Ziraat Odalarından kıtlık uyarısı

03 Ağu 2021
ziraat odalarından kıtlık uyarısı

- Temmuz ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı 4 kata yaklaştı
- Temmuz ayında markette 26, üreticide 17 üründe fiyat artışı; markette 9, üreticide 9 üründe fiyat düşüşü; markette ve üreticide 7 üründe fiyat değişmedi
- Hasat edilen ürün miktarındaki artışlar fiyatların düşmesine neden oldu
- Kuraklığa karşı ciddi önlemler alınmazsa etkileri yıllarca sürer
- Üreticilerimiz kazanırsa, ülkemiz kazanır, toplum kazanır
- Kredi borçlarının yapılandırılması sahadaki gerçeklerle örtüşmeli
- Girdilerdeki fiyat artışları rekor seviyeleri gördü
- Elektrik kesintisi üretimi kesintiye uğratır

Kuraklık ile birlikte büyük rekolte kayıplarının yaşandığını ve gidişatın parayla dahi gıda ithalatı yapılamayacak bir duruma işaret ettiğini kaydeden Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, “Ülkemizde daha önceki yıllarda duyduğumuz “kıtlık” ve “erzak karnesi” gibi kelimeleri kesinlikle unutmamalıyız ve kuraklık yüzünden bunlarla karşılaşmamak için en köklü tedbirleri almakta da asla gecikmemeliyiz” uyarısında bulundu.

Artan kuraklıklar, yükselen döviz kurları, pandemi ile birlikte tüm dünyada artan stok eğilimi ve son olarak tüm ülkeyi saran orman yangınlarının ardından, tarım ve gıda büyük bir risk ile karşı karşıya. Temmuz ayında üretici ve market fiyatları arasındaki fark 4 kata kadar çıkarken, kuraklığın vurduğu alanlarda büyük rekolte kayıpları yaşanıyor. Özellikle son günlerde devam eden orman yangınlarının da etkisi ile artan kuraklığa önlem alınması gerektiğine dikkat çekilirken, aksi durumda Türkiye’nin geçmiş yıllarda yaşadığı kıtlık ve erzak karnesi günlerine geri dönüşün yaşanacağı vurgulandı.

Gıdaya erişim zorlaşacak
Sektördeki gelişmeleri değerlendiren Bayraktar, temmuz ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının 4 kata yaklaştığına işaret ederek, mazot, gübre, tohum gibi girdi fiyatlarının döviz ve gelişmelere bağlı olarak rekor seviyelere yükseldiğini anlattı. “Üretici ülkelerden ucuz buğday, et, süt ve diğer ürünleri temin etme imkânımız bir süre sonra ya kalmayacak ya da yüksek maliyetlerle almak zorunda kalacağız. Bu ülkelerden alım yaptığımızda sadece ürün ithalatı yapmış olmayacağız, ‘gıda enflasyonu’ da ithal etmiş olacağız” ifadelerini kullanan Bayraktar, gerçekleşme ihtimali çok fazla olan bu durumun Türkiye’de birçok insanımızın gıdaya ulaşamaması anlamına geleceğini anlattı.

“Kuraklığa karşı ciddi önlemler alınmazsa etkileri yıllarca sürer”
Dünyada ve ülkemizde kuraklık riskine karşı bilimsel, ciddi ve kalıcı önlemleri şimdiden almazsak ve yeterli üretimi sağlayamazsak kısa zamanda gıda güvencesinden de bahsedemez bir duruma geleceğimizin vurgusunu yapan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üretici ülkelerden ucuz buğday, et, süt ve diğer ürünleri temin etme imkânımız bir süre sonra ya kalmayacak ya da yüksek maliyetlere almak zorunda kalacağız. Bu ülkelerden alım yaptığımızda sadece ürün ithalatı yapmış olmayacağız, ‘gıda enflasyonu’ da ithal etmiş olacağız.

Gerçekleşme ihtimali çok fazla olan bu durum ülkemizdeki birçok insanımızın gıdaya ulaşamaması demektir. Kaldı ki, paramız olsa da bazı ürünlerin ithalatı maalesef mümkün olmayacaktır.

Gündemin ilk sırasına oturan kuraklık bize asla unutmamamız gereken bir gerçeği öğretti; ‘Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz’.

Devam eden pandemi riski sürecine bir de kuraklık riskini eklediğimizde; gelecek yıllarda gıda riskinin çok daha büyük boyutlarda olacağını söyleyebiliriz. Gerekli tedbirleri zamanında almayan ülkeleri önümüzde yıllarda zor günler bekliyor.

Ülkemizde daha önceki yıllarda duyduğumuz “kıtlık” ve “erzak karnesi” gibi kelimeleri kesinlikle unutmamalıyız ve kuraklık yüzünden bunlarla karşılaşmamak için en köklü tedbirleri almakta da asla gecikmemeliyiz.

Pandemi sürecini yaşamaya başladığımız 2020 yılından bu yana, gıda güvenliği endişesi, iklim değişikliği gibi nedenlerle ithalatçı ülkelerin fazla alım yapmaları, ihracatçı ülkelerin ise ihracatlarını kısıtlamaları, durdurmaları veya stoklarını artırmak istemeleri gibi nedenlerle talep yönünde sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durum dünya fiyatlarında yukarı yönlü bir hareketlenmeye sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir.

Diğer yandan buğday, kırmızı mercimek, ayçiçeği, soya, mısır gibi ithal etmek zorunda kaldığımız birçok ürün dikkate alındığında uluslararası piyasalarda yaşanan fiyat hareketlerinin ülkemiz piyasalarını doğrudan etkilediğini söyleyebiliriz. Buna kurdaki olası hareketlenme de eklenince ithal ettiğimiz ürünlerin maliyetleri tüketici fiyatlarını artıracaktır ve yüksek gıda enflasyonu riski devam edecektir.

Şurası da bir gerçektir ki, artan fiyatlardan çoğu zaman yararlanamayan üreticiler aşırı fiyat dalgalanmalarından da olumsuz etkilenecektir. Kuraklığın giderek büyük kayıplara neden olduğu tarımsal üretimde ülkemizin kendi potansiyeline odaklanarak kuraklık riskini avantaja dönüştürme imkânı vardır.”

 

 

paylaş