deprem – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Wed, 11 Feb 2026 07:41:50 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png deprem – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Tüm Emekli-Sen’den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi https://yenidunya.org/yurt/33785/tum-emekli-senden-6-subat-depremi-degerlendirmesi/ Tue, 10 Feb 2026 11:48:43 +0000 https://yenidunya.org/?p=33785
Tüm Emekli-Sen'den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

2021 Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) Merkez Yürütme Kurulu, 6 Şubat 2023 doğal felaketinin 3. yılında, AKP iktidarının depremlere yaklaşımını eleştiren ve doğal felaketlerde alınması gereken önlemleri sıralayan yazılı bir açıklama yaptı.

Bilimin rehberliği!
Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Elazığ illerini etkileyen 6 Şubat 2023 depreminin 3. yıl dönümünü andık geçen hafta. Çok sayıda üyemizi, dostumuzu canparemizi kaybetmiştik bu büyük depremde. İlk günden büyük bir dayanışmayı örmek için koştuk bölgeye, acıları azaltmaya, yaraları sağaltmaya uğraştık. Üzüntümüz odur ki kritik olan ilk iki üç gün bölgede evet, büyük bir gönüllü halk seferberliği vardı, ama devletin gücü geç kalmıştı. Bu geç kalışın bedeli canlarımızdı.

Ağıt yakmıyoruz, acımızı sessizce yaşıyor, bir daha 6 Şubat’lar olmasın diye yapmamız gerekenlere odaklanıyoruz.

Depreme ve afetlere dirençli kentlerde yaşamak her yurttaşın temel ve öncelikli hakkıdır. Bu hak Anayasayla güvence altına alınmıştır. İktidarlar halktan yetki alırken Anayasanın verdiği en temel görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Biz de, haklarını bilen yurttaş vatandaş ve insan olmanın bize yüklediği görevin gereğini yerine getirecek, ödediğimiz vergilerin halk için harcanmasını denetleyecek, işlerin bilimin rehberliğinde yapılmasını sağlayacağız. Bunu gerçekleştirdiğimizde, hastanelerimizin, okullarımızın, konutlarımızın afetlerden hasar almadan çıkmasıyla gururlanacağız, yaşam alanlarımız bize mezar değil gül bahçesi olacak.

İktidar şimdi deprem öncesindeki ihmalleri unutturmaya çalışıyor, yıkılmış kentlerdeki kentlerinde yeniden inşa çalışmalarıyla övünüyor. Oysa ki iktidar onlarca yıldır görev başında olmasına rağmen asli görevini yapmadı. Yaşam alanlarımızı depreme dayanıklı hâle getirmek bir yana defalarca çıkardığı imar aflarıyla ilk sallantıda insanlara mezar olacak çürük çarık binalara izin verdi.

Tüm Emekli-Sen'den 6 Şubat Depremi değerlendirmesi

Başta deprem bölgeleri olmak üzere konut sorunu ülkemizin her tarafında acil çözüm bekliyor.

Peki depremin yıkmadığı kentlerimizde niye böyle bir dert var; çok sayıda ’emekli dostu kent‘lerimize ne oldu?

İktidarın 2011 yılında izlediği yanlış dış politika tercihiyle kentlerimiz sığınmacı/göçmen akınına uğradı. Daha önce aylıkların üçte biri, en fazla yarısıyla mütevazı bir konutta oturulabilirken, 2020 yılından beri aylıklar kiraya yetmez oldu. Emekliler bu ekonomik kırımdan en fazla etkilenenler arasındadır. Emekliler için ucuz soğuk otel odalarını, otogarları mesken tutmak, hastane acillerini ısınmak için kullanmak, kahveye oturamayıp parklarda vakit geçirmek olağan duruma geldi.

İktidar TOKİ eliyle her seçim öncesinde konut kampanyaları düzenliyor. 2022 yılında duyurduğu ’’İlk evim arsa’’ adlı konut ve arsa kampanyasında kuralar çekildiği, ön ödemeler tahsil edildiği hâlde, henüz arsasına kavuşan kimse yok. Şimdi de önümüzdeki seçimde sahte umut yaratmak üzere 500 bin sosyal konut projesi açıkladılar.

Konut açığı ülkemizde en yüksek düzeydedir. Sorunun kaynağı olan iktidarın konut sorununu halkçı anlayışla çözme niyeti ve iradesinin olmadığı ortadadır. İş başa düşüyor diyerek başta İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere halkın belediyelerini göreve çağırıyoruz. Büyükşehir belediyeleri, ilçe belediyeleriyle eş güdüm içerisinde, en yoksulları gözeten uygulanabilir sosyal konut projesini ayrıntılandırmalı, toplumun onayı ve desteğini alarak hızlı çözümler gerçekleştirmelidir.

]]>
Kadın istihdamı da enkaz altında kaldı https://yenidunya.org/kadinin-sesi/29153/kadin-istihdami-da-enkaz-altinda-kaldi/ Wed, 14 Feb 2024 11:40:55 +0000 https://yenidunya.org/?p=29153 Yaşanan depremler kadın işsizliğini daha da artırdı

Ankara Tabip Odası (ATO), 6 Şubat’ta Maraş’ta meydana gelen depremlerin ardından bölgedeki işçi sağlığı ve iş güvenliğinin durumuna dair bir rapor hazırladı. Raporda, depremden etkilenen illerdeki işçi ve halk sağlığını ilgilendiren koşullar ile ekonomik ve demografik yapı, sağlık hizmetlerinin durumu, istihdam verilerine yer verildi. Kadın istihdamının düşüşüne dikkat çekildi.

Yoğun göç
Deprem, özellikle kadın istihdamını da vurdu. ATO’nun çeşitli kurum ve kuruluşların verilerinden derlediği raporda, depremden etkilenen 11 ilin toplam nüfusunun 2022 yılı için 14 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekildi.
Odanın hazırladığı rapordan öne çıkan bazı başlıklar şöyle:
•2021 verilerine göre 11 ili kapsayan afet bölgesinde 3,8 milyon kişi istihdamda olup bölge istihdamının ülke istihdamı içerisinde payı yüzde 13,3’tür.
•İşgücünün 2,3 milyonu kayıtlı, 1,5 milyonu ise kayıt dışı çalışmaktadır. Afet bölgesi genelinde istihdamın kayıtdışılık oranı yüzde 39 seviyesindedir.
•Afet bölgesindeki 7 il başta olmak üzere 69 ilde istihdam yıllık olarak gerilerken kadın çalışan sayılarındaki daralmalar genel eğilimin üzerinde seyretti.
•Hatay 55 bin 270 (yüzde 28,3), Maraş 42 bin 215 (yüzde 24,6), Malatya ise 23 bin 242 (yüzde 19,9) yıllık çalışan kaybı ile istihdamı hızlı daralan ilk üç il oldu.
•Raporda, TEPAV’ın verilerine de yer verildi. Buna göre temmuz 2023’te sigortalı ücretli kadın çalışan sayısı aylık 106 bin 79 olarak azaldı. Deprem sonrasındaki düşüş 346 bini aştığına dikkat çekildi.
•Kadın istihdamında düşüş gerçekleşen illerin başında 17 bin 889 ile Hatay gelmekte. Hatay’ı 11 bin 192 ile Maraş, 8 bin 551 ile de Malatya izlemektedir.
•Türkiye’deki toplam kadın işsizliği 2021’de 1,5 milyon olduğu, bunun yaklaşık yüzde 10’ununu yani 141 bin kadından fazlası da deprem bölgesinde yaşayan kadın işsizler oluşturuyordu.
•Ocak-Ağustos 2023 döneminde, deprem bölgesinde yer alan 11 ilde işsizlik ödeneği başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24 arttı.
•Sanayi işletmelerinde en büyük kayıp işgücü tarafında yaşanmış olup, işgücünün bir kısmı can kaybına uğramış ve geriye kalan işgücü mali hasar ve psikolojik gerekçelerle daha güvenli illere göç etmişlerdir.

Kaynak: Birgün

]]>
Kırsalda depremin yaraları sarıldı mı? https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/29051/kirsalda-depremin-yaralari-sarildi-mi/ Tue, 06 Feb 2024 13:40:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=29051 Yakınlarının, evlatlarının, akrabalarının, arkadaşlarının, komşularının cenazesini toprağa verdikten sonra tarlaya gidip ekim yapan çiftçiler oldu. Üstelik sadece kendileri için değil, sizin için, bizim için üretiyorlar. Kimse aç kalmasın, gıdasız kalmasın diye üretiyorlar. Çiftçilik böyle bir iştir.

Asrın felaketi olarak adlandırılan 6 Şubat depreminin üzerinden tam 1 yıl geçti. Resmi rakamlara göre can kaybımız 53 bin 537 oldu. Gayri resmi rakamların bunun birkaç katı olduğu iddia ediliyor. Hala kayıp olanlar var. Fiziksel ve gönülden yaralı on binlerce yurttaşımız var. Depremin üzerinden bir yıl geçtikten sonra bilanço çok net ortaya çıktı. Durum anlatıldığından çok daha kötü. Yaraların sarılması yıllar alacak.

Depremin 1.yılında ne yazık ki siyaset insanlığın önüne geçti. Depremzedeler üzerinden oy hesabı yapılıyor. “Oy verirsen hizmet alırsın” deniliyor. Bu sözler yaşanan depremden çok daha ağır.

Depremin etkili olduğu 11 il, Türkiye’nin toplam tarımsal üretim alanının yüzde 17’sini, çiftçilerin yüzde 14’ünü, tarımsal hasılanın yüzde 15’ini, ekili alanın yüzde 16’sını, canlı hayvan varlığının yüzde 18’ini, çayır ve mera alanının yüzde 10’unu kapsıyor. Tarımsal ihracatın yüzde 22’si bu bölgeden gerçekleştiriliyor.

Depreme rağmen üretim devam etti

Çiftçilik diğer işlere, diğer mesleklere benzemez. İşinizi aksatamazsınız. Zamanında yapmak zorundasınız. En yakınınızı kaybedersiniz, cenazenizi kaldırır daha acısını yaşamadan işinizin başına dönersiniz. Deprem bölgesindeki çiftçiler de öyle yaptı. Cenazesini kaldıran işine döndü. Yaralı olarak hastanede iken “inekler ne olacak yem verildi mi? Sağıldı mı?” diye soranlar oldu. Hastanede kendi derdine değil hayvanlarının derdine düşenler oldu.

Yakınlarının, evlatlarının, akrabalarının, arkadaşlarının, komşularının cenazesini toprağa verdikten sonra tarlaya gidip ekim yapan çiftçiler oldu. Üstelik sadece kendileri için değil, sizin, bizim için üretiyorlar. Kimse aç kalmasın, gıdasız kalmasın diye üretiyorlar. Depremde yaşamını yitirenlerin tarlaları bile büyük bölümü ekildi. Yakınları, akrabaları tarlaları boş bırakmadı.

Tarım Bakanlığı 14 milyar lira destek verdi

Tarım ve Orman Bakanlığı depremin yıldönümü nedeniyle bir açıklama yayınladı. Deprem bölgesine 14 milyar lira destek verildiğini bildirdi. Çiftçilerle yapılan kısa röportajlarda devletin çiftçileri yalnız bırakmadığı çok destek olunduğu ifade edildi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı açıklamasında özetle şu bilgilere yer verdi:
“Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle 2023 üretim yılı için ürün değişikliği başvuru süresi uzatılarak deprem bölgesindeki çiftçilerin tarımsal desteklerden faydalanmaları konusunda oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçildi. Afet Bölgesi ilan edilen illerimizde ve diğer illerimizde üreticilerin zamanında müracaat yapamayacağı, gecikmeler olabileceği öngörülerek birçok projede destekleme ve hibe başvuru süreleri uzatıldı. Yine deprem afetinden etkilenen illerimizde mazot gübre desteği kapsamında ayni olarak yapılması gereken ödemenin nakdi olarak yapılması suretiyle çiftçilerimizin ihtiyaçlarına yönelik harcama kolaylığı sağlandı. Bu kapsamda, deprem bölgesindeki çiftçilerimize toplam 2 milyar 900 milyon TL mazot gübre destekleme ödemesi yapıldı.”

Yumaklı, depremden etkilenen 11 ilde hayvanları telef olan ve tarım sigortası yaptıran üreticilere, devlet destekli TARSİM kapsamında 37 milyon TL hasar tazminatı ödendiğinin altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Depremden etkilenen illerimizdeki üreticilerimizin üretime devam etmeleri amacıyla, başta yağlı tohumlu bitkiler, baklagiller ve hububat ile sebze üretiminin artırılmasına yönelik olarak Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında, 127 milyon TL kaynak tahsis edilerek ekim-dikimlerle ilgili faaliyetler yürütüldü. Deprem bölgesinde bitkisel üretimin kesintisiz devam etmesi adına Bakanlığımızca gübre üretici firmalar ile irtibata geçilerek, yapılacak gübre sevkiyatlarında önceliğin deprem bölgesine verilmesi ve bölgeden gelebilecek ilave gübre taleplerinin ivedilikle karşılanması amacıyla koordinasyon süreci yürütüldü.”

Hayvanları telef olanlara bedelsiz hayvan verildi

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı:” Depremden etkilenen illerimizde, büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan ve arılı kovan gibi hayvanları telef olan yetiştiricilerimize bu kayıplarının yerine bedelsiz hayvan dağıtımını tamamladık. Bu kapsamda, toplam 909 milyon TL maliyetli; 5 bin 804 büyükbaş, 43 bin 317 küçükbaş, 549 bin kanatlı hayvan ve 26 bin 318 arılı kovanı bedelsiz olarak yetiştiricilerimize teslim ettik. Ayrıca deprem bölgesindeki 10 bin 328 arıcımıza 5 bin 358 ton besleme şekerini bedelsiz dağıttık. Yine hayvancılık kapsamında, depremden etkilenen illerimizde yetiştiricilerimize 1 milyar 372 milyon TL yem desteği ödendi.” bilgisini verdi.

Bakanlığın açıklaması bu sütuna sığmayacak kadar uzun. Bakanlığın penceresinden bakarsanız deprem bölgesinde yapılması gereken ne varsa yapıldı. Yaralar sarıldı. Üretici çok memnun.

Verilen destek yeterli mi?

Öncelikle, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın söyledikleri doğru. Bütün bunları yapmak bakanlığın asli görevi. Bedelsiz hayvan dağıtımı ve yetiştiricilere büyükbaş için hayvan başına 500 lira, küçükbaş hayvanlar için hayvan başına 50 lira olmak üzere bir seferlik verilen yem desteği dışındaki desteklerin neredeyse tamamı zaten çiftçinin hak ettiği ve ödenmesi gereken desteklerdi. Depremzedelere ilave bir destek verilmedi. Hakkı olan destekler daha erkken ödendi. Düşük faizli tarımsal krediler 1 yıl ötelendi. Şimdi o kredilerin ödenmesi gerekiyor.

Üreticiler: “Yalnız bırakıldık”

Üreticinin penceresinden bakarsanız çok yalnız bırakıldıklarını ifade ediyorlar. Kasım ayında Gaziantep İslahiye, Aralık’ta Hatay Kırıkhan’daydım. Türkiye İş Bankası’nın organizasyonu ile çiftçilerle buluştuk. Toplantılarda söz alarak yaşadıklarını tek tek anlattılar. Yazılı olarak verdiler. Bire bir sohbet ettik. Bunları da o dönemde yazdım.
Çiftçi diyor ki: “ Ürünümüz dalında kaldı, kimse yüzümüze bakmadı. Can derdindeyken bile üretim yaptık ama ürünümüz değerinde alınmadı. Satacak yer bulamadık. Altyapı ile ilgili çalışmalar yapılmadı.

Buğdayımızı teslim etmek için günlerce sıra bekledik. Ucuza satmak zorunda kaldık. Mısırda artan maliyetler karşısında fiyatın sadece yüzde 5,3 oranında artırılması nedeniyle zarar ettik.

Ürünler elde kaldı

Pamuk elde kaldı. Narenciye dalında çürüdü. Akdeniz meyve sineği ile mücadele edilmedi. Şekerpancarını günlerce teslim edemedik, bekletildi.

Tarım Bakanlığı tohum verdi, gübre firmalarıyla görüşüp bölgeye öncelik verilmesini sağladı. Üretici de ekim yaptı, ürün ortaya çıktı ve bu aşamada kimse sahip çıkmadı. Pazarlama konusunda kimse yardımcı olmadı.”

Tarım ve Orman Bakanlığının 65 bin çalışanı var. Ülke genelinde bir organizasyon yapıp narenciyenin toplanmasını, pazarlanmasını sağlayamadı. Bakanlık bunları görmezden geldi. Üretici bedava vermeye hazırken kimse ürünü toplayıp almadı. Ürün dalında kaldığı için bu yıl da o ağaçlardan ürün alınamayacak çiftçinin zararı katlanacak. Yere düşenler çürüdüğü için Akdeniz meyve sineği daha da artacak ve zarar daha da büyüyecek.

İşçi sorununa çözüm bulunamadı

Sadece deprem bölgesinde değil, ülke genelinde tarımda en önemli sorun işçi bulmak. Tarlada, bağda, bahçede, hayvancılık işletmelerinde çalışacak işçi bulmak çok zor. Deprem bölgesinde işçi sorunu çok daha büyük. Çünkü bölgeden dışarıya ciddi bir göç oldu. Bulunan işçilere kalacakları yer bulunamadı. Yer bulanlar kirayı ödeyemedi. Bu nedenle narenciye başta olmak üzere birçok ürün toplanamadı. Zarar çok büyük.

Bu konuda sivil toplum örgütleri depremin ilk gününden beri bölgede önemli çalışmalar yaptı. İyi bir sınav verdi. Ama yeterli olmadı.

Kırsal için yeni bir yapılanmaya ihtiyaç var

Daha önce yazmıştım, bu vesile ile tekrarlamakta yarar var. Bu felaket bir kez daha gösterdi ki bu tür afetler için köylere yönelik özel bir yapının kurulması şart. AFAD’a bağlı kırsala müdahale birimi olabilir. Ahbap gibi gönüllü kuruluşların bünyesinde kırsal için bir birim oluşturabilir. Daha önce faaliyet gösteren ancak 2005 yılında kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü gibi bir yapı olabilir.

Büyükşehir Yasası ile mahalleye dönüştürülen köylerin depremde şehirdeki mahallelerden farklı olarak en son ulaşılan merkezler oldu. Yani köyleri mahalle yapınca hizmet veya deprem gibi büyük bir felakette kentin merkezi gibi algılanmadığı görüldü.

Tarım topraklarının korunması uyarısı dikkate alınmadı

Depremden kısa bir süre sonra İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ), depremlerden etkilenen 10 ilde uzman isimlerden oluşan bir ekiple sahada yaptığı bilimsel çalışmaları rapor olarak yayınladı. Raporda en çok dikkat çekilen konulardan birisi tarım arazilerinin kıt kaynak olarak değerlendirilerek imara açılmamasıydı. Fakat uyarılar dikkate alınmadı.

Raporda tarım topraklarının korunması konusunda özetle şu bilgilere yer verildi: “ Bu bölge içerisinde çok sayıda tabiat parkları, milli parklar, tabiat anıtı, yaban hayatı koruma sahaları, tabiat koruma alanları, ormanlar, büyük ovalar ve meralar bulunmaktadır. Bu alanlar uluslararası anlaşmalar ve ulusal mevzuat gereğince koruma altındadır ve Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği kapsamında tanımlanmaktadır. Bu illerimizde göçün de etkisiyle enerji, imar ve tarımsal amaçlı yapılar nedeniyle tarım arazileri tarım dışı kullanıma açılmaktadır. Engebeli alanlardaki mutlak tarım arazileri hem toprak yapısı (meyilli arazi, erozyon vb.) hem de iklim koşulları dolayısı ile kısıtlıdır, bu nedenle kıt kaynak olarak değerlendirilmelidir.

Bitki üretiminin olmadığı araziler mera olarak etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Bitkisel üretime alternatif olarak gelişen hayvancılığın değişen iklim koşullarında devam etmesi ulusal gıda güvenliğinde önemli pay sahibi olması beklenmektedir.

Değişen iklim koşulları altında bölge nüfusunun gıda ihtiyacının karşılanabilmesi için, diğer sektörler ile birlikte bütünleşik arazi kullanım planlama çalışmaları yapılması ve kıt kaynak konumundaki büyük ova topraklarının korunması sağlanmalıdır.

6 Şubat 2023 depremlerinde etkilenen bölgelerde kentin yeniden yapılanması sürecini de içerecek şekilde “afet sonrası iyileştirme ve kalkınma planı” hayata geçirilmeli, yeniden yapılanma süreci başlatılmalıdır.

Doğal tehlikeler karşısında yaşanan büyük yıkımların temel nedenlerinden birisi kentlerin doğal eşikleri aşmış olmasından kaynaklanmaktadır. Jeolojik açıdan sakıncalı alanlar, verimli tarım alanları, su kaynakları, ekolojik hassas alanlar, dere yatakları, taşkın ve heyelan alanları gibi doğal eşikler yeniden yapılanma sürecinde esas alınmalı, yeni planlama sürecinde kültür varlıkları hariç bu alanlarda yapılaşmalara izin verilmemelidir.”

Tarım arazileri, zeytinlikler konut alanı oldu

Bölgenin ihtiyacı olan konutların elbette biran önce yapılması gerekiyor. Hem kent merkezlerinde hem de kırsalda belli oranda konutlar yapıldı. Bu konuda tarım arazilerinin meraların ve zeytinliklerin korunması için birçok uyarı olmasına rağmen bu uyarılar dikkate alınmadı. Birçok yerde tarım alanları, zeytinlikler, mera alanlarına konut inşa edildi.

Depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş, ceviz ve badem ıslahında çok önemli bir yere sahip. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sert Kabuklu Meyveler Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEKAMER) ıslah çalışmaları ile dünyada bilinen merkezlerden birisi. Dünyadaki 3 ceviz gen havuzundan birisi bu alanda.

SEKAMER’in ceviz, badem, zeytin ve Antep fıstığı araştırma ve ıslah çalışmalarının yapıldığı, öğrenci ve çiftçi uygulama alanı olarak kullanılan, Dulkadiroğlu ilçesi Ağyar mevkiinde (Akyar Mahallesi) bulunan 400 dönüm arazinin 135 dönümü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından konut alanı olarak ilan edilerek konutlar yapıldı.

Özetle, 6 Şubat 2023’te Türkiye çok büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı. Yaşamını yitirenlere bir kez daha Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabır dilerim. Bu felaketin yaralarını kısa sürede sarmak mümkün değil. Felaketten ders alarak daha büyük felaketlere neden olacak adımlar atılmamalı.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım / Tarım Dünyası

]]>
“6 Şubat’tan ders alınsın, bilime ve mühendisliğe kulak verilsin!” https://yenidunya.org/yurt/29039/6-subattan-ders-alinsin-bilime-ve-muhendislige-kulak-verilsin/ Mon, 05 Feb 2024 12:41:22 +0000 https://yenidunya.org/?p=29039 TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), Kahramanmaraş Merkezli 6 Şubat depremlerinin birinci yılı dolayısıyla Türkiye genelinde eş zamanlı basın açıklaması yaptı.

Açıklamada, “Kısa vadede bitirilip teslim edilebilecek konut miktarı TOKİ verilerine göre 25 bin civarındadır. Bu durum siyasilerin geçen yıl verdikleri sözlerin veya ortaya koydukları hedefin ancak yüzde 8’ine tekabül etmektedir”, afetin ardından bir yıla dönüp bakıldığında “ciddi bir çalışmanın yapılmadığı” belirtilerek, seçim öncesi verilen taahhütlerin ötelendiği ifade edildi.
Kahramanmaraş depremlerinde yıkılmayan İMO binasının rezerv alana dahil edilmesinin “hafızayı yok etmek” amacı taşıdığı da vurgulandı.

Bir daha yaşanmasın diye!
Değerli Basın Mensupları,
Resmi verilere göre 50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla binanın ise ağır hasar aldığı 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki 6 Şubat 2023 Depremlerinin üzerinden 1 yıl geçti.
Şüphesiz 6 Şubat depremleri büyüklüğü, şiddeti, yıkıcılığı ve ivmeleri açısından yer bilimcilerin ve sismologların da beklentisini aşan depremlerdir. Oldukça geniş bir coğrafyada etkili olan, can ve mal kaybının bu kadar büyük olduğu 6 Şubat depremlerinin, toplumsal bir travma olarak uzun yıllar etkisini sürdüreceği de bir gerçektir.
Böylesi sarsıcı bir afetin ardından beklenen ve de olması gereken hiç şüphesiz, bugüne kadar alınmamış tedbirlerin alınması için derhal harekete geçilmesi, güvenli ve sağlıklı yapılaşma için bilim çevrelerinin, meslek odalarının önerilerinin hayata geçirilmesidir. Ancak geride kalan 1 yıla dönüp bakıldığında ne yazık ki geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak ciddi bir çalışmanın yapıldığını söylemek pek mümkün olmamaktadır.
Evet, Şubat 2023 Depremlerinin tarihimizin en büyük depremlerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu kadar büyük ve yaygın depremler karşısında kayıpları sıfıra indirmek belki mümkün olmayabilirdi fakat ortaya çıkan yıkımın ve kayıpların böylesi dehşet verici seviyelerde olmasının önüne geçmek pekâlâ mümkündü.
Dünyada her yıl ortalama olarak Richter ölçeğine göre 7.0 ve üzeri 19 deprem olmaktadır. Ancak bunlardan sadece bazılarının yıkıcı etkisi olmaktadır. Bu etki depremin niteliğinden çok gerçekleştiği bölgedeki yaşam alanlarının maalesef kırılganlığından kaynaklanmaktadır.
Ülkemiz ise yaşam alanlarının kırılganlığı açısından dünyada en olumsuz örneklerden birini oluşturmaktadır. Çünkü ülkemiz ortalama olarak her 1,5 yılda yıkıcı sonuçları olan depremleri yaşamasına rağmen bir türlü gerekli adımlar atılmamaktadır.
Ülkemizde milat olarak kabul edilen Marmara depremlerinden bu yana geçen 24 yıllık zaman diliminde atılan adımlar, yapılması gerekenlerin yanında son derece zayıf kalmıştır. Son yıllarda Elazığ ve İzmir’de meydana gelen göreli olarak sınırlı depremlerde bile ortaya çıkan yıkımın boyutları adeta birer uyarı niteliğinde olmasına rağmen depreme hazırlık konusunda zafiyetler görmezden gelinmiş, sonuçta Şubat 2023 Depremlerinin büyüklüğü bahane edilerek yüzbinlerce konutun yıkımı veya ağır hasarlı hale gelmesi ilahi takdirle izah edilmiştir.
Afet sonrası arama-kurtarma, yardım ulaştırma, beslenme ve acil barınma ihtiyaçlarını karşılama çalışmalarında kamu gücünün sınıfta kaldığı, geçmiş depremlerden ders alınmadığı tüm kamuoyunun malumudur. Yurttaşlarımızın dayanışma bilinci ve gönüllü çalışmalarının büyük katkısıyla depremin ilk elden yaralarının sarılması konusunda eksiklikler giderilmeye çalışılmış olsa da afete müdahalenin devamındaki aşamalarında da kriz yönetilememiştir.
Geçici yerleşim alanlarının kurulması, enkaz kaldırma işlemleri, ulaşım, elektrik, su, kanalizasyon, haberleşme gibi altyapı hizmetleri, depremin üzerinden aylar geçmesine rağmen sağlanamamıştır. Depremlerin 1. yılını geride bırakırken depremin en çok etkilediği Antakya başta olmak üzere deprem bölgesinde barınma, beslenme, sağlık, hijyen, içmesuyu, eğitim gibi en temel insani ihtiyaçlara yönelik sorunlar hala devam etmektedir. Yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı yapılar insan hayatını tehlikeye sokmaya devam ederken, kontrolsüz bir şekilde yürütülen enkaz kaldırma işlemleri çevreye ve insan sağlığına zararlar vermekte, enkaz toplama alanları ise içmesuyu kaynaklarını kirletmesi bakımından ciddi riskler oluşturmaktadır.
Afet sonrasının ileriki çalışmalarının ise, şeffaflık ve katılımcılık ilkeleri çerçevesinde yürütüldüğünü söylemek pek de mümkün değildir. Bir yandan şehirlerin yeniden kurulması, yeni yerleşim alanlarının oluşturulması, konut ve işyeri ihtiyacının karşılanması konularında seçim öncesi verilen taahhütlerin ötelendiği görülürken, diğer yandan yapılan çalışmaların da sağlıklı kentleşme ve güvenli yapılaşma açısından (yer seçiminden inşa kalitesine kadar) kaygı verici örnekler içermektedir.
Ayrıca siyasi iktidarın deprem sonrası kentlerin yeniden ayağa kaldırılması, hayatın normale döndürülmesi doğrultusunda 319 binini 1 yıl içerisinde teslim etmek kaydıyla 650 bin konutun yapılacağı yönündeki beyanlarının oldukça gerisinde kaldıkları görülmektedir.
Aşağıda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hasar tespit raporlarına ve TOKİ’nin resmi internet sitesinde yayınlanan bilgilere göre hazırlanan tablo yer almaktadır.
Bu tabloya göre, orta ve hafif hasarlı yapılar hariç olmak üzere, deprem bölgesindeki 11 il kapsamında yıkılan veya yıkılacak olan (konut, işyeri vb. dahil olmak üzere) toplam 674.416 bağımsız bölüm bulunmaktadır. Siyasi yetkililerin 650 bin konut yapılacağına dair ifadeleri bu ihtiyaca yöneliktir.
Son 1 yılda TOKİ tarafından ihalesi yapılmış konut miktarı ise toplamda 108.936 adettir. Bu ihalelerin toplam bedeli 203.973.988.559,00 Türk Lirasıdır. Bunlardan bir kısmının inşasına henüz hiç başlanmamış olmakla birlikte, tamamlanma oranı %70’in üzerinde olan konut sayısı 25.119 adettir. Yani kısa vadede bitirilip teslim edilebilecek konut miktarı TOKİ verilerine göre 25 bin civarındadır. Bu durum siyasilerin geçen yıl verdikleri sözlerin veya ortaya koydukları hedefin ancak %8’ine tekabül etmektedir.

“6 Şubat’tan ders alınsın, bilime ve mühendisliğe kulak verilsin!”

Kuşkusuz ki kalıcı konutların bir an önce yapılıp teslim edilmesi bölgede hayatın normale dönmesi açısından çok önemlidir. Ancak yeterli değildir. Sorun sadece insanların başını sokacakları bir çatıya sahip olmaları değildir. Sağlıklı ve güvenli bir yuvaya sahip olmak planlı ve denetimli bir yapılaşmayı gerektirir. Yer seçimi yanlışlıklarından, sorunlu imalatlara kadar pek çok konu geçtiğimiz aylarda kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Bu durum denetim ve planlama hizmetlerinin yeterince yapılamadığı kuşkusunu doğurmaktadır.
Bir yapının deprem karşısında ayakta kalması gerekli şarttır fakat yeterli şart değildir. Bir yapı, mekanik ve elektrik tesisatlarından yalıtımlarına, kapısı-penceresinden mutfağına, çevre düzenlemesinden peyzajına kadar pek çok unsur ile sağlıklı bir yapı niteliğine bürünür. Bunlar için de nitelikli malzeme ve işçilik gerekir. Teslim edilecek her konut eksiksiz ve nitelikli olarak bu unsurları içermek zorundadır.  
Değerli Basın mensupları,
Her büyük depremde olduğu gibi bu depremlerde de yaşanan yıkımın teknik nedenlerini 6 ana başlıkta sıralaya biliriz. Birincisi, Zayıf Zemin Koşulları, ikincisi Malzeme Zafiyetleri, üçüncüsü Konstrüktif Zafiyetler, dördüncüsü Yapı Düzensizliklerinin Yarattığı Hasarlar, beşincisi Sonradan Yapılan Bilinçsiz Tadilat ve Müdahaleler, altıncısı ise Yıpranmışlık ve Bakımsızlıktır. Bu sebeplerin birden fazlasının bir araya gelmesi hasar ve yıkım oranlarını artırmaktadır.
Ancak her depremde aynı sebeplerden dolayı can kayıpları ve yıkım ortaya çıkıyorsa ortada tüm bu teknik sorunların üstünde Sistemsel Zafiyetler var demektir ve siyasi irade bu sorumluluğu üstlenmekten ısrarla kaçınmaktadır. Sorumluluktan kaçınmak bir yana yapılaşma sistemini ve kültürünü değiştirmek için hiçbir anlamlı adım atmamaktadır.
Ülkemizin 10 milyonluk yapı stokunda önemli oranda riskli yapı bulunmaktadır ve bu durum on yıllardır bilinip söylenmektedir. İlave olarak birkaç yılda bir çıkarılan imar aflarıyla riskli yapı stoku daha da şişirilmektedir. Ayrıca her yıl 100 bin civarında yeni yapı inşa edilmektedir. Yeni yapılan bu yapıların sağlıklı ve güvenli olduğu konusunda hala derin kuşkular vardır. Çünkü tarımsal alanlara ve zemini sorunlu bölgelere yüksek katlı ve yüksek yoğunluklu imar izinleri verilmekte, emsal artışlarıyla kentler yoğunlaştırılmakta, mühendislik hizmetleri kağıt üzerinde kalmakta, yapı üretimi ve denetimi serbest piyasanın kuralsız kârlılık hesaplarına teslim edilmektedir.
Kamu binalarının sorunları da aynıdır. 530 bin civarında olduğu tahmin edilen kamu binalarının envanteri çıkarılabilmiş değildir. Başta Okullar, Hastaneler, Yurtlar, Hizmet Binaları, Spor Tesisleri ve diğer tüm kamu binalarının deprem güvenlikleri belirsizdir.
Bütün bu olumsuzlukların sonucunda her deprem mevcut yapı stokumuz içindeki bu riskli yapıları bulup tahrip etmektedir. Bunun insani, maddi ve çevresel kayıpları korkunç boyutlarda olmaktadır.
Yapılması gereken mevcut yapı stokumuzdaki riskleri tespit edip yenilemek veya güçlendirmek ve ayrıca yeni bir yapılaşma düzeni getirmektir.
Bir yapı, mülkiyeti ister devlette, ister gerçek kişilerde, isterse özel kuruluşlarda olsun doğrudan toplumun güvenliğini, tarihini, kültürünü, konforunu, ekonomisini ve çevresini etkileyen/ilgilendiren bir varlıktır. Bu özelliklerinden dolayı yapılar bir kamusal varlıktır. İnşasına da, denetimine de bu perspektifle bakılması gerekir.

Sonuç olarak;
6 Şubat Depremleri coğrafyamızın tanık olduğu ilk büyük deprem olmadığı gibi son da olmayacaktır. Ne zaman nerede büyük bir depremin meydana geleceği bilinmemekle birlikte felakete dönüşmesini önlemek için ivedilikle hayata geçirilmesi gerekenler bellidir.
-Öncelikle sağlam, kararlı ve istikrarlı bir siyasi irade ile kamunun ihtiyaç ve menfaatlerini gözeten, meselelere bütüncül ve bilimsel bakabilen politik bir anlayışa ihtiyaç vardır.

-Afetlere hazırlık çalışmaları kaynak ve zaman gerektiren uzun soluklu çalışmalardır. Yani siyasi kadroların ihtiyaç duyduğu ve kendi dönemlerinde yapıp bitirebilecekleri gösterişli yapılar/faaliyetler olma özelliğine sahip değildir. Dolayısıyla gerek merkezi, gerekse yerel yöneticilerin esnetip gevşetemeyeceği yasal düzenlemeler yapılmalı, kaynakların doğru ve yerinde kullanımı için önlemler alınmalı, aksine davranışların hukuki ve cezai yaptırımları olmalıdır.

-Rant odaklı imar düzeni ile yapılaşmada kuralsızlığın ve cezasızlığın hakim olması kaçak yapılaşmanın önünü açmakta bunun sonucunda da imar afları zorunlu hale gelmektedir. Unutulmamalıdır ki, yozlaşma kültürü büyükten başlayıp küçüğe doğru yayılmaktadır. Sermaye gruplarının, “güçlü” kesimlerin inşaatlarına göz yumup tam tersine özel düzenlemelerle hukukileştirmeye çalışılması toplumun geneline emsal teşkil etmektedir. İmarda kural kuraldır. Merkezi ya da yerel siyasi/iktisadi aktörlerin çıkarlarına göre delinmemelidir.

-Ülkedeki riskli yapı stoku belirlenmeli, yapı envanteri çıkarılarak belirli bir risk sırası ile tüm binaların deprem güvenliğinin belirlenmesi zorunlu hale getirilmelidir.

-Kentsel dönüşümde kamu yararı gözetilmeli, rant odaklı kentsel dönüşüm anlayışı terk edilmelidir.

-Dönüşüm sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalıdır.

-Yetkin mühendislik uygulaması muhakkak hayata geçirilmelidir. İnşaat mühendisliğinin ilgi alanına giren konularda halkın güvenli yaşam hakkının korunması ve mühendisliğin gerekliliklerinin yerine getirilmesi amacıyla bilgili, deneyimli ve etik kurallara bağlı mühendisler eliyle yapılabilmesi için, meslek kuruluşlarının sorumluluğunda yetkin mühendislik uygulamasına geçilmelidir.

-Mevcut Yapı Denetim Yasası’nın öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; mesleğinde yetkin yapı denetçilerinin faaliyetlerine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir model hayata geçirilmelidir. Proje denetimi ve yapı denetimi birbirinden ayrılmalı, Proje Denetimi doğrudan kamu tarafında ve yetkin mühendisler eliyle yapılmalı, Yapı Denetim Kuruluşları ve Laboratuvarları doğrudan kamuya karşı sorumlu olmalı ve onun denetiminde çalışmalıdır.

6 Şubat Depremlerinde hayatını kaybeden yurttaşımızı bir kez daha saygıyla anıyor, aynı ihmaller nedeniyle bir daha aynı acıları yaşamamak için kaybedecek tek bir günümüzün bile olmadığını hatırlatıyoruz.

]]>