Emperyalizmin bekçi köpekleri ve Uygur Soykırımı iftirası

08 Nis 2021

Böl, parçala yönet Amerikan emperyalizminin en bildik yöntemlerinden birisidir. Tarih boyunca birçok birliği, devleti ve topluluğu atomlarına ayırarak kendine tabi kılan ABD emperyalizminin bugünlerde görüp görebileceği en büyük düşlerden birisi elbette ki Çin’den parçalar koparılması ve Çin’in mümkün olan en çok parçaya ayrılmasıdır. Emperyalizmin bu bağlamda sarıldığı en meşhur kavram “demokrasi ve insan hakları”dır. ABD emperyalizmi daha yakın zamanda Irak’a demokrasi(!) götürüp ülkeyi fiili olarak üçe bölüp binlerce insanın ölümüne sebep olmuştu. Yanı başımızdaki Suriye’ye 10 yıldır demokrasi ve insan hakları(!) götürmeye çalışan emperyalizmin ülkedeki katliamları sürüyor.

Aşağıda okuyacağınız yazı ise Amerikan emperyalizminin Çin’in Uygur Özerk Bölgesine insan hakları(!) götürme macerası üzerine.

İyi okumalar.

İngilizce'den çeviren: Ozan Eray Gökçin

Yazının aslı: The watchdogs of imperialism and the Uyghur genocide slander / Stephen Gowans

Kanada Parlamentosu 226'ya 0 oyla, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Uygur ve diğer Türk-Müslüman doğumlarını önlemeye yönelik tedbirler uyguladığı ve bu tedbirlerin Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ne göre suç olduğu görüşünü ifade eden bir önergeyi 26 Şubat 2021’de kabul etti.

Gerçek şu ki; Pekin yönetimi, ne Uygur ne de diğer Türk-Müslüman kökenli doğumlarını engellemiyor. Bir Alman antropoloğun bu durumun böyle olduğunu belirttiği ve yaygın bir kanıt olarak gösterilen raporu da bu iddiayla çelişiyor. ABD hükümeti tarafından kurulan ve asıl misyonu komünizmin ve Çin Komünist Partisinin sonunu getirmek olan bir vakıfta görevli olan Adrian Zenz'in hazırladığı bu rapor, Çin aile planlaması politikasının Çinli bütün çiftlerin sahip olunmasına izin verilen çocuk sayısını kısıtladığını ortaya koyuyor. Yani bu politika sadece Uygurlar ve diğer Türk-Müslüman çiftlerin çocuk sahibi olmasını engellemiyor. Dahası, aile büyüklüğü (kaç çocuk sahibi olunacağı) üzerindeki sınırlar açısından, Han Çinli etnik grup (Çin’de çoğunluk olan etnik grup) ve dini ve milli azınlıklar eşittir. Bu nedenle, Çin aile planlaması politikasında ulusal, dini veya etnik bağlantı temelinde hiçbir ayrımcılık yoktur.

Belki de durumlarının savunulamaz olduğunun farkında olan parlamenterler, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasi görüşleri öne sürerek önergelerini desteklemeye çalıştılar.  ABD’nin birbirini takip eden son iki yönetimi "Uygurlar ve diğer Türk Müslümanların Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti tarafından soykırıma maruz bırakıldığı” şeklinde önergelerinin olduğu biliniyor. Kanada parlamentosu, ABD emperyalizmine yakışıksız bir şekilde boyun eğerek Washington'da ifade edilen bir bakış açısını taklit ederek hiçbir kanıta dayanmayan bir önerge oluşturdu.

ABD’de birbirini izleyen son iki yönetim, Çin'i bir rakip olarak tanımladı. Bu nedenle rakibi Çin’e iftira atmak için siyasi hesaplarlar taşıyan nedenleri vardı. Dahası, aşırı saldırgan ABD ordusunu diğer ülkelerden zorla ekonomik ve stratejik tavizler almak için kullanmanın yanı sıra, ABD yönetimleri saldırgan eylemlerini haklı çıkarmak için uzun bir yalan haber siciline sahiptir. Çinlilerin bir soykırım gerçekleştirdiğini "birbirini izleyen iki yönetimin" kabul etmesi, Washington'un; ABD'nin ekonomik, askeri ve siyasi yörüngesine entegre olmayı reddeden devletler hakkında alışılmış yalanlar yaymaya devam etmesinin kanıtıdır. Kosova'daki etnik Arnavutlara karşı Sırpların düzenlediği bir soykırım (emperyalizmin müdehalesi için bir araçtı); Irak'ta gizli kitle imha silahları (nedense hiç bulunamadı); Suriye'deki ılımlı isyancılar (“ılımlılar” masum insanların kafalarını keserken fotoğraf çektirdiler): Bunlar, emperyalist saldırganlık bahanesi olarak sunulan ABD yalanlarının ve iftiralarının buzdağının yalnızca görünen kısmı. Sincan'daki soykırım iddiası bu yalanların en sonuncusu.

Aşağıda bu soykırım iftirasına dört açıdan bakıyorum:
1.Jeostratejik bağlam.
2.Suçlamanın arkasında kim var?
3.Suçlayıcılar soykırımı nasıl tanımlıyor?
4.Kanıt nedir?

Jeostratejik bağlam
2003 yılında, ABD Ulusal İstihbarat eski başkan yardımcısı ve Kabil'de CIA istasyon şefi olan Graham E. Fuller, Johns Hopkins Üniversitesi'nde Paul H. Nitze İleri Düzey Uluslararası Çalışma Okulu için Sincan Sorunu başlıklı bir kitap yazdı. Ortak yazarı, akademisyen S. Frederick Starr'dı.

Fuller ve Starr şunu yazdı:

“Tarihsel kayıt, ülkelerin ve hatta uluslararası kuruluşların belirli insan hakları konularını gündeme getirme kararının genellikle siyasallaştırıldığını ve oldukça seçici olduğunu göstermektedir. Pek çok ülke, genel ikili ilişkilerinin kalitesiyle ters orantılı olarak Çin'deki insan hakları sorunlarına dikkat çekecektir.”

Bugün, 18 yıl sonra, ABD ile Çin arasındaki genel ikili ilişkilerin kalitesinin keskin bir şekilde kötüleştiğini söylemeye gerek yok. Çin, ABD'nin ekonomik ve teknolojik üstünlüğünün zorlu bir rakibi olarak ortaya çıktı ve ABD politikası, Obama yönetiminden başlayarak, Çin'in yükselişini baltalamak isteyen açık bir programa doğru kaydı.

Son günlerde, ABD başkanı Joe Biden, "Amerikan liderliği, Çin'in ABD'ye rakip olmak için artan hırslarını karşılamalı." dedi. Wall Street Journal, Biden’in hedefinin “geleceği belirlemesi beklenen yarı iletkenler, yapay zeka ve geleceğin ekonomisi ve ordusu gibi gelişmelerde Çin'in önünde olmak" olduğunu bildiriyor. Ancak gazeteye göre ABD başkanı, çatışmayı ekonomik temelli çıkar çatışması olarak değil, “demokrasiye karşı otoriter rejim" olarak tasvir etmeyi planlıyor.

Öyleyse, kötüleşen Çin-ABD ilişkisinin temelinde, Washington'un bir değerler çatışması hakkında bir anlatı kattığı ticari bir rekabet yatıyor. Başkan olmadan önce yazdığı bir Dış İlişkiler makalesinde Biden, ABD işletmelerine getirdiği ekonomik zorluklar, ABD'nin yarının endüstrileri üzerindeki hakimiyeti ve ABD'nin teknolojik (ve beraberindeki askeri) üstünlüğü konusunda Çin ile yüzleşme stratejisinin ana hatlarını çizdi. Biden, Çin'e karşı ABD öncülüğünde bir kampanya için destek toplamaya yönelik bir insan hakları anlatısı kullanacağını söyledi.

Fuller ve Starr şöyle devam etmişti: "Amerika’nın gelecekteki bir kriz veya çatışma durumunda Çin’e baskı yapmanın bir yolu olarak ‘Uygur kartını’ oynamaya yönelik kategorik olarak Amerikan istekliliğini dışlamak gerçekçi olmazdı." "Çin’in rakiplerinin çoğu geçmişte Sincan’da aktif politikalar izledi ve Uygur meselesini kendi çıkarları için istismar etti." Neredeyse yirmi yıl sonra Çin, Washington’un dünya sahnesinde üstünlük iddiasına meydan okurken, ABD düşmanlığının artmasıyla, Birleşik Devletler, Uygur kartını oynamaya karar verdi.

Suçlamaların arkasında kim var?

Çin Komünist Partisine karşı düşmanlık besleyen ve ABD'nin küresel üstünlüğünün devam etmesini destekleyen bir ağ içerinde yer alan gruplar ve bireyler, Pekin'e yönelik iftiraların yaratılmasına dahil oluyor. Bu ağın merkezinde Alman antropolog Adrian Zenz var.

Zenz’in Pekin’e muhalefeti dini inançlarından kaynaklanıyor. Köktendinci bir Hıristiyan, komünizmi, feminizmi ve eşcinselliği Tanrı'ya karşı iğrençlikler olarak görüyor. Zenz ayrıca, Çin'de komünist yönetimin sona ermesini sağlamak için ilahi esinli bir görevde olduğuna inanıyor.

Zenz, Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı'nda kıdemli bir üyedir. ABD hükümeti tarafından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk favori dini olan ABD devlet kapitalizmi (ikinci sırada Hıristiyanlık) ile rekabet eden bir ideolojiyi itibarsızlaştırmak için yaratılan vakıf, dünyayı "Marksizmin sahte ümidinden" ve "Komünizmin tiranlığından" (Hitler'in siyasi kariyerinin ana motifi) kurtarmaya çalışıyor. Gelecek nesilleri "Marksist sosyalizm tarihteki en ölümcül ideolojidir" konusunda eğitmek için özellikle bugünlerde, "Komünizm ve sosyalizme karşı olumlu tavırlar Amerika Birleşik Devletleri'nde her zamankinden daha yüksek seviyedeyken" yapmayı kendine görev olarak görüyor.

Zenz ayrıca, misyonu Çin ve Kuzey Kore'ye karşı kamuoyunu şekillendirmek olan şirketler, vakıflar ve varlıklı kişiler tarafından desteklenen anti-komünist bir ekip olan Jamestown Vakfı için Pekin karşıtı raporlar yazdı.

İftiralar arasında, Ulusal Demokrasi Vakfı (UDV) tarafından finanse edilen Dünya Uygur Kongresi de dahil olmak üzere bir dizi Uygur sürgün grubu da yer alıyor. UDV, ilk başkanı CIA'nin eskiden gizlice yaptığını, yani beşinci kol faaliyetlerini güçlendirerek yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırdığını açıkça kabul eden ABD hükümeti tarafından finanse edilen bir vakıftır. UDV, bunu demokrasiyi ve insan haklarını geliştirme adı altında yapıyor. Vakıf, 2004 yılından bu yana Sincan'daki beşinci kol faaliyetlerini finanse ettiği için Twitter'da övünüyor.

Pekin karşıtı iftiraların bir başka propaganda kaynağı da Falun Gong tarikatının gazetesi Epoch Times'tır. Zenz gibi, Falun Gong’un Pekin düşmanlığının kökleri de gerici dini inançlarında yatmaktadır. Tarikat, Tanrı'ya hakaret olarak gördüğü cinsiyet eşitliği, eşcinsellik ve komünizme saldırıyor.

İftiracılar soykırımı nasıl tanımlıyor?

Pekin'i soykırım yapmakla suçlayanlar, şirketler dünyasında tüketicileri ve çalışanları kandırmak için düzenli olarak kullanılan bir hile kullanıyor. Hile, bir kelimeyi, mantıklı bir şekilde ne anlama gelecek şekilde yorumlanacağından başka bir anlama gelecek şekilde yeniden tanımlamaktır.

Eski ABD dışişleri bakanı Mike Pompeo bu hileyi kullandı. Pekin'i, Sincan'ı ve bölgede yaşayan Türkleri daha büyük Çin toplumuna entegre etmeye çalışmakla suçladı. Bu, soykırım tanımına uymasa da, Pompeo, Pekin'in eylemlerini aynı şekilde soykırım olarak nitelendirdi. Foreign Policy dergisine göre, Dışişleri Bakanlığı avukatları Pompeo'ya Pekin'in Sincan'daki eylemlerinin BM sözleşmesinin soykırım tanımına uymadığını söyledi. Gerçeğe saygısı olmayan, hükümet avukatlarının zıt görüşlerine hiç saygısı olmayan Pompeo, buna aldırmadı.

Mevcut ABD dışişleri bakanı Anthony Blinken de Pekin'i soykırımla suçladı. Aynı hileyi kullanan Blinken, Pekin'in Müslüman bir azınlığı yok etmeye çalıştığını iddia etmek için soykırım dışı eylemlere, yani "toplama kamplarında" bir milyon Uygur'a işaret etti. İddia çifte bir aldatmacaydı. Birincisi, Sincan'da Uygur toplama kampları yok. İkincisi, varsa bile toplama kampları soykırım demek değil. Blinken, toplama kamplarının ve soykırımın kutuplar ve kar gibi birlikte olduğunu ve Çin hükümeti ile Komünist Partisinin Nazi dehşetinin çağdaş ifadeleri olduğunu ima etmek için büyük olasılıkla Holokost ile Alman (Nazi) ölüm kampları arasındaki ilişkiden yararlanmaya çalışıyordu.

Toplama kampı iddiasının kaynağı, Pekin’in bir diğer siyasi düşmanı olan Türkiye'deki Uygur ayrılıkçıları tarafından yönetilen İslamcı medyadır.  Bu medya Sincan'ı bir İslam Devleti haline dönüştürmeye çalışan El Kaide bağlantılı cihatçı grup Doğu Türkistan İslami Hareketi (DTİH) için bir platform görevi görmektedir. DTİH, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir terör örgütü olarak değerlendiriliyor - veya Pompeo, Ekim ayında grubu ABD’nin terör örgütleri listesinden çıkarana ve böylelikle sınırlı olan bir engeli ortadan kaldırana kadar öyleydi. Böylece ABD'nin, cihatçılar eliyle, Sincan'ı istikrarsızlaştırma, Çin hükümeti hakkında iftira propagandası yapma ve nihayetinde Çin'in dünya sahnesinde ABD ile rekabet etme yeteneğini zayıflatma projesinin de önü açılmış oldu.

Geçen yılın Temmuz ayında Zenz, Jamestown Vakfı için Uygur doğum oranları üzerine bir makale yazdı; bu, Kanadalı parlamenterlerin Çin'in Sincan'da bir soykırım gerçekleştirdiği iddiasının temeli gibi görünüyor. Zenz'in raporu, soykırım sorununu yalnızca son cümlesinde ve tereddütle gündeme getirdi. Bunun yerine, Jamestown Vakfı editörü, eski bir ABD deniz subayı ve ABD Kongre personeli araştırmacısı olan John Dotson, giriş notunda "Zenz, Sincan'daki ÇKP parti-devlet aygıtının ciddi şekilde meşgul olduğuna dair ikna edici bir vaka sunuyor. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme'de tanımlanan soykırım kriterlerini karşılayan insan hakları ihlalleri var." dedi. Ancak Zenz, yalnızca Çin politikalarının BM sözleşmesine göre "demografik bir soykırım kampanyası" oluşturduğu sonucuna vardı. Elbette, herhangi bir politika, kişinin istediği herhangi bir şekilde karakterize edilebilir, ancak bu konu ile ilgili soru bu değildir, x politikası y olarak karakterize edilebilir mi, peki bu y mi olur? Zenz, Dotson'dan farklı olarak, Çin'in doğum kontrol politikasının soykırım oluşturduğunu söylemeye hazır değildi. Ve bunun için iyi bir neden vardı; çünkü öyle değildi.

Zenz’in makalesi, Pekin'in aile planlaması politikaları ve bunların Sincan'daki Uygur ve Han etnik kökenli doğum oranları üzerindeki etkilerine ilişkin bir raporun temelleri üzerine kurulmuş bir siyasi belgeydi. Dotson’un siyasi gerekçeli yanlış yorumlamasına rağmen raporun gösterdiği şey şunlardı:
    • Daha önce Han etnik kökenli Çinli çiftler en fazla bir çocuk sahibi oluyorken Uygur çiftlere kentsel alanlarda iki, kırsal alanlarda üç çocuğa kadar izin veriliyordu. Aile planlaması kısıtlamaları Uygur çiftlere katı bir şekilde uygulanmadı.
    • Bugün, Han (etnik kökenli) Çinli çiftlerin Uygur çiftlere izin verilen sayıda çocuk sahibi olmalarına izin verilmektedir (kentsel alanlarda iki, kırsal alanlarda üç çocuk).
    • Aile planlaması kısıtlamaları artık katı bir şekilde uygulanmaktadır.
    • Gevşek uygulamadan katı uygulamaya geçişe Uygur kökenlilerin doğum oranındaki düşüş eşlik etti.

Zenz'in raporu, aile planlaması politikalarının uygulanmasına rağmen Uygur nüfusunun artmaya devam ettiğini gösterdi; Uygur çiftlerin çocuk sahibi olmaları engellenmiyor, (sadece sahip olabilecekleri çocuk sayısı sınırlı); ve aile planlaması kuralları Han Çinlileri için de aynı şekilde geçerlidir.

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme'nin II. Maddesi şöyledir:
Bu Sözleşmede soykırım, ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle işlenen aşağıdaki eylemlerden herhangi biri anlamına gelir:
    • Grubun üyelerini öldürmek;
    • Grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek;
    • Grubun fiziksel yıkımını tamamen veya kısmen meydana getireceği hesaplanan yaşam koşullarını kasıtlı olarak uygulamak;
    • Grup içinde doğumları önlemeye yönelik tedbirler almak;
    • Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba nakletmek.

Konuyla ilgili husus, grup içinde doğumları önlemeye yönelik tedbirlerin dayatılması olan dördüncü maddedir. Çin aile planlaması politikası Uygur nüfusu içindeki doğumları engellemiyor; yalnızca onları kısıtlar ve kısıtlama ayrımcı değildir; tüm gruplar için eşit olarak geçerlidir.

Kanıt nedir?
ABD Dışişleri Bakanlığı avukatları, Pompeo'ya Sincan'da soykırım kanıtı olmadığını söyledi. Gördüğümüz gibi, bu, bir zamanlar CIA yöneticisi olarak “yalan söyledik, aldattık ve çaldık” diye övünen Pompeo'yu suçlama yapmaktan alıkoymadı. Çıkarlarını ilerletmek için ABD devletinin yalanlar uydurma geleneğini sürdürerek soykırımın tanımını değiştirdi.

Kanada’nın BM temsilcisi Bob Rae, Çin’i soykırım yapmakla suçladı ve ardından bunun doğru olduğunu kanıtlamak için çaba gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Canada’s Globe and Mail'de köşe yazarı olan John Ibbitson, Çin hükümetinin Sincan'daki eylemlerinin BM'nin soykırım tanımına uymadığını, ancak Pekin'in aynı şekilde bir soykırım gerçekleştirmekte olduğunu iddia etti.

Emperyalizmin bekçi köpekleri
Amerika Birleşik Devletleri ekonomik, askeri ve teknolojik üstünlüğünü korumak için Çin'e karşı bir ekonomik ve istihbarat savaşı veriyor. Washington, Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası diktatörlüğünü korumak için kendi vatandaşlarını, müttefiklerini ve ilerici halkları propagandasına ortak etmeye çalışıyor. Çin'in uluslararası alanda barışçıl yükselişini bu yöntemlerle durdurmaya çalışıyor.

Çinli yetkililerin koronavirüsün yayılmasını gizlediği suçlamalarından Pekin yönetimine karşı halk muhalefetini canlandırmaya ve ekonomik ve askeri gözdağı vermeye yönelik halk desteğini seferber etmek için Çin'e her türlü iftira atıldı. Müslümanların toplama kamplarına gömülmeleri, zorunlu çalıştırılmaları ve soykırımı hakkındaki iftiralar ile başlayan silsile Pekin'in Hong Kong'daki bir devlet-iki sistem anlaşmasını ihlal ettiğini iddialarıyla devam etti. Ayrıca ABD, Pekin'in Tayvan ile yeniden birleşerek ülkeyi yeniden tek parça haline getirme çabalarını 1950'de Yedinci Filo’nun bölgeye gelişiyle engellemişti. Bu durum da aslında Tayvan adlı bağımsız bir ülkeye karşı saldırı eylemiydi.

Pekin yönetimine iftira atması için Adrian Zenz'e bir platform sağlayan Democracy Now!/Demokrasi Şimdi! adlı platformdan Kanada'daki Yeni Demokrat ve Yeşil partilere bu sözde ilerici güçler Sincan’da yaşananın bir soykırım olduğunda birleştiler. Yani bu sözde ilerici parti ve platformlar Çin’in yükselmesiyle tehlikeye giren Batılı şirketler, yatırımcılar ve bankerlerin çıkarlarını korumak ve kollamak adına bir araya geldiler.

Komünizm, uluslararası çekişme/rekabet ve ilerici (görünen) güçlerin ihaneti hakkında tecrübeli ve bilgili olan Lenin, bugünün Demokrasi Şimdi, Yeşiller ve Yeni Demokratlar gibi partilerin öncülleri olanları, zamanında emperyalizmin bekçi köpekleri olarak tanımlamıştı. Lenin’in sözleri şimdi zamanın koridorlarında yankılanıyor.

paylaş