Anayasal güvence – Yeni Dünya https://yenidunya.org Yeni Günün Habercisi Fri, 14 Feb 2025 08:08:47 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.5 https://yenidunya.org/wp-content/uploads/2022/02/cropped-YD-ikon-512-1-75x75.png Anayasal güvence – Yeni Dünya https://yenidunya.org 32 32 Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçileri imza kampanyası ile dayanışmaya çağrı! https://yenidunya.org/emek-gundemi/32085/gaziantep-baspinar-organize-sanayi-bolgesi-iscileri-imza-kampanyasi-ile-dayanismaya-cagri/ Fri, 14 Feb 2025 08:08:46 +0000 https://yenidunya.org/?p=32085
Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçileri imza kampanyası ile dayanışmaya çağrı!

2021 Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) Merkez Yürütme Kurulu, Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçilerinin anayasal haklarını kullanma mücadelesini ve Gaziantep Valiliğinin hukuk dışı yasaklama kararrına karşı kamuoyunu dayanışmaya çağıran bir açıklama yaptı.
Tüm Emekli-Sen, açıklamasında Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçilerinin imza kampanyasının yaygınlaştırılması için kamuoyunu duyarlı olmaya davet etti.

Dayanışma emekçilerin aşıdır
Basına ve kamuoyuna
Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçileri günlerdir hak mücadelesi veriyorlar. Anayasanın 34. maddesindeki  ”Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” güvencesine rağmen işçilerin hak arama mücadelesi engellenmek isteniyor.
Gaziantep Valiliği, “tüm toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, açık ve kapalı yer toplantısı ile protesto eylemi, miting, çadır kurma, bekleme eylemi, oturma eylemi, stant açma, açlık grevi, anma töreni, afiş, pankart ve poster asma, el ilanı ve bildiri dağıtma, imza masası açma, meşale yakma ve taşıma, konferans, panel, seminer, kermes, yardım toplama faaliyetleri vb. her türlü eylem/etkinlikleri” 15 gün yasakladı.
İşçi emekçi sınıfının emekli kolu olan bizler, işçilerin hak arama mücadelelerine sonsuz dayanışmamızı belirtiyor herkesi imza kampanyasına çağırıyoruz.

]]>
Kamu emekçileri, sendikal haklara saldıran MEB’i uyardı https://yenidunya.org/emek-gundemi/32069/kamu-emekcileri-sendikal-haklara-saldiran-mebi-uyardi/ Wed, 12 Feb 2025 14:10:05 +0000 https://yenidunya.org/?p=32069 Birleşik Kamu-İş, ASİM-SEN, BASK, HÜR-SEN ve KESK ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın 29 Ocak’ta sendikal haklara saldırı olarak okullara gönderdiği yazı ile ilgili ortak basın açıklaması düzenledi.

Kamu emekçileri konfederasyonlarının, MEB’in sendikal hakları kısıtlamaya dönük genelgesi için yaptığı ortak açıklamada, “Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum” denildi.

MEB Anayasayı çiğniyor
Değerli Basın Emekçileri,
Çinliler birisine beddua edecekleri zaman “tuhaf zamanlarda yaşa derlermiş. Sanki bu beddua bu ülkenin vatandaşları, emekçileri olarak bizlere yapılmış gibi hemen her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz.
Bu “tuhaf şeylere”, MEB tarafından 29 Ocak tarihinde okullara gönderilen yazı ile bir halka daha eklenmiştir.
Biliyorsunuz bizler KESK, Birleşik Kamu-lş, BASK, HÜR-SEN konfederasyonları ve ASİM-SEN sendikası olarak ülkemizde tüm kamu çalışanlarının mevcut iktidar eliyle adım adım içine itildiği karanlık tabloya karşı Ocak ayının ilk haftasında bir araya geldik.
8 Ocak tarihinde yaptığımız basın toplantısında; milyonlarca kamu çalışanına TÜİK tarafından açıklanan sahte enflasyon verileri ile %11,54’lük sefalet artışı dayatılmasına karşı duyduğumuz tepkiyi ifade ettik. Hem yıllardır yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın maaşlarla içine itildiğimiz yoksulluğa hem de her boyutu ile güvencesiz, anti demokratik bir çalışma yaşamı dayatılmasına karşı aldığımız ortak kararımızı kamuoyu ile paylaştık.
Bu dayatmaya sessiz kalmayacağımızı göstermek, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli bir gelecek taleplerimizle 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullandık ve iş bıraktık.
13 Ocak iş bırakma eylemimize sadece bizlerin üyeleri değil, başka sendikalara üye olan kamu çalışanlarının yanı sıra hiçbir sendikaya üyeliği bulunmayan kamu çalışanları da katılım sağladı.
Eylemimiz tüm kamuoyunun gündemine otururken, eyleme katılısın katılmasın tüm kamu çalışanları yaşadıkları sorunlara karşı verdiğimiz ortak mücadeleyi desteklemiş, takdir etmiştir. Yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler üretilmedikçe mücadelemizi büyütme kararlılığımız tüm kamu çalışanlarına güven vermiştir.
Ancak ne yazık ki mevcut iktidar kamu çalışanlarının ezici bir çoğunluğu tarafından sahiplenilen taleplerimize yönelik somut bir adım atmak yerine yine hukuk dışı yöntemlere başvurmayı tercih etmiştir. İş bırakma eylemimizden 16 gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Personel Genel Müdürlüğü tarafından 13 Ocak iş bırakma eylemimize katılan eğitim emekçilerine tebliğ edilmek üzere, ülkedeki tüm okullara bir metin gönderilmiştir.
Söz konusu MEB yazısında bir taraftan kamu çalışanlarının sendikal haklarının “Anayasa ve uluslararası metinlerle güvence altına alındığına dikkat çekilirken diğer taraftan iş bırakma eylemimiz öğrencilerin eğitim hakkını engelleme” olarak nitelendirilmiştir. “Sendikal haklarınız güvence altında. Ama bu hakları başkalarının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı şekilde kullanılamazsınız gibi bir demagojiye başvurulmuştur.
Lafı ne kadar dolandırırsa dolandırsın aslında mevcut iktidar milyonlarca kamu çalışanına MEB aracılığı ile aynen şöyle demiştir. “Sendikal haklarınızı güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri de anayasayı da yasaları da bugüne kadar verilen Anayasa Mahkemesi Karalarını da Danıştay Kararlarını da içtihatları da hukuku da tanımıyorum.”

Sendikal haklar Anayasa güvencesindedir
Değerli Basın Emekçileri,
Tam da MEB’in yazısında ifade edildiği üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla güvence altına alınmıştır.
Burada sendikal haklarımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakmamızı güvence altına alan, ülkemizin altında imzası bulunan Uluslararası sözleşmeyi ya da iç hukuk mevzuatımızı, AYM ve Danıştay kararlarını uzun uzun açıklayacak değiliz.
Sadece bunların en temel olanlarına kısaca değineceğiz.
Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi’nin (AIHS) 11. Maddesi, sendika kurma ve sendikal hakları koruma ve geliştiremeye dönük grev haklı da dahil kolektif eylem haklarını güvence altına almaktadır. Türkiye bu temel sözleşmeyi tam 71 yıl önce onaylamıştır.
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı 11.0 Sözleşmesine göre kamu çalışanları dahil tüm çalışanların grev hakkı vardır. Söz konusu sözleşmeye göre kamu otoriteleri bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak müdahalede bulunamaz. Bu sözleşme ülkemiz tarafında tam tarafından 43 yıl önce onaylanmıştır.
Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına Dair 98 Sayılı ILO Sözleşmesinde grev hakkı emekçiler ve işveren arasındaki özgür toplu pazarlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından 1951 yılında. yani tam 74 yıl önce imzalanmıştır.
Ülkemiz tarafından 25 yıl önce imzalanan Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve ülkemizde 1 Ağustos 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da çalışanların grev hakkını tanıyan diğer uluslararası sözleşmelerdir.
Öte yandan Anayasamızın 90. Maddesinin son fıkrasında aynen şöyle denilmektedir. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

“Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz”
Değerli Basın Emekçileri,
Görüldüğü üzere bu ülkenin kamu emekçileri olarak bizlerin sendikal hak ve özgürlüklerini bu kapsamda grev hakkımızı tüm açıklığı ile ortaya koyan uluslararası sözleşmeler, antlaşmalar ortadadır.
Ülkemizdeki mevcut kanunlarla çelişmeleri durumunda usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların hükümlerinin esas alınacağına ilişkin anayasa maddesi de ortadadır.
Öte yandan kamu çalışanları olarak bu ülkede, yaşadığımız sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların çözümünü talep etmek için bazen birlikte, bazen de ayrı ayrı üretimden gelen gücümüzü defalarca kullandık. Defalarca iş bıraktık, uyarı eylemleri yaptık.
Söz konusu iş bırakma eylemlerimize katılan üyelerimiz ve diğer kamu çalışanları hakkında zaman zaman soruşturma açıldığı da savunma istendiği de oldu. İstisnai olarak uyarı, kınama gibi disiplin cezaları ile de karşılaştık.
Ancak Anayasa Mahkemesinden, Danıştay’ına, bölge idare mahkemelerine kadar tüm üst yargı organları bugüne kadar verdikleri yüzlerce kararlarda bu cezaların, soruşturmaların tamamen hukuksuz olduğuna hükmetmiştir.
Tüm bunlara rağmen yıllardır ülkeyi yöneten iktidarlara sendikal haklarımızı tanıma ve hukuka uyma çağrısında bulunmak zorunda kalmaktan utanç duyuyoruz. Ne yazık ki MEB’in 13 Ocak iş bırakma kararımıza ilişkin ülkedeki tüm okullara gönderdiği yazı, yıllarca ileri demokrasi, reform nutukları atanların 2025’in Türkiye’sinde geldiği yeri çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.
Buradan hem MEB’e hem de siyasal iktidara bir daha sesleniyoruz. Bizler bu ülkenin kamu çalışanları olarak sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir suç işlemiyoruz. Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz. Bu kapsamda uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla, anayasa ile güvence altına alınan sendikal haklarımızı kullanıyoruz.

Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmamızı engelleyerek asıl suçu siz işliyorsunuz!
Açın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118. Maddesine bakın. Söz konusu madde de aynen şöyle deniliyor. “Bir kimseye bir sendikaya üye olmaması veya sendikadan ayrılması için baskı yapılması ya da bir sendikal faaliyette bulunmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit uygulanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Dolayısıyla hakkını, hukukunu kullanan kamu emekçilerini tehdit etmek için uluslararası sözleşmeleri, anayasayı çarpıtmaktan vazgeçin.
İş bırakma eylemimizi “öğrencilerin eğitim hakkını engelleme olarak nitelendirmek gibi garabetlere sığınmaktan vazgeçin.
Öğrencilerimiz de onların velileri de bu ülkede eğitim hakkını engelleyenlerin;
Yıllardır eğitim sistemini bir yaz boz tahtasına çevirenler MESEM gibi projelerle meslek lisesi öğrencilerini ucuz işgücü haline getirenler olduğunu biliyor.
Tasarruf adı altında yeteri kadar temizlik personeli istihdam etmeyerek okulları çöp yığınına çevirenlerin, yaklaşık 70 bin öğretmen açığına rağmen hala asgari ücretin altında bir tutarla ücretli öğretmen çalıştırmaya devam edenlerin eğitim sistemine verdiği zararı bu ülkede herkes görüyor.
Eğitim hakkını asıl engelleyenlerin, öğretmen alımlarında ayrımcılığın kapısını sonuna kadar açan mülakat hukuksuzluğunda ısrar edenler olduğunu tüm kamuoyu görüyor.
Milyonlarca yurttaş ve öğrenci bizim 13 Ocak’ta sadece kendi haklarımız için değil, öğrencilerin eğitim hakkı için de iş bıraktığımızı biliyor.
Ayrıca bu ülkenin yurttaşlarının ezici çoğunluğu hakkını, hukukunu barışçıl yollarla korumak için çırpınanları da hukukun da adaletin de kimler tarafından ayaklar altına alındığını da görüyor.
Dolayısıyla bilin ki kamu emekçileri olarak bizlere dayattığınız kölelik koşullarını asla kabul etmeyeceğiz.
Haklarımızın yok sayılmasına karşı hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz.
Sadece kendi üyelerimizin değil, hangi sendikanın üyesi olursa olsun ya da bir sendikaya üyeliği olmasın tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerini, ortak taleplerini daha da kararlı bir şekilde, hep birlikte savunmaya devam edeceğiz.
İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için, elimizden aldığınız haklarımızı tek tek geri almak için ortak mücadelemizi daha da aldığınız yükselteceğiz.
Birleşe Birleşe Kazanacağız!

]]>
İşveren örgütlü metal işçisi istemiyor https://yenidunya.org/emek-gundemi/30301/isveren-orgutlu-metal-iscisi-istemiyor/ Wed, 26 Jun 2024 09:59:30 +0000 https://yenidunya.org/?p=30301 İzmir’de ABP TDS Mühendislik A.Ş. ve KLAS Isıtma Soğutma Klima Sistemleri işçileri Anayasal haklarını kullanarak Birleşik Metal-İş’te örgütlendi.
Karşısında örgütlü işçi görmek istemeyen işveren, Çalışma Bakanlığı’ndan yetki belgesi gelmesine rağmen işçileri işten attı.
Birleşik Metal-İş’in örgütlendiği, Manisa Akhisar Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren ABP TDS Mühendislik A.Ş. işyerinden 18 işçi, İzmir Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet yürüten KLAS Isıtma Soğutma Klima Sistemleri Fabrikası’nda ise 4 işçi işten atıldı.

“Anayasal haklarımızı tanıyın”
Birleşik Metal-İş, iki fabrika da işten atılan işçileri için şu açıklamaları yaptı:
‘ABP TDS Mühendislik A.Ş.’
“Açlık sınırının altında ücretlerle çalıştırılan, sömürülen ABP işçileri, insan onuruna yakışır çalışma koşulları, insanca yaşamaya yetecek ücretler için, sosyal hakları için, en temel hakları olan sendikal hakları için mücadele ediyor.
Sendika üyesi olmak anayasal haktır. Ayrıca, uluslararası anlaşmalarla da sendika seçme ve üye olma hakkı garanti altına alınmıştır.
Sendikamıza üye oldukları için işten atılan üyelerimizin işe geri alınması ve anayasal hakkımızın tanınması için fabrika önünde direniş başladı.
ABP işçileri toplu sözleşmeli ve sendikalı bir çalışma düzenine kavuşana kadar mücadelemiz kararlılıkla devam edecek.
ABP işverenliğini işçilerin Anayasal haklarını tanımaya çağırıyoruz.”

İşveren örgütlü metal işçisi istemiyor

‘KLAS Isıtma Soğutma Klima Sistemleri’
“Yasanın aradığı çoğunluğu sağlamamız nedeniyle Bakanlığın verdiği yetki belgesinin yönetime ulaşmasının ardından işveren 4 üyemizi işten attı.
Anayasa ve hukuk tanımayan KLAS işverenine çağrımızdır:
İşçilerin sesine kulak verin!
Atılan işçiler geri alınsın!
İşçilerin anayasal haklarına saygı duyulsun!
 İnsan onuruna yakışır ücret ve çalışma koşulları için, sendikalı ve toplu sözleşmeli bir çalışma düzeni için, haklarımız için mücadelemiz devam edecek. 
Anayasal haklarını kullandıkları için haksız bir biçimde işten atılan işçi kardeşlerimiz, sendikamızın koruması altındadır.”

İşveren örgütlü metal işçisi istemiyor
]]>
Emniyet-Sen ne oldu? https://yenidunya.org/yurt/27666/emniyet-sen-ne-oldu/ Fri, 10 Nov 2023 08:17:17 +0000 http://eskiruya.org/?p=27666 ‘Cemaat değirmenleri’ Don Kişotları yarattı: ‘Emniyetin oksijeni bitti’ diyen polislerin 11 yıllık sendika öyküsü

Emniyet-Sen dosyası 6 yıla yakın süredir AYM’de bekliyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası polisin örgütlenme deneyimi olan Emniyet-Sen nasıl kuruldu, aradan geçen 11 yılda neler yaşandı?
1980 öncesinin politik atmosferinde ortaya çıkan POL-DER ve POL-BİR sonrası Türkiye’de ‘polis sendikası’ yıllardır tartışma konusu oldu. Halen daha dönem dönem mobbing ve baskı haberleri ile gündeme gelen emniyet teşkilatı içerisinde diğer iş kollarında olduğu gibi bir sendikaya ihtiyaç olup olmadığı tartışılıyor. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından tam 32 yıl sonra gündeme geldi; “Emniyet-Sen”

Emniyet içerisindeki ‘Cemaat değirmenleri’ Don Kişotları yarattı
Gazeteduvar’dan Cihan Başakçıoğlu’nun haberine göre Emniyet Teşkilatı içerisindeki baskı ve mobbing uygulamalarının polislerin deyimiyle şaha kalktığı 2008-2012 yıllarında o zamanki ismiyle “cemaat” sonrasında ise “FETÖ/PDY” olarak anılacak yapılanma emniyet içerisinde stratejik bir çok nokta ve şubede örgütleniyordu. Buna paralel olarak da yapıya dahil olmayan bir çok polise sistematik mobbing ve sürgün uygulamaları söz konusu oldu. Tam da bu süreçte yani 2012 yılında emniyet içerisindeki “cemaat değirmenleri”, bütün kötülerle savaşmayı ilke edinen “Don Kişotları” yarattı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) başkanına dahi operasyon yapabilecek güce ulaşan bir yapıya karşı yine kendi deyimleriyle ”baldırı çıplak” 6 polis sendika kurmaya karar verdi.

Valililik dilekçeyi kabul etmedi
“Emniyet teşkilatının oksijeni bitti, nefes olacağız” diyen polisler, 4 Kasım 2012 tarihinde Ankara’da bir araya geldi. Yalnızca 6’sının birbirini tanıdığı toplam 18 polis içerisinden 7 polis kurucu oldu. Daha sonra bir kurucunun istifa etmesi ile bu sayı 6’ya düştü. 9 Kasım tarihinde ise polisler kuruluş dilekçesini vermek üzere Ankara Valiliği’nin yolunu tuttu. Emniyet mensupları artık aynı zamanda “Emniyet-Sen” mensubuydu. Dönemin Ankara vali yardımcısı ise polislerin dilekçesini hukuka aykırı bir şekilde kabul etmedi. Bunun üzerine “Biz size dilekçe vermiyoruz, bildirim yapıyoruz” diyen polislere “Bildiriminizi de almıyoruz” cevabı verildi.

Motokurye ile sendika bildirimi
Israrcı olan polisler bu kez de meslektaşları tarafından gözaltına alınmak istendi. Haklarında gözaltı kararı olmamasına rağmen fiili olarak alıkonularak mesai bitimine kadar Güvenlik Şube’de tutulmak istenen polislere, kendileri gibi bir meslektaşları yardımcı oldu. Şubedeki sorumlu başkomiser, “Ben bunları şubede tutamam, yanlarında avukatları da var” diyerek polisleri bıraktı. Şubeden çıkarak notere giden polisler, “Ben devlete ihtarname çekemem” diyen noter tarafından da geri çevrildi. Bunun üzerine bir kargo şirketine giden polisler motokurye ile belgeyi gönderdi. Ancak Valilik mesai bitimine iki dakika kaldığı gerekçesiyle dilekçeyi tekrar kabul etmedi. 12 Kasım günü ise aynı kurye bu kez dilekçeyi valiliğe teslim etti. Böylelikle polisler kurdukları sendikaya dair bildirimi yapmış oldu. Tabi bununla da bitmedi. Sonrasında valilik yetkilileri “Bize bir belge gelmedi” şeklinde açıklama yaptı. Buna karşılık da Emniyet Sen, kargoyu teslim alan yetkilinin imzası bulunan belgeyi yayınladı.

Devlet ‘Şerefini arayan şerefsizler’, solcular ‘Polis artık kendini coplayacak’ dedi
Özünde büro iş kolunda kurulan sendikanın tüzüğüne yalnızca ‘polisler de üye olabilir’ ibaresi eklenmişti. Sendikanın tüzüğünde birkaç detay daha dikkat çekiyordu. ‘Atatürkçülük’ kavramının yoğun işlendiği tüzükte, ‘Atatürk polisi’ olmanın ödevlendiği yazıyordu. Kuruluştan bir ay sonra yani 9 Aralık 2012 günü bazı iddialar ortaya atılmaya başlandı. Sendikayı kuran polislere 24 ay ‘kıdem tenzili’ cezası verileceği konuşuluyordu. Tabi diğer yandan da emniyet içerisinde hedef göstermeler de başlamıştı.
Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü olan ve daha sonra ‘FETÖ/PDY’ iltisaklı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen Mustafa Aydın “Bunlar DHKP-C’li, bir kaç ay sonra da tutuklanacaklar” diye personeline açıklamalarda bulunuyordu. Afyonkarahisar Polis Okulu Müdürü de “Bunlar şerefini arayan şerefsizler” söylemlerini kullanırken, sol camiadan ise polisin sendika kurmasına ‘Polis artık kendini coplayacak’ şeklinde tepkiler geliyordu.
Bu açıklama ve tepkilerin yanı sıra cemaat yapılanması da sendikayı ele geçirmek için harekete geçti. Emniyet içerisinde cemaat yapılanmasına dahil olan genel müdürlük düzeyindeki üst düzey emniyetçiler, Emniyet Sen’in nasıl ele geçirileceğine, hangi yol ve yöntemlerin izleneceğine dair emrindeki personellere talimatlar veriyordu. Kapalı kapılar ardında yapılan planların ortaya çıkması ve ifşa olması da çok uzun sürmedi. Böylelikle Emniyet Sen yönetimi zarar görmeden faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.

Polisler ihraç edilmeden üç ay önce ihraç edildiklerine dair haberi okudu
Tüm açıklama, suçlama ve ele geçirme planlarına rağmen polis içerisinde ciddi ilgiyle karşılaşan Emniyet Sen, kısa sürede örgütlenme çalışmalarına başladı. İl gezilerine çıkan polislerden bir grup Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çalışmaları sürdürürken, bir grup polis ise Ege Bölgesi, İç Anadolu, Marmara Bölgesi’nde örgütleniyordu. Sendika 14 Ocak 2013 tarihinde ise İzmir ofisi açılışı yapmayı planladı. İzmir’de bine yakın polis açılış için hazırlanırken aynı gün ‘Bugün Gazetesi’ başta olmak üzere diğer gazetelerde çıkan bir haber ise dikkat çekiciydi.  Haberde sendikayı kuran polislerin 4 ayrı maddeden 4’er kez meslekten ihraç edildiği yazıyordu. Üstelik polislere soruşturma açıldığına dair herhangi bir bilgi verilmemiş, ifadeleri dahi alınmamıştı. Hiçbir polisin de böyle bir soruşturmadan haberi yoktu. Tarih 24 Nisan’ı gösterdiğinde ise polisler gerçekten de 14 Ocak tarihinde gazetede yayımlanan maddelerden meslekten ihraç edildi. Maddeler arasında ‘Emre itaatsizlikte ısrar’ ve ‘Sendikal faaliyette bulunmak’ gibi suçlamalar yer alıyordu. Polisler ilgili birimlere giderek silahlarını, kimliklerini ve rozetlerini teslim ederek ilişiklerini kesti.

Polisler ‘Bizi çok ağır dövecekler’ demişti
İhraç öncesi ‘Bizi çok ağır dövecekler’ diyen polisler, ‘sendikal faaliyeti teşvik’ kapsamında birçok sendikadan hukuki destek talebinde bulundu. Polislere destek veren Kamu-Sen bir avukatını Emniyet-Sen için görevlendirdi. Memur-Sen ise Kurucusu Şeref Malkoç olan Adalet Hukuk Bürosu’na vekalet vermelerini istedi. Polisler o zamanki Memur Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’ya ‘Bizi atacaklar’ diye defalarca bildirimde bulunmuştu. Gündoğdu ise ‘Atamazlar, atarlarsa ortalığı yıkarım’ diyordu. Atılma haberini aldıkları 24 Nisan günü akşamı Ankara’dan Antalya’ya bir program için gelen Ahmet Gündoğdu’yu karşılayan isim ise Emniyet Sen Genel Başkanı Faruk Sezer oldu. Kendisine ‘Biz atıldık’ diyen Sezer’e Gündoğdu, “Böyle şerefsizlik mi olur bundan sonra bütün süreci ben yöneteceğim” şeklinde cevap verdi. Ancak sonrasında Gündoğdu,  sendikanın diğer yöneticileri ile görüşerek Faruk Sezer’in görevden alınmasını şifahen tavsiye edecekti.

‘Polisler birbirine düştü’ havası yaratılmak istendi
Resmin bütününe bakıldığında ortaya çıkarılmak istenen kaosun kimin işine yarayacağı ise anlaşılıyordu. Keza Emniyet Genel Müdürlüğü AYM’ye hazırladığı dosyada savunmasını 1980 öncesi birbiri ile çatışan polis dernekleri POL-DER ve POL-BİR üzerine kurmuştu. Sendikadaki tartışmalar ve yaratılmak istenen başkanlık kavgası üzerinden polislerin birbirine düştüğü, “Bakın sendika henüz kurulmadan polisler birbirine girdi” denilmek istendiği yıllar sonra anlaşılacaktı.
İlk davaları Adalet Hukuk Bürosu açtı. Ancak daha sonra farklı avukatlar davaları takip etti. Sendika Başkanı Faruk Sezer önceki dört maddelik ihraca ek olarak iki defa daha üçer kez ihraç edildi. Toplamda 10 kez ihraç edilen Sezer, bireysel olarak mahkemeye başvurdu. 10 kez ihracına rağmen göreve en erken dönen yine Sezer oldu. Bunun sebebini anlamak için ise mahkeme tutanaklarının altında bulunan hakimlerin imzalarına bakmak yeterli oluyordu. 15 Temmuz darbesinin ardından yargıda gerçekleşen birçok ihraç ve soruşturmalarda Sezer’i göreve döndüren hakimlerin hiçbirinin ismi dahi geçmedi. Sendikanın genel başkanı geri döndüğünde ise faaliyetler devam etti. Ancak 6 kişi ile yola çıkan sendika yalnızca iki kişinin faaliyetleri ile ayakta kaldı.

Varlığı ile yokluğu sürüncemede bırakılan bir ‘sendika’
Ankara Valiliği tarafından Emniyet Sen’in kapatılması talebiyle açılan dava da 2016 yılında Yargıtay’a taşındı. Yargıtay ise oy birliği ile sendikanın ‘yok hükmünde’ olduğuna karar verilmesini istedi. 2016 yılının Haziran ayında verilen bu kararın ardından darbe girişimi sonrası Yargıtay’da dosyaya bu kararı veren heyet ihraç edildi. Diğer yandan tarih 15 Temmuz’u gösterdiğinde şu an ismini veremediğimiz üst düzey bir emniyetçi Emniyet-Sen ekibine “Siz sendikayı kurarak cemaatin kimyasını bozdunuz” ifadelerini kullanıyordu. 15 Temmuz’un ardından Genel Başkan Faruk Sezer 21 Şubat 2018 tarihinde AYM’ye bireysel başvuru yaptı. Aradan geçen 6 yıla yakın süredir  de dosyada bir ilerleme kaydedilmedi. Böylelikle Emniyet-Sen’in varlığı ile yokluğu da hem kamuoyu hem de yargı nezdinde sürüncemede bırakıldı.
Emniyet içerisinde sıkça gündeme gelen baskı ve mobbing iddiasına karşı bugün hala Emniyet Sen’in çalışmaları ve araştırmaları ise sürüyor. Kendilerine gelen şikayetler polisinsesi.org adresi üzerinden yayınlanırken, ‘Dün FETÖ yarın  METÖ olmasın’ uyarıları da sürüyor. Onlar şöyle diyor;
“Baskı ve mobbing durumu bizi değil tüm toplumu ilgilendiriyor. Düşünme yetisi elinden alınmış polisi sen sokaklara sürersen sağlıklı hizmet bekleyemezsin. ‘Bunları rahat ettirmemek’ lazım diyen müdürlerin olduğu yerde bu sendikaya ihtiyaç var.”

]]>