çocuk işçiliği – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Wed, 28 Jan 2026 09:40:54 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png çocuk işçiliği – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Birleşik Metal-İş’ten İSG Komisyonuna tepki https://yenidunya.org/emek-gundemi/33705/birlesik-metal-isten-isg-komisyonuna-tepki/ Wed, 28 Jan 2026 09:40:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=33705 TMMOB ve TTB’yi dışlayan düzenlemeyi kabul etmiyoruz!

Birleşik Metal-İş'ten İSG Komisyonuna tepki

Birleşik Metal-İş Genel Yönetim Kurulu, TMMOB ve TTB’nin, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi asli üyeliklerinden çıkarılarak, lüzum halinde davet edilecek konuma indirgenmesine sert tepki gösterdi..
Birleşik Metal-İş, kamuoyuna yaptığı çağrıda, “Bilimsel bilgi ve mesleki birikim demek olan TMMOB ve TTB’nin “lüzum halinde davet edilecek” bir konuma indirgenmesi siyasal bir tercihtir.
Bu tercih; bilimi, mühendisliği, tıbbı ve kamusal denetimi sistemli biçimde dışlamaktır.” denildi.

Açıklamanın tam metni:
İşçi ölümlerinin her yıl arttığı, meslek hastalıklarının ise hâlâ yok sayılarak görünmez kılındığı ülkemizde, 21 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile, Anayasal kuruluşlar olan TMMOB ve TTB, Ulusal İSG Konseyi’nin asli üyeliğinden çıkarılmıştır. Bu kararın kabul edilecek hiçbir yanı yoktur.
Bilimsel bilgi ve mesleki birikim demek olan TMMOB ve TTB’nin “lüzum halinde davet edilecek” bir konuma indirgenmesi siyasal bir tercihtir.
Bu tercih; bilimi, mühendisliği, tıbbı ve kamusal denetimi sistemli biçimde dışlamaktır.

“İşçi sağlığı ve iş güvenliği kamusal bir alandır”
İşçi sağlığı ve iş güvenliğini kamusal bir hak olmaktan çıkarıp idari bir formaliteye indirgemektir.
Ulusal İSG Konseyi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 21. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, Konsey’in yapısının kanunla belirlenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Buna rağmen yürütme organı, yasa yapmadan yönetmelik ve genelgelerle Konsey’in bileşimini keyfi biçimde değiştirmektedir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi kararlarının fiilen yok sayılmasıdır.

Birleşik Metal-İş'ten İSG Komisyonuna tepki

İşçi sağlığı ve iş güvenliği; piyasaya, taşerona ve rekabete terk edilemez. OSGB sistemiyle alan ticarileştirilmiş, işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları güvencesizleştirilmiş, mesleki bağımsızlık yok edilmiştir. Bunun bedelini her gün iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler ödemektedir. Türkiye’de her gün en az 6 işçi çalışırken hayatını kaybetmektedir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği; mühendislik, tıp ve bilimsel bilginin birlikte ürettiği kamusal bir alandır. Meslek örgütleri olmadan güvenli çalışma yaşamı kurulamaz.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: TMMOB ve TTB yalnız değildir!

“TMMOB ve TTB ile dayanışma içindeyiz”
Bu düzenlemeyi kabul etmiyoruz! Bilimi dışlayan, kamusal sorumluluğu yok eden anlayışa karşı TMMOB ve TTB ile dayanışma içindeyiz.
Taleplerimiz nettir:
TMMOB ve TTB başta olmak üzere Konsey’in önceki yapısında yer alan tüm meslek örgütleri yeniden Ulusal İSG Konseyi’ne dâhil edilmelidir.
Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Konsey’in yapısı yasa ile düzenlenmelidir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği piyasaya değil, kamu yararına göre örgütlenmelidir.
İş cinayetlerine karşı gerçek, bilimsel ve kamucu politikalar hayata geçirilmelidir.
Birleşik Metal-İş Sendikası olarak TMMOB ve TTB ile dayanışmayı büyütmeye, işçi sağlığı ve iş güvenliği için mücadelemizi omuz omuza sürdürmeye devam edeceğiz.

]]>
MESEM ve çocuk işçiliği https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33620/mesem-ve-cocuk-isciligi/ Mon, 12 Jan 2026 09:33:50 +0000 https://yenidunya.org/?p=33620 Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır. Her ülke, kendi sermaye gelişim süreçlerine göre düzenlemeler yapmıştır. Örneğin, İngiltere’de Sanayi Devrimi’nden sonra fabrikalarda çalışan işçilerin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturmaktaydı. Bununla birlikte çocuk işçiliğine yönelik birçok yasal düzenlemeler de beraberinde gelmiştir. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasına yönelik kısıtlamalar getirilmesi de toplumsal tepkilerin sonucu olmuştur. İlk çocuk işçiliği yasası İngiltere’de “çıraklık yasası” olarak bilinen bir düzenleme ile olmuştur. Ekonomideki bu gelişmeler eğitimin içeriğini de belirler hale gelmiştir.

Avrupa’daki ekonomik gelişmelerin dışında kalmamak için Osmanlı’da da kimi adımlar atılmıştır. Bunlardan birisi İstanbul Sanayi Mektebi’dir. 1868 yılında kurulan bu okulun amacı ekonomide Avrupa ile yarışır hale gelmek için kalifiye eleman yetiştirmek olarak kurgulanmıştı. Cumhuriyet döneminin meslek okulları serüveni ise şöyle gelişti: 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde her bölgenin gereksinim ve olanaklarına göre sanayi okullarının kurulması, sanayi çıraklık okullarının ve ustalık kurslarının açılması karar altına alınmıştı.

ÖĞRETİM BİRLİĞİ’NDEN GÜNÜMÜZE…

3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası çıkarılarak eğitim, “herkes için kamusal bir hak” olarak tanımlanmış ve öğretimde birlik sağlanmıştır. 1941’de kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, 1960 yılında Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve Ticaret Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak yeniden örgütlenmiştir. 2011 yılında çıkarılan 652 sayılı kanun hükmünde kararnameyle, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı meslekî ve teknik eğitimin yürütülmesinden sorumlu altı birim Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü (MTEGM) adı altında birleştirilmiştir. Ayrıca yaygın mesleki eğitim ile açık öğretim kurumları da Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü (HBÖGM) bünyesinde toplanmıştır.

Çıraklık eğitimi ise 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline gelmiştir. 1986 yılında çıkarılan Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturulmuştur. Bu kanun 2001 yılında yapılan değişiklikle birlikte Mesleki Eğitim Kanunu adını almıştır.

MESEM ve çocuk işçiliği

İKİLİ SİSTEM

Mesleki eğitimde, okul sanayi işbirliğini hedefleyerek yapılan en önemli köklü değişiklik 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu’dur. Daha sonra çok sayıda değişikliğe uğrayarak piyasanın etkisi artırılmış ve genişletilmiştir. Bu kanunla ikili sisteme geçilerek “örgün”, “çıraklık” ve “yaygın” eğitimleri kapsayacak biçimde mesleki eğitim yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte meslek liseleri öğrencilerinin teorik eğitimlerini okulda, beceri eğitimlerini içeren teknik uygulamalarını ise hem okulda hem de “işletmelerde beceri eğitimi” dersi adı altında işyerlerinde almaları hedeflenmiştir. Bu model ile mesleki eğitim veren okullar aracılığıyla piyasanın gereksinimi olan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi amaçlanmıştır.

MESEM’İN ORTAYA ÇIKIŞI

2016 yılında çıkarılan 6467 sayılı kanunla çıraklık eğitimi zorunlu örgün eğitim kapsamına alınmıştır. Çıraklık okulları, mesleki eğitim merkezleri adını alarak statüleri ortaöğretim kurumlarıyla eşitlenmiştir. MEB Mesleki Eğitim Genel Müdürlüğü’nün 14.08.2020 tarihli Mesleki Eğitim Merkezi Diploma Telafi Eğitimi Programı konulu genelgesiyle MESEM programı öğrencilerinin fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazanacakları belirtilmiştir. Ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin mesleki eğitim veren liselerde program olarak okutulmasına karar verilmiştir. Böylelikle meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazanmıştır. 2019-2020 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak MESEM uygulanmaya başlamıştır.

DERİN KRİZ, UCUZ İŞ GÜCÜ

Bu proje çocukları okullardaki akranlarından koparıp işyerlerine yönlendirirken bu çocukların büyük bir kısmının yoksul ailelerin çocukları olması da bir tesadüf değil. Eğitimin ilkokuldan itibaren paralı hale getirilmesi kırtasiye, kıyafet, yiyecek gibi birçok gider kaleminin aileler tarafından karşılanmasının istenmesi, yine sınav temelli bir başarı ölçümü yapılıp sonuçları üzerinden çocukların başarılı yada başarısız olarak değerlendirilip hangi liseye gideceğine karar verilmesinin bu sonuçlardan ibaret olması bilinçli bir eğitim politikasıdır.

Yine MESEM projesinin ısrarla savunulmasının ekonomik krizin derinleşmesi, sermaye sınıfının ise daha fazla ucuz işgücü talebiyle bağı çok kuvvetli. 9-10- 11. sınıflarda olan çocuklara asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıfa giden çocuklara ise asgari ücretin yüzde 50’sinin devlet tarafından ödenmesi durumunun patronlar için “ücretsiz işgücü” anlamına gelmesi de yine projenin amacını gözler önüne seriyor.

2025’TE 87 ÇOCUK İŞÇİ CİNAYETİ

2017 ile 2023 yılları arasında Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hayata geçirilirken çocuk işçiliği ile mücadele edileceği iddiası taşıyordu. MESEM’in bu dönemde çıkarılıp yaygınlaştırılması akla, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” sözünü getiriyor. İSİG Meclisi’nin raporuna göre, 2025 yılında en az 87 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Hem çocuk işçiliğindeki artış hem de çalışırken ölen çocuklar varken hâlâ mesleki ortaokullarının oluşturulması yaygınlaşması ve zorunlu eğitimin kısaltılmasının konuşulması bu konudaki tepkinin yeterli ve örgütlü olmadığını gösteriyor.

Çocuk işçiliğinin vicdani bir boyutla ele alınıp çözülebilecek bir mesele değil, yapısal bir sorun olduğunu kabul edip sorunun temel nedeninin, yoksulluğun ortadan kaldırılması için kamucu ekonomik modelin ve eğitimin eşit bir şekilde, kamusal hak temelinde yeniden belirlenmesi çocuk işçiliği ile mücadelenin olmazsa olmazını oluşturuyor.

Araştırmacı, yazar Özgür Hüseyin Akış

]]>
Ekim ayında 169, yılın ilk on ayında en az 1737 işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/33296/ekim-ayinda-169-yilin-ilk-on-ayinda-en-az-1737-isci-hayatini-kaybetti/ Thu, 06 Nov 2025 14:39:38 +0000 https://yenidunya.org/?p=33296 İş Cinayetlerine ve Çocuk İşçiliğine Karşı Mücadeleye…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG “Ekim 2025 İş Cinayetleri Raporunu” açıkladı.
Rapora göre, Ekim ayında en az 169 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk on ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 180, Şubat 128, Mart 158, Nisan 156, Mayıs 178, Haziran 161, Temmuz 207, Ağustos 192, Eylül 208, Ekim 169) 1737’ye ulaştı.

Fabrikada, yolda, tarlada iş cinayetleri durmuyor
Raporda iş cinayetleri nedenleri ve işkollarına göre şöyle sıralandı:
•Ekim ayında en çok iş cinayeti tarım işkolunda meydana geldi. Ölenlerin 24’ü çiftçi ve 22’si tarım işçisi. İkinci sırada 43 ölüm ile inşaat işkolu var. Üçüncü sırada ise 25 ölümle taşımacılık işkolu geliyor. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 58 işçi, tarımda 46 işçi, inşaatta 44 işçi ve hizmette 21 işçi hayatını kaybetti.

•Ölüm nedenlerinde ilk sırada ezilme/göçükler var. Bu nedenli ölümler tarlada ve inşaatta çalışırken devrilen traktörün/hareket eden iş makinesinin altında kalma ile sanayi işkollarında makineye kapılma olarak görülmektedir. İkinci sırada trafik/servis kazaları var. Bu nedenli ölümlerin yüzde 76’sını (traktör kasası, uygun olmayan servis minibüsleri vb. gerçekleşen işçi taşınması ve uygun olmayan traktörler yüzünden) tarım ve (uzun çalışma saatleri, tek şoför çalışma, uygun olmayan yollar, iş yetiştirme baskısı vb. yüzünden) taşımacılık işkollarında görüyoruz. Üçüncü sırada yüksekten düşmeler var. Bu nedenli ölümlerin yüzde 79’u uygun olmayan iskeleler, olmayan korkuluklar, boşlukların kapatılmaması, yani yüksekte çalışmaya uygun olmayan koşullar yüzünden inşaatlarda meydana geldi. Dördüncü sırada ise kalp krizi/beyin kanaması nedenli ölümler var. Bu ölümlerin temelinde her işkolunu yatay bir kesen olan aşırı-yoğun-fazla çalışma koşulları yatıyor.

•En çok iş cinayeti İstanbul başta olmak üzere Mersin, Ankara, Bursa, Hatay, İzmir, Ordu, Çanakkale, Sakarya, Aydın, Denizli, Gaziantep, Kocaeli, Konya, Malatya ve Muğla’da meydana geldi. Bu bölgeler sanayi merkezleri olmaları, tarımsal üretim veya inşa faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla öne çıkıyor.

•Ekim ayında en az 8 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölen çocukların altısı işçi ve ikisi çiftçiydi.

•İş cinayetlerinde ölenlerin 12’si kadın işçiydi. Ölen kadınların beşi tarım, biri gıda, biri tekstil, biri büro, biri ticaret, biri metal, biri sağlık ve biri genel işler işkollarında çalışıyordu.
•Ekim ayında en az 7 göçmen işçi (üçü Suriyeli, biri Azerbaycanlı, biri Mısırlı, biri Türkmenistanlı, biri Ukraynalı) hayatını kaybetti. Göçmen işçilerin ikisi tarım, ikisi inşaat, ikisi tersane ve biri metal işkollarında çalışıyordu.

•Ölen işçilerin en az 3’ü (yüzde 1,77) sendika üyesi, 166’sı (yüzde 98,23) sendikasız. Sendikalı işçilerin ikisi sağlık ve biri enerji işkollarında çalışıyordu. Tespit ettiğimizin ötesinde ölen sendikalı işçilerin olduğunu belirtmeliyiz.

Ekim ayında 169, yılın ilk on ayında en az 1737 işçi hayatını kaybetti

İş cinayetlerinin aylara göre dağılımı
Ocak ayında en az 180 işçi, Şubat ayında en az 128 işçi, Mart ayında en az 158 işçi, Nisan ayında en az 156 işçi, Mayıs ayında en az 178 işçi, Haziran ayında en az 161 işçi, Temmuz ayında en az 207 işçi, Ağustos ayında en az 192 işçi, Eylül ayında en az 208 işçi ve Ekim ayında en az 169 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı
Tarım, Orman işkolunda 46 emekçi (22 işçi ve 24 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 43 işçi; Taşımacılık işkolunda 25 işçi; Metal işkolunda 10 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 7 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 5 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 4 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Madencilik işkolunda 2 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 2 işçi; Enerji işkolunda 2 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 4 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı
Ezilme, Göçük nedeniyle 39 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 34 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 29 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 28 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 7 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 5 işçi; Şiddet nedeniyle 5 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 4 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; İntihar nedeniyle 4 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 9 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı
14 yaş ve altı 1 çocuk işçi,
15-17 yaş arası 7 çocuk/genç işçi,
18-29 yaş arası 32 işçi,
30-49 yaş arası 61 işçi,
50-64 yaş arası 46 işçi,
65 yaş ve üstü 14 işçi,
Yaşı belirlenemeyen 8 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin bölgelere göre dağılımı
Ekim ayında Türkiye’nin 54 şehrinde ve yurtdışında altı ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiğini tespit ettik:
19 ölüm İstanbul’da; 10 ölüm Mersin’de; 9 ölüm Ankara’da; 7 ölüm Bursa’da; 6’şar ölüm Hatay, İzmir ve Ordu’da; 5’er ölüm Çanakkale ve Sakarya’da; 4’er ölüm Aydın, Denizli, Gaziantep, Kocaeli, Konya, Malatya ve Muğla’da; 3’er ölüm Aksaray, Antalya, Çorum, Kastamonu ve Tekirdağ’da; 2’şer ölüm Adana, Balıkesir, Bartın, Bilecik, Burdur, Edirne, Kahramanmaraş, Kayseri, Mardin, Nevşehir, Samsun, Sivas, Şanlıurfa ve Kazakistan’da; 1’er ölüm Adıyaman, Batman, Bitlis, Çankırı, Diyarbakır, Düzce, Giresun, Iğdır, Isparta, Kars, Kırklareli, Kütahya, Manisa, Muş, Niğde, Osmaniye, Rize, Şırnak, Uşak, Yozgat, Bulgaristan, Cezayir, Gürcistan, Karadağ ve Mısır’da meydana geldi…

]]>
MESEM’lerin kaza bilançosu ağırlaşıyor https://yenidunya.org/genclik/33201/mesemlerin-kaza-bilancosu-agirlasiyor/ Sun, 12 Oct 2025 09:55:51 +0000 https://yenidunya.org/?p=33201 Çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline gelen MESEM’lerde yaşanan ölümlerin ve kazaların sayısı ilk kez resmi belgede yer aldı. Belgeye göre, MESEM Programı kapsamında 10’u ölümlü, 1348 kaza gerçekleşti.

Kayıtlı öğrenci sayısının 500 bini aştığı MEB’e bağlı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), “Ucuz ve çocuk işçiliğin yasal kılıfı haline getirildiği” gerekçesiyle tartışma yarattı.
Çalıştırılan öğrencilerin ücret ve sigorta primlerinin kamu kaynaklarından ödenmesi itibarıyla ise “Kamu kaynaklarının talan edilmesine” yol açtığı belirtilen MESEM’lerde yaşanan iş cinayetleri tartışmaları daha da alevlendirdi.
Çocuk işçiliğini meşrulaştırdığı gerekçesiyle eleştirilen MESEM’lerde yaşanan kaza ve iş cinayetlerine yönelik veriler ilk kez resmi ağızdan paylaşıldı. Veriler, çarpıcı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.
BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı kapsamında bin 348 kaza meydana geldi. Kazaların 10’u, öğrencilerin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Sermaye için
Bakan Tekin’in sinyalini verdiği sistem değişikliğine yönelik hazırlığın detayları, öğrencilerin, “Çocuk işçiliğine” yönlendirilmeye devam edeceğini ortaya koyuyor. MEB kaynakları, 4+4+4 olan eğitim sisteminin üçüncü dört yıllık kısmının üç yıla düşürüleceğini savunuyor. Bakanlığın, “Toplumdaki talep” doğrultusunda hazırlandığını öne sürdüğü taslak çalışma ile öte yandan, lisans eğitiminin süresinin de üç yıla indirilebileceği belirtiliyor.
Hemen her adımın sermaye için atıldığı mesleki eğitimde de köklü değişiklikler yaşanacağı kaydediliyor. Öğrencilerin, ortaokulda haklarında tutulan rehberlik dosyaları kapsamında akademik eğitim ya da mesleki eğitime yönlendirileceği, mesleki eğitimdeki öğrencilerin ise “zaman kaybettirilmeden” sahaya sürüleceği iddia ediliyor. Bu kapsamda, “tecrübe kazanma” gerekçesiyle öğrencilerin, 15 yaşından önce çıraklığa yönlendirileceği öne sürülüyor. Mesleki eğitime yönlendirilen öğrencilerin emeklilik sigortası için işletmelere verilecek devlet desteği için de çalışmalar yürütüleceği dile getiriliyor.

Çocukların iletişim becerilerini zayıflatıyor
İş cinayetleri ve ucuz işgücü tartışmalarıyla anılan mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrenci çırakların sosyal becerilerini mercek altına alan çalışmada da dikkati çeken tespitler yer alıyor. Milli Eğitim Dergisi’nde yayımlanan araştırmanın sonuçları, uzun saatler çalıştırılan ve haftada bir gün dahi izin yapamayan çocukların sosyal iletişim becerilerinin zayıfladığını ortaya koyuyor.
MEB “Mesleki Eğitim Merkezlerine Devam Eden Çırakların Sosyal Becerilerinin İncelenmesi” isimli çalışmada, 14-18 yaş grubu çırakların aile, iş ortamı, yaşadıkları sosyokültürel ortam ve akran çevresinden sosyal beceriler konusunda yeterli destek alamadıkları belirtiliyor. Çıraklık yapan çocukların genel itibarıyla “nitelikli çevre”ye sahip olmadıkları kaydediliyor.

]]>
Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz! https://yenidunya.org/genclik/33154/egitim-is-egitim-haktir-pazarlik-konusu-yapilamaz/ Wed, 01 Oct 2025 10:27:36 +0000 https://yenidunya.org/?p=33154 Çocukların eğitim süresi azalıyor, çocuk işçiliği patlıyor!

Eğitim-İş, çocuk işçiliği araştırmasını açıkladı.
Araştırmada, çocukların eğitim sürecinin her yıl azaldığı vurgulanırken, “…ya hiç okula gitmiyor, ya da okulda kalacak kadar korunamıyor.” denildi.

Çocuk işçiliği patladı
TÜİK ve MEB verileri, Türkiye’de eğitimin çöküşünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Muhtemel Eğitim Süresi (MES) – yani okula başlayan bir çocuğun mevcut okullaşma oranları sabit kalırsa eğitimde geçirmesi beklenen süre – 2022 yılında 18,2 yıl iken, 2023’te 17,9’a, 2024’te ise 17,2 yıla gerilemiştir. Daha çarpıcı olan, zorunlu eğitim için hesaplanan MES’in 2024’te 11,9 yıla düşerek 12 yıllık zorunlu eğitimin bile altına gerilemesidir.

Eğitim-İş: Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

•2022-2023 döneminde 442 bin, 2023-2024 döneminde 612 bin çocuk zorunlu eğitim dışında kalmıştır.
•Çocuk işçi sayısı 2022’de 619 bin, 2023’te 759 bin, 2024’te ise 869 bine yükselmiştir.
MES, çocukların gerçekten mezun olup olmadığını ya da nitelikli öğrenim görüp görmediğini ölçmez; yalnızca kayıtlı kalma süresini tahmin eder. Daha yüksek sayılar bazen eğitim sisteminin daha uzun sürmesinden, bazen de öğrencilerin sınıf tekrarına zorlanmasından kaynaklanabilir. Yani “uzun eğitim süresi” tek başına başarı değil; tersine, tekrarlar ve okulda kalma sorunlarıyla da ilgili olabilir.

Türkiye’de bu göstergenin düşüşü, yalnızca okul dışında kalan çocukların arttığını değil, aynı zamanda çocuk işçiliğinin patladığını da kanıtlıyor. Kısacası, çocuklar ya hiç okula gitmiyor, ya da okulda kalacak kadar korunamıyor.

Çocukların geleceği gasp ediliyor
Artan yoksulluk, derinleşen ekonomik kriz ve iktidarın yanlış politikaları nedeniyle çocuklar eğitimden koparılıyor. Zorunlu eğitim kâğıt üzerinde varlığını sürdürürken, gerçekte çocuklar ucuz işgücü pazarına mahkûm ediliyor. Böylece en temel hakları olan eğitim ellerinden alınıyor.

Bu tablo, “eğitimde yol alıyoruz” masalının çöktüğünü gösteriyor. TÜİK ve MEB verileri, iktidarın kendi resmi istatistikleriyle bile yalanlandığını ortaya koyuyor. Tarikat protokolleriyle gericileştirilen, rant uğruna kamusal niteliği zayıflatılan eğitim sistemi, çocukları okulsuz ve geleceksiz bırakmaktadır.

Her yıl daha fazla çocuğun eğitim dışında kalması yalnızca bir eğitim sorunu değil; aynı zamanda çocuk hakları ihlali ve toplumsal bir yaradır.

Biz bu tabloyu asla normalleştirmeyeceğiz.
•Çocukların yeniden okula dönmesi,
•Çocuk işçiliğinin engellenmesi,
•Eşit, laik ve kamusal eğitimin güçlendirilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Eğitim haktır, pazarlık konusu yapılamaz!

]]>
2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/33121/2024-2025-egitim-ogretim-yilinda-en-az-72-cocuk-isci-hayatini-kaybetti/ Fri, 19 Sep 2025 10:41:39 +0000 https://yenidunya.org/?p=33121 Mesleki eğitime değil çocuk işçiliğe karşıyız…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), yeni öğretim yıl başlangıcı ile “Çocuk İşçiliği” raporu hazırladı.
İSİG raporunda 2024-2025 öğrenim döneminde yaşanan çocuk işçi cinayetleri ve öneriler yer aldı. Raporda MESEM programı için “Mesleki eğitim, sermaye için ucuz işçiliktir” denildi.

“Bir çocuğun bile burnunun kanaması kabul edilemez”
Raporda şunlar yer aldı:
Yeni eğitim öğretim yılı 8 Eylül Pazartesi günü başladı. Öncelikli olarak çocuklarımıza, gençlerimize başarılar diliyoruz…
Bu yıl iki çocuk işçilik raporu hazırladık. 28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü’nde “Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye” ekseninde Ankara, Kocaeli ve İstanbul’da kitlesel basın açıklamaları yaptık. Temel amacımız, çalışma yaşının hızla 18 yaşın altına çekilmesine ve bunun normalleştirilmesine; çocukların tarımda, sanayide, inşaatta, sokakta çalışırken ölmesine; MESEM adı altında mesleki eğitimle alakası olmayan bir uygulamanın yüzbinlerce çocuğu ucuz ve güvencesiz işçi yapmasına… özetle devlet ve sermayenin çocuk işçilik politikalarına dikkat çekmek ve buna karşı mücadele etmekti. Çünkü bizim için Türkiye’de bir çocuğun bile burnunun kanaması veya mutsuz olması kabul edilemez.
Aşağıda 2024 Eylül-2025 Ağustos eğitim öğretim yılında meydana gelen çocuk işçi ölümleri üzerinden bazı değerlendirmeler yapacağız. Okul dönemleri Bakanlık tarafından güllük gülistanlık gösterilse de olumsuz anlamda önemli değişimler var.

Son bir yılda en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti
Yüzde 25’ini yerel kaynaklardan ve bize gelen bildirimlerden öğrendiğimiz kadarıyla 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde en az 72 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Yani bu eğitim-öğretim yılında bir evvelki eğitim-öğretim dönemine göre çocuk işçi ölümü yüzde 10 arttı. (Geçen dönem 66 çocuk işçi hayatını kaybetmişti) Bu durum çocuk işçiliğinin yoksulluk-güvencesizlik ekseninde derinleştiğinin önemli bir göstergesidir.
Her ne kadar yasalarımızda belli tanımlamalar olsa da (15-18 yaş genç işçilik) bizler uluslararası tanımı baz alıyoruz. Çocuk işçi olarak kastettiğimiz yaş grubu 18 yaşını doldurmamış olan çocuklarımız. (Daha evvel çıkardığımız raporlarda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik.) Bunun yanında resmi bir kurum olmamamızın getirdiği kısıtlardan dolayı ölen çocukların yaşını ay ve gün olarak tespit etmemiz mümkün değil. Basında yer alan 18 yaşında ölen işçileri “yaşını doldurmuş” olarak kabul ediyoruz. Ancak bazen yaşını doldurmamış olan çocuklar için de 18 yaşında denebiliyor. Bu yüzden ayrıca 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde 18 yaşında olan 14 işçinin daha hayatını kaybettiğini belirtmeliyiz. Bu işçilerin de bir kısmı “çocuk işçi” tanımlaması içinde yer alabilir…

Çocuk işçiliğinin ana omurgası kırlardan kentlere kaymıştır
Son bir yılda tarım sektöründe 20 çocuk (14 işçi ve 6 çiftçi), sanayi sektöründe 19 çocuk, inşaat sektöründe 17 çocuk ve hizmet sektöründe 16 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Oransal olarak baktığımızda tüm çocuk işçi ölümlerinin yüzde 28’i tarımda meydana geldi. Haziran ayında açıkladığımız son 12 yılı kapsayan çocuk iş cinayetleri raporunda ise bu oran ortalama olarak yüzde 53’tü. Yani ilk raporlarımızı çıkardığımız dönemde (2013-2014 yıllarında) yüzde 65 civarında olan tarımdaki çocuk işçi ölüm oranı bugün yine ilk sırada olmasına rağmen yüzde 28’e gerilemiş durumda.
Tabi, bu noktada kırsal yoksulluk bitmediği gibi derinleşerek devam ediyor, altını çizelim. ILO ve Almanya Çalışma Bakanlığı Heyetleri tarımda çocuk işçiliğini önleme amacıyla lanse edilen, devlet yetkilileriyle kol kola poz verdikleri Karadeniz ziyaretleri basında yer alırken tarımda ölen 20 çocuk görülmüyor. Hayali, bisiklet almak olan 12 yaşındaki Harranlı fındık işçisi Zeliha’nın yaşını araştırmalarımız sonucu bir ay sonra öğrenebildik. Ya beraber öldükleri 13 yaşındaki İbrahim ve 16 yaşındaki Abdullah’ın çocuk oldukları bilgisi paylaşıldı mı? 40-50 derece sıcakta çalışırken serinlemek veya banyo yapma ihtiyacını karşılamak için dereye giren tarım işçisi çocuklar ölüyorlar. Onlar için ne yaptılar? PR yapmayın! Tarım işçisi çocukları yaşatmak için çalışın!
Diğer yandan güncel olarak belirleyici husus çocuk işçiliğin merkezinin artık kentler olmasıdır. Özellikle pandemi süreci ve 2021’in sonbaharında belirginleşen ekonomik kriz kentsel yoksulluğu yaygınlaştırıp derinleştiriyor. Bu durum özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor. Artık çocuk işçiler her yerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği “görünür” kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman veya suçtan uzak tutmak argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılıyor” ve sömürü ile ölümler maskeleniyor.

MESEM programına dair kısa bir hatırlatma
MESEM 2016 yılı sonuna kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindedir. Yani (4+4+4 modeliyle birlikte) eğitim sisteminin içine daha fazla entegre edilmiş ve kitleselleştirilmiş bir çocuk işçilik sisteminden bahsedebiliriz. MESEM kapsamındaki öğrencilerin 505 binini 18 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Yani çocuk işçilik “bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma” uygulamasıyla meşrulaştırılıyor. Diğer yandan MESEM’ler sermayenin ucuz emek rezervlerini doldurmanın dışında doğrudan patronlara finansman desteğinin de bir aracıdır. MESEM’li işçi-öğrencilere verilen cüzi ücretler de kamu kaynaklarından karşılanmaktadır.
MESEM aracılığıyla ortaokulu bitiren öğrencileri örgün eğitimden kopararak haftanın (resmi olarak) dört günü bedava işgücü olarak patronların sömürüsüne sunan MEB, 2024 yılı yaz döneminde 18 şehirde “beceri geliştirme programı” adı altında 7. ve 8. sınıftan itibaren tüm öğrencilerin katılabileceği “zanaat atölyeleri” açmıştı. Bu adımı da Bursa, Sivas, Konya ve Burdur’da açılan “mesleki ortaokulları” takip etmişti. (Kesintisiz 8 yıllık eğitimin 4+4 olarak bölünmesindeki en önemli amaç İmam Hatip ortaokullarının açılmasıydı. Mesleki ortaokulları bu bölünmenin diğer ayağını oluşturdu.) Bu okulların önümüzdeki dönem yaygınlaştırılması hedefleniyor ve böylece mesleki eğitim yaşı 10 yaşa düşürülüyor…
Son iki eğitim-öğretim yılında MESEM adı altında sanayide veya inşaatlarda çalışırken en az 15 öğrenci/çocuk işçinin hayatını kaybettiğini hatırlatalım. (Ayrıca aynı dönemde MTAL, Ticaret, Denizcilik vb. liseler kapsamında staj yaparken hayatını kaybeden en az 7 çocuk işçi daha var.)

Mesleki eğitim, sermaye için ucuz işçiliktir
Bu noktada çocuk emeğinin yasallaşması ve formel niteliğe kavuşturulması Türkiye kapitalizminin agresif büyüme stratejisinin bir sonucu olduğu kadar, makro ekonomik göstergelerin bozulduğu, şirket iflaslarının ve finansman sorunlarının arttığı bir dönemde emek yoğun sektörlerin işçilik maliyetlerini düşürmenin yöntemlerinden biridir. Çocuk emeğini OSB’lerde, fabrikalarda, atölyelerde, imalathanelerde “meslek öğretme”, “meslek edindirme” gerekçeleriyle yaygınlaştırma, “kötü eğitim politikaları” ya da “kötü ekonomi yönetimi”nin neden olduğu “dönemsel” ya da “arızi” bir durum olmaktan ziyade, kapitalizmin genetik kodlarında yer alan çocuk sömürüsünün sermayenin güncel ihtiyaçlarına göre yeniden canlanmasıdır.

2024-2025 eğitim öğretim yılında en az 72 çocuk işçi hayatını kaybetti

Çocuk işçi sayısı 3-4 milyon
TÜİK verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma sıklığı her geçen yıl yükselirken 2024 yılında yüzde 24,9’a ulaştı. Yani 970 bin çocuk işçi olduğu açıklandı. Ancak bu sayıya 505 bin MESEM’li çocuk, bu yaş grubunda çalışan kayıt dışı çalışan çocuklar (özellikle mevsimlik tarım işçileri) ve 15 yaş altı çalışan çocuklar dahil değil. Bu çocukları da eklediğimizde Türkiye’de çocuk işçi sayısının 3-4 milyona ulaştığının altını çizmeliyiz.

OVP; Kamu yararından önce sermayenin ihtiyaçları
Orta Vadeli Program, Kalkınma Planı ve Ulusal İstihdam Stratejisinde mesleki eğitim politikaları
Türkiye kapitalizmi, düşük ve orta teknolojili meta üretimine ve hizmet ihracatına dayalı birikim rejimi eşliğinde büyürken güvencesiz emek havuzunu da genişletmeye çalışıyor. Burada temel hedeflerden birisi de 18 yaş altı çocukların işçileştirilmesidir. Bu hedef Orta Vadeli Program (OVP), Kalkınma Planı ve Ulusal İstihdam Stratejisi gibi belgelerde ifade edildi.
OVP (2026-2028), IMF programı olarak yapılanan ancak o isimle anılmayan bir programdır. Burada çocuk işçiliği eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Eğitim sektörünün özelleştirilmesine paralel mesleki eğitim de doğrudan sermayenin ihtiyaçlarına göre kurgulanıyor, OSB’ler içinde kamu ve özel statülü meslek liselerinin açılması aşamaları tamamlanıyor.
Mesleki ve teknik eğitim müfredatının özel sektörle işbirliği içerisinde güncelleneceği; staj ve işbaşı eğitimi programlarının yaygınlaştırmasını sağlayacak şekilde yönetim ve finansman konularında özel sektöre daha çok rol ve görev verileceği; içerikte kamu yararından önce sektör ihtiyaçlarının gözetileceği; mesleki ve teknik eğitim başta olmak üzere tüm örgün ve yaygın eğitim programlarında beşeri sermayenin yeniden yapılandırılacağı; gençler başta olmak üzere işgücü verimliliğinin yükseltilmesine yönelik aktif işgücü politikalarının yürürlüğe konacağı OVP’de belirtilmektedir. Buradaki anahtar kavram “çalışmanın fazileti”dir.

MESEM: Sermaye için “ucuz emek”
Türkiye kapitalizminin yol haritası niteliğindeki 12. Kalkınma Planı’nda ise (2024-2028) mesleki eğitimde kamu-özel sektör işbirliğinin artırılacağı, meslek liseleri ve meslek yüksekokullarının yönetiminde özel sektörün daha etkin rol alacağı açıkça vurgulanıyor. Buradaki anahtar kavram ise “makbul vatandaşlık”tır.
OVP ve Kalkınma Planındaki ana hattı Ulusal İstihdam Stratejisi (2025-2028) metninde de görmek mümkün. Mesleki ve teknik eğitim veren özel okullara yönelik teşviklerin sektörel ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenerek sürdürüleceği, OSB’ler ve Teknoparklar içinde mesleki eğitim merkezleri açılacağı belirtiliyor.
Mesleki beceri kazanmak ve meslek öğrenmek, neoliberal düzenleme tarzının hakim olduğu, kamunun parçalandığı, özel sektörün idarenin tüm kurumlarında ve kademelerinde karar-verici merciye dönüştüğü bir toplumsal yapıda sadece ve sadece “ucuz emek” anlamına gelir.
MESEM ve politika metinlerinde anılan tüm çocuk emeği programlarının odak noktası, emek yoğun üretimin çekirdeğinde yer alan Taylorist etüt ve çalışma rutinleri aracılığıyla küçük yaştaki öğrenci-işçileri üretimin bilgisinden koparıp vasıfsızlaştırırken, çocukların kendisini değersiz görmesini sağlamak, daha itaatkar sosyal yapı oluşturmaktır. Sermayenin işyeri merkezli denetim ve kontrol teknikleri ideolojik egemenliğinin pedagojik ve asli unsurlarından birisidir.

2025-2026 eğitim öğretim yılı başlarken taleplerimiz
1- Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Mesleki eğitime karşı değiliz ama yoksul çocukları 10 yaşından itibaren ucuz emek haline getiren, çocukluklarını yaşatmayan, köle gibi çalıştıran, iş cinayetlerinde öldüren adına mesleki eğitim denilen ucube düzenlemelere karşıyız. MESEM’ler bir eğitim-öğrenim işlevi görmemektedir. MESEM’li çocuklar işi bedava ve ağır koşullarda çalıştırılarak öğrenmektedir. Bu anlamda MESEM’leri revize etmek imkansızdır. MESEM’ler kapatılmalıdır.
2- Eğitim her kademede tamamen parasız olmalı, 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmeli ve müfredat aklın ve bilimin ışığında yenilenmelidir. Sorun, zorunlu eğitimin kaç yıl olacağı tartışmasında değil tam da buradadır. Yine Türkiye çapında okullarda bir öğün yemek verilmeli ve yoksul çocukların ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Ulaşım sorunlarına çözüm oluşturulmalıdır. Okulların diğer tüm ihtiyaçları karşılanmalı, öğretmen atamaları yapılmalıdır. Bütçede eğitime aktarılan kaynak artırılmalıdır.
3-Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir. Suça sürüklenen çocuklar tartışmasındaki duruşumuz bu bakış açısıyla somutlaşacaktır. Acil yapmamız gereken yaşam alanlarımızda çeteleşmeye karşı örgütlenmek ve alternatif bir yaşamı örmektir.
4- Çocuk işçiliğe, geleceksizleştirmeye, paralı eğitime karşı işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası olduğu bilinciyle güçlü bir gençlik hareketi oluşturulmalı ve bu süreçten etkilenen her yaş grubu örgütlenmelidir. Bu noktada bizler üzerimize düşeni yaparken ve gençlerimizin attığı-atacağı adımların da yanında olacağımızı belirtmeliyiz…
Bizler; çocuk işçiliğinin yasaklanması, mesleki öğrenimin çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanması ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olması gerektiğini biliyoruz. Ancak bunları sistem içinde ifade etmenin de tek başına bir anlam ifade etmediğinin bilincindeyiz. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor…

]]>
Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32762/egitim-haktir-cocuk-isciligi-suctur/ Thu, 12 Jun 2025 10:35:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32762 Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü nedeniyle “Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı.
Eğitim-İş, açıklamasında, “MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.” denildi.

Eğitim haktır, çocuk işçiliği suçtur!
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 2002 yılında 12 Haziran’ı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, dünya genelinde milyonlarca çocuğun tehlikeli ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılmasına karşı toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla her yıl çeşitli etkinliklerle anılmaktadır.
Anayasanın 41. maddesi, “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” derken; 50. maddesi de “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” diyerek çocukların istismardan korunmasını güvence altına almaktadır.
Ne var ki bugün, çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. AKP iktidarı, tarikat ve cemaatlerle iş birliği içinde çocukları karanlığa mahkum ederken, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri sayesinde çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın yolunu açmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim politikalarını çocukların ve ülkenin yararına değil, sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte; sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak adına zorunlu eğitimin süresini dahi tartışmaya açmaktadır. Bu yönelim, çocukların eğitim hakkını gasp eden uygulamaların önünü açmakta; yoksulluğu derinleştirerek eğitimde eşitsizliği büyütmekte ve yoksul halk kesimlerini nesilden nesile işçiliğe mahkum etmektedir.

“MESEM çocuk sömürüsüdür”
MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri), çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran, kamu kaynaklarını sermayeye aktaran bir sömürü aracına dönüşmüştür.
Uygulamanın başladığı günden bu yana, çocuklar örgün eğitimden koparılmakta ve MESEM çatısı altında işyerlerinde adeta kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır. Bu sistem, çocukların eğitim hakkını, sağlığını ve güvenliğini hiçe sayarak yalnızca iş dünyasına ucuz iş gücü sağlamaya hizmet etmektedir.
MEB’in kendi verilerine göre bugün 505 bin çocuk MESEM kapsamında çalışmaktadır. Bu çocuklardan bugüne kadar 14’ü hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Bu tablo, çocuk emeğinin sistematik sömürüsü karşısında devletin nasıl sorumluluktan kaçtığını gözler önüne sermektedir. Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta “çocuk işçi bulma kurumu”na dönüşmüştür. Bir yandan çocuklara bir öğün yemek dahi çok görülürken, diğer yandan kamu kaynakları çocukların değil, patronların çıkarları doğrultusunda kullanılmaktadır.
Bugün okul çağında olmasına rağmen 1 milyon 584 bin çocuk eğitim dışındadır. Sokakta, tarlada, atölyede, fabrikada çalışmak zorunda kalan; istismarın, şiddetin, erken yaşta evliliğin kurbanı olan milyonlarca çocuk gerçeğiyle karşı karşıyayız. TÜİK’in verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükseldi. MESEM’e kayıtlı çocuklar, TÜİK’in açıkladığı kayıtlı çocuk işçiler ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dikkate alındığında çocuk işçi sayısı en az 2 milyondur.
Oysa her çocuk; ayrım gözetmeksizin, sağlıklı ve güvenli ortamlarda, eşit, parasız, bilimsel ve laik bir eğitim alma hakkına sahiptir. MESEM gibi projeler, bu hakkı ortadan kaldırmakta; eğitim yerine emeğin sömürüsünü, çocuk yerine sermayeyi koruyan bir sistem inşa etmektedir.

Çocuk sömürüsüne sessiz kalmayacağız!
Bu karanlık tablo karşısında taleplerimiz nettir:
-MESEM uygulaması derhal sonlandırılmalı, çocukların eğitim hakkını ve güvenliğini esas alan politikalar hayata geçirilmelidir.
-Çocuk işçiliğine karşı etkili, bağımsız ve düzenli denetimler yapılmalıdır.
-İhmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri ve işverenler yargı önüne çıkarılmalıdır.
-Çocukların sadece okullarda, güvenli ortamlarda gelişimini destekleyen, kamusal eğitimi temel alan sosyal politikalar öncelik haline getirilmelidir.
-Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi, çocukları patronların insafına terk etmek değil; onların geleceğini, güvenliğini ve eğitim hakkını korumaktır.
-Çocuk işçiliğine karşı durmak, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için verilmesi gereken en temel mücadeledir. Halkın vergileriyle oluşan bütçeyi sermayeye aktarmak yerine, o kaynak eğitimin kamusal niteliğini güçlendirmek için kullanılmalıdır.
Çocuklarımızı sömüren bu düzene sessiz kalmayacağız.

]]>
Son on iki buçuk yılda en az 770 çocuk çalışırken hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/32757/son-on-iki-bucuk-yilda-en-az-770-cocuk-calisirken-hayatini-kaybetti/ Thu, 12 Jun 2025 09:52:53 +0000 https://yenidunya.org/?p=32757 Bugün 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü… Çocuklarımızın okuması, oynaması, gezmesi, ruhsal ve fiziksel gelişimlerini tamamlaması, sağlıklı ve güvenli yaşaması gerekirken son dönemde derinleşen yoksulluk temelinde (özellikle devlet eliyle de) hızla ve öğrenci, çırak, stajyer adlarıyla işçileştiriliyorlar. Bunun sonucu olarak her yıl en az 60-70 çocuk işçiyi iş cinayetlerinde kaybediyoruz; binlerce yaralanma, uzuv kaybı, ruhsal ve fiziksel gelişime vurulan darbeler gözükmüyor bile…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG, “12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü” nedeniyle Türkiye’de çocuk işçi cinayetleri gerçeğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı.
Rapora göre;
“2013 yılında en az 59 çocuk işçi, 2014 yılında en az 54 çocuk işçi, 2015 yılında en az 63 çocuk işçi, 2016 yılında en az 56 çocuk işçi, 2017 yılında en az 60 çocuk işçi, 2018 yılında en az 67 çocuk işçi, 2019 yılında en az 67 çocuk işçi, 2020 yılında en az 67 çocuk işçi, 2021 yılında en az 62 çocuk işçi, 2022 yılında en az 62 çocuk işçi, 2023 yılında en az 54 çocuk işçi, 2024 yılında en az 71 çocuk işçi ve 2025 yılının ilk beş ayında en az 28 çocuk işçi olmak üzere, 2013-2025 yılları döneminde en az 770 çocuk işçi hayatını kaybetti…”

Son on iki buçuk yılda en az 770 çocuk çalışırken hayatını kaybetti

“MESEM devlet eliyle işçileştirmedir!”
•Ölen çocuk işçilerin 261’i (yüzde 34) 5-14 yaş arasında, 509’u (yüzde 66) 15-17 yaş aralığında. Yani Türkiye’de çalışması yasak olan yaşlarda çalıştırma, tehlikeli işkollarında çalıştırma ve denetimsizlik had safhada.

•5-14 yaş arasındaki çocuk işçilerin hemen hemen tamamı kayıt dışı, sayıları yüzbinlerce ve büyük çoğunluğu mevsimlik tarım olmak üzere, sokakta, tekstil-gıda-metal atölyelerinde ve inşaatlarda çalışıyorlar. 15-17 yaş grubunda ise yine başat çalışma alanı mevsimlik tarım olsa da son yıllarda bu yaş grubunda çalışma şehirlere (sanayi-inşaat-hizmetler) akıyor. Bunun temel nedeni devlet eliyle (örneğin MESEM) işçileştirmedir. Diğer bir önemli neden de başta büyükşehirler olmak üzere Türkiye’nin 81 şehrindeki OSB’lerin açılması, yaygınlaştırılmasıdır. Yani ucuz işçilik ihtiyacıdır; asgari ücretin altında alan, çoğunlukla sigortasız, uzun-yoğun-aşırı çalışan, sendikasız ve hakkını aramayı bilmeyen bir işçi kitlesi…

•Genel işçi kitlesi ve iş cinayetlerine göre çocuk işçilerde kızçocuk-genç kadın ve göçmen ölümleri çok daha fazladır. İş cinayetlerinde tespit edebildiğimiz kadın işçi ölüm oranı yüzde 7, göçmen işçi ölüm oranı yüzde 5’tir. Ancak 5-14 yaş grubunda ölen çocuk işçilerin yüzde 20’si kız çocuğu ve yüzde 12’si göçmen çocuktur. 15-17 yaş grubunda ise ölen çocuk işçilerin yüzde 11’i genç kadın ve yine yüzde 11’i göçmendir (ve büyük çoğunluğunun Suriyeli olduğunu belirtelim).

•Yine yaş gruplarına dair altını çizmemiz gereken bir husus var. Özellikle daha evvel paylaştığımız raporlar sonrası “5-6 yaşında işçi olur mu” diye itirazlar geldi. Ancak TÜİK’in çocuk işçi raporunun da 5-17 yaşı kapsadığı unutuluyor? Yani devletin kurumu bile bu yaşta çocuğun çalıştığını açıklarken itiraz edilen nedir? Daha iyi anlaşılması için açıklayalım. Son on iki buçuk yılda 5-9 yaş aralığında en az 53 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini tespit etmişiz. Bu çocuklar elbette fabrikalarda ya da inşaatlarda çalışmıyor ama tüm toplum tarafından da görülmüyor ve bazen “dilenci” ya da “mevsimlik tarım işçisi ailenin çocuğu” diye geçiştiriliyor. Oysa bu yaş grubundaki çocuklarda çobanlık yapan var; ailesiyle beraber mevsimlik tarım işçisi olan (yardımcı, toplayıcı) var, buna özellikle kız çocuklarının çadırda bebek bakımı ve yemek işleri yapmasını da ekleyelim; sokakta mendil satan, atık kağıt toplayan, araba camı silen var…

•10-14 yaşlarında ise yoğun bir mevsimlik tarım işçiliği ve sokakta çalışma devam etse de 10-12 yaşlarından itibaren tekstil ve metal atölyelerinde çalışan çocukları görüyoruz. 13-14 yaşlarından itibaren tarım, inşaat, sanayi ve hizmetlerde çalışan sayıları yüzbinlere ulaşan bir çocuk işçi kitlesi oluşuyor. 15-17 yaş grubunda ise bu sayı daha da kitleselleşiyor ve tarım başta olmak üzere konaklama, ticaret, inşaat, metal, tekstil, gıda ve konaklama gibi işkollarında çalışan milyonu aşkın çocuk işçi gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

•Çocuk işçi ölüm nedenleri de yukarıdaki tabloya bağlı olarak şekilleniyor. 5-14 yaş ve 15-17 yaş grubunda trafik ve servis kazaları birinci sırada geliyor. Çünkü mevsimlik tarım işçisi olan çocuklar tıka basa dolu minibüslerde, traktör kasalarında veya açık kasa kamyonetlerin yaptıkları kazalarda yollara savrulmaktalar. Buna bir de son dönemde artan moto kurye çocukların ölümlerini de eklememiz gerekir.

•Özellikle 5-14 yaş çocuk işçi ölümlerinde önemli bir neden boğulmalardır. Mevsimlik tarım işçisi çocuklar içme suyu veya genel kullanım için ihtiyaç olan suları derelerden ve su kanallarından sağlamaktadır. Ayrıca yazın 40 dereceyi aşan sıcaktan korunmak ve yine yıkanma ihtiyacı için girilen bu derelerde ve su kanallarında çocuklar boğulmaktadır.

•15-17 yaş grubunda ezilmeler metal, gıda, tekstil, inşaat ve kimya işçisi; yüksekten düşmeler inşaat işçisi çocukların sıkça karşılaştığı bir ölüm nedenidir. Ölmediklerinde de uzuv kaybı, kırılma gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır.

•Şiddet ise korunmasız olan çocukların (özellikle 5-14 yaş) tarımda, işyerlerinde ve sokakta karşılaştıkları bir ölüm nedenidir. Çocuk işçiler için maruz kalınan fiziksel ve psikolojik şiddet çoğu zaman gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.

•Çocuk işçi ölümlerinin en çok meydana geldiği şehirler ise sırasıyla 5-14 yaş grubunda Gaziantep, Şanlıurfa, Konya, İstanbul, Samsun ve Adana; 15-17 yaş grubunda ise İstanbul, Şanlıurfa, Adana, Gaziantep, Antalya ve Konya’dır. İki yaş grubunda da beş şehrin kesişmesi tesadüfi değildir. Şanlıurfa tarımın merkezidir ve eklemek gerekirse birçok şehirde de ölen mevsimlik çocuk işçilerin memleketlerinde ilk sırada Şanlıurfalılar vardır. Şanlıurfa’nın 2 milyon 200 bini aşan nüfusunun yaklaşık 1 milyonu çocuktur ve mevsimlik tarım işgücünün ana kaynağıdır. İstanbul ise sanayi, inşaat ve hizmetlerin beşiğidir. Gaziantep, Adana ve Konya’da ise hem tarım hem sanayide çalışan çocuk sayısı çok fazladır.

Son on iki buçuk yılda en az 770 çocuk çalışırken hayatını kaybetti

Çocuk işçiliği ile mücadeleye!
Çocuk işçiler tarım sektöründe ailesiyle birlikte mevsimlik olarak ücretli veya tarlasında çalışanlardır, çocuk işçiler haftanın bir günü okulda dört günü işyerinde olan MESEM adı altında çalışanlardır, çocuk işçiler kentlerin varoşlarında aile içi emek kapsamında ücretsiz çalışanlardır, çocuk işçiler iş öğrensin diye yaz tatilinde çalışanlardır, çocuk işçiler harçlığını kazansın diye tanıdığın yanına verilenlerdir, çocuk işçiler sokakta mendil satan veya kağıt toplayanlardır, çocuk işçiler okulu bırakıp sanayide çalışanlardır, çocuk işçiler paket servisi yapan moto kuryelerdir …
Ama çocuk işçiler sistematik olarak Türkiye kapitalizminin daha ilköğretim çağındayken bile acımasız üretim çarklarına soktuğu oyun alanlarından koparılan çocukluğunu, gençliğini ve sağlığını işyerlerinde bırakan bu ülkenin geleceğidir. Kesinlikle geçici bir olgu değil bilinçli sistematik bir ucuz emek sömürüsüdür.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Uluslararası Aile Forumu’nda 2025 yılının Aile Yılı ilan edilmesi ile yetinmeyip tekrar Türkiye’deki doğum hızı düşüşüne dikkat çekmesi, bu durumun savaştan bile tehlikeli olduğunu söylemesi ve “2026-2035’i aile ve nüfus 10 yılı ilan ediyoruz” demesi işte bu yüzdendir. Bu politika 2012 yılında Koç’un “Meslek lisesi memleket meselesidir” projesinin devamıdır.
Yani Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Sermaye için çocuk işçilik elzem olarak görülmektedir. Tam da bu noktada (ilerleyen günlerde alt başlıklarını açacağımız) üç temel talebimiz var:
1-Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır.

2-Eğitim her kademede parasız olmalı, müfredat bilimin ışığında ve yaşam ile bağı kuran bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

3-Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir.
Ancak bunları sistem içinde ifade etmek tek başına bir anlam ifade etmiyor. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor. Bu noktada “Çocuk İşçiliği İle Mücadele” ekseninde örgütlenen, orta-uzun vadeye dayalı, her kesimin kendi özgünlüğü ile katıldığı bir “Koordinasyon” çalışmasının başlatılması acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır. İSİG Meclisi olarak bizler de gereken sorumluluğu alacağız…

]]>
İSİG: Nisan ayında en az 152 işçi hayatını kaybetti https://yenidunya.org/emek-gundemi/32604/isig-nisan-ayinda-en-az-152-isci-hayatini-kaybetti/ Thu, 08 May 2025 10:01:25 +0000 https://yenidunya.org/?p=32604 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi İSİG, “İş Cinayetleri Nisan 2025” raporunu açıkladı.
Rapora göre, Nisan ayında en az 152 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk dört ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 178, Şubat 124, Mart 157, Nisan 152) 611’e ulaştı.

İSİG raporunda, nisan ayı iş cinayetleri ile ilgili şu veriler yer aldı:
•Nisan ayında inşaat, tarım, taşımacılık, ticaret/büro/eğitim/sinema ve metal işkollarındaki ölümler ilk sıralarda yer alıyor. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 49 işçi, hizmette 37 işçi, inşaatta 35 işçi ve tarımda 31 işçi hayatını kaybetti.
•Tarımda orman işçileri, sanayide ve inşaatta kayıtdışı çalışanlar, uzun yol şoförleri; yatay kesen olarak güvencesiz çalışanlar en çok iş cinayetlerinde ölen işçilerdir.
•İnşaatlardaki yüksekten düşmeler işkolundaki ölümlerin yüzde 33’ünü, trafik kazası taşımacılık işkolundaki ölümlerin yüzde 90’ını, ezilmeler tarımdaki ölümlerin yüzde 48’ini oluştururken, kalp krizi/beyin kanaması nedenli ölümler hemen hemen her sektörde meydana geldi.
•İş cinayetlerinde ilk sıralarda yine İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirler var.
•Nisan ayında 8 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölen çocukların ikisi tarım, ikisi inşaat, biri maden, biri enerji, biri genel işler ve biri konaklama işkollarında çalışıyordu.
•İş cinayetlerinde ölenlerin 4’ü kadın işçiydi. Kadınlar tarım, tekstil ve genel işler işkollarında çalışıyordu.
•Nisan ayında 7 göçmen işçi (üçü Afganistanlı, ikisi Suriyeli, biri İranlı, biri Türkmenistanlı) hayatını kaybetti. Göçmen işçiler tarım, metal ve inşaat işkollarında çalışıyordu.
•Ölen işçilerin öğrenebildiğimiz kadarıyla 6’sı (yüzde 3,94) sendika üyesi, 146’sı (yüzde 96,06) sendikasız. Sendikalı işçiler metal, güvenlik, eğitim ve inşaat işkollarında çalışıyordu.

İSİG: Nisan ayında en az 152 işçi hayatını kaybetti

İş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı
İnşaat, Yol işkolunda 34 işçi; Tarım, Orman işkolunda 30 emekçi (15 işçi ve 15 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 13 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 11 işçi; Metal işkolunda 9 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 6 işçi; Madencilik işkolunda 5 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Enerji işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 12 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı
Ezilme, Göçük nedeniyle 29 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 28 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 26 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 23 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; Şiddet nedeniyle 3 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 2 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 2 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 21 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı
14 yaş ve altı 3 çocuk işçi,
15-17 yaş arası 5 çocuk/genç işçi,
18-29 yaş arası 20 işçi,
30-49 yaş arası 70 işçi,
50-64 yaş arası 38 işçi,
65 yaş ve üstü 9 işçi,
Yaşı belirlenemeyen 7 işçi hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin illere göre dağılımı
Nisan ayında Türkiye’nin 54 şehrinde ve yurtdışında dört ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleşti tespit edildi:
19 ölüm İstanbul’da; 7’şer ölüm Ankara ve İzmir’de; 6’şar ölüm Antalya ve Sakarya’da; 5 ölüm Şanlıurfa’da; 4’er ölüm Balıkesir, Kocaeli, Konya, Muğla ve Şırnak’ta; 3’er ölüm Aksaray, Aydın, Denizli, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Rize ve Sivas’ta; 2’şer ölüm Adana, Adıyaman, Bolu, Bursa, Çanakkale, Erzurum, Hakkari, Karabük, Kayseri, Manisa, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Samsun, Tekirdağ ve Van’da; 1’er ölüm Bilecik, Burdur, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, Isparta, Karaman, Kars, Kastamonu, Kütahya, Mardin, Siirt, Tokat, Trabzon, Zonguldak, Burkina Faso, Kuzey Kıbrıs, Slovakya ve Suudi Arabistan’da meydana geldi…

İSİG: Nisan ayında en az 152 işçi hayatını kaybetti

İSİG, nisan raporunda 28 Nisan “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü” nedeniyle çocuk işçiliği ile mücadele eylemlerinde yer alan basın açıklamaları yer aldı.

“Çocuk İşçiliğine, Çocuk Yoksulluğuna ve Çocuk İş Cinayetlerine Hayır!”
28 Nisan’da Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak Ankara Tabip Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası Ankara ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi ile birlikte hazırladığımız “Çocuk İşçiliğine, Çocuk Yoksulluğuna ve Çocuk İş Cinayetlerine Hayır!” basın açıklaması metni:
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre aşırı ve uzun çalışma süreleri, meslek hastalıkları, yetersiz işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri nedeniyle her yıl milyonlarca işçi çalışırken hayatını kaybediyor. Ülkemizde de son 23 yılda en az 33 bin iş cinayeti yaşandı.
Bizler; bu nedenle her 28 Nisan’da “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü”nde iş cinayetlerine ve meslek hastalıklarına yol açan sisteme itirazımızı ve çözüm önerilerimizi dile getiriyoruz. Bu yılki gündemimiz ise çocuk iş cinayetleri ve çocuk işçilikle mücadele ekseninde çocuk yoksulluğu ve çocuk sağlığıdır.

Çocuk yoksulluğu derinleşiyor!
OECD’ye göre ülkemizde ‘şiddetli yoksulluk’ içinde yaşayan en az 6 buçuk milyon çocuk bulunuyor. Her beş çocuktan biri yeterli beslenemiyor, her dört çocuktan biri okula aç gidiyor.
Geleceğimiz olan çocuklar yardımlara muhtaç hale geldi. ‘Sosyal ve Ekonomik Destek Programı’ kapsamında yardımlardan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı.

Çocuk yoksulluğu daha fazla çocuğu çalışma hayatına itiyor!
Kayıtlı çocuk işçi sayısı 1 milyon 372 bindir. 15-17 yaş grubundaki yaklaşık her dört çocuktan biri çalışma hayatında olup, yaz aylarında okulların kapanması ve mevsimlik işlerde çalışmayla birlikte çocuk işçi sayısı 2 milyona yaklaşıyor.
Çocuk işçiliğini yaygınlaştıran en önemli neden bunun bir politikaya dönüştürülmesidir. Emek yoğun sektörlerin ucuz işgücü ihtiyacını karşılamak amacıyla daha fazla çocuk yoksulluğa itiliyor, eğitimden kopuyor ve işçileşiyor. Yasal düzenlemelerle aday çıraklık yaşının 11-12’ye düşürülmesi, Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM) yaygınlaştırılması, çocuk çalıştıran işyerlerine finansman desteği gibi pek çok uygulamayla birlikte çocuk işçi sayısı da artıyor.

Okulda olması gereken çocuklar güvencesiz koşullarda çalışırken yaşamını yitiriyor!
Son 12 yılda en az 764 çocuk iş cinayeti gerçekleşti. Üstelik ölen çocuk işçilerin yaklaşık üçte biri 15 yaşının altındadır. 4 yaşında 5 çocuk, 5 yaşında 6 çocuk, 6 yaşında 5 çocuk çalışırken hayatını kaybetti.
İş cinayetleri son yıllarda kent merkezlerinde ve sanayi işkolunda yoğunlaşıyor. İktidarın uyguladığı ekonomik büyüme modelinin nüfusu kent merkezlerinde ve çeperlerinde toplaması, üretim bölgelerinin kentlerle iç içe geçmesi daha çok yoksul çocuğu güvencesiz ve güvensiz koşullarda işgücü piyasasına dahil ediyor.
İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığı işyerleri çocuklarımıza mezar oluyor!

Çocukların sağlığı da büyük risk altındadır!
Fizyolojik ve ruhsal gelişimi henüz tamamlanmamış, erken yaşta çalışmak zorunda kalan yoksul çocuklar meslek hastalıklarıyla ve yetersiz beslenmeden kaynaklı sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.
Ağır ve tehlikeli işkollarında güvencesiz çalışan çocuklarda
Kas ve iskelet sistemini, solunum, dolaşım, sinir sistemini etkileyen meslek hastalıkları, mesleki maruziyet kaynaklı deri hastalıkları, kanser türleri görülürken
Aynı zamanda yoksunluk ve yoksulluk içerisinde büyüyen bu çocuklarda
Yetersiz ve sağlıksız beslenmeden kaynaklı anemiler, vitamin eksiklikleri, raşitizm, bodurluk, bağışıklık sistemi zayıflaması, bilişsel gerileme ve öğrenme güçlüğü, diş çürükleri ve diş eti hastalıkları sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Çocuklarımıza aydınlık ve güvenli bir gelecek sunmalıyız!
Çocuk yoksulluğunu ve çocuk işçiliğini ortadan kaldırmak amacıyla sosyal adaleti güçlendiren politikalar yürürlüğe konmalıdır.
Çocuk işçilik yasaklanmalı; mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesinde sunulmalıdır.
Eğitim her kademede parasız olmalı, müfredat laik ve bilimsel bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Çocukların okula devamı desteklenmelidir.
Okullarda ve tüm eğitim kurumlarında kalori değerleri hesaplanarak en az bir öğün sağlıklı ve ücretsiz yemek verilmelidir. Tüm çocuklar sağlık hizmetlerine eşit ve ücretsiz erişebilmelidir.
Çocuklarımızın yeri fabrikalar, şantiyeler, atölyeler değil; okullar, parklar, oyun bahçeleridir. Birileri daha çok kazansın diye çocuklarımızın ömründen ve geleceğinden çalınmasına son verilmelidir. Gelecek çocuklarındır!

“Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye!”
28 Nisan’da İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak İstanbul Tabip Odası ve eş zamanlı olarak Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ile birlikte hazırladığımız “Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye!” basın açıklaması metni:
AKP’nin hükümet olup ilerleyen yıllarda hızla devletin merkezinde yer alışının 23. yılındayız. Bu dönemde hayata geçirilen tarım, sanayi, eğitim ve sosyal politikalar her geçen gün daha fazla çocuğun işçileşmesini beraberinde getirdi. Diğer yandan ise sanki “çocuk işçilik” yokmuş gibi bir hava verilerek bu sorun görünmez kılınmaya çalışıldı.
Ancak çocuk işçilik gerçeğini örtemezsiniz. TÜİK verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma sıklığı 2022’de yüzde 18,7 iken 2023’te yüzde 22,1’e ve 2024’te yüzde 24,9’a yükseldi. Yani 970 bin çocuk işçi olduğu açıklandı. Ancak bu sayıya 500 bin MESEM’li çocuk, bu yaş grubunda çalışan kayıt dışı çalışan çocuklar ve 15 yaş altı çalışan çocuklar dahil değil. Bu çocukları da eklediğimizde Türkiye’de çocuk işçi sayısının 3-4 milyona ulaştığının altını çizmeliyiz.
Çocuk işçilik gerçeğini en çıplak bir biçimde ortaya seren ise iş cinayetleridir. “Son on iki yılda en az 764 çocuk, daha evvel devletin eksik tuttuğu verileri de eklediğimizde de AKP’li yıllarda en az 1000 çocuk işçi hayatını kaybetti.”
Çocuk işçiler tarım sektöründe ailesiyle birlikte mevsimlik olarak ücretli veya tarlasında çalışanlardır, çocuk işçiler haftanın bir günü okulda dört günü işyerinde olan MESEM adı altında çalışanlardır, çocuk işçiler kentlerin varoşlarında aile içi emek kapsamında ücretsiz çalışanlardır, çocuk işçiler iş öğrensin diye yaz tatilinde çalışanlardır, çocuk işçiler harçlığını kazansın diye tanıdığın yanına verilenlerdir, çocuk işçiler sokakta mendil satan veya kağıt toplayanlardır, çocuk işçiler okulu bırakıp sanayide çalışanlardır, çocuk işçiler paket servisi yapan moto kuryelerdir…
Ama çocuk işçiler sistematik olarak Türkiye kapitalizminin daha ilköğretim çağındayken bile acımasız üretim çarklarına soktuğu oyun alanlarından koparılan çocukluğunu, gençliğini ve sağlığını işyerlerinde bırakan bu ülkenin geleceğidir. Kesinlikle geçici bir olgu değil bilinçli sistematik bir ucuz emek sömürüsüdür. İşte 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesinin önemli bir yönünü de bu politika oluşturmaktadır ve sermayenin uluslararası politikasıyla paralel bir eğilimin ifadesidir. En az üç çocuk çağrısı da güvencesiz emek havuzunun en önemli bileşeni olan çocuk işçiliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Sermaye için ucuz (MESEM ile bedava) ve örgütsüz bir işçi kitlesi vazgeçilmezdir.

Tarımdan sanayi ve inşaata kayan, MESEM aracılığıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik
Çocuk işçi ölümlerinde her ne kadar hala tarım sektörü ilk sırada yer alsa da sanayi ve inşaatlarda ölen çocuk işçi sayısı giderek artıyor. Kırsal yoksulluğun devam etmesine rağmen çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaymasının bazı nedenleri var. Zira kırsal yoksulluk bitmediği gibi derinleşerek devam ediyor. Ne var ki, kentsel yoksulluğun derinleşmesi, özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere ortaokullara kadar indirilen ve bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan Organize Sanayi Bölgesi gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşımış durumda.
Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü ölümleri devlet ve sermaye tarafından “görünmez” kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde, kentlerin merkezinde, AVM’lerde, sokakta, şantiyelerde, sanayide ve OSB’lerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılsa da” çocuk işçi ölümleri gizlenemiyor.

Sonuç olarak
Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Sermaye için çocuk işçilik elzem olarak görülmektedir. Tam da bu noktada üç temel talebimiz var:
1- Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır.
2- Eğitim her kademede parasız olmalı, müfredat bilimin ışığında ve yaşam ile bağı kuran bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
3- Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir.
Ancak bunları sistem içinde ifade etmek tek başına bir anlam ifade etmiyor. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor…

]]>
Eğitim-İş’ten, MEB’e MESEM tepkisi https://yenidunya.org/emek-gundemi/32607/egitim-isten-mebe-mesem-tepkisi/ Thu, 08 May 2025 07:17:00 +0000 https://yenidunya.org/?p=32607 Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığının, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporlarına dayanarak başlattığı zorunlu eğitim tartışmalarına tepki gösterdi.
Eğitim-İş açıklamasında, ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır.” denildi.

MEB’İN “Okumasınlar, çalışsınlar” planına geçit vermeyeceğiz! 
AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin eğitim sistemi, laik ve kamusal olmaktan uzaklaştırılarak iki temel eksende dönüştürülmüştür: Dinselleştirme ve piyasalaştırma. Bugün gündeme gelen “3+1”, “2+2” ve “yaş temelli” eğitim modelleri, bu uzun soluklu dönüşümün yeni adımlarıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü gibi gerici yapıların hazırladığı çalıştay raporları doğrultusunda 12 yıllık zorunlu eğitimi tartışmaya açmıştır. Eğitimde reform değil, gerileme anlamına gelen bu modeller; ‘Okumasınlar, evlensinler, çalışsınlar’ anlayışının kurumsallaşmasına hizmet etmektedir.
Söz konusu modeller, özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı kesimlerden gelen öğrencilerin eğitim sisteminden hızla kopmasına ve erken yaşta iş gücü piyasasına itilmesine yol açacaktır. “Diplomasını alsın, işine baksın” yaklaşımı; bilimsel eğitim ve eşitlik ilkelerinin altını oymakta, eğitim hakkını imtiyazlı bir kesimin tekelinde ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, AKP’nin sermaye sınıfına sunduğu en kirli hediyelerden biri olan MESEM cehennemi yer almaktadır. Patronların “çocuk işçi” taleplerini karşılamak adına oluşturulan bu yapı, bugün lise öğrencilerinin sömürüldüğü bir düzen halini almıştır. Eğitim sisteminde yapılan her yeni düzenleme, bu sömürü düzenini daha da yaygınlaştırmak için sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.
MEB’in masasında yer alan modeller açıkça göstermektedir ki, amaç çocuklara nitelikli eğitim sunmak değil; onları erken yaşta itaatkar, sorgulamayan, ucuz ve esnek bir iş gücü olarak piyasanın emrine sunmaktır. Laik ve bilimsel eğitim, bilinçli olarak tasfiye edilmekte; yerini dini referanslarla donatılmış, özel sektöre ve cemaatlere teslim edilmiş bir eğitim yapısı almaktadır.
Bu düzenlemeler sadece çocuk işçiliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda kız çocuklarının eğitimden erken koparak çocuk yaşta evliliğe sürüklenmesi gibi toplumsal sorunları da derinleştirecektir. Bilimsel, laik ve kamusal eğitim yerini; sömürüye, gericiliğe ve piyasacı dayatmalara bırakmaktadır.
Eğitimi hak olmaktan çıkarıp maliyet-fayda hesabına indirgemek, bu ülkenin gençliğini geleceksizliğe mahkum etmektir. Eğitim, patronların kar hırsının tatmin aracı değil; toplumun kalkınmasının, bireyin özgürleşmesinin temelidir.
AKP iktidarı, eğitimde yaptığı bu dönüşümlerle açıkça gençliğe tuzak kurmakta; onları ya cemaat yurtlarına ya da holding atölyelerine mahkum etmektedir. Eğitim-İş olarak bu karanlık dayatmalara karşı laik, kamusal ve bilimsel eğitim mücadelemizi sürdüreceğiz.

]]>