Yeni dünya düzenine doğru mu?

25 Nis 2020

İngilizce'den çeviren: Ozan Eray Gökçin
Yazının orjinali: Globalresearch

Koronavirüs salgını bütün dünyada hayatı altüst etti. Ekonominin çarklarını ve sosyal yaşamı durdurdu. Emperyalist-kapitalist sistem ve bu sistemin yürütücüsü hükümetler gerekli önlemlerin alınıp ekonomik ve sosyal hayatın devam etmesinden öte; toptan sokağa çıkmayı yasaklayıcı bir yönteme başvurdular. Bu da bir önleyici tedbir olarak düşünülebilir ama dünya halkları ve işçi sınıfı çok iyi biliyor ki, emperyalist kapitalist sistem her krizi fırsata çevirme konusunda ustadır. İşte Michel Chossudovsky Koronavirüse bu noktadan yaklaşıyor.

Nasıl ki ABD emperyalizmi 11 Eylül’ü fırsata çevirdiyse; nasıl ki Erdoğan yönetimi 15 Temmuz ABD-FETÖ darbe girişimini fırsata çevirdiyse, emperyalist-kapitalist sistem de Koronavirüs salgınını fırsata çeviriyor. Bu krizi egemenliğini mutlak egemen hâle getirmek için kullanıyor.

Michel Chossudovsky yazısında buna dair politikaları ve yaklaşımları göz önüne seriyor. Krizi okumaya çalışan aydınları, farklı bir açıdan bakmaya çağırıyor.  

Yeni Dünya Düzenine Doğru Mu? Küresel Borç Krizi ve Devletin Özelleştirilmesi
Dünyada başlayan küresel işsizlik, iflas ve çaresizlik için pandemi bir hızlandırıcı görevi mi görüyor?

Şu anda küresel olarak mücadele edilmesi gereken bir sağlık krizi mevcut ve bu, bütün dünyanın bir numaralı önceliği.

Fakat bunun yanında çok önemli olan ve mutlaka tartışılması gereken bir sorun daha var. Milyonlarca insan işini ve hayatı boyunca biriktirdiği birikimlerini kaybetti. Gelişmekte olan ülkelerde fakirlik ve umutsuzluk geleceğimizi esir almış durumda.

Sokağa çıkma yasağı sağlıklı bir uygulama gibi duruyor; fakat sokağa çıkma yasaklarının sosyal ve ekonomik yıkıcılığı çoğu zaman göz ardı ediliyor.

Yönetenler tarafından söylenmeyen bir gerçek var: Koronavirüs finansal çıkarların sadece bir aracı, yozlaşmış yöneteciler virüsü bütün dünyayı işsizlik, iflas ve sefalete sürükleme aracı olarak kullanılıyor.

Bu gerçeğin resmidir. Yoksulluk dünya genelinde artıyor. Kıtlıklar üçüncü dünya ülkelerinde çok arttı. Dünyanın en zengin ülkesi ABD’de “Milyonlarca çaresiz Amerikalı, sadaka için uzun kuyruklarda bekliyor. Geçen birkaç haftada yemek yardımı ve işsizlik parası için kilometrelerce uzunlukta sıralar oluşmuş durumda.”

Hindistan’da “Yemek yok, gecekondu mahalleleri dışarı çıkmak için çok korkutucu bir hâle geldi. Buralarda insanların eve giderken veya sokak köşesinde saldırıya uğrama olasılıkları var. Bu yazının yazıldığı gün Hindistan’da 106 kişi Koronavirüsten öldü; fakat Hindistan’da hergün 3.000 çocuk açlıktan ölüyor”

Mumbay’dan, Delhi’den New York’a bunun adı “Yoksulluğun Küreselleşmesi”dir.

Üretim durma noktasına geldi.

Asya’da ve Afrika’da açlık, ABD’de kıtlık var.

Şu an bütün ülkeler üçüncü dünya ülkesidir. Bu, sözüm ona “Gelişmiş, yüksek gelirli ülkelerin” üçüncü dünya ülkelerine dönüşme sürecidir.

Peki İtalya’da durum nasıl?
İnsanların gıdaları tükenme noktasında. Guardian gazetesinin haberine göre karantina altında bulunan dar gelirli ailelere ücretsiz yemek dağıtımını hükümetin yapması gerekirken mafyalar yapmakta ve bu sayede mafya yerel destek kazanmakta.

Kriz, Covid-19’a karşı gelişen panik ve korku ile ekonomik manipülasyonun çok ustaca birleştirilmesi ile ortaya çıktı.

İlk olarak gelişmekte olan ülkelerde neler olduğuna bakalım.

Gelişmekte olan ülkeler: İMF’nin Ekonomik Hapları ve Yoksulluğun Küreselleşmesi
Koronavirüs krizi daha büyük bir makro-ekonomik projenin bir parçası olabilir mi?

İlk olarak biraz tarihsel arka plana bakmakta fayda var.

On yıldan fazla bir zamandır İMF-Dünya Bankası ikilisinin Afrika, Asya, Latin Amerika, Doğu Avrupa ve Balkanlar’da oluşturduğu etkiler üzerine saha araştırması yapmaktayım.

1980’lerin başlarında, borç batağına saplanmış durumda olan gelişmekte olan ülkelere “güçlü bir ekonomik ilaç” olarak “Yapısal Uyum Programı” dayatıldı.

1992 ve 1995 yılları arasında Hindistan, Bangladeş ve Vientam’da saha araştırmaları yaptım ve araştırmalarımı tamamlamak için Latin Amerika’ya döndüm. Ziyaret ettiğim bütün ülkelerde; Kenya, Nijerya, Fas ve Filipinler dahil olmak üzere, aynı ekonomik manipülasyonu ve ABD merkezli kurumların aynı politik girişimlerini gördüm. Hindistan’da, İMF reformları sonucunda milyonlarca insan açlığa, sefalete sürüklendi. Vietnam’da, dünyanın en verimli pirinç üreten ekonomisinde, fiyat düzenlemelerinin kaldırılması ve tahıl piyasasının serbestleştirilmesi sonucunda yerel düzeylerde kıtlıklar yoğun şekilde görüldü.

Doların hegemonyası dayatıldı. Dolar bazlı borçlanma yüzünden gelişmekte olan ülkelerin parasal sistemleri “dolarize” oldu.

Büyük tasarruf tedbirleri yüzünden gerçek ücretler çöktü. Kapsamlı özelleştirme programları dayatıldı. Kredi vericiler adına uygulanan bu ölümcül ekonomik reformlar ekonominin çökmesine, yoksulluğa ve kitlesel işsizliklere neden oldu.

Nijerya’da 1980’lerde başlayan halk sağlığı sistemi tamamen kapatıldı. Devlet hastaneleri iflasa sürüklendi. Bu şekilde halk sağlığı İMF ve Dünya Bankası’nın aracılığıyla yok edildi.

Yapısal Programdan Küresel Programa Geçiş
Bugün yoksulluğa ve ekonomik çöküşe neden olan temeller çok karmaşık bir durumda.

Devam eden 2020 ekonomik krizi Covid-19 krizi ile bağlantılı: İMF-Dünya Bankası’nın yapısal uyum programları için ulusal hükümetler ile pazarlık etmesine gerek bile yok. Covid-19 krizinin altında dünya ekonomik sistemininin “Küresel Program”a geçişi bulunuyor. Bu Küresel Program ise daha çok iflasın, işsizliğin, yoksulluğun ve umutsuzluğun geçiş aşamasıdır.

Peki nasıl uygulanıyor? Sokağa çıkma yasakları ulusal hükümetler tarafından Covid-19 salgınına karşı çözüm olarak gösteriliyor. Bu siyasi bir fikir birliği hâline geldi ve ekonomik ve sosyal sonuçları göz ardı edildi.

Etkileri incelemeye gerek yok. Yozlaşmış ulusal hükümetler sokağa çıkma yasağı uygulatmak için baskı kuruyor.

Yarı zamanlı ya da tam zamanlı olarak sokağa çıkma yasakları DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) kılavuzları ile uygulandı. Tabii ticaret ve göç gibi diğer durumlar da yasağa dahil edilidi.

Güçlü ekonomik kurumlar ve Wall Street, Big Pharma, Dünya Ekonomik Forumu ile Bill ve Melinda Gates Vakfı gibi lobi grupları DSÖ’nün karar alma sürecine dahil olarak Covid-19 pandemisine karşı yapılacaklar listesine etki etti.

Ticarete ve uçak yolculuklarına kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalar ile Mart başından beridir ulusal ekonomiler çöküşe geçti. Dünya çapında birçok ülke bu kısıtlamalardan etkilendi.

Bu gösterilmeyen bir dünya tarihi. Neden yüksek mevkilerdeki liderler bu yaşananlara karşı önlem almadı? Sonuçlar ortada.

Bu ekonomik kapatma operasyonu ile üretim, üretilen malların ve servislerin tedarik zinciri, yatırım aktiviteleri, ithalat ve ihracat, toptan ve parekende ticaret, tüketici harcamaları, okulların kapanması, araştırma kuruluşları vb. bütün kurumlar etkilendi.

Bu ekonomik kapatma aynı zamanda küçük ve orta ölçekli işletmeler için iflas, kitlesel işsizlik, alım gücünün çökmesi ile geniş çapta yoksulluk ve kıtlığa yol açtı.

Peki küresel ekonomiyi tekrar şekillendirmenin amacı nedir? Sonuçları nedir? Kime faydası var?

  • Zenginliğin ve şirket sermayesinin geniş çapta toplanması
  • Bütün hizmet, tarım ve üretim gibi önemli ekonomik alanlarda çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerin çökmesi
  • İflas eden firmalara yardım adı altında el konulması
  • İşçi haklarının kısıtlanması, işgücü piyasasının istikrarsızlaştırılması
  • Kitlesel işsizlik
  • İşçi maaşlarının gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde şiddetli bir şekilde düşmesi
  • Dış borçların artması
  • Özelleştirilmelerin artması ve desteklenmesi

Hiç şüphesiz ki, küresel uyum operasyonu İMF ve Dünya Bankası’nın ulusal düzeyde uyguladığı uyum projelerinden çok daha etkili.

Bu tam anlamıyla neoliberalizmdir.

Hiç şühesiz ki, Covid-19 krizi, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün yoksulluğa sürüklenmesinde büyük rol oynamıştır.

Ve tahmin edin kurtarmaya kim gelecek? Tabi ki İMF ve Dünya Bankası!

İMF Genel Müdürü Kristinalina Georgieva ekonomik çöküşünün nedenlerine hiç değinmeden ekonominin durma noktasına geldiğini söyledi.

Georgieva konuşmasında “DSÖ insanların sağlığını korumakla yükümlüdür, biz de İMF olarak dünya ekonomisinin sağlığını korumakla yükümlüyüz” dedi.

Peki Georgieva “dünya ekonomisini korumak” derken ne demek istiyor?

Ulusal ekonomilerin büyümesi mi?

Georgieva’nın elindeki sihirli değnek ne?

Güvendiği şey şu; “1 trilyon dolarlık borç kapasitesine güveniyoruz”

İlk görüşte çok cömertçe görünüyor, çok yüksek bir meblağ. Fakat son tahlilde bu aslında “sahte para”dır. Bu, şu anlama geliyor; “Size borç para vereceğiz ve siz, size verdiğimiz parayı bize geri ödemek için kullanacaksınız.”

Asıl amaç dolar bazlı dış borcun yükselmesi.

İMF bu konuda açık. Verdiği parayı geri istiyor. Yani zaten yüksek olan dolar borcunu daha da arttırarak dolara bağımlılığı artırıp ekonomileri kendine bağlamak istiyor.

Paranın nasıl harcanacağına karışmıyor, fakat bu para borçlanmayı arttıracak ve geri ödeme gerektirecek.

Devletler şimdiden deli gömleğinin içinde. Ve gerçeği söylemek gerekirse kredi sağlayıcılarının taleplerini kabul etmiş durumdalar.

Bu küresel çapta uygulanan bir neoliberal çözüm. Gerçek ekonomik iyileştirme yok, dünya çapında daha çok açlık ve işsizlik var. Çözüm sorun hâline geliyor. “Çözüm” yeni borç krizleri çıkarmak.

Ve gelişmekte olan ülkelere ne kadar borç verirsen, o kadar rahat bir şekilde politik baskı kurarsın. İşte bu “Başarısız Amerikan İmparatorluğu”nun gerçek amacıdır.

Konuşulmayan gerçek şudur: Bir trilyon dolar ve Bretton Woods kurumları (İMF, Dünya Bankası vs.) dış borçları arttırmaya çalışıyor.

Son gelişmelerde, G20 zirvesinde ekonomi bakanları dünyanın en fakir ülkeleri için borçların geri ödenmesi yükümlülüğünü kaldırdı. Borçları iptal etmediler. Çünkü tam tersine amaçları bir borç batağı yaratmak.

Gelişmekte olan ülkelerin İMF ve Dünya Bankası’nın bu “kurtarma operasyonu”na karşı sağlam bir duruş göstermeleri çok önemli.

Gelişmekte Olan Ülkelerde Küresel Borç Krizleri
Bu beklenmedik mali kriz yüzünden bütün hükümetler güç kaybetti. Yüksek işsizlik yüzünden gelişmiş ülkelerde toplanan gelir vergisi düştü. Geçen iki ay içinde ulusal hükümetlerin borçları çok yükseldi.

Kreditörleri, Batı hükümetleri ve siyasi partileri üzerlerindeki etkilerini arttırdı.

Bütün hükümetler gırtlaklarına kadar borca battılar. Borçlar geri ödenemez durumda. ABD’de federal borç düzeyi toplam bütçenin yüzde 26’sına ulaştı ve 984 milyar dolar seviyesini gördü ki bu son yedi yıl içindeki en yüksek rakam. Ve bu sadece bir başlangıç

Batı ülkelerinde kamu borcu inanılmaz boyutlara ulaştı. Bu borçlar banka kurtarma paketleri, bağış paketleri ve işsizler için sosyal yardım paketleri için kullanıldı. Kurtarma paketleri 2008 ekonomik krizinde olduğu gibi kullanılmak istendi ama çok daha büyük ölçekli olarak.

Devletin Özelleştirilmesi
Bu kriz en sonunda devletin özelleştirilmesine evrilecek. Ulusal hükümetler bu verilen borçların altında ezilecekler.

Bu dağ gibi birikmiş borçlar en sonunda fiilen bütün bir devlet yapısının özelleştirilmesini beraberinde getirecek. Farklı ülkelerde, farklı seviyede hükümetler güçlü finansal lobilerin denetimi altına girecek. Bununla beraber seçmenlerin çıkarlarını koruyan ”bağımsız hükümet” kurmacası devam edecek.

Özelleştirmeye uğrayacak ilk hükümet grubu belediyeler olacak. Amerikan dolar milyarderleri şehirleri olduğu gibi satın alacaklar.

Birçok şehir daha şimdiden iflasın eşiğinde. Elbette bu yeni bir şey değil.

15 Nisan 2020 tarihinde Le Devoir gazetesine konuşan Vancouver şehri belediye başkanı şehrin tamamen özelleştirilmesinden korktuğunu belirtiyor.

Amerika’nın en büyük şehirlerinde insanlar vergilerini ödemeyi bile başaramıyorlar. New York şehrinin 2019 yılı borcu 91,56 milyar dolara fırlamış durumda ki bu 2000 yılından beri yüzde 132 artış demek. Kişisel borçlar da aynı şekilde hızla yükselmiş durumda.

“ABD halkı toplam 1 trilyon dolarlık bir kredi borcuna sahip” ABD ise hâlâ kredi kartlarının kredi oranlarını düşürmemekte ısrar ediyor.

Yeni Dünya Düzeni?
Karantina ekonomisi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulusal ekonomilerini gerçek anlamda yok ediyor.

Bütün ekonomileri istikrarsızlaştırıyor. Okullar dahil olmak üzere sosyal yapıları parçalıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri iflasa sürüklüyor.

Bizi nasıl bir dünya bekliyor?

Henry Kissinger’ın önerdiği gibi şeytani bir “Yeni dünya düzeni” mi?

“Koronavirüs pandemisi dünya düzenini tamamen değiştirecek”

Kissinger 1974’te şöyle demişti; “ABD’nin üçünücü dünya ülkelerine yönelik bir numaralı dış politikası nüfus azalttırma olmalıdır”

Siyasi anlamı çok geniş ve kapsamlı.

Bu kriz ile birlikte nasıl bir hükümet türü ortaya çıkacak?

Korona Krizi Konusunda Yapılan Yorumları Özetleme
Krizin doğasını anlama noktasında birçok yanlış anlaşılma var.

Bazı ilerici aydınlar bu krizi neoliberalizmin bir yenilgisi olarak görüyor. “Yeni başlangıçlara gebe” diyorlar.

Bazı insanlar bunu “Potansiyel bir dönüm noktası” olarak görüyor. Karantina ekonomileri ile “sosyalizmin inşası” veya “sosyal demokrasinin yeniden canlanması” ihtimalini öne çıkarıyorlar.

Fakat kanıtlar gösteriyor ki neoliberalizm yenilmedi. Aksine daha da güçlendi.

Küresel kapitalizm kontrolü bir noktada topladı. Korku ve panik üstün geldi. Devletler özelleştirilmeye başlandı. Eğilim daha otoriter hükümetler kurulması yönünde.

İşte asıl tartışılması gereken konu budur.

Küresel kapitalizmin güç yapısıyla ve onun askerî makinesi olan ABD-NATO ile gerçekleşecek olan tarihî yüzleşme fırsatımız karantinadan uyandığımızda bizi bekliyor olacak.

paylaş