cumhuriyet – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Sun, 28 Dec 2025 08:36:08 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png cumhuriyet – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Hemingway için “ikinci Truva kuşatmasının sonu” (2) https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33558/hemingway-icin-ikinci-truva-kusatmasinin-sonu-2/ Sun, 28 Dec 2025 08:36:07 +0000 https://yenidunya.org/?p=33558 9 Ekim 1922 tarihli Toronto Daily Star gazetesinde Ernest Hemingway imzasıyla yayımlanan “Türkler İstanbul yakınlarında” başlıklı haber: “Büyük Taarruz ile Yunan ordusunu Anadolu’da bozguna uğratan Türk ordusu; İstanbul’u işgalci güçlerden bir an önce kurtarmaya kararlı” diye başlıyor ve hücuma hazırlanan Türklerle vuruşmaya hazırlanan İngilizlerin cephe tahkimatları hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu. Hemingway, emperyalist savaşlara karşı uluslararası dayanışmadan yana ve zalimlerin mazlumları ezdiği, insanların zorla savaştırıldığı militarist yapılanmaları reddeden bir Amerikan aydınıydı. Ancak tıpkı avcılık gibi, savaşı da seviyordu!

Ruhundaki bu çelişkiyi bir yurt, bir ulus, bir ülküyü savunmak için silaha sarılan halkların savaşını haklı; onları zorla silah altına alıp fethe, işgale ya da gerici bir düzeni savunmak için cenge çıkanlarınkini haksız bularak çözmüştü.

ETİK HABER, İNSANCIL GÖZLEM

Etik gazetecilik yansızlık mı gerektiriyor? Gazeteci Hemingway, haberlerini her cepheden objektif bilgilerle geçerken aktardığı olayların odağına insanı koyup onların sözleriyle kimin haklı olduğu kararını okura bırakıyordu. 1918’de İtalya’da, 1922’de Türkiye’de, 1937’de İspanya’da izlediği savaşları aynı yöntemle gözledi ve yazdı.

Örneğin işgal altındaki İstanbul haberlerine insanlara ilişkin gözlemlerini ekliyor ve bunlardan birinde: “Bir macera yaşıyormuşcasına İstanbul’u dinliyorum. Vakit gece. Mustafa Kemal’in ordusunu bekleyen kentte, hem patlamaya hazır bir sevinç hem de boşanmaya hazır bir acımasızlık pusu kurmuş. Rumları, Ermenileri ve Makedonyalıları saran ürperti yüzlerinden okunuyor” diyordu.

İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL’DA ÇARLIK SUBAYLARI

“Lenin’in devriminden kaçan Ruslar, Mustafa Kemal’in gelişini kaygıyla bekleyenler arasında. Komünistlerin gıyaben ölüme mahkûm ettiği bazı Rus sığınmacılar, çarlık üniformalarıyla dolaşıyor. Sovyet gizli polisi Çeka’nın bu sığınmacılar için Mustafa Kemal’e ne önereceğini kestirmek zor. Tüm mazlum ülkeler, tüm Doğu, ‘Mustafa Kemal çok büyük adam’ diyor. Başarılı önderin İstanbul’a girişi, alacağı olumlu tavır, kazandığı tüm zaferleri çok daha değerli kılmaya aday” diye yazıyordu.

Toronto Daily Star’a gönderdiği makaleler bekletilmeden yayımlanıyor, Türkiye’den en doğru haberler ve özgün gözlemler olarak beğeniliyordu. Çünkü Hemingway, o güne değin kimsenin söylemediğini söylüyor, Batılıları “Önderleri Mustafa Kemal olup uğradıkları işgale öfkeli, bağımsızlık isteyen bir ulusu önemsememekle” suçluyordu.

İKİNCİ TRUVA KUŞATMASININ SONU

Hemingway, 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı haberleştirdikten sonra Tekirdağ’ın Muratlı ilçesine gitti. Geri çekilen Yunan ordusuyla birlikte göçen Rum nüfusun kilometrelerce uzayan kafilesini Edirne’ye kadar takip etti.

3 Kasım 1922’de The Toronto Daily Star gazetesinde yayımlanan uzun makale şöyle başlıyordu: “Benim şu satırları yazdığım sırada, Yunan birlikleri Doğu Trakya’yı boşaltıyor. Atlı kolcuların nezaretinde, üzerlerine hiç uymayan Amerikan yapımı üniformalarıyla Yunanistan’a doğru yürüyorlar. Türklere karşı son bir direniş göstermeyi tasarladıkları mevzileri terk ettiler. (…) Emir kulu olarak çekiliyorlar. Gün boyunca onların pis, perişan, sakallı, rüzgârdan yanmış hallerini seyrettim. (…) Yunanistan’ın şan ve şöhretinin sonuydu bu. İkinci Truva kuşatmasının sonu!”

Bu Truva benzetmesi önemliydi.

Acaba Hemingway, Atatürk’ün 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar zaferinden sonra “Truva’nın öcünü aldık” sözünü mü duymuştu, yoksa aklın yolu mu birdi?

EDEBİYATA KALAN İZLER 

Edirne’ye ilişkin ilk satırları “Saat 11’de trenden inerken istasyonun bir çamur deryası içinde askerler, bohçalar, yorgan döşek, dikiş makineleri, bebekler ve kırık arabalarla dolu olduğunu gördüm” betimlemesiydi. Yabancıların tercih ettiği Madame Marie’nin otelinde, iki film operatörüyle aynı odada kalıyordu. “Yataklar bit kaynıyordu” dediği odadaki ilk gece İstanbul’da kaptığı sıtma nöbetiyle boğuştu.

Ernest Hemingway, 14 Kasım 1922’de Sofya’dan bindiği Orient Express’le ülkemizden ayrıldı.

Tanık olmadığı İzmir yangınından sonra kaçan Rumların gemilerle tahliyesini, acımasız bir İngiliz subayın ağzından anlattığı “İzmir Rıhtımında” başlıklı öyküsü 1930’da yayımlandı. Ama Türkiye izlenimleri Hemingway’in peşini bırakmadı. 1936’da Klimanjaro’nun Karları öyküleriyle 1950’de Yaşlı Adam ve Deniz romanındaki kimi karakterlerin kurgusal anılarına dönüştü.

***Kaynakça: Çiğdem Oğuz’un journal.opening.org’da ve Oğuz Makal’ın contextdergi. com’da yayımlanan makaleleri.

Kaynak: Mine Kırıkkanat / Cumhuriyet

]]>
TKP’nin Atılım dönemi ideolojisi temelinde komünistlerin Atatürk, Kemalizm ve cumhuriyet üzerine görüşleri https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/33355/tkpnin-atilim-donemi-ideolojisi-temelinde-komunistlerin-ataturk-kemalizm-ve-cumhuriyet-uzerine-gorusleri/ Tue, 25 Nov 2025 17:54:07 +0000 https://yenidunya.org/?p=33355 Türkiye Komünist Partisi, özellikle 15-16 Haziran 1970 büyük işçi hareketinden sonra örgütlenme yolunda yeni adımlar atmaya başladı. TİP’in kapatıldığı ve tüm devrimci örgütlerin ağır baskılara uğradığı 12 Mart 1971 darbesinden alınan derslerle yeni bir yönelim benimsedi. Örgütsel çizgisinde köklü değişiklik yaptı. Türkiye içinde örgütlenme çalışmalarını hızlandırdı, yeni parti örgütleri kurulmaya başlandı. 1972 yılında TKP’nin Sesi radyosu kuruldu.

Bu siyasal ve örgütsel hazırlıklar, 24 Mayıs 1973 tarihinde Zeki Baştımar’ın yerine İ. Bilen’in TKP genel sekreteri olmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı ve TKP büyük bir atılıma başladı.

Daha önce değişik örgütlerde çalışmış ve proletarya partisini arayan devrimci kadrolar TKP’ye yöneldiler. TKP Merkez Komitesi düzenli bir yayın organına kavuştu. 1974 başında Atılım yayınlanmaya başladı. Yeni bir program ve tüzük hazırlandı. 1977’de yapılan Parti Konferansında Program ve Tüzük onaylandı.

Atılım dönemi olarak adlandırılan bu dönemde TKP bir diriliş yaşayarak Türkiye’de önemli bir siyasal güç haline dönüştü. Faşizme, emperyalizme ve kapitalizme karşı güçlü bir odak oldu.

Sendika, gençlik, memur, köylü, kooperatif ve kadın hareketi içinde kitleselleşti. Ülke çapında parti örgütleri ağı oluşturuldu. Basın-yayın, kültür ve sanat cephelerinde etkili bir çalışma yürüten TKP aydınların işçi sınıfıyla bağlaşmasında önemli bir etken oldu. İşçilerin, köylülerin, memurların, öğrencilerin, aydınların, ezilen halkların, bütün yurtseverlerin ve barışseverlerin birliği yolunda önemli adımlar atıldı.

Türkiye Komünist Partisi’nin Atılım dönemi ideolojisinin en belirgin özelliği; Türkiye işçi sınıfının ulusal kimlik, etnik köken, dini inanç ve siyasi düşünce ayrımı gözetmeden, Türk ve Kürt burjuvazisine, yabancı sermayeye, emperyalizme, faşizme ve gericiliğe karşı; savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için; sınıf temelinde ve emek ekseninde ortak örgütlenmesini ve ortak mücadele etmesini savunmaktır.

Dolayısıyla, TKP’nin Atılım dönemi ideolojisi ve programını esas alarak bugüne dair şunu söylemek istiyorum.

Ülkemizin içinde bulunduğu ağır ekonomik, siyasi ve toplumsal krizden çıkış için; NATO’ya üye olduğumuz 18 Şubat 1952 tarihinden itibaren ABD/NATO esaretiyle başlayan Amerikan hegemonyasına karşı Türkiye’nin başta askeri, siyasal ve ekonomik alanlarda olmak üzere her alanda tam bağımsızlığı için; ortaçağ özlemcisi istibdada karşı laik demokratik sosyal hukuk cumhuriyeti için; liberal borç faiz ekonomisine ve sömürüye karşı emekten yana toplumcu kamucu planlı ekonomi için; ilericilerin, devrimcilerin, yurtseverlerin, demokratların, Kemalistlerin, sosyalistlerin, komünistlerin, tüm ulusal demokratik güçlerin birlik mücadele ve dayanışmasına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

Amerikan emperyalizminin Türkiye halkının birliğine ve ülkemizin toprak bütünlüğüne yönelik giderek artan baskı ve tehditleri karşısında; Komünistlerin, Kemalistlere ve Atatürk’e karşı düşmanca tavır almasını savunmak demek; Amerikan emperyalizmi ile işbirliğini savunmak ve ABD/NATO çıkarlarına hizmet etmek demektir.

İçinde bulunduğumuz koşullarda, Komünistler ve Kemalistler arasındaki siyasal ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair günümüzde yaşanan tartışmalara ışık tutacağını düşünerek; TKP MK Yayın Organı Atılım’da yayımlanan, “Atatürk’ün olumlu mirası, Cumhuriyeti savunmak, Cumhuriyet düşmanlığı, TKP ve Cumhuriyet” başlıklı dört ayrı yazıyı konuyla ilgilenenlerin bilgisine ve dikkatine sunuyorum.

Atatürk’ün olumlu mirası*

Atatürk’ten günümüze kalan olumlu miras nedir? Bu, her şeyden önce emperyalizme karşı ekonomik ve politik bağımsızlık, ulusal bir ağır endüstri, çağdışı yobazlığa karşı bilim ve teknik, barışçı bir dış politika, Sovyetler Birliği ile dostluk ve dayanışma ilkeleridir!

Burjuvazi Atatürk’ün koyduğu bu hedeflerin hiçbirine sadık kalmadı. Daha onun sağlığında bunlardan yüz çevirmeye başladı; tekelleşmeyle de emperyalizme teslim oldu. Öte yandan Atatürk’ün görüşlerini kendisine temel alan hiçbir politik hareket bugüne dek işbirlikçilerle büyük burjuvazinin çemberini kıramadı! İnönü, Bayar’a; 27 Mayıs Demirel’e; 8-9 Mart 12 Mart’a teslim oldu. Yön hareketinin devrimci demokratlığı, Ecevit’in reformizmi bir çıkış yolu oluşturmadılar.

Atatürk’ün görüşlerinin politik önemi kendisiyle birlikte mezara mı gömüldü? Bunun böyle olmadığını, hem gericilik güçlerinin bu görüşleri kendi işbirlikçi, halk düşmanı politikalarına maske yapma çabalarının artması, hem de Kemalizm’in bağımsızlıkçı geleneğinden vazgeçmeyen Atatürkçülerin varlıklarını zayıf da olsa sürdürmesi gösteriyor. Bunun böyle olmadığını, daha da açıklıkla cuntanın bir başka tür Atatürkçülüğü uygulamasına temel ilan etmesi gösteriyor: Bu, ordu tepesinde egemen olan, NATO’ya bağımlılık ve tekelcilik koşullarına uyumlu kılınmış, anti-emperyalist içeriği boşaltılmış, biçimsel yanları ağır basan bir Atatürkçülük.

Egemen Sınıfın sözcülüğünü yapan kimi basın organları da, “Katı ilkeciliğe karşı olma” maskesi altında Kemalizmi faydacılığa indirgiyor, özellikle politik ve ekonomik bağımsızlık ilkesine daha da açık karşı çıkıyorlar. Onların bu ilkeleri sınırlandıran açıklamalarından yararlanıyorlar. Bunlar Atatürk reformculuğunu çarpıtarak Stolipin reformculuğuna dönüştürmek istiyorlar.

Uluslararası ve ulusal güçler oranının bugünkü koşullarında, ordu içinde ve dışındaki, ulusal bağımsızlığı önde tutan Kemalistler ne yapacak? Atatürk’ün hâlâ gerçekleştirilmemiş anti-emperyalist hedefleri için bu kez başarılı bir savaşım verebilecekler mi?

Bunun için, yığınlarla, onların günlük savaşIarıyla bağlanmak, yığınlardan kopuk, tepeden inme yöntemlerin çıkar yol olmadığını görmek, ardıcıl demokrasiden yana olmak gerekiyor. Kürt halkı üzerindeki ulusal baskılara ardıcıl karşı çıkmak, anti-komünizmin, anti-Sovyetizmin körleştirici etkisine kapılmamak gerekiyor. İşçi sınıfının politik ve sendikal örgütleriyle, tüm ulusal demokratik güçlerle birlikte savaşmak gerekiyor. Bağımsızlık ve demokrasiden yana her Kemalist’in cumhuriyet tarihinden alması gereken en önemli ders budur.

Komünistler Türkiye toplumunu gerçek çağdaş uygarlığa, sosyalizme ulaştırmak için savaşıyorlar. Ama tarihimizdeki, çağının gereklerine sınırlı da olsa, belli bir süre için de olsa uymuş her kişiye, her politik akıma, bu yanlarıyla, halkımızın toplumsal ilerleme özlemlerini dile getirdiği için sahip çıkıyorlar, çıkacaklar.

*Atılım 1 Mayıs 1981 / Yenidünya 7 Aralık 2021

https://arsiv.yenidunya.org/haber/18960/ataturkun-olumlu-mirasi

* * * * *

Cumhuriyeti savunmak*

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Bu bayramı 52 defa kutladık. İlk yıllarının bayramları canlı geçti. Cumhuriyet ilkelerinin yozlaştırılmasıyla bu bayramlar köreldi, kupkuru bir gelenek günü oldu. Cumhuriyet 1923’te kuruldu. Temelleri Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla atıldı. Halkımız, yediden yetmişe Anayurdumuza dalan emperyalist saldırganlara karşı bir ölüm-kalım savaşı verdi. Komünistler, yepyeni, dipdiri bir devlet kurmak için verilen bu savaşın ön saflarında yer aldılar.

Büyük komşumuz Sovyetler Birliği, bu ölüm-kalım savaşında halkımıza dost elini uzattı. Her tür büyük yardımda bulundu. Düşmanın topraklarımızdan kovulmasında, padişahlığın devrilmesinde bu gerçek yardımların katkısı büyük oldu. Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan devlet gene kara gün dostumuz Sovyetler Birliği oldu. Cumhuriyetin kurulmasıyla Türkiye tarihinde yeni bir dönem başladı. Emperyalist salgıncılar kovuldu. Padişahlık kaldırıldı. Burjuvazi erk ve egemenlik başına geldi. Bu burjuvazi cumhuriyet kurdu. Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ortaya koyduğu ana sorunları çözmedi. Köklü bir toprak reformuna yanaşmadı. Ağalık, derebeylik yerli yerinde kaldı. İç düşmana karşı savaş sonuna kadar götürülmedi. Türkiye’nin ileri bir düzene geçmesini sağlayacak, demokratik gelişmeye yol açacak bir politika sonuna kadar izlenmedi. Gerici güçlerle sarmaştı. İlerici güçlere, özellikle işçi sınıfına karşı sert terör yürüttü, yürütüyor. Burjuvazi yabancı sermayeye karşı kapıları tekrar açtı.

Memleketi emperyalizmin ekonomik, politik ve askersel örgütlerine bağladı. Türkiye’mizi bunalımların burgacına itti.

Cumhuriyetin geniş halk yığınları yararına çözmesi gereken ana davalar bugün de boylu boyunca ortada duruyor. Bunların çözümü işbirlikçi burjuvazinin halkımıza dayattığı gerici hükümetleri alaşağı etmek, halktan yana ilerici güçleri işbaşına getirmek sorunuyla sıkı-sıkıya örülüdür. Bugün Cumhuriyet düşmanları yeniden baş kaldırmışlardır. Bunlar Cumhuriyeti yıkmak, geriye gitmek, şeriatçılığı hortlatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Cumhuriyeti yaşatmak, onun anti-emperyalist yönünü geliştirmek ve daha ileri götürmek için en başta işbirlikçi burjuvazinin, gerici güçlerin erk ve hükümetini yıkmak zorunluk olmuştur. İlerici, demokratik bir hükümeti işbaşına getirmek savaşı komünistlerin, bütün ilerici güçlerin güncel görevidir.

*Atılım Ekim 1975 / Yenidünya 29 Ekim 2019
https://arsiv.yenidunya.org/yazi/16977/cumhuriyeti-savunmak

* * * * *

Cumhuriyet düşmanlığı*
19 Mayıs törenlerinde gericiliğin ve faşizmin giriştiği gövde gösterisi, en geniş demokratik çevrelerde derin bir tepki yarattı. Cumhurbaşkanı’ndan, yüzlerce öğretim üyesine ve yurtsever subaylara kadar, Cumhuriyet ve Lâiklik düşmanlarına karşı çok yönlü protesto sesleri yükseldi.

Eski yazı, Arapça eğitim, çağ dışı, bilim dışı öğretim özlemleri en dar anlamıyla Atatürkçü olan kimselerin bile gözünü açacak ölçülere vardı. Bu gidişten şu ya da bu ölçüde hoşnut olmayanların çevresi genişliyor. Faşizme tırmanışın günden güne saldırı cephesini genişletmesi sonucunda eylem birliği için yeni, ortak birleşme noktaları doğuyor. Ama bu gidişe karşı çıkan yeni öğelerin eylem alanına çıkmasına bakarak, günümüzde cepheleşmeyi hilâfetçilerle Cumhuriyetçiler arasındaki çatışma düzeyine indirmek doğru değildir. Ana sorun Cumhuriyetten, Lâiklikten yana olanları TKP’nin çizdiği anti-emperyalist, anti-faşist platformdan yana çekmektir.

Hükümete giren MSP Lâiklik düşmanlığıyla, halkın din duygularını sömürerek, faşizme taban sağlamaya çalışıyor. Bu faşist gidişe karşı çıkmadan, bu hükümete karşı durmadan, onu alaşağı etmek için savaşmadan Lâikliği de savunmak mümkün değildir.

TKP ulusal kurtuluş savaşından arta kalan ilericilik adına ne kadar kazanım varsa tümünün ardıcıl savunucusudur. TKP gericiliğe karşı Cumhuriyeti savunmaktadır. Cumhuriyet ilkesine halkçı bir içerik kazandırma savaşımını yürütmektedir. TKP gericiliğe karşı Lâikliği savunmaktadır. Ama bu ilkeyi savunurken Marksizm-Leninizm konumlarından bir adım gerilemiyor.

TKP, Cumhuriyetin ve Lâikliğin düşmanlarına karşı savaşırken bu savaşı tüm gerici-faşist karması hükümete karşı savaşla birleştiriyor, aynı zamanda TKP, bu savaşa yalnız Cumhuriyetten yana, Lâik, Atatürkçü güçleri çağırmakla kalmıyor, dindar emekçilere de sesleniyor. Çünkü onların çıkarları, din tüccarlarının dayatmak istedikleri zulüm ve sömürü düzeniyle bağdaşmıyor.

*Atılım Temmuz 1976 / Yenidünya 18 Mayıs 2019
https://arsiv.yenidunya.org/haber/16724/cumhuriyet-dusmanligi

* * * * *

TKP ve Cumhuriyet*
Başbakan Demirel, CHP Genel Başkanı Ecevit’le yaptığı polemik sırasında, TKP’ye saldırdı ve Partinin amaçlarını, izlediği yolu karalamaya yeltendi.

Demirel’e göre; TKP’nin, komünistlerin “gayeleri Cumhuriyeti yıkmak’mış”. Bu yakıştırmanın TKP’nin amaçlarıyla uzak-yakın hiçbir ilgisi yoktur. Demirel’in Partimizle ilgisi olmayan böylesi bir “gayeyi” ortaya atması boş yere değildir. Demirel, TKP’yi Cumhuriyet ilkesi ile bağdaşmaz göstermekle, partinin legale çıkmasının önüne, anayasanın değiştirilmez kaydı konan I. maddesini çıkarma kurnazlığı gösteriyor. Demireller için TKP’nin legale çıkması yönündeki çığ gibi büyüyen akımın karşısına hukuk cambazlığı ile tutunmaya çalışmaktan başka hiçbir yol kalmamıştır.

“Cumhuriyeti yıkmak” ne demektir?

Tarihten, gerçeklerden haberi olan herkes, komünistlerin Cumhuriyet uğrundaki savaşlarını saygıyla anıyor. Paris Komünü bir Cumhuriyet’ti. Fransız işçi sınıfının, komünistlerin kurduğu bu Cumhuriyet’i kralcı burjuvazi kana boğdu. Bolşevik Partisi’nin Programı’nda “Cumhuriyet” belgisi baş yeri tutuyordu. 1905’te ve 1917 Şubat’ında, Rusya işçi sınıfı ve komünistler Cumhuriyet için barikatlarda kan dökerken, her iki defasında Cumhuriyet’e hıyanet eden yine burjuvazi oldu.

TKP’nin I. Kongresi tüm halkın önüne emperyalizmi kovmak, padişâhlığı yıkmak ve Cumhuriyeti kurmak görevini koyduğu zaman, burjuvazinin en büyük bölümleri padişâhlığı kurtarmak için silâha sarılıyordu.

TKP yasaklandıktan hemen sonra da emperyalizme karşı, Cumhuriyet’i ve ulusal bağımsızlığı sonuna kadar savunacağını açıkladı. Buna karşılık burjuvazinin gerici kolunun tutumu ne oldu? Onlar ellerine fırsat geçer geçmez, Serbest Fırka’nın kurulmasıyla birlikte dişlerini gösterdiler ve Cumhuriyet’e karşı, hilâfet çağrılarıyla yeşil bayrak açtılar.

Bugün durum nedir?

Cumhuriyet’te, lâisizme düşman olduğunu gizlemeyen MSP, hükümete ortaktır. Demirel Erbakan’la, Türkeş’le el eledir. TKP ise, özgürlük, barış ve Cumhuriyet düşmanı bu hıyanet cephesine karşı savaşıyor. İşte Cumhuriyet’i yıkma edebiyatının içyüzü budur!…

*Atılım Eylül 1976 / Yenidünya 20 Temmuz 2019
https://arsiv.yenidunya.org/yazi/16880/tkp-ve-cumhuriyet

]]>
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33241/cumhuriyetin-seker-fabrikalari/ Wed, 22 Oct 2025 11:31:19 +0000 https://yenidunya.org/?p=33241 “Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı. Ekmeğimizi kendi unumuzdan yoğurmak, şekerimizi kendi pancarımızdan almak, bezimizi kendi pamuğumuzdan dokumak… Ah bir buna muvaffak olsaydık…” (Falih Rıfkı Atay)

Aslında Osmanlı Devleti, Sanayi Devrimi’ni kaçırmak istemiyordu. Ancak ne yeterli teknolojisi, ne yetişmiş elemanı ne de yeterli sermayesi vardı. Osmanlı’da 1866’da Islah-ı Sanayi Encümeni kurulmasından 1913’te de Geçici Sanayi Kanununun (Teşvik-i Sanayi Kanununun) çıkarılmasına kadar birçok çalışma yapıldı. Fabrika kuracaklara çeşitli kolaylıklar sağlandı. Ancak devletin tüm çabasına karşın Osmanlı’da ulusal bir sanayi kurulamadı. 1915 Sanayi Sayımına göre Osmanlı’da 10’dan fazla işçi çalıştıran toplam 282 sanayi kuruluşu vardı. Bunların sadece yüzde 9’u devletindi. Bu kuruluşlardaki sermaye ve emeğin sadece yüzde 15’i Türklerindi; geri kalanı yabancılarındı.(1) 

Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

ÜÇ BEYAZ

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan belli başlı fabrikalar şunlardı: Bakırköy Dokuma Fabrikası, Feshane Yün İplik Fabrikası, Hereke İpek Dokuma Fabrikası, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası ve Tophane Silah Fabrikası.(2) Ayrıca Osmanlı’dan kalan az sayıdaki fabrika da savaşlar nedeniyle ya hiç işlemez veya tam kapasiteyle çalışamaz hale gelmişti. 

Falih Rıfkı Atay “Çankaya”da şöyle yazıyor: “Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı. Ekmeğimizi kendi unumuzdan yoğurmak, şekerimizi kendi pancarımızdan almak, bezimizi kendi pamuğumuzdan dokumak… Ah bir buna muvaffak olsaydık. 1923 kafası ve iradesi imkânsızlığa meydan okumuştur… Türk tarihi, 1923 iradesinin ve kafasının mucizesini unutmaz.”(3) 

Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin en büyük başarılarından biri, üstelik 1929 Dünya Ekonomi Buhranına rağmen, devlet desteğiyle ve devlet girişimiyle çok sayıda fabrika kurmuş olmasıdır. Böylece 1923’de cumhuriyet ilan edilirken üç beyaza (una, şekere, beze) muhtaç durumdaki Türkiye, 1938’de Atatürk hayata gözlerini kaparken artık üç beyaza da muhtaç değildi; Türkiye Cumhuriyeti, temel ihtiyaçlarını kendi fabrikalarında yerli üretimle karşılıyordu. 

ÜÇ BEYAZDAN BİRİ ŞEKER

Osmanlı’da 1840’ta Arnavutköylü Dimitri, bir şeker fabrikası kurmak için Ticaret Nezareti’ne başvurmuştu. Osmanlı, belli şartlarla kendisine izin vermişti.(4) Bu fabrikanın açılıp açılmadığını bilmiyoruz, ancak 1915 Sanayi Sayımından Osmanlı’da –sadece biri Türklere, diğerleri gayrimüslimlere, yabancılara ait- çok küçük ölçekli birkaç şeker fabrikası olduğunu biliyoruz. Bunlar, Ali Faik Osmanlı Şeker Fabrikası, Antonopulos Şeker Fabrikası, Antonyadis Antonyos Şeker Fabrikası, Antonyadis Yanko ve Şükerası Şeker Fabrikası, Jarboni ve Hacı Yanki Şeker Fabrikası, Keseneki Yorgi Şeker Fabrikası’ydı.(5) 

1.Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da bile şeker yoktu. Şeker yerine kuru üzüm, pekmez kullanılırdı. Onlar da bulunabilirse… Gazetelerde bir haber çıkar: Avusturya’dan “iki vagon şeker geliyormuş!” Günlerce o vagonlar beklendi. Şu işe bakın ki o şekerler gelmeden savaş bitecekti.(6) Türkiye,  I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında şeker sıkıntısı çekti. 

Türkiye’de cumhuriyet ilan edilirken tüm tüketim maddeleri gibi şeker de çok pahalıydı, çünkü çok zor bulunuyordu. 1923’te ülkenin 50 bin ton olan şeker ihtiyacının tamamı dışarıdan karşılanıyordu.(7)

CUMHURİYET’İN ŞEKER FABRİKALARI

Türk şeker sanayi aşağı yukarı Cumhuriyetle yaşıttır. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde, ulusal sanayinin geliştirilmesi ve bu amaçla devletin girişimcilere destek olması kararlaştırıldı. Öncelikle kurulması gereken sanayi kollarından biri şekerdi. Bu konudaki ilk büyük adım, cumhuriyetin ilanından birkaç ay önce Uşaklı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adlı bir çiftçinin girişimleriyle atıldı. Uşaklı bazı yerel girişimcilerce 19 Nisan 1923 tarihinde “Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş.” kuruldu. 

Bu ilk girişimden iki yıl kadar sonra, 14 Haziran 1925 tarihinde, başka bir girişimci grup ve bazı ulusal bankalar tarafından “İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş” kuruldu. 

Genç Cumhuriyet, 8 Nisan 1925 tarihli ve 601 sayılı kanunla şeker fabrikası kurulmasını teşvik etti, şeker fabrikası kurmak isteyen özel girişimcilere bazı ayrıcalıklar tanıdı, şeker ithalatını zorlaştırdı. 

ALPULLU ŞEKER FABRİKASI (26 Kasım 1926)

“İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş.”ın girişimiyle 22 Aralık 1925 tarihinde Alpullu Şeker Fabrikası’nın temeli atıldı. Fabrika, Alman Maschinenfabrik Burckau R. Wolf Şirketi tarafından yapıldı. 11 ayda bitirilen fabrika 26 Kasım 1926 tarihinde işletmeye açılarak Cumhuriyet’in ilk şekerini üretti. Hisselerinin yüzde 68’i Türkiye İş Bankası, T.C. Ziraat Bankası, yüzde 10’u Trakya illerinin özel idareleri ve yüzde 22’si Trakya köylülerindi. 

Çeşitli sosyal donatılara sahip Alpullu Şeker Fabrikası, Cumhuriyetin ilk sosyo-kültürel fabrikasıdır.

UŞAK ŞEKER FABRİKASI (17 Aralık 1926)

Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası’nın desteğiyle ve “Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş.”’ın girişimiyle 6 Aralık 1925’te Uşak Şeker Fabrikası’nın temeli atıldı. Fabrikayı Çekoslovak Skoda Şirketi yaptı. 12 ayda bitirilen fabrika 17 Aralık 1926 tarihinde işletmeye açıldı. Uşak Şeker Fabrikası yer seçimi nedeniyle zarar etmeye başlayınca 11 Temmuz 1933 tarihinde Sümerbank’a devredildi. 

Alpullu Şeker Fabrikası ve Uşak Şeker Fabrikası sayesinde pancar tarımını ve şeker üretimi konularında tecrübe kazanıldı. Genç Cumhuriyet, 1930’larda yeni şeker fabrikaları kurmaya karar verdi.

ESKİŞEHİR ŞEKER FABRİKASI (5 Aralık 1933)

Ulusal bankaların ortaklığıyla kurulan “Anadolu Şeker Fabrikaları T.A.Ş”ın girişimiyle 1 Şubat 1933 tarihinde temeli atılan Eskişehir Şeker Fabrikası, 5 Aralık 1933 tarihinde işletmeye açıldı. Fabrika, Alman Maschinenfabrik Burckau R. Wolf Şirketi tarafından kuruldu. Hisselerinin yüzde 51’i Türkiye İş Bankası, yüzde 24,5’u T.C. Ziraat Bankası, yüzde 24.5’u Sanayii ve Maadin Bankası’na aitti. 

TURHAL ŞEKER FABRİKASI (19 Ekim 1934)

Eskişehir Şeker Fabrikası’nın montajı devam ederken “Turhal Şeker Fabrikaları T.A.Ş” girişimiyle 7 Ekim 1933 tarihinde temeli atılan Turhal Şeker Fabrikası ise 19 Ekim 1934 tarihinde işletmeye açıldı. Fabrikayı Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası eşit sermaye ile kurdu. Fabrika, Alman Maschinenfabrik Burckau R. Wolf Şirketi tarafından yapıldı.

TÜRKİYE ŞEKER FABRİKALARI A.Ş. (6 Temmuz 1935)

Dünya Ekonomik Buhranın da etkileriyle şeker üretimini daha iyi organize edebilmek; 4 şeker fabrikasını daha rasyonel biçimde işletilebilmek, masrafları azaltılmak ve şeker fiyatlarını ülke genelinde belli bir standarda bağlamak için şeker fabrikalarının tek bir çatı altında birleştirilmesine karar verildi. Bu amaçla 6 Temmuz 1935 tarihinde, Sümerbank, Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası tarafından, eşit hisselerle, 22 milyon sermayeli “Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.” kuruldu.(8) 

SOSYO-KÜLTÜREL FABRİKALAR

Erken Cumhuriyet Döneminde kurulan fabrikalar kuruldukları bölgenin endüstriyel tarıma geçmesine de zemin hazırladı. Devlet bunun için özel bir program uyguladı. Örneğin şeker fabrikasının kurulduğu yerlerde şeker pancarı üretimini başlatılması yanında devlet, şeker pancarı üreten köylülere kullanacakları tohumu da kendisi verdi. Çiftçi toprağı talimata göre sürdü. Fabrika hem tohumu, hem tohum dikme makinesini hem de bu makineyi işletecek uzmanı, çiftçi de cer hayvanlarını sağladı.(9) Böylece, örneğin Alpullu Şeker Fabrikası kurulduktan sonra bölgede şeker pancarı üretimi devlet ve fabrika desteğiyle artırıldı. 

Cumhuriyetin şeker fabrikaları, (Tıpkı 1933 tarihli Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile kurulan Sümerbank fabrikaları gibi) sosyo-kültürel fabrikalardı. Bu fabrikalar, 19. yüzyıldan itibaren Avrupa ve Amerika’da kurulan “company town” (şirket şehirlerine) ve 20. yüzyılın başında Sovyetler Birliği’nde kurulan fabrika yerleşkelerine benzemektedir. Ancak onlardan ayrılan kendine özgü niteliklere de sahiptir. 

Üretim birimlerinin yanında işçi pavyonları, özel misafirhaneler sosyal ve kültürel amaçlı binalar (sinema, gazino, lokanta), sağlık yapıları (hastane, eczane, revir), eğitim yapıları (kreş, ilkokul, lise),  çeşitli spor alanları (yüzme havuzu, futbol, basketbol, voleybol, tenis ve golf sahaları), dini yapı olarak cami, hemen hemen tüm şeker fabrikalarında yer alan belli başlı donatılardır. Sosyo-kültürel donatılara sahip bu fabrika yerleşkeleri aynı zamanda toplumsal aydınlanma mekânlarıdır. Bu fabrika yerleşkeleri hem kendi içlerinde modern bir kent, hem de bulundukları kentleri modernleştiren birer modeldir.(10) Bu modelin Türkiye’deki ilk örneği, 1926 yılında işletmeye açılan Alpullu Şeker Fabrikası’dır.  

DİĞER ŞEKER FABRİKALARI

1923 yılında 50 bin ton olan şeker ithalatımız 4 şeker fabrikasının üretimi sayesinde giderek azaldı. 1934-1935’te 2-3 bin tona indi.(11)

II. Dünya Savaşı koşullarında Alpullu Şeker Fabrikası’nın faaliyetlerini durdurmasıyla ve üretimin azalmasıyla şeker karaborsaya düştü. Savaş ekonomisi yeni vergilere yol açtı. Şekerin kilosuna 10 kuruşluk istihlak vergisi yüklendi. Türkiye’yi II. Dünya Savaşı’nda sokmayan İsmet İnönü, kendisini, “Bizi şekersiz bıraktın!” diye eleştirenlere “Ama babasız bırakmadım!” demişti.(12) 

Türkiye’de şeker üretimi 1951 yılına kadar bu 4 fabrikayla gerçekleştirildi. II. Dünya Savaşı sonrası 4 şeker fabrikası da tam kapasite çalışmaya başladı. Üretim 1947’de 100 bin tona, 1951’de 186 bin tona çıktı.(13) 

1951 yılında “Şeker Sanayinin Tevsi Programı” hazırlandı. 1951-1956 yılları arasında Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Kayseri, Susurluk, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Malatya’da 11 yeni şeker fabrikası daha açılarak Türkiye’deki şeker fabrikası sayısı 15’e çıktı. 1962’de Ankara, 1963’te Kastamonu, 1977’de Afyon, 1982’de Muş ve Ilgın, 1983’te Bor, 1984’te Ağrı, 1985’te Elbistan, 1989’da Erciş, Ereğli ve Çarşamba, 1991’de Çorum, 1993’te Kars, 1998’de Yozgat ve 2001’de Kırşehir şeker fabrikaları açıldı. 

***

Açıkça görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, AKP öncesinde (2002 öncesinde) tam 30 şeker fabrikası kurmuştu. 102 yaşına girmek üzere olan Cumhuriyetimizin diğer fabrikalarından hiç söz etmiyorum bile… Ancak gelin görün ki, bu tarihi gerçekliğe rağmen AKP, Türkiye’nin ulusal varlıkları hakkında “Bizden önce yoktu!” demekten hiç çekinmiyor. “Yeni Türkiye” diye tutturup 102 yaşındaki Cumhuriyetimizin AKP öncesindeki 80 yıllık birikimini yok sayıyor. “Sadece yok saysa iyi, haraç mezat satıyor!” dediğinizi duyar gibiyim.  

Kaynaklar, Dip Notlar

1- Tevfik Çavdar, Milli Mücadele Başlarken Sayılarla Vaziyet ve Manzara-i Umumiye, s. 66.

2- Nejdet Serin, Türkiye’nin Sanayileşmesi, s.97.

3- Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 523,524. 

4- Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 80.

5- Çavdar, s. 67-69.

6- Cahit Kayra, 1923-1950 Devletçilik, Altın Yıllar, s. 210.

7- Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam, C. 1, s. 353. 

8- “Kuruluş ve Tarihçe”,  https://web.archive.org/web/20160622115026/http://www.turkseker.gov.tr/Tarihce.aspx (Son erişim: 20 Ekim 2025); Gökhan Günaydın, T. Şeker Sektörü Analizi, s.17.

9- İlhan Tekeli & Selim İlkin, Uygulamaya Geçerken Türkiye’de Devletçiliğin Oluşumu, s. 128.

10- Ayşe Durukan Kopuz, “Türkiye’de Erken Cumhuriyet Döneminde Kurulan İlk Şeker Fabrikaları”, Arkitera, https://www.arkitera.com/gorus/turkiyede-erken-cumhuriyet-doneminde-kurulan-ilk-seker-fabrikalari/#goog_rewarded (Son erişim: 20 Ekim 2025)

11- Türkiye’de Devlet Sanayii ve Maadin İşletmeleri, s. 238, 239.

12- Kayra, s. 210, 212.

13- Türkiye’de Devlet Sanayii ve Maadin İşletmeleri, s. 239. 

Kaynak: Sinan Meydan / Cumhuriyet

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32231/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-ankara-tandoganda-tamamlandi/ Sun, 02 Mar 2025 16:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32231 Eğitim-İş’in, 1 Şubat’ta ”Atatürk devrimleri, emeğin onuru, laik eğitim ve aydınlık bir gelecek için” sloganıyla Birinci Meclis önünden başlattığı ”Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü”, Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilen “Cumhuriyet ve Emek Mitingi” ile sona erdi.
Cumhuriyet ve Emek Mitingi, Tekirdağ’dan Polatlı’ya yürüyen eğitim emekçileri kortejinin Tandoğan Meydanı’na girmesi ile başladı. Binlerce yurttaşın doldurduğu alanda coşkulu bir şekilde karşılanan eğitimciler, “Silahımız kalemimiz, karanlığı yeneceğiz” sloganı atarak kalemlerini kaldırdı.
Eğitim-İş Genel Başkanımız Kadem Özbay, mitingde yaptığı açıklamada, “Eşitliğin olmadığı yerde de cumhuriyet yoktur. O nedenle burada, Tandoğan Meydanı’nda, Cumhuriyet’in sevdalıları, emeğin savunucuları olarak haykırıyoruz. Biz eğitimde ve ülkede eşitlik ve adalet istiyoruz. İşitsinler diye hep birlikte haykıralım. Eşitlik, adalet istiyoruz. AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, halkı fakirleştiren, eğitimi gericileştiren politikalarına karşı susmayacağız” dedi.
Mitinge, Birleşik Kamu-İş üye ve yöneticileri, Toplumcu Kurtuluş Partisi (1920 TKP), HKP, 2021 Tüm Emekliler Sendikası ile demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler destek verdi.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

“Biz var olmak için cumhuriyetçi köklerinden beslenen bir nesiliz”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay mitingde yaptığı konuşmaya yürüyüş boyunca gittikleri illeri ve orada verilen mesajları anlatarak yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:
Sıktığı ele, kucakladığı dosta, dokunduğu omuza, gülümsediği yüze, baktığı göze, dinlediği söze, yüreğini veren, varlığını ortaya koyan Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü’nün kahramanları merhaba!
Türkiye’nin dört bir yanından gelerek bu meydanda buluşan mücadele arkadaşlarım, fikirdaşlarım, yoldaşlarım merhaba!
Cumhuriyet’in, devrimlerin, aydınlık yolunda yürüyenler merhaba!
Haksızlıklar karşısında susmayanlar, baskılara boyun eğmeyenler, herkes için eşitlik, özgürlük ve adalet diyenler merhaba!
Biz bu yürüyüşe, karanlığa karşı bir meşale yakmak için başladık!
Biz bu yürüyüşe, hukuksuzluğa karşı adalet, sömürüye karşı hak ve halkın iradesi için başladık!
Biz bu yürüyüşe, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet’i, laik ve bilimsel eğitimi, emeğin onurunu savunmak için başladık!
Yürüdük yollar aşınmaz dediniz biz yolları aşındırmak için değil açlık sefalet yoksulluk içinde bıraktığınız, korkuyla yönetmeye çalıştığınız karanlık bir ülkede, sözümüzle, yürüyüşümüzle, az da olsa kaldıysa, yüzünüz aşınır mı diye yürüdük.
Ve bugün, sesimize ses katanlar, düşünceleriyle duygularıyla sadece bu meydanda değiller, ülkenin dört bir yanındalar. Karanlığa, yoksulluğa, zorbalığa karşı özgürlük, eşitlik birlik mücadelesi veren her yürek bizimledir.
Nerede Atatürk’ün izinde yürüyen bir cumhuriyet sevdalısı, nerede özgürlüğe, eşitliğe, kardeşliğe sahip çıkan bir ilerici varsa, aydınlanma savaşçısı var ise biz oradayız. Bizler, Cumhuriyetçiler olarak Ankara’da, 1. Meclis’in önünde başladık yürüyüşümüze! O meclis ki, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin merkeziydi! O gün nasıl “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” dediysek, bugün de bu ülkenin geleceğini tarikatlara, sermayeye, tek adamlık rejimine teslim etmeyeceğiz!
Adıyaman’da deprem enkazları arasında yürüdük. Kaybettiklerimizin sesi olduk! Tarikatların okullarda yeri yok dedik, bilimsel aklın ve laikliğin önemini ve birleştiriciliğini vurguladık. Rant uğruna halkı ölüme terk edenleri unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz dedik.
Amasya’da, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” dedik. Bugün de Cumhuriyet’i ve emek mücadelesini bizler kurtaracağız! Soma’da işçilerin acısını yüreğimizde hissettik. “301 canımızın hesabını sormadan, işçiyi köleleştiren bu düzene karşı mücadele etmeden durmayacağız!” dedik.
Tekirdağ’da, Atatürk’ün kara tahtada harf devrimini anlatan iradesine sahip çıktık. Laik, bilimsel eğitim hakkımızdır, dedik! Laik bilimsel demokratik eğitim hakkımızı haykırdık ve alacağız!
Ve Çanakkale’de, emperyalizme karşı ulus olarak direnişimizin destanını, andık. Çanakkale cumhuriyete giden yolun başlangıcıdır, önsözüdür dedik. Tüm şehitlerimizi, özel olarak da lise öğrencisiyken bu savaşa katılan şehit olan gençlerimizi andık. Onların anısının gereği olarak “Bu ülkeyi yabancı sermayeye, cemaatlere, yandaş müteahhitlere peşkeş çektirmeyeceğiz!” dedik!
Bursa’da Atatürk’ün Bursa Nutku’nda bizlere yüklediği görevle, Cumhuriyetimizin kazanımlarına sahip çıkmak için yürüdük. Eskişehir’de, Polatlı’da Kurtuluş’a giden yolda yürüdük!  Biz, Cumhuriyeti kuran cumhuriyetçi fikirlerin savunucu, bu fikirler etrafında bugünü ve geleceği kurmaya çalışan, her nesil gibi geleceğe köprü olmaya çalışan bir nesiliz. Biz var olmak için cumhuriyetçi köklerinden beslenen bir nesiliz.
Çünkü Cumhuriyetin Cumhuriyetçilerin sloganı “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik”tir.
Özgürlük, bu ülkenin yurttaşının başkalarına zarar vermeden, başkalarının haklarını ihlal etmeden her şeyi yapabilme gücüdür. Atatürk’ün söylediği gibi “Özgürlük olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.” “Özgürlükten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir zaman fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.” “Özgürlük bizim, cumhuriyetçilerin, devrimcilerin yaşam biçimidir”
Cumhuriyet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş, ilan edilmiş, Türk halkının özgürlük, eşitlik mücadelesiyle gerçekleşecek olan bölünmez birliğinin, mutluluğunun sözleşmesidir.
Bizim yürüyüşümüz bu sözleşmeyi ihmal eden, ortadan kaldırmaya çalışanlara karşıdır. 1. Meclis cumhuriyeti ilan etti, devrimleri ilan etti. Şimdiki Meclis maalesef ki bu devrimleri tasfiye ediyor,  Talimatla el kaldır indirden öte geçmeyen, çoğunluğun yetkisini özgürlük, demokrasi ve adalet karşısında kullanan bu Meclis,  Meclis-i Mebusanın gerisindedir.
Ama emin olun ki cumhuriyet ilelebet yaşayacak, saltanatlar yıkılacak!
Sizlere Cumhuriyetin cumhuriyetçi öğretmeni olarak sesleniyorum:
Cumhuriyet, vicdan özgürlüğünü, söz özgürlüğünü, yazma, yayınlama özgürlüğünü, bireysel özgürlüğü, siyasal özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünü güvence altına alır. Bunları çoğaltır.
Senin vicdan özgürlüğün, inanma özgürlüğündür.
Senin inancına saygı duyulmayan yerde cumhuriyet yoktur. Vicdan özgürlüğü olmadan din özgürlüğü zaten olamaz. Laiklik dindarların, inanan inanmayan herkesi güvencesidir dinbazların istismarcıların korkulu rüyasıdır! Bugün ramazanın ilk günü bakın oruç tutan ve tutmayan arkadaşlarımız yollarda bir aradaydı, tutmayan arkadaşlar tutan arkadaşların sahuruna iftarına ibadetine eşlik etti saygı duydu onlarda tutmayanlara. Laiklik birleştirir dincilik, mezhepçilik ayrıştırır. O nedenle laik eğitim, laik Türkiye diyoruz.
Özgürlüklerin güvence altında olmadığı, çoğalmadığı yerde insan onuru da yücelemez, yüceltilemez. İnsan onurunun yüceltilmediği yerde cumhuriyet yoktur!
Yurttaşların haklarını kullanmadığı yerde eşitlik yoktur. Eşitliğin olmadığı yerde de cumhuriyet yoktur.
O nedenle burada, Tandoğan Meydanı’nda, Cumhuriyet’in sevdalıları, emeğin savunucuları olarak haykırıyoruz.
Biz eğitimde ve ülkede eşitlik ve adalet istiyoruz. İşitsinler diye hep birlikte haykıralım:

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

Eşitlik, adalet istiyoruz!
AKP iktidarının emekçiyi yoksullaştıran, halkı fakirleştiren, eğitimi gericileştiren politikalarına karşı susmayacağız!
Kamu emekçisini, işçiyi, emekliyi açlık sınırına mahkûm eden, liyakatı yok eden, gençlerimizi diplomalı işsizliğe mahkum eden düzenin karşısındayız!
Bu anlattığım bir Türkiye hikayesidir. Artık eğitim görmenin, alanında uzmanlaşmanın, çok çalışmanın makbul sayılmadığı, iş bulmaya ve hayata tutunmaya yetecek kadar gelir sağlamaya yetmediği yeni Türkiye’dir.
Bu kabul edilebilir mi? Bu geleceksizlik, bu ülkenin çalışanına reva görülen değersizlik, kabul edilebilir mi? Asla kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Bir öğretmen olarak söylüyorum ki, bunların cumhuriyet dersi eksiktir. Çünkü cumhuriyet aynı zamanda tüm yurttaşların devlet imkanlarından eşit şekilde faydalandığı sistemin adıdır. Büyük önder Atatürk’ün kimsesizlerin kimsesi olsun diye kurduğu bu Cumhuriyet’te emekçinin yoksul, haksız, hukuksuz imkânsız bırakılması asla kabul edilemez. Bizim insani koşullarda yaşama hakkımızı çaldılar,
Bizim yaşanabilir emeklilik hayalimizi çaldılar. Bizim ay sonunu bekleme halimizi, bitmeyen karakışa çevirdiler.
Bizim öğrencilerimize laik ve bilimsel eğitim verme hakkımızı çaldılar.
Eğitimden liyakati, gencecik insanlardan hak ettikleri kadroları çaldılar.
Ve şimdi bizim susmamızı bekliyorlar. Beklerler, beklesinler!
Susmadık, susmuyoruz, susmayacağız! İşitsinler diye hep beraber haykıralım:

İnsanca yaşamak istiyoruz!
Devletin anayasa gereği üstlendiği görevleri nitelikli biçimde yerine getirmeyen, getirmemekte kararlı davranan, bu nedenle ülkeyi paralel yapılanmaların arka bahçesi haline getirenlere, onları sözde sivil toplum olarak tanımlayıp ortaklık kuranlara karşı ayaktayız! Daima ayakta olacağız! Tarikat dernek de kursa, şirket de kursa tarikattır. Özgür yurttaş iradesinin sözde efendiler, şeyhler, şıhlar, gavslar tarafından teslim alındığı yerde sadece din istismarcıları vardır. Onlara sivil toplum diye cila çekenler de devlet içindeki ortaklarıdır ve bu apaçık bir gerçektir. Çünkü biliyoruz ki paralel yapılanmalar ancak devlet içine sızmış ortaklarıyla var olabilirler! Başka türlü var olma şansları yoktur!
Bizler Mustafa Kemal’in öğretmenleriyiz, eğitim emekçileriyiz!
Bizler, Atatürk’ün Bursa Nutku’nda söylediği gibi, görev verilmese de mücadele etmek zorunda olan Cumhuriyet sevdalılarıyız!
Cumhuriyetçi, devrimci, ilerici öğretmenler, eğitimciler olarak bize düşen başlıca görev, halkımıza her koşulda gerçekleri anlatmak, iktidar gücüyle yandaş medyası sarı ve işbirlikçi sendikalarıyla halkı kandırmaya çalışanlara karşı, halkı uyarmak, uyandırmaktır! İnsanımızı hayata karşı devrimci bir tavır almaya yönlendirmektir.
En kolay sömürülen insan, bilgisiz insandır!
İşte bu yüzden egemenler, geniş halk kitlelerinin nitelikli eğitim hakkını kullanmasının önüne engeller koyarlar, hatta engellemeye çalışırlar.
Biz, kültürümüz içinde yaşayan eski eğitim anlayışına karşı bilinçlendirici, uyandırıcı eğitim verdiğimiz için, baskılara, tehditlere maruz kalıyoruz. Olsun! Korkmuyoruz! Şemsi Efendi, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkokul öğretmeniydi. Yeni yöntemlerle eğitim verdiği için, Selanik’in egemenleri ona tam üç kez kıydılar. Ama o yılmadı! Çünkü o, Mustafa’yı, Mustafa Kemal yapan öğretmendi! Bugün tarih, Şemsi Efendi’ye kıyanları lanetliyor! Yarın da bize kıyanları lanetleyecektir! Varsın istedikleri kadar üzerimize gelsinler, biz yılmayacağız! Çünkü biz, Mustafa Kemaller yetiştirmeye devam edeceğiz!
Cumhuriyet dersi eksik olanların Osmanlı dersi de eksiktir. Çünkü nasıl ki karanlığın sonu aydınlıktır, istibdatın sonu hürriyettir. Nasıl ki Abdülhamit’in okullarından Mustafa Kemaller çıktıysa, bugün de sizin gerici, ayrıştırıcı okullarınızdan bizler, halkın öğretmenleri, var olduğumuz sürece, nice aydınlar, nice Mustafa Kemaller yetiştireceğiz. 
Yarın Cumhurbaşkanını ya da Başbakanı değil, önce bizleri sorguya çekecektir! Ve biz, tarih önünde başımız dik duracağız!
Bizi neyle suçlarlarsa suçlasınlar! Kimisi yakamızdan, kimisi paçamızdan tutsun! Halkımız bizim elimizden tutmaktadır!
Milli eğitim, milli olmaktan çıkarılıp iktidar partisine militan yetiştirme eğitimine dönüştürülmek isteniyor.
Bu meydanda olmamızın birçok sebebi var. En önemlilerinden biri budur. Bu anlayışa karşı mücadelemizi bir gün bile aksatmayacağız. Şu sorunların da acilen çözülmesini istiyoruz.
•Okullarda öğrenci ve öğretmen vardır. ÇEDES Projeleriyle devlete, okulda öğretmenlere emanet edilmiş çocukların karşısına öğretmenden başkası çıkarılamaz. Okullar öğretmenlerin ve öğrencilerindir.
•Protokollerle okulların asli görevinin dışına çıkarılması kabul edilemez.
•Zorunlu eğitimde %100 okullaşma istiyoruz. Bunu sağlamak bu devletin asli görevidir. 1,5 milyon çocuk okulda yok…
•Çocukların eğitimini okuldan ve öğretmenden uzaklaştıran her türlü uygulamanın karşısındayız.
•Okullarımızda zorunlu seçmeli dersler istemiyoruz.
•Birbiriyle kaynaşamayan farklı nesiller yetiştiren okullar istemiyoruz.
•Zorunlu eğitimde okullarımızda bir öğün yemek ve temiz su ücretsiz olmalıdır.  Ortada devlet aklı yok sağlıklı nesil sağlıklı toplum demektir.
•Öğretmenlerin göreve başlatılmasında Akademi eğitimini ve katmerli mülakatı kabul etmiyoruz. Üniversiteleri ne hale getirdiniz, diplomasız yöneticiler diplomayı değersizleştirdi. En büyük mirastır eğitim, diploma!
•Öğretmenlikte unvanlar kaldırılmalı bu ünvanlara verilen ücretler öğretmenlerin kıdem ve kademelerine göre maaşına yansıtılmalıdır.
•Atanmayan öğretmenlerin, mülakat mağdurlarının mağduriyetleri giderilmelidir. 1milyona yakın atama bekleyen öğretmen var, ayıp utanın, atamayacaksanız niye açtınız bu kadar üniversiteyi? Bu gençler aileleri sizin müşteriniz değil, olmayacak!
•Özel okul öğretmenlerinin ekonomik durumları kamu okullarındakinden az olamayacak biçime getirilmelidir. 1913 yılından 2014 yılına kadar hiçbir hükümetin aklına gelmeyen değişimi bu iktidar yaptı.  Ankara’nın Çankaya ilçesinde devlet okulundan çok, özel okul var! Ayıp, utanın! Vergiler, başta eğitim, sağlık, güvenlik içindir, sizin sarayınız lüksünüz için değil! 1.5 milyondan fazla özel okula giden çocuğumuz var. Neden? Sizden sizin zararlı fikirlerinizden dayatmalarınızdan kaçtıkları için. Siz okulların, öğretmenlerin, öğrencilerin sahibi değilsiniz.
•Zorunlu eğitim uygulayan bir ülkede proje okul adıyla nitelikli –niteliksiz okul ayrımı olmaz. Devletin görevi okullarımız arasındaki fiziki yetersizlikler gibi nitelik farkını da kaldırmaktır. Proje okulları uygulaması sizin FETÖ taktiğinizdir. Abi/abla atama modelinizdir. Keyfi atamalara son verin, liyakatsizliğiniz kurumları yozlaştırdı, çürüttü.
•Deprem bölgesinde verilen sözler tutulmadı. Öğrenciler konteynır okullarda öğrenimlerine devam etmektedir. Deprem beklenen illerimizde okullarımızın bir kısmının güçlendirilmesi hala yapılmış değildir.
•MESEM uygulaması çocuk emeğinin sömürülmesidir. Bu uygulamaya mutlaka son verilmelidir.
•AKP iktidara geldiğinde öğretmenler maaşının beşte birini ev kirasına öderken, emekli ikramiyesiyle ev, araba alabilirken şimdi maaşı neredeyse ev kirasına yetmez oldu, emekli ikramiyesiyle ev alabilmesi hayal bile değil artık.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

“Bu ileri ve geri arasında kavgadır. Biz ileri olanın yanındayız”
Bizler sizin tebliğci, kuryeci öğretmeniniz değiliz, olmayacağız.
Bunları istemek hakkımız değil mi? Bunları almak için mücadele edecek miyiz?
Cumhuriyet sevdalıları, emeği en yüce değer olarak bilenler;
Biz bu iktidarı tanıyor ve çok iyi biliyoruz. Bu insanların laiklik karşıtı, çağdaş değerlerden uzak olduklarını da biliyoruz.
Bu yüz yılda bu çağda zorunlu eğitim çağındaki çocukları cinsiyetlerine göre farklı okullarda toplayalım diyen, karma eğitimi tartışmaya açan Bakanlara, bürokratlara hoşgörüyle bakamayız.
Bu çağdışılık ile çağdaşlık arasındaki kavgadır. Biz çağdaşlıktan yanayız.
Bu akıl, bilime dayanmak ile akıl dışılık arasında bir kavgadır. Biz akıldan, bilimden yanayız.
Bu ileri ve geri arasında kavgadır. Biz ileri olanın yanındayız.
Bu insan haklarından, eğitim hakkından yana olmakla ayrıcalıklar peşinde koşanlar arasındaki kavgadır. Biz insan haklarından eğitim hakkından yanayız.
Biz kadın haklarından yanayız onlar fıtrat farklı diyerek kadını ikinci sınıf görenlerdir.
Biz ülkede birlik, yurttaşlık, eşitlik, özgürlük, kardeşlik diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz. Onlar bizim taraftarlarımız, bizim hukukumuz diyor. Devletin sahibiyiz diyor. Değilsiniz. Olamayacaksınız. Cumhuriyet halk demektir, cumhuriyetin sahibi de halktır. Biz kurduk biz yaşatacağız.
Burada bulunuşumuz, tüm Türkiye için, gelecek için Cumhuriyetten ve emekten yana hem bir direniş, hem de çağrıdır.
Cumhuriyeti savunacak,
Emeğin hakkını koruyacak,
Özgür, eşit, laik bir ülke için mücadele edecek miyiz? 
O zaman
Yaşasın emek!
Yaşasın özgürlük, eşitlik ve kardeşlik!

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Ankara Tandoğan’da tamamlandı

Yaşasın cumhuriyet!
Cumhuriyet ve emek mücadelesinde omuz omuza yürümeye devam edeceğiz! Ve çaresi yok biz kazanacağız. Birlikte kazanacağız!
“Türk milleti bundan sonra başında tacidar kabul etmez, başında hiçbir şahsın hakimiyetini kabul etmez” diyen Vasıf Çınar’a selam olsun! “Benim en büyük ülküm yurdun cennet olması” diyerek yurt sevgisini her şeyin üstünde tutan Hasan Ali Yücel’e selam olsun!
“Memlekette, mektep bulamayan bir çocuk bırakmayacağım” diyen Mustafa Necati’ye selam olsun!
Dünyada Başöğretmen ünvanlı tek lider, Cumhuriyetçi, devrimci, ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e selam olsun, selam olsun, selam olsun!
Bize destek olan ve bizimle burada bulunan siz değerli dostlara devrimcilere ilericilere cumhuriyetçilere selam olsun!”

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Sakarya Polatlı’da! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32212/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-sakarya-polatlida/ Fri, 28 Feb 2025 15:04:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32212 Polatlı’dan Tandoğan’a: Cumhuriyet için omuz omuza!

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” inatla, kararlılıkla devam ediyor.
Eğitim-İş yönetici ve üyeleri bugün (28 Şubat) Sakarya Polatlı’da halkla buluştu.
“Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” kapsamında yapılan konuşmalarda, tarihimizin en büyük direnişlerinden birine sahne olan Polatlı’da, Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan süreci ve bu sürecin bize kazandırdığı değerler hatırlatıldı.

“Buradayız, çünkü burası direnişin ve zaferin simgesi olan yerdir”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay Kaymakamlık binası önünde yapılan açıklamada şunları dile getirdi:
“Bugün burada, tarihin dönüm noktasında, Kurtuluş’un ve Kuruluş ’un kavşak noktasındayız! 
Buradayız, çünkü burası yalnızca bir coğrafya değildir; bağımsızlık için destan yazılan, Cumhuriyet’in harcının karıldığı, direnişin ve zaferin simgesi olan yerdir!
Burası Polatlı!
Burası Sakarya!
Burası “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır!” diyenlerin vatanıdır!
Bundan 103 yıl önce, burada bir millet küllerinden doğdu.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Sakarya Polatlı’da!

“Cumhuriyet; özgürlüktür, eşitliktir, kardeşliktir, birlik ruhudur, gelecektir, aydınlıktır, emeği en yüce değer bilmektir”
Sakarya Meydan Muharebesinin siperlerinde, sadece düşmana karşı değil, karanlığa karşı da direniş vardı. İşte o direniş, Cumhuriyet’in ilk kıvılcımını çaktı, özgürlüğümüzü, eşitliğimizi ve bağımsızlığımızı müjdeledi!
Burada toplanmamız tesadüf değildir. Çünkü biz, o büyük mücadeleyi verenlerin torunları olarak, zaferden doğan Cumhuriyet’i ve onun emekle yükselen değerlerini savunmak için buradayız!
Çünkü biz biliyoruz ki Cumhuriyet; Sadece bir yönetim bicimi değil, özgürlüktür, eşitliktir, kardeşliktir, birlik ruhudur, gelecektir, aydınlıktır, emeği en yüce değer bilmektir. 
Ama bugün görüyoruz ki, Cumhuriyet’in mirasını yağmalamak, halkın alın terini yok saymak isteyen bir anlayış̧ egemen hale gelmiştir.
Gençlerin hayalleri ellerinden alınıyor. Kadınların eşitlik mücadelesi görmezden geliniyor. Emekçilerin hakkı gasp ediliyor. Özgürlükler yok ediliyor, ülke çağın evrensel değerlerinden uzaklaştırılıyor, geriye götürülüyor

“Cumhuriyet’i savunacağız!”
Biz buradayız!
Biz, Atatürk’ün emanetine sahip çıkanlarız! Biz, bağımsızlık için direnenleriz! Biz, Cumhuriyet’i ve emeği savunanlarız!
Ve şimdi buradan, Polatlı’dan, tüm yurttaşlarımıza, tüm mücadele arkadaşlarımıza, Türkiye’nin dört bir yanındaki Cumhuriyet sevdalılarına sesleniyoruz:
1 Mart’ta, Tandoğan’da, Cumhuriyet’e ve emeğe sahip çıkan milyonlarla buluşmaya hazır mısınız?
1 Mart’ta, Tandoğan’da, hep birlikte haykırmaya var mısınız?
O halde buradan söz veriyoruz: Cumhuriyet’i savunacağız!”

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Eskişehir’de https://yenidunya.org/emek-gundemi/32177/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-eskisehirde/ Thu, 27 Feb 2025 14:04:14 +0000 https://yenidunya.org/?p=32177 Eğitim haktır, emek kutsaldır, cumhuriyet vazgeçilmezdir!

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” bugün Eskişehir’e vardı.
Eğitim-İş’in başlattığı “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” il il halkı laik Türkiye, bilimsel eğitim kazanımlarımızı korumaya çağırıyor.
Eskişehir İnönü Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen Eğitim-İş üyeleri Anıt Park’a yürüdü.
Meydanda toplanan eğitim emekçileri iktidarın gerici uygulamalarına karşı yine kalemlerini kaldırdı.
Anıt Park önünde Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay meydanda bir açıklama yaptı. 

“Meydanının adı Cumhuriyet, ama Atatürk büstü yok”
Milletin makus tarihini yenme iradesini gösterdiği İnönü’de olduklarını söyleyen Özbay, “Cumhuriyet meydanındayız. Buranın adının değişmesi bile tartışılmış. Stadyum, hastane ve üniversitelerdeki Atatürk ismine bile tahammülünüz yok. Burada bu meydanın adı Cumhuriyet meydanı olarak kalacak. Adı Cumhuriyet meydanı ama bir tek Atatürk büstü yok. Hatta meydandaki yazıya bakıyoruz, Mustafa Kemal Atatürk yazısındaki ‘M’ harfi düşmüş. Bunun basit bir hata olmadığını ülke genelindeki uygulamalarınızdan net bir şekilde görüyoruz. Alanda mücadele ederiz ama halkın eğitimcileri olarak bütün yaptıklarınızı, yapmak istediklerinizi gerçekleriyle halka anlatacağız. Halk gerçek yüzünüzü görecek.” ifadelerini kullandı.

Özbay açıklamasına şu sözlerle devam etti:
“Cumhuriyet, eşitliktir, özgürlüktür, halkın kendi kaderini tayin etmesidir!”
“Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı, bağımsızlık mücadelesinin en çetin anlarının yaşandığı bu yerde, büyük bir coşku ve kararlılıkla bir araya gelmiş bulunuyoruz! Eskişehir, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik anlarında olduğu gibi, bugün de vatan, bağımsızlık ve emek için omuz omuza durmanın onurunu yaşıyor!
Birinci ve İkinci İnönü Savaşları, yalnızca askeri zaferler değil, milli direnişin, inancın ve bağımsızlığa olan sarsılmaz bağlılığın sembolü oldu! Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz.” Eskişehir, makus talihin yenildiği, kurtuluş için zafer adımlarının atıldığı yerdir. 
İnönü Savaşları, esaret altına alınmak istenen bir milletin, küllerinden doğarak ayağa kalktığı bir dönüm noktasıdır! Yorgun ama mücadeleye inanmış halkımız tarih yazmış; bağımsızlık aşkını, Cumhuriyet’in şanlı bayrağına işlemiştir! İşte bizler de bugün burada, o şanlı direnişi ve azim dolu mücadeleyi anmak ve geleceğe taşımak için bulunuyoruz!
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir! Cumhuriyet, eşitliktir, özgürlüktür, halkın kendi kaderini tayin etmesidir! O, bir milletin bilek gücüyle, alın teriyle, emeğiyle var ettiği büyük bir devrimdir!
Bizler, bugün burada attığımız her adımla, Cumhuriyet’in değerlerine ve emekle inşa edilen geleceğimize sahip çıkıyoruz! Bu yürüyüş, gelecek nesillere devredeceğimiz bir emanetin ifadesidir!

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Eskişehir’de

“Cumhuriyet’in temel taşı emektir!”
Eskişehir’in aydınlık yüzlü insanları, şunu iyi biliyoruz ki Cumhuriyet’in temel taşı emektir! O emek ki, vatanı için canını ortaya koyanların, toprağı işleyen çiftçilerin, fabrikada üreten işçilerin, öğrencinin, öğretmenin ve memleketin her bir ferdinin alın teridir! Cumhuriyet, bu emekle büyümüş, bu emekle yükselmiştir!
Eskişehir aynı zamanda aydınlanma ışığının yandığı yerlerden biridir! İlk iki Köy Enstitüsü’nden biri, 1937’nin Ekim ayında “Köy Öğretmen Okulu” adıyla Eskişehir Çifteler’de açılmıştır. Köy Enstitüleri, eğitimin ve aydınlanmanın ışığını Anadolu’nun dört bir yanına taşımış, Cumhuriyet’in özgürlük ve bilgelik meşalesini yakmıştır!
Ancak bugün, Köy Enstitülerinin aydınlanma ruhuna, zorunlu eğitimi ve karma eğitimi kaldırma girişimleriyle gölge düşürülmek istenmektedir! Oysa 3 Mart 1924 Devrim Yasaları, eğitimi çağdaş, laik ve bilimsel temeller üzerine oturtmuş; halkın her kesiminin eşit eğitim hakkına sahip olmasını sağlamıştır! Eğitimde geriye dönüş çabalarına karşı, Köy Enstitülerinin yaydığı aydınlanma ışığını sonsuza dek yaşatmak ve savunmak bizim görevimizdir!

“Zorunlu eğitim kesintisiz ve kamusal bir hak olmalıdır!”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012-2013 eğitim-öğretim yılında uygulamaya koyduğu 4+4+4 eğitim sistemi, eğitimi parçalı hale getirerek büyük bir kaosa yol açmış, yıllar içinde derin yapısal sorunlar yaratmıştır. Bu sistem, eğitimi niteliksizleştirmiş, çocuk işçiliğini teşvik etmiş ve özellikle kız çocuklarını eğitimden koparmıştır. Son olarak, bazı gerici platformlar tarafından düzenlenen çalıştaylarda, 12 yıllık zorunlu eğitimin “dayatma” olarak tanımlanması ve çocukların meslek edinmeleri ve yuva kurmaları önünde engel olarak gösterilmesi, AKP’nin eğitimi tamamen piyasalaştırma ve gericileştirme projesinin bir parçasıdır.
Zorunlu eğitim kesintisiz ve kamusal bir hak olmalıdır!Anayasada bir hak ve devletin yükümlülüğü olarak tanımlanan eğitim, AKP iktidarı tarafından bir “yük” olarak görülmekte; eğitimi özelleştirerek, kesintili hale getirerek, zorunlu eğitimin süresini kısaltarak bu yükten kurtulmaya çalışmaktadır. Bu girişimler, yoksul ve dezavantajlı kesimlerin eğitim hakkını gasp etmektedir. Çocukların erken yaşta eğitimden kopmalarına neden olacak bu düzenlemelere asla geçit verilmemelidir!
Bu nedenle, Cumhuriyet ve emek mücadelesine sahip çıkmak, yalnızca geçmişi anmak değil, aynı zamanda geleceği korumak anlamına gelmektedir. Bugün burada verdiğimiz mesaj nettir: Eğitim haktır, emek kutsaldır, Cumhuriyet vazgeçilmezdir!
Birlikte mücadele etmeye, birlikte üretmeye ve birlikte aydınlık yarınlar kurmaya devam edeceğiz! Daha adil, daha eşit ve daha güçlü bir Türkiye için mücadelemiz sürecek!
Cumhuriyet’in ışığında, emeğin gücüyle, hep birlikte!
Yaşasın bağımsızlık! Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın emek!”

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Eskişehir’de
]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Bursa’da! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32172/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-bursada/ Wed, 26 Feb 2025 17:05:37 +0000 https://yenidunya.org/?p=32172 Bursa Nutku’ndan aldığımız görevle Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz! 

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” bugün Bursa’dan ses verdi.
Bursa Fomara Meydanı’nda yapılan basın açıklamasına, Eğitim-İş yönetici ve üyeleri ile Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Genel Sağlık-İş, Tüm Yerel Sen, Tüm Emekliler Sendikası, ADD, ÇYDD il örgütleri katıldı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın burada açıklama yaptı.
“Bugün burada Cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza, emeğimize ve gelecek nesillerimize sahip çıkmak için buluştuk!” diyen Özbay, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emaneti olan Cumhuriyetimizi savunmak, onu yükselterek daha ileri taşımak için buradayız!” sözleriyle konuşmasına devam etti.

“Tarih boyunca kaç lider tüm umudu gençliğe bağlamıştır?”
Bugün burada bir söz veriyoruz: Cumhuriyetimi kimseye teslim etmeyeceğiz! Onu yozlaştırmak isteyenlere, devrimleri unutturmak isteyenlere, halkı yoksulluğa mahkum edenlere, özgürlüklerimizi kısıtlayanlara geçit vermeyeceğiz! 
Tarih boyunca kaç lider, devletinin bile zayıflığa düşebileceğini görerek, gelecekteki iktidarların yozlaşabileceğini hesaba katıp, tüm umudu gençliğe bağlamıştır? Kaç lider, gençleri yalnızca birer takipçi değil, ülkenin kaderini değiştirecek güç olarak görmüştür? Atatürk, gelecek iktidarlar konusunda yanılmamış, gençliği de Cumhuriyetin en büyük teminatı olarak görmüştür ve haklı çıkmıştır!

“Bizim silahımız kalemlerimizdir”
Atatürk, 5 Şubat 1933’te Bursa Nutku’yla bizlere şu tarihi görevi vermiştir:
“Türk genci devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimi ve devrimlerin anlamını, değerini kavramış, benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Hemen işe karışacaktır. Eliyle, diliyle, gerekirse silahıyla.”
Bizim silahımız kalemlerimizdir; çünkü bizler yeni nesilleri aklın ve bilimin ışığında yetiştirerek karanlığa karşı mücadele ediyoruz!
Biz öğretmenleriz, eğitim emekçileriyiz! Geleceği şekillendiren elleriz! Her dersimizde özgür düşünmeyi, sorgulamayı, bilimi ve Cumhuriyet değerlerini aşılıyoruz. Çünkü biliyoruz ki eğitim, bağımsız ve çağdaş bir toplumun en güçlü teminatıdır.
Biz çocuklarımızı gençlerimizi cehaletin, dogmaların ve baskının pençesine bırakmayacağız! Onları, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet yolunda ilerleyen, sorgulayan, üreten bireyler olarak yetiştireceğiz!

“Halkın vicdanı susturulamaz, sindirilemez, teslim alınamaz!”
Bizler yılmayacağız! Okullarımızı gericiliğin değil, bilimin yuvası yapacağız! Eğitimi tarikatlara, cemaatlere teslim edenlere geçit vermeyeceğiz!
Çünkü bizim mücadelemiz, Cumhuriyetimizin ve geleceğimizin mücadelesidir!
Baskıya, zulme, adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz! Omuz omuza verdiğimizde, hiçbir güç bizi yolumuzdan döndüremez!
Halkın vicdanı susturulamaz, sindirilemez, teslim alınamaz!
Bugün burada, bu bilinç ve kararlılıkla bir araya geldik! Cumhuriyetimizi, özgürlüğümüzü, emeğimizi, geleceğimizi koruyacağız! Çünkü biz bu vatanın gerçek sahipleriyiz!
Ey halkın vicdanı, ey Cumhuriyetin evlatları! 
Bursa Nutku’ndan aldığımız bu görevle omuz omuza yürüyoruz! Cumhuriyetimizi koruyacak, demokrasiye, laikliğe ve sosyal adalete sahip çıkacağız! 
Çünkü AKP iktidarı, Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye, halkı baskı altında tutmaya, emekçiyi sömürmeye devam ediyor. Hukukun üstünlüğü ayaklar altına alınıyor, adalet saraylarında ranta hizmet ediliyor, basın susturuluyor, kadın hakları yok sayılıyor, eğitim gericileştiriliyor, doğa talan ediliyor! 

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Bursa’da!

“Açlık sınırında yaşamaya zorlanan milyonlar olarak, bu düzenin sürdürülemez olduğunu haykırıyoruz!”
Ekonomi çökmüş, halk açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmiştir. İşçiler, emekçiler sefalet içinde, emekliler aç, gençler işsiz, kadınlar güvencesizdir! Öğretmenlerimiz güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmekte, meslek onurları hiçe sayılmaktadır. AKP’nin yandaş kayırmacılığı, halkı yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm etmektedir. Kamu kaynakları sermayeye peşkeş çekilirken, halktan alınan vergilerle bir avuç imtiyazlı azınlık beslenmektedir.
Ekonomik krizle her geçen gün ağırlaşan hayat koşulları, temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamaz hale gelmemize yol açmıştır. Açlık sınırında yaşamaya zorlanan milyonlar olarak, bu düzenin sürdürülemez olduğunu haykırıyoruz!

“Laikliğin yok edilmesi demek, bir toplumun karanlığa sürüklenmesi demektir”
Bugün eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eliyle, cemaat ve tarikatların insafına terk edilmektedir. Okullar, devletin denetiminden çıkarılarak, çeşitli protokoller ve etkinlikler bahanesiyle tarikatlara açılmıştır. Çocuklarımız, yasal olmayan sıbyan mekteplerine, medreselere yönlendirilmekte, zorunlu eğitim sistemi tarikatların keyfine göre şekillendirilmektedir.
Eğitimin temel ilkeleri, laiklik ve bilimsel eğitim doğrudan bakanlık eliyle yok edilmekte, okullar liyakatsiz kadrolar aracılığıyla gericiliğin üssü haline getirilmektedir. Laiklik, yalnızca bir tercih değil, bu ülkenin bir arada kalmasının, bağımsızlığının ve çağdaşlaşmasının en temel güvencesidir! Laikliğin yok edilmesi demek, bir toplumun karanlığa sürüklenmesi demektir.
Bizler bunlara sessiz kalmayacağız! Bizler Cumhuriyetimizin ve halkımızın onurunu hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz! 
Emekçiler, öğrenciler, Cumhuriyet aşıkları!
Gözlerinizdeki ateş sönmeyecek, sesiniz asla kısılmayacak! Güçlüyüz, haklıyız, kararlıyız! Bu ülke bizim! Bu vatan bizim! Cumhuriyet bizim!
Yaşatacağız! Yaşatacağız! Yaşatacağız!
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın Atatürk devrimleri!

]]>
Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32168/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusu-canakkalede/ Tue, 25 Feb 2025 14:47:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32168 Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran düzene karşı yürüyoruz…

Eğitim-İş’in, Tekirdağ’dan başlattığı “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de devam etti.
Gelibolu’da, Gazi Süleymanpaşa Meydanı’nda toplanan kortej buradan Gelibolu’daki Atatürk Anıtı’na doğru yürüdü. Yürüyüş boyunca iktidarın eğitim ve hukuk politikaları alkışlarla ve sloganlarla protesto edildi.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Özbay, “Bugün burada bağımsızlık ve antiemperyalizm ruhunu yeniden yükseltmek, Cumhuriyetimizin temelini oluşturan özgürlük, eşitlik ve emek mücadelesini bir kez daha haykırmak için toplandık. Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran düzene karşı yürüyoruz…” dedi.

“Kurtuluşa ve cumhuriyete giden yolun ön sözünün yazıldığı yerdeyiz”
Özbay, “Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran, çocuklarımızı tarikatların kucağına iten, yoksullaştırdıkları halkın sırtından geçinen bu düzene karşı yürüyeceğiz” dedi.
Yürüyüş öncesi yapılan eylemleri anlatarak sözüne başlayan Özbay, “Kurtuluşa ve cumhuriyete giden yolun ön sözünün yazıldığı yerdeyiz. Çanakkale’de 189 binin üzerinde insanımızı kaybettik. Kadını erkeği o cephedeydi. Cumhuriyet öyle kazanıldı. Bugün ne oluyor peki? Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı Çanakkale’ye 110 bin çocuk getirecek ama kriter ne ? Kız ve erkek çocukları ayrı getirilecek. Çocuk yaştaki kız ve erkeğin yan yana oturmasından rahatsız oluyorsanız siz kadın ve erkeğin aynı sokakta gezmesinden de rahatsızsınız. Zihniyetizde sorun var” diye konuştu.

Eğitim-İş “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” Çanakkale’de!

“Bize düşen bir sorumluluk var: Çocuklara, geleceğe, cumhuriyete sahip çıkmak”
Her yıl asgari ücretin altında yüz bin ücretli öğretmenin ‘mevsimlik işçi’ gibi çalıştırılmasına tepki gösteren Özbay, “Çocuklar öğretmen bekliyor. İktidar kamusal hizmetini yerine getirmiyor. Özel okullar yüzde birden yüzde 20’ye çıkmış. Eğitim enflasyonunun en fazla hissedildiği ülkeyiz. Laik ve bilimsel eğitimi ortadan kaldıran, çocuklarımızı tarikatların kucağına iten, yoksullaştırdıkları halkın sırtından geçinen bu düzene karşı biz yürüyeceğiz” dedi.
Her yerde eğitimin sorunlarını cesaretle dile getirdiklerini söyleyen Özbay, “Giresun’a gittik spor lisesi var salonu yok. Kayseri’de bir okulun kaloriferi yanmıyor, okul pislik içinde ama yan tarafta tertemiz imam hatip lisesi var” dedi. Gelibolu’da geçen yılın sonunda meydana gelen deprem sonucu Gelibolu Anadolu Lisesi’nde depremden sonra çatlaklar oluştuğuna fakat hala güçlendirme yapılmadığına da dikkat çeken Özbay, “Gelibolu’da Denizcilik Lisesi var denizle bağı yok. Komik bir fıkra gibi ama acı bir gerçek. Siz bu ülkenin çocuklarını düşünmüyorsunuz.  Bize düşen bir sorumluluk var: Çocuklara, geleceğe, cumhuriyete sahip çıkmak. Bu da en başta eğitime sahip çıkmakla olur” ifadelerini kullandı.

]]>
Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32151/egitim-is-cumhuriyet-ve-emek-yuruyusunu-tekirdagdan-baslatti/ Mon, 24 Feb 2025 15:47:29 +0000 https://yenidunya.org/?p=32151 Cumhuriyetimizin aydınlık yolunda yürümeye, emek ve eğitim mücadelesini sürdürmeye devam ediyoruz!

Eğitim İş, Tekirdağ’dan Cumhuriyet’in kurucu değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılıklarını vurgulamak amacıyla “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü” başlattı.
Eğitim-İş üyeleri yürüyüş güzergahında Çanakkale, Bursa, Eskişehir ve Polatlı’da etkinlikler düzenleyecek. Yürüyüşün 1 Mart’ta Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Cumhuriyet ve Emek Mitingi” ile sona ermesi hedefleniyor.
Tekirdağ Sahil Atatürk Anıtı önündeki basın açıklamasına Eğitim-İş yöneticileri, Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Eğitim-İş şube ve temsilcilikleri yönetim kurulu üyeleri, CHP Tekirdağ Milletvekilleri Nurten Yontar ve İlhami Özcan Aygun, CHP Tekirdağ İl Başkanlığı, ADD, ÇYDD ve 29 Ekim Kadınları Derneği temsilcileri, Süleymanpaşa Kent Konseyi Başkanı Hülya Çetin, Tüm Yerel-Sen Tekirdağ Şube Başkanı Ali Şahin Gülen ve çok sayıda Eğitim-İş üyesi katıldı.
Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü”nün başladığı Tekirdağ Sahil Atatürk Anıtı önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamanın ardından, kortej sloganlar eşliğinde Şarköy’e yürüyüşe geçti.

Cumhuriyet ve Emek Yürüyüşü programı şu noktalarda gerçekleştirilecek:
-25 Şubat salı saat: 12.30 Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Meydanı
-25 Şubat salı saat: 17.30 Çanakkale merkez Cumhuriyet Meydanı
-26 Şubat Çarşamba saat: 12.30 Balıkesir Bandırma Toplanma İDO önü
-26 Şubat Çarşamba saat: 17.30 BURSA Merkez Fomara meydanı (Şehreküstü)
-27 Şubat Perşembe saat: 12.30 Eskişehir İnönü İlçesi Anıt Park
-27 Şubat Perşembe saat: 17.30 Eskişehir merkez Ulus Anıtı
-28 Şubat Cuma saat: 16.00 ANKARA POLATLI ilçesi Kaymakamlık önü
-01 Mart Cumartesi saat: 11.30 Yürüyüş kolu ile Beşevlerden Tandoğan’a yürüyüş, saat: 12.00 Tandoğan meydanı miting. Saat: 15.30 Anıtkabir.

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı

“Laik ve bilimsel eğitim vazgeçilmezimizdir!”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın yürüyüş öncesi açıklama yaptı: 
Değerli Yurttaşlar, Cumhuriyet Sevdalıları,
Bugün burada, büyük bir iradeyle aklın ve bilimin yolunda yürüyen Cumhuriyet’in evlatları olarak toplandık. Yolumuz, Atatürk’ün aydınlanma meşalesini yaktığı, harf devrimini ulusuna anlattığı Tekirdağ’dan başlıyor! Bu topraklar, bir devrimin izlerini taşır; bugün de bizler, o izlerin silinmesine asla izin vermeyeceğimizi haykırmak için buradayız! 
“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin geleceğini aklın ve bilimin ışığında inşa etti. Harf devrimi, işte bu büyük hedefin en önemli adımlarından biriydi. Cehaletin zincirlerini kırmak, halkı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için atılmış dev bir adımdı. Bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Laik ve bilimsel eğitim vazgeçilmezimizdir!

“Öğrenciler tarikat yurtlarında gericilerin, MESEM’lerde sermayenin kucağında kaderlerine terk edildiler!”
Ancak, tam da bu yüzden buradayız! Çünkü bugün Türkiye’de, Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarına sistematik bir saldırı düzenleniyor. AKP iktidarı, eğitim sistemini bilimsellikten uzaklaştırarak, gerici müfredatlarla yeni nesilleri karanlığa mahkum etmeye çalışıyor. Eğitimi bir ticaret haline getiren, çocuklarımızı cemaatlerin kucağına atmak isteyen bu düzene karşı susmayacağız! Öğrencileri tarikat yurtlarında gericilerin, MESEM’lerde sermayenin kucağında kaderlerine terk edenler, halkı açlık sınırında yaşamak zorunda bırakanlar bilsin ki, Cumhuriyet öğretmenleri asla boyun eğmez!
Emeğin hakkını savunanlar da burada! İşçiler, emekçiler, öğretmenler, sağlıkçılar, gençler, kadınlar… Hep birlikte haykırıyoruz: Eğitimde ve ülkede eşitlik istiyoruz, insanca yaşam istiyoruz! AKP iktidarı boyunca emeğin değeri ayaklar altına alındı, taşeron sistemle güvencesizlik dayatıldı, sendikal haklar yok sayıldı. Ama unutmasınlar ki, biz buradayız, biz bir aradayız ve bu düzeni değiştirmeye kararlıyız!

Eğitim-İş, “Cumhuriyet ve Emek yürüyüşünü” Tekirdağ’dan başlattı

“Cumhuriyet’in aydınlanma mirasına sahip çıkmaya çağırıyoruz!”
“Efendiler! Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz.” diyen Atatürk’ün sözleri bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Laik eğitime ve emeğe sahip çıkmak, bu Cumhuriyet’in evlatları olarak en büyük sorumluluğumuzdur!
Tekirdağ’dan başlattığımız bu yürüyüş, yalnızca bir adım değil, bir direniştir! Bütün yurttaşlarımızı, aklın ve bilimin yolunda birleşmeye, Cumhuriyet’in aydınlanma mirasına sahip çıkmaya çağırıyoruz!
Buradan yürüyeceğiz! Sokaklar aşınmayacak biliyoruz. Ama aşınacak yüzleri kaldıysa, Cumhuriyet değerlerini, laik ve bilimsel eğitimi aşındırmaya çalışanların, emeği sömürenlerin, halkı açlığa ve sefalete mahkum edenlerin, eğitimi gericileştirenlerin, eğitimi bir ticaret aracı sayanların, halkı cahil bırakarak ülkeyi sömürmek isteyenlerin suratları aşınacak. En gür sesimizle bağıracağız. İşitmezlerse, bizi işiten halkımız, onlara işittirmesini bilecek!
AKP’nin emekçileri yoksulluğa iten, halkın alım gücünü yok eden, eğitimde eşitsizliği derinleştiren politikalarına karşı susmayacağız! Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, iş güvencesizliğine, düşük ücretlere, diplomalı işsizliğe, liyakatsizliğe, sendikasızlaştırmaya ve okullarda tarikat-cemaat yapılanmalarına karşı mücadelemizi büyüteceğiz. Eğitimde yaşanan eşitsizliklere, öğretmenlerin haklarının gasp edilmesine ve laik, bilimsel eğitimin yok edilmesine karşı direnmeye devam edeceğiz.

“Gelin, sesimize ses, gücümüze güç katın!”
Cumhuriyetimiz ve Atatürk Devrimleri, bizim en büyük rehberimizdir. Onun izinde her türlü gericiliğe, eşitsizliğe ve emeğin sömürüsüne karşı omuz omuza mücadele etmek, boynumuzun borcudur. Cumhuriyet değerlerinden asla vazgeçmeyecek, çocuklarımız ve emekçilerimiz için daha aydınlık bir Türkiye mücadelesini sürdüreceğiz.
Eğitimde laiklik, eşitlik, bilimsellik ve emeğin onurunu savunan herkesi bu onurlu yürüyüşe davet ediyoruz. Gelin, sesimize ses, gücümüze güç katın!
Cumhuriyet için, Atatürk devrimleri için, emekçilerin hakkı için, laik eğitim için, aydınlık bir gelecek için birlikte yürüyelim!
Bu mücadele hepimizin!”

]]>
Yurttaş Birlikteliği Platformu, demokratik, laik cumhuriyete sahip çıkmak için yurttaşları birlikte mücadeleye çağırdı https://yenidunya.org/yurt/31519/yurttas-birlikteligi-platformu-demokratik-laik-cumhuriyete-sahip-cikmak-icin-yurttaslari-birlikte-mucadeleye-cagirdi/ Sat, 07 Dec 2024 09:56:32 +0000 https://yenidunya.org/?p=31519 Yurttaş Birlikteliği Platformu adına açıklama yapan Avukat Şenal Saruhan, “Yurttaşlar olarak haklarımızı savunmak için harekete geçiyoruz. Kitle örgütleri, sendikalar ve meslek kuruluşlarından oluşan ekte sunduğumuz 54 örgüt bir araya geldik, haklarımız için birlikte haykıracağız. 28 Aralık tarihinde meydanlara çıkacağız. Demokratik, laik cumhuriyete sahip çıkmak, birlikte daha güçlü olabilmek ve haklarımızı alabilmek için bütün yurttaşları aramıza katılmaya ve dayanışmaya davet ediyoruz” dedi.
Ankara Mükiyeliler Birliği’nde, 29 Ekim Kadınları Derneği’nin çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu “Yurttaş Birlikteliği Platformu” üyeleri, 28 Aralık’ta Ankara’da Tandoğan Meydanı ve İstanbul’da ise Atatürk Kültür Merkezi önünde gerçekleştirecekleri eyleme tüm yurttaşları davet etti.

“Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik ve barış”
Platform sözcüsü Avukat Şenal Saruhan, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Kamuoyunu derinden sarsan; Narin ve Sıla Bebek cinayeti, özel hastanelerdeki yenidoğan bebeklerin katledilmesi, beş çocuğun yanarak ölümü, en son engelli çocukların devlet yurdunda işkence ile öldürülmesi, ülkemizde şiddetin vahşete dönüştüğünün yeni örnekleri oldu. Sokak ortasında her gün kadınlar öldürülüyor. Çocuklar, hayvanlar katlediliyor. Çocuklarının geleceğinden umudunu kesmiş ana-babalar, engelli evlatlarını öldürdükten sonra intihar ediyorlar. Sermayenin doymak bilmeyen hırsı yüzünden doğa talan ediliyor, işçiler, emekçiler ve engelliler açlık sınırının altında maaşla adeta ölüme terk ediliyor. Köylü emeğinin karşılığını alamıyor, küçük esnaf yok oluşa gidiyor, halk,  ırk, din, dil ve etnik kökenlerine göre ayrıştırılıyor, eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi temel haklara dahi erişemiyor. Ekonomik çöküş ve yoksulluk derinleşiyor. Ekonomik çöküş ve yoksulluk devam ederken, kazanılmış haklarımız birbir elimizden alınıyor. Tüm kurumlar hızla çürüyor, eğitim dinselleştiriliyor, halk iradesi ile seçilen belediye başkanlarının yerine hukuk dışı ve keyfi kararlarla tepeden kayyum atanıyor. Erkler ayrılığı kaldırılıyor, yasama organı etkisizleştiriliyor, adalete ulaşmak imkansızlaşıyor, bu olumsuz gidişe tepki gösteren aydınlar, siyasetçiler, gazeteciler etki ajanlığı suçlamasıyla susturulmak ve halkımız korkutulmak isteniyor. Yurttaş sesleniyor; Artık yeter, birlikte güçlü bir ses olma zamanı! Anayasamızda tanımlanan ancak kırıntısı bile kalmamış olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik ve barış en acil ihtiyaçlarımız.”

“Demokratik, laik cumhuriyete sahip çıkmak için”
Sarıhan sözlerini şöyle tamamladı: 
“Yurttaşlar olarak haklarımızı savunmak için harekete geçiyoruz. Kitle örgütleri, sendikalar ve meslek kuruluşlarından oluşan ekte sunduğumuz 54 örgüt bir araya geldik, haklarımız için birlikte haykıracağız. 28 Aralık tarihinde meydanlara çıkacağız. Demokratik, laik cumhuriyete sahip çıkmak, birlikte daha güçlü olabilmek ve haklarımızı alabilmek için bütün yurttaşları aramıza katılmaya ve dayanışmaya davet ediyoruz. ”

Yurttaş Birlikteliği Platformu bileşenleri
29 Ekim Kadınları Derneği
2017 Tüm Emeklilerin Sendikası
2021 Tüm Emekliler Sendikası
Alevî-Bektaşî Federasyonu
Anadolu Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği
Anadolu Güç Birliği
Ankara Cumhuriyet Okurları –CUMOK
Ankara Dayanışma Derneği
Ankara Divriği Kültür Derneği
Ankara Kadın Ressamlar Derneği
Artvin Kültür Yardımlaşma Derneği
Aydos Dernekler Federasyonu
Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği
Birinci Vazifem Derneği
Birleşik Kamu-İş
Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği
Çayyolu Güç Birliği
Çiğdemim Derneği
Çorum Hitit Federasyonu
DİSK Emekli-Sen
Eğit-Der
Eğitim-Sen
Emekli Meclisleri Sendikası
Erzurum Dernekleri Federasyonu
Hacı Bektaş Eğitim ve Kültür Derneği
Halkevleri
İnsan Hakları Derneği
İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Ünv. İ.İ.B.F. Mezunları Derneği Ankara Şube
Kahramanmaraş Dernekleri Federasyonu
Kars Demokrat Dernekler Federasyonu
Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu
Köy Enstitüleri Çağdaş Eğitim Vakfı
Laiklik Meclisi
Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği
Mobbingle Mücadele Derneği
Müdafaa-i Hukuk Vakfı
Mülkiyeliler Birliği
ODTÜ Mezunları Derneği
Ovacık Kendin Yap Dayanışma ve Kültür Derneği
Ozan-Der
Öğret-Der
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği
Sosyal Demokrasi Derneği
Şiddetsiz Toplum Derneği
Tarım Orman-İş Sendikası
Tunceli Dayanışma ve Kültür Vakfı
Türk Kadınlar Birliği
Tüketici Hakları Derneği
Türkiye Emekliler Derneği
Türkiye Ormancılar Derneği
Veli-Der
Yozgat Demokrat Dernekleri Federasyonu

]]>