emek – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Sun, 19 Oct 2025 11:49:37 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.6 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png emek – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 İşgücünde daralma fren tutmuyor: İşten çıkarmalar ‘rutin uygulama’ haline geldi https://yenidunya.org/emek-gundemi/33230/isgucunde-daralma-fren-tutmuyor-isten-cikarmalar-rutin-uygulama-haline-geldi/ Sun, 19 Oct 2025 11:49:33 +0000 https://yenidunya.org/?p=33230 Ekonomik kriz büyüyüp istihdam hacmi daraldıkça işsizlik de hızla yaygınlaşıyor. Ülkede 12 milyon 190 bin kişi işsizken toplu işten çıkarmalar da adeta ‘rutin uygulama’ haline geliyor. Sanayide istihdam kaybı 173 bin, tekstilde ise 122 bin kişiyle ifade ediliyor.

Ekonomik kriz günden güne derinleşirken işsizlik de yurt genelinde hızla yayılıyor. Daralan üretim ile işten çıkışlar hızlanıyor, sermayedarların kimine de “kriz” bahane oluyor. TÜİK’in açıkladığı güncel işsizlik verilerine göre resmi oran olan dar tanımlı işsizlik ağustosta yüzde 8,5 oldu. TÜİK’in işsiz olarak kabul etmediği gerçek işsizlerin oranını ifade eden geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 29,7 ile zirveye yakın seyretti.

TÜİK’e göre ülkede 3 milyon 44 bin işsiz varken DİSK-AR’ın çalışması gerçek sayıyı ortaya koydu. DİSK-AR hesaplamasına göre gerçek işsizler 12 milyon 190 bin kişi. Bir yılda 1 milyon 117 bin kişi işsizlerin arasına katıldı. Kadınlarda yüzde 39,2’lik oran ile gerçek işsizlik, yüzde 23,8 olan erkek işsizliğinden 15,4 puan fazla gerçekleşti.

Sanayide 173 bin, tekstilde 122 bin kayıp
Derin krizin yol açtığı iş kayıpları SGK’nin verilerine de yansıdı. Son olarak açıklanan Ağustos 2025 Ücretli Çalışan İstatistikleri de hem işsizliğin ulaştığı genel boyutu hem de sektörel istihdam kayıplarını ortaya koydu. Sektörel krizin uzun süredir devam ettiği sanayide istihdam, bir yıl içinde yüzde 3,6 azaldı. Böylece sanayi çalışanı sayısı bir yıl içinde 5 milyon 66 bin 396’dan 4 milyon 892 bin 980’e geriledi. Bir yıl içinde 173 bin 416 kişi işsiz kaldı.

Sert düşüşün yaşandığı bir diğer işkolu da tekstil ürünleri imalatı oldu. Sektörü içinde bulunduğu genel kriz ve ucuz işgücü arayışındaki pazarın Mısır, Bangladeş, Fas gibi emeğin yok pahasına satın alınabildiği ülkelere yönelmesiyle daralan üretim hacmi, istihdamdaki düşüşe de yansıdı. Yıllık istihdam kaybı yüzde 8,7 olurken çalışan sayısı da 468 bin 988 kişiden 428 bin 137 kişiye geriledi. Böylece bir yılda tekstil sektöründe işini kaybeden kişi sayısı 40 bin 851 oldu. Aynı sektörün bir diğer alt kolu olan giyim ürünleri imalatında istihdam ise yıllık yüzde 13 azaldı. 628 bin 118 olan çalışan sayısı 12 ayda 546 bin 598’e geriledi. Giyim ürünleri imalatındaki 81 bin 520 kişilik istihdamla birlikte tekstil ve giyim sektöründe bir yıl içinde işsiz kalan sayısı 122 bin 371 oldu.

Madencilik ve taş ocakçılığındaki kayıp da benzer şekilde bir yıl içinde yüzde 3,3 olarak gerçekleşti. İşkolunda çalışan sayısı 12 ayda 146 bin 520’den 141 bin 710 kişiye geriledi. 4 bin 810 maden işçisi istihdamdan kopmak zorunda kaldı. Kömür ve linyit çıkarması işkolundaki düşüşün oranı da yüzde 13,2 oldu. Bir yılda istihdam 41 bin 171’den 35 bin 753’e geriledi. Kömür ve linyit çıkarmada çalışan 5 bin 418 madenci de son bir yıl içinde işsiz kaldı.

İstihdamdan kopuşun olduğu bir diğer işkolu olan imalatta yıllık değişim yüzde eksi 3,9 oldu. Çalışan sayısı 4 milyon 725 bin 793 kişiden 4 milyon 541 bin 248’e düştü. İşsiz kalan kişi sayısı 184 bin 545 oldu.

Ana sektörlerin alt gruplarındaki bir yıllık istihdam kaybı ise çok daha ciddi boyutlara ulaştı. Ticaret ve hizmet sektörünün alt grubu yayımcılıkta seyahat acentesi ve tur operatörleri işkolundaki kayıp, turizmde krizin yaşandığını ortaya koydu. Yüzde 11,6 ile en çok iş kaybının olduğu gruplardan biri olan işkolunda çalışan sayısı 87 bin 386’dan 77 bin 282’ye geriledi. Bir yıl içinde 10 bin 104 seyahat ve turizm çalışanı işsiz kaldı. Büro yönetimi alt grubunda da kayıp yüzde 4,4 oldu. Sektördeki istihdam 207 bin 453 çalışandan 198 bin 403’e kadar düştü. Bu işkolunda bşr yıl içinde işsiz kalan kişi sayısı da 9 bin 50 olarak gerçekleşti.

Üretimin her kolu alarm veriyor
Sanayi sektörünün ise neredeyse her alt grubunda istihdam kaybı yaşandı. Sektördeki yıllık istihdam kaybı yüzde 3,6 olarak gerçekleşirken alt gruplardaki kayıp çok daha yüksek oranlarda seyretti. Dayanaksız tüketim malı imalatında bir yıl içerisinde 85 bin 886 kişi işsiz kaldı. Yüzde 5,3 olarak gerçekleşen gerileme ile istihdam edilen kişi sayısı 1 milyon 614 bin 59’dan 1 milyon 528 bin 173’e geriledi.

Deri ve deri ürünleri imalatındaki istihdam kaybı yüzde 12,5 oldu. Çalışan sayısı 65 bin 389’dan 57 bin 602’ye düştü. Ağaç ve ağaç ürünlerdeki gerileme de 77 bin 306 kişiden 72 bin 599 kişiye düşüşle yüzde 6,1 oldu. Elektrikli teçhizat imalatındaki gerileme 225 bin 557’den 213 bin 977’ye gerçekleşerek yüzde 5,1 oranında seyretti. Gerilemesi yüksek seyreden diğer alt gruplar yüzde 10,4 gerileme ile suyun toplanması, arıtılması ve dağıtılması; yüzde 4,1 ile makine ve ekipmanlarının kurulumu ve onarımı, yüzde 3,4 ile motorlu kara taşıtları imalatı, yüzde 4,2 ile başka yerde sınıflandırılmamış makine ve ekipman imalatı oldu.

Kriz sermayedarlara ‘fırsat’ oldu
Krizle beraber üretim hacminin azalmasını adeta ‘fırsata çeviren’ sermayedarlar arasında toplu işten atmalar gerçekleştirmek de adeta bir trend haline geldi. Özellikle merkezlerini ülkeden daha ucuz işgücü bulunan pazarlara taşıyan tekstil devleri, ülkeden çıkarken emekçileri de gelir kapılarından etmekte beis görmedi. Son bir yıl içinde DeFacto 450, Colins 1500, Şık Makas / Crs Denim 800 işçiyi topluca işten çıkardı. 2 bin 750 tekstil işçisi böylece işinden edildi.

Madencilik sektörü de tekstilden çok farklı dğeil. Yalnızca Manisa Soma’da bir yıl içerisinde toplam 2 bin 550 madencinin işine son verildi. Ermaden’e bağlı taşeron firma Çiftay Madencilik’in Sivas Divriği tesislerinde ise 18 madencinin işine son verilirken işten çıkarmaların 200 kişiye ulaşacağı öne sürüldü.

Ülkenin ikinci büyük petrokimyasal üreticisi Ravago da ‘küçülmeye gideceğini’ ilan ederek İzmir Aliağa fabrikasında 90 işçiyi işten çıkaracağını duyurdu. İzmir’de kurulu Amerikan sermayeli TPI Kompozit de işçilerin grevi sürerken ilk olarak iflas ettiğini duyurmuş, daha sonra ise hisselerini devretmişti. TPI Kompozit de benzer şekilde 2 bin 160 işçinin işine son verdi.
Tarım Kredi Kooperatifleri Marketleri de 2025’in ilk yarısında yaşadığı mali kayıpları gerekçe göstererek 1200 çalışanı topluca işten çıkaracağını açıkladı. Böylece yalnızca bir yıl içinde toplu işten çıkarmalarla işine son verilen kişi sayısı 8 bin 768 oldu.

Kaynak: BirGün

]]>
Petrol-İş, TPI Kompozit işyerlerinde greve çıktı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32629/petrol-is-tpi-kompozit-isyerlerinde-greve-cikti/ Tue, 13 May 2025 12:44:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32629 Petrol-İş İzmir Şubesinin örgütlü olduğu TPI Kompozit işyerlerinde bugün (13 Mayıs) itibariyle greve çıktı. Sasalı ve Menemen’de kurulu iki fabrikada yaklaşık 2300 Petrol-İş üyesi çalışıyor.

Petrol-İş, dünyanın en büyük rüzgar türbini kanadı üreticilerinden olan TPI Kompozit işyerlerinde bugün (13 Mayıs) itibariyle greve çıktı. İzmir Sasalı’da kurulu TPI Kompozit Kanat Sanayi ve Tic. A.Ş işyerinde 455, Menemen’de kurulu TPI Kompozit Kanat 2 Üretim Sanayi ve Tic. Ltd. Şti ünvanlı işyerinde ise 1860 sendika üyesi çalışıyor.
Amerikan sermayeli ve merkezi Arizona’da bulunan TPI Kompozitin ABD, Meksika, Türkiye ve Hindistan’da fabrikaları; Danimarka, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve İspanya’da da mühendislik geliştirme ve servis eğitim merkezleri var. Türkiye ve Meksika’daki fabrikalarında sendikal örgütlülüğün olduğu TPI firmasının küresel düzeyde ise 14 bini aşkın çalışanı bulunuyor. 

TPI işçilerin emeğiyle büyüyor ama emeği hiçe sayıyor
2012 yılında İzmir/Sasalı’da ilk fabrikanın kurulması ve 165 üyeyle başlayan örgütlenme her geçen gün daha da güçlendi ve bugün Sasalı ve Menemen’de kurulu fabrikalarda yaklaşık 2300 sendika üyesi çalışıyor. 
TPI ise her yıl işçilerin emeği üzerinden daha da büyüyor. Firmanın küresel merkezinden yapılan açıklamalar da büyümenin düzenli olarak gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Ancak TPI işçileri bu büyümeden pay almıyor aksine her geçen gün daha fazla yoksulluğa mahkum ediliyor. Bugün 2300 TPI işçisi emeğinin karşılığını, yarattığı değere denk bir ücret ve sosyal haklar talep ediyor.

Grev coşkuyla başladı
İlk sözleşmenin 2013 yılında imzalandığı TPI Kompozitte bugün 6. dönem toplu pazarlık görüşmeleri sürdürülüyor. İlk toplantının 16 Ocak 2025 tarihinde yapıldığı müzakerelerde toplam beş oturum yapıldı. Petrol-İş Sendikası ve TPI Heyetleri arasındaki son resmi toplantı ise arabulucu nezdinde Mart ayının sonunda gerçekleşti.
İşverenin toplu pazarlık sürecinde verdiği yüzde 30’luk teklifi aylardır güncellememesi ve üyelerimizin taleplerini görmezden gelmesi sonucunda dün gece itibariyle iki fabrikada da üretim durdu ve bu sabah yapılan basın açıklamasıyla da grev kamuoyuna ilan edildi.

Petrol-İş, TPI Kompozit işyerlerinde greve çıktı

“İşimize özveriyle sahip çıkacağız ama hakkımızı da sonuna kadar savunacağız”
Grev alanında bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklaması boyunca grev alanından “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”, “Temel Conta İşçisi Yalnız Değildir”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber, Ya Hiç Birimiz”, “Sefalet Ücreti İstemiyoruz”, “Zafer Direnen Emekçinin Olacak” sloganları yükseldi.

Basın açıklamasına Petrol-İş üyeleri ve İzmir Şube Yöneticileri ile Petrol-İş Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri, Türk-İş Bölge Başkanı, sendikanın Aliağa ve Düzce Şube Yöneticileri, Genel Maden İşçileri Sendikası, Basın-İş Sendikası, Çimse-İş Sendikası, Tezkoop-İş Sendikası, Tekgıda-İş Sendikası, Toleyis ve TEKSİF sendikalarının İzmir’deki yöneticileri, Petrol-İş’in örgütlü olduğu Tetrapak, TÜPRAŞ ve PETKİM işyerlerinden temsilciler, aylardır sendikalaşma ve işe geri dönme mücadelesi veren Digel Tekstil işçileri, 155 gündür grevlerini devam ettiren Temel Conta işçileri ile siyasi parti temsilcileri ve demokratik kitle örgütleri de katılarak destek verdiler. 
İzmir Şube Başkanı Cem Turan’ın okuduğu basın açıklamasında, “Sesimiz ve taleplerimizi sadece işveren değil tüm Türkiye duyacak. Var olan koşullarda TPI işçisinin talepleri hak kayıplarını gidermek ve alım gücündeki kayıpları gidermek üzerine olmuştur.” denildi.  Enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında işçi sınıfının alım gücünün yok olduğunu, TPI işçilerinin de yaşam standartlarını makul düzeye çıkarmak, insana yakışır çalışma koşullarında çalışmak için greve çıktığını belirten Cem Turan işverene de çağrı yaparak “Gelin, üzerinde anlaşabileceğimiz bir teklif verin ve müzakere masasını yeniden kuralım. Greve başladığımız bugün, burayı coşku ve kararlılıkla nasıl bayram yerine çevirdiysek, anlaşma sağlayıp davulla zurnayla işbaşı yapalım. İşimize özveriyle sahip çıkacağız ama hakkımızı da sonuna kadar savunacağız.” dedi.
Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, grev alanını selamlamayla başladığı konuşmasında, “Ben buradan yönetime sesleniyorum, değerli TPI Yönetimi bu işletmeyi yaşatmak istiyorsanız taleplerimize cevap verin. Bu işletmeler bizim, bu ülke bizim. Türk-İş olarak üstümüze ne görev düşüyorsa onu yapmaya hazırız. Petrol-İş’in yanında olacağız, bu işin çözülmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Petrol-İş, TPI Kompozit işyerlerinde greve çıktı

Akyüz, “İnsanca Yaşayacak Ücret ve Hak Vermek Sizlerin Görevi”
Grev alanındaki son konuşma ise Petrol-İş Genel Başkanı Süleyman Akyüz tarafından yapıldı. TPI Grevini selamlayan Akyüz, dayanışma için alanda bulunan Digel Tekstil ve Temel Conta işçilerini de unutmadı. Konuşmasının devamında “Bugün hak arama mücadelesinin son noktasına gelmiş bir günü yaşıyoruz. TPI Grevimizi başlatıyoruz. Petrol-İş Sendikası’nın 75 yıllık mücadele tarihi var. Bizi hiç kimse sınamasın, biz müzakereyi de mücadeleyi de iyi biliriz. Petrol-İş Sendikası işçi sınıfına yön veren, emek mücadelesinde yol gösteren, mücadele bayraktarlığını yapan bir sendikadır bundan da gurur duyuyoruz.” dedi. İşverene de çağrı yapan Genel Başkan, “Bir mesaj vermek istiyorum, TPI işçisi el emeği ile beden gücü ile çalışıyor. Bu işçilerin hakkı ödenemez. Birileri niçin greve çıkılıyor, neden yüzde yüzün üstünde istiyorsunuz diyor. 16 Ocak’tan bugüne beş oturum yapıldı, teklif hala yüzde 30. Ücretlerimiz ortada. Müzakere masası açık, tekliflerinizi geliştirin, revize edin ve gelin. Bizi kimse kapatmakla, gitmekle tehdit etmesin. Petrol-İş Sendikası olarak bu ülkeye katkı koyan, üreten, değer yaratanlara, emeğin karşılığını verenlere minnettarız. Ancak insanca yaşayacak bir ücret ve hak vermek sizlerin görevi. Bu işçide aidiyet duygusunu nasıl geliştireceksiniz. Bu işçilerin emeğinin karşılığını vermek zorundasınız. Katma değeri yüksek bir iş yapılıyor. Bunu yapan da TPI işçisi ve hakkını almak zorunda.” dedi.

]]>
Suriye’de katliama hayır! https://yenidunya.org/yurt/32317/suriyede-katliama-hayir/ Mon, 17 Mar 2025 08:03:14 +0000 https://yenidunya.org/?p=32317 Tarsus Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de yönetimi gasbeden, Cumhuriyet yıkıcısı, tekfirci, mezhepçi HTŞ çetelerinin Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik katliamlarına karşı 16 Mart Pazar günü yürüyüş ve basın açıklaması düzenledi.
“Mazluma kimliği sorulmaz! Sormadık, sormayacağız…! “Barbarlığa karşı yaşasın insanlık” demek için bir aradayız…!” başlıklı basın açıklamasına binlerce yurttaş katıldı.
Halk Eğitim Merkezi önünde toplanan yurttaşlar kortej oluşturarak açıklamanın yapılacağı Tarsus Yarenlik Alanına yürüdüler. Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların ve derneklerin üye ve yöneticileri bu vahşi katliama tepki için bir araya geldiler.

Suriye’de ve bölgedeki durumu tüm yönleriyle ele alan basın açıklamasında 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamları unutulmadı.

Mazluma kimliği sorulmaz! Sormadık, sormayacağız…!
“Barbarlığa karşı yaşasın insanlık” demek için bir aradayız…!

İnanç ve etnik köken ayrımı yapmadan, barış içerisinde, birlik ve huzur içerisinde ve mutlaka kardeşlik ve eşit yurttaşlık içerisinde yaşamayı “kâlû beladan bu yana” hayatlarının anayasası, inançlarının ana felsefesi olarak gören ve aynı kardeşlik, barış ve huzuru tüm toplumlar için de arzu eden Alevi toplumuna karşı, Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye yönetiminin devrilmesiyle iktidarı ele geçiren cihatçı HTŞ yönetimi tarafından uygulanan soykırım, etnik temizlik ve katliamlar tüm dünyanın gözü önünde devam etmektedir!
Bu katliamlar, sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın vicdanını sorgulatmaktadır:
İnsanlık, bu korkunç zulme karşı sesini yükseltmeli, sessiz kalmamalıdır!
Suriye’de sivillere yönelik bu katliamın görüntüleri, dış görünüşüyle değil, kalbi ve beyniyle insan olabilen herkesin kanını donduruyor!
Suriye’de cani teröristler tarafından gerçekleştirilen soykırım amaçlı katliamı lanetliyoruz…!
HTŞ yönetimi, içinden çıktığı IŞİD ve El Kaide gibi cihatçı örgütlerin kullandığı insanlık dışı yöntemlerle kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen, yaşamayan tüm halklara karşı soykırım suçları işlemeye devam etmektedir.
Aleviler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler, Hristiyanlar… HTŞ yönetiminin bu insanlık dışı saldırı ve soykırımlarının hedefi olmakla birlikte, özellikle Alevi inanç grubuna karşı intikamcı, nefret dolu ve her biri insanlığa karşı suçlar kategorisinde olan suçlar işlenmeye devam etmektedir!
Ve bu suçlar, tüm dünyayı sorumluluk almaya çağırmaktadır!
Cihatçı teröristler sadece Alevi toplumuna değil, baskıya, tacize ve düşmanca haksızlıklara boyun eğmeyen tüm kesimlere, Dürzilere, Hristiyanlara ve mazlum halkalara yönelik de etnik ve mezhepsel temizlik uygulamaktadır.
Bu vahşet karşısında sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır!
Suriye’de 13 yıllık iç savaş, HTŞ’nin bir anda devleti ele geçirmesiyle “bitti” sanıldı, ama sanmakla bitmiyor…!

Suriye'de katliama hayır!

HTŞ’ye destekte ön sırada ABD, İsrail ve AKP yönetimi var!
Ve bu korkunç ittifak, tarihin derin dehlizlerinden bir gün mutlaka gün ışığına çıkacak ve gerçekler aydınlıkta parlayacaktır…!
Hatay’a sadece 150 kilometre, Türkiye karasularına 25 kilometre, Kıbrıs’ın uç noktasına 109 kilometre olan Lazkiye’de “bitti” denilen iç savaş, şu anda Alevi etnik temizliği ve soykırımı olarak sürüyor…!

Bu, sadece coğrafyanın değil, tüm insanlığın sınavıdır!
Sadece birkaç günde ölü sayısı binleri geçti ve bunların tamamına yakını da sivillerdi!
Lazkiye’de 4 Mart’ta HTŞ çetelerince başlatılan saldırılarda aileler katledildi, evler tamamen soyuldu, ormana ve dağlara kaçan insanlar hâlâ evlerine dönemedi.
Lazkiye kentinde ve çevresindeki yerleşim yerlerinde, köylerde, mahallelerde Alevilerin evleri yakılmakta; kadınlar, çocuklar, bebekler tank, top, makineli tüfeklerin yanı sıra bıçak, kılıç ve diğer kesici aletlerle vahşice öldürülmeye devam edilmektedir.
Bunlar, sadece bireysel saldırılar değil, bir devletin kurumsal yapısı içinde planlanan ve uygulanan bir soykırımdır!
Cihatçıların uzun yıllardır hazırlığını yaptığı bu planlı ve organize kıyım, uluslararası hukukun açıkça hiçe sayıldığını ve emperyalist güçlerin bu katliamlara doğrudan ya da dolaylı icazet verdiğini göstermektedir.

Bu bir utançtır! Bu zulüm, asla görmezden gelinemez!
Çağımızın Hitler’i, eli kanlı HTŞ teröristlerinin başı, hakkında tutuklama kararı bulunan bu katil ile el sıkışanlar, insanlığa karşı işlenen suçların ortağıdır! O caniyle samimi pozlar verenler, bugün o masumların kanını ellerinde taşımaktadır! Cihatçı teröristleri cesaretlendiren tam da budur!
Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde “terör örgütü” listesinde yer alan ve IŞİD ile bağlantıları nedeniyle insanlığa karşı işlenen suçlardan sorumlu olduğu bilinen HTŞ, soykırım uygulamalarına başlamış ve halen devam ettirmektedir.

Ve dünya, bu korkunç gerçeği kabullenmek zorunda kalacak!
HTŞ, iktidarı ele geçirdiği ilk günden itibaren Alevi inanç merkezlerini ve Alevi toplumunu hedef almış, silahsız sivilleri katletmiştir.
Dünya kamuoyunun tepkisi sonrası, bu saldırıların kendi dışındaki paramiliter gruplarca yapıldığını öne sürerek sorumluluklarını gizlemeye çalışmaları ise tamamen yalandır!
Suriye’de Aleviler, HTŞ teröristleri tarafından toplu katliamdan geçirilmekte ve cesetler, bölgeye gelecek Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin görmemesi için kaybedilmek üzere denize atılmakta ya da yakılmaktadır.
Alevi kadınlar savaş esiri olarak zorla otobüslere bindirilerek bilinmeyen bir yere götürülmektedir…!

Suriye'de katliama hayır!

Ve bizler, bu zulme karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz!
Açıkça binlerce masum sivil, yalnızca Alevi oldukları için öldürülmektedir!
Mazlum Halklar İçin Adalet!
Alevi inancına mensup masum siviller, sokak ortasında aşağılanıyor, meydanlarda linç ediliyor, insanlık dışı muamelelere maruz bırakılıyor! Çekimler, haberler ortada! İnsanlık bu vahşeti izlemekle yetinecek mi?
Yaşananlara sessiz kalmak, barbarlığı daha fazla cesaretlendirmekte ve tüm insanlığın vicdanını yaralayan olayların yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.
Yaşananlar, mezhepçi bir etnik temizlik ve soykırım olmakla beraber, emperyalizmin tüm coğrafya üzerinde büyüyen savaş, katliam ve soykırım planlarının da bir göstergesidir.
Katliam, büyük vicdansızlıkla devam ederken, insanlık tarihine bir kara leke daha yazılmaktadır.
Vicdan sahibi olan herkes katliamın durması için direnirken, bazı medya organlarının attığı başlıklar ve köşe yazılarında insanlara ve inançlara küfür edilmesi, en az katliam kadar acı ve ibret vericidir…
Suriye’de bu şartlarda bir barış söz konusu değildir; eli kanlı barbarlardan barış beklemek, adil bir devlet yönetimi beklemek saflıktır…
Dünya tarihinde görülen diktatörlerin ve Nazi liderinin tek yumurta ikizi olan Colani, cihatçı, cani bir teröristtir. Suriye’nin yönetimi, HTŞ teröristi Colani’ye emperyalist güçler tarafından müştereken teslim edilmiştir. Bu teslimat, Ortadoğu’da bir kan gölü yaratma projesinin bir parçasıdır!
Ve bu emperyalist güçlerin nihai hedefi de Türkiye’de yaşayan demokrasi, barış ve kardeşlik savunucusu tüm kesimleri korkutarak, başlarına Türkiye’de de bir katliam geleceği korkusunu kalıcı kılarak tüm toplumu sindirmektir.

Kilometrelere bakınca, Lazkiye çok uzak değil…
Ama hafızamıza bakınca, daha da yakın. Maalesef yakın tarihimizde; 6-7 Eylül, Kanlı 1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas acıları var; Gazi var, Gezi var.
Acısı hâlâ taze; Başbağlar, Roboski, Reyhanlı, Suruç, Ankara Garı katliamları var.
O yüzden Lazkiye’deki ateş, burada, bizim hafızamızın da korlarını da maalesef canlandırıyor, korkutuyor…!
Türkiye’deki iktidar, yanı başındaki coğrafyada yaşanan insanlık suçlarına göz yummakla kalmıyor, emperyalist çıkarların taşeronluğunu üstlenerek bu katliamların zeminini hazırlıyor. Gerçekten huzur ve barış istiyorsa, savaşı ve terörü besleyen politikalarından derhal vazgeçmeli, kardeşliği ve eşitliği yalnızca söylemde değil, eylemde de savunmalıdır!
Zulüm dün Kırcaali’de olmuş, Gazimağusa’da, Lefkoşa’da olmuş, Kırım’da, Hocalı’da, Bakü’de, Halepçe’de, Kerkük’te; bugün Lazkiye’de, Tartus’ta ya da dünyanın öbür ucunda olmuş, fark etmez.

16 Martları unutmadık!
“Bugün 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın ve 16 Mart 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi önünde 7 öğrencinin öldürüldüğü trajedilerin yıl dönümü. Gerek Halepçe gerekse İstanbul Üniversitesi katliamları insanlığın ortak acılarıdır. Bu vesileyle Halepçe’de yitirdiğimiz binlerin, İstanbul Üniversitesi’nde kaybettiğimiz öğrencilerin acısını bir kez daha yüreğimizde hissettiğimizi, ölümlerin yaşanmadığı bir Türkiye ve Ortadoğu’nun inşası için insan hakları ve demokrasi mücadelemizden asla taviz vermeyeceğimizi, her türlü faşizme karşı omuz omuza mücadele edeceğimizi ifade ediyoruz.”
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 1. maddesinde tanımlanan soykırım suçunun tüm unsurları, Suriye’nin genelinde ve özellikle Lazkiye ve Tartus bölgesinde görülmüştür.
Suriye’de, Lazkiye ve Tartus’ta, Alevileri diri diri yakmayı, çocukları analarının gözleri önünde katletmeyi, kadınları kaçırmayı “iktidarlarını sürdürmenin yolu” olarak gören bu barbar sürüsünün vahşeti artık bir insanlık suçu değil, insanlığın bizzat kendisine açılmış bir savaştır!
Bu katliamları görmezden gelenler de bu vahşetin suç ortağıdır!

Suriye'de katliama hayır!

Saldırıların derhal durdurulmasını istiyoruz!
Suriye’de sadece Alevilerin değil, Sünnilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Dürzilerin, Çerkeslerin, Hıristiyanların, laiklerin, kadınların, gençlerin, çocukların yani tüm kesimlerin, tüm insanların “bir arada huzur ve kardeşlik barış içerisinde yaşayabilmesi” güvence altına alınmalıdır.
Rövanş, intikam, nefret ve katliamdan beslenen teröristlerin Suriye’deki tüm masumlara yönelik soykırım amaçlı tüm saldırıları derhal sona erdirilmelidir. Suriye’nin özgür ve demokratik geleceği, ancak Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin, Arapların, Hristiyan ve diğer halkların ortak yaşam alanlarını büyütmesiyle gerçekleşir…
Zihniyeti ve pratiği bilinmesine rağmen HTŞ’yi doğrudan ya da dolaylı yollarla destekleyen, onlara silah, lojistik ve siyasi meşruiyet sağlayan güçler, bu katliamın suç ortaklarıdır!
Katillerin ellerine kanı sürenler, bugün susarak kendilerini aklayamaz!
Katliama karşı sessiz kalmak, suç ortaklığıdır!
Buradan tüm insanlığa sesleniyoruz…!
Dünya üzerinde bir kamuoyu oluşturup katliama ‘dur’ diyelim.

Susmak, suça ortak olmaktır!
Ortadoğu’nun daha fazla çatışmaya değil, silahların susmasına ve barışa ihtiyacı vardır.
İktidarı, Birleşmiş Milletleri, Uluslararası İnsan Hakları Örgütlerini, Uluslararası Kamuoyunu, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bu zulme karşı susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz.
İnsanlık değerlerinin yanında durmaya devam edeceğiz.
İnsanlığa karşı işlenen bu suçun sorumluları ortaya çıkartılmalı, yargılanmalı, hesap sorulmalı ve saldırılara son verilmelidir.
Bizler, emek ve demokrasi mücadelesi verenler olarak, bu zulme karşı susmayacak, halkların barış, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz!
İnsanlık onuru için ayağa kalkacağız!
Katliamcıların karşısında duracak, sesimizi daha da yükselteceğiz!
Bize teslimiyet değil, direniş yakışır!
Çünkü insanlık, ancak direnenlerin ellerinde yükselir!
Aleviler, bizim ülkemizin de bir gerçeği ve tarihidir. Kültürümüzün kopmaz bir parçasıdır.
Benzer acıları da defalarca yaşamış bir ülke olarak, hemen yanı başımızda yaşanan gelişmelerin bu topraklarda da kaygıya neden olduğu açık bir gerçektir.
Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaşi Veli’den devraldığımız kültürümüz; insanı yüceltir ve onun yanında durur. Büyüklerimiz “yetmiş iki millete aynı gözle” bakmayı fısıldamıştır kulağımıza. O yüzdendir ki hiçbir kötülüğe kayıtsız kalmayız, kalamayız.

Tarsus’tan ses veriyoruz…!
Bütün halkımızı bu kaygı veren gidişata karşı kenetlenmeye, yetkilileri de bu kıyımı durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Kamuoyuna sonsuz sevgi ve saygımızla duyururuz.
İnsanlık onuru barbarlığı yenecek!
Kahrolsun Faşizm!
Yaşasın halkların kardeşliği!

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32231/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-ankara-tandoganda-tamamlandi/ Sun, 02 Mar 2025 16:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32231 Eğitim-İş’in, 1 Şubat’ta ”Atatürk devrimleri, emeğin onuru, laik eğitim ve aydınlık bir gelecek için” sloganıyla Birinci Meclis önünden başlattığı ”Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü”, Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilen “Cumhuriyet ve Emek Mitingi” ile sona erdi.
Cumhuriyet ve Emek Mitingi, Tekirdağ’dan Polatlı’ya yürüyen eğitim emekçileri kortejinin Tandoğan Meydanı’na girmesi ile başladı. Binlerce yurttaşın doldurduğu alanda coşkulu bir şekilde karşılanan eğitimciler, “Silahımız kalemimiz, karanlığı yeneceğiz” sloganı atarak kalemlerini kaldırdı.
Eğitim-İş Genel Başkanımız Kadem Özbay, mitingde yaptığı açıklamada, “Eşitliğin olmadığı yerde de cumhuriyet yoktur. O nedenle burada, Tandoğan Meydanı’nda, Cumhuriyet’in sevdalıları, emeğin savunucuları olarak haykırıyoruz. Biz eğitimde ve ülkede eşitlik ve adalet istiyoruz. İşitsinler diye hep birlikte haykıralım. Eşitlik, adalet istiyoruz. AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, halkı fakirleştiren, eğitimi gericileştiren politikalarına karşı susmayacağız” dedi.
Mitinge, Birleşik Kamu-İş üye ve yöneticileri, Toplumcu Kurtuluş Partisi (1920 TKP), HKP, 2021 Tüm Emekliler Sendikası ile demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler destek verdi.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

“Biz var olmak için cumhuriyetçi köklerinden beslenen bir nesiliz”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay mitingde yaptığı konuşmaya yürüyüş boyunca gittikleri illeri ve orada verilen mesajları anlatarak yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:
Sıktığı ele, kucakladığı dosta, dokunduğu omuza, gülümsediği yüze, baktığı göze, dinlediği söze, yüreğini veren, varlığını ortaya koyan Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü’nün kahramanları merhaba!
Türkiye’nin dört bir yanından gelerek bu meydanda buluşan mücadele arkadaşlarım, fikirdaşlarım, yoldaşlarım merhaba!
Cumhuriyet’in, devrimlerin, aydınlık yolunda yürüyenler merhaba!
Haksızlıklar karşısında susmayanlar, baskılara boyun eğmeyenler, herkes için eşitlik, özgürlük ve adalet diyenler merhaba!
Biz bu yürüyüşe, karanlığa karşı bir meşale yakmak için başladık!
Biz bu yürüyüşe, hukuksuzluğa karşı adalet, sömürüye karşı hak ve halkın iradesi için başladık!
Biz bu yürüyüşe, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet’i, laik ve bilimsel eğitimi, emeğin onurunu savunmak için başladık!
Yürüdük yollar aşınmaz dediniz biz yolları aşındırmak için değil açlık sefalet yoksulluk içinde bıraktığınız, korkuyla yönetmeye çalıştığınız karanlık bir ülkede, sözümüzle, yürüyüşümüzle, az da olsa kaldıysa, yüzünüz aşınır mı diye yürüdük.
Ve bugün, sesimize ses katanlar, düşünceleriyle duygularıyla sadece bu meydanda değiller, ülkenin dört bir yanındalar. Karanlığa, yoksulluğa, zorbalığa karşı özgürlük, eşitlik birlik mücadelesi veren her yürek bizimledir.
Nerede Atatürk’ün izinde yürüyen bir cumhuriyet sevdalısı, nerede özgürlüğe, eşitliğe, kardeşliğe sahip çıkan bir ilerici varsa, aydınlanma savaşçısı var ise biz oradayız. Bizler, Cumhuriyetçiler olarak Ankara’da, 1. Meclis’in önünde başladık yürüyüşümüze! O meclis ki, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin merkeziydi! O gün nasıl “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” dediysek, bugün de bu ülkenin geleceğini tarikatlara, sermayeye, tek adamlık rejimine teslim etmeyeceğiz!
Adıyaman’da deprem enkazları arasında yürüdük. Kaybettiklerimizin sesi olduk! Tarikatların okullarda yeri yok dedik, bilimsel aklın ve laikliğin önemini ve birleştiriciliğini vurguladık. Rant uğruna halkı ölüme terk edenleri unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz dedik.
Amasya’da, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” dedik. Bugün de Cumhuriyet’i ve emek mücadelesini bizler kurtaracağız! Soma’da işçilerin acısını yüreğimizde hissettik. “301 canımızın hesabını sormadan, işçiyi köleleştiren bu düzene karşı mücadele etmeden durmayacağız!” dedik.
Tekirdağ’da, Atatürk’ün kara tahtada harf devrimini anlatan iradesine sahip çıktık. Laik, bilimsel eğitim hakkımızdır, dedik! Laik bilimsel demokratik eğitim hakkımızı haykırdık ve alacağız!
Ve Çanakkale’de, emperyalizme karşı ulus olarak direnişimizin destanını, andık. Çanakkale cumhuriyete giden yolun başlangıcıdır, önsözüdür dedik. Tüm şehitlerimizi, özel olarak da lise öğrencisiyken bu savaşa katılan şehit olan gençlerimizi andık. Onların anısının gereği olarak “Bu ülkeyi yabancı sermayeye, cemaatlere, yandaş müteahhitlere peşkeş çektirmeyeceğiz!” dedik!
Bursa’da Atatürk’ün Bursa Nutku’nda bizlere yüklediği görevle, Cumhuriyetimizin kazanımlarına sahip çıkmak için yürüdük. Eskişehir’de, Polatlı’da Kurtuluş’a giden yolda yürüdük!  Biz, Cumhuriyeti kuran cumhuriyetçi fikirlerin savunucu, bu fikirler etrafında bugünü ve geleceği kurmaya çalışan, her nesil gibi geleceğe köprü olmaya çalışan bir nesiliz. Biz var olmak için cumhuriyetçi köklerinden beslenen bir nesiliz.
Çünkü Cumhuriyetin Cumhuriyetçilerin sloganı “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik”tir.
Özgürlük, bu ülkenin yurttaşının başkalarına zarar vermeden, başkalarının haklarını ihlal etmeden her şeyi yapabilme gücüdür. Atatürk’ün söylediği gibi “Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.” “Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.” “Özgürlük bizim, cumhuriyetçilerin, devrimcilerin yaşam biçimidir”
Cumhuriyet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş, ilan edilmiş, Türk halkının özgürlük, eşitlik mücadelesiyle gerçekleşecek olan bölünmez birliğinin, mutluluğunun sözleşmesidir.
Bizim yürüyüşümüz bu sözleşmeyi ihmal eden, ortadan kaldırmaya çalışanlara karşıdır. 1. Meclis cumhuriyeti ilan etti, devrimleri ilan etti. Şimdiki Meclis maalesef ki bu devrimleri tasfiye ediyor,  Talimatla el kaldır indirden öte geçmeyen, çoğunluğun yetkisini özgürlük, demokrasi ve adalet karşısında kullanan bu Meclis,  Meclis-i Mebusanın gerisindedir.
Ama emin olun ki cumhuriyet ilelebet yaşayacak, saltanatlar yıkılacak!
Sizlere Cumhuriyetin cumhuriyetçi öğretmeni olarak sesleniyorum:
Cumhuriyet, vicdan özgürlüğünü, söz özgürlüğünü, yazma, yayınlama özgürlüğünü, bireysel özgürlüğü, siyasal özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünü güvence altına alır. Bunları çoğaltır.
Senin vicdan özgürlüğün, inanma özgürlüğündür.
Senin inancına saygı duyulmayan yerde cumhuriyet yoktur. Vicdan özgürlüğü olmadan din özgürlüğü zaten olamaz. Laiklik dindarların, inanan inanmayan herkesi güvencesidir dinbazların istismarcıların korkulu rüyasıdır! Bugün ramazanın ilk günü bakın oruç tutan ve tutmayan arkadaşlarımız yollarda bir aradaydı, tutmayan arkadaşlar tutan arkadaşların sahuruna iftarına ibadetine eşlik etti saygı duydu onlarda tutmayanlara. Laiklik birleştirir dincilik, mezhepçilik ayrıştırır. O nedenle laik eğitim, laik Türkiye diyoruz.
Özgürlüklerin güvence altında olmadığı, çoğalmadığı yerde insan onuru da yücelemez, yüceltilemez. İnsan onurunun yüceltilmediği yerde cumhuriyet yoktur!
Yurttaşların haklarını kullanmadığı yerde eşitlik yoktur. Eşitliğin olmadığı yerde de cumhuriyet yoktur.
O nedenle burada, Tandoğan Meydanı’nda, Cumhuriyet’in sevdalıları, emeğin savunucuları olarak haykırıyoruz.
Biz eğitimde ve ülkede eşitlik ve adalet istiyoruz. İşitsinler diye hep birlikte haykıralım:

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

Eşitlik, adalet istiyoruz!
AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, halkı fakirleştiren, eğitimi gericileştiren politikalarına karşı susmayacağız!
Kamu emekçisini, işçiyi, emekliyi açlık sınırına mahkûm eden, liyakatı yok eden, gençlerimizi diplomalı işsizliğe mahkum eden düzenin karşısındayız!
Bu anlattığım bir Türkiye hikayesidir. Artık eğitim görmenin, alanında uzmanlaşmanın, çok çalışmanın makbul sayılmadığı, iş bulmaya ve hayata tutunmaya yetecek kadar gelir sağlamaya yetmediği yeni Türkiye’dir.
Bu kabul edilebilir mi? Bu geleceksizlik, bu ülkenin çalışanına reva görülen değersizlik, kabul edilebilir mi? Asla kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Bir öğretmen olarak söylüyorum ki, bunların cumhuriyet dersi eksiktir. Çünkü cumhuriyet aynı zamanda tüm yurttaşların devlet imkanlarından eşit şekilde faydalandığı sistemin adıdır. Büyük önder Atatürk’ün kimsesizlerin kimsesi olsun diye kurduğu bu Cumhuriyet’te emekçinin yoksul, haksız, hukuksuz imkânsız bırakılması asla kabul edilemez. Bizim insani koşullarda yaşama hakkımızı çaldılar,
Bizim yaşanabilir emeklilik hayalimizi çaldılar. Bizim ay sonunu bekleme halimizi, bitmeyen karakışa çevirdiler.
Bizim öğrencilerimize laik ve bilimsel eğitim verme hakkımızı çaldılar.
Eğitimden liyakati, gencecik insanlardan hak ettikleri kadroları çaldılar.
Ve şimdi bizim susmamızı bekliyorlar. Beklerler, beklesinler!
Susmadık, susmuyoruz, susmayacağız! İşitsinler diye hep beraber haykıralım:

İnsanca yaşamak istiyoruz!
Devletin anayasa gereği üstlendiği görevleri nitelikli biçimde yerine getirmeyen, getirmemekte kararlı davranan, bu nedenle ülkeyi paralel yapılanmaların arka bahçesi haline getirenlere, onları sözde sivil toplum olarak tanımlayıp ortaklık kuranlara karşı ayaktayız! Daima ayakta olacağız! Tarikat dernek de kursa, şirket de kursa tarikattır. Özgür yurttaş iradesinin sözde efendiler, şeyhler, şıhlar, gavslar tarafından teslim alındığı yerde sadece din istismarcıları vardır. Onlara sivil toplum diye cila çekenler de devlet içindeki ortaklarıdır ve bu apaçık bir gerçektir. Çünkü biliyoruz ki paralel yapılanmalar ancak devlet içine sızmış ortaklarıyla var olabilirler! Başka türlü var olma şansları yoktur!
Bizler Mustafa Kemal’in öğretmenleriyiz, eğitim emekçileriyiz!
Bizler, Atatürk’ün Bursa Nutku’nda söylediği gibi, görev verilmese de mücadele etmek zorunda olan Cumhuriyet sevdalılarıyız!
Cumhuriyetçi, devrimci, ilerici öğretmenler, eğitimciler olarak bize düşen başlıca görev, halkımıza her koşulda gerçekleri anlatmak, iktidar gücüyle yandaş medyası sarı ve işbirlikçi sendikalarıyla halkı kandırmaya çalışanlara karşı, halkı uyarmak, uyandırmaktır! İnsanımızı hayata karşı devrimci bir tavır almaya yönlendirmektir.
En kolay sömürülen insan, bilgisiz insandır!
İşte bu yüzden egemenler, geniş halk kitlelerinin nitelikli eğitim hakkını kullanmasının önüne engeller koyarlar, hatta engellemeye çalışırlar.
Biz, kültürümüz içinde yaşayan eski eğitim anlayışına karşı bilinçlendirici, uyandırıcı eğitim verdiğimiz için, baskılara, tehditlere maruz kalıyoruz. Olsun! Korkmuyoruz! Şemsi Efendi, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkokul öğretmeniydi. Yeni yöntemlerle eğitim verdiği için, Selanik’in egemenleri ona tam üç kez kıydılar. Ama o yılmadı! Çünkü o, Mustafa’yı, Mustafa Kemal yapan öğretmendi! Bugün tarih, Şemsi Efendi’ye kıyanları lanetliyor! Yarın da bize kıyanları lanetleyecektir! Varsın istedikleri kadar üzerimize gelsinler, biz yılmayacağız! Çünkü biz, Mustafa Kemaller yetiştirmeye devam edeceğiz!
Cumhuriyet dersi eksik olanların Osmanlı dersi de eksiktir. Çünkü nasıl ki karanlığın sonu aydınlıktır, istibdatın sonu hürriyettir. Nasıl ki Abdülhamit’in okullarından Mustafa Kemaller çıktıysa, bugün de sizin gerici, ayrıştırıcı okullarınızdan bizler, halkın öğretmenleri, var olduğumuz sürece, nice aydınlar, nice Mustafa Kemaller yetiştireceğiz. 
Yarın Cumhurbaşkanını ya da Başbakanı değil, önce bizleri sorguya çekecektir! Ve biz, tarih önünde başımız dik duracağız!
Bizi neyle suçlarlarsa suçlasınlar! Kimisi yakamızdan, kimisi paçamızdan tutsun! Halkımız bizim elimizden tutmaktadır!
Milli eğitim, milli olmaktan çıkarılıp iktidar partisine militan yetiştirme eğitimine dönüştürülmek isteniyor.
Bu meydanda olmamızın birçok sebebi var. En önemlilerinden biri budur. Bu anlayışa karşı mücadelemizi bir gün bile aksatmayacağız. Şu sorunların da acilen çözülmesini istiyoruz.
•Okullarda öğrenci ve öğretmen vardır. ÇEDES Projeleriyle devlete, okulda öğretmenlere emanet edilmiş çocukların karşısına öğretmenden başkası çıkarılamaz. Okullar öğretmenlerin ve öğrencilerindir.
•Protokollerle okulların asli görevinin dışına çıkarılması kabul edilemez.
•Zorunlu eğitimde %100 okullaşma istiyoruz. Bunu sağlamak bu devletin asli görevidir. 1,5 milyon çocuk okulda yok…
•Çocukların eğitimini okuldan ve öğretmenden uzaklaştıran her türlü uygulamanın karşısındayız.
•Okullarımızda zorunlu seçmeli dersler istemiyoruz.
•Birbiriyle kaynaşamayan farklı nesiller yetiştiren okullar istemiyoruz.
•Zorunlu eğitimde okullarımızda bir öğün yemek ve temiz su ücretsiz olmalıdır.  Ortada devlet aklı yok sağlıklı nesil sağlıklı toplum demektir.
•Öğretmenlerin göreve başlatılmasında Akademi eğitimini ve katmerli mülakatı kabul etmiyoruz. Üniversiteleri ne hale getirdiniz, diplomasız yöneticiler diplomayı değersizleştirdi. En büyük mirastır eğitim, diploma!
•Öğretmenlikte unvanlar kaldırılmalı bu ünvanlara verilen ücretler öğretmenlerin kıdem ve kademelerine göre maaşına yansıtılmalıdır.
•Atanmayan öğretmenlerin, mülakat mağdurlarının mağduriyetleri giderilmelidir. 1milyona yakın atama bekleyen öğretmen var, ayıp utanın, atamayacaksanız niye açtınız bu kadar üniversiteyi? Bu gençler aileleri sizin müşteriniz değil, olmayacak!
•Özel okul öğretmenlerinin ekonomik durumları kamu okullarındakinden az olamayacak biçime getirilmelidir. 1913 yılından 2014 yılına kadar hiçbir hükümetin aklına gelmeyen değişimi bu iktidar yaptı.  Ankara’nın Çankaya ilçesinde devlet okulundan çok, özel okul var! Ayıp, utanın! Vergiler, başta eğitim, sağlık, güvenlik içindir, sizin sarayınız lüksünüz için değil! 1.5 milyondan fazla özel okula giden çocuğumuz var. Neden? Sizden sizin zararlı fikirlerinizden dayatmalarınızdan kaçtıkları için. Siz okulların, öğretmenlerin, öğrencilerin sahibi değilsiniz.
•Zorunlu eğitim uygulayan bir ülkede proje okul adıyla nitelikli –niteliksiz okul ayrımı olmaz. Devletin görevi okullarımız arasındaki fiziki yetersizlikler gibi nitelik farkını da kaldırmaktır. Proje okulları uygulaması sizin FETÖ taktiğinizdir. Abi/abla atama modelinizdir. Keyfi atamalara son verin, liyakatsizliğiniz kurumları yozlaştırdı, çürüttü.
•Deprem bölgesinde verilen sözler tutulmadı. Öğrenciler konteynır okullarda öğrenimlerine devam etmektedir. Deprem beklenen illerimizde okullarımızın bir kısmının güçlendirilmesi hala yapılmış değildir.
•MESEM uygulaması çocuk emeğinin sömürülmesidir. Bu uygulamaya mutlaka son verilmelidir.
•AKP iktidara geldiğinde öğretmenler maaşının beşte birini ev kirasına öderken, emekli ikramiyesiyle ev, araba alabilirken şimdi maaşı neredeyse ev kirasına yetmez oldu, emekli ikramiyesiyle ev alabilmesi hayal bile değil artık.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

“Bu ileri ve geri arasında kavgadır. Biz ileri olanın yanındayız”
Bizler sizin tebliğci, kuryeci öğretmeniniz değiliz, olmayacağız.
Bunları istemek hakkımız değil mi? Bunları almak için mücadele edecek miyiz?
Cumhuriyet sevdalıları, emeği en yüce değer olarak bilenler;
Biz bu iktidarı tanıyor ve çok iyi biliyoruz. Bu insanların laiklik karşıtı, çağdaş değerlerden uzak olduklarını da biliyoruz.
Bu yüz yılda bu çağda zorunlu eğitim çağındaki çocukları cinsiyetlerine göre farklı okullarda toplayalım diyen, karma eğitimi tartışmaya açan Bakanlara, bürokratlara hoşgörüyle bakamayız.
Bu çağdışılık ile çağdaşlık arasındaki kavgadır. Biz çağdaşlıktan yanayız.
Bu akıl, bilime dayanmak ile akıl dışılık arasında bir kavgadır. Biz akıldan, bilimden yanayız.
Bu ileri ve geri arasında kavgadır. Biz ileri olanın yanındayız.
Bu insan haklarından, eğitim hakkından yana olmakla ayrıcalıklar peşinde koşanlar arasındaki kavgadır. Biz insan haklarından eğitim hakkından yanayız.
Biz kadın haklarından yanayız onlar fıtrat farklı diyerek kadını ikinci sınıf görenlerdir.
Biz ülkede birlik, yurttaşlık, eşitlik, özgürlük, kardeşlik diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz. Onlar bizim taraftarlarımız, bizim hukukumuz diyor. Devletin sahibiyiz diyor. Değilsiniz. Olamayacaksınız. Cumhuriyet halk demektir, cumhuriyetin sahibi de halktır. Biz kurduk biz yaşatacağız.
Burada bulunuşumuz, tüm Türkiye için, gelecek için Cumhuriyetten ve emekten yana hem bir direniş, hem de çağrıdır.
Cumhuriyeti savunacak,
Emeğin hakkını koruyacak,
Özgür, eşit, laik bir ülke için mücadele edecek miyiz? 
O zaman
Yaşasın emek!
Yaşasın özgürlük, eşitlik ve kardeşlik!

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

Yaşasın cumhuriyet!
Cumhuriyet ve emek mücadelesinde omuz omuza yürümeye devam edeceğiz! Ve çaresi yok biz kazanacağız. Birlikte kazanacağız!
“Türk milleti bundan sonra başında tacidar kabul etmez, başında hiçbir şahsın hakimiyetini kabul etmez” diyen Vasıf Çınar’a selam olsun! “Benim en büyük ülküm yurdun cennet olması” diyerek yurt sevgisini her şeyin üstünde tutan Hasan Ali Yücel’e selam olsun!
“Memlekette, mektep bulamayan bir çocuk bırakmayacağım” diyen Mustafa Necati’ye selam olsun!
Dünyada Başöğretmen ünvanlı tek lider, Cumhuriyetçi, devrimci, ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e selam olsun, selam olsun, selam olsun!
Bize destek olan ve bizimle burada bulunan siz değerli dostlara devrimcilere ilericilere cumhuriyetçilere selam olsun!”

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Bursa’da! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32172/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-bursada/ Wed, 26 Feb 2025 17:05:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=32172 Bursa Nutku’ndan aldığımız görevle Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz! 

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” bugün Bursa’dan ses verdi.
Bursa Fomara Meydanı’nda yapılan basın açıklamasına, Eğitim-İş yönetici ve üyeleri ile Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Genel Sağlık-İş, Tüm Yerel Sen, Tüm Emekliler Sendikası, ADD, ÇYDD il örgütleri katıldı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın burada açıklama yaptı.
“Bugün burada Cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza, emeğimize ve gelecek nesillerimize sahip çıkmak için buluştuk!” diyen Özbay, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emaneti olan Cumhuriyetimizi savunmak, onu yükselterek daha ileri taşımak için buradayız!” sözleriyle konuşmasına devam etti.

“Tarih boyunca kaç lider tüm umudu gençliğe bağlamıştır?”
Bugün burada bir söz veriyoruz: Cumhuriyetimi kimseye teslim etmeyeceğiz! Onu yozlaştırmak isteyenlere, devrimleri unutturmak isteyenlere, halkı yoksulluğa mahkum edenlere, özgürlüklerimizi kısıtlayanlara geçit vermeyeceğiz! 
Tarih boyunca kaç lider, devletinin bile zayıflığa düşebileceğini görerek, gelecekteki iktidarların yozlaşabileceğini hesaba katıp, tüm umudu gençliğe bağlamıştır? Kaç lider, gençleri yalnızca birer takipçi değil, ülkenin kaderini değiştirecek güç olarak görmüştür? Atatürk, gelecek iktidarlar konusunda yanılmamış, gençliği de Cumhuriyetin en büyük teminatı olarak görmüştür ve haklı çıkmıştır!

“Bizim silahımız kalemlerimizdir”
Atatürk, 5 Şubat 1933’te Bursa Nutku’yla bizlere şu tarihi görevi vermiştir:
“Türk genci devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimi ve devrimlerin anlamını, değerini kavramış, benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Hemen işe karışacaktır. Eliyle, diliyle, gerekirse silahıyla.”
Bizim silahımız kalemlerimizdir; çünkü bizler yeni nesilleri aklın ve bilimin ışığında yetiştirerek karanlığa karşı mücadele ediyoruz!
Biz öğretmenleriz, eğitim emekçileriyiz! Geleceği şekillendiren elleriz! Her dersimizde özgür düşünmeyi, sorgulamayı, bilimi ve Cumhuriyet değerlerini aşılıyoruz. Çünkü biliyoruz ki eğitim, bağımsız ve çağdaş bir toplumun en güçlü teminatıdır.
Biz çocuklarımızı gençlerimizi cehaletin, dogmaların ve baskının pençesine bırakmayacağız! Onları, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet yolunda ilerleyen, sorgulayan, üreten bireyler olarak yetiştireceğiz!

“Halkın vicdanı susturulamaz, sindirilemez, teslim alınamaz!”
Bizler yılmayacağız! Okullarımızı gericiliğin değil, bilimin yuvası yapacağız! Eğitimi tarikatlara, cemaatlere teslim edenlere geçit vermeyeceğiz!
Çünkü bizim mücadelemiz, Cumhuriyetimizin ve geleceğimizin mücadelesidir!
Baskıya, zulme, adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz! Omuz omuza verdiğimizde, hiçbir güç bizi yolumuzdan döndüremez!
Halkın vicdanı susturulamaz, sindirilemez, teslim alınamaz!
Bugün burada, bu bilinç ve kararlılıkla bir araya geldik! Cumhuriyetimizi, özgürlüğümüzü, emeğimizi, geleceğimizi koruyacağız! Çünkü biz bu vatanın gerçek sahipleriyiz!
Ey halkın vicdanı, ey Cumhuriyetin evlatları! 
Bursa Nutku’ndan aldığımız bu görevle omuz omuza yürüyoruz! Cumhuriyetimizi koruyacak, demokrasiye, laikliğe ve sosyal adalete sahip çıkacağız! 
Çünkü AKP iktidarı, Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye, halkı baskı altında tutmaya, emekçiyi sömürmeye devam ediyor. Hukukun üstünlüğü ayaklar altına alınıyor, adalet saraylarında ranta hizmet ediliyor, basın susturuluyor, kadın hakları yok sayılıyor, eğitim gericileştiriliyor, doğa talan ediliyor! 

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Bursa’da!

“Açlık sınırında yaşamaya zorlanan milyonlar olarak, bu düzenin sürdürülemez olduğunu haykırıyoruz!”
Ekonomi çökmüş, halk açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmiştir. İşçiler, emekçiler sefalet içinde, emekliler aç, gençler işsiz, kadınlar güvencesizdir! Öğretmenlerimiz güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmekte, meslek onurları hiçe sayılmaktadır. AKP’nin yandaş kayırmacılığı, halkı yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm etmektedir. Kamu kaynakları sermayeye peşkeş çekilirken, halktan alınan vergilerle bir avuç imtiyazlı azınlık beslenmektedir.
Ekonomik krizle her geçen gün ağırlaşan hayat koşulları, temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamaz hale gelmemize yol açmıştır. Açlık sınırında yaşamaya zorlanan milyonlar olarak, bu düzenin sürdürülemez olduğunu haykırıyoruz!

“Laikliğin yok edilmesi demek, bir toplumun karanlığa sürüklenmesi demektir”
Bugün eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eliyle, cemaat ve tarikatların insafına terk edilmektedir. Okullar, devletin denetiminden çıkarılarak, çeşitli protokoller ve etkinlikler bahanesiyle tarikatlara açılmıştır. Çocuklarımız, yasal olmayan sıbyan mekteplerine, medreselere yönlendirilmekte, zorunlu eğitim sistemi tarikatların keyfine göre şekillendirilmektedir.
Eğitimin temel ilkeleri, laiklik ve bilimsel eğitim doğrudan bakanlık eliyle yok edilmekte, okullar liyakatsiz kadrolar aracılığıyla gericiliğin üssü haline getirilmektedir. Laiklik, yalnızca bir tercih değil, bu ülkenin bir arada kalmasının, bağımsızlığının ve çağdaşlaşmasının en temel güvencesidir! Laikliğin yok edilmesi demek, bir toplumun karanlığa sürüklenmesi demektir.
Bizler bunlara sessiz kalmayacağız! Bizler Cumhuriyetimizin ve halkımızın onurunu hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz! 
Emekçiler, öğrenciler, Cumhuriyet aşıkları!
Gözlerinizdeki ateş sönmeyecek, sesiniz asla kısılmayacak! Güçlüyüz, haklıyız, kararlıyız! Bu ülke bizim! Bu vatan bizim! Cumhuriyet bizim!
Yaşatacağız! Yaşatacağız! Yaşatacağız!
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın Atatürk devrimleri!

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32168/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-canakkalede/ Tue, 25 Feb 2025 14:47:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32168 Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran düzene karşı yürüyoruz…

Eğitim-İş’in, Tekirdağ’dan başlattığı “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de devam etti.
Gelibolu’da, Gazi Süleymanpaşa Meydanı’nda toplanan kortej buradan Gelibolu’daki Atatürk Anıtı’na doğru yürüdü. Yürüyüş boyunca iktidarın eğitim ve hukuk politikaları alkışlarla ve sloganlarla protesto edildi.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Özbay, “Bugün burada bağımsızlık ve antiemperyalizm ruhunu yeniden yükseltmek, Cumhuriyetimizin temelini oluşturan özgürlük, eşitlik ve emek mücadelesini bir kez daha haykırmak için toplandık. Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran düzene karşı yürüyoruz…” dedi.

“Kurtuluşa ve cumhuriyete giden yolun ön sözünün yazıldığı yerdeyiz”
Özbay, “Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran, çocuklarımızı tarikatların kucağına iten, yoksullaştırdıkları halkın sırtından geçinen bu düzene karşı yürüyeceğiz” dedi.
Yürüyüş öncesi yapılan eylemleri anlatarak sözüne başlayan Özbay, “Kurtuluşa ve cumhuriyete giden yolun ön sözünün yazıldığı yerdeyiz. Çanakkale’de 189 binin üzerinde insanımızı kaybettik. Kadını erkeği o cephedeydi. Cumhuriyet öyle kazanıldı. Bugün ne oluyor peki? Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı Çanakkale’ye 110 bin çocuk getirecek ama kriter ne ? Kız ve erkek çocukları ayrı getirilecek. Çocuk yaştaki kız ve erkeğin yan yana oturmasından rahatsız oluyorsanız siz kadın ve erkeğin aynı sokakta gezmesinden de rahatsızsınız. Zihniyetizde sorun var” diye konuştu.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de!

“Bize düşen bir sorumluluk var: Çocuklara, geleceğe, cumhuriyete sahip çıkmak”
Her yıl asgari ücretin altında yüz bin ücretli öğretmenin ‘mevsimlik işçi’ gibi çalıştırılmasına tepki gösteren Özbay, “Çocuklar öğretmen bekliyor. İktidar kamusal hizmetini yerine getirmiyor. Özel okullar yüzde birden yüzde 20’ye çıkmış. Eğitim enflasyonunun en fazla hissedildiği ülkeyiz. Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran, çocuklarımızı tarikatların kucağına iten, yoksullaştırdıkları halkın sırtından geçinen bu düzene karşı biz yürüyeceğiz” dedi.
Her yerde eğitimin sorunlarını cesaretle dile getirdiklerini söyleyen Özbay, “Giresun’a gittik spor lisesi var salonu yok. Kayseri’de bir okulun kaloriferi yanmıyor, okul pislik içinde ama yan tarafta tertemiz imam hatip lisesi var” dedi. Gelibolu’da geçen yılın sonunda meydana gelen deprem sonucu Gelibolu Anadolu Lisesi’nde depremden sonra çatlaklar oluştuğuna fakat hala güçlendirme yapılmadığına da dikkat çeken Özbay, “Gelibolu’da Denizcilik Lisesi var denizle bağı yok. Komik bir fıkra gibi ama acı bir gerçek. Siz bu ülkenin çocuklarını düşünmüyorsunuz.  Bize düşen bir sorumluluk var: Çocuklara, geleceğe, cumhuriyete sahip çıkmak. Bu da en başta eğitime sahip çıkmakla olur” ifadelerini kullandı.

]]>
Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32151/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusunu-tekirdagdan-baslatti/ Mon, 24 Feb 2025 15:47:29 +0000 https://yenidunya.org/?p=32151 Cumhuriyetimizin aydınlık yolunda yürümeye, emek ve eğitim mücadelesini sürdürmeye devam ediyoruz!

Eğitim İş, Tekirdağ’dan Cumhuriyet’in kurucu değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılıklarını vurgulamak amacıyla “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” başlattı.
Eğitim-İş üyeleri yürüyüş güzergahında Çanakkale, Bursa, Eskişehir ve Polatlı’da etkinlikler düzenleyecek. Yürüyüşün 1 Mart’ta Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Cumhuriyet ve Emek Mitingi” ile sona ermesi hedefleniyor.
Tekirdağ Sahil Atatürk Anıtı önündeki basın açıklamasına Eğitim-İş yöneticileri, Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Eğitim-İş şube ve temsilcilikleri yönetim kurulu üyeleri, CHP Tekirdağ Milletvekilleri Nurten Yontar ve İlhami Özcan Aygun, CHP Tekirdağ İl Başkanlığı, ADD, ÇYDD ve 29 Ekim Kadınları Derneği temsilcileri, Süleymanpaşa Kent Konseyi Başkanı Hülya Çetin, Tüm Yerel-Sen Tekirdağ Şube Başkanı Ali Şahin Gülen ve çok sayıda Eğitim-İş üyesi katıldı.
Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü”nün başladığı Tekirdağ Sahil Atatürk Anıtı önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamanın ardından, kortej sloganlar eşliğinde Şarköy’e yürüyüşe geçti.

Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü programı şu noktalarda gerçekleştirilecek:
-25 Şubat salı saat: 12.30 Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Meydanı
-25 Şubat salı saat: 17.30 Çanakkale merkez Cumhuriyet Meydanı
-26 Şubat Çarşamba saat: 12.30 Balıkesir Bandırma Toplanma İDO önü
-26 Şubat Çarşamba saat: 17.30 BURSA Merkez Fomara meydanı (Şehreküstü)
-27 Şubat Perşembe saat: 12.30 Eskişehir İnönü İlçesi Anıt Park
-27 Şubat Perşembe saat: 17.30 Eskişehir merkez Ulus Anıtı
-28 Şubat Cuma saat: 16.00 ANKARA POLATLI ilçesi Kaymakamlık önü
-01 Mart Cumartesi saat: 11.30 Yürüyüş kolu ile Beşevlerden Tandoğan’a yürüyüş, saat: 12.00 Tandoğan meydanı miting. Saat: 15.30 Anıtkabir.

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı

“Laik ve bilimsel eğitim vazgeçilmezimizdir!”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın yürüyüş öncesi açıklama yaptı: 
Değerli Yurttaşlar, Cumhuriyet Sevdalıları,
Bugün burada, büyük bir iradeyle aklın ve bilimin yolunda yürüyen Cumhuriyet’in evlatları olarak toplandık. Yolumuz, Atatürk’ün aydınlanma meşalesini yaktığı, harf devrimini ulusuna anlattığı Tekirdağ’dan başlıyor! Bu topraklar, bir devrimin izlerini taşır; bugün de bizler, o izlerin silinmesine asla izin vermeyeceğimizi haykırmak için buradayız! 
“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin geleceğini aklın ve bilimin ışığında inşa etti. Harf devrimi, işte bu büyük hedefin en önemli adımlarından biriydi. Cehaletin zincirlerini kırmak, halkı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için atılmış dev bir adımdı. Bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Laik ve bilimsel eğitim vazgeçilmezimizdir!

“Öğrenciler tarikat yurtlarında gericilerin, MESEM’lerde sermayenin kucağında kaderlerine terk edildiler!”
Ancak, tam da bu yüzden buradayız! Çünkü bugün Türkiye’de, Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarına sistematik bir saldırı düzenleniyor. AKP iktidarı, eğitim sistemini bilimsellikten uzaklaştırarak, gerici müfredatlarla yeni nesilleri karanlığa mahkum etmeye çalışıyor. Eğitimi bir ticaret haline getiren, çocuklarımızı cemaatlerin kucağına atmak isteyen bu düzene karşı susmayacağız! Öğrencileri tarikat yurtlarında gericilerin, MESEM’lerde sermayenin kucağında kaderlerine terk edenler, halkı açlık sınırında yaşamak zorunda bırakanlar bilsin ki, Cumhuriyet öğretmenleri asla boyun eğmez!
Emeğin hakkını savunanlar da burada! İşçiler, emekçiler, öğretmenler, sağlıkçılar, gençler, kadınlar… Hep birlikte haykırıyoruz: Eğitimde ve ülkede eşitlik istiyoruz, insanca yaşam istiyoruz! AKP iktidarı boyunca emeğin değeri ayaklar altına alındı, taşeron sistemle güvencesizlik dayatıldı, sendikal haklar yok sayıldı. Ama unutmasınlar ki, biz buradayız, biz bir aradayız ve bu düzeni değiştirmeye kararlıyız!

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı

“Cumhuriyet’in aydınlanma mirasına sahip çıkmaya çağırıyoruz!”
“Efendiler! Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz.” diyen Atatürk’ün sözleri bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Laik eğitime ve emeğe sahip çıkmak, bu Cumhuriyet’in evlatları olarak en büyük sorumluluğumuzdur!
Tekirdağ’dan başlattığımız bu yürüyüş, yalnızca bir adım değil, bir direniştir! Bütün yurttaşlarımızı, aklın ve bilimin yolunda birleşmeye, Cumhuriyet’in aydınlanma mirasına sahip çıkmaya çağırıyoruz!
Buradan yürüyeceğiz! Sokaklar aşınmayacak biliyoruz. Ama aşınacak yüzleri kaldıysa, Cumhuriyet değerlerini, laik ve bilimsel eğitimi aşındırmaya çalışanların, emeği sömürenlerin, halkı açlığa ve sefalete mahkum edenlerin, eğitimi gericileştirenlerin, eğitimi bir ticaret aracı sayanların, halkı cahil bırakarak ülkeyi sömürmek isteyenlerin suratları aşınacak. En gür sesimizle bağıracağız. İşitmezlerse, bizi işiten halkımız, onlara işittirmesini bilecek!
AKP’nin emekçileri yoksulluğa iten, halkın alım gücünü yok eden, eğitimde eşitsizliği derinleştiren politikalarına karşı susmayacağız! Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, iş güvencesizliğine, düşük ücretlere, diplomalı işsizliğe, liyakatsizliğe, sendikasızlaştırmaya ve okullarda tarikat-cemaat yapılanmalarına karşı mücadelemizi büyüteceğiz. Eğitimde yaşanan eşitsizliklere, öğretmenlerin haklarının gasp edilmesine ve laik, bilimsel eğitimin yok edilmesine karşı direnmeye devam edeceğiz.

“Gelin, sesimize ses, gücümüze güç katın!”
Cumhuriyetimiz ve Atatürk Devrimleri, bizim en büyük rehberimizdir. Onun izinde her türlü gericiliğe, eşitsizliğe ve emeğin sömürüsüne karşı omuz omuza mücadele etmek, boynumuzun borcudur. Cumhuriyet değerlerinden asla vazgeçmeyecek, çocuklarımız ve emekçilerimiz için daha aydınlık bir Türkiye mücadelesini sürdüreceğiz.
Eğitimde laiklik, eşitlik, bilimsellik ve emeğin onurunu savunan herkesi bu onurlu yürüyüşe davet ediyoruz. Gelin, sesimize ses, gücümüze güç katın!
Cumhuriyet için, Atatürk devrimleri için, emekçilerin hakkı için, laik eğitim için, aydınlık bir gelecek için birlikte yürüyelim!
Bu mücadele hepimizin!”

]]>
Türk-İş Tandoğan’a çağırıyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/31114/turk-is-tandogana-cagiriyor/ Sat, 19 Oct 2024 08:00:11 +0000 https://yenidunya.org/?p=31114 Türk-İş’in, “Zordayız Geçinemiyoruz” Emek Buluşması Mitingi yarın (20 Ekim) saat 11.00’de Ankara Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda gerçekleştirilecek.
Türk-İş Ankara Bölge Temsilcisi Nihat Zengin, yaptığı açıklamada, “Tüm Ankaralıları Pazar günü Tandoğan Meydanı’na çağırıyoruz. Son yılların en büyük emekçi mitingi olacak. 81 ilden 2 bin otobüs ile 100 binin üzerinde katılım bekliyoruz. Tandoğan Meydanı dar gelecek.” dedi.

Türk-İş Tandoğan’a çağırıyor
]]>
Vatan, Cumhuriyet, Emek için Ulusal Demokratik Cephe’de birleşelim! https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/30768/vatan-cumhuriyet-emek-icin-ulusal-demokratik-cephede-birleselim/ Fri, 16 Aug 2024 15:13:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=30768 Emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye, istibdada ve gericiliğe karşı laik demokratik cumhuriyet, kapitalist sömürüye karşı toplumcu ekonomi için, Ulusal Demokratik Cephe’de birleşelim…

Amerikan emperyalizmi dünya çapında mutlak egemenlik kurma planının parçası olarak Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da İsrail’den daha güçlü bir tek devlet bile bırakmamak üzere bütün bölge ülkelerini bölüp parçalamak istiyor.

ABD-NATO, halkları birbirine kırdırmayı, ulusal devletler yerine bölgeler, kantonlar ve ceplerden oluşan zayıf birimler kurmayı amaçlıyor. Bu birimlerde yaşamaya mahkûm edilecek halkları emperyalizmin ve işbirlikçi kapitalistlerin sınırsız sömürü ve baskısı altında sessiz kalan sömürge kölelerine çevirmek istiyor.

ABD emperyalizmi ve onun kanlı saldırganlık örgütü NATO, yeryüzündeki sömürü ve gericilik sisteminin baş dayanağıdır.

ABD emperyalizmi Ortadoğu’yu yakıp yıkmakla yetinmiyor. Rusya’yı ve Çin’i kuşatıp çökertmek için elinden geleni yapıyor.

Komşumuz Irak ve Suriye’yi bölüp parçalamaya çalışan, topraklarında işgal üsleri kuran ABD, ülkemize karşı da aynı planı uyguluyor.

Türk-Amerikan dostluk ilişkileri yalanıyla, yetmiş yıldan beri ülkemizde siyasi cinayetler, kitle katliamları ve askerî darbeler yoluyla halkımıza kan kusturan; 15 Temmuz 2016’daki Amerikancı-Fethullahçı darbe girişimi sırasında TBMM’yi bombalayan Türk jetlerine İncirlik üssünden yakıt ikmali yapılmasına izin veren Amerikan yönetimi; bir yandan komşumuz olan ülkelerde yeni askeri üsler açarak, diğer yandan etnik ve dinci terör örgütlerini silahlandırarak, Türkiye’yi kuşatmaya devam ediyor.

Kısacası, ülkemiz emperyalizmin topyekûn saldırısı altında bulunuyor. Tehlike büyüktür. Tek bir kişi, tek bir parti bu tehlikenin üstesinden gelemez.

Emperyalizme karşı birleşmek boş laflarla olmaz!

Bunun için bütün halkın, bütün ulusal demokratik güçlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Emperyalist saldırıyı püskürtmek, bağımsızlığımızı ve bütünlüğümüzü korumak için hangi partiden, hangi görüşten, hangi kökenden olursak olalım birleşmemiz gerekiyor.

Fakat emperyalizme karşı birleşmek boş laflarla olmaz!

Emperyalizme karşı birleşmek demek; Türkiye’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için NATO’dan çıkmak, İncirlik üssü başta olmak üzere tüm emperyalist üsleri kapatmak ve ABD-NATO müfrezelerini ülkemizden kovmak demektir.

Emperyalizme karşı birleşmek demek; “yumuşama ve uzlaşma” söylemleriyle seçmenlere mavi boncuk dağıtmakla olmaz.

Emperyalizme karşı birleşmek demek; “Ilımlı İslam” adıyla ABD tarafından Türkiye’ye dayatılan gericiliğe, despotizme ve istibdat rejimine karşı, demokratik, laik, sosyal hukuk cumhuriyetine sahip çıkmak demektir.

Emperyalizme karşı birleşmek demek; ekonomiyi tefeci bankerlere teslim etmek ve neoliberal borç-faiz ekonomisini savunmakla olmaz.

Emperyalizme karşı birleşmek demek; bir avuç vurguncunun yararına, milyonlarca emekçinin zararına yaratılan ekonomik yıkım sürecini tersine çevirerek, planlı, kamucu ve toplumcu ekonomiyi savunmak ve uygulamak demektir.

Emperyalizme karşı birleşmek demek; işçilerin, memurların, çiftçilerin, esnaf ve sanatkârların, emeklilerin, şehir ve köy emekçilerinin insanca, onurlu ve mutlu yaşadığı, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke için mücadele etmek demektir.

Vatan, Cumhuriyet, Emek için Ulusal Demokratik Cephe’de birleşelim!

Emperyalizme karşı Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü için; gericiliğe ve istibdat rejimine karşı laik demokratik cumhuriyet için; kapitalizme ve sömürüye karşı emek için; IMF patentli neoliberal borç-faiz ekonomisine karşı toplumcu, kamucu ve planlı ekonomi için; bütün ulusal demokratik güçlerin birlik, mücadele ve dayanışmasını yükseltmekten başka yol yoktur.

İlerici, devrimci, demokrat, yurtsever, Atatürkçü, Kemalist, sosyal demokrat, sosyalist ve komünist bütün ulusal demokratik güçlerin birlik mücadele ve dayanışması ile Türkiye’nin iflasını ve yıkımını önlemek mümkündür.

Ancak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır ekonomik, sosyal ve siyasal krize rağmen, Türkiye sol hareketinde yaşanan karmaşa ne yazık ki halen devam ediyor.

Yaşanan bu karmaşaya son vermek için, Vatan Cumhuriyet Emek mücadelesini yükseltmek; sosyalistlerin birliğini, sosyalistlerle Kemalistlerin birliğini gerçekleştirmek ve bu temelde ulusal demokratik güçlerin en geniş birliğini sağlamak hedefleri hayati önem taşımaktadır.

Bağımsız Türkiye, laik demokratik cumhuriyet ve toplumcu ekonomi için; herkese iş, sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı için; tüm çalışanlara ve emeklilere insanca yaşam için; Türkiye’nin bütün ulusal demokratik güçleri mutlaka birleşmelidir.

Biz birleştiğimizde emperyalizm kesinlikle yenilir; özgürlük, eşitlik, laiklik, adalet, barış, bağımsızlık, demokrasi, cumhuriyet mutlaka kazanır.

Ulusal demokratik güçlerin ortak iradesini temsil eden Ulusal Birlik Hükûmeti’nin uygulayacağı kamucu, toplumcu ve planlı ekonomi ile halkın gerçek sorunları; halkın refahı ve mutluluğu temelinde gerçek çözüme kavuşur.

Emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye, istibdada ve gericiliğe karşı laik demokratik cumhuriyet, kapitalist sömürüye karşı toplumcu ekonomi için, Ulusal Demokratik Cephe’de birleşelim. Ulusal demokratik güçlerin birlik, mücadele ve dayanışmasını yükseltelim.

Mücadeleye devam zaferimizin teminatıdır. Haydi, bütün ulusal demokratik güçlerin ortak iradesini temsil eden birleşik demokratik halk hükümeti için birlikte mücadeleye. Emperyalizm ve işbirlikçileri yenilecek, ‘Vatan Cumhuriyet Emek’ kazanacak.

]]>