi. Toplumcu Kurtuluş Partisi (1920 TKP) İstanbul İl Örgütü ve İlerici Gençler Derneği (İGD) üyeleri bugün (10 Şubat) okul önündeki grev alanını coşkulu bir ziyaretle selamladı. 1920 TKP üyeleri, hakkını arayan öğretmenler ve okul emekçileriyle, mücadelelerine destek veren öğrencilerle dayanışma içinde kucaklaştı.

“Yaşasın Birlik, Dayanışma!” sloganları ve halaylarla girilen grev alanına, adaletsiz ücret politikalarına, ırkçı uygulamalara ve sendikal hakların bastırılmasına karşı eğitim emekçileriyle güçlü bir dayanışma vurgusu yaptı.

İşçi sınıfının onur ve hak mücadelesi
1920 TKP adına yapılan açıklamada mücadelenin sınıfsal niteliği özellikle vurgulandı:
“Biz buraya yalnızca bir dayanışma ziyareti için değil, bu grevin doğrudan bir parçası olarak geldik. Eşit işe eşit ücret hakkı, işçi sınıfının uzun mücadeleler ve bedeller sonucunda kazandığı temel bir haktır. Burada verilen mücadele yalnızca bir sendikanın değil, tüm işçi sınıfının onur ve hak mücadelesidir.”

1920 TKP'den İtalyan Lisesi grevi ile dayanışma: Yaşasın Birlik, Dayanışma!

Bu ülke bizim
İtalyan Lisesi’nde görev yapan eğitim emekçileri, yabancı öğretmenlerle eşit ücret talebiyle direnişi başlattıklarını ifade etti. Yerli ve yabancı öğretmenler arasında 7–8 kata varan maaş farkı bulunduğunu belirten emekçiler, bu açık adaletsizliğin okul yönetimi tarafından meşrulaştırılmaya çalışıldığını ve örgütlü sendikal mücadeleye üstten, ayrımcı ve ırkçı bir anlayışla yaklaşıldığını dile getirdi.

Eğitim emekçileri, büyük usta Nâzım Hikmet’in dizelerini hatırlatarak bu ülkenin patronların, ayrıcalıklı azınlıkların ya da yabancı sermayenin değil; emeğiyle yaşayanların ülkesi olduğunu vurguladı. “Bu ülke bizim” sözleri, yalnızca bir slogan olarak değil; eşitlik, onur ve insanca yaşam talebinin ifadesi olarak grev alanında yankılandı. Emekçiler, tüm baskılara ve dayatmalara rağmen geri adım atmayacaklarını kararlılıkla haykırdı.

1920 TKP'den İtalyan Lisesi grevi ile dayanışma: Yaşasın Birlik, Dayanışma!

Sloganlar ve sohbetlerle süren direniş
Açıklamanın ardından alanda “Zafer direnen emekçinin olacak!” sloganları yükseldi. Ziyaret, grevdeki öğretmenler ve Tez-Koop-İş yöneticileriyle yapılan samimi sohbetlerle devam etti. Okul çıkış saatinde öğrencilerin grevdeki öğretmenlerine sarılarak destek vermesi, mücadelenin haklılığını ve meşruiyetini daha da görünür kıldı. Okullarında uygulanan ayrımcılığa karşı öğrencilerin tek yürek olması, direniş azmini güçlendirdi.

Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”
Ziyaret, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” sloganıyla sona erdi. 1920 TKP, grev başarıya ulaşana kadar öğretmenlerin ve sendikanın sesi olmayı, bu haklı mücadelenin her alanda takipçisi olmayı sürdüreceğini ilan etti.

]]>
Alman Demokratik Cumhuriyeti: Kadın özgürleşmesinde ileriye doğru büyük bir adım https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/31272/alman-demokratik-cumhuriyeti-kadin-ozgurlesmesinde-ileriye-dogru-buyuk-bir-adim/ Sun, 17 Nov 2024 19:23:23 +0000 https://yenidunya.org/?p=31272 Çevirmenin notu: Batı medyası ve onların anti-komünist temayüllü ideologlarının “despotik”, “merkeziyetçi”, “bürokratik” olarak sıfatlandırdığı “geleneksel sosyalist” devletler, Alman Demokratik Cumhuriyeti, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, Polonya Halk Cumhuriyeti, Macaristan Halk Cumhuriyeti, Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti, Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti ve Romanya Sosyalist Cumhuriyeti…

Hemen tamamında kadının ev köleliğinden kurtulması ve ev işleri gibi kadını bunaltan, köleleştiren işlerin endüstrinin bir parçası haline getirilmesi, yani evin ekonomik bir birim olmaktan çıkarılması, toplumun yeniden üretimi sorununu ve doğan çocuğun devlet tarafından bakımının sağlanarak kadın üzerindeki yükün hafifletilmesi ve giderek tamamen bir yük, biyolojik olarak gerileten bir yük, olmaktan çıkarılması için muazzam çabalar harcandı. Belki bu çabalar yetersiz kaldı, çok sonraları yavaşladı hatta bir kısmı geri alındı ama bu çabalar harcandı. Bu haklar aynı zamanda, en ileri burjuva demokratik ülkelerde bile, bazı ileri liberal çevreler tarafından sözü edilen ama asla gerçekleştirilmeyen haklardı. Öyle ki kadınlar, ilkel komünal toplumdan bu yana en geniş haklarını ilk olarak bu rejimler altında elde ettiler ve bu hakları fiili olarak da onlarca yıl uyguladılar.

Aşağıda çevirisini verdiğimiz makale, bu “reel sosyalizm” deneyimlerinin kadınlara yönelik politikalarındaki tılsımın sadece rakamsal olarak daha çok istihdamda olmalarında değil, kadını boyunduruğu altına alan bağların kökünden çözülmesinde olduğunu “içeriden”, Alman Demokratik Cumhuriyeti deneyimi üzerinden anlatıyor. Yazarın temel tezi ise, özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve buna bağlı olarak üretim koşullarında gerçekleşen radikal değişimlerin, kadınların toplumsal konumunu dönüştürmekteki gücünü kanıtlayan onlarca yıllık bir deneyimin, bugünkü feminist tartışmalara katkı sunabilecek yeni bir perspektif getirebileceği.

Demokratik Almanya deneyiminin ışığında: Kadın özgürlüğünden öğrenebileceklerimiz ve koruyabileceklerimiz

Florentine M. Sandoval
Internationale Forschungsstelle DDR
2 Ekim 2024
Çev. Leman Meral Ünal

Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) sona ermesi Doğu Alman kadınlarını bir çağ kadar geriye götürdü. 1989 sonrası gelişen kadın hareketi hâlâ sosyalizmde neyin övgüye değer neyin kınanabilir olduğunu tartışadursun, bu tartışma aslında çoktan gereksiz hale gelmişti: Zira DDR’nin yasaları artık geçerli değildi; aile ve sosyal politika da dahil olmak üzere hiçbir alanda sosyalist sistemle devamlılık yoktu ve olmayacaktı. Aile hukuku alanı yeniden burjuva yasallığı ile düzenleniyordu. Almanya’nın imparatorluk döneminden kalma ceza kanunu maddeleri tekrardan yürürlüğe giriyor, kürtaj ve muayene hizmetlerine erişim yeniden tanımlanıyordu. Doğu Alman ekonomisinin eşi benzeri görülmemiş şekilde özelleştirilmesi ve sanayisizleştirilmesi karşısında kadınlar ya yeni Batı Alman üstlerinin hor görmesi ile ya da işsizlikle sınanacaklardı. Ve genellikle erkeklere olan ekonomik bağımlılıklarına [yeniden] geri dönmek zorunda kaldılar. Kaybedilen asıl şey, kadınların özgürleştirilmesi sorumluluğunu üstlenmiş bir devlet ve toplumdu.

Sosyalist Doğu Almanya’da yaşanan devrimci altüst oluşlar öylesine muazzamdı ki, ortadan kalkışından otuz yılı aşkın süre sonra dahi hissedilmeye ve ölçülmeye devam ediyor. Bu, 2023 itibariyle Doğu’da kadın istihdamının daha yüksek olması, kreşlerin Batı’ya kıyasla yaygınlığı ve Batı’da yüzde 19 olan kadın-erkek ücret farkının Doğu’da yüzde 12 olması gibi göstergelerde kendini sürekli yeniden hatırlatmakta. DDR’nin 40 yıllık varlığı boyunca birçok çelişki ortadan kaldırılamamış olsa da (ev işleri ve [eşit] ücret başta olmak üzere), bu çelişkilerin kapitalist koşullar altında daha da yoğunlaştığı bugünden geriye bakıldığında yine de pek çok şey kaybedilmiş gibi görünüyor.

Fakat DDR, geçmişten bugüne düşürdüğü gölgeyle Batı Alman toplumunu ifşa etmeye devam ediyor ve bugünkü feminist tartışmalarda genellikle eksik olan bir perspektifi açıyor. Çünkü DDR deneyimini Batı’daki ve günümüzdeki feminist hareketten farklı kılan şey, toplumsal üretim ilişkilerinin ve kadınların özgürleşmesi için toplumsal ve kitlesel seferberliğin rolüdür.

DDR’deki kadın politikasının en temel hedefi, mümkün olan en geniş kadın kitlesini üretim sürecine dahil etmekti ve bu da ancak DDR’de bunun toplumsal temeli sağlandığı için mümkündü. Bu strateji, 19. yüzyıl boyunca devrimci işçi hareketi içinde olgunlaşan, kadınların demokratik, sosyal ve ekonomik haklar mücadelesinin bir bütün olarak işçi sınıfının kurtuluşuyla yakından ilişkili olduğu anlayışına dayanıyor. Proleter kadın hareketinin öncülerinden Clara Zetkin gibi isimler, kadınların ezilmişliğinin ve yüzyıllar içinde gelişen ataerkil ilişkiler ile ahlaki değerlerin, özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla sıkı bir bağ içinde olduğunu ve kapitalist üretimle iç içe geçtiğini; dolayısıyla da yalnızca üretim koşullarında radikal bir değişimle kadınların kurtuluşu için gerekli koşulların yaratılacağını savunmuşlardı.

Her ne kadar kapitalist ekonomilerde kadınlar için kaçınılmaz olarak sömürü koşulları yaratsa da, kadınların iş gücüne dahil olması, DDR gibi üretim ilişkilerinin sosyalist tarzda örgütlendiği bir devlette tarihsel olarak ilerici bir tekamül yaratmıştır. Zira özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve buna eşlik eden emeğin doğasındaki değişim, kadınların toplumsal konumunu kökünden değiştirmişti.

Elbette bu, kadınların kendi çabaları olmadan başarılamazdı. Kadınların istihdama kazandırılmak için seferber edildiği pek çok girişimden birine örnek olarak “ev kadınları birlikleri” verilebilir. 1950’li yıllarda, çalışmayan kadınlardan oluşan bu kolektifler, iş gücüne acil ihtiyaç duyulan projelerde çalışmış kadınları daha sonra kalıcı bir işe girmeleri için teşvik ediyordu. Kocalar ile ev içinde yaşanan çatışmaların bu noktada tayin edici bir rolü olduğunun altı kalınca çizilmeli. Kadınların hane içindeki izolasyonuna ilişkin siyasal tartışmalar yeniden canlandı, bu da kadınların üretim sürecine katılımını arttırdı ve dolayısıyla da ekonomik bağımsızlıklarına giden yolu açmış oldu. Diğer bir deyişle, maddi teşvikler ve bilinçlendirme birlikte çalışmış ve etkili olmuştu.

İstihdamın kendisi kapsamlı bir çocuk bakım altyapısının geliştirilmesini ve eş zamanlı olarak ev işlerinin azaltılmasını ve daha iyi bölüşülmesini gerektiriyordu Bunlar birbirini etkileyen ve birbirine bağlı süreçlerdi. Sosyalist işyeri aynı zamanda kadınlar için toplumsal görevlerin iç içe geçtiği bir merkezdi – kültürel etkinlikler, eğitimler ve çocuk bakımı ve sağlık hizmetleri bu merkezler aracılığıyla organize edilmekteydi. Buralarda kadın işçiler kendi başlarına etkili olabiliyor, haklarını talep edebiliyor ve savunabiliyorlardı. Sendikaların kadın komisyonları, bir işyerinin tüm kadın işgücünün kişisel ve mesleki gelişimi için kolektif bir araç olan Frauenförderpläne’nin (“kadınların terfi planları”) hazırlanmasını ve uygulamanın izlenmesini sağlıyordu. Üretken emek en önemli itici güç haline gelirken, yeniden üretim emeği kadınların özgürleşmesinin önündeki en büyük engel olmaya devam edecekti.

Kırk yıl oldukça kısa bir süredir. 1990 yılına kadar çözülmeden kalan sorunlar ve çelişkiler değerlendirilirken bu gerçek muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır. Teknik yeniliklere, ev içi sorumlulukların kısmen de olsa toplumsallaştırılmasına ve medyanın erkeklere yönelik çağrılarına rağmen, yeniden üretim işi büyük ölçüde kadınlara bırakıldı. Nitelik farkının kapatılamaması ve/veya kadınların aynı niteliklere sahip olmalarına rağmen yönetim pozisyonlarına ulaşamamaları nedeniyle kadın-erkek ücret farklılıkları devam etti; DDR’nin Gençlik Araştırmaları Merkez Enstitüsü (ZIJ) tarafından yürütülen çalışmaların da gösterdiği gibi, genç nesillerde daha az yaygın olsa bile, aile içindeki geleneksel roller hâlâ varlığını sürdürüyordu.

DDR’de kız çocukları, farklı bir kadın imajıyla büyüdüler ve doğalında hayata dair yüksek beklentiler geliştirdiler; ancak DDR’li son yılların zorlu gerçekliği düşünüldüğünde bu beklentiler her zaman karşılanamadı. DDR’de sosyalizm ve kadın özgürlüğü arasındaki bağlantı kesin bir şekilde kurulmuş ve kanıtlanmış olsa da sosyalist devletin erken yıllarındaki devrimci enerjinin üzerine dahasını inşa etmek mümkün olamadı.

Aslında, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayabilme yolunda eşit işe eşit ücret, eşit eğitim olanakları, eşit ortak karar alma hakkı gibi önemli ilkeler henüz Sovyet İşgal Bölgesi’ndeyken (1945-1949) ortaya konmuştu, çünkü komünistler ve sosyalistler için bunlar, [kadınlar mevzubahis olduğunda] müzakere edilemez, temel haklardı. Ancak DDR’deki deneyimler, bu hakları güvence altına alan temel yapıları inşa etmenin karmaşık ve uzun bir görev olduğunu ve basitçe “yukarıdan” empoze edilemeyeceğini de kanıtlar nitelikte. Doğu Almanya’daki kitlesel inisiyatifler ve demokratik yapılar olmasaydı, gerekli zihniyet değişimini sağlamak ve çeşitli toplumsal grupları kadınların kurtuluşu lehine kazanmak mümkün olamazdı. Birlik meclisleri, kadın komisyonları ve teşvik planları gibi somut araçlar, bu toplumsal zorluğu aşmak için vardı. Bu araçlardan yararlanıp yararlanmamak bireylere bağlı olsa da kullanımı istisna değil kuraldı.

Yoksulluğun arttığı, güvencesizleşmenin olağanlaştığı ve kadın haklarının dünya çapında geriletildiği bir dönemde, bireyselleştirme ilkesinin tam tersini, yani DDR’de olduğu türden kadınların kitlesel ve toplumsal seferberliğini düşünmek önemlidir. DDR’deki 40 yıllık kadın politikası ve teşvikinde nelerin kaybedildiği ve geriye nelerin kaldığı, çözülemeyenler ve mümkün olanlar, günümüzün kadın eşitliği tartışmalarına ve mücadelesine verimli bir şekilde taşınabilir, tabii eğer izin verilirse. Kadınların kurtuluşunu bireysel ilişkilerin bir vaadi olarak görmek yerine tarihsel ve toplumsal bir görev olarak belleyen DDR’nin hem ulaşılan hem de ulaşılamayan politik hedefleri, parçalanmış olan kadın hareketine bir yön sağlayabilir. Bu, her şeyden önce DDR mirasının da bir parçası.

Kaynak: Harici

]]>
Metal işçisi kadınlar: “Eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz” https://yenidunya.org/emek-gundemi/30541/metal-iscisi-kadinlar-esitlikci-kamucu-sosyal-politikalar-istiyoruz/ Tue, 23 Jul 2024 12:09:34 +0000 https://yenidunya.org/?p=30541 Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu, doğurganlık hızının düşmesi nedeniyle hükümetin gündemine aldığı doğum teşviki paketine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.
Metal işçisi kadınlar, KMO İstanbul Şubesi’nde yapılan toplantıda, “Doğum teşviki değil; eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz. Kadınları ‘doğuma teşvik edeceği’ söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz” dedi.
Kadınların çalışma yaşamı üzerinde anne olmanın getirdiği olumsuz etkilere dikkat çeken metal işçisi kadınlar, “Hükümetin sorumluluğu bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.
 
Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu açıklaması şu şekilde:
 
Doğum Teşviki Değil,
Eşitlikçi, Kamucu Sosyal Politikalar İstiyoruz

TÜİK, 15 Mayıs’ta doğum verilerini paylaştı. Bu verilere göre 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, yani bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısı, 2023 yılında 1,51’e düştü. Bir ülkede nüfusun azalma eğilimine girme eşiği ise 2,1. Türkiye’de doğurganlık hızı, 2016’dan bu yana bu eşiğin altında seyrediyor.
Bu veriler yayımlandıktan sonra, hükümet kanadından da açıklamalar geldi. Birtakım çalışmalar başlatacaklarını ve bu düşüşü önlemeye yönelik adımların atılacağını dillendirdiler. Bu adımların arasında, kadınların doğum izninin bir yıla çıkarılmasından başlayarak kadınları daha fazla doğuma teşvik edecek düzenlemelerin olduğundan söz ediliyor.
Hükümetin kadına bakışını, kadın-erkek eşitliğine olan mesafesini biliyoruz. Her fırsatta kadınların kazanılmış haklarına saldırdığına yıllardır tanıklık ediyoruz.
Şimdi de, kadınları “doğuma teşvik edeceği” söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadının insan haklarının ihlali olduğu, yaşamın her alanında kadını ikincilleştirdiği somut bir gerçek olarak önümüzde dururken ve uluslararası sözleşmeler hükümetleri bu eşitsizliği giderecek adımları atmakla sorumlu tutmuşken, birçok ülke eşitlikçi politikaları hayata geçirirken, hükümetin kamuoyuna yansıyan açıklamaları endişemizi daha da artırmıştır. 

Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü
Biz metal sektöründe çalışan kadınlarız. Öncelikle kadınların doğurma ya da doğurmama hakkının temel bir hak olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenle kadınların doğurmaya ya da doğurmamaya özgürce karar verecekleri demokratik, kadının insan haklarına saygılı, kürtaj hakkının kısıtlanmadığı, doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişimin olduğu bir toplumsal yaşamın tesis edilmiş olması gereklidir. Aksi halde merdiven altı uygulamalarla birlikte anne-bebek ölümlerinin artacağı unutulmamalıdır. 
Eşitlik politikalarının hâkim kılınmadığı toplumlarda anne olmak kutsallaştırılırken, bu durumun anne olan kadınların yaşamındaki olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü, işe alımlardan başlamak üzere çalışma yaşamında ayrımcılık, şiddet, taciz ve ücret eşitsizliği, bunlardan bazılarıdır.
Öyle ki Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),Türkiye’de çocuğu olan bir kadın ile çocuksuz bir kadın arasındaki ücret farkının yüzde 11 olduğunu tespit etmiş, benzer şekilde anne ile baba arasındaki ücret eşitsizliği oranının yüzde 19 olduğunu açıklamıştır. ILO, bu durumun kadınlara “annelik cezası” olduğunun altını çizmiştir. 

Çocuk bakımı kadınları istihdamdan koparıyor
Sosyal bir devlet anlayışının gereği olarak, kadınların karşılaştığı tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için hareket edilmelidir. 
Çocuk doğurmanın birçok kadını istihdamdan çıkardığı, evli kadınların istihdama girişinin daha düşük olduğu TÜİK verileri ile tespit edilmiştir. Kadın-erkek 2023 istihdam verilerine bakıldığında kadınların istihdamdaki oranı %31,3 iken, bu oran erkeklerde %65,7, yani kadınların iki katından fazla olarak gerçekleşti. 2022 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının %28, erkeklerin istihdam oranının ise %90,5 olduğu görüldü. Bu veriler açıkça gösteriyor ki, doğum sonrası çocuk bakımının tümüyle kadının üzerine bırakılması kadını istihdamdan çıkarıyor.

Sosyal ve kamusal politikalar oluşturulsun
Toplumsal cinsiyet rolleri, ev işlerini ve çocuk bakımından başlayarak ev içindeki bireylerin bakım yükünü kadınların omzuna yıkıyor. Hükümet, kamusal politikalarla bu yükü kadınların omuzlarından alacak ve toplumda eşitlik fikrini güçlendirecek yapısal adımlar atmak ve kamusal hizmetler sunmak yerine esnek çalışma biçimlerini kadınların önüne bir tercih ve çözüm olarak sunuyor. Bu da kadın emeğinin iki kat sömürülmesini pekiştiriyor.
Hükümetin sorumluluğu, bu tabloyu kadının lehine değiştirmek için girişimlerde bulunmaktır.
Uygulamaya alınacak programların, kadınların kendi bedenleri üzerinde söz ve karar sahibi olma hakkına saygı temelinde, kadın işçilerin istihdamdaki varlıklarını koruyacak/teşvik edecek sosyal ve kamusal politikalardan oluşması gerekmektedir.

Talepler
Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, doğum ve sonrasında cinsiyet rollerinin kadınların çalışma yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için Birleşik Metal-İş Sendikası Kadın Komisyonu olarak aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz:
1-Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm politikaların temeli haline getirilmelidir. Çocuk bakımının sadece kadının sorunu/sorumluluğu olduğu anlayışı terk edilmeli; bu konuda devlet, işveren ve eşlerin bu sorumluluğu paylaştığı eşitlikçi bir yaşam tesis edilmelidir.
2-Yasal doğum izinlerine ek olarak uzatılması düşünülen her süre, anne ve baba arasında eşit olarak kullanılmalıdır. Ebeveyn izinleri hayata geçirilmelidir.
3-Nitelikli, yaygın ve ücretsiz kreşler/gündüz bakım evleri yaygınlaştırılmalıdır. Tüm organize sanayi bölgelerinde 24 saat açık, nitelikli ve ücretsiz kreşler açılmalıdır.
4-“Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden ele alınmalıdır. İşyerlerinde emzirme odası zorunluluğu için yönetmelikte bulunan en az 100 kadının çalışması şartı kaldırılmalıdır. Yine kreş için 150’den fazla kadının çalışması şartı da kaldırılarak erkek işçilerin kreş hakkından faydalanması sağlanmalıdır.
5-Esnek, güvencesiz, kayıtdışı çalışma biçimleri terk edilmelidir. Kadınlar için güvenceli, düzenli işler yaratılmalıdır.
6-Çocuk bakımı ile yaşlı bakımı için gerekli sosyal politikaların yokluğunda, kadınların evden çalışmaya ve esnek-güvencesiz çalışma biçimlerine itilmesi engellenmelidir.
7-Eşdeğerde işe eşit ücret prensibi hayata geçirilmeli ve doğum nedeniyle kadınların ücretlerinin, işyerindeki statülerinin, terfi süreçlerinin olumsuz etkilenmesine karşı önlemler alınmalıdır.
8-Kadın işçinin doğum nedeniyle ücretsiz izin kullanması ya da işten ayrılması sonrası tekrar aynı işe dönmek istemesi durumunda kadına gerekli destek sağlanmalı ve emsal ücret üzerinden ücretlendirme yapılmalıdır.
9-Çocuk 1 yaşına gelinceye kadar kadınlar tarafından kullanılan ve günlük 1,5 saat olarak düzenlenmiş süt izinleri, talep halinde toplu kullandırılmalıdır. Anne sütünün depolanabildiği günümüz koşullarında babaların da bu izni kullanmasının önü açılmalıdır.
10-Tek başına çocuk büyüten kadın işçilere ekonomik destek verilmeli, vergi indirimleri sağlanmalıdır.
11-Çocukların ihtiyaçları için alınacak günlük izinler anne ve baba arasında eşit olarak kullandırılmalıdır.
12-Bebeklerin gelişimi için gerekli temel gıdalar/malzemeler ücretsiz sağlamalıdır. Paralı eğitimden vazgeçilmeli, okul çağındaki çocukların nitelikli eğitime erişimi ücretsiz olmalıdır.
13-Annelerin ve bebeklerin tüm sağlık kurumlarından ücretsiz sağlık hizmeti alması sağlanmalıdır.
14-Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “183 Sayılı Anneliğin Korunması”, “156 Sayılı Aile Sorumlulukları olan Kadın ve Erkek İşçilere Eşit Davranılması ve Eşit Fırsatlar Tanınması” adlı sözleşmeleri onaylanmalıdır.
15-Sendikalaşma oranı, kadın işçiler arasında yüzde 8 civarındadır. Sendikalaşmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı, kadınların toplu pazarlık hakkını kullanarak çalışma yaşamında refahlarını yükseltecek müzakere gücüne erişimlerinin önü açılmalıdır.

Biz metal işçisi kadınlar olarak, çalışma yaşamı başta olmak üzere, tüm yaşamın eşitlikçi, sosyal ve kamucu politikalarla yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Ev işleri, bakım işleri sadece kadınların sorumluluğu değildir. Biz başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyoruz. Sendikaları, siyasi partileri ve demokratik kitle örgütlerini yaşamın her alanında eşitlikçi politikaların hayata geçirilmesi için harekete geçmeye çağırıyoruz.

]]>
Soyadı düzenlemesi yargı paketinden çıkarıldı https://yenidunya.org/kadinin-sesi/30527/soyadi-duzenlemesi-yargi-paketinden-cikarildi/ Tue, 23 Jul 2024 05:58:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=30527 Kadınların tepkisi iktidara geri adım attırdı

“Kadının evlendikten sonra soyadını tek başına kullanmayacağını” içeren madde kamuoyunun tepkisinin ardından 9. Yargı Paketi’nden çıkarılacak.
İktidar, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen, kadının evlendikten sonra bekarlık soyadını tek başına kullanamayacağını dair düzenlemeyi 9. Yargı Paketi’ne eklemiş ve Meclis’e göndermişti.
Dışarda kadınların ve toplumun, Mecliste muhalefetin tepkisiyle karşılaşan madde yargı paketinden çıkarıldı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile görüşen CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka, yaptığı görüşmenin ardından, kadınlara ‘soyadı’ dayatması olarak anılan maddenin 9. Yargı Paketinden çıkarıldığını duyurdu.

Mücadele kazandırıyor
Nazlıaka, kadınların mücadelesinin sonuç verdiğini vurguladığı açıklamasında şunları kaydetti:
“9. Yargı Paketi’nde kadınlar için bir tehdit olarak duran soyadı dayatması… Biz meseleye sadece bir soyadı seçimi olarak bakmıyoruz. Bu aslında, kadınların kimliğine sahip çıkma hakkıdır. Bu aslında, kadın erkek eşitliği hakkıdır. Bir ailenin eşitlik esasına dayalı kurulmasıdır.
Kadınların tercih hakkıdır. Anayasa Mahkemesinin bu yönde vermiş olduğu bir karar var. Sayın Bakan ile yaptığımız görüşmede bu dayatmanın 9. Yargı Paketi’nden çıkarılacağı müjdesini vermek isterim. Bu yönde mücadele eden Türkiye kadın hareketindeki tüm kız kardeşlerime, başta Genel Başkanımız Özgür Özel olmak üzere partimize de çok teşekkür etmek istiyorum. Bu, biz kadınlar açısından olmazsa olmaz, çok önemli bir konuydu.”
Böylece paket Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek ancak içeriğinde soyadı kanunu olmayacak.

İktidarın erkek egemen ısrarı
9.Yargı Paketi olarak bilinen “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na 3 Temmuz’da sunulmuştu. 
Kadınların ve toplumun tepkisini çeken ve Medeni Kanun’da soyadı düzenlemesi yapılmasını teklif eden düzenleme pakette yer aldı. 15. maddede, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal ettiği “Kadın evlenince kocasının soyadını alır” düzenlemesi, tekrar yasa teklifi olarak Meclis’e sunuldu.

9.Yargı Paketi’nin 15. maddesi şu şekilde: “Evlenen kadının soyadına ilişkin hükümler iptal kararına binaen kadının kocasının soyadıyla birlikte kendi soyadını kullanabilmesine imkan veren hüküm tekrar düzenlenmektedir.”

    ]]>