asgari gelir – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Tue, 16 Dec 2025 10:05:42 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png asgari gelir – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Asgari ücret nedir, ne kadar olmalıdır? https://yenidunya.org/yazarlar/selim-dikel/33493/asgari-ucret-nedir-ne-kadar-olmalidir/ Tue, 16 Dec 2025 09:50:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=33493 “Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir…”

Asgari ücret nedir?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre hazırlanarak, 1 Ağustos 2004 tarih ve 25540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Yönetmeliğinin 4. maddesinin (d) bendinde; Asgari ücret: “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanmıştır. (1)

İşçi sınıfının gerçek iradesinin temsil edilmediği Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarında, 2026 yılında uygulanacak olan asgari ücretin belirlenmesi için, önceki yıllarda olduğu gibi yeni bir asgari ücret tiyatrosu sergilenecek ve sözde asgari ücret pazarlığı sonucunda patronların, ekonomi yönetiminin ve Türkiye’ye borç veren uluslararası tefeci bankerlerin dayattığı 2026 yılı asgari ücreti ‘işçilere müjde’ olarak açıklanacak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücretle ilgili olarak; “kalıcı refah sağlama prensibimizi sürdüreceğiz. Optimal bir seviyenin ortaya çıkacağına inanıyorum” şeklindeki açıklamasından da anlaşılacağı gibi, milyonlarca işçi bir kez daha açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilecek.

Devlet hazinesinin teslim edildiği İngiltere vatandaşı Maliye Bakanı ise gözlerimizin içine bakarak, alay edercesine gülümseyen bir tavırla; “Türkiye’de asgari ücret düşük değil, en yüksek asgari ücret bizde” diyecek.

Asgari ücretten tasarruf olmaz. Tasarrufu emekçiler değil, siyasi iktidar ve sermaye sahipleri yapmalıdır. Patronlar kârlarından ve servetlerinden fedakârlıkta bulunmalıdır. Asgari ücretli, kişi başına düşen milli gelirden hak ettiği payını almalıdır. Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye yükseltilmelidir.

Asgari ücret ne kadar olmalıdır?

Asgari ücret, hayata yeni atılan bir işçinin temel insani, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını rahatça karşılayacağı bir ücret olmalıdır. Bir ay boyunca sabahtan akşama kadar alınteri dökerek çalışan bir işçi bunu hak eder.

Bugün ise, sermaye sahiplerinin ve hükûmetin saldırıları ile her geçen yıl alım gücü daha da düşen, kelimenin tam anlamıyla kuşa çevrilen asgari ücret, işçinin ve ailesinin hiçbir ihtiyacını karşılayamaz durumdadır.

Bilindiği gibi, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ay içinde sadece gıda için yapması gereken harcama tutarı açlık sınırı; insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ve gıda dışı harcamaların toplam tutarı ise yoksulluk sınırı olarak tanımlanmaktadır.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu içinde işçileri temsilen yer alan TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için yaptığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasında; açlık sınırı 29 bin 828 lira, yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 lira olarak hesaplanmıştır.

Diğer taraftan emlak şirketlerince yapılan araştırmalarda, Türkiye genelinde aylık kira ortalaması 26 bin 500 lira olarak hesaplanmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen asgari ücret tanımına göre; açlık yoksulluk sınırı ve ortalama kira bedeline ilişkin yukarıdaki veriler dikkate alınarak 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiği kolayca hesaplanabilir.

Asgari Ücret Yönetmeliğinde belirtilen aylık gıda ve kira harcamaları tutarı 56 bin 328 liradır.

Bu rakamın üzerine yönetmelikteki asgari ücret tanımında yer alan giyim, sağlık, ulaşım ve kültür harcamaları ile yönetmelikte maalesef yer almayan elektrik, su ve doğalgaz faturaları da eklendiğinde, TÜRK-İŞ’in 2025 yılı Kasım ayı için açıkladığı yoksulluk sınırı kadar bir rakam ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin ne kadar olması gerektiğine verilecek en gerçekçi, bilimsel ve en doğru yanıt; TÜRK-İŞ’in yoksulluk sınırı olarak hesapladığı 97 bin 159 liranın üzerine refah payı da eklenmek suretiyle yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde belirlenmelidir.

Asgari Ücret Tespit Komisyonunda bulunan işveren, iktidar ve TÜRK-İŞ temsilcileri; 4857 sayılı İş Kanununun 39. maddesinde tanımlanan asgari ücretle ilgili kanun hükümlerine uymak zorundadırlar.

Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme!

Asgari ücret, çalışma hayatına yeni başlayan bir işçiye ödenmesi gereken temel ücrettir. Çalışma süresi boyunca, işçinin kıdemine, sahip olduğu mesleki niteliğe, sendikal hak ve özgürlükler kapsamında işyerinde mevcut sendikal haklara bağlı olarak artması gerekir. Ancak, ne yazık ki günümüzde ülke çapında yaygın olarak uygulanan ortalama ücret haline gelmiştir.

Bunun nedeni, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yönelik örgütlenme barajları, yetki itirazları, grev erteleme ve yasakları, sendikaya üye olan işçilerin işten çıkarılması gibi anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleridir.

Özellikle sendikaya üye olan işçilerin işveren tarafından işten çıkarılması, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 118. Maddesine göre; işveren aleyhine hapis cezasını öngören “Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi” suçunu oluşturduğu halde, söz konusu yasa maddesi patronların gücü nedeniyle yeterince uygulanamamaktadır. (2)

Bir diğer önemli sorun da; 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 40. maddesinde yer alan; “Toplu iş sözleşmesinden teşmil yoluyla yararlanma hakkının” uygulanmamasıdır. (3)

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayıları Hakkındaki 2025 Temmuz ayı istatistiğine göre; kayıtlı çalışan 17 milyon 326 bin 143 işçiye karşılık, toplam sendikalı işçi sayısı 2 milyon 429 bin 527, sendikalaşma oranı yüzde 14,022 olarak açıklanmıştır. (4)

Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasına ilişkin anti-demokratik uygulamalar ve sendikal hak ihlalleri nedeniyle yaşanan tüm bu olumsuzluklar, sadece sendikalı işçi sayısını düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi sayısını da büyük ölçüde azaltmaktadır.

Bu durum, ilk işe girişte uygulanan temel ücret olması gereken asgari ücretin, ülke çapında tüm işyerlerinde uygulanan ortalama ücret haline dönüşmesi sonucunu doğurmuştur.

Buna bağlı olarak, asgari ücretin vergi dışı olması nedeniyle vergi gelirleri açısından ve asgari ücret üzerinden SGK primi ödendiği için sigorta prim tahsilatı bakımından, devletin önemli gelir kayıplarına uğramasına da neden olmaktadır.

Dolayısıyla, sendikal hak ve özgürlüklerin gelişmesine bağlı olarak asgari ücret ortalama ücret olmaktan çıkarak temel ücrete dönüşecek ve “Asgari değil insanca yaşam, asgari ücret değil toplu sözleşme” ilkesine göre, işçi ücretleri yaygın bir şekilde toplu sözleşmeyle belirleneceğinden, milyonlarca işçinin insanca yaşam koşullarına sahip olmasını sağlayacaktır.

Ayrıca devletin vergi gelirleri ve sigorta prim tahsilatı da artacağından, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve sosyal güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde de devlet bütçesine önemli katkı sağlayacaktır.

Ne yapmalıyız?

Asgari ücretin ne kadar olması gerektiği sorunu tamamen sınıfsal bir sorundur. Sermaye sınıfının siyasi iktidarla ve işbirlikçi sarı sendikacılarla el ele vererek, işçi sınıfının ucuz iş gücü olarak emeğinin ve alın terinin sömürülmesinin açık bir biçimidir.

Bugünkü kapitalist sistem içerisinde işçilerin ve emekçilerin sesi duyulmaz, varlıkları görünmez olmuştur. İşlerini tek gün bile aksatmadan hayatı var eden işçilere, patronlar ve iktidar tarafından açlık ve sefalet ücreti layık görülmektedir.

Aralık ayı sonunda açıklanacak olan ve daha ilk aylardan itibaren açlık sınırının altında kalacağı şimdiden belli olan asgari ücretle işçinin ne aşı pişer, ne evi ısınır, ne ışığı yanar, ne de suyu akar.

İşçiler ya hakları için ayağa kalkacak, ya da iktidar ve patron temsilcilerinin çoğunlukta olduğu bir masada oy çokluğu marifetiyle bahşedilen ne ise yetinmek mecburiyetinde kalacaklardır.

Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş temsilcilerinin yıllardır sadece itiraz kaydı düşebildiği bir masada hiçbir ciddi sorun çözülemez.

İşsizliğin, yoksulluğun, açlığın, sefaletin kol gezdiği memlekette haklarımızı genişletmenin, alın terimizin karşılığını almanın yolu toplumsal mücadeleden geçer.

Bu soğuk kış günlerinde açlık sınırında yaşayan milyonların karnının doyması, evinin ısınması, aşının kaynaması ancak ve ancak işçilerin, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların, emeklilerin, işsizlerin sokaktaki ortak mücadelesinin asgari ücret masasına yansımasıyla mümkündür.

İşçi sınıfının, emekçi halkımızın sendikal örgütlerinden derneklerine, sendika şube platformlarından il ve ilçe temsilciliklerine ve işyerlerine, asgari ücret mücadelesi birlikte örülmelidir. Bir kazanç elde edilebilecekse, ancak bu şekilde elde edilecektir.

Herkes için insanca yaşayacak ücreti siz vermiyorsanız, biz alacağız; iş ekmek yoksa, barış da olmayacak demenin tam zamanıdır.

Biz istemezsek vermeyecekler, haydi!

Kaynaklar:

1) Asgari Ücret Yönetmeliği

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5454&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

2) Türk Ceza Kanunu

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2004/10/20041012.htm#1

3) Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/11/20121107-1.htm

4) ÇSGB Tebliği

https://www.csgb.gov.tr/%C4%B1statistikler/calisma-hayati-%C4%B1statistikleri/sendikal-%C4%B1statistikler/isci-sayilari-ve-sendikalarin-uye-sayilari-hakkinda-tebligler

]]>
‘Vatandaşlık maaşı’ illüzyonu! https://yenidunya.org/basindan/sectiklerimiz/33353/vatandaslik-maasi-illuzyonu/ Mon, 24 Nov 2025 13:36:56 +0000 https://yenidunya.org/?p=33353 Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin yeni tartışma konularından biri “Vatandaşlık Maaşı” veya “Temel Vatandaşlık Geliri” olacak. Bu mesele sosyal politikanın en önemli konusu olacak. Bir yanda hükümet yanlısı basında AKP’nin “Vatandaşlık Maaşı” uygulamasını başlatacağına dair haberler, diğer yanda CHP’nin program taslağında sıkça tekrarlanan “Temel Vatandaşlık Geliri” vaadi… Ortalık kavram kargaşasından geçilmiyor; sapla saman birbirine karışmış durumda. Gelin bu illüzyonu dağıtalım.

AKP: VATANDAŞLIK MAAŞI MANİPÜLASYONU

Geçen hafta hükümete yakın bir gazetenin yaptığı propaganda amaçlı bir haber üzerine “Vatandaşlık maaşı geliyor” algısı yaratıldı. Oysa başlıkla haber içeriği uyumsuzdu. Her şeyden önce AKP hükümetinin önerisi bir “vatandaşlık maaşı” değil. Bunun doğru adı Asgari Gelir Desteği’dir.

Sosyal ödeneklere “maaş” denmesi ise başlı başına bir faciadır. Maaş, çalışma karşılığı memurlara yapılan bir ödemedir. Sosyal destekler ise maaş değil, sosyal devletin bir gereği olarak çalışamayanlara ve yoksullara yapılan kamusal ödemelerdir. Ancak “maaş” kelimesi işin cazibesini artırıyor, hükümetin “herkese maaş bağladığı” algısına hizmet ediyor. Bu nedenle öne çıkarılıyor. Aynı şey emekli aylık ve gelirleri ile işsizlik ödeneği için de yapılıyor. “Emekli maaşı “ve “işsizlik maaşı” deniyor.

AKP’nin Vatandaşlık Maaşı ile kastettiği aslında asgari gelir desteğidir. Cumhurbaşkanlığı 2026 Yıllık Programı incelendiğinde, hedefin “aile odaklı ve fert başına asgari bir geliri garanti edecek bütünleşik bir sosyal yardım sistemi” olduğu görülüyor.

Ancak bu yeni bir konu değildir; 12. Kalkınma Planında yer alan bir hedeftir. Bu hedef 2024 ve 2025 Cumhurbaşkanlığı (CB) programında da vardı. Şimdi bu hedef “kopyala-yapıştır” olarak 2026 CB Yıllık Programında da tekrarlanmıştır. Yani konu yıllardır tekrarlanmaktadır. AKP’nin yıllardır tekrarladığı ancak adım atmadığı bir konu yeniden pişirilip gündeme taşınmış durumda.

Öte yandan AKP’nin ta 2006’dan beri sosyal yardımların ve primsiz ödemelerinin merkezi ve tek bir programda (asgari gelir desteği gibi) birleştirilmesine karşı çıktığı ve bunun yerine yurttaşı müşteri yerine koyan klientalist ve ayrımcı bir sosyal yardım politikası izlediği unutulmamalıdır.

Bunların yanında 2026 CB Yıllık Programı incelendiğinde 2026 Bütçesinde Sosyal Yardım ve Primsiz Ödemeler kaleminin 734 milyar TL olduğu görülecektir. Bir önceki yıla göre artış yüzde 30 civarında ve toplam 172 milyar TL’dir.

Halen sosyal yardımlardan faydalanan toplam hane sayısı 4,5 milyondan fazladır. Bu hanelere düzenli ve makul (örneğin asgari ücret) düzeyde bir gelir desteği sağlanması lazım. Mevcut sosyal yardım bütçesinin diğer tüm uygulamalarını dahi buraya kaydırsanız mevcut bütçe ile bu mümkün değildir. Yardım alan hanelere asgari gelir desteği sağlamak için mevcut sosyal yardım bütçesinin birkaç katı kaynağa ihtiyaç vardır. Faize yapılan ödemeler kadar (2026 için 2,7 trilyon TL) sosyal yardım kaynağı ayrılsa insani bir asgari gelir desteği mümkün olabilir.

734 milyar TL’lik 2026 sosyal yardım bütçesi ihtiyaç sahibi hanelere bir “vatandaşlık maaşı” vermeye yetmez. Yapılacak olan, mevcut sosyal yardımların makyajlanmasından ibaret olacaktır. Heyecana mahal yok; bu kaynakla hane düzeyinde asgari ücretin garanti edileceğini düşünmek hayaldir!

CHP: DOĞRU HEDEF HATALI KAVRAM

Kavram kargaşası sadece iktidar kanadında değil. CHP’nin program taslağında da “Temel Vatandaşlık Geliri” hedefi yer aldı. Ancak içerik incelendiğinde, CHP’nin de aslında “gelir testine” dayalı bir Asgari Gelir Desteği önerdiği görülüyor.

Burada ciddi bir terminoloji hatası var. Temel Vatandaşlık Geliri (TVG) veya Evrensel Temel Gelir (ETG), zengin-yoksul ayrımı yapmaksızın herkese ödenen bir paradır. Oysa CHP, yoksulların gelirini yükseltmeyi hedefliyor. Doğru bir politika olan Asgari Gelir Desteği popüler ama yanlış bir kavramla Temel Vatandaşlık Geliri olarak sunuluyor. Temel Vatandaşlık Geliri kavramı CHP program taslağında sık sık tekrarlanıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde öne çıkacağı anlaşılıyor. Ancak hatalı kavramlarla doğru politika olmaz.

Temel Vatandaşlık Geliri veya Vatandaşlık Maaşı kavramı bambaşka bir meseledir. Asgari gelir desteği daha doğru bir politikadır ve geliri düşük olanların gelirini yükseltmeyi amaçlar. CHP doğru bir politikayı hatalı bir adla kavramsallaştırarak kafa karışıklığına yol açacak bir yol izledi.

Öte yandan bu gelir desteği için “gelir testi” öngörülmesine gerek yoktur. “Gelir testi” çok tartışmalı bir uygulamadır. Gelir testi klientalizme ve damgalanmaya yol açar. Gelir testine dayalı değil hak temelli ve objektif kriterlere dayalı bir vatandaşlık hakkı olarak asgari gelir desteği uygulanmalıdır. Devlet elindeki verileri kullanarak düşük gelirli ve gelirden yoksun vatandaşlara insani bir asgari gelir desteğini sağlayabilir. Umarım taslaktaki bu hatalı unsurlar Kurultay’da düzeltilir.

TEMEL GELİR TUZAĞI!

Artan bölüşüm sorunları, gelir adaletsizliği ve derinleşen yoksulluk, dünyada temel gelir tartışmalarını giderek daha fazla gündeme getiriyor. Bu nedenle ilk bakışta kulağa hoş gelen bir fikir öne çıkıyor: Evrensel Temel Gelir (ETG) (Universal Basic Income) ya da bir diğer adıyla Temel Vatandaşlık Geliri (TVG). Peki, neden Temel Vatandaşlık Geliri veya Evrensel Temel Gelir (ETG) kavramlarına mesafeli durulmalı?

İlk bakışta “herkese koşulsuz para” fikri kulağa hoş, insancıl ve adil gelebilir. Ancak bu öneri, neoliberal ve ana akım iktisatçılar (ve son dönemde OpenAI CEO’su Sam Altman gibi teknoloji devleri) tarafından da savunulmaktadır. TVG veya ETG yaklaşımlarının özü, bireylere temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde bir gelirin devlet tarafından koşulsuz olarak garanti altına alınmasıdır. Bu modelde ödeme, ülkedeki tüm vatandaşlara veya yerleşik kişilerin tamamına, zengin veya yoksul olmaları, yalnız ya da birlikte yaşamaları, çalışıp çalışmadıkları veya çalışmak isteyip istemedikleri dikkate alınmaksızın sabit bir tutarda yapılmalıdır. Ancak bu modelin ardında derin sorunlar gizlidir:

• Eşitsizliği Derinleştirir: İhtiyacı olmayana, varsıla neden sosyal ödeme yapılsın? Zenginle yoksulun, engelliyle sağlıklı bireyin aynı miktarı alması adalet değil, eşitsizliğin yeni bir biçimidir. İhtiyacımız olan biçimsel eşitlik değil, gerçek sosyal adalettir.

• Sosyal Devleti Eritir: ETG’yi savunan neoliberal yaklaşım, sosyal devletin yerine “nakit devlet”i geçirmeyi hedefler. “Herkese para veriyoruz” denilerek sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik hizmetleri kısıtlanabilir. Banka hesabına yatan para karşılığında kamusal haklar sessizce erir.

• Maliyet Sorunu: Mütevazı bir temel gelir programı bile devasa kamu harcaması gerektirir. Bu kaynağı yaratmak için mevcut sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinin tasfiye edilmesi riski vardır.

Kısacası Evrensel Temel Gelir, sosyal sorunları çözmek yerine, sorunu “piyasa içinde nakit transferine” indirger.

ÇÖZÜM: ASGARİ GELİR GÜVENCESİ

Yoksullukla ve adaletsizlikle mücadelede doğru politika, Asgari Gelir Desteği/Güvencesi (AGD)’dir. AGD, herkese değil, geliri yetmeyene verilir. Kaynakları ihtiyacı olana yönlendirir. Amaç herkese eşit para dağıtmak değil, herkesi asgari yaşam standardına ulaştırmaktır

AGD, belirli bir eşiğin altındaki vatandaşlara daha fazla kaynak ayrılmasını mümkün kılar. TVG uygulamasında kaynaklar tüm nüfusa dağıtıldığı için büyük maliyetlere yol açar ve devletin diğer sosyal harcamalarının kısılması tehlikesini yaratır. AGD uygulamasında ise kaynaklar sadece ihtiyacı olanlara yönlendirildiği için ihtiyaç sahibi yurttaşlara daha fazla kaynak ayırmak mümkündür.

AGD, hukuki altyapısı, uygun mekanizmalar ve yeterli kaynaklar ile desteklendiği takdirde, yoksullukla mücadele ve bireylere onurlu bir yaşam standardı sağlamak için daha gerçekçi ve uygulanabilir bir politika aracıdır. Asgari Gelir Desteği, ILO’nun 202 sayılı Sosyal Koruma Tabanları Tavsiyesi ile oldukça uyumlu ve sosyal güvenlik sistemlerini güçlendiren bir yaklaşımdır. Ayrıca bu uygulama Avrupa’da oldukça yaygındır.

Aslında AKP de CHP de Temel Vatandaşlık geliri veya Evrensel Temel Gelir politikalarını savunmuyor. Bu kavramların popülerliğinden ve cazibesinden yararlanarak böyle kavramlar kullanıyorlar. Öte yandan AKP 23 yıldır karşı çıktığı sosyal yardımların/ödemelerin hak temelli olması ve primsiz ödemelerin tekleştirilmesi politikasına yanaşmış gözüküyor. Ancak bunun bir seçim kozu olduğu anlaşılıyor. CHP ise doğru bir politikayı hatalı bir kavramla kamuoyuna sunuyor.

Sonuç olarak; ne iktidarın “maaş” illüzyonuna ne de kulağa hoş gelen “temel gelir” tuzağına düşülmelidir. Çözüm, çalışma sürelerinin düşürülerek istihdamın artırılması, ücretlerin yükseltilmesi ve Asgari Gelir Desteği/Güvencesi ile güçlendirilmiş güçlü bir sosyal devlet ve sosyal güvenlik sistemidir. Asgari Gelir Desteği yaklaşımı sağlık, eğitim, barınma ve sendikal haklarla bir bütündür.

Vatandaşlık Maaşı tartışmaları, aslında yoksulluğu yönetmeyi amaçlayan mevcut sosyal yardımların makyajlanmasından ibarettir. İhtiyacımız olan şey, kavramların içinin boşaltıldığı hayali vaatler değil, insan onuruna yaraşır ve hak temelli bir Asgari Gelir Güvencesi sistemidir. Çözüm, sadaka kültürünü besleyen ve yurttaşı müşteri olarak gören sistemde değil güçlü bir sosyal devlettir.

∗∗∗

Meraklısı için kaynak önerisi: Temel Gelir tartışmalarına eleştirel bir yaklaşım için şu makaleye bakılabilir: Orkun Saip Durmaz ve İzel Gözde MEYDAN, (2024) “Temel Gelir Yaklaşımı Üzerine Eleştirel Tezler”, Çalışma ve Toplum dergisi https://doi.org/10.54752/ct.1413893

Kaynak: Aziz Çelik / BirGün

]]>